<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/turk-isciligi-superyat-liginde-85946</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk işçiliği süperyat liginde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sirena Marine’in yeni amiral gemisi Sirena Superyachts 42M, henüz dünya prömiyerini gerçekleştirmeden sahibini buldu. Tekneyi satın alan isimse daha önce de bir Sirena tercih etmiş bir müşteri. Bu ayrıntı, hem şirketin büyük boy yat segmentindeki iddiasını hem de Türkiye’de geliştirilen ve üretilen bir markanın, süperyat dünyasında güven ilişkisi kurabildiğini gösteriyor. Çelik gövde ve alüminyum üst yapının buluştuğu 42M, 23-26 Eylül’de Monaco Yacht Show’da dünya sahnesine çıkacak. Ancak Sirena Marine için Monaco’ya taşınan yalnızca 42 metrelik bir yat olmayacak. Yalova Altınova’daki tersanede entegre üretim modeli, Türk mühendisliği ve yerel ustalığın sonucu olan bir proje de Port Hercule’de vitrinde olacak. Ayrıntıları CEO <strong>Çağın Genç</strong> ile konuştuk.</p>
<p><strong>Yalova’daki tersanenizde 42M’yi inşa ederken Türk işçiliğinin, Türk mühendisliğinin ve yerel ustalığın bu projeye kattığı en karakteristik dokunuşlar neler oldu?</strong></p>
<p>Bizim en önemli farkımız, üretimin ana süreçlerini kendi bünyemizde gerçekleştirebilmemiz. Kompozit üretimden mobilyaya, mekanik sistemlerden kaliteye kadar entegre bir yapıya sahibiz. Bu sayede kalite, hız ve esnekliği aynı anda sağlayabiliyoruz. Aynı zamanda Ar-Ge’yi tüm iş yapış biçimimizin merkezine koyuyoruz. Bu da hem ürün kalitesinde hem de mühendislik kabiliyetinde bizi farklılaştırıyor. Burada şunun altını özellikle çizmek isterim ki bizim ‘Türk işçiliği’ dediğimiz sadece kaliteli üretim demek değil. Bu aslında tasarım, mühendislik, üretim teknolojisi ve entegre üretim kabiliyetini aynı çatı altında buluşturabilen güçlü bir sanayi ekosistem yaklaşımı. 42M projesinde de dünyanın en saygın tasarım ofisleriyle çalışırken, bu vizyonu hayata geçiren üretim gücü tamamen Yalova’daki tersanemizdeki ekiplerimizin bilgi birikimi, mühendisliği ve ustalığı oldu. Çelik gövde ile alüminyum üst yapının hassas entegrasyonundan mobilya işçiliğine, mekanik sistemlerden kalite kontrol süreçlerine kadar her aşamada Türk mühendisliği ve yerli ustalığın imzası bulunuyor.</p>
<p><strong><em>İzole ve </em></strong><strong><em>konforlu </em></strong><strong><em>alanlar</em></strong></p>
<p><strong>42 metre boyundaki bu yeni ürün, sahiplerine nasıl bir deniz yaşamı vadediyor? 42M’yi deniz tutkunları için eşsiz kılan temel unsurlar neler?</strong></p>
<p>Artık süperyat sahipleri sadece daha büyük tekneler istemiyor. Asıl önemli olan kişiselleştirilmiş bir yaşam deneyimi oluşturabilmek. Biz de 42M ile bunu sunuyoruz aslında. Tabii ki alt ve üst yapı olarak dünya standartlarında bir süperyat. Birçok farklı özelliği var ama tek tek bu özelliklerin ötesinde sunduğumuz bütüncül üretim mimarisi bu tekneyi çok özel kılıyor. Geniş dış yaşam alanları, farklı kullanım senaryolarına uygun dinlenme bölümleri ve genişletilebilir beach club, teknemizin denizle bütünleşen karakterini öne çıkarıyor. Ana güvertedeki verandalı özel ana kamara ise kullanıcıya hem mahremiyet hem de denizle doğrudan ilişki kuran bir yaşam alanı sunuyor. 42M, geniş kıç havuz, opsiyonel donanım seçenekleri, tekne sahibine sunulan daha izole ve konforlu yaşam alanıyla fark yaratıyor. Özellikle master kabinin kendine ait olan ve tasarımcılarının “patio” diye adlandırdığı baş güverte terasıyla kurduğu özel ilişki ve bunun yat sahibine sunduğu ayrıcalıklı yaşam alanı teknemizin en dikkat çekici özelliklerinden biri. Tekne mimarisindeki en önemli seçenek esnekliği, master kabinin ana güverte veya üst güvertede konumlandırabilmesi. Bu özelleştirmeye bağlı olarak salon kısmı da yemek odası veya daha rahat düzenleme konfigürasyonlarına açık olabiliyor.</p>
<p><strong>Sirena’yı Türkiye’nin tasarım ve mühendislik ihracatını temsil eden bir marka olarak görmek mümkün mü?</strong></p>
<p>Dünyanın önde gelen tasarımcılarıyla çalışırken, bu projeleri hayata geçiren mühendislik, üretim disiplini ve ustalık büyük ölçüde Türkiye’deki ekiplerimizin bilgi birikimine dayanıyor. Bu da aslında Türkiye’nin yalnızca üretim yapmadığını bilgi, teknoloji ve tasarım ihraç eden bir ülke hâline geldiğini gösteren iyi bir örnek. Bugün teknelerimizin yaklaşık yüzde 85-90’ını ihraç ediyoruz. 2025’te 80.7 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik. 24 metre altı yat ihracatında geçen yıl olduğu gibi bu yılda lider olarak ödül aldık ve uluslararası pazarlardaki başarı grafiğimizi bir kez daha tescilledik. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin İlk 1000 İhracatçı listesinde 324’üncü, ‘Gemi, Yat ve Hizmetleri’ kategorisinde ise 5’inci sırada yer aldık. Ancak bizim için asıl ihracat kaleminin teknemiz olmadığını söylemek isterim. Biz aslında teknelerimizin içinde taşıdığı mühendislik, tasarım anlayışı, üretim teknolojisi ve marka değerini ihraç ediyoruz. Bir anlamda her teslim ettiğimiz tekneyle Türkiye’nin yüksek katma değerli sanayi ve mühendislik gücünü de dünyanın farklı limanlarına taşıyoruz.</p>
<p><strong>Bugün en çok hangi konuda yabancı rakiplerle yarışıyorsunuz?</strong></p>
<p>Bugün yabancı rakiplerimizle tasarım, mühendislik, üretim kalitesi, kişiselleştirme kabiliyeti, teslim güvenilirliği ve marka itibarı üzerinden yarışıyoruz. Süperyat tercih eden bir müşteri yıllarca birlikte yaşayacağı, kendi yaşam tarzını yansıtan çok özel bir yatırım yapıyor. Dolayısıyla müşteriler için artık düşük maliyeti önceliklendirmiyor. En doğru çözümü sunacak güvenilir iş ortağını arıyor. Bu noktada teknik yetkinlik kadar, verdiğiniz sözü zamanında yerine getirebilmeniz ve satış sonrasında da müşterinizin yanında olmanız büyük önem taşıyor. Ben önümüzdeki dönemde rekabetin daha da fazla marka güveni, inovasyon ve yüksek katma değer etrafında şekilleneceğine inanıyorum.</p>
<p><strong>Sirena 118 projesini hayata geçirirken stratejiniz neydi?</strong></p>
<p>118’i geliştirirken hedefimiz Sirena Yachts’ın bugün ulaştığı tasarım, mühendislik ve üretim kabiliyetini en üst seviyede yansıtan, markamızın geleceğini temsil edecek yeni bir referans modeli ortaya koymaktı. Bu proje, daha büyük yat segmentindeki uzun vadeli büyüme stratejimizin en önemli adımlarından biri olarak konumlanıyor. Sirena 118’de verimlilik, denizcilik performansı, geniş yaşam alanları ve zamansız tasarımı aynı potada buluşturmaya odaklandık. Günümüz yat sahipleri uzun süre yaşamaktan keyif alacakları, kişisel yaşam tarzlarına göre şekillendirebilecekleri ve uzun seyirlerde de maksimum konfor sunan bir deneyim arıyor. Biz de tasarım sürecini bu beklentiler üzerine inşa ettik. Bu yaklaşımın en önemli yansımalarından biri, 36 metrelik boyuna rağmen 300 GT’nin altında kalan hacim yönetimiyle son derece ferah iç mekânlar sunabilmesi oldu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SIRENA MARINE YÖNETİM KURULU BAŞKANI İPEK KIRAÇ:</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Amacımız dünyada referans marka olmak</strong></span></p>
<p>Sirena Marine olarak kurulduğumuz günden bu yana güçlü üretim altyapımız, mühendislik yetkinliğimiz ve küresel vizyonumuz doğrultusunda istikrarlı bir dönüşüm gerçekleştirdik. Bu yıl kutladığımız 20’nci yılımızı yalnızca önemli bir kilometre taşı olarak değil, aynı zamanda yeni bir büyüme döneminin ve küresel ölçekte daha güçlü bir konumlanmanın başlangıcı olarak değerlendiriyoruz. Sirena 118 ve Sirena Superyachts 42M ise yalnızca bugün ulaştığımız seviyeyi değil, aynı zamanda Sirena’nın dünya yat endüstrisinde daha üst segmentte yer alma vizyonunu da somut biçimde ortaya koyuyor. Sirena olarak yalnızca daha büyük tekneler üretmeyi hedeflemiyoruz. Amacımız; tasarım, mühendislik, inovasyon ve üretim kalitesiyle dünya yat endüstrisinde referans gösterilen bir marka hâline gelmek. Bunun yolu ise yüksek katma değerli üretimden, güçlü Ar-Ge yatırımlarından, nitelikli insan kaynağından ve uzun vadeli bir vizyondan geçiyor. Türkiye’den çıkan küresel markaların artmasının, ülkemizin ekonomik dönüşümü açısından stratejik önem taşıdığına inanıyoruz. Sirena Marine olarak biz de yalnızca kendi markamızı büyütmeyi değil, Türkiye’nin dünya yat endüstrisindeki konumunu güçlendirmeyi ve ülkemiz için daha fazla katma değer üretmeyi temel sorumluluklarımızdan biri olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde; yenilikçi ürünlerimiz, sürdürülebilir üretim yaklaşımımız ve küresel ölçekte büyüyen marka değerimizle Sirena’yı dünyanın en saygın yat üreticileri arasında daha üst sıralara taşıma hedefi doğrultusunda var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/turk-isciligi-superyat-liginde-85946</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/4/6/1280x720/turk-isciligi-superyat-liginde-1787296398.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sirena Marine’in ‘Sirena Superyachts 42M’ ve ‘Sirena 118’ projeleri, Türk mühendisliği ve yerel ustalığın dünya süperyat pazarındaki iddiasını ortaya koyuyor. CEO Çağın Genç, “Biz aslında teknelerimizin içinde taşıdığı mühendislik, tasarım anlayışı, üretim teknolojisi ve marka değerini ihraç ediyoruz” diyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/desen-oyunlari-85945</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Desen oyunları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yaz gardırobunun en güzel tarafı, biraz daha cesur olabilmek. Kışın koyu renkleri ve ağır katmanları geride kalırken gömleklerden şortlara, hafif ceketlerden pantolonlara kadar desenler yeniden sahneye çıkıyor. 2026 yazında ise erkek modası bu konuda özellikle keyifli bir dönemden geçiyor. Birkaç sezondur devam eden sade ve fazlasıyla kontrollü giyimin ardından baskılar yeniden renkleniyor; kimi zaman nostaljik, kimi zaman romantik, kimi zaman da beklenmedik ölçüde eğlenceli bir karakter kazanıyor. Çizgilerden karelere, çiçeklerden hayvan desenlerine ve sürreal grafiklere uzanan geniş bir desen dünyası, sezonun en enerjik tarafını oluşturuyor.</p>
<p>İyi tarafı şu: Baştan aşağı desenlere bürünmek zorunda değilsiniz. Bu yaz mesele, doğru baskıyı seçip onu gardırobunuzdaki daha sakin parçalarla buluşturmak. İşte sezonun denemeye değer beş baskı trendi…</p>
<p><strong>ÇİZGİLERİN YENİ HALİ</strong></p>
<p>Çizgili gömlek, erkek gardırobunun en güvenilir parçalarından biri olabilir ama 2026 yazında çizgiler biraz daha eğlenceli bir karakter kazanıyor. Klasik mavi-beyaz kombinasyonların yanında geniş, düzensiz ve farklı yönlere ilerleyen çizgiler dikkat çekiyor. Geleneksel yazlık çizgilerden daha deneysel, hatta zaman zaman zebra etkisi yaratan yorumlara kadar pek çok farklı yaklaşım görmek mümkün. Özellikle bol kesimli kısa kollu gömlekler ve trikolar, bu trendi günlük hayata taşımanın en kolay yolu. Riviera havası isteyenler daha ince çizgilere yönelebilir; biraz daha şehirli bir görünüm için kalın ve kontrast çizgiler tercih edilebilir. Çizginin güzel tarafı da burada: Tanıdık olduğu kadar karakterli.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong><em> Mavi-beyaz çizgili gömlek, krem keten pantolon, kahverengi deri terlik, metal çerçeveli güneş gözlüğü.</em></p>
<p><strong>ÇİÇEKLER ARTIK </strong><strong>ÇOK DAHA CESUR</strong></p>
<p>Erkek modasında çiçek baskıları yeni değil ancak bu yaz bildiğimiz küçük tropikal çiçeklerden biraz uzaklaşıyoruz. 2026 koleksiyonlarında daha büyük ölçekli, ressam işi hissi veren ve zaman zaman soyutlaşan çiçekler öne çıkıyor. Abartılı floral desenler ve beklenmedik renk birliktelikleri, yazın güçlü baskı eğilimlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Çiçek desenli bir gömleği hâlâ yalnızca tatilde giyilecek bir parça olarak düşünmeyin. Doğru pantolonla şehirde de son derece şık durabilir. Buradaki küçük sır şu: Desen zaten yeterince konuşuyorsa kombinin geri kalanını sakin bırakmak.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong><em> Çiçek desenli kısa kollu gömlek, ekru bermuda şort, süet loafer, sade deri bileklik.</em></p>
<p><em><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a87f948c73fb-1787296072.jpg" alt="" width="500" height="750" /></em></p>
<p><strong>KARELER YAZLIK BİR </strong><strong>KARAKTER KAZANIYOR</strong></p>
<p>Pötikare, madras, dama ve klasik ekose… Kareli desenler 2026 yazında şaşırtıcı biçimde güçlü. Özellikle gingham erkek giyiminde yeniden yükselirken dama ve farklı ölçeklerdeki karelerin daha grafik yorumları da sezonun enerjik yüzünü temsil ediyor. Ancak yazın kareleri, kışlık ekoseler kadar ağır görünmüyor. Açık mavi, kırmızı, yeşil, krem ve sarı gibi daha canlı renklerle birleşen desenler; pamuklu gömleklerde, hafif ceketlerde ve şort-gömlek takımlarında çok daha rahat bir tavır kazanıyor. Biraz retro, biraz preppy ama kesinlikle sıkıcı değil.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong><em> Kareli kısa kollu gömlek, taş rengi chino şort, beyaz çorap, kahverengi loafer, kanvas tote çanta.</em></p>
<p><strong>HAYVAN DESENLERİ </strong><strong>ŞEHRE İNİYOR</strong></p>
<p>Leopar, zebra ve yılan desenlerinin erkek gardırobundaki yeri giderek büyüyor. Fakat 2026 yorumunda amaç, baştan aşağı vahşi görünmek değil. Tonal hayvan baskıları, kamuflajı andıran soyut desenler ve zebra çizgilerinin grafik yorumları, trendi çok daha giyilebilir bir noktaya taşıyor. Bu trendi gardıroba dahil etmenin en kolay yolu, tek bir güçlü parça seçmek. Desenli bir gömlek, hafif ceket ya da ayakkabı yeterli. Geri kalan parçaları siyah, krem, kahverengi veya haki gibi doğal tonlarda tuttuğunuzda görünüm hemen dengeleniyor.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong><em> Tonal leopar desenli gömlek, siyah rahat kesim pantolon, deri sandalet, siyah güneş gözlüğü.</em></p>
<p><strong>SANATSAL VE </strong><strong>SÜRREAL BASKILAR</strong></p>
<p>Sezonun en eğlenceli tarafını sona bırakalım. 2026 yazında erkek modası, sanatsal baskılar konusunda oldukça özgür. Dijital efektler, geometrik şekiller, soyut çizimler, fotoğrafik grafikler ve adeta bir tablodan alınmış gibi görünen desenler özellikle gömleklerde ve eşleşen takımlarda öne çıkıyor. Bu parçalar yaz akşamları için özellikle iyi bir seçenek. Gün batımından sonra sade bir pantolonun üzerine giyilen sanatsal baskılı ipek ya da viskon gömlek, fazla uğraşmadan bütün kombinin havasını değiştirebilir. Biraz cesaret gerekiyor, kabul; ama yaz zaten gardıropla eğlenmenin zamanı değil mi?</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong><em> Soyut baskılı gömlek, beyaz geniş kesim pantolon, siyah deri terlik, minimal deri el çantası.</em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/desen-oyunlari-85945</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/4/5/1280x720/desen-oyunlari-1787296156.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çizgilerden çiçeklere, karelerden hayvan desenlerine ve sürreal grafiklere… 2026 yazında erkek modasını baskılar domine ediyor. Sadelik yerini daha cesur, renkli ve kişisel bir stil diline bırakıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/kasin-ruhundan-yukselen-caz-85943</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaş’ın ruhundan yükselen caz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İlk etkinlikten bugüne festivalin değişmeden koruduğu değerler neler oldu? Zaman içinde hangi yönleri değişti, nasıl bir dönüşüm geçirdi?</strong></p>
<p>Kaş Caz Festivali’nin çıkış noktası, müziği bulunduğu coğrafyayla birlikte deneyimlenen bir kültür buluşmasına dönüştürmekti. Sekiz yıl boyunca bu yaklaşımı korumaya özen gösterdik. Samimiyet, nitelikli sanat üretimi ve Kaş’ın ruhuyla uyumlu bir festival anlayışı hala en temel değerlerimiz arasında yer alıyor. Zaman içinde ise programımızı zenginleştirdik; farklı disiplinleri, atölyeleri, söyleşileri ve kültürel keşifleri festivale dahil ederek çok katmanlı bir yapıya ulaştık. Bugün festival sadece konserlerden oluşan bir etkinlik değil, bulunduğu bölgeyle birlikte yaşayan bir kültür platformu haline geldi.</p>
<p><strong>Kaş’ın kendine özgü doğası, tarihi dokusu ve Akdeniz atmosferi festivalin kimliğinde nasıl bir rol oynuyor? Sizce Kaş Caz Festivali’ni benzer etkinliklerden ayıran en önemli özellik ne?</strong></p>
<p>Aslında Kaş bu festivalin sadece ev sahibi değil, aynı zamanda ilham kaynağı. Antik kentleri, denizle kurduğu ilişki, çok kültürlü geçmişi ve doğal güzellikleri programımızın şekillenmesinde önemli rol oynuyor. Festivali başka şehirlerde birebir aynı şekilde gerçekleştirmek mümkün olmazdı. Kaş Caz Festivali’ni farklı kılan şey de tam olarak bu; müziğin mekânla ve hikâyeyle bütünleşmesi. Buraya gelen sanatçılar ve izleyiciler yalnızca konser dinlemiyor, aynı zamanda Kaş’ın kültürel hafızasına da tanıklık ediyor.</p>
<p><strong>Festival programında caz müziğini yalnızca konserlerle sınırlamayıp aslında bir kültürle buluşturuyorsunuz. Bu disiplinlerarası yaklaşımın hem sanatçılar hem de izleyiciler açısından nasıl bir karşılığı olabilir?</strong></p>
<p>Biz cazı zaten doğası gereği farklı kültürlerin, hikâyelerin ve karşılaşmaların müziği olarak görüyoruz. Bu nedenle arkeoloji, tarih ve denizcilik gibi alanlarla kurduğumuz bağ çok doğal gelişti. Bu yaklaşım izleyicilere müziği daha geniş bir perspektiften deneyimleme imkânı sunuyor. Sanatçılar açısından da ilham verici bir ortam yaratıyor. Kaş’ın tarihsel katmanları ve Akdeniz’in kültürel çeşitliliği, festivale gelen herkes için yeni düşünce ve üretim alanları açıyor.</p>
<p><strong><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a87f76791f6e-1787295591.jpg" alt="" width="500" height="889" /></strong></p>
<p><strong>‘Kökler ve Göçler’ teması nasıl ortaya çıktı? </strong></p>
<p>Temanın ismi hem günümüzün hem de Akdeniz coğrafyasının en güçlü hikâyelerinden birine işaret ediyor. İnsanlık tarihi boyunca kültürler hareket ederek, karşılaşarak ve birbirini dönüştürerek gelişti. Müzik de bunun en güçlü örneklerinden biri. Cazın kendisi de göçlerin, kültürel etkileşimlerin ve ortak hafızaların ürünü. Kaş ise tarih boyunca farklı uygarlıkların yollarının kesiştiği bir liman kenti oldu. Bu nedenle tema, hem festivalin bulunduğu coğrafyayla hem de müziğin doğasıyla güçlü bir ilişki kuruyor.</p>
<p><strong>Sanatçı ve etkinlik seçimlerini yaparken hangi kriterleri ön planda tutuyorsunuz?</strong></p>
<p>Öncelikle sanatsal niteliği ve özgünlüğü önemsiyoruz. Bunun yanında seçtiğimiz isimlerin festivalin temasıyla bir bağ kurabilmesine dikkat ediyoruz. Farklı kültürlerden gelen sanatçıların ortak bir diyalog oluşturabilmesi bizim için değerli. Programı oluştururken yalnızca iyi performanslar sunmayı değil, izleyiciler arasında yeni düşünsel ve kültürel karşılaşmalar yaratmayı da hedefliyoruz. Bu nedenle çeşitlilik bizim için bir tercih değil, festivalin temel karakterlerinden biri.</p>
<p><strong>Önümüzdeki yıllarda festivalin gelişimine dair hedefleriniz ve hayalleriniz neler?</strong></p>
<p>Kaş Caz Festivali’ni uluslararası kültür ve sanat ağlarıyla daha güçlü ilişkiler kuran, yıl içine yayılan üretimlere alan açan bir platform olarak geliştirmeyi hedefliyoruz. Genç müzisyenleri destekleyen projeler, sanatçı buluşmaları ve disiplinlerarası üretimler bu vizyonun önemli parçaları olacak. En büyük arzumuz ise festivalin büyürken ruhunu kaybetmemesi; Kaş’ın ölçeğine, doğasına ve kültürel mirasına saygılı bir şekilde gelişmeye devam etmesi. Sekiz yıldır olduğu gibi bundan sonra da müziği, kültürü ve insanları bir araya getiren anlamlı karşılaşmalar yaratmayı sürdüreceğiz.</p>
<p><u> </u></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/kasin-ruhundan-yukselen-caz-85943</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/4/3/1280x720/kasin-ruhundan-yukselen-caz-1787295847.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akdeniz’in zamansız atmosferinde cazın özgür ruhunu bir kez daha buluşturan Kaş Caz Festivali, 8. yaşında ‘Kökler ve Göçler’ temasıyla müzikseverleri ağırlamaya hazırlanıyor. Detayları festival direktörü Serdar Karatepe’den dinledik. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/yeni-bir-lezzet-duragi-banca-unione-85941</guid>
            <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni bir lezzet durağı: Banca Unione</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Karaköy’de, Bankalar Caddesi’nin başında yıllardır harap hâlde gördüğüm Union Han, dört yıllık bir yenilenme sürecinin ardından giriş katında Türk-İtalyan mutfağının füzyon lezzetlerini sunan Banca Unione ile birlikte hayata döndü.</p>
<p>Geçenlerde Banca Unione’nin Yeme İçme Danışmanı Şef <strong>Tolga Atalay</strong> ile Mutfak Şefi <strong>Müjdat Gürsoy</strong>’un imzasını taşıyan lezzetleri deneyimlemek üzere ‘Caffè. Cucina. Aperitivo.’ (Kahve. Mutfak. Aperitif.) mottosuyla kurgulanan mekâna davetliydik.</p>
<p>Motto şu anlama geliyor: Turistlerin yoğun olarak geçtiği, Galata Kulesi’nin dibindeki Bankalar Caddesi’nde artık sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemeği sunan; öğleden sonra ise aperitif alabileceğiniz bir mekân var.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a87f62a5bcde-1787295274.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p>Menüdeki ‘Çarşı Baharatlı Dana Carpaccio’, ‘Burratina Köz Kapya Biberi’, ‘Çiğ Köfteli Gnocchi’ ve Sefarad mutfağının izlerini taşıyan ‘Armico de Tomat Penne’ gibi tabakları anlatan Şef Tolga Atalay, oldukça cesur ve lezzetli füzyon yemekler yaratmayı başarmış.</p>
<p>Pek çok lokantada imzası bulunan iç mimar <strong>Erhan Sağ</strong> tarafından tasarlanan yüksek tavanlı, aydınlık ve caddeyle ilişkisini kesmeyen Banca Unione ile İstanbul yeni bir gastronomi durağı kazandı.</p>
<p>Banca Unione’nin giriş katında yer aldığı Union Han, Mimar <strong>Kıymet Aşık Yarkın</strong> ve Ka Line Mimarlık’ın üstlendiği titiz yenilenme sürecinin sonunda 51 odalı, şık bir şehir oteline dönüşmüş.</p>
<p>Vignette Collection zincirine bağlı oteli, yatırımcısı <strong>Tevfik Nazlı</strong> ile birlikte gezerken inşaatı 1911 yılında tamamlanan Union Han’ın çok merak ettiğim hikâyesini duvarlardaki fotoğraf ve belgelerden öğrendim.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/yeni-bir-lezzet-duragi-banca-unione-85941</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/4/1/1280x720/yeni-bir-lezzet-duragi-banca-unione-1787295384.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karaköy’ün tarihî yapılarından Union Han, yıllar sonra yeniden kapılarını açarken, Banca Unione geçmiş ile bugünü bu kez mutfak üzerinden buluşturuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/yolculugu-sanata-donusturen-911-classicler-85939</guid>
            <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yolculuğu sanata dönüştüren 911 Classic’ler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Louis Vuitton’un 1854’te başlayan ‘seyahat sanatı’ felsefesi, markanın bagaj üretiminin ötesinde çağdaş ulaşım araçlarıyla kurduğu ilişkiyi de biçimlendirdi. Georges Vuitton’un 1897’de otomobiller için geliştirdiği özel bagajlardan, 1924’te Citroën için tasarlanan seyahat sandıklarına uzanan bu tarih, bugün Singer ile gerçekleştirilen iki özel Porsche 911’de yeni bir anlam kazanıyor.</p>
<p>Bu işbirliği, iki markanın isimlerini aynı otomobilde buluşturmanın ötesinde, Louis Vuitton’un zanaatkar mirası ile Singer’ın restorasyon, mühendislik ve kişiselleştirme uzmanlığını aynı tasarım felsefesinde birleştiriyor. Projenin çıkış noktası ise bir Tambour mekanik saati… Singer tarafından yeniden tasarlanan klasik 911’in gösterge paneline yerleştirilmesi planlanan saat, kısa sürede tüm kokpitin yeniden ele alınmasını gerektirdi. Tambour’un saatçilik kodlarıyla yeniden yorumlanan göstergeler, saatçilik hassasiyeti ile otomotiv mühendisliğini buluşturan yaklaşık bir yıllık bir geliştirme sürecinin sonucuydu.</p>
<p>İlk otomobil, Singer’ın Classic hizmetleriyle yeniden yaratılan Coupé… Safran rengi ve Singer’ın ilk komisyonlarından tanınan Bahama Sarısı ile kobalt mavisini bir araya getiren gövde, Louis Vuitton’un tarihsel renk kodlarına gönderme yapıyor. 1924 Citroën bagajlarındaki kobalt mavi detaylar ve markanın ambalajlarındaki renklerden ilham alan bu kombinasyon, kobalt mavi demonstrasyon lastikleri ve arka motor hava girişindeki geometrik LV monogramıyla tamamlanıyor.</p>
<p>Kabinde ise Louis Vuitton’un doğal tonlu VVT derisi, markanın karakteristik malletage baklava desenli kapitone tekniğiyle buluşuyor. Klasik sandıkların iç yüzeylerinden otomobilin mimarisine taşınan motif, farklı detaylarda kendini gösteriyor. Plastik kumandaların yerini elde işlenmiş metal parçalar alırken, saatçilik ve mücevher işçiliğinden alınan yüzey teknikleri otomobildeki yüzeylere hem dokunsal hem görsel bir zenginlik kazandırılıyor. Aynı yaklaşım motor komponentlerinden yakıt ve yağ kapaklarındaki tipografiye kadar sürdürülüyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a87f4d28632f-1787294930.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p>Classic Coupé’nin tavan rafındaki meşe ve ceviz ağacından, monogram kakma tekniğiyle üretilmiş sörf tahtası ve titanyum-aluminyum ile çelikten Fransız Alpleri’nde hazırlanan kayak takımı, otomobilin seyahat fikrini doğrudan kullanım senaryosuna dönüştürüyor. Ön bagaja özel iki parçalı valiz, 1950’lerden esinlenen belge çantası ve 1930’dan beri Louis Vuitton’un simgelerinden olan Keepall da bu bütünlüğü tamamlıyor.</p>
<p>Projenin ikinci ayağı, Louis Vuitton Kadın Koleksiyonları Sanat Yönetmeni <strong>Nicolas Ghesquière</strong>’in vizyonuyla şekillenen <em>‘Porsche 911 Reimagined by Singer-Classic Turbo Cabriolet.’</em> Ghesquière’in otomobillere duyduğu ilgiden beslenen tasarım, denizcilik ile otomotiv estetiğini bir araya getiriyor. Calcaire Lutétien beyazı gövde, altın tonları ve ısıtılmış ahşap yüzeyler, klasik Porsche karakterini çağdaş bir Grand Touring anlayışıyla yeniden yorumluyor.</p>
<p>Turbo Cabriolet’in geniş arka kanadı ve açılan arka bölümün altından görünen, tekne güvertesini andıran ahşap zemin özellikle dikkat çekiyor. Tamponlar dahil birçok bölümde kullanılan ahşap, titreşim, ağırlık, sıcaklık ve dayanıklılık açısından ciddi bir mühendislik problemi oluşturmasına rağmen Singer ve Louis Vuitton tasarımcılarının ortak çalışmasıyla otomobilin yapısal ve görsel bütünlüğüne entegre edilmiş.</p>
<p>Kokpitin merkezindeki Tambour saat, doğal deri kaplı özel yuvasında altın kadranı ve gövdeyle uyumlu ibreleriyle otomobilin renk mimarisinin parçası haline geliyor. Altın kontak anahtarı, direksiyondaki deri detay, Noé çantasının büzgü formundan esinlenen vites körüğü ve gece arka stopların içinde beliren Louis Vuitton imzası, marka kimliğini gösterişli logolardan çok detaylar üzerinden aktarıyor.</p>
<p>Cabriolet için hazırlanan kapsül koleksiyon da otomobilin uzantısı niteliğinde. Paraşüt ipeğinden takım elbise, örgü deri sürüş eldivenleri, LV Sneakerina ayakkabılar, altın-asetat güneş gözlükleri ve Tambour Automatic saat, kabindeki altın ve ahşap detaylarla bütünleşiyor. Garment çantası, Alma, Express ve Noé çantaları ile otomobildeki ahşapla aynı tür ağaçtan üretilen Petite Malle, bagajın bile tasarımın ayrılmaz parçası olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Bütün bu estetik katmanın altında ise Singer’ın mühendisliği bulunuyor. Her iki Porsche; hafif karbon fiber gövdeler, hafifletilmiş şasi bileşenleri, karbon-seramik frenler ve rüzgâr tünelinde geliştirilen aerodinamik çözümlerle yeniden tasarlanıyor. Classic Coupé’de 4.0 litrelik atmosferik, Turbo Cabriolet’de 3.8 litrelik çift turbo boxer motor görev yaparken, altı ileri manuel şanzıman ve arkadan itiş mimarisi korunuyor. Böylece modern malzeme ve üretim teknolojileri, analog sürüş karakterinin önüne geçmeden kullanılıyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a87f4de7fc8d-1787294942.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p>Louis Vuitton ile Singer’ın asıl başarısı da burada ortaya çıkıyor. Biri 172 yıllık bagaj, deri işçiliği ve saatçilik mirasını; diğeri Porsche 911’in mühendislik ve sürüş karakterini yeniden yorumlama uzmanlığını ortaya koyuyor. Deri, ahşap, metal, mekanik, saatçilik ve otomotiv mühendisliği tek bir tasarım dilinde birleşiyor.</p>
<p>Bu iki paha biçilmez klasik Porsche 911, geçmişin ikonik bir otomobilinin yeniden yorumlanmış örnekleri olmanın ötesinde, seyahati bir yerden başka bir yere ulaşmak yerine başlı başına bir yaşam biçimi olarak ele alıyor. Başlangıçta kokpite yerleştirilecek tek bir Tambour saati olarak düşünülen fikir, sonunda otomobilin tamamına yayılan bir mükemmellik anlayışına dönüşüyor. Geçmişin otomotiv romantizmi, çağdaş malzemeler ve zanaatkarlıkla yeniden yorumlanırken, Louis Vuitton ve Singer, otomobilin yalnızca yolu kat eden bir makine değil, yolculuğun kendisini bir sanat deneyimine dönüştürebilen bir yaşam alanı olduğunu hatırlatıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/yolculugu-sanata-donusturen-911-classicler-85939</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/3/9/1280x720/yolculugu-sanata-donusturen-911-classicler-1787294988.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşlevsel ve kullanışlı özden ödün vermeden, Singer’in saf yol tutuşu, teknik bütünlüğü ve berrak mekanik ruhuyla iki Porsche 911; estetiğin ötesinde Louis Vuitton’un yolculuk sanatına göre yeniden yaratıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/tarih-deniz-ve-doga-bir-rotada-85937</guid>
            <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarih, deniz ve doğa bir rotada</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta rotamızı Muğla’nın en özel köşelerinden Dalyan’a çeviriyoruz. Burası tarih ve doğanın birbirinden ayrılmadığı nadir yerlerden biri. Bir yanda Kaunos’un kaya mezarları, tiyatrosu, agorası ve eski limanı; diğer yanda Köyceğiz Gölü’nü Akdeniz’e bağlayan Dalyan Kanalı, sazlıklar, delta, İztuzu Kumsalı ve Caretta carettalar.</p>
<p>Fethiye bu rotaya eklenebilir; ama bence bu yazıda Dalyan ve çevresinin hakkını vermek daha doğru. Çünkü Dalyan, kendi içinde güçlü bir bütünlük sunar: Göl, kanal, antik kent, kaya mezarları, kumsal, kaplumbağa ve balıkçılık kültürü aynı coğrafyada buluşur.</p>
<p>Bu gezi iki günlük planlanabilir. İlk gün Dalyan, Kaunos ve kanal; ikinci gün İztuzu, delta, Köyceğiz Gölü ve istenirse çamur banyoları üzerine kurulabilir.</p>
<p><strong>DALYAN KANALI VE </strong><strong>NEHİRDE YAŞAM</strong></p>
<p>İlk gün Dalyan merkezden başlamak gerekir. Kanal kıyısına oturup karşı yamaçtaki kaya mezarlarına bakmak, bu coğrafyanın ruhunu hemen hissettirir. Eskiden Akdeniz’in koylarından biri olan Köyceğiz Gölü, Dalaman Çayı’nın getirdiği alüvyonlarla denizden kopmuş ve tatlı su gölüne dönüşmüştür.</p>
<p>Antik dönemde Calbys adıyla bilinen bu doğal kanal, geniş bir delta oluşturduktan sonra İztuzu Kumsalı’nda tuzlu suyla buluşur. Denize ulaşmadan önceki bölümü yarı bataklık ve sazlık alanlardan oluşur. Sazlıkların arasında labirenti andıran suyolları kıvrılarak ilerler.</p>
<p>Dalyan, adını bölgede çok eski zamanlardan beri sürdürülen dalyancılıktan alır. Kanal tam bir balık yurdudur; özellikle kefal, yılanbalığı ve sazan burada görülen türler arasındadır. Dalyan kanallarında zaman zaman büyük kaplumbağalar da görülür. Bunlar caretta caretta değil, Nil kaplumbağalarıdır. Carettalar ise İztuzu Kumsalı’na yumurtlamak için gelir.</p>
<p>Dalyan’dan teknelerle Kaunos’a, İztuzu’na, çamur banyolarına ve kanal içindeki farklı noktalara ulaşmak mümkün. Ancak Kaunos’u yalnız tekneden kaya mezarlarına bakarak geçiştirmemek gerekir. Kaya mezarları çok etkileyicidir; ama Kaunos bundan ibaret değildir.</p>
<p><strong>KAUNOS YALNIZ KAYA </strong><strong>MEZARLARI DEĞİLDİR</strong></p>
<p>Kaunos, Doğu Akdeniz ile Ege Denizi arasındaki stratejik konumu nedeniyle önemli bir liman kenti olarak gelişmiştir. Kıyı çizgisinin değişmesi ve çevrenin alüvyonlarla dolması sonucunda liman özelliğini yitirmiş, zamanla terk edilmiştir.</p>
<p>Kent, akropolis ile küçük akropolisin oluşturduğu iki tepe arasındaki çanak içine yerleşmiştir. Liman çevresindeki dar düzlükten başlayarak teraslar üzerinde yükselen bir şehircilik anlayışı görülür. Bugün ören yerinde surlar, kaya mezarları, akropolis, stoa, agora, çeşme, hamam, palaistra, tiyatro, tapınak ve Bizans bazilikası gibi yapılar izlenebilir.</p>
<p>Kaunos’un en ünlü yapıları, İÖ 4. yüzyıla tarihlenen kaya mezarlarıdır. Yüksek yamaçlarda kayalara oyulan bu mezarlar, dışarıdan bakıldığında frizleri, üçgen alınlıkları ve sütunlu cepheleriyle küçük tapınaklara benzer. İçlerinde mezar odaları ve ölülerin yatırıldığı taş yataklar bulunur.</p>
<p>Tiyatro, Kaunos’ta ayakta kalan en etkileyici yapılardan biridir. Akropolisin batı yamacına kurulmuş olan yapı yaklaşık 5 bin kişilik kapasiteye sahiptir. Buradan eski liman çevresine ve Dalyan deltası yönüne bakmak, antik kentin doğayla kurduğu ilişkiyi daha iyi anlamamızı sağlar.</p>
<p>Kaunos’ta Sülüklü Göl çevresindeki eski liman alanı, stoa, çeşme, hamam kalıntıları ve Bizans bazilikası da görülmelidir. Günün sonunda Dalyan’a dönüp kanal kıyısında akşam yemeği yemek güzel olur.</p>
<p><strong>KAPLUMBAĞALARIN </strong><strong>SESSİZ YOLU: İZTUZU</strong></p>
<p>İkinci gün İztuzu Sahili’ne ayrılabilir. İztuzu, Akdeniz ile hemen gerisindeki delta arasında uzanan 4,5 kilometrelik bir kumsaldır. Kumsalın arka tarafında tatlı su, deniz tarafında tuzlu su bulunur. Bu özelliğiyle İztuzu yalnız bir plaj değil, hassas bir ekosistemin parçasıdır.</p>
<p>İztuzu’nun dünya çapında tanınmasını sağlayan en önemli neden caretta caretta deniz kaplumbağalarıdır. Bu dev kaplumbağalar her yıl yumurtlamak için kumsala gelir.</p>
<p>Yumurtlama dönemi mayıs ile ağustos arasındadır. 55-65 günlük kuluçka döneminden sonra yavrular yumurtadan çıkar ve ay ışığını pusula gibi kullanarak denize yürür. Plajın akşam 20.00 ile sabah 08.00 arasında kapanması da kaplumbağaların yumurtlama ve yavruların denize ulaşma sürecini korumaya yöneliktir.</p>
<p>İkinci günün devamında Köyceğiz Gölü ve çamur banyoları programa eklenebilir. Dalyan Kanalı’nın karşı kıyısında, Çandır ve Sultaniye köyleri çevresinde kaplıca suları çıkar. Dalyan’dan kısa tekne yolculuğuyla bu günübirlik tesislere ulaşmak mümkündür.</p>
<p>Köyceğiz Gölü, Dalyan rotasının arka planındaki büyük doğal sistemdir. Göl, kanal, delta ve kumsal birlikte çok sayıda bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapar. Deltada Sülüngür, Sülüklü, İztuzu ve Alagöl gibi küçük göller de bulunur.</p>
<p><strong>BU ROTAYI ÖZEL </strong><strong>YAPAN NE?</strong></p>
<p>Bu rotayı özel yapan şey, tarih ile doğanın iç içe geçmiş olmasıdır. Kaunos bir liman kenti olarak doğmuş, alüvyonlar yüzünden limanını kaybetmiş ve zamanla terk edilmiştir. Dalyan Kanalı ise aynı doğal sürecin bugün yaşayan yüzüdür. Sazlıklar, göller, balıkçılık, kaplumbağalar ve antik kalıntılar aynı coğrafyanın parçalarıdır.</p>
<p>Kaunos’un kaya mezarları ve tiyatrosu bize antik dünyanın anıtsal tarafını gösterir. İztuzu ise doğanın ne kadar hassas ve korunmaya muhtaç olduğunu hatırlatır.</p>
<p>Bu rota bize şunu hatırlatır: Anadolu kıyılarında tarih yalnız taşlarda değil, bazen bir nehir kıvrımında, sazlıkların arasındaki su yolunda, kumsala bırakılmış bir kaplumbağa yumurtasında ve terk edilmiş bir liman kentinin sessizliğinde de yaşar.</p>
<p><strong>LEZZETLER</strong></p>
<ul>
<li>Dalyan’da kefal, yılanbalığı ve mavi yengeç<br />• Ege otları ve zeytinyağlılar<br />• Köyceğiz çevresinde narenciye, nar ve turunç reçelleri<br />• Yerel bal ve reçeller<br />• Sahil lokantalarında balık</li>
</ul>
<p><strong>DALYAN VE ÇEVRESİ</strong></p>
<ul>
<li><strong><em>Dalyan Kanalı:</em></strong> Köyceğiz Gölü’nü Akdeniz’e bağlayan doğal su yolu<br />• <strong><em>Kaunos:</em></strong> Kaya mezarları, tiyatro, agora, hamam ve eski liman<br />• <strong><em>İztuzu:</em></strong> Caretta carettaların yumurtlama alanı<br />• <strong><em>Köyceğiz Gölü:</em></strong> Dalyan sisteminin tatlı su kaynağı<br />• <strong><em>Çamur banyoları:</em></strong> Çandır ve Sultaniye çevresindeki kaplıca suları<br />• <strong>Delta:</strong> Sazlıklar, küçük göller ve zengin doğal yaşam</li>
</ul>
<p><strong>Rota</strong></p>
<p><strong><em>1. gün:</em></strong> Dalyan – kanal – Kaunos kaya mezarları – Kaunos Antik Kenti – Dalyan’da konaklama</p>
<p><em>2. gün:</em> İztuzu Sahili – caretta caretta koruma alanı – Köyceğiz Gölü – çamur banyoları</p>
<p><strong>Süre<br /></strong>2 gün idealdir. Zamanı sınırlı olanlar günübirlik Kaunos ve İztuzu yapabilir; ama Dalyan’ın doğa ve tarih bütünlüğü için bir gece kalmak çok daha iyi olur.</p>
<p><strong>Ne zaman gitmeli?<br /></strong>İlkbahar ve sonbahar en rahat dönemlerdir. Yazın Kaunos sabah erken gezilmeli; İztuzu’nda kaplumbağa koruma kurallarına uyulmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/tarih-deniz-ve-doga-bir-rotada-85937</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/3/7/1280x720/tarih-deniz-ve-doga-bir-rotada-1787294630.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir yanda kayalara oyulmuş Kaunos, diğer yanda sazlıkların arasından Akdeniz’e kıvrılan bir kanal… Dalyan, tarihin ve doğanın aynı manzarada buluştuğu rotalardan biri… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
