<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/londrada-turk-genclerini-bulusturan-konferans-turkish-youth-conference-2026-90590</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 13:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Londra’da Türk Gençlerini Buluşturan Konferans: Turkish Youth Conference 2026</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Biz Bize UK ile Turkish Youth Network’ün (TYN) ortaklaşa hayata geçirdiği etkinlik, King’s College London Türk Öğrenci Topluluğu’nun organizasyonuyla üniversitenin Strand Kampüsü’nde gerçekleştirildi. Öğrencilerden yeni mezunlara ve kariyerinin başındaki profesyonellere uzanan katılımcılar, sektör temsilcileriyle tanışmanın yanı sıra bilgi alışverişinde bulunma ve yeni bağlantılar kurma imkânı buldu.</p>
<p><strong>Büyükelçi Ertaş’tan gençlere çağrı</strong></p>
<p>Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Osman Koray Ertaş ve Londra Başkonsolosu Büyükelçi Dr. Hasan Ulusoy’un da yer aldığı program, gençlerin kariyer yolculuklarına ilişkin mesajlara sahne oldu. Etkinliğin sonunda konuşan Büyükelçi Ertaş, başarıya ulaşmada kararlılık, disiplin ve harekete geçmenin belirleyici rolüne değindi. Gençlere uygun fırsatların ortaya çıkmasını beklemek yerine kendi girişimlerini başlatmaları yönünde çağrıda bulundu.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6adf2f94d4165-1793011604.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p><strong>Farklı sektörlerden isimler gençlerle buluştu</strong></p>
<p>Konferans programında iş dünyası ve yaratıcı sektörlere odaklanan iki ayrı panel düzenlendi. Prof. Pınar Özcan’ın yönettiği İş Dünyası, Girişimcilik ve Teknoloji oturumunda Galya Frayman Molinas ile Ali Servet Eyüboğlu yer alırken Eda Yıldırımkaya’nın moderatörlüğündeki Sanat, Yaratıcılık ve Teknoloji panelinde Neslihan Yeldan, Seçkin Pirim ve Seda Gazioğlu konuştu.</p>
<p>Panel oturumlarının yanı sıra katılımcıların birbirleriyle doğrudan iletişim kurabilmesi amacıyla on ayrı masada networking buluşmaları gerçekleştirildi. Her masada gönüllü bir profesyonelin liderlik yaptığı görüşmelerde gençler, farklı alanlardan kişilerle tanışarak mesleki ağlarını genişletme fırsatı elde etti.</p>
<p>Turkish Youth Network’ün kurucularından Göksu Danacı, topluluğun hedefini şu sözlerle anlattı: “Amacımız, farklı üniversitelerden ve sektörlerden gençlerin tanışabildiği, birbirinden öğrenebildiği ve birbirini destekleyebildiği kalıcı bir topluluk oluşturmak. Bizden önce bu yollardan geçmiş, çok kıymetli deneyimler biriktirmiş güçlü bir diasporamız var. Biz de bu nesiller arasında köprüler kurmak istiyoruz.”</p>
<p>Biz Bize UK kurucularından İrem Ünlü Demir de etkinliğin gelecekteki hedeflerine ve konferans sonrasında kurulacak ilişkilerin önemine değinerek şunları söyledi: “Bu konferans, her yıl düzenlemeyi hedeflediğimiz serinin ilk adımı. Ama bence asıl iş salondan çıktıktan sonra başlıyor. Burada kurulan bağlar ve arkadaşlıklar o odada kalmamalı. Bu ağı büyütecek olan gençlerin kendileri ve ben onlara çok inanıyorum.”</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6adf3084a5951-1793011844.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/londrada-turk-genclerini-bulusturan-konferans-turkish-youth-conference-2026-90590</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/5/9/0/1280x720/londrada-turk-genclerini-bulusturan-konferans-turkish-youth-conference-2026-1793011982.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Birleşik Krallık’ta eğitim ve kariyer hayatını sürdüren 100 Türk genç, Turkish Youth Conference 2026 kapsamında Londra’da buluşarak iş, sanat ve teknoloji alanlarından isimlerle bir araya geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/deride-yepyeni-bir-donem-90546</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Deride yepyeni bir dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mikroorganizmalarla yetiştirilen bir biyomalzeme, otomotiv sektöründe yeni kullanım alanları açabilir, gelecekte uzay araştırmalarında bile rol oynayabilir mi? GOZEN CEO’su <strong>Ece Gözen</strong>’in geliştirdiği LUNAFORM, hayvansal deriye alternatif olmanın ötesinde, biyolojik üretimin sınırlarını araştıran bir teknolojinin ürünü. Gözen ile bu yeni malzemeyi konuştuk.</p>
<p><strong>Moda tasarımcılığından biyoteknoloji alanında çalışan bir girişimciye uzanan yolculuğunuz nasıl başladı?</strong></p>
<p>Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü’nden mezun oldum. Tasarım yolculuğum aslında üniversite yıllarımda başladı. Henüz diploma projemle Vogue Italia tarafından en vizyoner tasarımcı seçilmem, kariyerimin oldukça erken bir döneminde uluslararası alanda görünürlük kazanmamı sağladı. Ardından kendi adımı taşıyan moda markamı kurdum. 2022 yılında San Francisco merkezli GOZEN’i kurdum. Burada doğanın kendi üretim mekanizmalarını bir teknolojiye dönüştürerek, mikroorganizmalar tarafından yetiştirilen yeni nesil bir biyomalzeme olan LUNAFORM’u geliştirdim.</p>
<p><strong>Sizi malzemeleri yeniden düşünmeye götüren süreç nasıl gelişti?</strong></p>
<p>Bir noktada, moda sektörünün çevreye verdiği zararla bir tasarımcı olarak yüzleştim. Bu farkındalık beni akademik çalışmalara dönmeye yöneltti. Araştırmalarımda, çevresel yükün önemli bir bölümünün daha tasarım başlamadan, ham maddenin elde edilmesi ve işlenmesi sırasında oluştuğunu gördüm. O zamana kadar doğadan ilham alan bir yaratıcıydım; o günden sonra da doğanın nasıl ürettiğini anlamak istedim. Kendime, “Doğanın biçimlerinden ilham aldığımız gibi, üretme yöntemlerinden de öğrenebilir miyiz? Malzemeyi doğayla birlikte yetiştirebilir miyiz?” diye sormaya başladım. Podyumlardan laboratuvara uzanan yolculuğum böyle başladı. Bu süreçte kendi tüketim alışkanlıklarımı da sorguladım ve et yemeyi bıraktım. Yaptığım işle yaşama biçimim arasında tutarlı bir ilişki kurmak benim için önemliydi. Açmak istediğim alan, insanların doğayla uyum içinde üretmenin ve yaşamanın yeni yollarını birlikte hayal edebildiği ve hayata geçirebildiği bir gelecek.</p>
<p><strong>LUNAFORM nasıl üretiliyor? Nelere ihtiyaç duyuyorsunuz?</strong></p>
<p>LUNAFORM’un oluşumu, mikroorganizmaların kontrollü fermantasyon sürecinde sıvı içerisinde selüloz bazlı lifli yapılar oluşturması üzerine kurulu. Bu, doğanın kendi kendini örgütleme mantığını kullanmak anlamına geliyor. Daha da somutlaştırırsak, mikroorganizmalar su dolu bir ortamda besinleri metabolize ederken selüloz lifleri üretiyor ve bu lifler zamanla birleşerek bir biyolojik ağ oluşturuyor. Yedi gün içinde tek bir yapı hâlinde oluşan bu organik form hasat ediliyor, işlenip kurutularak son hâline getiriliyor. Bu süreç bize doğanın en verimli mühendislik çözümlerini sunuyor. NUERA’nın İstanbul’daki tesisinde Biocraft teknolojimizle yetiştirdiğimiz malzemeyi, DESA’nın Çorlu’daki işleme ve bitirme uzmanlığından yararlanarak geliştiriyoruz. Renk, yüzey, tuşe ve kalınlık gibi özellikleri kullanım ihtiyacına göre şekillendirebiliyoruz.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6adedff81ab72-1792991224.jpg" alt="" width="500" height="438" /></p>
<p><strong>Peki, maliyetli mi ve çevre dostu diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Maliyet açısından tek bir rakamdan söz etmek doğru olmaz. Maliyet; istenen özelliklere, bitirme işlemlerine ve sipariş hacmine göre değişiyor. NUERA’nın en önemli avantajlarından biri, bu gelişimi mevcut sanayi altyapısı ve deneyimiyle birlikte yürütebilmek. Ticari açıdan asıl mesele, markanın ihtiyaç duyduğu kaliteyi tutarlı biçimde üretip tekrar sipariş edilebilir hâle getirmek. Şu anda satış fiyatımız, iyi kalite tabaklanmış hayvan derisiyle aynı seviyede. Çevresel açıdan en önemli fark, malzemeyi hayvan yetiştirmek veya pamuk gibi bir lif bitkisini büyütmek yerine, kontrollü fermantasyonla doğrudan bir selüloz yüzeyi olarak yetiştirmemiz. Bu yaklaşım, kaynak kullanımını üretimin en başından yeniden düşünmemize imkân veriyor. Yetiştirdiğimiz ham yapı yüzde yüz biyobazlı; ancak çevresel değerlendirmede besin girdilerini, suyu, enerjiyi ve sonradan uygulanan bitirme işlemlerini birlikte ele almak gerekiyor. Bu anlamda LUNAFORM’u, deri ve tekstil sektörüne daha sürdürülebilir ve çevre dostu bir üretim modeli sunma vizyonuyla geliştirdik. Amacımız, doğa bazlı tasarımın olanaklarını genişletirken üretimin çevresel yükünü de ciddi şekilde azaltmak.</p>
<p><strong>DESA ile iş birliği nasıl gelişti?</strong></p>
<p>İlk olarak 2020 yılında Türkiye’de kurduğum Gozen Institute ile araştırmalarımı bir girişime dönüştürdüm. 2022’de ABD merkezli SOSV’nin desteğini almamız, çalışmalarımızı büyütmemizde ve uluslararası bir ekosisteme açılmamızda önemli bir dönüm noktası oldu. Girişim büyüdükçe şunu gördüm: Yeni bir malzeme geliştirmek ve yatırım almak, o malzemenin dünyada yaygın biçimde kullanılabilmesi için tek başına yeterli değil. Bu süreçte, yeni nesil malzemelerin onları dünyaya taşıyabilecek şirketlere ve iş modellerine de ihtiyaç duyduğunu öğrendim. Tam da bu noktada, DESA ve Burak Çelet ile yollarımızın kesişmesi çok önemli bir dönüm noktası oldu.</p>
<p><strong>DESA ile yollarınız kesiştikten sonra neler oldu, ne değişti?</strong></p>
<p>Burak Çelet, biyofabrikasyonun geleceğin malzeme pazarında yaratabileceği fırsatları gördü. Yaklaşık bir yıldır Burak Bey’le birlikte yurt dışındaki birçok markayı ziyaret ederek tasarım, malzeme geliştirme ve üretim ekipleriyle bir araya geldik. Bu görüşmeler sayesinde markaların yeni bir malzemeden beklentilerini ve ürüne dâhil etme sürecinde karşılaştıkları zorlukları doğrudan anladık. Bu öngörü, DESA’nın birikimini, kaynaklarını ve üretim gücünü yeni bir iş alanına taşıyan NUERA’nın kurulmasını sağladı. Tamamı DESA’ya ait olan NUERA, LUNAFORM’un üretimini, geliştirilmesini ve küresel ticarileştirilmesini yürütüyor. GOZEN’in uzman ekibi de danışmanlık vererek bu gelişime katkı sunuyor. DESA’nın katkısı burada tabakhane ve üretim altyapısıyla sınırlı değil. Markalar, LUNAFORM’un rengini, yüzeyini ve tuşesini geliştirmekten kendi tasarım dillerini taşıyan bitmiş ürünler ortaya çıkarmaya kadar uzanan süreci bizimle yürütebiliyor. Moda alanındaki çalışmalarımızın yanında otomotiv ve birçok farklı sektörle de ayrı projeler yürütüyoruz. Bunlar henüz geliştirme aşamasında; amacımız, malzemenin hangi uygulamalarda anlamlı bir değer yaratabileceğini somut çalışmalarla görmek.</p>
<p><strong>Bundan sonraki hedefleriniz neler?</strong></p>
<p>İlk adımımız, NUERA’da kurduğumuz yapıyla LUNAFORM’u tasarımcıların ve markaların güvenle kullanabildiği, her yeni koleksiyonda yeniden tercih edebildiği bir malzemeye dönüştürmek. Ama benim hayalim bunun çok ötesinde. Deri ve tekstil, bu yolculuğun başlangıç noktaları. Geliştirdiğimiz biyolojik üretim yaklaşımının farklı ihtiyaçlara nasıl uyarlanabileceğini; kozmetik uygulamalarından bazı plastiklerin yerini alabilecek yapılara, biyosensörlere kadar uzanan bir araştırma alanı olarak görüyorum. Bu merakın ufku dünyayla da sınırlı değil. Selüloz üreten mikrobiyal kültürlerin uzay koşullarındaki dayanıklılığı üzerine çalışmalar yapılıyor. Bir gün başka bir gezegende yaşam kurmayı düşünürken, ihtiyaç duyduğumuz malzemeleri orada yetiştirmek mümkün olabilir mi? Ben bu soruları, biyofabrikasyonun uzun vadeli ufkunun bir parçası olarak görüyorum.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/deride-yepyeni-bir-donem-90546</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/5/4/6/1280x720/deride-yepyeni-bir-donem-1792991263.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Moda tasarımcısı Ece Gözen, sektörün çevresel yükünü sorgularken rotasını podyumlardan laboratuvara çevirdi. Mikroorganizmalarla yetiştirdiği LUNAFORM adlı biyomalzemeyle hayvansal deriye alternatif geliştiren Gözen, şimdi DESA iş birliğiyle üretimin geleceğini şekillendiriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/cannesda-ekranin-gelecegi-90544</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cannes’da ekranın geleceği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><span style="font-size: 12pt;">Televizyon ve dijital içerik dünyasının önemli buluşmalarından MIPCOM 2026, 11–15 Ekim tarihlerinde Cannes’da gerçekleşti. 104 ülkeden 10 bini aşkın sektör profesyonelini ağırlayan fuarda Türk yıldızlar, yeni projeler, dikey diziler ve yapay zekâ öne çıktı.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Toplam 10 bin 100 katılımcının 3 bin 150’sini içerik satın alma profesyonellerinin oluşturduğu organizasyonda Türkiye, katılımcı sayısı bakımından ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın ardından beşinci sırada yer aldı. Yeni yapımlar ve satış anlaşmalarının yanı sıra değişen izleme alışkanlıkları da konuşuldu. Kırmızı halılarıyla tanınan şehir, bu kez ekranın geleceğine dair tartışmalara ev sahipliği yaptı.</span></p>
<h1><span style="font-size: 12pt;">KIRMIZI HALIDA YILDIZLAR GEÇİDİ</span></h1>
<p><span style="font-size: 12pt;">Palais des Festivals’de düzenlenen dünya prömiyerleri ve proje tanıtımları fuara hareket kattı. Fremantle’ın dağıtımını üstlendiği ‘Baywatch’ dizisinin tanıtımı ilgi görürken, Beta Film’in dönem draması ‘Queen Silvia’ da dikkat çeken yapımlar arasındaydı.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">İsveç Kraliçesi Silvia ile Kral Carl Gustaf’ın gerçek aşk hikâyesini anlatan dizinin başrol oyuncuları <strong>Alicia von Rittberg</strong> ve <strong>Edvin Endre</strong>, prömiyer için Cannes’daydı. Kral Carl Gustaf’ı canlandıran Endre, rolüne hazırlanırken sürekli göz önünde yaşamanın baskısını anladığını, amacının hükümdarı taklit etmek değil tacın arkasındaki insanı göstermek olduğunu söyledi.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Türk oyuncular da yoğun ilgi gördü. <strong>Pınar Deniz, Selahattin Paşalı ve Burak Özçivit</strong>, uluslararası basının ve sektör temsilcilerinin dikkatini çeken isimler arasındaydı. Le Majestic Oteli’nin bahçesindeki resmî açılış partisine katılan Türk yapımcılar ve sektör temsilcileri, partinin ardından Speak Easy’de bir araya geldi.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Fuarın en çok ilgi gören etkinliklerinden biri, tarihî Olympia Sineması’nda dünya lansmanı yapılan ‘The Greatest Duo’ adlı yeni yarışma formatıydı. Global Agency, ilişkileri ve müziği bir araya getiren formatını uluslararası alıcılar ve medya temsilcilerinden oluşan yaklaşık 100 özel davetlinin katıldığı bir etkinlikle tanıttı.</span></p>
<h1><span style="font-size: 12pt;">DİZİLER ARTIK CEPTE</span></h1>
<p><span style="font-size: 12pt;">Telefon ekranına uygun, bir ya da iki dakikalık bölümlerden oluşan dikey diziler bu yılın en çok konuşulan konularındandı. Hikâyeler kısalırken tempo hızlanıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">FOX Entertainment ile <strong>Kevin Hart</strong>’ın yapım şirketi Hartbeat arasında kurulan ortaklık da bunun dikkat çeken örneklerinden biriydi. İş birliği kapsamında Hartbeat’in Codeblack, Essence ve Revolt gibi markalarına ait içerikler, mobil izleyiciye yönelik kısa dizilere uyarlanacak. Metroda ya da kahve molasında birkaç dakikalık bir bölüm izlemek giderek yaygınlaşıyor. Yapımcılar da hem geleneksel televizyona hem mobil ekranlara hitap edecek yeni anlatım biçimleri arıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Dikey diziler üzerine düzenlenen panelde konuşan Inter Medya Genel Müdürü <strong>Hasret Özcan</strong>, Türkiye’de yeni bir anlatım biçimi olarak görülen mini dizilerin uluslararası pazarda çoktan alışılmış bir formata dönüştüğünü belirtti. Televizyon kanallarının da dikey içeriklere yer açmaya başladığını söyleyen Özcan’a göre artık her içerik türü farklı ekranlarda kendine yer bulabiliyor.</span></p>
<h1><span style="font-size: 12pt;">YAPAY ZEKÂ İŞ BAŞINDA</span></h1>
<p><span style="font-size: 12pt;">Fuarın bir diğer önemli gündemi yapay zekâydı. Bu kez geleceğe dair tahminler değil, bugünkü uygulamalar konuşuldu. UTOPAI Studios CEO’su Cecilia Shen ile CJ ENM Studios’tan Ken Oh’nun katıldığı panelde, yerel hikâyelerin yapay zekâ yardımıyla farklı dillere ve pazarlara daha hızlı uyarlanması ele alındı.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">En ilginç tanıtımlardan biri ise ‘CSI’ dizisinin yaratıcısı <strong>Anthony Zuiker</strong>’dan geldi. Zuiker, Cinemalistics AI adlı uygulamasıyla gerçek suç vakalarına ilişkin güncel haberleri saatler içinde yapay zekâ destekli kısa videolara ve dikey dizilere dönüştürmeyi hedefliyor. Saatler içinde üretilebilen içerikler heyecan uyandırsa da bu hızın hikâye anlatıcılığını nasıl etkileyeceği merak konusu. Çünkü izleyiciyi ekrana bağlayan hâlâ iyi bir hikâye.</span></p>
<h1><span style="font-size: 12pt;">ÇEKİMLER BAŞLAMADAN SATIŞ</span></h1>
<p><span style="font-size: 12pt;">Türk dizi sektörünün dikkat çeken haberlerinden biri, O3 Medya’nın yeni dönem dizisi <em>‘The Hatmaker’</em> (‘Şapkacı Kadınlar’) oldu. Pınar Deniz ve Selahattin Paşalı’nın başrollerini paylaşacağı yapım, henüz çekimleri başlamadan ilk uluslararası satışını gerçekleştirdi. <strong>Eccho Rights</strong>, dizinin Orta Doğu ve Kuzey Afrika yayın hakları için MBC Group ile anlaşmaya vardı. Yapım, grubun dijital platformu Shahid’de ve televizyon kanallarında izleyiciyle buluşacak.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Necati Şahin</strong>’in yazdığı, <strong>Ömür Atay</strong>’ın yöneteceği dizi, 1920’lerin başında İzmir’de geçiyor. Ailesinin dağılmasının ardından yeni bir hayat kurmaya çalışan Ayşe’nin şapka yapımcılığıyla kendi ayakları üzerinde durma mücadelesini ve geçmişiyle yüzleşmesini anlatıyor. Eccho Rights Türk Dramaları Direktörü <strong>Handan Özkubat</strong>, çekimler başlamadan yapılan anlaşmanın başrol oyuncularının uluslararası gücünü gösterdiğini belirtirken, O3 Medya Kurucusu Saner Ayar da projeye duyulan ilgiden memnuniyetini dile getirdi.</span></p>
<h1><span style="font-size: 12pt;">CHRISTIE BRINKLEY CANNES’DA İZ BIRAKTI</span></h1>
<p><span style="font-size: 12pt;">Cannes’ın sürpriz konuklarından biri de moda dünyasının unutulmaz isimlerinden <strong>Christie Brinkley</strong>’di. 72 yaşındaki Amerikalı süper model, MIPCOM kapsamında düzenlenen Şöhret Yolu el izi törenine katıldı. Kariyeri boyunca 500’den fazla dergi kapağında yer alan ve ‘Sports Illustrated Swimsuit’ kapağına üst üste üç kez çıkarak moda tarihine geçen Brinkley, bu kez hayatını anlatan yeni <em>belgeseli için Cannes’daydı.</em></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>2027 yılında FOX Nation’da yayımlanması planlanan üç bölümlük ‘Uptown Girl: The Christie Brinkley Story’</em>, ünlü modelin özel arşivinden görüntüler eşliğinde aile hayatını, kariyerinin dönüm noktalarını ve geçirdiği ağır helikopter kazasını konu alacak.</span></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/cannesda-ekranin-gelecegi-90544</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/5/4/4/1280x720/cannesda-ekranin-gelecegi-1792990982.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk yıldızların ilgi gördüğü MIPCOM 2026’da dikey diziler ve yapay zekâ öne çıktı. Cannes’daki buluşma, ekran dünyasının değişen alışkanlıklarına ışık tuttu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/diplomasinin-ev-hali-90304</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 06:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diplomasinin ev hâli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya siyasetinin krizleriyle uğraşırken evliliğini kurtarmaya çalışan bir kadın düşünün. <strong>Keri Russell</strong>’ın canlandırdığı ABD’nin Londra Büyükelçisi Kate Wyler, dördüncü sezonda tam da bu durumda. Eşi Hal, yıllardır peşinde olduğu siyasi güce kavuşarak ABD Başkan Yardımcısı olmuş. Kate ise kendi siyasi hedeflerini geri plana atma pahasına eşinin yükselişini desteklemeye kararlı. Ne var ki iki hırslı ve gururlu diplomatın evliliğinde güç dengelerini korumak, uluslararası krizleri çözmekten daha kolay değil.</p>
<p>Önceki sezonu İngiliz suları yakınındaki Rus denizaltısı ve nükleer silah kriziyle kapatan dizi, ABD ile İngiltere arasındaki kırılgan ittifakı sınamayı sürdürüyor. Yeni sezonda taraflar daha saldırgan bir tutum benimseyip gerilim yükselirken İngiltere’de siyasi kadrolar beklenmedik biçimde değişiyor. Kate, yeni muhataplarıyla diplomatik ilişkilerini yeniden şekillendirmek zorunda kalıyor.</p>
<p>Dizinin güçlü yanı, siyasi anlaşmazlıklarda haklı olanla haksız olanı kolayca ayırmaması. Devlet çıkarları, kişisel hırslar ve ahlaki sorumluluklar çatışıyor. Kate’in sorguladığı mesele de bu: Ulusal çıkarlar adına müttefikleri tehdit etmek, hukukun sınırlarını zorlamak ya da gerçekleri gizlemek ne zaman olağanlaşıyor? Uluslararası hukukun ve köklü ittifakların geleceğinin tartışıldığı günümüzde bu sorular daha da anlam kazanıyor. İktidarın insanları kendi doğrularına ne kadar inandırabildiği ise dizinin bir başka meselesi. <strong>Rory Kinnear</strong>’ın canlandırdığı İngiltere Başbakanı Nicol Trowbridge, siyasi kararlarını kişisel gururundan ayırmakta zorlanan bir karakter. Dördüncü sezonda <strong>Ruggero Leoncavallo</strong>’nun ‘Pagliacci’ operasına yapılan gönderme, bu karaktere alışılmadık bir anlatımla yaklaşılmasını sağlıyor. Kinnear’ın özellikle bu bölümdeki performansı, dizinin yalnızca siyasi entrikalara değil, karakterlerinin iç dünyasına da yer açabildiğini gösteriyor.</p>
<p>Siyasi hesapların ortasında üç çiftin ilişkileri de sınanıyor. Kate ile Hal, birbirlerini sevmelerine rağmen rekabetten vazgeçemiyor. Grace ile Todd’un evliliğinde iktidar dengeleri değişirken Stuart ile Eidra birlikte yaşama kararı alıp güven sorunlarını aşmaya çalışıyor. Ancak Grace’in giderek sertleşmesi, önceki sezonlarda daha karmaşık çizilen karakteri yer yer tek boyutlu hâle getiriyor.</p>
<p>Keri Russell, <strong>Rufus Sewell</strong>, <strong>Allison Janney</strong>, <strong>Bradley Whitford</strong>, <strong>Ato Essandoh</strong> ve <strong>Ali Ahn</strong>’a bu sezon, İngiltere siyasetindeki yeni isimlerden Bethan Vaughn rolüyle <strong>Jodie Whittaker</strong> eşlik ediyor. Ekrandaki diplomasinin gerçekle ne kadar örtüştüğünü merak edenler için 26 Ekim’de Harvard Üniversitesi’nde bir söyleşi düzenlenecek. Keri Russell, <strong>Debora Cahn</strong> ve ABD’nin eski Birleşmiş Milletler Büyükelçisi <strong>Samantha Power</strong>, kurgu ile gerçek diplomasi arasındaki ilişkiyi konuşacak. Söyleşi çevrimiçi olarak da izlenebilecek.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ad9e12668aa7-1792663846.jpg" alt="" width="1280" height="720" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/diplomasinin-ev-hali-90304</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/0/4/1280x720/diplomasinin-ev-hali-1792663870.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘The Diplomat’, dünya siyasetinin krizlerini evlilikteki güç mücadelesiyle buluşturuyor. Kate Wyler için hem masada hem evde dengeleri korumak giderek zorlaşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/melekler-cennetten-kovuluyor-mu-90298</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 06:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Melekler cennetten kovuluyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yılın en beklenen zamanı geldi! Hayır, yılbaşı döneminden bahsetmiyoruz; Victoria’s Secret’ın 18 Ekim’de Los Angeles’taki Sony Pictures Studios’ta düzenlenen son defilesinden bahsediyoruz… Eski melekler yeniden toplanacaktı, markanın alametifarikalarından Fantasy Bra da sekiz yıl aradan sonra geri dönecekti. Onu kimin taşıyacağı hakkındaki spekülasyonlar aylar öncesinden başladı. Kimileri efsane model <strong>Gisele Bündchen</strong>’in yeniden VS podyumunda yürüyeceğini öngördü, bazıları bu itibara emektar meleklerden <strong>Heidi Klum</strong>’u yakıştırdı. Dedikodular sosyal medyada çığ gibi büyürken defile günü geldi çattı.</p>
<p>Podyumda <strong>Adriana Lima</strong>, <strong>Alessandra Ambrosio</strong>, <strong>Candice Swanepoel</strong>, <strong>Behati Prinsloo</strong>, <strong>Rosie Huntington-Whiteley</strong>, <strong>Elsa Hosk</strong> gibi ‘kıdemli meleklerin’ yer alması markanın ihtişamlı dönemlerini anımsatıyor, nostalji duygusu yaratıyordu. Ve final anı geldi çattı: VS ordusunun en üst düzey meleğinin taşıdığı Fantasy Bra’yı taşıyacak ismin belli olacağı an için nefesler tutuldu! Ama o da nesi? Bu ‘görev’, kadrolu VS modeli yerine tarihte ilk kez bu podyumda hiç yer almamış, hatta model bile olmayan bir isme, <strong>Kylie Jenner</strong>’a verilmişti!</p>
<h1>RAZEK’İN KARANLIK GEÇMİŞİ</h1>
<p>VS’nin yeni rotasını incelemeden önce biraz yakın geçmişi hatırlayalım: Marka bu sahneye ağır bir geçmişin ardından çıktı. Uzun yıllar boyunca kadın bedenini dar bir güzellik kalıbına hapsetmek, gerçekçi olmayan fiziksel standartları yüceltmek ve kadınlara ‘erkek yaklaşımı’ üzerinden seslenmekle eleştirildi. Eski pazarlama yöneticisi <strong>Ed Razek</strong>’in 2018’de trans ve büyük beden modeller hakkındaki dışlayıcı açıklamaları, değişen beklentilerle marka arasındaki mesafeyi görünür kıldı. Ardından modellerin ve çalışanların taciz, zorbalık ve şikâyet sonrası misilleme iddiaları gündeme geldi. Razek iddiaları reddederken şirket, hedeflediği çalışma ortamını sağlayamadığı durumlar için üzüntü bildirdi. Eski ana şirket L Brands’in kurucusu <strong>Leslie Wexner</strong>’ın <strong>Jeffrey Epstein</strong>’la finansal ilişkisi de itibar krizini derinleştirdi.</p>
<p>Rakipler tam bu boşlukta güç kazandı. Aerie ve Savage X Fenty, farklı bedenlerin görünürlüğünü öne çıkarırken Skims, ünlü kültürünü ürün ve pazarlama stratejisinin merkezine yerleştirdi. Victoria’s Secret’ın sorunu yalnızca müşteri kaybetmek değildi; sektörün neyi çekici, çağdaş ve arzu edilir sayacağını belirleme gücü de aşınıyordu. Bununla birlikte markayı bugün hâlâ kesintisiz gerileyen bir dev olarak tarif etmek doğru değil: Şirketin 2026 ikinci çeyrek net satışları yüzde 10 artışla 1,611 milyar dolara ulaştı. Yönetim aynı açıklamada pazar payı kazandığını belirtti.</p>
<h1>STANDART KAPSAYICILIK HAMLELERİ</h1>
<p>Anlaşılan son defiledeki amaç, sadece ticari toparlanma değil, daha ziyade bunu kültürel görünürlükle desteklemek… Podyumdaki kadro bu arayışın farklı taraflarını bir araya getiriyordu. Eski meleklerin yer alması markanın geçmişte yarattığı güçlü aidiyet duygusunu yeniden harekete geçiriyordu. <strong>Ashley Graham</strong>, <strong>Paloma Elsesser</strong> ve <strong>Precious Lee</strong> gibi ‘kapsayıcılık’ kontenjanının gediklileri beden çeşitliliğini görünür kılarken trans model <strong>Alex Consani</strong>’nin varlığı, Razek döneminin dışlayıcı yaklaşımından uzaklaşmanın belirgin göstergelerindendi. Futbolcu <strong>Trinity Rodman</strong> da podyumun geleneksel model kadrosunun ötesine açıldığını gösteriyordu. Bu birliktelik, nostaljiyle daha geniş bir temsil anlayışını aynı gösteride buluşturma çabasıydı.</p>
<p>Dönelim en çok tartışılan konuya… Jacob &amp; Co. imzalı, değeri 50 milyon dolar olarak açıklanan Fantasy Bra, ters köşeyle bir meleğin üzerinde değil, popüler kültür ikonu Kylie Jenner ile ışıldayınca herkes şaşırdı: Öyle ki mücevherlerle kaplı bu parça, yıllar içinde bir modelin Victoria’s Secret dünyasındaki konumunun sembolüne dönüşmüştü. Alessandra Ambrosio ilk Victoria’s Secret defilesine 2000’de çıktı, 2004’te ‘resmen’ melek kadrosuna girdi. Fantasy Bra’yla podyumda süzülüşü ise 2012 yılını buldu. VS podyumunda 26 yılı deviren diğer bir emektar melek Adriana Lima, ilk Victoria’s Secret defilesine 1999’da çıktı, 2000’de melek oldu. Fantasy Bra’yı ilk kez 2008’de taşıdı. Yani bu önemli görevi tam 9 yıl bekledi.</p>
<p>Hâl böyleyken ömrühayatında tek tük podyum tecrübesi olan Kylie Jenner’ın kanatlarla işi ne? Onu bu seçimin merkezine taşıyan asıl güç, podyum kariyerinden çok popüler kültürdeki etkisi. Victoria’s Secret’ın kreatif yöneticisi <strong>Adam Selman</strong> da gerekçesini açıklarken Jenner’ın moda ve televizyonun sınırlarını aşan etkisini, kendi kültürünü yaratmış olmasını vurguladı.</p>
<p>Kylie hamlesi tartışmaları alevlendirse de rakamlar etkileşim anlamında bu seçimin hiç de fena olmadığını gösteriyor. Öyle ki Victoria’s Secret’ın 2026 defilesi, dijital izleyici sayısında da yükseliş getirdi. Streams Charts verilerine göre canlı yayınlardaki en yüksek eşzamanlı izleyici sayısı, bir önceki defileye kıyasla yüzde 32,9 artarak 3,64 milyona ulaştı. Markanın resmî YouTube yayını ise 3,14 milyon eşzamanlı izleyiciyle kanal rekorunu kırdı. Defile hakkında Instagram’da yapılan paylaşımların da önceki gösterinin yaklaşık üç katına çıktığı bildirildi. Görünen o ki melek çağı kapandı, etkileşim çağı başladı. Kanatların efendilerinin bundan sonra popüler kültür ikonları olacağını tahmin etmek güç değil.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/melekler-cennetten-kovuluyor-mu-90298</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/9/8/1280x720/melekler-cennetten-kovuluyor-mu-1792661848.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Victoria’s Secret, eski meleklerini podyuma taşırken en büyük itibarı neden Kylie Jenner’a verdi? Markanın yeni stratejik hamleleri mercek altında… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/kilikyanin-tarih-atlasi-90299</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kilikya’nın tarih atlası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta Akdeniz yolculuğumuzda Kilikya’ya geçiyoruz. Alanya’dan doğuya ilerlerken Toroslar’ın eteklerindeki dar kıyı şeridi yerini bereketli Çukurova’ya bırakıyor. Rotamızda iki önemli kent var: Tarsus ve Adana. Biri Kleopatra ve Aziz Paulus’la, diğeri Seyhan Nehri, Taşköprü ve Ramazanoğulları mirasıyla öne çıkıyor.</p>
<p>Kilikya, Anadolu ile Mezopotamya ve Doğu Akdeniz dünyası arasında tarih boyunca önemli bir geçiş bölgesiydi. Ticaret yolları, nehirler ve verimli ovalar bu coğrafyaya zenginlik kazandırdı. Tarsus ve Adana’da Hititlerden Romalılara, Bizans’tan Türk beyliklerine ve Osmanlı’ya uzanan kültürel katmanlarla karşılaşacağız.</p>
<p><strong>KLEOPATRA’NIN </strong><strong>GELDİĞİ KENT</strong></p>
<p>Mersin’in doğusundaki Tarsus, Anadolu’nun köklü yerleşimlerinden biridir. Antik çağda Kilikia’nın önemli ticaret ve kültür merkezlerindendi. Kentin tarihindeki en renkli olaylardan biri, Marcus Antonius ile Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın buluşmasıdır.</p>
<p>İÖ 41 yılında Antonius, Kleopatra’yı Tarsus’a davet eder. Kraliçe, görkemli gemisiyle kente gelir. Bu buluşma, Roma ve Mısır arasındaki siyasal ilişkilerin yanı sıra tarihin en ünlü aşk hikâyelerinden birinin başlangıcı olur.</p>
<p>Bugün Kleopatra Kapısı olarak bilinen yapı bu karşılaşmayı hatırlatır. Halk arasında Kancık Kapısı adıyla da tanınır. Ancak mevcut kapı, Kleopatra’nın döneminden değil, sonraki yüzyıllardan kalmadır. Burada tarih ile kentin belleğinde yaşayan anlatıları birbirinden ayırmak gerekir.</p>
<p><strong>AZİZ PAULUS’UN </strong><strong>DOĞDUĞU YER</strong></p>
<p>Tarsus’un dünya tarihindeki bir başka önemi Hıristiyanlıkla ilgilidir. Erken Hıristiyanlığın en etkili isimlerinden Aziz Paulus burada doğmuştur. Paulus’un Anadolu ve Akdeniz dünyasındaki yolculukları, Hıristiyanlığın yayılmasında belirleyici rol oynamıştır.</p>
<p>Tarsus’taki Aziz Paulus Kilisesi, 1850 yılında Ortodoks Arap-Rum cemaati tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde anıt müze olarak ziyaret edilen yapının tavanında İsa ve dört İncil yazarının tasvirleri bulunur. Kilise, Tarsus’un Hıristiyan dünyasındaki önemini yansıtan başlıca duraklardandır.</p>
<p>Yakındaki Aziz Paulus Kuyusu ise geleneksel olarak azizin eviyle ilişkilendirilen alandadır. Yaklaşık 38 metre derinliğindeki kuyudan bugün de su alınabilmektedir. Kilise, kuyu ve tarihî çevresi UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alır.</p>
<p>Tarsus’ta bir başka kültürel katman Şahmeran efsanesidir. Üstü insan, altı yılan biçiminde tasvir edilen bu bilge ve iyicil varlık, Anadolu ile İran mitolojisinde yaşar. Tarsus’un yer altında yaşadığına inanılan Şahmeran, kentin halk anlatılarında bugün de varlığını sürdürür.</p>
<p><strong>SEYHAN ÜZERİNDE </strong><strong>ROMA MİRASI</strong></p>
<p>Tarsus’tan Adana’ya geçtiğimizde Çukurova’nın bereketini daha güçlü hissederiz. Adana’nın tarihi de bereketli coğrafya kadar zengindir. Luvi ve Hitit uygarlıklarından Kizzuwatna Krallığı’na, Assur ve Pers egemenliklerinden Roma ve Bizans dönemlerine uzanan tarih, Selçuklu, Memlûk, Ramazanoğulları ve Osmanlı yönetimleriyle devam etmiştir. Adana gezisinin en güzel başlangıç noktası ise Taşköprü’dür. Seyhan ve Yüreğir yakalarını birleştiren bu anıtsal köprü, kentin simgesi haline gelmiştir. Roma dönemine uzanan geçmişi, Adana’nın eski ticaret ve askerî yollar üzerindeki stratejik konumunu gösterir.</p>
<p>Mevcut köprünün önemli bölümleri İS 4. yüzyıla tarihlenir. Daha sonraki dönemlerde çeşitli onarımlar geçirmiştir. Günümüzde yaklaşık 300 metre uzunluğundaki yapıda 14 kemer gözü ve 5 tahliye kemeri bulunur. Taşköprü üzerinde yürürken Seyhan’ın iki yakasına bakmak, Adana’nın kent kimliğini anlamak için güzel bir başlangıçtır. Nehir, köprü ve tarihî merkez birbirinden ayrı düşünülemez. Köprünün çevresindeki yürüyüş, fotoğraf ve seyir molaları için de zaman ayırmak gerekir.</p>
<p><strong>ULU CAMİ’DEN </strong><strong>BÜYÜK SAAT’E</strong></p>
<p>Taşköprü’den sonra Adana’nın tarihî merkezine yöneliyoruz. Buradaki en önemli yapılardan biri Ramazanoğulları döneminden kalma Ulu Cami’dir.</p>
<p>1508 yılında Ramazanoğlu Halil Bey tarafından yapımına başlanan cami, daha sonra medrese, türbe ve başka yapılarla genişleyen bir külliyenin parçası olmuştur. Mimarisinde Artuklu, Memlûk, Zengi ve Osmanlı geleneklerinin etkileri görülür. Siyah-beyaz taş işçiliği, çinileri, süslemeleri ve minaresiyle Adana’nın en değerli tarihî yapılarındandır.</p>
<p>Yakındaki Büyük Saat ise Osmanlı döneminin modernleşme anlayışını yansıtır. Yapımı 1882’de tamamlanan, 32 metre yüksekliğindeki saat kulesi, Adana’nın en tanınmış simgelerinden biridir. Çarşı çevresindeki hareketlilik, kentin geleneksel ticaret kültürünü bugün de hissettirir.</p>
<p>Seyhan kıyısındaki Sabancı Merkez Camii ise Adana’nın modern siluetine damgasını vurur. 1998 yılında hizmete açılan altı minareli yapı, klasik Osmanlı cami mimarisinden esinlenen büyük kubbesi ve anıtsal görünümüyle dikkat çeker. Nehir kıyısından camiye ve Taşköprü’ye bakmak, Adana’nın eski ve yeni yüzünü bir arada gösterir.</p>
<p><strong>TARİHİN DEĞİŞTİĞİ </strong><strong>YENİCE İSTASYONU</strong></p>
<p>Tarsus ile Adana arasındaki Yenice, yakın tarihimizde önemli bir diplomatik görüşmeye ev sahipliği yapmıştır. II. Dünya Savaşı sürerken, 30-31 Ocak 1943’te Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile İngiltere Başbakanı Winston Churchill burada, bir tren vagonunda buluşmuştur.</p>
<p>Churchill, Türkiye’nin Müttefiklerin yanında savaşa girmesini istiyordu. Türk tarafı ise ülkenin askerî ve ekonomik koşullarını dikkate alarak savaşa katılmama politikasını sürdürdü. Adana Görüşmesi olarak bilinen bu buluşmada Türkiye, savaşa katılmama politikasını sürdürdü.</p>
<p><strong> </strong><strong>BU ROTAYI ÖZEL </strong><strong>YAPAN ŞEY NE?</strong></p>
<p>Tarsus ve Adana, Kilikya’nın farklı tarihsel kimliklerini bir araya getiriyor. Tarsus’ta Roma ile Mısır arasındaki ilişkileri, erken Hıristiyanlığı ve Şahmeran gibi halk anlatılarını keşfediyoruz. Adana’da ise Roma mühendisliğinden Ramazanoğulları mimarisine, Osmanlı kent hayatından modern Cumhuriyet tarihine uzanan güçlü bir birikim görüyoruz.</p>
<p>Bu iki kentte geçmiş, müze vitrinlerinden taşarak sokaklarda, köprülerde, ibadet mekânlarında ve çarşılarda yaşamaya devam ediyor.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ad9dbbf63301-1792662463.jpg" alt="" width="1280" height="717" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/kilikyanin-tarih-atlasi-90299</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/9/9/1280x720/kilikianin-tarih-atlasi-1792662885.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kleopatra’nın Tarsus’a gelişinden Taşköprü’nün Roma mirasına, Ramazanoğulları eserlerinden Adana Görüşmesi’ne uzanan bu yolculukta Kilikya’nın binlerce yıllık tarihini keşfediyoruz. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
