<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sepete-atilan-hatiralar-81923</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sepete atılan hatıralar…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir kentin ruhunu nerede ararsınız? Tarihi meydanlarında mı, kartpostallara konu olan sokaklarında mı, yoksa en popüler restoranlarında mı? Yeni nesil gezginler için bu sorunun cevabı giderek daha farklı bir yere işaret ediyor: Mahalle marketleri. Bu yılın yükselen trendlerinden ‘market turizmi’, gündelik hayatın içinden geçen yeni bir keşif biçimi sunuyor.</p>
<p>Dünyanın önde gelen seyahat yayınlarından Condé Nast Traveler, 2026’nın öne çıkan eğilimlerini ele aldığı kapsamlı dosyasında, ‘grocery tourism’ adını verdiği market turizmini yılın dikkat çeken alışkanlıklarından biri olarak gösteriyor. Derginin aktardığı verilere göre, gezginlerin büyük bölümü gittikleri şehirlerde yerel marketleri dolaşmayı, günlük yaşama açılan en doğal pencerelerden biri olarak görüyor. Hilton’un araştırmasına göre tatil yapanların yüzde 77’si seyahat sırasında market gezmeyi sevdiğini belirtirken, Skyscanner verileri de her üç yolcudan birinin tatili sırasında yerel marketlerden alışveriş yapmayı planladığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Aslında market turizminin cazibesi, raflarda sıralanan ürünlerden çok daha fazlasını sunmasında yatıyor. Bir Japon marketindeki onlarca farklı pirinç çeşidi, İtalya’daki zeytinyağı reyonu ya da Tayland’daki rengârenk atıştırmalıklar, ziyaret edilen ülkenin gündelik alışkanlıklarını anlamanın en samimi yollarından biri haline geliyor.</p>
<p><strong>ŞEHRİN NABZI </strong><strong>MARKETTE ATIYOR</strong></p>
<p>Eskiden turistler bavullarına magnet ve anahtarlık doldururken, bugün birçok kişi dönüşte yanında yerel reçeller, kahve çeşitleri, baharatlar ya da yalnızca o ülkeye özgü çikolatalar getiriyor. Çünkü yeni anlayışta hatıra, vitrinde satılan bir objeden çok, o kültürün mutfağına dokunan küçük ayrıntılarda saklı.</p>
<p>Sosyal medyanın da etkisiyle marketler artık sıradan alışveriş noktaları olmaktan çıkmış durumda. Özellikle Japonya ve Tayland’daki 7-Eleven mağazaları, kendi başına birer gezi durağına dönüşmüş durumda. Gezginler farklı içecekleri deniyor, paket tasarımlarını inceliyor, o ülkeye özgü tatları keşfediyor. Hatta bazı seyahat planları, yakınındaki marketlerin çeşitliliğine göre şekillenmeye başlıyor.</p>
<p>Uzmanlar, bu ilginin ardında daha “gerçek” deneyimler yaşama arzusunun bulunduğunu düşünüyor. Kalabalık turistik rotalar yerine, yerel halkın alışveriş yaptığı koridorlarda dolaşmak, ziyaret edilen şehirle daha doğal bir bağ kurulmasını sağlıyor. Üstelik bu keşif biçimi, lüks restoranlara göre çok daha ulaşılabilir bir deneyim sunuyor.</p>
<p><strong>TADINA BAKARAK </strong><strong>KEŞFETMEK</strong></p>
<p>Son yıllarda seyahat anlayışında yaşanan değişim, “daha çok görmek” fikrinden “daha yakından hissetmek” arzusuna doğru evriliyor. Kitapların izini sürenler, yıldızları seyredenler ya da geceyi keşfedenlerden sonra şimdi de rafların arasında dolaşan yeni bir gezgin profili ortaya çıkıyor.</p>
<p>Belki de bir şehri gerçekten tanımanın yolu, en ünlü meydanından değil; sabah kahvaltısında hangi reçelin tercih edildiğini, çocukların hangi bisküviyi sevdiğini ya da market kasasında bekleyen insanların sepetlerine neler koyduğunu görmekten geçiyor. Çünkü bazen bir ülkenin hikâyesi, müzelerden önce market raflarında anlatılıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sepete-atilan-hatiralar-81923</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/2/3/1280x720/sepete-atilan-hatiralar-1782403964.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir zamanlar seyahatin vazgeçilmez durakları müzeler, meydanlar ve restoranlardı. Şimdi ise gezginler, bir şehri anlamanın yolunu market raflarında, mahalle bakkallarında ve yerel ürünlerin arasında arıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/eski-galataya-yeni-soluk-81922</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eski Galata’ya yeni soluk</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul’da rooftop kültürü, en hızlı dönüşen alışkanlıklardan biri oldu. Özellikle Beyoğlu ve Galata hattında açılan teras restoranlar, sundukları lezzetlerin yanında manzaralarıyla da ciddi bir kitlenin ilgi alanında. Bu dönüşümün dikkat çeken duraklarından biri de Querencia Hotel bünyesinde yer alan <em>Manifest Roof</em>. Galata Kulesi’nin hemen yanı başında konumlanan mekân, İstanbul’un tarihsel dokusunu modern Akdeniz gastronomi kültürüyle bir araya getiriyor. Kule’nin gölgesinde şekillenen bu lokasyon, öte yandan İstanbul’un yemek kimliğine ilişkin yeni bir okuma da sunuyor. Beyoğlu’nun giderek artan rekabetçi restoran sahnesinde Manifest Roof, hikâye anlatıcılığını merkeze alan yaklaşımıyla farklı bir yerde. Şef <strong>Nazım Cabbar</strong> ile yaptığımız söyleşide hem restoranın mutfak yaklaşımını hem de bir kentin değişen yeme-içme kültürünü konuştuk.</p>
<p><strong>İstanbul’da ‘rooftop’ kültürü son yıllarda çok gelişti. Sizce Manifest Roof’un Beyoğlu’ndaki diğer teras restoranlardan farkı ne?</strong></p>
<p>Manifest Roof’un farkı sadece manzarası değil, deneyimin bütününe odaklanması. Galata Kulesi ve Haliç manzarasına sahip birçok teras bulunabilir ancak biz misafirlerimize gastronomi, kokteyl kültürü, müzik ve İstanbul’un tarihî dokusunu aynı masada sunmaya çalışıyoruz. Gün batımından geceye uzanan atmosfer değişimi ve mevsimsel ürünlere dayalı mutfağımız Manifest’i sadece bir restoran değil, bir yaşam alanına dönüştürüyor.</p>
<p><strong>Galata’nın tarihî dokusunun mekânın ruhuna ve menünüze nasıl bir etkisi oldu?</strong></p>
<p>Galata yüzyıllardır farklı kültürlerin buluşma noktası olmuş bir bölge. Biz de bu çok katmanlı kültürel yapıyı menümüze yansıtmaya çalışıyoruz. Anadolu’nun geleneksel lezzetlerini Akdeniz mutfağıyla bir araya getirirken sunumlarda ve tekniklerde daha çağdaş bir yaklaşım benimsiyoruz. Mekânın ruhu da aynı şekilde geçmiş ile bugünü buluşturuyor; tarihî İstanbul manzarası eşliğinde modern bir gastronomi deneyimi sunuyoruz.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a3d52b53afc8-1782403765.jpg" alt="" width="500" height="889" /></p>
<p><strong>Mürdüm erikli kuzu şiş ve keşkek birlikteliği olan Anadolu referanslı bir tabağın çıkış noktası neydi?</strong></p>
<p>Anadolu mutfağında sıkça karşılaşılan et ve meyve birlikteliğini çağdaş bir yorumla yeniden ele alma fikriydi. Kuzu etinin güçlü ve karakteristik lezzetini, mürdüm eriğinin ekşimsi ve meyvemsi notalarıyla dengelemek istedik. Tabağın temelini oluşturan keşkek ise Anadolu’nun paylaşım ve bereket kültürünü temsil ediyor. Böylece hem geleneksel hafızaya saygı duyan hem de farklı dokular ve tatlar arasında uyum kuran bir tabak ortaya çıktı. Amacımız, misafire tanıdık lezzetleri daha rafine ve güncel bir sunumla deneyimletmekti. Aslına bakarsak karamelize soğan da Osmanlı kültüründen gelen bir ürün. Biz Anadolu ve Osmanlı’dan gelen kültürel mirasımızı tamamen değerlendirmek istedik. Keşkeğimizin üstüne böyle güzel bir dokunuş yaptık.</p>
<p><strong>Vişneli kuru patlıcan dolması gibi klasik tarifleri modernize ederken sırrınız ve sınırınız ne oluyor?</strong></p>
<p>Bizim için en önemli kural, yemeğin karakterini kaybetmemesi. Bir tarifi modernize ederken teknikleri, sunumu veya bazı bileşenleri değiştirebiliriz ancak o yemeği ilk lokmada tanınabilir kılan lezzet hafızasına dokunmamaya özen gösteriyoruz. Sınırımız tam olarak burada başlıyor. Misafir tabağa baktığında yeni bir yorum görmeli ama tattığında çocukluğundan ya da Anadolu mutfağından bir iz bulabilmeli.</p>
<p><strong>Mutlaka denenmesini tavsiye ettiğiniz imza lezzetlerinize birkaç örnek verir misiniz?</strong></p>
<p>Uzun saatler boyunca yavaş pişirerek hazırladığımız Beef Asado, hem lezzeti hem de dokusuyla en çok ilgi gören ana yemeklerimizden biri. Sözünü ettiğimiz, Anadolu mutfağından ilham alan Mürdüm erikli kuzu şiş ve keşkek ile vişneli kuru patlıcan dolması, Türk mutfağına çağdaş bir bakış getiren tabaklarımız arasında yer alıyor. Deniz ürünlerinde Narlı Karides ve menüye yeni eklediğimiz Antep Fıstıklı Somon, yerel ürünlerle uluslararası teknikleri buluşturan örneklerimizden.</p>
<p><strong>Beyoğlu’nun gastronomik dönüşümünü nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Beyoğlu son yıllarda sadece eğlence ve gece hayatıyla değil, gastronomiyle de anılan bir bölge hâline geldi. Özellikle şef restoranlarının ve özgün konseptlerin artması bölgenin kalitesini yukarı taşıdı. Bununla birlikte ziyaretçiler artık yalnızca iyi yemek değil, hikâyesi olan mekânlar arıyor. Beyoğlu’nun en büyük avantajı da tam olarak bu; tarihi, kültürü ve enerjisiyle restoranlara anlatacak güçlü bir hikâye sunuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/eski-galataya-yeni-soluk-81922</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/2/2/1280x720/eski-galataya-yeni-soluk-1782403785.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Galata Kulesi’nin gölgesinde konumlanan Manifest Roof, manzarayı ve gastronomiyi bütünsel bir deneyimle sunuyor. Şef Nazım Cabbar mekânın mutfak yaklaşımını, geçmiş ile bugünü aynı masada buluşturmak olarak tanımlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/maci-baslamadan-kazanmak-81921</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Maçı, başlamadan kazanmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Milli takımımızın Paraguay ile yapacağı Dünya Kupası maçını izlemek için Santa Clara’ya giderken, şehre akın akın gelen Türk taraftarlar gibi ben de oldukça heyecanlıydım.</p>
<p>Maçın başlamasına daha saatler vardı. Buna rağmen sokaklar Türk bayraklarıyla dolmuş, konvoylar şehrin dört bir yanında kendini göstermeye başlamıştı. Sokaklar adeta şölen havasında kırmızı beyaza boyanmıştı.</p>
<p>Herkes umutluydu. Bu turnuvada farklı bir hikâye yazacağımızdan emindi.</p>
<p>Ancak tüm bu heyecana rağmen aklımın bir köşesinde kalecimiz Uğurcan Çakır’ın maçtan sadece birkaç gün önce yaptığı açıklama vardı. Uzun yolculuğun ve saat farkının kendisini fazlaca etkilediğini anlatırken, <em>“Ben daha kendime yeni geldim”</em> ifadelerini kullanmıştı.</p>
<p>Maçtan bir gün önce yapılan basın toplantısında bir gazetecinin, <em>“Takımın spor psikoloğu var mı?”</em> sorusuna teknik direktörün verdiği cevap da dikkatimi çekmişti:</p>
<p><em>“O kişi benim.”</em></p>
<p>Oysa oyuncuların üzerinde büyük bir baskı vardı. Oyuncular rakiple olduğu kadar beklentilerle, eleştirilerle ve kendi üzerlerine yükledikleri baskıyla da mücadele ediyordu.</p>
<p>İlk maçta yönetilemeyen baskıyla ikinci maçta baş edilebilecek miydi?</p>
<p>Öte yandan, bizim çocuklar turnuva öncesinde Amerika’nın en sıcak eyaletlerinden birinde, çöl sıcağını aratmayan koşullarda kamp yapmış, ardından da uzun yolculuklara gitmek zorunda kalmıştı.</p>
<p>Maçın başlamasıyla birlikte stadyumdaki herkes Milli Takım oyuncularının yine enerjisiz, isteksiz ve temposuz görüntüsüne tanık oldu. Dakikalar ilerledikçe tribünlerdeki umut yerini endişeye bırakmaya başladı. Ve ne yazık ki korkulan oldu. Bir maç daha gol atamadan yenilgiyle sona erdi.</p>
<p>Maçın ardından taraftarların da spor yorumcularının da dilinde aynı soru vardı: Bizim çocuklar neden bu kadar isteksiz görünüyordu? Neden rakibinden hep bir adım geride kalıyordu? Hepimizin gurur duyduğu yıldızlar neden sahada kendileri gibi oynamıyordu?</p>
<p>Çünkü sorun yetenek ya da karakter eksikliği değildi. Sorun, zihinsel ve fiziksel olarak yeterince hazır olmamaktı.</p>
<p>Bu turnuva için yapılan hazırlıkların yetersiz kaldığı her geçen dakika daha net ortaya çıkıyordu.</p>
<p>Amerika gibi coğrafi olarak büyük, saat farklarının ve uzun seyahatlerin performansı doğrudan etkilediği bir ülkede oynanacak turnuva için daha erken gelinmesi gerektiği düşünülemez miydi?</p>
<p>Oyuncuların üzerindeki baskıyı yönetebilmek adına spor psikolojisinden, performans uzmanlarından destek alınamaz mıydı? Rakip analizine, iklime uyuma ve seyahat planlamasına daha fazla önem verilemez miydi?</p>
<p>Bu yüzden büyük umutlarla geldiğimiz turnuva, sadece altı gün içinde oynanan iki maçın ardından hezimetle sona erdi.</p>
<p>Futbolda da hayatta da başarı, sahneye çıkmadan çok önce kazanılır.</p>
<p>Başarılı olmak istiyoruz. Büyük hedefler koyuyor, güzel hayaller kuruyoruz. Ancak hazırlık kısmını yeterince ciddiye almıyoruz. Sonuçların, yapılan hazırlığın doğal bir yansıması olduğunu unutuyoruz.</p>
<p><strong>Eisenhower</strong>’ın çok sevdiğim bir sözü vardır: <em>“Planlar değersizdir ama planlama her şeydir.”</em></p>
<p>Hayat her zaman planlandığı gibi gitmez. Beklenmedik sorunlar çıkar, şartlar değişir, hesaplar tutmayabilir. Ancak hazırlık yapmak; olası senaryoları önceden düşünmeyi, eldeki kaynakları doğru kullanmayı ve içinde bulunulan şartları daha iyi okumayı sağlar. Bu sayede beklenmedik durumlarla karşılaşıldığında yön kaybetmeden, daha sakin ve özgüvenli kararlar alınabilir.</p>
<p>Hazırlık ve planlama, aynı zamanda takım arkadaşlarına, taraftarlara ve temsil edilen ülkeye duyulan saygının da yansımasıdır.</p>
<p>Başarılı bir toplantının, etkileyici bir konuşmanın, değer yaratan bir projenin, başarılı kurumların ve liderlerin ardında muhakkak kaliteli bir hazırlık vardır.</p>
<p>Oyuncularımızın kalitesinde ya da karakterinde değil, hazırlığımızda eksiklik vardı.</p>
<p>Bu turnuvadan çıkarmamız gereken en önemli ders buydu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/maci-baslamadan-kazanmak-81921</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/2/1/1280x720/maci-baslamadan-kazanmak-1782403566.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Başarılı bir toplantının, etkileyici bir konuşmanın, değer yaratan bir projenin, başarılı kurumların ve liderlerin ardında muhakkak kaliteli bir hazırlık vardır. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sanat-cografyasi-kahveyle-genisliyor-82094</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 13:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanat coğrafyası kahveyle genişliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Genç sanatçılar için İstanbul dışındaki kentlerde görünür olmak, profesyonel ağlara erişmek ve çağdaş sanat pratikleriyle temas kurmak her zaman kolay olmuyor; çünkü çağdaş sanatın kalbi çoğunlukla metropollere sıkışmış durumda. Ancak bugün, gündelik hayatın en samimi paylaşım ritüellerinden biri olan kahve, coğrafi sınırları eriten ve sanatı merkezden çevreye taşıyan güçlü bir köprüye dönüşüyor; son dönemde hayata geçirilen bazı projeler bu tabloyu değiştirmeye yönelik önemli adımlar atıyor. Nescafé Gold’un, İstanbul Modern ve Migros iş birliğiyle yürüttüğü “Bu Fincan Sanat Yolunda” projesi de bu vizyoner girişimlerden biri. Sanatı ve üretimi destekleyen bu “fincan”, bir sponsorluktan öte, Anadolu’daki genç yeteneklerin erişim sorununu çözen bir ekosisteme aracılık ediyor. İki yıl önce Nevşehir, Mardin, Trabzon ve Van’da başlayan program, bu yıl Adana, Diyarbakır, Artvin ve Kars’a uzanan 2’nci etap çalışmalarını tamamladı. Böylece iki yılda sekiz farklı şehirde birçok genç sanatçıya ulaşan proje, sanat coğrafyasının kahveyle genişleyebileceğini, eğitiminin ve üretim süreçlerinin büyük şehirlerin dışına taşınabileceğini somut bir şekilde göstermiş oldu.</p>
<p>Programın ardından gerçekleştirilen değerlendirme buluşmasında, akademisyenler, atölye yürütücüleri ve projeye katılan genç sanatçılar bir araya geldi. Toplantıda hem proje çıktıları hem de sanatın farklı şehirlerde nasıl üretildiği ve genç sanatçıların karşılaştığı fırsat ve zorluklar da ele alındı. Projenin en dikkat çekici yönü, genç sanatçılara yalnızca teknik eğitim sunmaması. Atölyeler ve çevrim içi seminerler aracılığıyla katılımcılar, çağdaş sanatın kuramsal altyapısından üretim süreçlerine kadar geniş bir içerikle buluşma fırsatı yakalamış. Sanat tarihi seminerlerinden panel programlarına kadar uzanan eğitimler, genç sanatçıların, ürettiklerini anlamlandırmalarını ve tartışabilmelerini de hedeflemiş.</p>
<p><strong><em>Yaratıcı birikimin çağdaş sanatla buluşması</em></strong></p>
<p>Nestlé Türkiye İçecekler İş Birimi Genel Müdürü Umut Tavaşoğlu'nun değerlendirmesi de projenin ulaştığı noktayı özetliyor. Tavaşoğlu, <em>“İki yıl boyunca farklı şehirlerde gerçekleştirdiğimiz eğitimler ve at</em><em>ö</em><em>lyeler sayesinde yalnızca genç sanatçılarla buluş</em><em>mad</em><em>ık; aynı zamanda her şehrin kendine </em><em>ö</em><em>zgü </em><em>hik</em><em>âyelerinin ve yaratıcı birikiminin çağdaş sanatla buluş</em><em>mas</em><em>ına da tanıklık ettik” </em>diyor. Bu sözler, projenin şehirlerin kültürel hafızasına da temas ettiğini de gösteriyor.</p>
<p>Tavaşoğlu'n <em>“Bugün geldiğimiz noktada projenin, g</em><em>ö</em><em>rünürlüğün </em><em>ö</em><em>tesine geç</em><em>en, </em><em>öğrenmeyi, üretimi ve dayanışmayı destekleyen güçlü bir sosyal etki modeli hâline geldiğini g</em><em>ö</em><em>rmekten büyük mutluluk duyuyoruz”</em> sözleri ise kültür-sanat projelerinde giderek daha fazla önem kazanan sürdürülebilirlik meselesine işaret ediyor. Nitekim projenin 3’üncü yılında da devam edecek olması, elde edilen etkinin kalıcı hâle getirilmek istendiğini ortaya koyuyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a4247e8dc918-1782728680.jpg" alt="" width="500" height="334" /></p>
<p><strong><em>Üretim ekosistemi oluşturmak</em></strong></p>
<p>İstanbul Modern Eğitim ve Sosyal Projeler Direktörü Neslihan Varol da projenin temel hedefini sanat eğitimine erişim üzerinden tanımlıyor. Varol, “<em>Sanat eğitimini yalnızca merkezde değil, farklı şehirlerde de erişilebilir kılmayı hedefliyor”</em> derken, genç sanatçıların üretim süreçlerini desteklemenin yanı sıra çağdaş sanat tarihi ve kuramlarına ilişkin birikimlerini güçlendirmeyi amaçladıklarını vurguluyor.</p>
<p>Bugün sanat alanında en çok ihtiyaç duyulan konulardan biri, genç sanatçıların yaşadıkları şehirlerde üretim yapabilmelerini sağlayacak ekosistemlerin oluşturulması. Çünkü yetenek kadar erişim de belirleyici bir unsur. Bu nedenle Nevşehir'den Kars'a, Mardin'den Adana'ya uzanan bu tür programlar eğitim faaliyeti olmanın ötesinde, kültürel kalkınmanın parçası olarak da değerlendirilmeli. İki yıllık süreçte gerçekleştirilen atölyelerin temalarına bakıldığında da bu yaklaşımın tortusu görülüyor. İnsan etkisi, ses ve kültür, doğa ve sanat, kolektif hafıza, yeni form arayışları, nesneler ve gölgeler ya da yapay zekâ destekli araştırmalar gibi farklı başlıklar altında yürütülen çalışmalar, genç sanatçıların güncel sanatın farklı alanlarıyla temas kurmasına imkân sağlamış. Anlıyorum ki “Bu Fincan Sanat Yolunda”nın 3’üncü hazırlıklarının başlaması da bu temas kurma çabalarının uzun vadeli bir kültür-sanat yatırımı olarak görüldüğünü gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sanat-cografyasi-kahveyle-genisliyor-82094</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/9/4/1280x720/sanat-cografyasi-kahveyle-genisliyor-1782728722.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyük şehirlerin dışındaki genç sanatçılara sürdürülebilir bir üretim alanı sunmayı amaçlayan ‘Bu Fincan Sanat Yolunda’ projesi, 2’nci etabını tamamlayarak 3’üncü yıl hazırlıklarına başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
