<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/saatte-40-dolara-robot-egitmek-ister-misiniz-76329</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Saatte 40 dolara robot eğitmek ister misiniz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DoorDash, geçen ay başlattığı ‘Tasks/Görevler’ adlı bağımsız uygulamasıyla 8 milyon kayıtlı kuryesini teslimat dışı görevlere yönlendiriyor. Bunların başında bulaşık yıkama, çamaşır katlama, raf düzenleme gibi ev işlerini kameraya çekmek geliyor. Ancak görevler evle sınırlı değil; kullanıcılar teslimat noktası etiketleme, menü dijitalleştirme ve İspanyolca ses kaydı gibi işler de yapıyor.</p>
<p>Örneğin bulaşık yıkama görevinin talimatları şöyle: Vücut kamerası ellere dönük olacak; en az beş tabak yıkanıp temiz hali kameraya gösterilecek. Bu görüntüler, nesnelere dokunarak yapılan karmaşık görevleri robotlara öğretmek için kullanılıyor.</p>
<p>DoorDash, bu verileri hem kendi modellerini eğitmek hem de iş ortaklarıyla paylaşmak için kullanıyor. Söz konusu iş ortakları; perakende, sigorta, konaklama ve teknoloji sektörlerinde. Her birinin kim(ler) olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil.</p>
<p><strong>30 ülkede yapay zekaya veri topluyor</strong></p>
<p>Uber de geçen ekim’de benzer bir program başlattı ve kuryerleri ile benzer görevlerden veri topluyor, ama bunu çok daha büyük ölçekte yapıyor. ‘Uber AI Solutions’ adlı kurumsal yapay zeka ve veri hizmetleri bölümü 30 ülkeye yayılmış durumda. Bu yapı ile şirketlere etiketleme (yani neyin ne olduğunu yapay zekaya anlatma), çeviri ve model eğitimi hizmetleri sunuyor.</p>
<p>Uber ayrıca ‘Segments.ai’ adlı lidar -yaygın olarak otonom araçlarda çevreyi algılamada kullanılan, gelişmiş bir tür mini radar- satın alarak robotik ve otonom sistemler için algı verisi kapasitesini artıracak.</p>
<p><strong>Yeni kariyer alanı: İnsansı robot pilotu</strong></p>
<p>‘Instawork’ ise daha doğrudan bir model kullanıyor. Los Angeles’ta katılımcılara kafa kamerası dağıtılıyor; yemek yapma, temizlik ve alışveriş gibi günlük aktiviteler kayda alınıyor. Şirket iki saatlik kullanılabilir video için yaklaşık 80 dolar ödüyor.</p>
<p>İnsansı robot üreticisi ‘Figure’, daha teknik pozisyonlar için eleman arıyor. Pozisyonun adı, ‘Humanoid Robot Pilot’, yani ‘İnsansı Robot Pilotu’. Bu iş; robotları uzaktan kontrol etmeyi, görevlerde yönlendirmeyi ve yapay zeka eğitimi için veri toplamayı kapsıyor. Saatlik ücreti ise 35 ila 50 dolar arasında.</p>
<p><strong>Neden simülasyon yetmiyor?</strong></p>
<p>Google’ın 2013 yılında satın aldığı, merdiven çıkan, tekme atınca düşmeyen robotlarıyla hatırlayacağınız Boston Dynamics, 2021’den beri Hyundai Motor Grubu’na ait ve 2028'e kadar yılda 30 bin insansı robot üretmeyi planlıyor. Bu robotların her birine eğitim verisi gerekiyor. Ama araştırma robotlarında toplanan veri gerçek dünya için yetmiyor. Kaygan tabak ya da sıkı musluk gibi ayrıntılar simülasyonda modellenemiyor. Bir yapay zekayı eğitecek ölçekte gerçek dünya verisi toplamanın yolu da milyonlarca insanın günlük hayatını kaydetmesinden geçiyor. DoorDash gibi <em>gig platformları</em>, yani aynı işi aynı anda çok sayıda insana dağıtabildiğiniz yapılar, bu devasa veriyi toplamak için ideal konumda.</p>
<p><strong>Bize robot mu gelir, eğitimi mi?</strong></p>
<p>Bir zamanlar yeni telefonların ve otomobillerin Türkiye’ye ne zaman geleceğini konuşuyorduk; şimdi insanların bu tuhaf işlere ne zaman yöneleceğini konuşuyoruz. O meşhur Çin temennisi sanki günümüzde yaşayanlar için söylenmiş olmalı, zira pek enteresan zamanlarda yaşıyoruz.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/saatte-40-dolara-robot-egitmek-ister-misiniz-76329</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/2/9/1280x720/saatte-40-dolara-robot-egitmek-ister-misiniz-1775454078.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir kadın evinin mutfağında bulaşık yıkıyor. Göğsüne takılı kameranın kırmızı ışığı yanıyor. Her tabağı alışı, her musluk hareketi kaydediliyor. Bu video YouTube&#039;a değil, bir robotik şirketine gidecek. Karşılığında iki saatte 80 dolar kazanacak. 2026&#039;da iş yapış biçimlerimiz sessizce ama oldukça derinden dönüşüyor. ABD’li DoorDash, Uber ve Instawork, bir yandan insansı robotların eğitim altyapısını inşa ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sehrin-ritmine-uygun-lezzetler-76327</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şehrin ritmine uygun lezzetler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Lezzetin zamanı var mı? Modern Japon mutfağını global ölçekte temsil eden Zuma İstanbul için bu sorunun cevabı net ve iddialı: Günün her anı. Executive Şef <strong>Emrah Orak</strong>, yeni öğle menüsüyle klasik Japon yemek ritüellerini modern şehir hayatına adapte ederken, akşam sosyalleşmesinin simgesi olan izakaya ruhunu da gün ortasına taşıyor. Ortaya ise hafif ve karakterli bir deneyim çıkıyor. Orak ile bu yeni menünün arkasındaki yaklaşım ile gün ortasında gastronomi fikrinin nasıl evrildiğini konuştuk. Orak’a göre mesele sadece hızlı yemek değil; dengeli, rafine ve hafızada iz bırakan bir tadımı kısa zamana sığdırabilmek.</p>
<p><strong>Zuma’nın yeni öğle menüsünü anlatırken “gün ortasında modern Japon lezzeti” ifadesini kullanıyorsunuz. Sizce öğle yemeğini akşam servisinden ayıran gastronomik kriterler neler?</strong></p>
<p>“Gün ortasında modern Japon lezzeti” derken öğle servisinin ritmine uygun bir deneyimi kastediyoruz. Öğle yemeğinde daha hafif, dengeli ve hızlı tüketilebilen tabaklar öne çıkıyor. Akşam servisinde ise deneyim daha uzun ve sosyal; daha yoğun aromalar ve zengin kombinasyonlar sunulabiliyor. Öğle menümüzü, günün temposuna uyum sağlayan ama modern Japon mutfağının karakterini koruyan bir denge üzerine kurduk.</p>
<p><strong>Menüde miso çorbasıyla başlayan, ara sıcaklar ve ana yemekle ilerleyen bir kurgu var. Bu akış, Japon mutfağının klasik yemek ritüellerinden mi ilham alıyor, modern restoran deneyimine göre mi şekillendi?</strong></p>
<p>Menünün akışı Japon mutfağının geleneksel yemek kültüründen ilham alıyor ancak bunu modern restoran deneyimine uyarladık. Miso çorbasıyla başlayan, ara sıcaklar ve ana yemekle ilerleyen bu yapı, hem Japon mutfağının ritüelini yansıtıyor hem de misafirlerin lezzetleri dengeli ve akıcı bir şekilde deneyimlemesini sağlıyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/69d3469b06e6c-1775453851.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><em>Paylaşılabilir tabaklar</em></strong></span></p>
<p><strong>“Izakaya ruhunu gün ortasına taşımak” oldukça ilginç bir yorum. Geleneksel olarak akşam sosyalleşmesiyle ilişkilendirilen izakaya kültürünü öğleye uyarlarken nasıl bir yaklaşım benimsediniz?</strong></p>
<p>Bu kültürün temelindeki paylaşım ve rahat yemek deneyimini öğle saatlerine uyarlamayı hedefledik. Geleneksel izakayalar akşam sosyalleşmesiyle bilinse de biz aynı samimi atmosferi daha hafif ve hızlı bir öğle deneyimiyle birleştirdik. Küçük tabaklar ve paylaşılabilir lezzetler sayesinde misafirler, öğle arasında hem çeşitlilikten yararlanabiliyor hem de izakaya kültürünün keyfini günün temposuna uygun şekilde yaşayabiliyor<strong>.</strong></p>
<p><strong>Menüdeki trüflü ponzu soslu et tatakiden bahisle sormak isterim: Trüf gibi güçlü aromayı ponzu gibi narenciye bazlı bir sosla dengelemek mutfakta nasıl bir hassasiyet gerektiriyor?</strong></p>
<p>Trüf, yemeğe derinlik ve karakter katarken, ponzu sosun asiditesi ve ferahlığı lezzeti dengeleyen unsur oluyor. Burada amaç, iki aromadan birinin baskın hâle gelmemesi; trüfü bir vurgu olarak kullanıp ponzunun tazelik hissini korumak. Ölçü ve tat dengesi mutfakta sürekli kontrol edilen bir süreç, böylece final tabakta umami derinliği ile narenciye canlılığı uyum içinde buluşuyor.</p>
<p><strong>Lime shiso soya ile sırlanmış somon gibi tabaklarda asidite, umami ve yağ dengesinin oldukça hassas olduğunu düşünürsek bir tabağın “Zuma standardına” ulaşması hangi testlerden geçiyor?</strong></p>
<p>Bu dengeyi test etmek mutfakta çok aşamalı bir süreç. Öncelikle tadım aşamasında sosun balıkla bütünleşip bütünleşmediğine bakıyoruz; asiditenin ferahlık vermesi ama baskın hâle gelmemesi, umaminin derinlik katması ve yağlı dokuyu dengelemesi gerekiyor. Ardından farklı sıcaklık ve sunum koşullarında tadımı tekrarlayarak lezzetin tutarlılığını kontrol ediyoruz. Son olarak, tabak misafire ulaştığında bıraktığı izlenim bizim için en önemli kriter; dengeli, temiz ve sofistike bir lezzet profili, Zuma standardının temelini oluşturuyor.</p>
<p><strong><em><span style="color: #e03e2d;">İstanbul’a özgü deneyim</span></em></strong></p>
<p><strong>Öğle menüsü özellikle şehirli profesyonellere hitap ediyor gibi görünüyor. Yoğun şehir hayatında, iyi bir öğle yemeğinin “hızlı” olmasının yanında gastronomik olarak tatmin edici olması sizce ne anlama geliyor?</strong></p>
<p>Yoğun şehir temposunda iyi bir öğle yemeği, hızlı servis ile gastronomik tatmin arasında bir denge kurmalı. Misafirler zaman kaybetmeden, özenle hazırlanmış ve doyurucu bir deneyim yaşayabiliyor; böylece ister iş arasında kısa bir mola veriyor, ister alışveriş sonrası lezzetli bir durak deneyimliyorlar. Modern Japon mutfağının inceliği ve zengin tatları, her iki kitleye de keyifli bir deneyim sunuyor.</p>
<p><strong>Global bir markada çalışırken marka kimliğini koruyup bulunduğunuz şehre dokunmak da gerekiyor. Zuma’nın DNA’sını korurken İstanbul’a özgü bir yorum katabiliyor musunuz?</strong></p>
<p>Zuma’ın modern Japon mutfağına dayanan kimliğini değiştirmiyoruz ancak İstanbul’un çok kültürlü yapısından ve gastronomik beklentilerinden beslenen küçük dokunuşlar ekliyoruz. Bu, menüde yerel damak tadına yakın lezzet yorumları veya servis deneyiminde şehrin ritmine uygun uyarlamalar şeklinde olabiliyor. Ama temel prensip; marka standardını koruyarak, bulunduğumuz yere özgü bir deneyim sunmak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sehrin-ritmine-uygun-lezzetler-76327</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/2/7/1280x720/sehrin-ritmine-uygun-lezzetler-1775453891.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zuma Türkiye, öğle menüsünde modern Japon mutfağını hız ve şehir ritmiyle yeniden yorumluyor. Executive Şef Emrah Orak’a göre iyi bir öğle yemeği, hız ve gastronomik tatmin arasında kurulan hassas dengede saklı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/dugune-davetlisiniz-76144</guid>
            <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Düğüne davetlisiniz!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her yıl on binlerce çift evleniyor. Kimisi aşkın heyecanına, kimisi alışkanlığın konforuna, kimisi de birlikte kurulan hayatın fikrine inanıyor. Ama bir ilişkiyi ayakta tutan şeyin sonunda hep aynı yere çıktığını biliyoruz: Güven. Peki, sevdiğiniz insanın yaptığı en kötü şeyi öğrendiğinizde ne olur? Bilmek mi daha ağırdır, yoksa bilmeden devam etmek mi? Sevdiğimize nereye kadar empati gösterebiliriz?</p>
<p>‘The Drama’ tam da bu soruların etrafında dolaşan bir yapım. Tatlı bir romantik komedi gibi başlasa da, senaryosu da elinden çıkan yönetmen <strong>Kristoffer Borgli</strong>’nin önceki işlerinden tahmin edebileceğimiz üzere usul usul gerilim kurulmaya başlıyor. Zendaya ve Robert Pattinson, düğünlerine günler kalmış Emma ve Charlie olarak karşımıza çıkıyor. Yakın arkadaşlarla geçirilen, birkaç kadehten sonra iyice samimileşen bir akşamda sohbet bir itiraf oyununa dönüşüyor. Başta kahkaha ya da utançla geçip gidecekmiş gibi duran bu sohbet, “Hayatında yaptığın en kötü şey ne?” sorusuyla birlikte bambaşka bir yere evriliyor. Emma’nın verdiği yanıt ise yalnızca gecenin değil, ilişkinin de dengesini değiştiriyor. Filmin çıkış noktası da tam burada belirginleşiyor: En yakın olduğumuz insan hakkında gerçekten ne kadar şey bilmek isteriz?</p>
<p>Filmin bundan sonrasında evlilik fikri romantik bir hayal olarak değil, insanın en karanlık taraflarıyla yüzleştiği bir eşik olarak ele alınıyor. Rahatsız edici sorular, aşk, bağlılık ve dürüstlük yeniden tartışmaya açılıyor. Kara mizah ile dramanın iç içe geçtiği filmin yapımcıları arasında <em>‘Midsommar’</em> ve <em>‘Beau Is Afraid’</em> ile tanıdığımız <strong>Ari Aster</strong>’ın bulunması da filmin tonuna dair güçlü bir ipucu veriyor. Borgli’nin yaklaşımı da zaten bunu destekliyor: Aşkı akıl, ahlak ve kabulle karşı karşıya getiren bir hikaye anlatmak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/dugune-davetlisiniz-76144</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/1/4/4/1280x720/dugune-davetlisiniz-1775142196.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu sene Zendaya ve Robert Pattinson’ın yılı. İkiliyi 2026 boyunca ‘The Odyssey’ ve ‘Dune: Part Three’de de yeniden göreceğiz. Ama önce, evlilik arifesindeki bir çift olarak komedi ile gerilim, yakınlık ile huzursuzluk arasında gidip gelen yeni filmleri ‘The Drama’ ile beyazperdeler. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sikligin-yeni-dili-denge-76143</guid>
            <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şıklığın yeni dili ‘denge’</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kışın yoğun dokularından ve ağır siluetlerinden uzaklaşan stil anlayışı; 2026 İlkbahar-Yaz sezonunda, daha akışkan, daha rahat ve daha bilinçli bir estetik sunuyor. Bu sezon trendler, yalnızca ne giyileceğini değil, nasıl bir yaşam tarzı benimseneceğini de belirliyor. İşte 2026 ilkbahar-yaz erkek modasının en çarpıcı 5 trendi:</p>
<p><strong>1. RESMİYETİN </strong><strong>YUMUŞAYAN HÂLİ</strong></p>
<p>Klasik takım elbise anlayışı, 2026 sezonunda daha rahat ve akışkan bir form kazanıyor. Sert omuzlar ve dar kalıplar yerini, daha doğal düşen kumaşlara ve esnek kesimlere bırakıyor. Blazer’lar daha hafif, pantolonlar daha konforlu. Gömlek yerine tişört ya da ince trikolarla kombinlenen takımlar, modern şehirli erkeğin yeni üniforması hâline geliyor. Kumaşlarda pamuk, keten ve hafif yün karışımları öne çıkarken; renk paleti bej, açık gri ve yumuşak mavi tonlarında şekilleniyor. Bu trend, hem ofis stiline hem de günlük kombinlere kolayca uyum sağlıyor.<br /><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong> Açık bej hafif blazer, beyaz basic tişört, düz kesim pantolon ve beyaz sneaker.</p>
<p><strong>2. DOĞAL DOKULAR: </strong><strong>NEFES ALAN STİL</strong></p>
<p>2026 ilkbahar-yaz sezonunda doğallık, yalnızca estetik değil, bir yaşam biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Keten, pamuk ve organik dokular; hem sürdürülebilir hem de konforlu bir stil sunuyor. Bu kumaşlar, sıcak havalarda ferah bir kullanım sağlarken aynı zamanda sade ama şık bir görünüm yaratıyor. Bu trendde kesimler genellikle rahat ve akışkan. Kırışıklık artık kusur değil, doğallığın bir parçası olarak kabul ediliyor. Renklerde ise krem, taş, açık kahve ve zeytin tonları öne çıkıyor.<br /><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong> Keten gömlek, açık renk rahat kesim pantolon, deri sandalet ve bez çanta.</p>
<p><strong>3. MONOKROM MİNİMALİZM: </strong><strong>TEK RENK, GÜÇLÜ ETKİ</strong></p>
<p>Tek renk kombinler, 2026 sezonunda erkek modasında en güçlü stil ifadelerinden biri hâline geliyor. Baştan aşağı aynı tonlarda giyinmek, hem sade hem de son derece etkileyici bir görünüm sunuyor. Bu trendde önemli olan, farklı dokuları bir araya getirerek derinlik yaratmak. Örneğin, açık gri bir pantolon ile aynı tonlarda bir gömlek ve hafif ceket kombinlenebilir. Bu yaklaşım, özellikle şehir stilinde sofistike bir etki yaratıyor.<br /><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong> Açık gri gömlek, gri pantolon, gri sneaker ve minimal saat.</p>
<p><strong>4. RELAXED FİT PANTOLONLAR: </strong><strong>KONFORUN YENİ STANDARDI</strong></p>
<p>Dar kesim pantolonların yerini alan relaxed fit modeller, bu sezon erkek modasında belirleyici bir rol oynuyor. Daha geniş, daha rahat ve hareket özgürlüğü sunan bu pantolonlar; hem gündelik hem şık kombinlerde kullanılabiliyor. Yüksek bel kesimler ve düz paçalar, bu trendin öne çıkan detayları arasında. Denim, pamuk ve keten karışımlı kumaşlar tercih edilirken; renklerde açık tonlar ve doğal geçişler dikkat çekiyor.<br /><strong><em>Kombin önerisi: </em></strong>Relaxed fit pantolon, oversize tişört, hafif ceket ve beyaz sneaker.</p>
<p><strong>5. </strong><strong>SOFT RENK PALETİ: </strong><strong>PASTEL DOKUNUŞLAR</strong></p>
<p>2026 ilkbahar-yaz sezonunda erkek modası, daha yumuşak ve açık tonlara yöneliyor. Pastel renkler; stilin daha hafif, daha enerjik ve daha modern görünmesini sağlıyor. Soluk mavi, açık sarı, lavanta ve mint yeşili gibi tonlar, sezonun öne çıkan renkleri arasında. Bu renkler genellikle sade parçalarla kullanılarak dengeleniyor. Amaç, dikkat çekmekten çok ferah ve dengeli bir görünüm yaratmak.<br /><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong> Pastel mavi gömlek, beyaz pantolon, açık ton loafer ve güneş gözlüğü.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/69ce832130090-1775141665.jpg" alt="" width="579" height="1015" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sikligin-yeni-dili-denge-76143</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/1/4/3/1280x720/sikligin-yeni-dili-denge-1775141695.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026 İlkbahar-Yaz erkek modası, hafiflik, rahatlık ve özgürlük üzerine kurulu. Sade ama etkili stil; doğal dokular, pastel tonlar ve akışkan kesimlerle hayat buluyor. Artık gösteriş değil, denge ve uyum, modern erkeğin en güçlü stil silahı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
