<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/isimsiz-bir-aidiyet-hikayesi-81441</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İsimsiz bir aidiyet hikayesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>‘Sessizlik’ ve ‘Zamansız’ın ardından ‘İsimsiz’ ile okurun karşısına çıkan Engin Akyürek, edebiyat yolculuğunu yeni hikâyelerle derinleştirmeyi sürdürüyor. Oyunculukla kurduğu anlatı evrenini yazıya da taşıyan Akyürek, gündelik hayatın hızında çoğu zaman gözden kaçan ayrıntıları, insan ruhunun daha kalıcı duygularıyla yan yana getiriyor. Sessizce biriken hikâyelerden beslenen ‘İsimsiz’, aidiyet, yalnızlık, özlem ve zaman gibi temaları, sade ama katmanlı bir anlatım diliyle ele alıyor. Okuru, bu duyguların çevresinde dolaşan zamansız bir iç sorgulamaya davet ediyor.</p>
<p>Yeni kitabının ortaya çıkış sürecinden ilham kaynaklarına, yazarlık serüveninden güncel çalışmalarına uzanan başlıkların ele alındığı bir toplantıda buluştuğumuz Akyürek, kitabına dair heyecanını paylaştı. Biz de Hafta olarak merak ettiklerimizi sorduk.</p>
<p><strong>Siz hem ekranda bir karaktere hayat vererek hikâye anlatıyor hem de masanın başına geçip kelimelerle yeni dünyalar kuruyorsunuz. Biraz başa sararsak, bir kitap yazma fikri aklınızda ilk nasıl filizlendi?</strong></p>
<p>Öncelikle bunun için çok mutlu olduğumu belirtmek isterim. Oyunculuğa devam ederken de yazıyordum ben aslında. Ama bir kitap çıkarma gibi düşüncem yoktu açıkçası. Yazdıklarım bana bir anlam ifade etmeye başladıkça ve bunlar gün geçtikçe çoğaldıkça bunu paylaşmam gerektiğini düşündüm.</p>
<p><strong>Küçük bir düşünce üçüncü kitaba kadar getirdi sizi…</strong></p>
<p>Evet, ‘İsimsiz’ üçüncü kitabım oldu ve şunu söyleyebilirim ki birinci kitabımı çıkarırken üçüncü kitabımı çıkaracağımı hiç hayal etmemiştim. İlk kitabımı çıkardıktan sonra okurlardan gelen o geri dönüşleri almak benim için çok kıymetliydi ve ben de bunu devam ettirdim. Bir kitap kaleme almak ve oyunculuk dışında bir şey yapmak bana gerçekten çok iyi geldi. Görüyorum ki sevdiklerimizle ve arkadaşlarımızla paylaştığımız ortak bir şey de oldu aslında. Benim için gerçekten çok anlamlı.</p>
<p><strong>‘İsimsiz’ sizin için ne anlam ifade ediyor?</strong></p>
<p>Kitabımın benim için en özel anlamı tüm teliflerin Darüşşafaka Cemiyeti’ne gidecek olması. Hikayemin böyle anlamlı bir tarafı da var ne mutlu bana…</p>
<p><strong>Üçüncü eseriniz olmasına rağmen aralarından en dikkat çekici isme sahip olan bu kitap zannediyorum. Neden İsimsiz?</strong></p>
<p>Bu kitap benim son öykülerimden bir tanesiydi… Yazmayı bitirdikten ve okuduktan sonra ismine karar verdim. Gördüm ki bütün hikayelerimin içerisinde ait olmakla ilgili bir durum var ve bu bana isimsizliği çağrıştırdı. Bunu fark ettikten sonra kitabın adının ‘İsimsiz’ olmasına karar verdik.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a33fc13f1292-1781791763.png" alt="" width="500" height="281" /></p>
<p><strong>Peki, kitaplarınızı beyaz perdeye veya dijital platformlara uyarlamak gibi bir düşünceniz var mı?</strong></p>
<p>Aslında kaleme aldığım bazı yazılarımı uzun hikaye olarak düşünmüştüm fakat öykü olarak kaldılar. Belki birkaç tanesi kısa film özelinde olabilir. Ben oynar mıyım bilemiyorum (gülüyor). Belki benim dışımda birileri yazdıklarımı, oradaki hikayeleri keşfeder.</p>
<p><strong>Kitap buluşmanız için dünyanın her yerinden sevenleriniz geldi sizin için. Güney Amerika’dan bile gelen var… Neler hissediyorsunuz?</strong></p>
<p>Dünyanın her yerinden insanların bu buluşmalara gelmesi benim için çok mutluluk verici. Yaptığınız işin dünyanın farklı birçok yerinde karşılık buluyor olması, kitabınızın imza günlerine bile oralardan geliyor olmaları bir Türk oyuncu olarak çok değerli bir şey. Hep söylediğim bir şey var: Önemli olan bunu devam ettirebilmek, o karşılığın devamını sağlayabilmek.</p>
<p><strong>Kaleme aldığınız hikayelerde gündelik hayatın içinde gözden kaçan duygulara ve detaylara odaklanıyorsunuz. Bunları fark edip yazmak sizin için hayatın hızına karşı bir duraklama anı mı oldu?</strong></p>
<p>Umuyorum öyle olur. Yazmaya devam ediyorum. Benim hiçbir zaman bir kitap çıkarayım gibi bir derdim olmadı. Masa başına geçtiğimde yazdıklarım biriktikçe ve o yazdıklarım bir kitap olmayı hak ettikçe paylaşmaya devam edeceğim.</p>
<p><strong>Şu sıralar neler yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>Enfes Bir Akşam’ın 2. sezonuna başlayacağız önümüzdeki temmuz ayında. İlk sezonu benim çok kıymet verdiğim ve sevdiğim bir iş oldu; elbette başarılı oldu. Onun için yeni sezon adına çok heyecanlıyım. Şimdilik ona hazırlanıyorum.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a33fc2812199-1781791784.jpg" alt="" width="500" height="739" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/isimsiz-bir-aidiyet-hikayesi-81441</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/4/1/1280x720/isimsiz-bir-aidiyet-hikayesi-1781791812.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gündelik hayatın içinde görünmeyen duygulara odaklanan ‘İsimsiz’ ile okurla buluşan Engin Akyürek’le, aidiyet, yalnızlık ve zamanı yeniden düşünmeye çağıran yeni kitabı ve yazarlık serüveni üzerine… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/ozel-soylesi-ejderhalarin-dansi-yeniden-basliyor-81440</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ÖZEL SÖYLEŞİ: Ejderhaların dansı yeniden başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>‘Game of Thrones’ evreninin 200 yıl öncesinde geçen ve George R.R. Martin’in ‘<em>Fire &amp; Blood’</em> kitabından uyarlanan dizi, üçüncü sezonunda hikâyesinin en kritik noktasına ulaşıyor. İlk iki sezon boyunca yaklaşan savaşın gölgesinde entrikalar, ihanetler ve güç mücadeleleri izledik. Rhaenyra Targaryen ile Alicent Hightower arasındaki dostluğun düşmanlığa dönüşmesi, Demir Taht için verilen mücadelenin merkezine yerleşti. Şimdi ise bekleyiş sona eriyor. Westeros’un kaderini değiştirecek Ejderhaların Dansı tüm şiddetiyle başlıyor. Büyük deniz savaşları, kanlı hesaplaşmalar, siyasi oyunlar ve ejderhaların gökyüzünü ateşe vermesiyle birlikte dizi hazırlık aşamasından gerçek savaşa geçiyor. <em>‘House of the Dragon’</em>, üçüncü sezonunda Westeros’un kaderini değiştirecek. Dizinin yıldızları Matt Smith, Emma D'Arcy, Ewan Mitchell, Gayle Rankin, Steve Toussaint ve Abubakar Salim yaklaşan büyük hesaplaşmayı anlattı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Rhaenyra için yas, hırsını besleyen bir güç </strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Emma D’Arcy / Rhaenyra Targaryen</strong></span></p>
<p><strong> </strong><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a33f933adcec-1781791027.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p><strong>Rhaenyra üçüncü sezona nasıl bir ruh hâliyle giriyor?</strong></p>
<p>İkinci sezonun sonunda Mysaria ile kurduğu ittifak, Rhaenyra’nın daha iş birlikçi bir liderlik anlayışı geliştirmesine yardımcı oluyor. Bu nedenle üçüncü sezona daha özgüvenli bir şekilde giriyor. Hem siyasi sezgilerine hem de liderlik becerilerine daha fazla güveniyor ve artık konseyi tarafından eskisi kadar sınırlandırılmış hissetmiyor.</p>
<p><strong>Kendine daha çok güveniyor olabilir ama Jace için duyduğu endişe hâlâ en büyük korkularından biri değil mi?</strong></p>
<p>Ne kadar özgüvenli olursa olsun, aynı zamanda hem bir anne hem de bir hükümdar olmanın yükünü taşıyor. Çok fazla ayrıntı vermeden söyleyebilirim ki bu sezonun önemli meselelerinden biri, dikkatinin sürekli farklı yönlere çekilmesi. Trajediler yaşandığında insanların kendilerini suçlama eğilimi olur ve bu durum Rhaenyra için de oldukça önemli bir yer tutuyor.</p>
<p><strong>Rhaenyra’nın yasla kararlılık arasında gidip gelen birçok yönünü gördük. Oynaması en zor tarafı hangisi?</strong></p>
<p>Açıkçası bu iki tarafı birbirinden ayırmıyorum. Rhaenyra için yas, hırsını besleyen bir güce dönüşüyor. Bu yüzden çoğu zaman iki duyguyu aynı anda oynamanız gerekiyor. Beni en çok etkileyen şey ise kraliyet ya da siyasi ailelerde mirasın çok daha kamusal bir anlam taşıması. Birisi öldüğünde adı tarihin parçası hâline geliyor ve o kişinin hatırasını yaşatma isteği, hırsı besleyebiliyor. Yas ve hırs arasındaki bu ilişkiyi son derece ilginç buluyorum.</p>
<p><strong>En büyük korkusu ne?</strong></p>
<p>Bence en büyük korkusu ailesine zarar gelmesi.</p>
<p><strong>Üç sezon boyunca unutamadığınız sahne hangisi?</strong></p>
<p>Favori seçmekte pek iyi değilim ama sık sık düşündüğüm sahnelerden biri düğün sırasında tüm ailenin bir arada olduğu büyük sahne. Yine de en sevdiğim anlardan biri, birinci sezon finalinde Daemon’un Rhaenyra’ya oğlunun öldüğünü söylediği sahneydi. O gün sette kamera, oyunculuk ve teknik ekip kusursuz bir uyum içindeydi. Bir sette en çok heyecan duyduğum anlar bunlar.</p>
<p><strong> </strong><strong>Rol arkadaşınızdan neler öğrendiğinizi sorsam?</strong></p>
<p>Son beş yılda Matt’ten çok şey öğrendim. Beni en çok etkileyen şeylerden biri, son derece teknik ve kısıtlayıcı bir ortamda bile doğallığa ve sürprizlere alan açabilmesi. Bunu yaparken de kimsenin işini aksatmıyor. Oyunculukta spontane anlar yaratmanın ne kadar önemli olduğunu ondan öğrendim.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Kontrolü kaybetmek istemiyor</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Matt Smith / Daemon Targaryen</strong></span></p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a33f95d862a8-1781791069.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p><strong>Rhaenyra ve Daemon arasında hâlâ aşk var mı?</strong></p>
<p>Kesinlikle var. Sonuçta daha yeni evlendik.</p>
<p><strong>Daemon’un en büyük korkusu ne?</strong></p>
<p>Kontrolü kaybetmek. Sanırım derinlerde yatan en büyük korkusu bu. Tabii Caraxes’e bir şey olmasını da hiç istemez. O durumda tamamen kontrolden çıkardı. Sonuçta ejderhası olmadan ne yapacak? Elinde kılıçla dolaşan huysuz bir adamdan ibaret kalırdı.</p>
<p><strong>Üçüncü sezondasınız. Karakterin sizi hâlâ şaşırtan yönleri neler?</strong></p>
<p>Bir oyuncu olarak peşinde olduğum şeylerden biri her zaman sürprizdir. Hem kendinizi şaşırtmak hem de karakteri öngörülemez tutmak istersiniz. Bu benim ilk uzun soluklu rolüm ve karakteri daha iyi tanıdıkça onu yeni durumların içine koyup nasıl tepki vereceğini görmek hâlâ heyecan verici geliyor. Daemon’u ilginç kılan şeylerden biri de yaptıklarının doğru olduğuna gerçekten inanması. Verdiği kararların çoğunu kendi bakış açısından iyi niyetle aldığını düşünüyor. Bence onu tehlikeli yapan da bu. Günümüz dünyasında da bunun örneklerini görebiliyoruz. Bir oyuncu olarak zamanla karakterinizi savunmaya başlamanız da kaçınılmaz oluyor çünkü sürekli onun mantığını ve olaylara bakış açısını anlamaya çalışıyorsunuz.</p>
<p><strong>En sevdiğiniz Daemon-Rhaenyra sahnesi hangisi?</strong></p>
<p>Benim için Cobblestone sahnesi. Ama Emma’nın bahsettiği sahneye de katılıyorum. Herkesin aynı amaç için çalıştığı anları seviyorum.</p>
<p><strong>Büyük savaş sahnelerini çekmek eğlenceli mi?</strong></p>
<p>Evet. Oyunculuk bazen çocukken oynadığımız hayal oyunlarına benziyor ve bunun çok keyifli bir yanı var. Çamurun içinde yuvarlanmak, üzeriniz kan içindeyken kılıç sallamak kesinlikle eğlenceli. Ama bu sahneleri mümkün kılan asıl kişiler dublör ekipleri.</p>
<p><strong>Yıllardır birlikte çalışıyorsunuz. Birbirinizden neler öğrendiniz?</strong></p>
<p>Emma'dan çok şey öğrendim. Özellikle hazırlık sürecindeki titizliği inanılmaz. Sete geldiğimizde sahnenin neye hizmet ettiğini, hikâyede nereye oturduğunu ve dramatik olarak neyi başarması gerektiğini çok net biliyor oluyor. Bu da her çekimde büyük bir tutarlılık ve hassasiyet sağlıyor. Açıkçası Emma’yı çalışırken izlemek, Wimbledon’da <strong>Roger Federer</strong>’i izlemek gibi. Sahnenin duygusal gerçeğine anında ulaşabilme yeteneği gerçekten çok özel bir yetenek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>En büyük sorunu yetersizlik korkusu</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Ewan Mitchell / Aemond</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a33f9a1e2eeb-1781791137.jpg" alt="" width="500" height="333" /></strong></span></p>
<p><strong>Aemond bu sezon hem gücünü hem de kimliğini sorguluyor gibi görünüyor. Onun yaşadığı iç çatışmanın temelinde ne yatıyor ve karakter hakkında zamanla daha iyi anladığınız şey ne oldu?</strong></p>
<p>Kesinlikle. Özellikle 2. sezonun sonunda dragonseed’lerin ortaya çıkmasıyla birlikte Aemond kendisini zor bir durumda buluyor. Artık sayıca ve güç olarak dezavantajlı olduğunu biliyor. Bu yüzden daha stratejik davranmak zorunda ve sezon ilerledikçe çaresizliğinin arttığını göreceğiz. Bunun büyük bir kısmı egosu kaynaklı. Aynı zamanda Westeros’un en büyük ejderhasına sahip olmanın getirdiği sorumluluk da var. Aemond, bu gücü kullanabilecek kişi olarak görülmek istiyor; eğer bunu başaramazsa kendisini yetersiz hissediyor. Özünde zirvede olmak ve Daemon Targaryen’i yenmek istiyor. İlk iki sezonda onu daha çok ailenin dışlanmış üyesi olarak görüyordum. Ancak bu sezon onun farklı yönlerini keşfetme fırsatı buldum. Annesiyle ilişkisini, egosunu ve büyürken yeterince sevildiğini hissetmemesini daha iyi anladım. Bence Aemond’un bu kadar sevilen bir karakter olmasının nedenlerinden biri de bu; insanlar onun sevgiye ne kadar aç olduğunu ve bunu ne kadar umutsuzca aradığını görebiliyor. Aemond aslında çevresinin şekillendirdiği bir karakter ve 3. sezonda yaşadıkları bu bakış açısını sorgulamasına neden oluyor. Bu sezon onu Harrenhal’da görmek de bu açıdan oldukça ilginç olacak.</p>
<p><strong>Karanlık bir karakteri oynamak eğlenceli mi?</strong></p>
<p>Sanırım ailem için daha çok şok edici. Hatta en büyük sürprizlerden biri, 2. sezondaki çıplak sahnemi anneme söylememiş olmamdı. Bölümü birlikte izlerken öyle bir tepki verdi ki, eminim komşular da duymuştur.</p>
<p><strong>Bu noktada Aemond için aile ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>Oldukça karmaşık ve sorunlu bir aileden bahsediyoruz. Aemond’un da ailesindeki herkesi ve onların motivasyonlarını tam olarak anladığından emin değilim. Annesini gerçekten sevdiğini düşünüyorum, belki biraz fazla bile. Kardeşi Aegon’a karşı da bir bağlılığı var. Ancak geçmişte Aegon’a ve Lucerys’e yaptıkları hâlâ onun üzerinde bir yük oluşturuyor. Aemond tüm bu yükleri taşıyor ve bunları paylaşabileceği, onu anlayabilecek birini arıyor.</p>
<p><strong>Aemond, ejderha Vhagar’ı hiç sahiplenmeseydi nasıl biri olurdu?</strong></p>
<p>Bence Vhagar’ı aramasının nedeni bile çocukken maruz kaldığı zorbalık ve kendini kanıtlama isteğiydi. Eğer Vhagar olmasaydı, belki Dorne’da bir sahilde oturup şarap içiyor olurdu. Ya da Oldtown’da kitaplarla dolu bir kütüphanede sakin bir hayat sürüyor olurdu. Açıkçası kulağa oldukça güzel bir alternatif hayat gibi geliyor. Belki de Aemond’un gerçek hayali budur. Sevdiği insanlarla birlikte bir sahilde oturup huzurun tadını çıkarmak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Tarih boyunca güçlü kadınlar ‘cadı’ olarak damgalandı</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Gayle Rankin / Alys Rivers</strong></span></p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a33f9cba6c63-1781791179.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p><strong>Alys Rivers’ın gizemli geçmişi hakkında yapım ekibiyle konuşma fırsatınız oldu mu?</strong></p>
<p>George R.R. Martin’le konuşma fırsatım olmadı ama kitap bana çok şey verdi. Alys son derece gizemli bir karakter ve bu da onu keşfetmek için büyük bir alan açıyor. Ryan Condal, Sara Hess ve senaristlerle birlikte Alys’in kim olduğunu, kitaba nasıl sadık kalabileceğimizi ve karakteri nasıl geliştirebileceğimizi uzun uzun konuştuk. Bu süreç benim için harika bir işbirliğiydi.</p>
<p><strong>Karakterinizin yaklaşan kaosta hayatta kalmasını sağlayacak en önemli özelliği ne?</strong></p>
<p>Cadı olması. Sanırım Alys’in sahip olduğu güçleri daha fazla kabul etmesi ve onlara güvenmesi gerekecek. Bu büyük bir sorumluluk ama giderek bunu benimsemeye başladığını düşünüyorum.</p>
<p><strong>Alys’in herkesten daha fazlasını biliyor gibi görünmesi büyüden mi kaynaklanıyor, yoksa güçlü sezgilerinden mi?</strong></p>
<p>Bence ikisinin birleşimi. Ama buna bir şey daha eklerdim: olağanüstü bir kadın sezgisine sahip. Bu çok güçlü bir özellik. Tarih boyunca kadınlar, sıra dışı bir sezgiye, bilgiye ya da güce sahip olduklarında çoğu zaman ‘cadı’ olarak damgalandılar. Alys’te de bunun izlerini görüyoruz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Corlys artık mirasına farklı gözle bakıyor</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Steve Toussaint / Corlys Velaryon</strong></span></p>
<p><strong> <img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a33f9f187834-1781791217.jpg" alt="" width="500" height="333" /></strong></p>
<p><strong>Battle of the Gullet, kitabı okuyanların en çok beklediği olaylardan biri. Bu büyük savaşın çekimleri nasıldı ve su üzerinde çalışmanın en büyük zorlukları nelerdi?</strong></p>
<p>Sete adım attığınız anda etkilenmemek mümkün değildi. Üzerine çıkabildiğimiz, halatlardan sarkabildiğimiz üç büyük gemi inşa edilmişti ve bu, kendinizi gerçekten o dünyanın içinde hissettiriyordu. Ancak çekimler başladığında etrafınızı dublörler sarıyor, üzerinize su jetleri ve su topları ateşleniyordu. Özellikle suyla çalışmak zordu; hem içgüdüsel tepkilerinizi kontrol etmeye hem de karakterde kalmaya çalışıyorsunuz. Uzun saatler suyun içinde kalan ekip için de oldukça yorucuydu.</p>
<p><strong>Corlys geçmişte çocuklarına karşı yaptığı hatalara bugün nasıl bakıyor ve nasıl hatırlanmak isterdi?</strong></p>
<p>Kesinlikle pişmanlık duyuyor, geçmişteki hatalarını kabul ediyor, oğullarından özür diliyor ve daha iyi bir baba olmaya çalışıyor. Yaş aldıkça mirasına da farklı gözle bakmaya başlıyor; yıllarca görmezden geldiği oğullarının değerini daha iyi anlıyor. Yolculukları ve başarıları kimliğinin önemli bir parçası olsa da, bence en çok ailesi ve çocuklarıyla hatırlanmak isterdi. Sonuçta geride bıraktığı en değerli mirasın onlar olduğunu düşünüyor.</p>
<p><strong>Sizce ‘House of the Dragon’ nasıl izleyicilerle bu kadar güçlü bir bağ kuruyor?</strong></p>
<p>Katılıyorum. İyi dramalar her zaman insan doğasına dayanır. Bu hikâyede kesin çizgilerle ayrılmış kahramanlar ya da kötü karakterler yok. Herkes hata yapan ve seçimleriyle yaşayan insanlar. İzleyicilerin karakterlerle bağ kurabilmesinin nedeni de bu. Tabii ejderhaların da katkısı büyük.</p>
<p><strong>Acımasız ve bencil bir dünyada, karakteriniz bize dürüstlük ve onur hakkında ne öğretebilir?</strong></p>
<p>Benim için bu karakterler görev duygusunu, sorumluluğu ve başkalarını düşünmenin önemini hatırlatıyor. En sevdiğim yanları ise hatalarını kabul edip değişebilmeleri. Kendilerini sorgulayabiliyor, öğrenebiliyor ve gelişebiliyorlar. Bu da onları ilgi çekici kılıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Savaş Alyn’i bambaşka birine dönüştürüyor</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Abubakar Salim / Alyn Velaryon</strong></span></p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a33fa1a51fe8-1781791258.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p><strong>Büyük savaşın çekimlerini size de sormak isterim. Battle of the Gullet çekimleri nasıldı?</strong></p>
<p>Çok çılgın ve kaotik bir süreçti. Her şeyin önceden planlandığı gibi işleyeceğini düşünüyorsunuz ama sete çıktığınızda kendinizi gerçek bir savaşın içinde buluyorsunuz. Su üzerindeki sahnelerde en büyük zorluk ise mümkün olduğunca o suyu yutmamaya çalışmaktı. Neyse ki ekip güvenlik konusunda son derece titizdi. O kaosun içinde tek beklediğiniz şey bir noktada ‘kes’ komutunun gelmesi oluyor.</p>
<p><strong>Alyn artık Corlys’i nasıl görüyor?</strong></p>
<p>İlk iki sezon boyunca Corlys, Alyn için bir baba, mentor ve kahraman figürü olarak farklı anlamlar kazanıyor. Ancak savaşın ardından bu ilişki önemli ölçüde değişiyor. Yaşadığı travma Alyn’i derinden etkiliyor ve onu bambaşka birine dönüştürüyor. Bu kırılma noktası yalnızca Corlys’e değil, çevresindeki siyasi düzene bakışını da değiştiriyor.</p>
<p><strong>Sizce ‘House of the Dragon’ izleyicilerle nasıl bu kadar güçlü bağ kuruyor?</strong></p>
<p>Çünkü hikâye özünde aile ilişkileri ve insan çatışmaları üzerine kurulu. Ejderhalar ve savaşlar olsa da, izleyiciler karakterlerin yaşadığı duygulara ve aile içi sorunlara kendilerinden bir şeyler bulabiliyor.</p>
<p><strong>Bu hikâyede gerçek kahramanlar da kötü karakterler de belki de yok. Acımasız dünyada, karakteriniz bize dürüstlük ve onur hakkında ne öğretebilir?</strong></p>
<p>Bence en önemli tema kefaret ve değişim. İnsanların hatalarından dönmesi ve kendilerini geliştirmesi her zaman mümkün. Alyn’in hikâyesi de bunun iyi bir örneği.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/ozel-soylesi-ejderhalarin-dansi-yeniden-basliyor-81440</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/4/0/1280x720/ozel-soylesi-ejderhalarin-dansi-yeniden-basliyor-1781791353.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İntikamın, ihanetin ve bitmek bilmeyen taht mücadelesinin ortasında ejderhalar gökyüzünü yeniden ateşe vermeye hazırlanıyor. ‘House of the Dragon’, merakla beklenen üçüncü sezonuyla 21 Haziran’da HBO Max&#039;e geliyor. Dizinin yıldızları Matt Smith, Emma D&#039;Arcy, Ewan Mitchell, Gayle Rankin, Steve Toussaint ve Abubakar Salim yaklaşan büyük hesaplaşmayı anlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sarnicta-zamanin-golgesi-81438</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sarnıçta zamanın gölgesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen yıl tam bu dönemde, <strong>Hüsamettin Koçan</strong>’ın Bayburt’un, Bayraktar köyünde, Çoruh Nehri’ne hakim bir tepede kurduğu Baksı Müzesi’nde, heykeltıraş <strong>Seçkin Pirim</strong>’in <em>‘Zamanlı-Zamansız’</em> sergini ziyaret etmiştik. <strong>Hasan Karakaya</strong>’nın müdürlüğü sırasında İstanbul Resim Heykel Müzesi’nde sanatçının hayli etkili sergisi <em>‘Kalıntılar’</em>ı gezmiştim. Şimdi ise Pirim’in <em>‘Dün ile Bugün’</em> sergisi İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Kültür AŞ’ye bağlı olan 1600 yıllık Şerefiye Sarnıcı’nda…</p>
<p>Birbirinden farklı mekanlarda, ortam ile bütünleşip diyalog kurmayı başaran sergiler bir sanatçının cesur yolculuklarının kanıtı değil mi?</p>
<p>31 Ağustos’a kadar devam eden sergiyi açılışından birkaç saat önce tek başıma, sonra yaşamını İstanbul ile Londra arasında sürdüren Seçkin Pirim ile gezdim. Çağdaş eserleri tarihi mekanlarda görmek, kadim taşlarla yakaladıkları uyumu izlemek başlı başına bayağı keyifli.</p>
<p>Nitekim 21 Haziran’a kadar devam eden Mardin Bienali’nin en çarpıcı işlerinden biri sanatçı <strong>Aydın Alper</strong>’in Dara Antik Kenti’ndeki su sarnıcında yer alan mekana özel ürettiği <em>‘Sistem Hatası. Güncelleyin’ </em>idi. Dara sarnıcında sular kim bilir ne zaman çekilmiş? Sonsuz basamaklardan inerek sergiyi ayağımız yere basarak izlemiştik.</p>
<p>Çok daha sonra yapılan Şerefiye Sarnıcı’nda, suyun üzerine yerleştirilen platform üzerinde geziyorsunuz. Damlanın suya düşerken çıkarttığı ses eşliğinde, sarnıcın ışıklandırılmış kolonları arasında yerleştirilen eserlerin duvarlara düşen gölgelerini izlemek oldukça etkileyici. Seçkin Pirim ile sohbete damlacıkların ‘şıp’ sesi karışırken soruyorum:</p>
<p><strong>Böyle antik bir mekanda ilk sergin mi?</strong></p>
<p>Aslında Hırvatistan’daki bir bienalde eski bir tapınağın girişine bir iş yerleştirmiştim. Ama dışarda duran bir işti ve tabii bu kadar kapsamlı bir sergi değildi, sadece iki eserimle yer almıştım.</p>
<p>Böyle bir mekanda sergi ilk sayılır. Antik mekanlara ve sütunlara özellikle meraklı olduğum için burayı daha önceden gezmiştim. Bu sergi kısa sürede hayata geçti. Mekana özel bir iş yapmadım. Son iki yılda ürettiğim işler ve koleksiyonerlerdeki işlerim arasından burada sergilenebilecek olanları seçtik. Dirimart Galeri’de geçen ilkbahar açılan <em>‘Günü Birlik İnşa’</em> sergisinden hayli iş var.  Zaten o sergi bu mekanla çok örtüştü. Serginin hayata geçmesinde Kültür A.Ş ile Dirimart’ın katkısı büyük.</p>
<p><strong>BAKSI’DA UZAY FORMU, SARNIÇTA KRAL YOLU</strong></p>
<p><strong>1600 yıllık bir sarnıçta sergi açmak nasıl bir duygu?</strong></p>
<p>5 bin yıllık, 3 bin ya da 2 bin yıllık antik şehirleri gezerken inanılmaz duygular yaşıyorsun. Farklı bir duyarlılık, anlayış ile karşı karşıyasın. Şerefiye Sarnıcı’ndaki estetik kaygı beni çok etkiledi. Düşün; 1600 yıl önce, sular altında kalacak, belki de hiç görülmeyecek şu sütunlara zarif bezemeli başlıklar konduruyorsun. Neticede burası su ile dolacak bir alan. Nasıl bir düşünce biçimi, nasıl saygı bu? Böylesine duyarlı bir davranış biçiminden hiçbir şeyin önemsemediği ve her şeyin tüketildiği bir alana nasıl geçtik? Şu anda günü birlik inşa ediyoruz, pragmatik düşündüğümüz davranış biçimleri üzerinden yapılar inşa ediyoruz. Sosyoloji ona göre değişiyor, tabii ki tüketim hızlanıyor. O yüzden kendi çağdaş, katmanlı sütunlarımla bir bellek hatırlatması yaratmak, fikir olarak güzel geldi.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a33f772656a7-1781790578.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p><strong>Birbirinden farklı mekanlarda çalışıyorsun. Geçen yıl Çoruh Nehri’ne bakan tepelik bir arazide kurulu Baksı Müzesi, şimdi Şerefiye Sarnıcı... Sergilerini nasıl kurguluyorsun?</strong></p>
<p>Aslında benim için çok heyecanlı oluyor, ‘challenge’ gibi. Çünkü farklı düşünme tarzları gerekiyor; oyun gibi. Hoşuma gidiyor. Baksı tamamıyla farklı bir coğrafyaydı. Doğa o kadar müthiş ki orada. Hem var hem yok oluyorsun, o haşmet karşısında. O doğanın ortasına, büyük masmavi bir heykel yerleştirmek bende uzaydan gelmiş bir form kondurmak hissi uyandırdı.</p>
<p>Burası için ise sütunların arasına katmanlı, pleksi kırmızı sütunlar yerleştirdik. Sarnıçta duvara düşen gölgeleri yakalamak için hangi eseri nereye yerleştireceğimizi ışık tasarımcısıyla çalıştık. Gölgelerden heykeller yaratmayı istedik. Özellikle Selçuklu bezemelerinden esinlendiğim eserin gölgesi müthiş oldu. Işıklandırılmış sütunların arasından Kral Yolu gibi bir şey çıktı ortaya. Detayları yakalamak için sergiden önce birkaç kez geldim buraya. Müzik de bir gece yatarken geldi aklıma “niye bu damlası sesi dinlemiyoruz” diye. Şıp, şıp suya düşen bir damlanın kaydını aldık.</p>
<p><strong>BU SÜTUNLAR HANGİ KAZIDAN?</strong></p>
<p><strong>Sarnıcın girişindeki alüminyum sütunlar hayli ilginç olmuş.</strong></p>
<p>Biliyorum. İzleyiciyi biraz Araf’ta bırakmak istedim Mesela dün komik bir şey oldu. Buradan geçen turistin biri gelip “Bu sütunlar hangi kazıdan” diye sordu. Gerçek bir sütun mu değil mi kafa karıştırıyor. Buradan geçen binlerce kişi arafta kalacak!</p>
<p><strong>Burada 1600 yıllık bir yapıda çağdaş eserlerle birlikteyiz. Seçkin Pirim olarak yüz yıl sonra eserlerinizin ne olacağını hiç düşündünüz mü? Neticede müzeler yüzyıllara meydan okuyan eserlerle dolu.</strong></p>
<p>Güzel soru. Karmaşık duygular içindeyim. Hayata bırakırsan, bir gün yok da olabilirler, ömürlerini doldurup silinebilirler. Belki de bin yıl kalıcı olmaları için uğraşmalısın. Öyle yapmak lazım bilincine yeni ulaştım. Malzemeler o yüzden değişti. Paslanmaz çelik, mermer gibi uzun yıllar kalabilecek malzemelerden işler yapmaya başladım. Eserlerin süresini uzatmak için daha fazla çalışmalısın. Dediğin gibi bunlar da (yaptığı eserleri işaret ediyor) yüzyıllara karşın hala ziyaret edilen eserler gibi neden olmasın?</p>
<p><strong>Londra İstanbul arasında yaşıyorsun. Anladığım kadarıyla büyük eserlerini İstanbul’daki atölyende üretiyorsun. Çalıştığın galeri Dirimart Londra’da şubesini açtı. Orada da sergi yapıyor musun?</strong></p>
<p>2026 yılının başında Alman sanatçı <strong>Jorinde Voigt</strong> ile <em>‘Kopuşlar ve Ritm’</em> diye ortak bir sergi yaptık. İkimizin kağıt kesme işlerinden oluşan güzel bir sergiydi.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a33f7939057f-1781790611.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sarnicta-zamanin-golgesi-81438</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/3/8/1280x720/sarnicta-zamanin-golgesi-1781790717.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1600 yıllık Şerefiye Sarnıcı’ndaki ‘Dün ile Bugün’ sergisinde çağdaş eserlerini tarihin katmanlarıyla buluşturan Seçkin Pirim, sütunlar, gölgeler ve su sesleri arasında belleğe uzanan etkileyici bir diyalog kuruyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/gelecekte-bu-album-hakkiyla-dinlenecek-81435</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gelecekte bu albüm hakkıyla dinlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Oyunculuğuyla yıllardır geniş kitlelerin hafızasında yer eden <strong>Beren Saat</strong> için bugün çıkan EP’si ‘Exuberance’, çocukluğundan beri İngilizce müzikle kurduğu bağın, kadınlık hâllerine dair düşüncelerinin, yasın, özgürleşmenin ve doğayla kurduğu ilişkinin müziğe dönüştüğü kişisel bir adım.</p>
<p>Beren Saat, uzun süredir merak edilen şarkılarını, arasında bulunduğumuz küçük bir gazeteci grubuyla paylaştı. ‘Beren’ adıyla yayınladığı ‘Exuberance’ için düzenlenen samimi buluşmada önce lobide biraz sohbet ettik, yeni klibini izleyip, şarkılarını birlikte dinledik. Ardından bizlere, şarkıların arkasındaki kişisel hikayeleri, ses dünyasını ve üretim sürecini anlattı; hepimizin sorularını yanıtladı. Tüm şarkıların söz ve müziği Beren Saat’e ait yapımın, ortak yapımcılığını <strong>Kenan Doğulu</strong> üstleniyor. Miksler Grammy ödüllü mühendis <strong>Brendan Morawski</strong> tarafından yapıldı. Klip ise ‘CapitaliZoo’da olduğu gibi VMA ödüllü <strong>Ecem Lawton</strong> yönetmenliğinde Los Angeles’ta çekildi. Albümdeki tüm şarkılar İngilizce; zira bu dilde kendini daha rahat ifade ettiğini söyleyen Beren Saat, Türkçe şarkı ihtimaline de kapıyı tamamen kapatmadığını söylüyor. Şarkılar nasıl mı? Bana kalırsa Beren Saat gibi ünlü bir isim olmasa bu kadar yargılanmaz, daha fazla kucaklanırdı. Özellikle ‘Anyways’, ‘Horizon’ gibi parçaların her biri çıkış parçası niteliğinde...</p>
<p><strong>Şarkı yapmaya karar verdiğiniz o an neydi?</strong></p>
<p>‘Shero’ şarkısı, kafamda uçuşan fikirlerden öte sözler açısından daha iyi yazmaya başladığımı hissettiğim andı. Aynı zamanda -çok daha sade bir prodüksiyon hayal ediyorum gibi-  fikirlerimin de olgunlaşmaya başladığını hissettiğim zamandı. O dönemde -sanırım 2022 yılında- Atiye'nin çekimlerinde Mardin'deydim. Yani ‘Shero’ Mardin’de oluştu. Bütün süreçler kafamda oturdu ve sadeleşti. Shero'dan sonra biraz daha özgüvenim arttı. Vokal koçum da hem fikirlerimin doğruluğuna dair hem onların peşinden gitmem adına çok destek oldu. Ayrıca sesimde yeni bir konfor alanı bulmam anlamında da gelişim yaşattı. İyi bir ekiple de çalıştım, çok şanslıyım; ne diyebilirim ki?</p>
<p><strong>EP bittiğinde ilk kime dinlettiniz? Kenan Doğulu işin içinde olduğu için o sayılmaz…</strong><br />(Gülüyor.) Anneme ve anneanneme. Çok sevdiler. İlk andan beri hep destekleyici oldular, beni çok motive ettiler. Çok heyecanlıyım, bakalım dinleyicilere ulaşınca neler olacak.</p>
<p><strong>EP’ye girmeyen şarkılarınız var mı?</strong></p>
<p>Evet var ama EP’ye koymayı başta zaten düşünmemiştik. O şarkıların çalışmaları sürüyor, sıradaki albümde yer alacaklar. Tabii bu albümü çıkarmam epey zaman aldı, o da belki bir bu kadar sürebilir; zaman gösterecek.</p>
<p><strong>6 şarkılık bir EP bu; peki şarkıların sıralamasını nasıl yaptınız?</strong><br />Alışkanlıklara baktığınızda aslında şarkıları sırayla dinlemiyor dinleyiciler. Fakat biz yine de Kenan ile şarkıdan şarkıya geçişlerde denge kurmaya çalıştık. Devamlılığı ve hikaye örüntüsü üzerinde düşünerek konumlandırdık. Sırayla da, karışık da dinlediklerinde umarım keyif alırlar dinleyiciler.</p>
<p><strong>İlk günden milyonlara ulaşan ‘CapitaliZoo’ya hala yorumlar geliyor…</strong></p>
<p>Çok izlendi, çokça yorum aldı. Çocuklar çok sevdi ama ben ilerleyen zamanda daha fazla sevileceğini düşünüyorum. Dolby Atmos altyapısının yaygınlaşmasıyla farklı dinleme deneyimleri keşfedilecektir. Çünkü telefonlarda izlendiğinde o katmanlı yapı keşfedilemiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><em><strong>Atmosferi biraz farklı bir parça</strong></em></span></p>
<p><strong>‘Honey Bee’ ikinci kliple geldi. EP’nin ilk şarkısı olarak bu parçayı seçme sebebiniz var mı?</strong><br />‘CapitaliZoo’ EP’nin beşinci şarkısıydı. Her şeyi test etmek için yayınlamıştık. İkinci klipte de hayvanlar üzerinden bir anlatım var yine. Aslında hikayenin tohumu, yıllar önce Greenpeace ile yaptığımız arıları kurtarma kampanyasıyla atıldı. Arıları incelemem, onların mükemmel uyumları, koloni olarak hayatta kalmaları ve bizim hayatımızın da sürdürülebilirliği açısından bize kattıkları beni çok etkiledi ve büyüledi. O yüzden EP’nin başlangıç şarkısı oldu.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a33f5af89bca-1781790127.jpg" alt="" width="500" height="750" /> <br /><br /><strong>En son dinlediğimiz ‘Angel o’Clock’ diğer şarkıların daha farklı bir versiyonuydu. Gerek sound, gerek sözler açısından. Kenan Doğulu da vokal... Bu şarkının ortaya çıkış hikayesi neydi?</strong></p>
<p>Evet, Kenan da var. Akapella Kenan’ın fikriydi, Kenan'la Bade'nin sesi var orada. Hatta çok iyi şarkıcılardan oluşan 8 kişilik bir koro eşlik ediyor. Bütün şarkılarımda duyduğumuz o çok sesliliği aslında onlara borçluyuz. ‘Angel O'Clock’ atmosfer ve sound olarak da diğerlerine göre biraz daha karanlık bir şarkı. Çünkü ailemden bir kaybın hemen arkasından yazdığım bir şarkı. Kayıplar bizi üzse de kimi zaman da kişinin özgürleşmesini sağlayabiliyor. O yüzden de şarkı, öleni onore etmek ve onun özgürlüğünü kutlamakla ilgili. Cenaze sonrası yazılmış bir şarkı. Bu denenle atmosferi görsel olarak da, kişisel olarak da biraz farklı. Sound olarak içinde aslında halay melodisi var. Anadolu'dan tanıdığımız folklorik bir melodi. Ama onu biz tekno biçimde duyuyoruz. Tanıdık bir melodi ama bambaşka bir formda.</p>
<p><strong>Kadın gücünün şarkılarınızda öne çıkmasının ardındaki yaklaşımınız nedir?</strong></p>
<p>Öncelikle ben kadın olmanın bir ayrıcalık olduğunu düşünüyorum. Fiziksel yaratılışımız, düşünme biçimimiz bize hayattan bir ödül... O yüzden de bir şekilde sınırlandırılarak ve cezalandırılarak yaşamak zorunda kaldığımızı düşünüyorum. Kendini ifade edemeyen ya da çocukluktan beri kadın olarak bir adım geride kalması öğretilmiş bütün o kadınlara farklı bir bakış açısı sunmak istiyorum. “Kadınlığınızdan gurur duyacağınız bir özgürlük alanı var” demek istiyorum. Çünkü bizler birbirimizin neler yaşadığını biliyoruz. Doğurganlığın ne demek olduğunu, kolektif olarak ne kadar güçlü olduğumuzu biliyoruz. Bildiğiniz üzere arılar aslında anaerkil sistemde yaşıyor. Belki kadın liderlerimiz biraz daha fazla olsa bu kadar nefret suçları, savaşlar, öfkeler, cinayetler yaşamayız. O nedenle kendi alanımda ben bunu ifade etmeye çalışıyorum.</p>
<p><strong>Yakın zamanda bir konser, hayranlarla buluşma planlıyor musunuz? Belki hayranlarınızla bir EP dinleme etkinliği de olabilir.</strong></p>
<p>En başından beri, hayalden öte, şarkıların seyirci karşısında nasıl görüneceğini aslında görüyorum. Ama şimdilik 6 şarkıyla bir konser kurgulamak zor. Öte yandan diğer şarkılar oluşmaya devam ediyor. Piyano ile daha farklı şarkılar oluşturmaya başladım. Zannediyorum onlarla birlikte böyle bir sahne şovu kurgulayabiliriz. Her şey yolunda giderse bir iki sene içinde konser verebilirim. Hayranlarla dinleti neden olmasın, düşünülebilir bu da elbette.</p>
<p><strong>Plak ya da farklı bir fiziki formda bu EP’yi görecek miyiz?</strong></p>
<p>Plak düşünüyoruz ama o da daha sonra olabilir. Diğer şarkılarla çıkıp, belki iki albümü bir plak yapabiliriz. Biraz daha kitlesi oluşsun, ondan sonra basalım istiyoruz.</p>
<p><strong>EP uzamsal sese uygun dizayn edilmiş. Bu sesleri belirli platformlarda ve belirli teknik ekipmana sahip olanlar tam alabilecek. Ama kulaklıkla dinlemesi gerçekten keyifli olacak. Siz kendi EP'nize dinleyici olarak baktığınızda nasıl hissettiniz? </strong></p>
<p>Albümümü tasarlarken aslında bazı hayallerim vardı. ‘CapitaliZoo’da bazı hayvan sesleri var, onlarda yönlendirmelerim oldu. Bu tamamen sinema salonundaki izleyici reflekslerinden doğdu. Kenan'la yaptığımız konuşmalarda hayallerimi biraz daha ayakları yere basan hale getirdik tabii ki. Ve sonrasında pandemi yaşanınca aslında sinemadaki ses endüstrisi müzikle birleşmiş oldu. Benim hayallerim bir şekilde gerçeğe döndü. Bizim stüdyomuz Dolby Atmos'a döndü ve ben bu şarkıları hep böyle dinledim. ‘CapitaliZoo’da sonrasında şöyle düşündüm: Keşke telefonla 40 saniye dinleyip şarkıyı yargılamasalar. Öyle bir bas gitar solo var ki keşke Micheal League’nin çaldığını ya da bir fil sesinden yaratılan melodiyi duyabiliyor olsalar. Bence gelecekte bu albüm hakkıyla dinlenecek.</p>
<p>Biz filmleri 8K ile çekiyoruz ama henüz 8K izleyemiyoruz. Zannediyorum ileride dinleme sistemi de upgrade olacaktır. Belki o zaman herkes albümü “Aaa evet, bu da duyuluyormuş” diyerek dinleyecektir.</p>
<p><strong>Peki setlerde uykusuz kalmak mı yoksa stüdyoda uykusuz kalmak mı? Hangisi daha tatlı bir yorgunluk? <br /></strong>Yaratıcı bir heyecan olunca uykusuzluk hiç fark etmiyor. Daha iyi bir fikir bulduğumda bazen yaptığım şeyleri tamamen değiştirip yeni baştan başladığımız oldu. Oralardaki sabrı için Kenan'a teşekkür ediyorum. Vokaller tamamlandıktan sonra şarkıları biraz daha yukarı mı çeksek gibi taleplerim oldu. Sabırla isteklerimi yaptı ve benim için en iyi noktaya ulaştık. Yani benim için uyumamak sorunu değildi, Kenan'a biraz ekstra mesai yaşattım.</p>
<p><strong>Şarkıların son dönemde popülerleşmesini Netflix gibi platform dizilerinde yer alması çokça hızlandırıyor. Böyle tekliflere açık mısınız?<br /></strong>Neden olmasın, elbette isterim. Yalnızca projenin ne olduğu, şarkının o yapıma ne katacağı yani doğru eşleşme olması benim için önemli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/gelecekte-bu-album-hakkiyla-dinlenecek-81435</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/3/5/1280x720/gelecekte-bu-album-hakkiyla-dinlenecek-1781790166.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beren Saat yani müzisyen kimliğiyle ‘Beren’, ilk EP’si ‘Exuberance’ ile seyirci karşısına çıktı. Küçük bir buluşmada da 6 şarkılık EP’yi, şarkılarının hikayesini ve detayları anlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/turkiye-konaklama-sektorunde-bir-ilk-81426</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 14:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye konaklama sektöründe bir ilk</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çevreye duyarlı tesislerinde en yüksek düzeyde hizmet kalitesi, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal katılım odaklı başarılı yolculuğuyla 1987 yılından bu yana Türk turizmine değer sunan Göçtur Turizm (Göçtur) kalite yönetimi ve kurumsal mükemmellik alanında önemli bir başarıya imza attı. Göçtur’un ilk yatırımı ve amiral gemisi Pine Bay Hotels &amp;amp; Resorts, EFQM Tanıma ve Ödül Programı dış değerlendirme süreci sonrasında, Türkiye konaklama sektöründe &amp;quot; EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi &amp;quot; almaya hak kazanan ilk kuruluş oldu. Pine Bay Hotels &amp;amp; Resorts, ayrıca Ege Bölgesi Üstün Performans<br />Ödülü’nün de sahibi oldu. Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı’nın (EFQM) ulusal iş birliği ortağı Türkiye Kalite Derneği (KalDer) yönetiminde gerçekleşen EFQM Tanıma ve Ödül Programı, kuruluşları değişimi yönetme ve performansı artırma konusunda destekleyen, dünya çapında tanınan bir yönetim çerçevesi oluşturuyor. Pine Bay Hotels &amp;amp; Resorts, Kuşadası’nda kendine ait koyunda, aile konsepti ve mavi bayraklı özel plajıyla 30 yılı aşkın süredir hizmet veriyor. Türkiye Konaklama Sektöründe Bir İlk Türkiye konaklama sektörünün ilk &amp;quot;EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi&amp;quot;ni almaya hak kazanan Pine Bay Hotels &amp;amp; Resorts’un başarısı, ülkemiz turizminde kalite yönetimi ve kurumsal mükemmellik başlıklarının daha görünür hale gelmesine de katkı sunuyor. Göçtur Otellerden Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Rena Çukurova, EFQM Tanıma ve Ödül<br />Programının ve değerlendirme sürecinin kurum için taşıdığı anlamı şöyle değerlendirdi: “Almaya hak kazandığımız EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi ile sektörümüzde bir ilki başarmanın gururunu yaşıyoruz. Başvurumuzu yaptığımız Ege Bölgesi’nde, Ege Bölgesi Üstün Performans Ödülü kazanmış olmak ayrı bir gurur. Bu başarı, turizmde rekabet gücünün yalnızca tesis yatırımı, lokasyon ya da hizmet çeşitliliğiyle değil; ölçülebilir yönetim kalitesi, sürekli iyileştirme disiplini ve sürdürülebilir performans anlayışıyla da güçlendiğini ortaya koyuyor. Paydaşların bakış açısını da merkeze alan değerlendirme sürecinde, otelimizde görev yapan çalışma arkadaşlarımızın da görüşlerine başvuruldu. Bu başarı, uzun süredir üzerinde çalıştığımız kalite, kurumsallaşma ve sürdürülebilir gelişim yaklaşımının somut bir göstergesi. EFQM, güçlü yanlarımızı ve gelişim alanlarımızı uluslararası kabul görmüş bir model üzerinden değerlendirmemizi sağladı. Ulusal Kalite Hareketi katılımcısı olarak, değerlendirmeden aldığımız geri bildirimlerle gelişim yolculuğumuzu aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu başarıyı birlikte inşa ettiğimiz tüm çalışanlarımıza, paydaşlarımıza ve tüm misafirlerimize, titiz değerlendirme süreci için KalDer Yönetimine<br />ve EFQM değerlendiricilerine teşekkür ediyoruz.”</p>
<p>Pine Bay Hotels &amp;amp; Resorts’un almış olduğu ödül ve EFQM dış değerlendirme sonucu, KalDer İzmir Şubesi tarafından 26’ncısı düzenlenen Mükemmelliği Arayış Sempozyumu’nda açıklandı. EFQM dış değerlendirme süreci başvurusunu Ege Bölgesi’nden yapan Pine Bay Hotels &amp;amp; Resorts, Ege Bölgesi Üstün Performans Ödülü’ne layık görülürken, Türkiye’de konaklama sektöründe bir ilki gerçekleştirerek EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi’nin de sahibi oldu.</p>
<p><strong>3 Ana Alanda, 7 Değerlendirme Kriteri</strong></p>
<p>Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı (European Foundation for Quality Management) tarafından sanayi temsilcileri ve akademisyenlerin desteği ile geliştirilen EFQM Modeli, ilk uygulanmaya başladığı 1991 yılından bu yana dünya çapında tanınan bir yönetim çerçevesi oluşturuyor. Kuruluşların iyileştirme ve yenileşim kültürü geliştirmeleri için rehber oluşturan EFQM Modeli, değişimi yönetme ve performans iyileştirmesi alanlarında destek sağlıyor. EFQM Modeli stratejik niteliği, operasyonel performans ve sonuç odaklılığıyla birlikte ele alıyor; mevcut çalışma biçimleri, zorluklara ve sorunlara verilen yanıtlar da dikkate alınarak katılımcı kuruluşların geleceğe ilişkin amaçlarının tutarlılığı ve uyumunu irdelemek için ideal bir çerçeve sunuyor. Süreç; Yön, Uygulama ve Sonuçlar olmak üzere 3 ana alanda, 7 değerlendirme kriteri içeriyor.</p>
<p>Yön;</p>
<p>Kriter 1 – Amaç, Vizyon ve Strateji,</p>
<p>Kriter 2 – Kurum Kültürü ve Liderlik,</p>
<p>Uygulama;</p>
<p>Kriter 3 – Paydaşlarla Bağ Kurma,</p>
<p>Kriter 4 – Sürdürülebilir Değer Yaratma,</p>
<p>Kriter 5 – Performans ve Dönüşüme Yön Verme,</p>
<p>Sonuçlar:</p>
<p>Kriter 6 – Paydaş Algıları,</p>
<p>Kriter 7 – Stratejik ve Operasyonel Performans Değerlendirme sonucu, Pine Bay Hotels &amp;amp; Resorts için sürekli gelişim yolculuğunda yönetim kalitesi ve kurumsal olgunluk alanında yeni bir referans noktası oluşturuyor. Değerlendirme sonucunda elde edilen geri bildirimler, Pine Bay Hotels &amp;amp; Resorts’un gelecek dönem gelişim yol haritasına da yön verecek.</p>
<p><strong>Başarı Yolculuğunda S.A.D.E. Bir Yaklaşım</strong></p>
<p>Göçtur’un kurum kültürünü oluşturan S.A.D.E. yaklaşımı da Pine Bay Hotels &amp;amp; Resorts’un başarı yolculuğunun önemli dayanaklarından biri olarak konumlanıyor. Sanat, Aile, Doğa ve Eğitim başlıklarından oluşan S.A.D.E., grubun hizmet anlayışını, çalışanlarla kurduğu ilişkiyi, çevreye bakışını ve öğrenme kültürünü tanımlayan bir çerçeve olarak kullanılıyor. Rena Çukurova, SADE yaklaşımı ile EFQM başarısı arasındaki ilişkiyi şu sözlerle anlattı: “Göçtur kurum kültürünün bileşenlerini Sanat, Aile, Doğa ve Eğitim (S.A.D.E.) oluşturuyor. Bu bizim için kurum içinde kullanılan bir kavramdan öte, iş yapış biçimimizi tarif eden bir kültür çerçevesi. Sanat, hayata ve mekâna değer katma biçimimizi; Aile, aidiyet ve süreklilik anlayışımızı; Doğa, içinde bulunduğumuz çevreye karşı sorumluluğumuzu; Eğitim ise sürekli gelişim ve öğrenme irademizi temsil ediyor. EFQM değerlendirmesinden başarıyla geçmek, bu değerleri daha sistematik ve ölçülebilir bir yönetim yaklaşımıyla buluşturduğumuzu göstermesi açısından bizim için çok kıymetli.” Kurum, değerlendirme süreci çıktılarını kalite yönetimi, operasyonel verimlilik, çalışan deneyimi, sürdürülebilirlik ve misafir memnuniyeti alanlarında sürekli gelişim kapsamında kullanmayı hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/turkiye-konaklama-sektorunde-bir-ilk-81426</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/2/6/1280x720/turkiye-konaklama-sektorunde-bir-ilk-1781784461.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Göçtur bünyesinde faaliyet gösteren Pine Bay Hotels &amp;amp; Resorts, Türkiye konaklama sektörünün ilk &amp;quot;EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi&amp;quot;ni almaya hak kazandı. EFQM Tanıma ve Ödül Programı dış değerlendirme süreci, Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı (EFQM) ulusal iş birliği ortağı Türkiye Kalite Derneği’nin (KalDer) yönetiminde gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
