<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/mesele-uretmek-degil-gorunmek-87806</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mesele üretmek değil, görünmek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanat dünyasında görünürlük, genç sanatçılar için giderek daha belirleyici bir meseleye dönüşüyor. Galeriler ve sergiler önemini korurken dijital platformlar, sanatçıların üretimlerini daha geniş çevrelere ulaştırmasının yeni yollarını açıyor. İVA Sanat Genel Koordinatörü <strong>Seçil Aydın</strong> ile sanat dünyasının değişen dinamikleri, genç sanatçıların karşılaştığı engeller ve dijitalleşmenin bu alandaki etkisi üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.</p>
<p><strong>Türkiye’de sanat eğitimi alan gençlerin en büyük sorunu sizce üretmek mi, görünür olabilmek mi? Geçen aylarda hayata geçirdiğiniz ‘Fragmanlar’ projesini tasarlarken çözmeye çalıştığınız temel problem neydi mesela? </strong></p>
<p>Genç sanatçılar için en büyük sorun üretmek değil; ürettiklerinin doğru kişiler tarafından görülebilmesi. Bugün okullarda çok nitelikli çalışmalar ortaya çıkıyor. Ancak bu üretimlerin önemli bir bölümü okul içindeki sergilerle sınırlı kalıyor ve profesyonel sanat ortamına ulaşamadan görünmez hâle geliyor. Mezuniyet sonrasında ise bu geçiş daha da zorlaşıyor. Fragmanlar’ı planlarken çıkış noktamız tam olarak buydu. Bizim sunmak istediğimiz şey, profesyonel standartlarda kurgulanmış bir sergi deneyimiydi.</p>
<p><strong>İVA Sanat platformunda yer alacak öğrenciler için bundan sonra nasıl bir yol haritası öngörüyorsunuz? Bu görünürlük somut olarak hangi kapıları açabilir? </strong></p>
<p>Platformumuza dahil olan genç sanatçılar dijital portfolyolarını oluşturabilecek, eserlerini daha geniş kitlelere ulaştırabilecek ve üretimlerini sürdürülebilir şekilde görünür kılabilecekler.</p>
<p>Burada en önemli konu şu: Görünürlük, bir sanatçı için en değerli kazanımlardan biri ve somut olarak çok farklı kapıları aralayabiliyor. Bir sanatçının eserinin bir koleksiyoner tarafından fark edilmesi, başka bir sergi ya da sanat etkinliği için davet alması veya bir kurum ya da markayla ortak proje geliştirmesi çoğu zaman görünür olmakla başlıyor. Biz İVA Sanat olarak tam da bu noktada devreye giriyoruz; genç sanatçılarımıza yeni bağlantılar kurabilecekleri ve profesyonel sanat ekosistemiyle temaslarını sürdürebilecekleri bir alan oluşturmayı hedefliyoruz.</p>
<p><strong>Sanat piyasasında genç isimlerin önüne sıkça ‘referans’, ‘çevre’ ve ‘galeri ağı’ gibi görünmez bariyerler çıktığı konuşuluyor. Dijital platformlar bu hiyerarşiyi gerçekten değiştirebiliyor mu, yoksa yalnızca yeni bir vitrin mi sunuyor? </strong></p>
<p>Dijital platformların tek başına bütün sorunları çözdüğünü düşünmek gerçekçi olmaz. Ancak doğru kullanıldığında bu bariyerleri önemli ölçüde azaltabilir. Sanat dünyasında hâlâ fiziksel sergiler, galeriler ve profesyonel ilişkiler büyük önem taşıyor. Dijital platformlar ise bu yapının alternatifi olmaktan çok, ona erişimi kolaylaştıran ve görünürlüğü sürdürülebilir kılan önemli bir araç haline geliyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aace74328fa0-1789716291.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p>İVA Sanat olarak biz de yalnızca eserlerin sergilendiği bir vitrin olmak istemiyoruz. Sanatçının hikâyesini, üretim sürecini ve kimliğini de görünür kılan bir yapı oluşturmak asıl isteğimiz. Sanatçının kendini ifade edebildiği ve izleyiciyle bağ kurabildiği bir alan oluşturmanın, uzun vadede en az eser kadar değerli olduğuna inanıyoruz.</p>
<p><strong>Fragmanlar projesi genç kuşağın üretim dili hakkında fikir vermiştir size muhakkak ki. Nasıl bir tablo gösterdi? Ortak eğilimler neler mesela?</strong></p>
<p>Bizi en çok etkileyen noktalardan biri genç sanatçıların disiplinler arasında çok rahat hareket edebilmesi oldu. Resim, video, dijital üretim, enstalasyon ya da farklı malzeme denemeleri arasında keskin sınırlar artık eskisi kadar belirleyici değil. Genç kuşak, ifade etmek istediği fikre en uygun mecrayı seçiyor; disiplinleri birbirinden ayırmak yerine bir araya getirerek yeni anlatım biçimleri oluşturuyor.</p>
<p>Bir diğer dikkat çekici nokta ise kavramsal düşüncenin çok güçlenmiş olması. Genç kuşak yalnızca estetik bir sonuç üretmeyi değil, üretimin arkasındaki fikri de güçlü şekilde ifade etmeye çalışıyor. Ayrıca bireysel hafıza, kimlik, kent yaşamı, çevre sorunları ve sürdürülebilirlik gibi güncel meselelerin birçok üretimde ortak olarak karşımıza çıktığını gördük. Bu da yeni kuşağın yaşadığı dünyayla güçlü bir bağ kurduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Bundan sonraki hedefiniz yalnızca daha fazla sanatçıyı platforma dahil etmek mi, yoksa sanatçının üretim sürecini destekleyecek farklı modeller üzerinde de çalışıyor musunuz? </strong></p>
<p>Bizim hedefimiz hiçbir zaman yalnızca platformdaki sanatçı sayısını artırmak olmadı. Asıl hedefimiz sanatçının üretim yolculuğuna değer katabilecek bir ekosistem oluşturmak.</p>
<p>Bu nedenle yalnızca sergiler değil; farklı iş birlikleri, tematik projeler, eğitim içerikleri, sanat yazıları, söyleşiler ve yeni görünürlük modelleri üzerinde çalışıyoruz. Sanatçının yalnızca eserini paylaşabildiği değil, gelişimini destekleyen bir platform oluşturmak istiyoruz.</p>
<p><strong>Bugün genç bir sanatçının kariyerinde galeriler, fuarlar ve dijital platformlar arasında nasıl bir denge kurulmalı? Sizce önümüzdeki beş yılda sanatçının görünürlük haritasını en çok hangi alan değiştirecek?</strong></p>
<p>Bu bir tercih değil, denge meselesi. Galeriler hâlâ sanat dünyasının en önemli aktörlerinden biri. Fuarlar farklı çevrelerle buluşmak için büyük fırsatlar sunuyor. Dijital platformlar ise bu görünürlüğün sürekliliğini sağlıyor. Bir sanatçının kariyerini tek bir mecra üzerine inşa etmesi yerine, bu alanların birbirini tamamlayan yönlerinden faydalanabilmesi çok daha sürdürülebilir bir yaklaşım.</p>
<p>Önümüzdeki yıllarda sanatçılar için en önemli avantajlardan biri bu üç alanı birlikte yönetebilmek olacak. Biz önümüzdeki beş yılda dijital görünürlüğün daha da önem kazanacağını düşünüyoruz. Ancak bunun fiziksel sanat deneyiminin yerine geçeceğine değil, onu tamamlayacağına inanıyoruz. Sonuçta sanatın özü hâlâ eserle kurulan doğrudan karşılaşmada saklı. Dijital dünya ise bu karşılaşmaların sayısını artıran, sınırlarını genişleten ve sürekliliğini sağlayan güçlü bir araç olarak önemini artırmaya devam edecek.</p>
<p><strong>Son yıllarda sanat üretimi kadar üretimin sürdürülebilirliği de tartışılıyor. Genç sanatçıların mezun olduktan sonra üretmeye devam edebilmesi için sizce Türkiye’de hangi yapısal eksikliklerin giderilmesi gerekiyor?</strong></p>
<p>Bizce en önemli konu süreklilik. Sergi olanaklarının artması, bağımsız üretim alanlarının çoğalması, sanatçı destek programlarının güçlenmesi ve özel sektörün sanata daha fazla alan açması büyük önem taşıyor. Bunun yanında mentorluk ve profesyonel yönlendirme de oldukça değerli. Üretimin sürdürülebilir olabilmesi için sanatçının yalnızca yaratıcı yönünün değil, profesyonel gelişiminin de desteklenmesi son derece kıymetli. Bu boşluğu doldurabilecek modellerin önümüzdeki dönemde daha fazla gelişmesi gerekiyor elbette.</p>
<p><strong>Yakın zamanda hayata geçecek yeni bir projeniz var mı? </strong></p>
<p>Evet, şu anda üzerinde çalıştığımız yeni projelerimiz bulunuyor. Farklı üretim deneyimlerine sahip sanatçıları ortak bir zeminde buluşturmayı hedefleyen yeni bir proje üzerinde çalışmalarımız devam ediyor. Farklı üretim pratiklerini görünür kılacak bu projeye ilişkin detayları önümüzdeki dönemde paylaşacağız. Bunun yanı sıra İVA Sanat platformunu geliştirmeye, yeni dijital içerikler üretmeye ve sanatçılarımızı farklı proje ve iş birlikleriyle desteklemeye devam ediyoruz. Bizim için önemli olan tek bir projeyi büyütmek değil; sanatçıların üretimlerini sürdürebilecekleri, birbirleriyle etkileşim kurabilecekleri ve uzun vadede gelişebilecekleri bir ekosistem oluşturmak. Önümüzdeki dönemde de aynı vizyon doğrultusunda yeni proje ve iş birlikleri geliştirmeye devam edeceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/mesele-uretmek-degil-gorunmek-87806</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/0/6/1280x720/mesele-uretmek-degil-gorunmek-1789716367.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gençlerin sanat dünyasına girişinde görünürlüğün önemine dikkat çeken İVA Sanat Genel Koordinatörü Seçil Aydın, dijital platformların bu görünürlüğü güçlendirdiğini söylüyor. Aydın’a göre “Sanatın özü hâlâ eserle kurulan doğrudan karşılaşmada saklı”; dijital dünya ise bu karşılaşmanın sınırlarını genişleten güçlü bir araç. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sofrada-antep-imzasi-87804</guid>
            <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sofrada Antep imzası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>The Ritz-Carlton, Istanbul’un ana restoranı Atölye, Gaziantep’in geleneksel sofra kültüründen ilham alan kısa süreli bir menü sunmaya başladı. Otelin Executive Chef’i <strong>Ali İhsan Özkan</strong> ve ekibinin masamıza getirdikleri, Antep gibi köklü bir tarihsel ve kültürel konumu, yemek üzerinden duyumsatan tarifler. Şef, reçetelerini mevsime ve bölgeye özel malzemeleri kullanarak hazırlamış, geleneksellikten de bolca esinlenmiş. Ali İhsan Şef’in bu aya özel menüsünde; Antep peyniri, tere ve roka, kuru dolma çeşitleri, malhıtalı ekşileme, muhammara ve humusun yer aldığı soğuk seçki; yuvalama ve fındık Halep lahmacun gibi sıcak başlangıçlar; a’la nazik ve kuzu ciğer şiş gibi klasikler ile baklava, fıstıklı katmer, zerdeli ve astarlı sütlaç gibi bölgenin geleneksel tatlıları yer alıyor. Menü, 27 Eylül’e kadar 18.00-22.00 saatleri arasında servis ediliyor. Şef ayrıntıları <em>Hafta</em>’ya anlattı.  </p>
<p><strong>Bir yemeğin Antep mutfağına ait karakterini belirleyen temel unsurlar sizce neler?</strong></p>
<p>Antep mutfağının karakterini belirleyen en önemli unsurların başında kaliteli yerel malzemeler, baharat dengesi, güçlü et kültürü ve geleneksel pişirme teknikleri geliyor. Fıstık, biber, bulgur, patlıcan ve nar ekşisi gibi bölgeyle özdeşleşen ürünler de mutfağın kendine özgü kimliğini oluşturuyor. Aslında bu malzemelerin tek başına güçlü olması kadar, bir araya geldiklerinde oluşturdukları denge de Antep mutfağını farklılaştırıyor.</p>
<p><strong>Menüde yuvalama, kuru dolma, malhıtalı ekşileme, muhammara, a’la nazik ve katmer gibi farklı teknik ve malzeme dünyalarına ait yemekler bir arada. Bu seçkiyi oluştururken nasıl bir sofra kurgusu izlediniz?</strong></p>
<p>Menüyü, Gaziantep’in zengin sofra kültürünün bütünlüğünü yansıtacak şekilde kurguladık. Soğuk başlangıçlarla başlayan, yöresel yemeklerle devam eden ve katmer gibi güçlü tatlılarla tamamlanan dengeli bir akış oluşturmak istedik. Bir yandan farklı teknikleri ve malzemeleri göstermek, diğer yandan misafirin sofrada yorulmadan ilerleyebileceği bir denge yakalamak bizim için önemliydi. Her tabağın kendi karakterini korurken menünün genel bütünlüğünü de sağlamaya özen gösterdik.</p>
<p><strong>Menüdeki soğuk başlangıçların serme olarak sunulması, Gaziantep’in paylaşım kültürünü de hatırlatıyor. Sofra düzenini oluştururken hangi geleneksel alışkanlıklardan yararlandınız?</strong></p>
<p>Gaziantep sofrasının en önemli özelliklerinden biri paylaşım ve misafirperverlik. Serme sunumunda da bu geleneği mümkün olduğunca yaşatmak istedik. Birden fazla lezzetin aynı anda sofraya gelmesi, misafirlerin farklı tatları birlikte keşfetmesine ve birbirleriyle paylaşmasına olanak sağlıyor.</p>
<p><strong> <img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aace619ede20-1789715993.jpg" alt="" width="500" height="750" /></strong></p>
<p><strong>A’la nazik; patlıcan, yoğurt ve etin bir araya geldiği güçlü bir lezzet birleşimi sunuyor. Sizin yorumunuzda bu yemeğin karakterini belirleyen ne oldu?</strong></p>
<p>A’la Nazik’te benim için yemeğin karakterini belirleyen en önemli unsur, közlenmiş patlıcanın isli aromasıyla yoğurdun ferahlığını ve etin zenginliğini doğru bir dengede buluşturmak. Bu üç unsurun her biri oldukça güçlü; dolayısıyla birinin diğerinin önüne geçmemesi gerekiyor. Biz de geleneksel lezzetin karakterini korurken malzemenin kalitesini ve sade sunumunu ön plana çıkarmaya çalıştık.</p>
<p><strong>Baklava, fıstıklı katmer, zerdeli astarlı sütlacı seçerken Gaziantep’in tatlı kültürünün hangi farklılıklarını göstermek istediniz?</strong></p>
<p>Gaziantep’in tatlı kültüründeki çeşitliliği göstermek istedik. Baklava ve katmer, fıstığın bölgedeki önemini ve hamur işçiliğinin ne kadar güçlü olduğunu ortaya koyuyor. Zerdeli astarlı sütlaç ise biraz daha farklı bir tarafta durarak geleneksel tatlılarda pirinç, süt, baharat ve meyve kullanımını yansıtıyor. Böylece hem herkesin aşina olduğu lezzetleri hem de daha az bilinen tatları aynı seçki içerisinde bir araya getirdik.</p>
<p><strong>Gaziantep mutfağının UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’ndaki konumu da düşünüldüğünde, bu mutfağın uluslararası gastronomi zemininde daha doğru tanınması için restoranlara nasıl bir sorumluluk düştüğünü düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Bence restoranların burada önemli bir sorumluluğu var. Gaziantep mutfağını yalnızca tanıtmak değil onu doğru tekniklerle ve özgün karakterini koruyarak sunmak gerekiyor. Bunun yanında yerel üreticilerle iş birliği yapmak, geleneksel reçeteleri yaşatmak ve uluslararası misafirlere bu mutfağın arkasındaki hikâyeyi anlatmak da çok değerli. Çünkü bir mutfağı doğru şekilde tanıtmak, sadece yemeği servis etmekten değil; o yemeğin malzemesini, kültürünü ve arkasındaki geleneği de aktarabilmekten geçiyor. Bu yaklaşımın Gaziantep’in dünya gastronomisindeki yerini daha da güçlendireceğine inanıyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sofrada-antep-imzasi-87804</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/0/4/1280x720/sofrada-antep-imzasi-1789716054.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ The Ritz-Carlton, Istanbul’un ana restoranı Atölye, Gaziantep mutfağının özgün lezzetlerini İstanbul’a taşıdı. Executive Şef Ali İhsan Özkan, “Menüyü, Gaziantep’in zengin sofra kültürünün bütünlüğünü yansıtacak şekilde kurguladık” diyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/barcelo-hotel-grouptan-otel-tekstillerini-sanata-donusturen-proje-atiktan-sanata-87936</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 10:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Barceló Hotel Group’tan otel tekstillerini sanata dönüştüren proje:  “Atıktan Sanata”</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyanın ve İspanya’nın önde gelen turizm gruplarından Barceló Hotel Group’un global sürdürülebilirlik yaklaşımı ReGen’in Türkiye’deki uygulamalarından biri olan proje kapsamında; grubun Kapadokya, İstanbul ve Ankara’daki otellerinde kullanılan çarşaf, havlu ve yastık kılıfları yeniden değerlendirildi. “Atıktan Sanata”; döngüsel ekonomi, yerel üretim bilgisi ve çağdaş sanatı aynı çalışma kapsamında bir araya getirdi.</p>
<p><strong>Kapadokya’dan İstanbul’a bir dönüşüm hikayesi</strong></p>
<p>Proje kapsamında kullanım ömrünü tamamlayan otel tekstilleri, Kapadokya’dan toplanan bitkiler ile üretilen doğal boyalar ve Barceló Cappadocia’nın mutfağındaki çay ve kahve posalarıyla renklendirildi. Devridaim Enstitüsü tarafından bitki baskıları, el dikişleri ve nakışlarla yeniden yorumlanan tekstiller, çağdaş bir sanat eserine dönüştürüldü.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ab0dc9f73c15-1789975711.jpg" alt="" width="500" height="281" /></p>
<p>İklim değişikliğinin doğa üzerindeki etkilerine odaklanan eserde, seyrek bitki izleri azalan bitki örtüsünü, çatlak desenleri kuraklığı, güneş formu ise yoğunlaşan sıcaklıkları temsil ediyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ab0dcbb2dc88-1789975739.jpg" alt="" width="500" height="281" /></p>
<p><strong>Atık değil, yeni bir döngünün başlangıcı</strong></p>
<p>Projenin çıkış noktasını şu sözlerle aktaran Barceló Hotel Group Türkiye Ülke Müdürü Hasan Ekmen:</p>
<p>“ Dünyanın kaynakları sınırsız değil ve geleceği bugünün üretim ve tüketim alışkanlıklarıyla inşa edemeyiz. Grubumuzun global sürdürülebilirlik yaklaşımı Barceló ReGen, sürdürülebilirliği yalnızca çevresel etkiyi azaltmak olarak değil; bulunduğumuz destinasyonlarda ekonomik, sosyal ve çevresel değer üreten rejeneratif bir model olarak ele alıyor. ‘Atıktan Sanata’ projemiz ise bu yaklaşımın somut bir karşılığı. Türkiye’deki otellerimizde kullanım ömrünü tamamlayan tekstilleri atık olarak değil, yeni bir döngünün başlangıcı olarak değerlendirerek yerel bilgiyi çağdaş tasarımla, döngüsel ekonomiyi sanatın dönüştürücü gücüyle buluşturduk. Türkiye olarak grup içinde böyle bir çalışmaya öncülük etmeyi çok değerli buluyoruz. Çünkü geleceğin yalnızca daha az tüketmekten değil; kaynaklara yeniden bakmaktan, onları döngünün içinde tutmaktan ve daha fazla değer yaratmaktan geçtiğine inanıyoruz.”</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ab0dc851a247-1789975685.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p><em>Otelcilik sektöründeki kaynak kullanımına ve atık yönetimine yenilikçi bir yaklaşım sunan disiplinlerarası proje; 23-27 Eylül 2026 tarihleri arasında Tersane İstanbul’da düzenlenecek Contemporary Istanbul’un 21. edisyonunda sanatseverlerle buluşacak.</em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/barcelo-hotel-grouptan-otel-tekstillerini-sanata-donusturen-proje-atiktan-sanata-87936</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/3/6/1280x720/barcelo-hotel-grouptan-otel-tekstillerini-sanata-donusturen-proje-atiktan-sanata-1789975775.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Barceló Hotel Group’un, Devridaim Enstitüsü iş birliğiyle hayata geçirdiği “Atıktan Sanata” projesi, grubun Türkiye’deki otellerinde kullanım ömrünü tamamlayan tekstilleri çağdaş bir sanat eserine dönüştürdü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/asagi-dogru-bir-yolculuk-87803</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aşağı doğru bir yolculuk</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir seyahatte yönümüzü genellikle yukarı çeviriyoruz. Bir şehrin siluetine, dağlara, kulelere, manzaraya bakıyoruz. Oysa dünyanın farklı yerlerinde giderek daha fazla gezgin, başka bir yöne dönüyor: aşağıya. Yeraltı turizmi yeni bir fikir değil ama bugün hâlâ merak uyandıran, üstelik ciddi bir ziyaretçi trafiği yaratan bir seyahat biçimi.</p>
<p>Bunun en iyi örneklerinden biri Slovenya’daki Postojna Mağarası. Yeraltına yapılan yolculuk burada neredeyse başlı başına bir turistik deneyime dönüşmüş durumda. Ziyaretçiler mağaranın galerileri arasında trenle ilerliyor, ardından yürüyerek devam ediyor. 200 yıldan uzun süredir turist ağırlayan Postojna, bugüne kadar 42 milyondan fazla ziyaretçiyi ağırladı.</p>
<p>Ama insanı yerin altına çeken her zaman doğanın kendisi değil. Paris’te bunun cevabı çok daha karanlık. Kentin ünlü Katakombları, 18. yüzyılın sonlarında mezarlıklardan taşınan kemiklerin yerleştirildiği yeraltı mezarlığı olarak ortaya çıktı. Bugün yaklaşık 600 bin kişi her yıl bu koridorlara iniyor. Üstelik 2026’da aylar süren yenileme çalışmalarının ardından yeniden ziyarete açıldı. Paris’in bildiğimiz meydanlarının ve bulvarlarının altında, şehrin bambaşka bir tarihi uzanıyor.</p>
<p><strong>TÜRKİYE’DE DE İLGİ YOĞUN</strong></p>
<p>Türkiye’de ise yeraltı yolculuğunun en bilinen adresi Kapadokya. Kaymaklı ve Derinkuyu’daki yeraltı kentleri, kayaların içine oyulmuş odaları, depoları, geçitleri ve yaşam alanlarıyla yalnızca arkeoloji meraklılarının değil, bölgeye gelen gezginlerin de rotasında. Fakat bu ilginin artık yalnızca Kapadokya’yla sınırlı olduğunu söylemek mümkün değil.</p>
<p>Bunun şaşırtıcı örneklerinden biri Çankırı’da. Hititler döneminden bu yana tuz çıkarılan Yeraltı Tuz Şehri, 2025’te yaklaşık 1,8 milyon ziyaretçi çekti. Üstelik bu rakam bir önceki yıla göre yüzde 20 artış anlamına geliyor. Yeraltındaki galeriler bugün yalnızca eski bir maden olarak değil, sergiler, sanat çalışmaları ve farklı etkinliklerle birlikte bir gezi noktası olarak değerlendiriliyor. Ankara’dan Çankırı’ya düzenlenen Turistik Tuz Ekspresi de bu ilgiyi besleyen yeni rotalardan biri.</p>
<p>Polonya’daki Wieliczka Tuz Madeni ise yeraltının başka bir yüzünü gösteriyor. 13. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar işletilen madenin yüzlerce kilometrelik galerileri arasında şapeller, heykeller ve sanat eserleri bulunuyor. Burada madencilik tarihi ile sanat iç içe geçmiş durumda; yerin altı, zamanla kendi mimarisini yaratmış. UNESCO da Wieliczka ve Bochnia madenlerini Avrupa madencilik tarihinin önemli örnekleri arasında gösteriyor.</p>
<p>Bütün bu durakların ortak noktası aslında karanlık değil, merak. Gezgin artık yalnızca “Burada ne var?” diye sormuyor; “Burada, bizim görmediğimiz ne vardı?” sorusunun da peşine düşüyor. Bir mağarada milyonlarca yıllık jeolojik oluşumların, başka bir yerde bir şehrin ölüm tarihinin, bir diğerinde savaşın ya da madenciliğin izlerini arıyor.</p>
<p>Belki de yeraltı rotalarının çekiciliği biraz bundan kaynaklanıyor. Yukarıdaki dünya tanıdık; fotoğraflarını daha önce görmüş, meydanlarını ve sokaklarını haritada bulmuş oluyoruz. Aşağı indiğimizde ise bildiğimiz şehir, bildiğimiz coğrafya ve hatta bildiğimiz tarih bir anda değişiyor. Yol daralıyor, ışık azalıyor, sesler kesiliyor. Ve seyahat, bir manzaraya bakmaktan çıkıp <strong>keşfetmeye</strong> dönüşüyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/asagi-dogru-bir-yolculuk-87803</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/0/3/1280x720/asagi-dogru-bir-yolculuk-1789715814.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Paris’in katakomplarından Slovenya’nın mağaralarına, Kapadokya’dan Çankırı’nın tuz galerilerine uzanan yeni bir rota var: Bu kez manzara yukarıda değil, yerin altında. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/vegana-berlin-kolay-87802</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vegana Berlin kolay!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uzun süredir yurtdışına çıkmıyorum. Türkiye’de son yıllarda artan vegan ürün çeşitliliği nedeniyle buna ihtiyaç da duymuyordum. Ama aybaşında Türkiye Sigorta’nın davetiyle Berlin’de kadın basketbol takımımızın maçlarını izlemeye gittim ve yine bir “keşke” çektim.</p>
<p>Berlin yolculuğumuzun başında Türk Hava Yolları’nın vegan seçeneğini değerlendirmem lazım. Eskiye göre epey değişiklik olduğunu söylemeliyim. Uçuşum sabahtı ve kahvaltı servisinde tofulu, lezzetli ve besleyici bir dürümün yanında meyve, vegan yoğurt, vegan margarin ve reçel seçenekleri vardı. Bence gayet makul bir vegan kahvaltıydı.</p>
<p>Berlin’de ilk öğle yemeği için İtalyan restoranı Cecconi’s Berlin tercih edildi. Bitki bazlı seçeneğin menüde bulunması artık sürpriz değil. Asıl sürpriz olan tatlısıydı. Avokadolu bir salata ile sebzelerin ardından ana yemek olarak ev yapımı vegan makarna yedim. Tatlı olarak ise vegan panna cotta vardı ve aşırı lezzetliydi. İlk Berlin öğünü için oldukça keyifliydi.</p>
<p><strong>1000 TL’YE NELER ALDIM NELER!</strong></p>
<p>Oldukça merkezi bir yerde bulunan otelimizden çıkıp Lidl ve Aldi’yi ziyaret ettim. Yanımda tabii ki soğutucu çantamı götürdüm. Aldi’de bulduklarımın fiyatlarına inanamazsınız. 17 Euro’luk bir alışveriş yaptım ki bunun TL karşılığı yaklaşık 1000 TL diyebiliriz. Dört çeşit vegan peynir, dört çeşit vegan salam, iki çeşit vegan sosis ve tabii ki vegan döner aldım. Bu fiyata bu kadar fazla ürünü Türkiye’de almam mümkün değil. Maalesef Haziran 2023’ten bu yana yüksek enflasyonla mücadele programı uygulanıyor olsa da TL’nin gerileyen alım gücü ve yüzde 30’un altına düşmeyen enflasyon bu farkın oluşmasına neden oluyor.</p>
<p>Akşam yemeği için grupla gitmek yerine tatlıyı tercih ettim ve yine otele çok yakın bir vegan donut dükkânına uğradım. Brammibal’s Donuts sadece vegan donut yapıyor ve bu küçük, sevimli dükkânda donutlar 3.5-5 Euro arasında değişiyor. Türkiye’de vegan donut bulmak sadece Moda’da mümkün sanırım. Berlin’de birkaç tane şubesi de var.</p>
<p><strong>ŞNİTZELİ MUTLAKA DENEYİN</strong></p>
<p>Otelde açık büfe kahvaltıda sanırım Almanya’da olduğumuz için benim beslenme tarzıma uygun bir şeyler maalesef yoktu ama vegan kahvaltı tabağı diye bir seçenekleri vardı. İki gün boyunca sabah kahvaltısını bu vegan tabakla yaptım ki tabak demek ayıp olur. Biri krem, üç çeşit peynir, salam, soslar, kızartma ve kinoa salatası ile doyurucu ve besleyici bir öğün oldu benim için. Öğle yemeği için Borchardt’a gittik; bu mekân şnitzeliyle ünlü. Tabii ki vegan şnitzel de menüdeydi. Muhteşem bir şnitzel deneyimi yaşadım. Türkiye’de birkaç mekân vegan şnitzel yapıyor ama Berlin’de yediğim kadar güzelini daha önce yememiştim. Fiyatı 17.5 Euro’ydu.</p>
<p>İkinci günün akşamı bir kaçamak yaptık ve sosis yemeye gittik. Almanya’nın ünlü bratwurst sosisini servis eden bu mekânda tabii ki vegan seçenekler de vardı. Vegan bratwurst tabağı aldım ve gerçekten bu kadar lezzetli bir sosisi Türkiye’de yemedim. Fiyatı da 13.5 Euro’ydu ki oldukça büyük bir tabak için bence gayet makul.</p>
<p><strong>DÖNER BİZDE DE GÜZEL</strong></p>
<p>Berlin’e üç günlük bir seyahat için gitmiştik ve buraya gelen her Türk gibi son durağımız Türk mahallesi oldu. Türk mahallesinde Hasır Döner’e gittik ve vegan döner seçeneği maalesef yoktu. Onun yerine patlıcanlı mezelerden oluşan bir tabak yaptılar. Ama ona çok yakın bir yerde, açılışı da o gün olan vegan dönerciye uğrama şansı buldum. Türkiye’de vegan dönerde oldukça iyi olan mekânlar var ama burası da gerçekten lezzetliydi.</p>
<p>Berlin, diğer Avrupa şehirleri gibi marketlerinde çok çeşitli ve ucuz vegan ürünlerle dolu bir şehir. Vegan süt fiyatı 1 Euro bile değil ki Türkiye’de en ucuzu 100 TL. Peynir fiyatları 400-500 TL arasında değişiyor, yoğurt ise yarım kilosu neredeyse 600 TL civarında. Vegan salam ve sosis yapan çok nadir işletme var ve onlar da küçük paketleri bence oldukça yüksek fiyata satıyorlar.</p>
<p>Avrupa’ya gidip ucuz vegan ürünleri gördükten sonra biraz moralim bozulsa da yine de Türkiye’de geldiğimiz noktayı çok olumlu buluyorum. 2018’e göre vegan ürün çeşitliliği karşılaştırma bile almaz, istediğimiz her ürün var neredeyse. Umarım enflasyonla mücadele başarıya ulaştığında vegan ürünleri de çok daha ucuza tüketebileceğiz.</p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/vegana-berlin-kolay-87802</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/0/2/1280x720/vegana-berlin-kolay-1789715130.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Berlin’de vegan olmak için özel bir rota çizmek gerekmiyor. Uçaktan markete, otel kahvaltısından restoranlara kadar seçenekler hayatın doğal bir parçası. Üç günlük bir Berlin yolculuğu, vegan seçeneklerin ne kadar çeşitlendiğini ve gündelik hayatın içine nasıl yerleştiğini gösteriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/tiramisu-caginin-donusu-87799</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tiramisu çağının dönüşü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kahveyle ıslatılmış savoiardi bisküvileri, mascarpone kreması ve kakao... Tiramisu hiçbir zaman sofralardan bütünüyle çekilmedi. Ancak uzun süre restoran menülerinin fazla güvenli, hatta biraz demode tatlısı sayıldı. Şimdi o bildik tarif yeniden gastronomi dünyasının merkezinde. Üstelik yalnızca klasik biçimiyle değil; tiramisulu kruvasan, dondurma, latte, düğün pastası ve kokteyl gibi sayısız yorumla.</p>
<p>İngiliz The Guardian gazetesi de 11 Eylül’de yayımladığı ‘Tiramisu çağı’ başlıklı yazısında bu hızlı yükselişi mercek altına aldı. Gazeteye göre İngiltere’de tiramisu artık geçici bir sosyal medya hevesinin çok ötesinde. Marks &amp; Spencer’ın kendi markalı tiramisu satışları bir yılda yüzde 27, Tesco’nunki ise yüzde 5 arttı. Özellikle daha pahalı ve iddialı çeşitlerin rağbet görmesi, ekonomik sıkıntı içindeki tüketicinin büyük harcamalar yerine erişilebilir küçük lükslere yöneldiğini düşündürüyor.</p>
<p>Akımın sembol mekânlarından biri Londra’daki <em>‘Marrone’</em>. Yalnızca tiramisu üzerine çalışan kafenin kurucusu <strong>Giancarlo Fanigliulo</strong>, kapılarını açtığı ilk günlerde ürünlerin birkaç saat içinde tükendiğini anlatıyor. Fanigliulo, İtalyan ailesinden kalan tarifi çağdaş tatlarla buluşturuyor. Londra’da TikTok sayesinde ünlenen <em>‘Secret Layers’</em> ve Sheffield’daki <em>‘Paradiso’</em> gibi işletmeler de benzer biçimde tiramisuyu tek başına bir marka kimliğine dönüştürüyor.</p>
<p>Bu yükseliş aslında birkaç aydır gastronomi yayınlarının radarında. İngiliz Speciality Food Magazine, haziran ayında tiramisuyu ‘nostalji, haz ve erişilebilir lüksün kesişimindeki lezzet’ olarak tanımladı. Sektörel araştırmalar da tüketicinin tanıdığı tatları yeni biçimlerde görmek istediğini gösteriyor. Tiramisu tam bu noktada avantajlı: Yeterince klasik olduğu için güven veriyor, kahve ve mascarpone birlikteliği sayesinde yeni ürünlere kolayca uyarlanabiliyor.</p>
<p>Trend yalnızca Avrupa’yla da sınırlı değil. The Times of India, kısa süre önce ülkedeki ‘büyük tiramisu istilasını’ yazdı. Mumbai’deki <em>‘The Bombay Sweet Shop’</em>, savoiardi yerine kahveyle ıslatılmış rasgulla kullanıyor; mascarpone ve Kahlúa’ya badem krokan eşlik ediyor. Roma’da düzenlenen 2025 Dünya Tiramisu Şampiyonası’nda ise yenilikçi kategorinin ödülünü Japon <strong>Aya Okada</strong> kazandı. Okada’nın vişne ve maraschino likörüyle hazırladığı kuyruklu piyano biçimindeki tiramisu, <em>Food &amp; Wine</em> tarafından İtalyan geleneğinin küresel yorumlarından biri olarak öne çıkarıldı.</p>
<p><strong>KÜÇÜK BİR ÖDÜL</strong></p>
<p>Tiramisunun dönüşünü yalnızca lezzetle açıklamak mümkün değil. Tatlının adı İtalyancada kabaca ‘beni yukarı çek’ ya da ‘neşelendir beni’ anlamına geliyor. Ekonomik belirsizlik, savaş haberleri ve dijital yorgunlukla çevrili bir dönemde bu vaat her zamankinden daha güçlü. Sosyal medyada ‘little treat culture’ olarak adlandırılan küçük ödül kültürü de tam olarak bunu anlatıyor: Hayatın büyük meselelerini çözemiyorsak, hiç değilse günün sonunda kendimize güzel bir tatlı ısmarlayabiliriz.</p>
<p>Financial Times ise ‘tatlı için ayrı bir midemiz var mı?’ sorusunu bilimsel araştırmalar üzerinden tartışırken beynin, tokluk hissine rağmen şeker beklentisiyle ödül mekanizmasını yeniden harekete geçirebildiğini aktarıyor. Restoranların paylaşmalık büyük tatlılardan minik porsiyonlara uzanan sunumlarla bu arzuyu desteklemesi tesadüf değil. Tiramisu hem gösterişli hem tanıdık, hem paylaşılabilir hem de tek kişilik porsiyonlara uygun.</p>
<p>Elbette her hızlı gastronomi trendi gibi tiramisu da aşırı tüketilip sıradanlaşma tehlikesi taşıyor. Ancak onu gelip geçici bir TikTok tarifinden ayıran önemli bir özelliği var: Gücünü yenilikten değil, hafızadan alıyor. Bugünün tiramisusu geçmişe birebir dönmüyor; geçmişi yeni biçimler, kültürler ve malzemelerle yeniden servis ediyor. Görünen o ki 2026’da mutluluk, üzerine kakao serpilmiş katmanlar halinde geliyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/tiramisu-caginin-donusu-87799</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/7/9/9/1280x720/tiramisu-caginin-donusu-1789714950.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir zamanlar restoran menülerinin vazgeçilmez klasiği olan tiramisu yeniden yükselişte. Nostalji arayışından ve küçük mutluluklara duyulan ihtiyaçtan beslenen İtalyan tatlısı, farklı yorumlarıyla yılın en dikkat çekici gastronomi trendlerinden birine dönüştü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
