<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/atesin-cazibesi-85419</guid>
            <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ateşin cazibesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gümüşsuyu’nun etkileyici manzarası eşliğinde misafirlerini ağırlayan ‘<em>Mesai’</em>, paylaşmaya uygun tabakları ve samimi sofra anlayışıyla öne çıkıyor. Klasik tatların özünü korurken onları rafine dokunuşlarla bugüne taşıyan Şef <strong>Ali Karababa</strong> ile mekanın ruhunu ve yeniliklerini konuştuk.</p>
<p><strong>Yeni menüyü hazırlarken nasıl bir mutfak kimliği oluşturmak istediniz?</strong></p>
<p>Öncelikli hedefimiz samimi, ulaşılabilir ve kaliteli bir mutfak kimliği oluşturmaktı. Mevsimsel ve taze ürünleri merkeze alarak herkesin aşina olduğu lezzetleri modern dokunuşlarla yeniden yorumladık. Her tabağın lezzeti ve sunumuyla sıcak, özenli ve akılda kalıcı bir deneyim yaşatmasını istedik. ‘<em>Mesai’</em>nin mutfağını kaliteli malzemeye saygı duyan, sürdürülebilirliği önemseyen ve misafirlerini her ziyarette aynı özenle karşılayan bir anlayış üzerine kurduk.</p>
<p><strong>Menüyü “ateş merkezli, sade ve samimi” olarak tanımlıyorsunuz. Ateş, yalnızca bir pişirme yöntemi mi, yoksa lezzet dilinizin de belirleyici unsuru mu?</strong></p>
<p>Ateş, bizim için yalnızca bir pişirme tekniği değil, mutfağımızın karakterini belirleyen temel unsur. Geleneksel Türk mutfağını modern şehir hayatının ritmiyle buluşturan özel bir ocakbaşı deneyimi sunuyoruz. Mesai Kebap, alinazik ve kuzu şiş favorilerimiz arasında. Klasiklere saygı duyuyoruz; Adana kebabı, şiş ya da haydari zaten mükemmele çok yakın lezzetler. Bu nedenle gereğinden fazla müdahale etmek yerine malzemeye, pişirme tekniğine ve dengeye odaklanıyoruz. Günlük üretim, doğru kesim, doğru ısı ve net tatlar… Farkımız, bağırmayan ama akılda kalan lezzetlerde ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Geleneksel Türk mutfağı ile ocakbaşı kültürünü çağdaş bir bakışla yorumlarken özgün lezzeti nasıl koruyorsunuz</strong>?</p>
<p>Geleneksel Türk mutfağı ve ocakbaşı kültürü çok güçlü bir mirasa sahip. Biz bu mirası günümüzün beklentileriyle yeniden yorumlarken ürünün özüne ve tariflerin ruhuna sadık kalıyoruz. Malzemenin kalitesi, doğru pişirme teknikleri ve ateşin kontrollü kullanımı, özgün lezzeti korumamızın temelini oluşturuyor. Böylece ocakbaşı kültürünün sıcaklığını yaşatırken bugünün damak zevkine hitap eden zamansız bir mutfak anlayışı ortaya koyuyoruz.</p>
<p><strong>Yemekleri mezelerden kebaplara kadar paylaşım esasına göre kurguladınız. Bu sofra anlayışı buradaki deneyimi nasıl şekillendiriyor?</strong></p>
<p>Paylaşım kültürü, Türk mutfağının ve ocakbaşı geleneğinin en önemli parçalarından biri. Biz de <em>‘Mesai’</em>de bu kültürü modern bir yorumla yaşatıyoruz. İyi bir yemeğin yalnızca tabaktaki lezzetten değil, etrafında kurulan sohbetten ve paylaşılan anlardan beslendiğine inanıyoruz. Bu anlayış, deneyimi daha sıcak ve sosyal hâle getiriyor. ‘<em>Mesai’</em>nin eşsiz Boğaz manzarasına sahip terası da insanların bir araya geldiği, sohbetin ve paylaşımın lezzetle buluştuğu bir mekân sunuyor.</p>
<p><strong>Atom kokoreç, trüflü biber borani ve pastırmalı humus gibi tabaklarda klasik tariflerle yenilikçi dokunuşlar arasındaki dengeyi nasıl kurdunuz?</strong></p>
<p>Yenilik, bizim için geleneksel tariflerin önüne geçmek değil, onları doğru dokunuşlarla zenginleştirmek anlamına geliyor. Çıkış noktamız her zaman klasik tarifin karakterini korumak. Misafir ilk lokmada bildiği ve sevdiği lezzeti almalı, ardından küçük ama etkili bir dokunuşla farklı bir deneyim yaşamalı. Trüf, pastırma ya da farklı pişirme teknikleri yalnızca dikkat çekmek için değil, ana lezzeti desteklemek ve ona derinlik katmak için kullanılıyor. Gereksiz karmaşıklıktan uzak durarak tanıdık tatları daha rafine ve çağdaş bir yorumla sunuyoruz.</p>
<p><strong>Minimum israf ve dengeli porsiyonlama ilkelerini mutfağın günlük işleyişine nasıl yansıtıyorsunuz?</strong></p>
<p>Her ürünün mümkün olduğunca verimli değerlendirilmesini hedefliyoruz. Malzemelerin farklı bölümlerini çeşitli tariflerde kullanıyor, üretimi günlük ihtiyaca göre planlıyor ve doğru stok yönetimiyle gereksiz kayıpların önüne geçiyoruz. Porsiyonlamada ise misafirin doyurucu ancak gereğinden fazla olmayan bir deneyim yaşamasını önemsiyoruz. Paylaşım odaklı menümüz, sofraya farklı lezzetlerin dengeli biçimde gelmesini sağlarken gıda israfını da azaltıyor. Sürdürülebilirliği; doğru ürün seçimi, bilinçli üretim ve dengeli porsiyonlarla tabağa kadar ulaşan bütüncül bir yaklaşım olarak görüyoruz.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/atesin-cazibesi-85419</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/1/9/1280x720/atesin-cazibesi-1786688154.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Mesai’, geleneksel ocakbaşı kültürünü Boğaz manzarasıyla eşleştirerek, modern şehir hayatının ritmiyle buluşturuyor. Mekanın şefi Ali Karababa, “İyi bir yemek, yalnızca tabaktaki lezzetten değil, etrafında kurulan sohbetten de beslenir” diyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sessizlik-ve-gosterisin-dansi-mercedes-maybach-gls-680-85418</guid>
            <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SESSİZLİK VE GÖSTERİŞİN DANSI Mercedes-Maybach GLS 680</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Otomotiv dünyasında 37 yılı devirmiş bir gazeteci olarak, lüksün tanımının nasıl evrildiğine bizzat tanıklık ettim. Eskiden lüks; kalın bir halı, buram buram kokan bir deri ve kaputun altındaki o devasa, titreşimsiz motorun varlığıydı. Bugün ise lüks, iki farklı kutbu çekmek için savaş veriyor: Bir yanda ‘Old Money’ dediğimiz, miras, zanaat, gizlilik ve ‘stealth wealth’ arayan kitle... Diğer yanda ise ‘New Money’; görünürlük, hiper-kişiselleştirme, keskin teknoloji ve anlık haz peşinde koşan yeni nesil elitler…</p>
<p>Otomotiv endüstrisinin en tepe noktası olan ultra-lüks segmenti, bu iki zıt talebi aynı potada eritmek zorunda. Stuttgart’ın geçen ay örtüsünü kaldırdığı yeni Mercedes-Maybach GLS, işte bu sosyoloji dersinin tekerlekler üzerindeki en kusursuz örneği. Otomobilin 140., Maybach markasının ise 105. yılına ithafen sunulan bu yeni ‘kozmos’, Wilhelm Maybach’ın “En iyinin en iyisini yaratmak” felsefesini, 21. yüzyılın dijital sahnesine taşıyor.</p>
<p>Şimdi, bu devasa SUV’nin kapılarını aralayalım ve lüksün iki farklı yüzünün bu araçta nasıl uzlaştığına yakından bakalım...</p>
<p><strong>ZANAATİN MİRASI</strong></p>
<p>Eski nesil lüks tüketicisi için otomobil, dış dünyanın kaosundan kaçılan bir ‘sığınak’tı. Onlar için gösteriş değil, ‘mahremiyet ve huzur’ esastı. Maybach GLS’in bu kitleye verdiği cevap, mühendisliğin ve el işçiliğinin zirvesinde yatıyor.</p>
<p>Araçtan içeri adım attığınızda, Sindelfingen’deki Manufaktur atölyesinde tek bir zanaatkar tarafından, tam 20 farklı deri parçasının kusursuzca dikilmesiyle oluşturulan tavan döşemesiyle karşılaşıyorsunuz. Bu, seri üretimin reddiyesi; sadece ‘bilenin, bileceği’ bir detay...</p>
<p>Maybach’ın ‘Old Money’ ruhunu en iyi yansıtan detay ise dışarıda gizli: 23 inçlik dövme jantların tam ortasında duran Mercedes-Benz yıldızı. Bu yıldız, tekerlek dönerken bile yerçekimini kullanan hassas bir bilyalı rulman mekanizması sayesinde daima dik, yani ‘pusula gibi kuzeyi’ göstererek duruyor. Bu, sıradan bir mühendislik detayı değil, statik bir sanat eseri.</p>
<p>Ayrıca yeni GLS, NVH kabin içi sessizliği bir takıntı haline getirmiş. Motor kapağındaki özel ağır matlar, şanzıman tünelindeki dokumasız yalıtım malzemeleri ve gövde boşluklarındaki akustik köpükler; dış dünyayı tamamen siliyor. Kaputun altındaki yeni nesil, elektrikli destekli V8 BiTurbo M177 EVO motor ve 48V ISG 2.0 hafif hibrit sistemi, 450 kW 612 beygir gücünü ve 850 Nm maksimum torku tekerleklere aktarırken drama yaratmıyor. Eski zenginliğin istediği şey tam olarak bu; dramasız, yorulmayan ve hissettirmeden akan bir güç… Arka koltukta, ilk kez baldırlara kadar uzanan yeni nesil masaj koltuklarında, 90 saniyede bir yenilenen iyonize edilmiş kabin havasını solurken, zamanın durduğunu hissediyorsunuz.</p>
<p>Diğer tarafta ise teknoloji devrimini yaratan, kripto paralarla, yapay zeka girişimleriyle veya modern finansla servet inşa eden ‘New Money’ kitlesi var. Onlar için araç, bir statü beyanı, bir mobil ofis ve bir eğlence merkezi... Görünür olmayı ve teknolojinin en son nimetlerini kullanmayı bir hak olarak görüyorlar...</p>
<p>Yeni Maybach GLS, bu kitleye “Ben buradayım” deme cesaretini de sunuyor. İlk kez panjur çerçevesinin içine gizlenmiş Maybach yazısı ve opsiyonel olarak aydınlatılan kaput üzerindeki dik Mercedes yıldızı, otelin vale parkurunda bir mücevher gibi parlamak için tasarlanmış. ‘Night Series’ paketiyle gelen karartılmış krom detaylar ve obsidyen siyahı dış renkler, daha asi, daha genç ve daha dinamik bir milyarder profiline hitap ediyor.</p>
<p><strong>TEKNOLOJİ İŞTAHI</strong></p>
<p>İçerideki dijital gösteri ise; MBUX Superscreen, rose-gold kadranlarla bir mücevher kutusunu andırırken, sistemin kalbinde ChatGPT ve Google Gemini altyapılı, bağlamsal diyaloglar kurabilen bir Yapay Zeka asistanı atıyor. Arka koltuktaki 11.6 inçlik ekranlardan video konferansınızı yaparken, 19 derecelik optimum bir açıyla yerleştirilmiş yeni ve geniş kablosuz şarj pedine iki telefonunuzu aynı anda bırakabiliyorsunuz.</p>
<p>Daha da önemlisi, yeni MB.Drive Assist Pro sistemi… Şoför kullanmak istemeyen ancak trafiğin kaosunda direksiyonla da uğraşmak istemeyen yeni nesil elitler için, araç şehir içi noktalı sürüşlerde SAE Seviye 2 devreye giriyor ve navigasyonla entegre bir şekilde sizi A noktasından B noktasına götürüyor. Maybach, teknolojiyi sadece bir ‘oyuncak’ olarak değil, sahibine zaman kazandıran bir ‘kişisel asistan’ olarak sunuyor.</p>
<p>Bir otomotiv uzmanı olarak yıllar içinde gördüğüm en büyük zorluk; geleneksel ile moderni aynı araçta eritmek... Genelde biri diğerine galip gelir. Ancak yeni Maybach GLS, Alabama, Tuscaloosa’daki özel üretim bandında, Almanya’da eğitim almış usta zanaatkarların elinden çıkarken bu dengeyi kusursuz şekilde yakalıyor.</p>
<p>Elektrikli olarak açılan basamakları düşünün… Kapıyı açtığınızda bir saniyeden kısa sürede zarafetle dışarı süzülüyor, yere bir Maybach deseni yansıtıyor ve kapıyı kapattığınızda sessizce yuvasına çekiliyor. Bu, "New Money"nin sevdiği teatral bir karşılama töreni olduğu kadar, ‘Old Money’in takdir edeceği incelikle tasarlanmış bir nezaket gösterisi... Aynı şey, virajlara 3 dereceye kadar yatarak giren ve yan kuvvetleri sıfıra indiren E-Active Body Control suspansiyon sistemi için de geçerli. Bulut tabanlı verilerle yolu saniyede 1000 kez okuyan bir yapay zeka, size ‘sihirli, uçan halı’ konforunu yaşatıyor.</p>
<p>Yeni Mercedes-Maybach GLS, tekerlekleri üzerinde bir ‘kozmos’… Bugüne kadar karşılaştığım sayısız ultra-lüks araçlar arasında Maybach’ın bu yeni nesilde başardığı şey, müşterinin kimliğine bakmaksızın ona seçme özgürlüğüyle nihai lüksü sunması…</p>
<p>Old Money iseniz, arka koltuğunuzda, kahverengi ceviz ağacı kaplamalar ve Burmester 3D ses sisteminin 710W gücü arasında dış dünyadan tamamen kopabilirsiniz. New Money iseniz, dijital asistanınızla konuşurken, aydınlatılmış yıldızınızla şehrin en kalabalık caddesinde bir ikon gibi süzülebilirsiniz…</p>
<p>Gerçek lüks, dayatılan değil, sizin kurallarınızı koyduğunuz dünyadır. Ve belki Maybach GLS’in anahtarı, o dünyanın kapılarını da açıyordur…</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sessizlik-ve-gosterisin-dansi-mercedes-maybach-gls-680-85418</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/1/8/1280x720/sessizlik-ve-gosterisin-dansi-mercedes-maybach-gls-680-1786688004.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Old Money’ mirası ile ‘New Money’ iştahı, yeni Mercedes-Maybach GLS’in kabini içinde nasıl uzlaşıyor? Lüksün yeni sosyolojisine, Maybach imzalı çok büyük bir reçete… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/tarihin-baskentine-yolculuk-85415</guid>
            <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarihin başkentine yolculuk</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta rotamızı Trakya’nın en etkileyici şehirlerinden Edirne’ye çeviriyoruz. Edirne, Anadolu’yu Avrupa’ya bağlayan yol üzerinde, Tunca, Arda ve Meriç nehirlerinin buluştuğu düzlükte kurulmuş bir sınır kentidir. Roma döneminin Hadrianopolis’i, Osmanlı’nın başkenti, nehirlerin ve köprülerin şehri, Cumhuriyet döneminin sınır hafızasıdır.</p>
<p>Bu rota üç günlük rahat bir program olarak düşünülebilir. İlk varış günü kronolojik kısa bir giriş yapılır. İkinci gün tam gün şehir gezisine ayrılır. Üçüncü gün Karaağaç, eski tren istasyonu ve Lozan Anıtı görüldükten sonra dönüş yoluna çıkılır. Erken varıp biraz geç dönmek şartıyla iki güne de sıkıştırılabilir; ama Edirne’yi sindirerek gezmek için iki gece konaklama daha doğrudur.</p>
<p><strong>HADRİANOPOLİS’TEN </strong><strong>OSMANLI’YA</strong></p>
<p>Edirne’ye varınca öğle yemeğinde tava ciğerle başlamak iyi olur. Ardından yarım günlük yürüyüşte kentin kronolojisini takip eden iki üç durak seçilebilir.</p>
<p>Edirne’nin tarihi Trak kabilelerinden Odrislere kadar gider. Roma döneminde İmparator Hadrianus’un doğu seyahati sırasında kentin adı Hadrianopolis’e dönüşmüş, şehir surlarla çevrilmiş ve stratejik bir merkez hâline gelmiştir. Roma geçmişini hatırlamak için eski sur izleri ve saat kulesi çevresi kısa bir başlangıç noktası olabilir. Müzeyi dahil etmek de önemli.</p>
<p>Sonra Osmanlı döneminin erken eserlerinden Eski Cami’ye geçilmeli. Fetret Devri’nde Emir Süleyman tarafından başlatılan, Çelebi Mehmed döneminde tamamlanan Eski Cami, Edirne’de Osmanlılardan günümüze ulaşmış en eski anıtsal yapılardan biridir. Çok kubbeli ulu cami tipindeki yapı, iç mekânındaki büyük hat yazılarıyla güçlü bir etki bırakır. Burada mimariden çok yazının, kelimenin ve kutsal ifadenin mekâna nasıl hâkim olduğunu görürüz.</p>
<p>İlk günün son durağı Üç Şerefeli Cami olabilir. II. Murad tarafından yaptırılan bu yapı, erken Osmanlı mimarisinden klasik döneme geçişin önemli denemelerindendir. Büyük merkezi kubbesi, revaklı avlusu ve üç şerefeli minaresiyle Osmanlı cami mimarisinin daha sonra ulaşacağı merkezi plan arayışının habercisidir. Osmanlı mimarisinde bu büyüklükte revaklı avlunun ilk kez burada kullanılması da yapıyı özel kılar.</p>
<p><strong>SELİMİYE, ÇARŞILAR </strong><strong>SİNAGOG VE SARAYİÇİ</strong></p>
<p>İkinci gün Edirne’ye tam gün ayrılmalı. Güne Selimiye Camii ile başlamak gerekir. Mimar Sinan’ın II. Selim için inşa ettiği Selimiye, Edirne’ye yaklaşırken kilometreler öncesinden kendini gösterir. Sinan’ın ustalık eseri kabul edilen yapı, merkezi mekân arayışının doruk noktalarından biridir. İnce minareleri, geniş kubbesi, İznik çinileri, mermer minberi ve mekân bütünlüğüyle dünya sanat tarihinin büyük yapıları arasında yer alır.</p>
<p>Selimiye’den sonra çarşılara inmek gerekir. Edirne’deki ticaret yapıları, buranın Balkanlar’a açılan canlı bir geçiş ve alışveriş merkezi olduğunu gösterir. Arasta, Bedesten ve Ali Paşa Çarşısı çevresi hem gündelik hayatı hem de Osmanlı şehir ekonomisini anlamak için önemlidir. Burada badem ezmesi, deva-i misk, peynir, sabun, aynalı süpürge ve yerel ürünler görülebilir.</p>
<p>Günün içinde Büyük Sinagog da programa eklenmeli. Geçmişi 1492’de Osmanlı’ya sığınan Seferad cemaatine uzanan Edirne Yahudi mirası, bu yapıda görünür olur. 1905 yangınından sonra Sultan II. Abdülhamid’in fermanıyla yeniden inşa edilen sinagog, uzun süre terk edilmiş, restore edilerek yeniden açılmıştır. Edirne’nin yalnız Osmanlı-Türk değil, çok kültürlü bir Balkan şehri olduğunu hatırlatır.</p>
<p>Günün ikinci yarısında Tunca Nehri kıyısındaki II. Bayezid Külliyesi’ne gidilmeli. Sultan II. Bayezid tarafından yaptırılan külliye; cami, tıp medresesi, imaret, darüşşifa, hamam, mutfak ve diğer birimleriyle geniş bir sosyal hizmet kompleksi olarak düşünülmüştür. Bugün darüşşifa ve tıp medresesinin sağlık müzesi olarak düzenlenmiş olması burayı Edirne gezisinin en kıymetli duraklarından biri yapar. Burada mimarlık, sağlık, eğitim, müzikle tedavi, su sesi ve sosyal yardım aynı anlatıda buluşur.</p>
<p>Zaman kalırsa Muradiye Camii de görülmeli. Dışarıdan sade görünen yapı, içerideki çinileri ve kalem işi bezemeleriyle ziyaretçiyi şaşırtır. Ardından Sarayiçi’ne geçilebilir. Edirne Sarayı, Tunca Irmağı’nın kolları arasında geniş bir alana yayılmış, Topkapı Sarayı’ndan daha büyük bir Osmanlı saray kompleksi olarak gelişmiştir. Bugün saraydan az sayıda yapı ve kalıntı ulaşmış olsa da, burası Edirne’nin “ikinci başkent” kimliğini anlamak için önemlidir.</p>
<p>Sarayiçi aynı zamanda Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin yapıldığı alandır. Yüzyıllardır süren Kırkpınar geleneği, Edirne’nin yalnız anıtlarla değil, yaşayan kültürle de var olduğunu gösterir. Akşamüstü Meriç kıyısına inmek, köprüleri görmek ve gün batımını izlemek iyi bir kapanış olur.</p>
<p><strong>GAR, LOZAN ANLAŞMASI </strong><strong>VE SINIR HAFIZASI</strong></p>
<p>Son gün yarım gün Karaağaç’a ayrılabilir. Burası merkezin biraz dışında kalan, ama Cumhuriyet dönemi hafızası açısından çok önemli bir bölümdür. II. Abdülhamid döneminde yaptırılan eski tren istasyonu, İstanbul’u Avrupa’ya bağlayan demiryolunun önemli duraklarından biri olarak düşünülmüştür. Mimar Kemalettin Bey’in birinci ulusal mimarlık üslubundaki yapısı bugün Trakya Üniversitesi tarafından kullanılmaktadır.</p>
<p>Karaağaç’ın hikâyesi Lozan Antlaşması’yla da bağlantılıdır. I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sonrasında sınırlar yeniden çizilirken Karaağaç, savaş tazminatı olarak Türkiye’ye verilmiş ve 1923’te yeniden Türk topraklarına katılmıştır. Eski istasyonun bahçesindeki Lozan Anıtı bu nedenle sınırın, barışın ve Cumhuriyet diplomasisinin simgesidir.</p>
<p>Karaağaç’ta yürüyüş yaptıktan sonra dönüş yoluna çıkılabilir. Vakit varsa Meriç Köprüsü çevresinde kısa bir fotoğraf molası da güzel olur.</p>
<p><strong>BU ROTAYI </strong><strong>ÖZEL YAPAN NE?</strong></p>
<p>Edirne rotasını özel yapan şey, başkent ve sınır kimliğini aynı şehirde buluşturmasıdır. Eski Cami, Üç Şerefeli Cami, Selimiye ve II. Bayezid Külliyesi Osmanlı’nın mimari ve sosyal kurumlarını gösterir. Büyük Sinagog, şehrin çok kültürlü geçmişini; Sarayiçi, saray ve Kırkpınar hafızasını; Karaağaç ise Cumhuriyet’in sınır ve diplomasi belleğini hatırlatır.</p>
<p>Edirne’de tarih yalnız anıtlarda durmaz. Nehirlerde, köprülerde, çarşılarda, ciğer lokantalarında, Kırkpınar geleneğinde, Kakava şenliklerinde ve sınır kapılarında yaşamaya devam eder.</p>
<p><strong>LEZZETLER</strong></p>
<ul>
<li>Edirne tava ciğeri<br />• Badem ezmesi<br />• Deva-i misk<br />• Edirne peyniri<br />• Kavala kurabiyesi</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>EDİRNE ROTASI</strong></p>
<ul>
<li><strong><em>Eski Cami:</em></strong> Edirne’nin en eski Osmanlı anıtsal yapılarından biri<br />• <strong><em>Üç Şerefeli Cami:</em></strong> Klasik Osmanlı mimarisine geçiş<br />• <strong><em>Selimiye Camii:</em></strong> Mimar Sinan’ın ustalık eseri<br />• <strong><em>Çarşılar:</em></strong> Arasta, Bedesten, Ali Paşa Çarşısı<br />• <strong><em>Büyük Sinagog:</em></strong> Seferad mirası ve çok kültürlü Edirne<br />• <strong><em>II. Bayezid Külliyesi:</em></strong> Darüşşifa ve sağlık müzesi<br />• <strong><em>Sarayiçi:</em></strong> Edirne Sarayı ve Kırkpınar alanı<br />• <strong><em>Karaağaç:</em></strong> Eski tren istasyonu ve Lozan Anıtı</li>
</ul>
<p><strong>Rota</strong></p>
<ol>
<li><strong><em>gün:</em></strong> Edirne’ye varış – tava ciğer – eski sur izleri – Eski Cami – Üç Şerefeli Cami</li>
<li><strong><em>gün:</em></strong> Selimiye – çarşılar – Büyük Sinagog – II. Bayezid Külliyesi – Muradiye – Sarayiçi – Meriç kıyısı</li>
<li><strong><em>gün:</em></strong> Karaağaç Tren İstasyonu – Lozan Anıtı – dönüş</li>
</ol>
<p> </p>
<p><strong>Süre<br /></strong>2 gece 3 gün idealdir. Erken varıp geç dönerek 2 güne de sıkıştırılabilir.</p>
<p><strong>Ne zaman gitmeli?<br /></strong>İlkbahar ve sonbahar en rahat dönemlerdir. Kırkpınar ve Kakava zamanlarında şehir daha kalabalık ama çok daha renkli olur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/tarihin-baskentine-yolculuk-85415</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/1/5/1280x720/tarihin-baskentine-yolculuk-1786687859.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sarayların izinden çarşılara, nehir kıyılarından sınır belleğine uzanan Edirne, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e katman katman biriken hikâyesiyle keşfedilmeyi bekliyor… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/son-soz-aksesuarlarin-85406</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Son söz aksesuarların</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Moda dünyasında stilin gerçek gücü çoğu zaman kıyafetlerde değil, onları tamamlayan ayrıntılarda saklıdır. İyi dikilmiş bir keten takım, kusursuz bir beyaz tişört ya da kaliteli bir polo yaka, tek başına güçlü bir görünüm yaratabilir. Ancak bir kombini unutulmaz kılan, doğru seçilmiş aksesuarlardır. 2026 yazında erkek modası, gösterişli logolar yerine karakter sahibi, işlevsel ve kişisel parçalara odaklanıyor. Sezonun ortak mesajı ise net: Daha az ama daha doğru seçimler yapmak. İster şehirde geçirilen bir gün ister Riviera tatili ya da yaz daveti olsun, doğru aksesuarlar sade bir görünümü birkaç saniye içinde dönüştürebiliyor. İşte sezonun öne çıkan beş erkek aksesuarı…</p>
<p><strong>KARAKTERLİ ÇERÇEVELER</strong></p>
<p>Yaz stilinin vazgeçilmezi güneş gözlükleri, bu sezon güçlü bir kimlikle karşımıza çıkıyor. İnce metal çerçevelerin yanı sıra belirgin hatlı asetat modeller ve sportif sarmal formlar dikkat çekiyor. Siyah ve kahverenginin zamansız etkisi sürerken hafif renkli camlar ile şeffaf çerçeveler modern bir alternatif sunuyor. Önemli olan, yüz hatlarını tamamlayan ve kişisel stile karakter kazandıran modeli bulmak.</p>
<p><strong>BİR ‘POUCH’ MASALI</strong></p>
<p>Minimal tasarımları ve işlevsel yapılarıyla dikkat çeken deri el çantaları, klasik cüzdan ile büyük çanta arasındaki boşluğu dolduruyor. Yumuşak deriden üretilen clutch modeller, fermuarlı pouch çantalar ve bilek askılı tasarımlar; telefon, kartlık ve güneş gözlüğü gibi günlük ihtiyaçları şık biçimde taşımayı sağlıyor. Siyah, kahverengi, taba ve koyu yeşil modeller, gündüzden geceye farklı kombinlere kolayca uyarlanabiliyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a7ea9ccbaf53-1786685900.jpg" alt="" width="500" height="749" /></p>
<p><strong>RAFİNE TAKILAR</strong></p>
<p>Erkek takılarındaki yükseliş, 2026 yazında daha rafine bir hâl alıyor. Kalın zincirlerin yerini ince kolyeler, doğal taş ayrıntıları, boncuk bileklikler ve sade yüzükler alıyor. Denizden ilham alan organik formlar ile el işçiliğini öne çıkaran tasarımlar, sezonun dikkat çeken seçenekleri arasında. Beyaz bir tişört ve keten pantolonla kullanılan ince bir kolye ya da bileklik, yaz stiline zahmetsizce kişisel bir karakter katıyor.</p>
<p><strong>ŞAPKALARIN DÖNÜŞÜ</strong></p>
<p>Şapkalar bu yaz yalnızca güneşten korunmak için değil, görünümü tamamlamak için de kullanılıyor. Dokuma rafya modeller, kaliteli beysbol şapkaları ve hafif balıkçı şapkaları sezon boyunca öne çıkıyor. Riviera estetiğinin yükselişiyle birlikte doğal dokular da önem kazanıyor. Keten gömlek, espadril ve rafya şapka birlikteliği, rahat ancak özenli bir yaz görünümü yaratıyor.</p>
<p><strong>TERLİKLER SOKAKTA</strong></p>
<p>Bir zamanlar yalnızca plajla özdeşleşen terlikler, artık günlük stilin güçlü parçalarından biri. Deri, süet ve kaliteli kauçukla yeniden yorumlanan modeller, marina yürüyüşlerinden şehir kombinlerine kadar geniş bir kullanım alanı sunuyor. Çift bantlı deri terlikler, yalın tasarımlı modeller ve ince işçilikli sandaletler sezonun öne çıkanları arasında. Siyah, taba, kahverengi ve kum tonları ise Riviera stilinin rahat ama rafine karakterini tamamlıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/son-soz-aksesuarlarin-85406</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/0/6/1280x720/son-soz-aksesuarlarin-1786685922.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026 yazında erkek modasının odağında gösterişli logolar değil, karakter sahibi ayrıntılar var. Güneş gözlüklerinden deri el çantalarına, minimal takılardan lüks terliklere uzanan beş aksesuar, sade kombinlere güçlü bir kimlik kazandırıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/yine-yeni-yeniden-85404</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yine, yeni, yeniden!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Biri dünyanın en güzel kadınıydı, diğeri en fiyakalı jönü…  1988’de başlayan aşklarını paparazzi flaşları altında yaşadılar. 1991’de Las Vegas’a kaçıp gizlice evlenerek herkesi şoke ettiler... Kırmızı halılardan dergi kapaklarına, evli kaldıkları beş yıl boyunca dünyanın en çok konuşulan çifti oldular. <strong>Cindy Crawford</strong> ve <strong>Richard Gere</strong>’den bahsediyoruz. Süpermodellik konseptinin yaratıcısı ve Hollywood’un kralının aşk hikayesi doksanlı yılların mihenk taşlarından biriydi. </p>
<p>O günleri özlüyorsanız, Vogue’un size hoş bir sürprizi var. Malum, moda, arşivi kullanmayı sever; Vogue ise Eylül kapağıyla bu alışkanlığa deyim yerindeyse ‘level’ atlattı. Bundan tam 34 yıl önceki kapak hikayesi, 2.0 sürümüyle karşınızda! Hatırlayalım: Cindy Crawford ile Richard Gere, Kasım 1992’de <strong>Herb Ritts</strong>’in objektifine birlikte poz vermişti. Tam 34 yıl sonra çocukları <strong>Kaia Gerber</strong> ile <strong>Homer Gere</strong>, <strong>Steven Meisel</strong> imzalı çekimlerle Vogue’un Eylül sayısının kapağında!</p>
<p>Gerber ve Gere’in kapakta yer almasının sebebi ziyareti, birlikte rol aldıkları <em>‘The Shards’ </em>dizisini gündeme taşımak… İkili, yapımın tek başrolü olmasa da ustaca kurgulanan bir pazarlama stratejisi sayesinde ebeveynlerinin yıllar önce sona eren evliliğinin anısının ekmeğini yiyorlar.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a7ea8b766836-1786685623.png" alt="" width="500" height="622" /></p>
<p>Kai ve Homer, çiftin boşandıktan sonra yürüdükleri yolda kurdukları yeni ailelerinin mensupları. Annesi gibi top model olan Kaia, Cindy Crawford ile <strong>Rande Gerber</strong>’in; oyunculuk kariyerine yeni ısınan Homer ise Richard Gere ile <strong>Carey Lowell</strong>’ın çocuğu. Ancak popüler kültürün hafızası, onları ister istemez bir zamanlar evli olan Crawford ve Gere’in hikâyesine bağlıyor.</p>
<p>Röportajın kaçınılmaz konusu ise dizinin yanı sıra dile pelesenk olan ‘nepo baby’ meselesi. Yani ‘aileden torpilli’ ancak yeteneği şaibeli yeni nesil ‘dayatma’ ünlüler… Alıntılarsak: Kaia, sahip olduğu ayrıcalığın kariyerine katkısını inkâr etmiyor; bunun kendisini daha fazla çalışmaya ittiğini söylüyor. Hollywood’dan uzakta büyüyen ve oyunculuğa çok daha geç yönelen Homer ise soyadının yarattığı beklentiyle ilk kez bu ölçüde karşı karşıya. İkilinin tanıştıktan kısa süre sonra anne ve babalarının geçmişteki evliliğini konuşup konuyu birkaç cümleyle geçiştirmesi de “biz de bayılmıyoruz bu duruma ama ekmek parası” kafasında olduklarının göstergesi.</p>
<p>Haklarını yemeyelim: Vogue’un kapağı geçmişi taklit etmiyor; onu bugünün en hararetli şöhret tartışmalarından biriyle paketliyor. Kaia Gerber ile Homer Gere’in asıl sınavı da tam burada başlıyor: Çok iyi bilinen iki soyadının gölgesinden çıkıp kendi hikâyelerini yazabilmek.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a7ea8c6f03b5-1786685638.png" alt="" width="500" height="604" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/yine-yeni-yeniden-85404</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/0/4/1280x720/yine-yeni-yeniden-1786685668.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vogue’dan alternatif bir doksanlar nostaljisi... Cindy Crawford ile Richard Gere’in 1992 tarihli kapağından 34 yıl sonra çocukları Kaia Gerber ve Homer Gere aynı derginin Eylül sayısında buluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
