<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sonbaharin-trenckot-yorumu-89805</guid>
            <pubDate>Sun, 18 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sonbaharın trençkot yorumu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sonbaharda erkek gardırobunda yerini kolay kolay kaybetmeyen parçalardan biri trençkot. Sabahın serinliğinde giyilen, öğlen güneş açınca kola atılan bu tanıdık giysi, akşam da görünümü tamamlıyor. Üstelik yalnızca takım elbiselerle sınırlı değil; jean, sweatshirt, triko ve spor ayakkabılarla da rahatlıkla kullanılabiliyor. 2026 sonbaharında daha rahat kesimler, farklı kumaşlar ve alışılmadık eşleşmelerle karşımıza çıkıyor. Doğru modeli bulduğunuzda şık görünmek için özel bir daveti beklemeniz gerekmiyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 12pt;">KLASİĞİN RAHAT HALİ</span></strong></p>
<p>Bej trençkot; çift sıra düğmeleri, bel kemeri, geniş yakaları ve omuz detaylarıyla erkek giyiminin tanıdık silüetlerinden. Vücudu sıkıca saran modellerin yerini, omuzlardan doğal biçimde dökülen ve altına kalın bir triko giyilebilen kesimler alıyor. Diz hizasında ya da biraz altında biten modeller farklı gardıroplara kolayca uyum sağlıyor. Kemeri bağlamak şart değil; önü açık kullanmak, alttaki katmanları öne çıkarıyor.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong><em> Bej trençkot, lacivert ince triko, antrasit pileli pantolon ve koyu kahverengi süet loafer.</em></p>
<p><strong>UZUN VE ÖZGÜR</strong></p>
<p>Erkek giyiminde değişen oranlar trençkotlara da yansıyor. Uzayan boylar, geniş kollar ve bol kesimler, bu parçaya sinematik bir hava katıyor. Baldır ortasına uzanan modellerde önemli olan, giysinin büyük görünmesinden çok üzerinizde rahat durması. Omuz çizgisi, kol boyu ve kumaşın dökümü dengeli olduğunda uzun bir trençkot kişisel stilinize kolayca uyarlanabiliyor. Geniş paçalı pantolonlar ve kalın tabanlı ayakkabılar görünümü tamamlıyor.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong><em> Taş rengi uzun trençkot, siyah boğazlı triko, gri yün pantolon ve siyah deri bot.</em></p>
<p><strong>DERİNİN GÜÇLÜ TAVRI</strong></p>
<p>Deri trençkotlar, bu parçanın dikkat çekici yorumlarından biri. Çikolata kahvesi, koyu bordo ve siyah modeller; mat yüzeyler, hafif eskitilmiş dokular ve geniş yakalarla belirgin bir karakter kazanıyor. Tek başına iddialı olan bu parçayı sade giysilerle dengelemek iyi bir fikir. Siyah triko ve koyu renk jean daha rahat, gri yün pantolon ise daha zarif bir görünüm sağlıyor. Derinin sert dokusunu yumuşak örgülerle buluşturabilirsiniz.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong><em> Çikolata kahvesi deri trençkot, siyah ince boğazlı kazak, koyu gri düz kesim pantolon ve Chelsea bot.</em></p>
<p><strong>BEJİN ÖTESİNDE</strong></p>
<p>Tütün kahvesi, zeytin yeşili, antrasit, lacivert ve bordo, beje alternatif arayanlara farklı seçenekler sunuyor. Kahverengi tonları süet ayakkabılar ve yün pantolonlarla uyum sağlıyor. Aynı rengin farklı tonlarını bir araya getirmek de bütünlüklü bir görünüm yaratıyor. Bej modelleri açık mavi gömlek, bordo triko veya gri pantolonla tamamlamak mümkün. Renk konusunda cesur olmak, mutlaka parlak tonlar seçmek anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong><em> Zeytin yeşili trençkot, ekru triko polo, tütün kahvesi pileli pantolon ve kahverengi deri loafer.</em></p>
<p><strong>ŞEHİR HAYATINA UYUM</strong></p>
<p>Hafif teknik kumaşlar, su itici yüzeyler ve hareket kolaylığı sunan kesimler, trençkotu günlük hayatta kullanışlı kılıyor. Tek sıra düğmeli, sade modeller ofiste gömlek ve pantolonla, hafta sonunda sweatshirt ve spor ayakkabıyla giyilebiliyor. Mevsim geçişlerinde hafif bir dış katman sunan bu tasarımların avantajı, farklı ortamlara kolayca uyarlanabilmesi.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong><em> Antrasit teknik kumaş trençkot, gri sweatshirt, koyu mavi düz kesim jean ve beyaz deri spor ayakkabı.</em></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><em>HIP ÜÇLÜ</em></strong></span></p>
<p><strong>Yoğun karakter</strong></p>
<p>Prada’nın Paradigme Le Parfum yorumu, amber ve odunsu notaları daha derin ve duyusal bir boyuta taşıyarak modern erkekliğe özgüvenli ve sofistike bir imza kazandırıyor. Peru balzamı, benzoin reçinesi ve guaiac ağacının sıcak dokusuyla şekillenen kompozisyon, yeni nesil Amberever molekülünün yoğun odunsu etkisiyle güçleniyor. Kalbindeki deri nüanslı vanilya, kokunun maskülen karakterine baştan çıkarıcı bir yumuşaklık katıyor. Gurme dokunuşlarla yeniden yorumlanan sardunya ise çiçeksi notaları ve gül nüanslarını öne çıkarıyor. Parfüm, tende 12 saate kadar kalıcılığını koruyan etkileyici bir iz bırakıyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ad0e17463985-1792074100.jpg" alt="" width="500" height="500" /></p>
<p><strong>Mekanik karakter</strong></p>
<p>BOSS’un Principle Skeleton modeli, klasik saat estetiğini modern mekanik detaylarla buluşturarak güçlü bir stil sunuyor. 41 mm çapındaki iki tonlu çelik kasası ve beş sıralı bileziğiyle bilekte sofistike bir duruş sergileyen model, iskelet kadranı sayesinde Miyota 8N24 otomatik mekanizmasının işleyişini gözler önüne seriyor. Dairesel fırçalama uygulanmış kadran çerçevesi ve cilalı Roma rakamları, tasarıma klasik bir zarafet katarken mekanizmanın görünür olması saate çağdaş bir kimlik kazandırıyor. Teknik detayları estetiğin bir parçasına dönüştüren BOSS Principle Skeleton, klasik çizgilerden vazgeçmeden iddialı bir görünüm arayan erkeklerin stilini tamamlıyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ad0e18a9b2ef-1792074122.jpg" alt="" width="500" height="758" /></p>
<p><strong>Şehir adımı</strong></p>
<p>NetWork erkek ayakkabıları, zamansız tasarım anlayışını şehir hayatının dinamizmi ve rahatlık beklentisiyle buluşturarak yeni sezon kombinlerini tamamlıyor. Klasik çizgileri çağdaş detaylarla yorumlayan modeller, markanın 2026-2027 Sonbahar/Kış erkek koleksiyonunun çok yönlü stil anlayışına uyum sağlıyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ad0e1ba7ccb9-1792074170.jpg" alt="" width="500" height="769" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sonbaharin-trenckot-yorumu-89805</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/0/5/1280x720/sonbaharin-trenckot-yorumu-1792074190.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rahat kesimler, deri dokular ve farklı renklerle yorumlanan trençkot, erkek gardırobunda klasik şıklıkla günlük giyim arasında güçlü bir bağ kuruyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/minimalist-isveclinin-maksimalist-gucu-89804</guid>
            <pubDate>Sun, 18 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Minimalist İsveçlinin maksimalist gücü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Markanın E-segmentindeki zarif, tam elektrikli sedanı Volvo ES90, fastback çok yönlülüğünü ve SUV’ların yüksek sürüş pozisyonunu 5 metrelik tek gövdede birleştiren yolların en yeni premiumu… Alışılmış segment kalıplarına sığmadığı için kendi sınıfını yaratan ve Türkiye’ye yalnızca Ultra Twin Motor Performance versiyonuyla gelen ES90, 106 kWh bataryası ve dört tekerlekten çekişli elektrikli güç aktarma sistemiyle 680 HP güç ve 870 Nm tork üretiyor. Supersport otomobilleri andıran performans değerlerine rağmen direksiyona geçildiğinde Volvo’nun geleneksel sakinliğini sürdürüyor. Güç pedalı tepkileri yumuşak, hızlanma doğrusal ve şasi, ağırlığını hissettirse de otoyol hızlarında son derece stabil. 0’dan 100 km/sa hıza 4,0 saniyede ulaşan bu iri İsveçli, elektronik olarak azami hızını 180 km/sa ile sınırlandırıyor. Fakat ES90 zaten sürücüsünü yormadan, sessizce ve konforla uzun yol kat etmek için tasarlanmış bir çevreci seyahat aracı.</p>
<p>Volvo Cars’ın Asya’daki üretim faaliyetlerinde önemli rol üstlenen Malezya’daki 66 yıllık tesisinden Türkiye’ye gelen ES90, markanın Superset teknoloji altyapısını kullanan ilk modellerden biri. Tek bir donanım ve yazılım mimarisi üzerine geliştirilen bu altyapı, otomobilin performansını ve güvenlik sistemlerini kullanım ömrü boyunca uzaktan yazılım güncellemeleriyle geliştirmeye imkan tanıyor. 800V elektrik mimarisi ise ES90’ın en güçlü kozu. 350 kW’a kadar DC hızlı şarj desteğiyle 10 dakikalık molada 285 kilometreye kadar menzil kazanılabiliyor; ideal koşullarda yüzde 10-80 dolum 22 dakikada tamamlanıyor. AC şarj gücünün ise 11 kW’da kalması, büyük bataryayı tek gecede doldurmayı zorlaştırabilecek bir sınır. Tek şarjla 696 km menzil sunan ES90, bu uzun yol vaadini kısa sürüşümüzde tüketimin 25 kWh/100 km’yi aşmasıyla nasıl tutacağını akla getiriyor. Ancak, kabaca soğuk havada bile menzilin fazlasıyla yeterli 400 km’nin altına düşmeyeceğini tahmin ediyoruz. Yüksek şarj hızı, uzun yol molalarını kısaltarak olası açığı telafi edecektir.</p>
<p>Sürüşte konforu sportiflikten üstün tutan bir karakter sergileyen ES90, standart havalı süspansiyonuyla geniş dalgaları yutuyor, kaba bozuklukları temizliyor; yalnızca geniş jantlarla birleşen enine derzler kabine hafif titreşim olarak geçiyor. Direksiyon hafif ve yalıtılmış, virajda gövde eğilimi sınırlı, limitlerde belirgin bir önden kayma eğilimi var. Frenler güven verici, ESP’nin devreye girişi yumuşak. Kabin içi akustik ise sınıfının üst seviyesinde ve Volvo’nun en sessizi… 100 km/sa hızda 61 dB(A) olduğu belirtilen ses seviyesi, akustik camlar ve özel yalıtımla sağlanan sessizliği destekliyor. Yüksek sürüş pozisyonu, kolay iniş ve binişleriyle SUV alışkanlığı olan kullanıcılar için tanıdık gelecektir.</p>
<p><strong>KONFORU TEKNOLOJİYLE </strong><strong>BULUŞTURAN KABİN</strong></p>
<p>3,10 metrelik aks mesafesi, özellikle arka koltuk yolcuları için cömert bir diz ve baş mesafesi sağlarken; koltuklar destekli ve rahat. Arka bölümdeki üç bağımsız katlanabilir sırtlık ve yatabilen yan koltuklar da uzun yol konforunu artırıyor. Buna karşılık bagaj hacmi 424 litreyle sınıfına göre mütevazı; koltuklar katlandığında 1.427 litreye çıkıyor. Ön taraftaki 27 litrelik frunk ise şarj kabloları için pratik bir alan sunuyor. Kokpitte açık gözenekli ahşap, geri dönüştürülmüş alüminyum ve yumuşak dokular, Tesla’nın sadeliğinden daha sıcak, Alman rakiplerin gösterişinden daha ölçülü bir atmosfer kuruyor. Elektrokromik panoramik cam tavan yüzde 99,9’a kadar UV koruması sağlarken şeffaflığı da ayarlanabiliyor. Dört bölgeli klima ve gelişmiş hava temizleme sistemi, PM2.5 partiküllerinin yüzde 95’ini, polen kaynaklı alerjenlerin ise yüzde 99,9’unu kabine ulaşmadan filtreliyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ad0e07e5308a-1792073854.jpg" alt="" width="500" height="334" /></p>
<p>Google yerleşik yeni nesil bilgi-eğlence sistemi, Qualcomm Snapdragon Cockpit Platformu üzerinde 5G uyumlu ve akıcı çalışıyor. 14,5 inçlik dikey merkezi ekran, 9 inçlik sürücü ekranı ve head-up display, 360 derece kamera ve dar manevraları destekleyen yeni 3D görüntüleme sistemi de cabası. Eleştirdiğimiz başlıklar ise; bazı temel ayarlar için menüde kaybolmak… Direksiyondaki haptik geri bildirimi zayıf olan tuşlar ve elektronik dikiz aynası yerindeki gerçek aynanın dar görüş alanı… Ancak Bowers &amp; Wilkins’in 25 hoparlörlü ses sisteminin Dolby Atmos desteği ve Abbey Road Studios modu yolculuk keyfini artırıyor.</p>
<p>Arkadaki yeni C formlu LED stopları ve arka cam içine entegre LED aydınlatmalar, ES90’a özgü bir karşılama ve uğurlama animasyonu oluşturuyor. 0,25 Cd hava sürtünme katsayısı, modeli Volvo’nun bugüne kadarki en aerodinamik otomobili yapıyor; bu da enerji verimliliğine ve menzile doğrudan katkı sağlıyor. Altı farklı dış gövde rengi ve standart 21 inç jantlarla gelen ES90, güvenlik tarafında da Safe Space yaklaşımıyla Volvo’nun 55 yıllık gerçek yaşam verilerine dayanan güvenlik araştırmalarıyla şekillenen anlayışını sergiliyor.</p>
<p>Kapı açılırken yaklaşan bisikletli veya yayaları algılayarak olası kazaları önlüyor; kabin içi yolcu algılama sistemi ise içeride canlı bir varlık kaldığında sürücüyü uyarıyor.</p>
<p>ES90, konforu, sessizliği ve uzun yol kabiliyetini önceleyen kullanıcılar için verimli, çok hızlı şarj olan ve yakışıklı bir alternatif. Sürüşte konfor ve güven duygusunu öne çıkarıyor; sportiflik, kullanım ergonomisi ve bagaj hacminde ise taviz veriyor. Türkiye’de tek ve zengin donanımlı Ultra versiyonla standartta havalı süspansiyon, Bowers &amp; Wilkins ses sistemi, elektrokromik cam tavan ve 800V mimarisi gibi unsurlar ES90’ı premium elektrikli otomobil arayanlar için kısa listeye yazdıracak. Sürücüsünü yormadan hızla seyahat ettiren, İskandinav konfor anlayışını sürdüren iyi bir uzun yol limuzini; pratiklikten tamamen vazgeçmek istemeyenlerin gönlünü çelecektir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/minimalist-isveclinin-maksimalist-gucu-89804</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/0/4/1280x720/minimalist-isveclinin-maksimalist-gucu-1792073885.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 680 HP gücü ve 4 saniyede 100 km/sa hıza ulaşan performansıyla etkileyici bir tablo çizen Volvo ES90, sportif otomobillerin iddiasını İsveçli markanın sakinliği ve uzun yol konforuyla buluşturuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/korsanlardan-sultanlara-alanya-89803</guid>
            <pubDate>Sun, 18 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Korsanlardan sultanlara Alanya</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta rotamızı Alanya’ya çeviriyoruz. Side ve Manavgat’tan sonra Pamphylia kıyılarının doğusuna ilerliyoruz; burada manzara değişiyor. Antik liman kentleri, nehirler ve tiyatrolardan sonra karşımıza kale, kule, tersane ve Selçuklu denizciliği çıkıyor.</p>
<p>Alanya, Türkiye kıyı şeridinin doğusundaki son büyük tatil merkezlerinden biridir. Geniş kumsalı, denize doğru uzanan kayalık yarımadası ve tepesinde taç gibi duran kalesiyle hemen tanınır. Bugün çok hareketli bir turizm merkezidir; ama kalenin surlarına, Kızıl Kule’ye ve tersaneye bakınca Alanya’nın yalnız deniz, güneş ve tatil kenti olmadığını görürüz.</p>
<p>Alanya’nın antik adı Korakesion’dur. Luvi dilinde “uç” ya da “çıkıntılı şehir” anlamına geldiği kabul edilir. Bu ad bile kentin coğrafyasını anlatır: Deniz içine doğru uzanan, korunması kolay, stratejik bir yarımada.</p>
<p><strong>KORAKESİON’DAN ALAİYE’YE…</strong></p>
<p>Alanya’nın tarihi, Akdeniz’in güç mücadeleleriyle iç içedir. Antik Korakesion, İÖ 2. yüzyılda korsan Diodotos Tryphon tarafından köle ticareti için üs haline getirilmiştir. Akdeniz’de korsanlığın Roma için büyük bir sorun haline geldiği dönemde, İÖ 65’te Pompeius korsanlara karşı sefer düzenlemiş ve Korakesion çevresindeki korsan gücünü ortadan kaldırmıştır.</p>
<p>Daha sonra Marcus Antonius’un Korakesion’u Kleopatra’ya düğün armağanı olarak verdiği anlatılır. Kleopatra’nın denize inmek için kayalardan aşağıya uzanan merdivenleri kullandığına dair yerel anlatılar da Alanya’da tarih ile efsanenin nasıl iç içe geçtiğini gösterir.</p>
<p>Alanya’nın asıl büyük dönüşümü Selçuklular döneminde gerçekleşir. 1221 yılında Sultan I. Alaeddin Keykubad kenti almış, Korakesion’un adı onun onuruna Alaiye olmuştur. Burası kısa sürede Selçuklu sultanlarının kışlık sarayının bulunduğu güçlü bir Akdeniz üssüne dönüşmüştür.</p>
<p><strong>YARIMADANIN TACI</strong></p>
<p>Alanya gezisine kaleden başlamak gerekir. Kale, Helenistik dönemde kurulmuş; bugün gördüğümüz ana yapı ise 1221’den sonra Alaeddin Keykubad tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. Deniz seviyesinden 117 metre yüksekteki yarımadanın çevresinde yaklaşık 6 kilometrelik sur hattı uzanır. Toplam 83 kule ve 140 burç, kalenin askeri gücünü gösterir.</p>
<p>Ortaçağda surların içinde yaşayan nüfusun su ihtiyacını karşılamak için çok sayıda sarnıç yapılmıştır. Bu ayrıntı önemlidir: Alanya Kalesi yalnız savunma yapısı değildir; içinde yaşamın sürdüğü, suyu, ibadet mekânları, sarayı ve mahalleleri olan bir kale kenttir.</p>
<p>Yarımadanın zirvesindeki İç Kale, bugün müze alanı olarak düzenlenmiştir. Alaeddin Keykubad’ın sarayı da burada yer alıyordu. Kalede bugün hâlâ yerleşim bulunması, Alanya’nın geçmişle bugünü bir arada yaşatan karakterini güçlendirir.</p>
<p>İç Kale’ye çıkış biraz zaman ister. Yürüyerek çıkmak isteyenler için rota, manzara ve tarih açısından çok keyiflidir. Yarımadanın her noktasında Akdeniz farklı bir açıdan görünür. Bir yanda Kleopatra Plajı ve geniş kumsal, diğer yanda liman ve Kızıl Kule manzarası vardır.</p>
<p>Kale içinde Aya Yorgi Kilisesi de görülmelidir. İS 6. yüzyıla tarihlenen bu Bizans yapısı, Alanya’nın Selçuklu öncesi katmanını hatırlatır.</p>
<p><strong>KENTİN SİMGESİ </strong></p>
<p>Alanya’nın simgesi olan Kızıl Kule, denizden gelecek saldırılara karşı limanı ve tersaneyi korumak amacıyla yapılmıştır. 1226 yılında Sultan I. Alaeddin Keykubad tarafından yaptırılan bu sekizgen planlı kule, Selçuklu askeri mimarisinin Akdeniz kıyısındaki en etkileyici eserlerinden biridir.</p>
<p>Kule adını, üst bölümünde kullanılan kırmızı tuğlalardan alır. Alt kesimlerde taş bloklar, üst kesimlerde tuğla kullanılmıştır. Sekizgen gövdesi, 33 metre yüksekliği ve 29 metre çapıyla liman siluetine hâkimdir. İçinde zemin katla birlikte beş kat bulunur. Tepesine çıkan taş merdivenler, ziyaretçiyi hem mimarinin içine hem de Alanya manzarasına taşır.</p>
<p>Kızıl Kule’nin ortasındaki sarnıç, yapının uzun süreli askeri kullanım düşünülerek tasarlandığını gösterir. Tepeden bakıldığında liman, tersane, surlar ve kale yarımadası tek bir savunma sistemi olarak algılanır.</p>
<p><strong>SELÇUKLU’NUN AKDENİZ YÜZÜ</strong></p>
<p>Kızıl Kule’den sonra Alanya Tersanesi’ne geçilir. Burası Selçukluların Akdeniz’e açılan yüzünü anlamak için çok önemli bir yapıdır. Tersane, gemilerin kışlık barınma yeri olarak kullanılmış; aynı zamanda tamiratların, yelken ve donanım işlerinin yapılabildiği işlik, depo ve idari alanlara sahip olmuştur.</p>
<p>57 metre uzunluğunda ve 40 metre derinliğindeki tersane, beş tonozlu bölümden oluşur. Her bölüm denize açılır; sivri kemerli duvarlar bölümleri birbirinden ayırır. Duvarlarda kesme taş, kemer ve tonozlarda tuğla kullanılmıştır.</p>
<p>Alanya Tersanesi’ni özel yapan şey, Selçukluların Akdeniz’deki iddiasını somutlaştırmasıdır. Anadolu Selçuklu Devleti çoğu zaman kara yolları, kervansaraylar ve ticaret rotalarıyla hatırlanır; fakat Alanya bize Selçukluların denizi de stratejik bir alan olarak gördüğünü anlatır.</p>
<p><strong>KIYI MOLASI</strong></p>
<p>Alanya’nın doğal durakları arasında en bilineni Damlataş Mağarası’dır. Yarımadanın batı ucunda yer alan mağara, 1948 yılında liman inşaatı için taş ocağı açılırken tesadüfen bulunmuştur. Girişte yaklaşık 50 metrelik bir geçit vardır; ardından mağaranın tabanına inilir.</p>
<p>Mağara adını sarkıtlardan damlayan su damlalarından alır. Sıcaklığı yıl boyunca yaklaşık 22 derece civarındadır. Damlataş, güzelliğinin yanında astım hastalarına iyi geldiği düşünülen havasıyla da tanınır. Bugün Alanya ziyaretlerinde kısa ama etkili bir doğa molasıdır.</p>
<p>Damlataş’tan sonra Kleopatra Plajı’na ya da liman çevresine geçilebilir. Böylece Alanya’nın üç ana karakteri aynı rota içinde görülür: Kale, liman ve kıyı.</p>
<p><strong>BU ROTAYI ÖZEL YAPAN NE?</strong></p>
<p>Bu rotayı özel yapan şey, Alanya’nın Akdeniz kıyısındaki çok katmanlı kimliğidir. Korakesion adı antik dönemi, korsanlık ve Roma mücadelesi Akdeniz güvenliğini, Alaiye adı Selçuklu dönemindeki büyük dönüşümü hatırlatır.</p>
<p>Alanya’da kale yalnız tepede duran romantik bir manzara değildir. Kızıl Kule, tersane, surlar, sarnıçlar ve limanla birlikte düşünülmesi gereken büyük bir savunma ve denizcilik sistemidir. Bu nedenle Alanya, Pamphylia kıyılarından Selçuklu Akdeniz dünyasına geçişin güçlü duraklarından biridir.</p>
<p><strong>LEZZETLER</strong></p>
<ul>
<li>Alanya ve çevresinde balık ve deniz ürünleri<br />• Muz, avokado ve tropik meyveler<br />• Antalya usulü piyaz<br />• Tahinli kabak tatlısı<br />• Yerel reçeller ve narenciye<br />• Liman çevresinde Akdeniz mezeleri</li>
</ul>
<p><strong> </strong><strong>ALANYA ROTASI</strong></p>
<ul>
<li><strong><em>Korakesion:</em></strong> Alanya’nın antik adı<br />• <strong><em>Alaiye:</em></strong> Selçuklu döneminde kente verilen ad<br />• <strong><em>Alanya Kalesi:</em></strong> 83 kuleli, 140 burçlu kale kent<br />• <strong><em>İç Kale:</em></strong> Alaeddin Keykubad’ın sarayının bulunduğu alan<br /><strong><em>• Aya Yorgi Kilisesi:</em></strong> Bizans döneminden kalma yapı<br />• <strong><em>Kızıl Kule:</em></strong> Selçuklu liman savunmasının simgesi<br />• <strong><em>Alanya Tersanesi:</em></strong> Beş tonozlu Selçuklu denizcilik yapısı<br />• <strong><em>Damlataş Mağarası:</em></strong> Sarkıtları ve sabit havasıyla ünlü doğal durak</li>
</ul>
<p><strong>PRATİK BİLGİ</strong></p>
<p><strong>Rota</strong><br />Alanya Kalesi, İç Kale, Aya Yorgi Kilisesi, Kızıl Kule, Alanya Tersanesi, liman, Damlataş Mağarası, Kleopatra Plajı.</p>
<p><strong>Süre</strong><br />1 gece 2 gün idealdir. Zamanı sınırlı olanlar kaleyi, Kızıl Kule’yi, tersaneyi ve Damlataş Mağarası’nı yoğun bir günlük programla gezebilir.</p>
<p><strong>Ne zaman gitmeli?</strong><br />İlkbahar ve sonbahar en rahat dönemlerdir. Yazın kale yürüyüşü için sabah erken saatler tercih edilmeli; şapka, su ve rahat ayakkabı unutulmamalıdır.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/korsanlardan-sultanlara-alanya-89803</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/0/3/1280x720/korsanlardan-sultanlara-alanya-1792073597.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir yanında masmavi Akdeniz, diğer yanında yüzyıllara meydan okuyan surlar… Alanya’da bir kale, bir kule ve eski bir tersane, kıyı tatilinin çok ötesine uzanan bir geçmişin kapısını aralıyor. Rotamızda korsanlardan Selçuklu sultanlarına, deniz savaşlarından Kleopatra efsanesine uzanan çok katmanlı bir Akdeniz hikâyesi var. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/saray-mutfaginin-izlerini-yasatiyoruz-89801</guid>
            <pubDate>Sat, 17 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Saray mutfağının izlerini yaşatıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Four Seasons Hotel Sultanahmet’in restoranı Avlu, yerel üreticilerden temin edilen coğrafi işaretli ham maddeleri ve bölgesel mutfak tekniklerini merkeze alıyor. Mutfak yönetimini üstlenen Executive Chef <strong>Özgür Üstün</strong> ile konuşurken tedarik sürecinde ilk kriter olarak sürdürülebilirliği, standart kaliteyi ve üretici yaklaşımını belirlediklerini öğreniyorum. Ege otlu pideden Hatay usulü şiş börek mantıya, ördek tiritten kuzu kaburgaya uzanan seçkide geleneksel yapıyı koruyan şef, pişirme ve marinasyon teknikleriyle tabakları dengeliyor. Ayrıca Tarihî Yarımada’daki konumun mutfak kimliğine etkisi, fermente ürünlerin kullanım mantığı ve otelin 30’uncu yılına özel hazırlanan altı aşamalı degustasyon menüsünün ayrıntıları da söyleşimizde…</p>
<p><strong>Menüde Çatalca’dan Rize’ye, Safranbolu’dan Hatay’a uzanan geniş bir coğrafya var. Bir ürünün menünüze girmesi için ilk kriteriniz nedir?</strong></p>
<p>Önce sürdürülebilir ve aynı kalitede temin edilebilir olması önem taşıyor. Ardından ürünün hikâyesine, nasıl üretildiğine ve arkasındaki üreticinin yaklaşımına bakıyoruz. Son aşamada ise lezzet belirleyici oluyor; benzerlerinden ayrışan, karakter sahibi ve misafire unutamayacağı bir deneyim sunan ürünleri tercih ediyoruz. Bu nedenle her ürünün yalnızca lezzetli olmasına değil, kendine özgü bir değer ve hikâye taşıması gerektiğine inanıyoruz.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ad0de771519a-1792073335.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p><strong>Ayranaşı’na fermente Kırkağaç kavunu eklerken veya Topkapı usulü Çatalca tavuğunu yeniden ele alırken ilham kaynaklarınız neler oldu?</strong></p>
<p>Yaz menülerini oluştururken her zaman soğuk çorbalara özel bir alan ayırmayı seviyorum. Mevsimin doğasına uygun, ferahlatıcı, katmanlı ve dengeli tatlar yaratmaya çalışıyorum. Özellikle soğuk çorbalarda umami, tatlılık ve asiditenin bir arada, uyum içinde olmasını çok önemsiyorum. Ayranaşı’na fermente Kırkağaç kavunu ekleme fikri de bu arayıştan doğdu. Kavunun doğal tatlılığı, fermantasyonla kazandığı hafif ekşilik ve derin aromalar, ayran bazlı yapının umami karakteriyle buluşunca ortaya hem tanıdık hem de sürprizler barındıran bir lezzet çıktı. Topkapı usulü Çatalca tavuğunda ise çıkış noktamız bulunduğumuz yerin hikâyesi oldu. Tarihî Yarımada’da, Topkapı Sarayı’nın hemen yanı başında hizmet veren bir restoran olarak saray mutfağının izlerini menümüzde yaşatmayı önemsiyoruz. Bu nedenle saray mutfağının klasik lezzetlerinden esinlenerek Çatalca’dan temin ettiğimiz, doğal ortamda yetişen gezen ve körpe piliçleri kullanıyoruz.</p>
<p><strong>Sade, doyurucu ve lezzetli</strong></p>
<p><strong>Ege otlu pide, siron ve Hatay usulü şiş börek mantı gibi sokak ve ev mutfağına ait köklü fırın ve hamur kültürünü fine dining ölçeğine taşırken teknik olarak neleri dönüştürdünüz?</strong></p>
<p>Geleneksel hamur işi lezzetlerinin çoğunun aslında çok fazla yoruma ihtiyacı olmadığını düşünüyorum. Çünkü bu ürünler yüzyıllardır sade, doyurucu ve lezzetli hâlleriyle varlığını sürdürüyor. Sironda lezzeti daha derin ve katmanlı hâle getirmek için kaburga marmelatıyla tabağı zenginleştirdik. Hatay usulü şiş börek mantıda ise yabani semizotunun çıtır dokusuyla modern bir dokunuş ekledik. Ege otlu pidede kullandığımız unun kalitesi, meşe odunu fırınında pişirme tekniği ve özenle seçilmiş malzemeler lezzeti bir üst seviyeye taşıyor. Kısacası yaptığımız şey, geleneksel tarifleri değiştirmekten çok onların en iyi versiyonlarını sunmak.</p>
<p><strong>Kuzu kaburga, kuzu şaşlık ve ördek tirit gibi güçlü et yemeklerinde tabağı ağırlaştırmadan derinlik yaratmanın sırrı nedir?</strong></p>
<p>Güçlü et yemeklerinde temel yaklaşımımız sadelik. Tabağı fazla bileşenle kalabalıklaştırmak yerine ürünü doğru garnitürlerle dengeleyerek ana lezzeti ön plana çıkarmayı tercih ediyoruz. Kuzu kaburga dolmamızı iç pilav ve kalem pirzolayla hazırlıyor, mevsimin en taze garnitürleriyle dengeliyoruz. Kuzu şaşlıkta soğan bazlı marinasyonla etin doğal lezzetini öne çıkarıyoruz. Ürünün kalitesine güvendiğimiz için fazla müdahalede bulunmadan servis ediyoruz. Ördek tiritte çocukluğumdan hatırladığım ‘ıslama’ kültüründen ilham aldım. Yerli ördek butlarını ağır ateşte pişirerek hazırladığımız bu tabakta sade bileşenlerle derinlik yaratmaya çalışıyoruz.</p>
<p><strong>30’uncu yıla özel menü</strong></p>
<p><strong>Türkiye’de üç Michelin Anahtarı’na sahip tek otelin mutfağını yönetmek kariyerinizde nasıl bir deneyime dönüştü?</strong></p>
<p>Türkiye’de üç Michelin Anahtarı’na sahip tek otelin mutfağını yönetmek, beraberinde büyük bir sorumluluk ve aynı ölçüde yüksek bir misafir beklentisi getiriyor. Bu nedenle her detaya daha fazla özen gösteriyor, misafirlerimize bu prestije yakışan bir yeme içme deneyimi sunmak için çalışıyoruz. Menüleri oluştururken yalnızca lezzete değil; hikâyesi, kültürel değeri ve özgünlüğü olan tabaklar yaratmaya odaklanıyoruz. Türkiye’nin farklı bölgelerinden ilham alıyor, mevsimselliği merkeze alarak menülerimizi düzenli olarak yeniliyoruz. Bu sayede hem en iyi ürünlerle çalışabiliyor hem de misafirlerimize her ziyaretlerinde yeni keşifler sunabiliyoruz.</p>
<p><strong>Otelin 30’uncu yıl dönümüne özel kutlama menüsünü de anlatır mısınız?</strong></p>
<p>Hazırladığımız altı aşamalı degustasyon menüsünü eylül sonuna kadar misafirlerimizle buluşturuyoruz. Menünün çıkış noktası, mutfak anlayışımızın temelini oluşturan hikâyeli ürünler, bölgesel lezzetler ve Anadolu’nun zengin gastronomi mirası oldu. Deneyim; simit, uskumru ve taramanın bir araya geldiği küçük bir amuse-bouche ile başlıyor. Ardından geleneksel çiğ köfteyi et tartar tekniğiyle yeniden yorumladığımız bir tabak geliyor. Göç kültüründen ilham alan Boşnak mantısını bıldırcın etiyle buluşturarak modern bir dokunuş kazandırdık. Barbun balığını Ege’nin karakteristik aromalarıyla sunarken Osmanlı mutfağının en değerli eşleşmelerinden biri olan beğendi ve kuzuyu iç pilav eşliğinde günümüz bakış açısıyla yorumladık. Menünün finalinde ise 30’uncu yıla özel bir tatlı yer alıyor. 30 yıllık yolculuğa gönderme yapan bu tabakta, 30 katmanlı çıtır yapıyı Antep fıstığı, damla sakızı ve Türk kahvesi aromalarıyla bir araya getirdik. Baklava yufkasından ilham alan bu modern yorum, hem geleneksel tatları hem de kutlama ruhunu yansıtan özel bir finale dönüşüyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ad0dea33a09a-1792073379.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/saray-mutfaginin-izlerini-yasatiyoruz-89801</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/0/1/1280x720/saray-mutfaginin-izlerini-yasatiyoruz-1792073404.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Osmanlı ve Anadolu lezzet coğrafyasını Sultanahmet’e taşıyan ‘Avlu’, ürünü bozmadan fine dining ölçeğine taşıyor. Executive Chef Özgür Üstün, “Yaptığımız şey geleneksel tarifleri değiştirmekten çok, onların en iyi versiyonlarını sunmak” diyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/gecmise-selam-yola-devam-89800</guid>
            <pubDate>Sat, 17 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geçmişe selam, yola devam</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><span style="color: #e03e2d;"><em><strong>YASEMİN SEVEN ERANGİN </strong></em></span></p>
<p>90’lı yıllarda ‘Arnavut Kaldırımı’, ‘Kınalı Bebek’ ve ‘Şikâyetim Var’ gibi şarkılarla bir kuşağın hafızasına yerleşen Demet Sağıroğlu ile müzik serüveninde kendine özgü bir çizgi oluşturan Barbaros’un yolları bir süredir aynı sahnede kesişiyor.  </p>
<p>İki sanatçı, eylül ayında Pink Martini All Stars konserinde buluşmalarının ardından şimdi de Türkiye turnesine hazırlanıyor. 17 Ekim’de CSO Ada Ankara, 23 Ekim’de Zorlu PSM ve 19 Kasım’da İzmir Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde gerçekleşecek konserlerde geçmişin sevilen şarkıları, farklı diller ve türler aynı sahnede buluşacak.</p>
<p>Demet Sağıroğlu ve Barbaros ile birlikte çıkacakları Türkiye turnesi ve müziğe dair…</p>
<p><strong>Müzik yolculuklarınız birbirinden oldukça farklı. Şimdi aynı sahnede buluşuyorsunuz. Bu buluşmayı sizin için özel kılan ne?</strong></p>
<p><strong>DEMET SAĞIROĞLU:</strong> Ben farklı müzikal geçmişlerin aynı sahnede buluşmasını her zaman çok değerli buluyorum. Barbaros’un müziğe yaklaşımı, farklı türleri ve dilleri bir araya getirebilmesi çok kıymetli. Aynı sahnede iki ayrı hikâyenin birbirine değmesi, dinleyiciye de başka bir enerji veriyor.</p>
<p><strong>BARBAROS: </strong>Demet’in müzikal geçmişi çok güçlü ve kendine ait bir dünyası var. Benim yolculuğum da opera, caz, pop, müzikal ve farklı diller üzerinden ilerledi. Bu nedenle sahnede birbirimizin alanına saygı duyarak ama kendi karakterimizi de koruyarak buluşuyoruz. Bence güzel tarafı da bu.</p>
<p><strong><em>Asıl sınav: zaman</em></strong></p>
<p><strong>Demet Hanım, yıllar sonra hâlâ insanların hayatında karşılığı olan şarkılarınız var. Sizce bir şarkının gerçek başarısı çok dinlenmesi mi, yoksa yıllar geçtikçe başka hayatların bir parçasına dönüşmesi mi?</strong></p>
<p><strong>D.S.: </strong>Benim için ikincisi. Bir şarkının gerçek değerini yıllar sonra anlıyorsunuz. Birinin gelip “Bu şarkıyla âşık oldum” ya da “Bu şarkı benim gençliğim” demesi çok başka bir duygu. Çünkü o noktada şarkı artık sizin olmaktan çıkıyor, dinleyenin hayatına ait bir hatıraya dönüşüyor. Sanırım müzikte kalıcı olmak benim için tam olarak bu.</p>
<p><strong>Bugünün müzik dünyasında ise görünür olmak çok hızlı, tüketilmek de bir o kadar kolay. Sizce kalıcı olmak artık daha mı zor?</strong></p>
<p><strong>D.S.:</strong> Kesinlikle daha zor. Eskiden bir albümü aylarca, hatta yıllarca dinlerdik. Şimdi çok güzel bir şarkı bile birkaç hafta sonra yeni içeriklerin altında kalabiliyor. Ama yine de asıl sınav zaman. Beş-on yıl sonra o şarkıyı hâlâ açıp dinliyorsak, o şarkı gerçekten kalmıştır.</p>
<p><strong>B.: </strong>Görünür olmakla kalıcı olmak arasında büyük bir fark var. Görünür olmak çok hızlı olabiliyor. Ama kalıcı olmak başka bir şey. Bunun için sadece insanların sizi görmesi değil, sizin de yaptığınız işin arkasında durmanız gerekiyor.</p>
<p><strong>Demet Hanım, 90’lı yıllarda hayatımıza giren şarkılarınızı bugün farklı kuşaklarla yeniden yorumluyorsunuz. Geçmişle bugünü yan yana getirirken şarkının ruhunu korumak mı, yenilemek mi daha zor?</strong></p>
<p><strong>D.S.:</strong> İkisi arasında bir denge kurmak gerekiyor. O şarkıları insanlar belli bir duygu ve hatırayla sevdi. Dolayısıyla onları tamamen değiştirmek istemiyorum. Ama bugün yeniden söylüyorsanız bugünün müzikal dünyasına da bir şey söylemesi gerekiyor. Ben geçmişime saygı duyuyorum ama geçmişte yaşamıyorum. Şarkılarımın da benimle birlikte yaşamasını istiyorum.</p>
<p><strong>Son dönemde Melis Fis, Çağan Şengül ve Derya Bedavacı gibi isimlerle çalışıyorsunuz. Bu buluşmalar yalnızca şarkıların yeniden yorumlanması mı, yoksa sizin için başka bir anlamı da var mı?</strong></p>
<p><strong>D.S.:</strong> Ben farklı kuşaklarla bir araya gelmeyi çok seviyorum. Çünkü her kuşağın müziğe bakışı, dili ve heyecanı farklı. Melis Fis ve Çağan Şengül’le yaptığımız çalışmalar da benim için böyle bir karşılaşmaydı. Onların müzikal dünyalarını tanımak, kendi şarkılarıma başka bir gözle bakmamı sağladı. Ben geçmişimi korurken bugünün müziğinden de beslenmek istiyorum. Genç sanatçılarla çalışmak bana bunu hissettiriyor.</p>
<p><strong><em>Bir şarkıdan fazlası</em></strong></p>
<p><strong>Barbaros, yeni şarkınız ‘Yok Mu?’ tam da bugünün duygularından beslenen bir soru soruyor. Şarkıyı ilk dinlediğinizde sizi yakalayan ne oldu?</strong></p>
<p><strong>B.: </strong>İlk dinlediğimde hem gülümsedim hem de içim biraz burkuldu. Çünkü şarkı derdini anlatıyor ama kendini fazla ciddiye almıyor. O ironik tarafını hemen sevdim ve “Bu şarkı tam bana göre” dedim. Bir de ‘Var Mı?’dan sonra ‘Yok Mu?’ esprisi elbette güzel geldi. Şarkının içindeki bu zıtlık bana çekici göründü.</p>
<p><strong>‘Yok Mu?’daki soru sizin hayatınızda da karşılığı olan bir soru mu?</strong></p>
<p><strong>B.:</strong> Olmaz mı? Bazen insanlarda biraz açıklık, biraz cesaret, biraz vicdan yok mu diye sormaktan yoruluyor insan. Yine de tamamen sormaktan vazgeçebilen biri değilim. Çünkü bazen sorunun kendisi bile bir şey anlatıyor.</p>
<p><strong> </strong><strong>Barbaros, opera, caz, pop, müzikal ve farklı diller… Bu çeşitlilik sizi özgürleştiriyor mu, yoksa zaman zaman zorlaştırıyor mu?</strong></p>
<p><strong>B.:</strong> Müzik dünyası sizi tek bir cümleyle tarif etmek istiyor. Beni tek bir türe koymak çok kolay değil. Opera, caz, pop, müzikal… Hepsinden beslendim ama beni tipik bir caz şarkıcısı ya da operacı olarak tanımlamak doğru olmaz. Tek bir stil içerisinde sıkılacağımı düşündüğüm için farklı alanlarda dolaşmak beni daha mutlu kıldı.</p>
<p><strong>Pink Martini All Stars konserinde aynı gecede sahne aldınız. Dünyanın farklı müzik kültürlerini bir araya getiren Pink Martini’nin sahnesinde yer almak sizin için nasıl bir deneyimdi?</strong></p>
<p><strong>D.S.:</strong> Çok özel bir geceydi. Pink Martini’nin müziğinde zaten farklı kültürlerin ve dillerin bir araya gelmesi var. Böyle bir projenin içinde yer almak, benim için de müziğin sınırlarının olmadığını bir kez daha hatırlatan bir deneyimdi.</p>
<p><strong>B.:</strong> Benim için de çok keyifliydi. Pink Martini’nin yıllardır farklı müzik kültürlerini aynı potada buluşturmasını çok değerli buluyorum. Böyle bir sahnede yer almak, müziğin neden hiçbir zaman tek bir türe veya dile sığmadığını yeniden gösterdi.</p>
<p><strong>O gecenin ardından şimdi birlikte Türkiye turnesine çıkıyorsunuz. Birlikte sahneye çıkma fikri nasıl şekillendi?</strong></p>
<p><strong>D.S.:</strong> Ben ve Barbaros Pasion Turca menajerliğindeyiz, fikri daha çok Sinan Ufuk Nergis şekillendirdi. Aynı sahnede iki farklı müzikal dünyanın birbirine değmesi fikrini seviyorum. Benim sevilen şarkılarımın yanı sıra farklı dönemlerden şarkıların da yer aldığı, geçmişle bugünün bir arada olduğu bir repertuvar olacak. Dinleyicinin hem bildiği şarkılarla karşılaşmasını hem de sürprizlerle buluşmasını istiyoruz.</p>
<p><strong>B.:</strong> Benim tarafımda da farklı dillerden ve türlerden gelen repertuvar olacak. Pop, caz, klasik müzik, alaturka… Bunların hepsinden izler taşıyan bir gece olacak. İki ayrı müzikal dünyanın aynı sahnede buluşması bizim için de dinleyici için de keyifli olacak.</p>
<p><strong>Bugün geriye dönüp baktığınızda, müzikle kurduğunuz ilişkinin bundan sonraki bölümünü nasıl tarif edersiniz?</strong></p>
<p><strong>D.S.:</strong> Müzik benim için yaşayan bir yolculuk. Bir şarkının bir ömürden daha uzun yaşayabileceğini gördüm. Geçmişimle gurur duyuyorum ama orada yaşamıyorum.</p>
<p>Hâlâ yeni hikâyeler keşfetmek, yeni insanlarla buluşmak ve söyleyecek sözlerimi şarkılara dönüştürmek istiyorum. Galiba beni hâlâ heyecanlandıran şey de bu: Yolun bitmemiş olması.</p>
<p><strong>B.:</strong> Ben hayatımın bu dönemine “Daha Var” adını verirdim. Çünkü yaptıklarım var, yaşadıklarım var ama söyleyeceklerim ve yapmak istediklerim henüz bitmedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/gecmise-selam-yola-devam-89800</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/0/0/1280x720/gecmise-selam-yola-devam-1792072391.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir kuşağın hafızasına yerleşen şarkılarıyla Demet Sağıroğlu ve farklı müzik dünyalarını buluşturan Barbaros, şimdi aynı sahnede. İki sanatçıyla geçmişten bugüne uzanan müzik yolculuklarını ve birlikte çıkacakları Türkiye turnesini konuştuk. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
