<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/klasik-cagin-sesine-kulak-veriyor-89343</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Klasik, çağın sesine kulak veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Klasik mi dediniz?” üç farklı dönem ve anlayışa gönderme yapıyor. Sizin için ‘klasik’ kelimesi bugün müzikte ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>Aslında ‘klasik müzik’ benim pek sevmediğim bir terim. Müzik tarihinde belli bir dönem, 18. yüzyılın ikinci yarısı gibi kullanılıyor, ayrıca biraz da dışlayıcı. Daha iyi bir tanımda da kimse anlaşamadı. Bu konserde, klasik dönemin kendi çerçevesi içinde ve dışında besteciler tarafından nasıl yorumlandığını görüyoruz. ‘Klasik’ terimi farklı disiplinlerde de benzer bir dönem için kullanılıyor.</p>
<p><strong>Sezon açılışında Meriç Artaç’ın çağdaş bir eseri, Mozart’ın 21. Piyano Konçertosu ve Prokofiev’in Klasik Senfonisi aynı programda buluşuyor. Bu üç eseri bir araya getiren temel düşünce neydi?</strong></p>
<p>‘Klasik müzik’ çoksesli, evrensel bir dile işaret ediyor genelde, tabii bu devam eden bir şey. Dolayısıyla yeni yazılan bir eseri de klasik müzik genel tanımında görebiliyoruz. <strong>Meriç Artaç</strong>, en yüksek uluslararası düzeyde eserleri çalınan bir besteci. Türkiye’de ilk defa duyulacak. Benim de çok sevdiğim <strong>Kazuo Ishiguro</strong>’nın <em>‘Klara and the Sun’</em> kitabından esinlenen renkli bir müzik; tam bir klasik dönem orkestrası için bestelenmiş. Mozart tabii klasik dönemi tek başına bile tanımlayan besteci. Prokofiev, genç bir besteciyken ilk senfonisini klasik dönem senfoni modelini izleyerek yazmış. 17 dakikalık kısa bir sürede biçimsel olarak klasik iken tamamen kendi karakterini yansıtması gerçekten dâhiyane...</p>
<p><strong>Çağdaş bir eseri sezonun açılışına taşımak sizin için neden önemliydi?</strong></p>
<p>Gedik Sanat’ı tanımlayan en önemli unsur, yeni eserlerin bütün programlarında oluşu. Konserleri, sadece geçmiş dönemleri yansıtan birer ‘yarı-müze’ olarak değil, yaşadığımız çağı da yansıtan birer mecra olarak görüyoruz.</p>
<p><strong>Mozart’ın 21. Piyano Konçertosu, özellikle ikinci bölümüyle dinleyicilerin çok yakından tanıdığı bir eser. Bu kadar bilinen bir eseri yeniden yorumlarken orkestra ve solist açısından nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?</strong></p>
<p>Mozart’ın piyano konçertoları, üretiminin en harika eserlerinden. Besteci ve yorumcu olarak kanlı canlı önümüzde görüyoruz bu büyük dehayı. 21. konçerto, birbirinden müthiş olan son dönem eserlerinden sadece biri. Çok bilinen eserleri çalarken, kulağımıza yerleşik yorumlardan sıyrılıp, ilk defa okuyormuş gibi yaklaşmamızın müziğin aslına varmak için önemli olduğunu düşünüyorum. </p>
<p><strong>Bugün klasik müziğin yeni dinleyicilere ulaşması ve özellikle genç kuşaklarla bağ kurması sıkça konuşuluyor. Sizce genç bir dinleyiciyi klasik müziğe yaklaştıran en önemli şey nedir?</strong></p>
<p>Bizim kuşağımızda bile olmayan bir ulaşılabilirlik var kayıtlar ve internet sayesinde. Bunu, zengin dünyaların kapısını aralamak için kullanabiliriz. Ancak asıl etkileşimin canlı konserlerde olduğunu hatırlamamız gerekiyor. İyi çalınmış bir şaheseri canlı olarak yaşayanların, var olduğu sanılan engelleri aştığını düşünüyorum. Klasik başyapıtlar, kayıt olmayan bir dünyada üretildi. Neden hâlâ bizi heyecanlandırdıklarını düşünmemiz önemli.</p>
<p>⁠<strong>Yeni sezondan biraz bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Meriç Artaç’ın müziği haricinde bizim için yeni eserler yazan <strong>Ahmet Altınel</strong>, <strong>Özkan Manav</strong> ve <strong>Mesruh Savaş</strong>’tan gelecekleri heyecanla beklerken, klasikleri de en üst düzeyde çalan müzisyenlerimiz her konserde tekrarı imkânsız bir deneyim yaşatacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/klasik-cagin-sesine-kulak-veriyor-89343</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/4/3/1280x720/klasik-cagin-sesine-kulak-veriyor-1791470723.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni sezona “Klasik mi dediniz?” konseriyle başlayan Gedik Filarmoni Orkestrası’nın şefi Cem Mansur; klasik müzik kavramının sınırlarını, çağdaş bestelerin programlardaki yerini ve canlı konser deneyiminin gücünü anlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/virginienin-sucu-ne-89342</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Virginie’nin suçu ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><span style="font-size: 14pt;">Geçen haftanın moda gündeminde, Paris’te konuşulan Chanel’in geleceği vardı. <strong>Matthieu Blazy</strong>’nin 5 Ekim’de Grand Palais’de sunduğu 2027 ilkbahar/yaz koleksiyonu, modaevinin tanıdık çizgilerini yeniden yorumlayan yaklaşımıyla ilgi gördü. Hareket özgürlüğü sağlayan tüvit takımlar, hafif kumaşlar ve <strong>Gabrielle Chanel</strong>’in hayatına yapılan göndermeler, markanın geçmişinin tasarımcılar için hâlâ zengin bir ilham kaynağı olduğunu gösterdi.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;">Aynı günlerde Chanel’in geçmişinden başka bir ses duyuldu. <strong>Virginie Viard</strong>, 30 Eylül’de Stock tarafından yayımlanan <em>‘Un regard: Une vie chez Chanel’</em> adlı kitabında, otuz yılı aşkın süre çalıştığı modaevindeki hayatına dönüyor. Adı Türkçeye ‘Bir bakış: Chanel’de bir hayat’ olarak çevrilebilecek kitap, atölyelerin ve koleksiyonların hikâyesini, Lagerfeld’le kurduğu yaratıcı ortaklığı ve 2024’teki ani ayrılışını bir araya getiriyor.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">BİR ÖĞLE YEMEĞİNDE BİTEN DÖNEM</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">Viard’ın anlatısındaki kırılma noktası, 5 Haziran 2024’te <strong>Alain Wertheimer</strong>’la yediği öğle yemeği. Le Monde’un kitaptan aktardığına göre Chanel’in sahiplerinden Wertheimer, görüşmede Viard’ın sözleşmesinin sona erdirileceğini bildiriyor. Tatlının ardından imzalanan belge, aynı öğleden sonra ekibe veda ve ertesi gün evine gönderilen kutular… Yıllar içinde kurulmuş bir hayat, birkaç saat içinde dağılıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;">Kitabın yayımlanmasının ardından AFP’ye konuşan Viard, ayrılığına bugün daha fazla mesafeyle bakabiliyor. Yönetim koridorlarında oynanan güç oyunlarına uzak kaldığını kabul ediyor. Kendisini fazla duygusal buluyor; çalışma temposuna kapılıp dış dünyayla arasına mesafe koyduğunu da söylüyor. Bu anlatıda incinmişlik kadar, kendi tercihleriyle hesaplaşma da var.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">KARL’IN YANINDA GEÇEN YILLAR</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">İşin ilginç yanı, başa gelene kadar Viard’ın Chanel evreninde kıymetli bir yere sahip olması… Viard, 1987’de Chanel’de çalışmaya başladı. Lagerfeld’in 1992’de Chloé’ye dönüşünde ona eşlik etti; ardından yeniden Chanel’e geldi. Uzun süre modaevinin yaratıcı stüdyosunu yöneterek tasarımların atölyelerde hayata geçirilmesinde belirleyici bir rol üstlendi. Lagerfeld’in onu hem sağ hem sol kolu olarak tanımlaması, bu ortaklığın kapsamını anlatıyordu.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;">AFP’ye verdiği söyleşide görevini, Karl’ın bütünüyle Karl olabilmesini sağlamak şeklinde tarif ediyor. Lagerfeld farklı işlere yetişirken modaevinin günlük yaratıcı düzenini ayakta tutan kişiydi. Ancak 2019’da onun ölümünün ardından yönetimi devralınca, kendisi için benzer bir ortaklık kuramadı. Bugün önemli hatalarından birini, yanında düşüncelerini paylaşabileceği bir çalışma arkadaşı bulamamak olarak görüyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;">Kitap, Lagerfeld’e duyulan hayranlığın yanında ilişkinin yıpratıcı taraflarını da açıyor. Viard’ın ona hitaben yazdığı uzun mektup, minnetle kırgınlığı aynı yerde buluşturuyor. Kendini en iyi anlayan kişinin aynı zamanda gölgesinden çıkmakta zorlandığı kişi olması, anlatının en kişisel çatışması.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">ÜÇÜNCÜ İSİM NASIL PARANTEZ OLDU?</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">Gabrielle Chanel ve Karl Lagerfeld’in ardından Viard, modaevinin üçüncü büyük yaratıcı yönetim dönemini temsil ediyordu. Beş yıl boyunca koleksiyonlara yön verdi. Bu nedenle kendi döneminin markanın tarihinde nasıl hatırlanacağı, onun için mesleki bir ayrıntının çok ötesinde.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><strong>Vanity Fair</strong>’in aktardığına göre Viard, Chanel tarihini Gabrielle, Karl ve Blazy üzerinden anlatan bir yazıda kendi yönetiminin “ara” olarak nitelenmesine takılıyor. Kullanılan sözcük, iki önemli olay arasında seyircinin salondan çıktığı zamanı çağrıştırıyor. Kendisinin beş yıllık emeğinin böyle bir paranteze alınması, kitabındaki tanınma arzusunu açıklıyor.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">RAKAMLAR NE SÖYLÜYOR?</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">Viard’ın dönemini ticari başarısızlıkla açıklamak kolay değil. Chanel, 2023’te sabit kur ve karşılaştırılabilir yapı üzerinden yüzde 16 büyüyerek 19,7 milyar dolar gelir elde etti. Faaliyet kârı yaklaşık 6,4 milyar dolara ulaştı.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;">Üstelik başarı yalnızca grubun toplam cirosunda görünmüyordu. Chanel yönetiminin 2024’te açıkladığı verilere göre, Viard’ın göreve gelmesinden sonraki dönemde hazır giyim satışları 2,5 katına çıktı. Bu kategoride yalnızca 2023’te yüzde 23 büyüme kaydedildi.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;">Yine de toplam ciroyu tek bir tasarımcının başarısı olarak okumak yanıltıcı olur. Parfüm, kozmetik, mücevher ve saatler de bu rakama dâhil. Büyümede fiyat artışlarının da payı var: Finans Direktörü Philippe Blondiaux, 2023’teki yüzde 16’lık artışın yaklaşık dokuz puanını fiyatlara, yedi puanını satış hacmine bağlıyordu.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;">2024’te ise gelir, sabit kur üzerinden yüzde 4,3 azalarak 18,7 milyar dolara düştü; faaliyet kârı yüzde 30 geriledi. Ancak bunlar Viard’ın haziranda ayrıldığı yılın tamamına ait sonuçlar. Chanel ayrıca zorlaşan ekonomik koşulların satışları, yükselen yatırımların da kârlılığı etkilediğini açıkladı. Dolayısıyla bu tablo, ayrılışının gerekçesini tek başına ortaya koymuyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;">Viard’ın tasarımları risksiz bulunmuş, özellikle son Marsilya defilesi eleştirilmişti. Ticari karşılıkla yaratıcı itibarın her zaman örtüşmediği açık. Kitabın açtığı tartışma da burada değer kazanıyor: Bir tasarımcının koleksiyonlarını eleştirmek mümkün; yıllarca üstlendiği işi modaevinin hafızasında birkaç satıra indirmek ise ayrıca sorgulanmayı hak ediyor. Blazy’nin başarısı, Viard’ın dönemini yeniden değerlendirmek için bir vesile olabilir. Onu silmek için gerekçe olması gerekmiyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ac7abd75e542-1791470551.jpg" alt="" width="200" height="299" /></span></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/virginienin-sucu-ne-89342</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/4/2/1280x720/virginienin-sucu-ne-1791470540.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Matthieu Blazy’nin Paris Moda Haftası’ndaki Chanel koleksiyonu alkışlanırken, selefi Virginie Viard yeni kitabında ani ayrılışını ve modaevinde görünmez kalan emeğini anlatıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sonbaharda-stilin-bes-yonu-89340</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sonbaharda stilin beş yönü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><span style="font-size: 14pt;">Sonbaharın erkek gardırobunda özel bir yeri var. Yazın hafifliği geride kalırken ceketler, trikolar, deri ve yün parçalar, iyi kesilmiş pantolonlar yeniden öne çıkıyor; giyinmek bir anda daha katmanlı ve daha eğlenceli hâle geliyor. 2026 sonbahar/kış koleksiyonlarına baktığımızda ise sezonun tek bir erkek silüeti tarif etmediğini görüyoruz. Klasik terzilikten dikkat çekici dış giyim parçalarına, kadifeden beklenmedik renklere uzanan daha özgür bir yaklaşım söz konusu. Zengin dokular, yeniden yorumlanan kolej stili ve iddialı ceketler, sezonun erkek gardırobuna karakter kazandırıyor.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">1. TAKIMIN RAHAT HÂLI</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">Takım elbisenin geri döndüğünü söylemek artık yeterli değil; çünkü aslında hiç gitmedi. Değişen şey, onu nasıl giydiğimiz. 2026 sonbaharında terzilik daha rahat, daha kişisel ve geçmiş dönemlerin karizmatik erkek stiline göz kırpan bir anlayışla karşımıza çıkıyor. Belirgin ama abartısız omuzlar, yüksek belli pantolonlar, kruvaze ceketler ve daha akışkan kumaşlar, klasik takım elbiseyi kurumsal görünümünden uzaklaştırıyor. Burada sevdiğimiz şey, takım elbisenin artık yalnızca beyaz gömlek ve kravatla düşünülmemesi. İnce bir triko, polo yakalı bir üst, hatta kaliteli bir tişörtle bile giyilebilir. Pantolonlarda daha geniş kesimler, ceketlerde yumuşak omuzlar ve rahat oranlar görünümü bugüne taşıyor. Takım elbise, kalıpları biraz gevşeyerek gündelik hayata yeniden karışıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Antrasit, rahat kesimli takım elbise, bordo ince triko, koyu kahverengi deri loafer ve deri kayışlı klasik bir saat.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">2. CEKET SAHNEDE</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">Sonbaharda iyi bir ceketin bütün kombini değiştirdiğini biliyoruz ama bu sezon dış giyim, gösterinin merkezine yerleşiyor. Çok cepli arazi ceketleri, dik yakalı ceketler, uzun yün kabanlar, bomber ceketler ve dikkat çekici dokular özellikle öne çıkıyor. Klasik nötrlerin yanına kırmızı, yeşil ve kobalt mavisi gibi güçlü renklerin gelmesi ise ceketi yalnızca soğuktan koruyan bir parça olmaktan çıkarıp kombinin asıl oyuncusuna dönüştürüyor. Son birkaç yılın ölçülü, sade ve nötr erkek stilinden sonra dış giyimin yeniden biraz kişilik göstermesi, açıkçası iyi geliyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Dokulu kahverengi arazi ceketi, ekru triko, koyu mavi jean ve kalın tabanlı siyah deri bot.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">3. DOKU MESELESI</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">2026 sonbaharının belki de en çekici tarafı, dokular. Erkek gardırobu uzun süredir kaşmir, süet ve kaliteli yünlerle ilişkisini güçlendiriyordu; şimdi bunlara kadife, fitilli kadife, jakar ve daha dekoratif yüzeyler de katılıyor. Özellikle kadife takım elbise ve ceketlerin yeniden görünür hâle gelmesi, gece giyiminin sınırlarını da değiştiriyor. Eskiden özel davetlere saklanan kumaşlar artık daha gündelik parçalarla yan yana gelebiliyor. Elbette tepeden tırnağa kadife giymek zorunda değiliz. Çikolata kahvesi kadife bir ceket, lacivert veya siyah pantolonla yeterince etkili olabilir. Aynı şekilde süet bir bomber ceket, dokulu bir triko veya fitilli kadife pantolon da bu eğilimi günlük hayata taşımanın daha sade yolları. Sonbahar zaten biraz da dokuların mevsimi değil mi? Üstelik farklı yüzeyleri aynı görünümde buluşturmak, sade renklerle hazırlanmış bir kombini bile çok daha zengin gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Koyu kahverengi kadife blazer, krem rengi triko polo, siyah geniş kesimli pantolon ve bordo deri loafer.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">4. KOLEJ STİLİNİN DÖNÜŞÜ</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">Oxford gömlekler, V yakalı trikolar, kravatlar, kolej ceketleri ve klasik pantolonlar… Tanıdık parçalar ama bu kez ortaya çıkan görünüm o kadar da “uslu çocuk” havasında değil. 2026 sonbaharında preppy olarak bilinen kolej stili, geleneksel çizgisinden uzaklaşıp daha rahat, sportif, hatta zaman zaman biraz dağınık bir karakter kazanıyor. Blazer ceketin altına sweatshirt, Oxford gömleğin üzerine sportif bir ceket ya da klasik pantolonun yanına daha gündelik ayakkabılar gelebiliyor. Çizgili Oxford gömleğin üzerine V yakalı triko giyin ama altına kusursuz ütülü chino pantolon yerine bol bir yün pantolon ekleyin. Kravat takıyorsanız daha rahat kesimli bir ceket tercih edin. Bir parçanın klasik, diğerinin beklenmedik olması, görünümü çok daha güncel hâle getiriyor. Sonuç, kolej stilinin nostaljisini taşıyan ama şehir hayatına çok daha doğal biçimde karışan bir erkek silüeti.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><strong><em>Sezon kombini: </em></strong>Açık mavi Oxford gömlek, bordo V yakalı triko, gri pileli pantolon, ince kravat ve kahverengi süet loafer.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">5. RENGE YER AÇIN</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">Son yıllarda erkek gardırobunu bej, gri, lacivert ve siyahın güvenli alanına fazlasıyla yerleştirdik. 2026 sonbaharı ise bu sakin paleti tamamen terk etmeden ona biraz enerji katıyor. Pembe, kırmızı, bordo, hardal sarısı, kobalt mavisi ve canlı yeşiller, sezonun klasik kahverengi, antrasit ve siyahları arasında kendine yer açıyor. Renk artık yalnızca küçük bir aksesuar detayı değil; bazen bütün görünümü belirleyen ana parça. Anahtar kelime ise denge. Baştan aşağı renkli giyinmek yerine tek bir güçlü parça seçmek, çok daha etkili olabilir. Bordo bir kaban, kırmızı bir triko veya kobalt mavisi bir ceket, gri ve kahverengi gibi sonbahar klasiklerinin arasında çok daha sofistike görünebilir. Özellikle kahverengiyle parlak renklerin birlikteliği, sezonun en kolay uygulanabilecek stil oyunlarından biri.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Kobalt mavisi triko, kömür grisi yün pantolon ve kahverengi deri ayakkabı.</span></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sonbaharda-stilin-bes-yonu-89340</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/4/0/1280x720/sonbaharda-stilin-bes-yonu-1791470305.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rahat takımlar, iddialı ceketler, zengin dokular, kolej stili ve canlı renkler: 2026 sonbaharında erkek gardırobunu şekillendiren beş trendi kombin önerileriyle inceliyoruz. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
