<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/diplomasinin-ev-hali-90304</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 06:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diplomasinin ev hâli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya siyasetinin krizleriyle uğraşırken evliliğini kurtarmaya çalışan bir kadın düşünün. <strong>Keri Russell</strong>’ın canlandırdığı ABD’nin Londra Büyükelçisi Kate Wyler, dördüncü sezonda tam da bu durumda. Eşi Hal, yıllardır peşinde olduğu siyasi güce kavuşarak ABD Başkan Yardımcısı olmuş. Kate ise kendi siyasi hedeflerini geri plana atma pahasına eşinin yükselişini desteklemeye kararlı. Ne var ki iki hırslı ve gururlu diplomatın evliliğinde güç dengelerini korumak, uluslararası krizleri çözmekten daha kolay değil.</p>
<p>Önceki sezonu İngiliz suları yakınındaki Rus denizaltısı ve nükleer silah kriziyle kapatan dizi, ABD ile İngiltere arasındaki kırılgan ittifakı sınamayı sürdürüyor. Yeni sezonda taraflar daha saldırgan bir tutum benimseyip gerilim yükselirken İngiltere’de siyasi kadrolar beklenmedik biçimde değişiyor. Kate, yeni muhataplarıyla diplomatik ilişkilerini yeniden şekillendirmek zorunda kalıyor.</p>
<p>Dizinin güçlü yanı, siyasi anlaşmazlıklarda haklı olanla haksız olanı kolayca ayırmaması. Devlet çıkarları, kişisel hırslar ve ahlaki sorumluluklar çatışıyor. Kate’in sorguladığı mesele de bu: Ulusal çıkarlar adına müttefikleri tehdit etmek, hukukun sınırlarını zorlamak ya da gerçekleri gizlemek ne zaman olağanlaşıyor? Uluslararası hukukun ve köklü ittifakların geleceğinin tartışıldığı günümüzde bu sorular daha da anlam kazanıyor. İktidarın insanları kendi doğrularına ne kadar inandırabildiği ise dizinin bir başka meselesi. <strong>Rory Kinnear</strong>’ın canlandırdığı İngiltere Başbakanı Nicol Trowbridge, siyasi kararlarını kişisel gururundan ayırmakta zorlanan bir karakter. Dördüncü sezonda <strong>Ruggero Leoncavallo</strong>’nun ‘Pagliacci’ operasına yapılan gönderme, bu karaktere alışılmadık bir anlatımla yaklaşılmasını sağlıyor. Kinnear’ın özellikle bu bölümdeki performansı, dizinin yalnızca siyasi entrikalara değil, karakterlerinin iç dünyasına da yer açabildiğini gösteriyor.</p>
<p>Siyasi hesapların ortasında üç çiftin ilişkileri de sınanıyor. Kate ile Hal, birbirlerini sevmelerine rağmen rekabetten vazgeçemiyor. Grace ile Todd’un evliliğinde iktidar dengeleri değişirken Stuart ile Eidra birlikte yaşama kararı alıp güven sorunlarını aşmaya çalışıyor. Ancak Grace’in giderek sertleşmesi, önceki sezonlarda daha karmaşık çizilen karakteri yer yer tek boyutlu hâle getiriyor.</p>
<p>Keri Russell, <strong>Rufus Sewell</strong>, <strong>Allison Janney</strong>, <strong>Bradley Whitford</strong>, <strong>Ato Essandoh</strong> ve <strong>Ali Ahn</strong>’a bu sezon, İngiltere siyasetindeki yeni isimlerden Bethan Vaughn rolüyle <strong>Jodie Whittaker</strong> eşlik ediyor. Ekrandaki diplomasinin gerçekle ne kadar örtüştüğünü merak edenler için 26 Ekim’de Harvard Üniversitesi’nde bir söyleşi düzenlenecek. Keri Russell, <strong>Debora Cahn</strong> ve ABD’nin eski Birleşmiş Milletler Büyükelçisi <strong>Samantha Power</strong>, kurgu ile gerçek diplomasi arasındaki ilişkiyi konuşacak. Söyleşi çevrimiçi olarak da izlenebilecek.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ad9e12668aa7-1792663846.jpg" alt="" width="1280" height="720" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/diplomasinin-ev-hali-90304</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/0/4/1280x720/diplomasinin-ev-hali-1792663870.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘The Diplomat’, dünya siyasetinin krizlerini evlilikteki güç mücadelesiyle buluşturuyor. Kate Wyler için hem masada hem evde dengeleri korumak giderek zorlaşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/melekler-cennetten-kovuluyor-mu-90298</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 06:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Melekler cennetten kovuluyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yılın en beklenen zamanı geldi! Hayır, yılbaşı döneminden bahsetmiyoruz; Victoria’s Secret’ın 18 Ekim’de Los Angeles’taki Sony Pictures Studios’ta düzenlenen son defilesinden bahsediyoruz… Eski melekler yeniden toplanacaktı, markanın alametifarikalarından Fantasy Bra da sekiz yıl aradan sonra geri dönecekti. Onu kimin taşıyacağı hakkındaki spekülasyonlar aylar öncesinden başladı. Kimileri efsane model <strong>Gisele Bündchen</strong>’in yeniden VS podyumunda yürüyeceğini öngördü, bazıları bu itibara emektar meleklerden <strong>Heidi Klum</strong>’u yakıştırdı. Dedikodular sosyal medyada çığ gibi büyürken defile günü geldi çattı.</p>
<p>Podyumda <strong>Adriana Lima</strong>, <strong>Alessandra Ambrosio</strong>, <strong>Candice Swanepoel</strong>, <strong>Behati Prinsloo</strong>, <strong>Rosie Huntington-Whiteley</strong>, <strong>Elsa Hosk</strong> gibi ‘kıdemli meleklerin’ yer alması markanın ihtişamlı dönemlerini anımsatıyor, nostalji duygusu yaratıyordu. Ve final anı geldi çattı: VS ordusunun en üst düzey meleğinin taşıdığı Fantasy Bra’yı taşıyacak ismin belli olacağı an için nefesler tutuldu! Ama o da nesi? Bu ‘görev’, kadrolu VS modeli yerine tarihte ilk kez bu podyumda hiç yer almamış, hatta model bile olmayan bir isme, <strong>Kylie Jenner</strong>’a verilmişti!</p>
<h1>RAZEK’İN KARANLIK GEÇMİŞİ</h1>
<p>VS’nin yeni rotasını incelemeden önce biraz yakın geçmişi hatırlayalım: Marka bu sahneye ağır bir geçmişin ardından çıktı. Uzun yıllar boyunca kadın bedenini dar bir güzellik kalıbına hapsetmek, gerçekçi olmayan fiziksel standartları yüceltmek ve kadınlara ‘erkek yaklaşımı’ üzerinden seslenmekle eleştirildi. Eski pazarlama yöneticisi <strong>Ed Razek</strong>’in 2018’de trans ve büyük beden modeller hakkındaki dışlayıcı açıklamaları, değişen beklentilerle marka arasındaki mesafeyi görünür kıldı. Ardından modellerin ve çalışanların taciz, zorbalık ve şikâyet sonrası misilleme iddiaları gündeme geldi. Razek iddiaları reddederken şirket, hedeflediği çalışma ortamını sağlayamadığı durumlar için üzüntü bildirdi. Eski ana şirket L Brands’in kurucusu <strong>Leslie Wexner</strong>’ın <strong>Jeffrey Epstein</strong>’la finansal ilişkisi de itibar krizini derinleştirdi.</p>
<p>Rakipler tam bu boşlukta güç kazandı. Aerie ve Savage X Fenty, farklı bedenlerin görünürlüğünü öne çıkarırken Skims, ünlü kültürünü ürün ve pazarlama stratejisinin merkezine yerleştirdi. Victoria’s Secret’ın sorunu yalnızca müşteri kaybetmek değildi; sektörün neyi çekici, çağdaş ve arzu edilir sayacağını belirleme gücü de aşınıyordu. Bununla birlikte markayı bugün hâlâ kesintisiz gerileyen bir dev olarak tarif etmek doğru değil: Şirketin 2026 ikinci çeyrek net satışları yüzde 10 artışla 1,611 milyar dolara ulaştı. Yönetim aynı açıklamada pazar payı kazandığını belirtti.</p>
<h1>STANDART KAPSAYICILIK HAMLELERİ</h1>
<p>Anlaşılan son defiledeki amaç, sadece ticari toparlanma değil, daha ziyade bunu kültürel görünürlükle desteklemek… Podyumdaki kadro bu arayışın farklı taraflarını bir araya getiriyordu. Eski meleklerin yer alması markanın geçmişte yarattığı güçlü aidiyet duygusunu yeniden harekete geçiriyordu. <strong>Ashley Graham</strong>, <strong>Paloma Elsesser</strong> ve <strong>Precious Lee</strong> gibi ‘kapsayıcılık’ kontenjanının gediklileri beden çeşitliliğini görünür kılarken trans model <strong>Alex Consani</strong>’nin varlığı, Razek döneminin dışlayıcı yaklaşımından uzaklaşmanın belirgin göstergelerindendi. Futbolcu <strong>Trinity Rodman</strong> da podyumun geleneksel model kadrosunun ötesine açıldığını gösteriyordu. Bu birliktelik, nostaljiyle daha geniş bir temsil anlayışını aynı gösteride buluşturma çabasıydı.</p>
<p>Dönelim en çok tartışılan konuya… Jacob &amp; Co. imzalı, değeri 50 milyon dolar olarak açıklanan Fantasy Bra, ters köşeyle bir meleğin üzerinde değil, popüler kültür ikonu Kylie Jenner ile ışıldayınca herkes şaşırdı: Öyle ki mücevherlerle kaplı bu parça, yıllar içinde bir modelin Victoria’s Secret dünyasındaki konumunun sembolüne dönüşmüştü. Alessandra Ambrosio ilk Victoria’s Secret defilesine 2000’de çıktı, 2004’te ‘resmen’ melek kadrosuna girdi. Fantasy Bra’yla podyumda süzülüşü ise 2012 yılını buldu. VS podyumunda 26 yılı deviren diğer bir emektar melek Adriana Lima, ilk Victoria’s Secret defilesine 1999’da çıktı, 2000’de melek oldu. Fantasy Bra’yı ilk kez 2008’de taşıdı. Yani bu önemli görevi tam 9 yıl bekledi.</p>
<p>Hâl böyleyken ömrühayatında tek tük podyum tecrübesi olan Kylie Jenner’ın kanatlarla işi ne? Onu bu seçimin merkezine taşıyan asıl güç, podyum kariyerinden çok popüler kültürdeki etkisi. Victoria’s Secret’ın kreatif yöneticisi <strong>Adam Selman</strong> da gerekçesini açıklarken Jenner’ın moda ve televizyonun sınırlarını aşan etkisini, kendi kültürünü yaratmış olmasını vurguladı.</p>
<p>Kylie hamlesi tartışmaları alevlendirse de rakamlar etkileşim anlamında bu seçimin hiç de fena olmadığını gösteriyor. Öyle ki Victoria’s Secret’ın 2026 defilesi, dijital izleyici sayısında da yükseliş getirdi. Streams Charts verilerine göre canlı yayınlardaki en yüksek eşzamanlı izleyici sayısı, bir önceki defileye kıyasla yüzde 32,9 artarak 3,64 milyona ulaştı. Markanın resmî YouTube yayını ise 3,14 milyon eşzamanlı izleyiciyle kanal rekorunu kırdı. Defile hakkında Instagram’da yapılan paylaşımların da önceki gösterinin yaklaşık üç katına çıktığı bildirildi. Görünen o ki melek çağı kapandı, etkileşim çağı başladı. Kanatların efendilerinin bundan sonra popüler kültür ikonları olacağını tahmin etmek güç değil.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/melekler-cennetten-kovuluyor-mu-90298</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/9/8/1280x720/melekler-cennetten-kovuluyor-mu-1792661848.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Victoria’s Secret, eski meleklerini podyuma taşırken en büyük itibarı neden Kylie Jenner’a verdi? Markanın yeni stratejik hamleleri mercek altında… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/kilikyanin-tarih-atlasi-90299</guid>
            <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kilikya’nın tarih atlası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta Akdeniz yolculuğumuzda Kilikya’ya geçiyoruz. Alanya’dan doğuya ilerlerken Toroslar’ın eteklerindeki dar kıyı şeridi yerini bereketli Çukurova’ya bırakıyor. Rotamızda iki önemli kent var: Tarsus ve Adana. Biri Kleopatra ve Aziz Paulus’la, diğeri Seyhan Nehri, Taşköprü ve Ramazanoğulları mirasıyla öne çıkıyor.</p>
<p>Kilikya, Anadolu ile Mezopotamya ve Doğu Akdeniz dünyası arasında tarih boyunca önemli bir geçiş bölgesiydi. Ticaret yolları, nehirler ve verimli ovalar bu coğrafyaya zenginlik kazandırdı. Tarsus ve Adana’da Hititlerden Romalılara, Bizans’tan Türk beyliklerine ve Osmanlı’ya uzanan kültürel katmanlarla karşılaşacağız.</p>
<p><strong>KLEOPATRA’NIN </strong><strong>GELDİĞİ KENT</strong></p>
<p>Mersin’in doğusundaki Tarsus, Anadolu’nun köklü yerleşimlerinden biridir. Antik çağda Kilikia’nın önemli ticaret ve kültür merkezlerindendi. Kentin tarihindeki en renkli olaylardan biri, Marcus Antonius ile Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın buluşmasıdır.</p>
<p>İÖ 41 yılında Antonius, Kleopatra’yı Tarsus’a davet eder. Kraliçe, görkemli gemisiyle kente gelir. Bu buluşma, Roma ve Mısır arasındaki siyasal ilişkilerin yanı sıra tarihin en ünlü aşk hikâyelerinden birinin başlangıcı olur.</p>
<p>Bugün Kleopatra Kapısı olarak bilinen yapı bu karşılaşmayı hatırlatır. Halk arasında Kancık Kapısı adıyla da tanınır. Ancak mevcut kapı, Kleopatra’nın döneminden değil, sonraki yüzyıllardan kalmadır. Burada tarih ile kentin belleğinde yaşayan anlatıları birbirinden ayırmak gerekir.</p>
<p><strong>AZİZ PAULUS’UN </strong><strong>DOĞDUĞU YER</strong></p>
<p>Tarsus’un dünya tarihindeki bir başka önemi Hıristiyanlıkla ilgilidir. Erken Hıristiyanlığın en etkili isimlerinden Aziz Paulus burada doğmuştur. Paulus’un Anadolu ve Akdeniz dünyasındaki yolculukları, Hıristiyanlığın yayılmasında belirleyici rol oynamıştır.</p>
<p>Tarsus’taki Aziz Paulus Kilisesi, 1850 yılında Ortodoks Arap-Rum cemaati tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde anıt müze olarak ziyaret edilen yapının tavanında İsa ve dört İncil yazarının tasvirleri bulunur. Kilise, Tarsus’un Hıristiyan dünyasındaki önemini yansıtan başlıca duraklardandır.</p>
<p>Yakındaki Aziz Paulus Kuyusu ise geleneksel olarak azizin eviyle ilişkilendirilen alandadır. Yaklaşık 38 metre derinliğindeki kuyudan bugün de su alınabilmektedir. Kilise, kuyu ve tarihî çevresi UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alır.</p>
<p>Tarsus’ta bir başka kültürel katman Şahmeran efsanesidir. Üstü insan, altı yılan biçiminde tasvir edilen bu bilge ve iyicil varlık, Anadolu ile İran mitolojisinde yaşar. Tarsus’un yer altında yaşadığına inanılan Şahmeran, kentin halk anlatılarında bugün de varlığını sürdürür.</p>
<p><strong>SEYHAN ÜZERİNDE </strong><strong>ROMA MİRASI</strong></p>
<p>Tarsus’tan Adana’ya geçtiğimizde Çukurova’nın bereketini daha güçlü hissederiz. Adana’nın tarihi de bereketli coğrafya kadar zengindir. Luvi ve Hitit uygarlıklarından Kizzuwatna Krallığı’na, Assur ve Pers egemenliklerinden Roma ve Bizans dönemlerine uzanan tarih, Selçuklu, Memlûk, Ramazanoğulları ve Osmanlı yönetimleriyle devam etmiştir. Adana gezisinin en güzel başlangıç noktası ise Taşköprü’dür. Seyhan ve Yüreğir yakalarını birleştiren bu anıtsal köprü, kentin simgesi haline gelmiştir. Roma dönemine uzanan geçmişi, Adana’nın eski ticaret ve askerî yollar üzerindeki stratejik konumunu gösterir.</p>
<p>Mevcut köprünün önemli bölümleri İS 4. yüzyıla tarihlenir. Daha sonraki dönemlerde çeşitli onarımlar geçirmiştir. Günümüzde yaklaşık 300 metre uzunluğundaki yapıda 14 kemer gözü ve 5 tahliye kemeri bulunur. Taşköprü üzerinde yürürken Seyhan’ın iki yakasına bakmak, Adana’nın kent kimliğini anlamak için güzel bir başlangıçtır. Nehir, köprü ve tarihî merkez birbirinden ayrı düşünülemez. Köprünün çevresindeki yürüyüş, fotoğraf ve seyir molaları için de zaman ayırmak gerekir.</p>
<p><strong>ULU CAMİ’DEN </strong><strong>BÜYÜK SAAT’E</strong></p>
<p>Taşköprü’den sonra Adana’nın tarihî merkezine yöneliyoruz. Buradaki en önemli yapılardan biri Ramazanoğulları döneminden kalma Ulu Cami’dir.</p>
<p>1508 yılında Ramazanoğlu Halil Bey tarafından yapımına başlanan cami, daha sonra medrese, türbe ve başka yapılarla genişleyen bir külliyenin parçası olmuştur. Mimarisinde Artuklu, Memlûk, Zengi ve Osmanlı geleneklerinin etkileri görülür. Siyah-beyaz taş işçiliği, çinileri, süslemeleri ve minaresiyle Adana’nın en değerli tarihî yapılarındandır.</p>
<p>Yakındaki Büyük Saat ise Osmanlı döneminin modernleşme anlayışını yansıtır. Yapımı 1882’de tamamlanan, 32 metre yüksekliğindeki saat kulesi, Adana’nın en tanınmış simgelerinden biridir. Çarşı çevresindeki hareketlilik, kentin geleneksel ticaret kültürünü bugün de hissettirir.</p>
<p>Seyhan kıyısındaki Sabancı Merkez Camii ise Adana’nın modern siluetine damgasını vurur. 1998 yılında hizmete açılan altı minareli yapı, klasik Osmanlı cami mimarisinden esinlenen büyük kubbesi ve anıtsal görünümüyle dikkat çeker. Nehir kıyısından camiye ve Taşköprü’ye bakmak, Adana’nın eski ve yeni yüzünü bir arada gösterir.</p>
<p><strong>TARİHİN DEĞİŞTİĞİ </strong><strong>YENİCE İSTASYONU</strong></p>
<p>Tarsus ile Adana arasındaki Yenice, yakın tarihimizde önemli bir diplomatik görüşmeye ev sahipliği yapmıştır. II. Dünya Savaşı sürerken, 30-31 Ocak 1943’te Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile İngiltere Başbakanı Winston Churchill burada, bir tren vagonunda buluşmuştur.</p>
<p>Churchill, Türkiye’nin Müttefiklerin yanında savaşa girmesini istiyordu. Türk tarafı ise ülkenin askerî ve ekonomik koşullarını dikkate alarak savaşa katılmama politikasını sürdürdü. Adana Görüşmesi olarak bilinen bu buluşmada Türkiye, savaşa katılmama politikasını sürdürdü.</p>
<p><strong> </strong><strong>BU ROTAYI ÖZEL </strong><strong>YAPAN ŞEY NE?</strong></p>
<p>Tarsus ve Adana, Kilikya’nın farklı tarihsel kimliklerini bir araya getiriyor. Tarsus’ta Roma ile Mısır arasındaki ilişkileri, erken Hıristiyanlığı ve Şahmeran gibi halk anlatılarını keşfediyoruz. Adana’da ise Roma mühendisliğinden Ramazanoğulları mimarisine, Osmanlı kent hayatından modern Cumhuriyet tarihine uzanan güçlü bir birikim görüyoruz.</p>
<p>Bu iki kentte geçmiş, müze vitrinlerinden taşarak sokaklarda, köprülerde, ibadet mekânlarında ve çarşılarda yaşamaya devam ediyor.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ad9dbbf63301-1792662463.jpg" alt="" width="1280" height="717" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/kilikyanin-tarih-atlasi-90299</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/9/9/1280x720/kilikianin-tarih-atlasi-1792662885.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kleopatra’nın Tarsus’a gelişinden Taşköprü’nün Roma mirasına, Ramazanoğulları eserlerinden Adana Görüşmesi’ne uzanan bu yolculukta Kilikya’nın binlerce yıllık tarihini keşfediyoruz. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/gelecegin-efsanesi-porsche-mission-s-90296</guid>
            <pubDate>Sat, 24 Oct 2026 06:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> GELECEĞİN EFSANESİ: Porsche Mission S</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tüm markalar elektrikli canavarlar yaratma telaşına düşmüşken Porsche, yeni CEO’su Michael Leiters yönetiminde, <em>‘Sportwagenschmiede ’35’</em> planıyla yeni modeller geliştirmeyi, içten yanmalı motorlara yatırım yapmayı ve kişiselleştirme seçeneklerini artırmayı hedefliyor. Marka, <em>‘Value over Volume’</em> ilkesiyle kendisini daha da yukarı konumlandırmak istiyor. Porsche’de üst segmentin payı yüzde 32’den on yılın sonunda yüzde 47’ye çıkacak, türev çeşitliliği yüzde 20 azalırken model başına hacim yüzde 30’a kadar artacak. Başabaş noktası 200.000 adedin altına çekilecek, orta vadede yüzde 10-15 operasyonel kâr marjı hedeflenecek. Macan’a ICE ve PHEV versiyonlar eklenecek; D segmenti için bir büyük SUV da masada… Model dağılımında 2:1 oranı içten yanmalıdan yana hedeflenecek ve elektrikli 911 fikri de dışlanacak. Kişiselleştirmede Exclusive Manufaktur, Sonderwunsch ve Performance güçlenecek. Marka, yüzde 15 gerilemeye rağmen 35,2 milyar dolarla Chanel ve Louis Vuitton’un önünde, Ferrari’nin yedinci olduğu listede lider...</p>
<p>New York’taki lansmanda gün yüzüne çıkarılan Mission S ise, bu stratejinin ve markanın evrilecek tasarım kimliğinin ilk görünümü. 15 Ekim 2026’da benim de katıldığım tanıtım, 1953’te 550 Spyder’ın fotoğraflarının çekildiği Queens’teki iskelede yapıldı. Bu seçim, markanın ABD ile tarihsel bağını vurguluyor. Leiters’e göre <em>“Bir Porsche ilk bakışta Porsche olarak tanınmalı”</em>; Mission S otantik, tutarlı ve zamansız tasarım ile sürücü-otomobil arasında yoğun bağ sunuyor. Araç, 911’in üzerinde konumlanan orta motorlu supersport platformunun kalıcı ve çok yönlü temsilcisi; yani tek seferlik bir ya da iki adet üretilecek bir hypercar değil.</p>
<p>2023’te de çıplak gözle prömiyerini izlediğim tam elektrikli Mission X’in artık rafa kalktığı anlaşılıyor; bundan sonra yapılacak yeni hypercar ise belirsiz. Porsche tarihindeki beşinci tasarım başkanı <strong>Tobias Sühlmann</strong> ile yaptığım söyleşide, markanın belirli bir ülkeye değil, dünyaya hitap ettiğini söylüyordu; <em>“DNA’dan kopuş mümkün değil!”</em> Ona göre Porsche, İsviçre saati gibi kusursuz mühendislik ve tasarımı birleştiriyor; flyline, torpedo çamurluk ve duruşuyla markayı logo olmadan da tanıtıyor. Form ve işlev her zaman birlikte; her hat ve yüzeydeki gerilim bir sonraki seviyeye taşınıyor. ‘Sportwagenschmiede’yi Weissach’taki mühendislikle zanaatı buluşturan bir atölye olarak gören Sühlmann, müşteri geri bildirimine göre analog-dijital dengesini kuruyor; Leiters’ın <em>‘Tüm araçlarımız birer spor otomobilidir’ </em>sözünü açıklarken farklı gövdeleri farklı olimpik sporculara benzetiyor. Her biri, farklı özelliklerine rağmen aynı sporcu ruhunu taşıyor.</p>
<p>Mission S, fikirden prototipe sekiz aydan kısa sürede tamamlanmış. Şubat 2026’da McLaren’dan transfer edilen Sühlmann’ın ilk işi de buymuş. Fakat zorluk, aracı büyük bir 911 gibi göstermemekmiş… Torpedo çamurluklar, ikonik tavan çizgisi ve genişlik-yükseklik oranı “yüzen hacimler” yaratıyor; çevreleyen ana hat ön-arka ışık imzalarını birleştiriyor. Yuvarlak farlar ve çamurluklar 911’i, ışık grafiklerine karışan dikişler G modelini, düz ön bölüm ise GT1’i hatırlatıyor. Arka kanadın altındaki tavan çizgisi 959’u çağrıştırıyor. Arkadaki car-in-car çözümü de GT1’den izler taşıyor. 917’yi hatırlatan soğutma fanı ve tam entegre aktif arka kanat ise işlevle tasarımı birleştiriyor. Sühlmann’ın favorisi de torpedo çamurluk… Üstten bakınca gövdeye itilmiş kaslı duruş hem güç hem aerodinamik işlev veriyor. Arka alt bölümdeki tekne formu ve “araba içinde araba” hissi, açık arka tekerlek arkalarıyla 917 mirasını ve hafiflik hedefini taşıyor. 928’in analog telefon tuşu jantları hafif yapıya uyarlanmış; önde 21, arkada 22 inç…</p>
<p><strong>ANALOG RUH, </strong><strong>DİJİTAL DOKUNUŞ</strong></p>
<p>Kabin içi ise 550 Spyder ve 356’ya dayanıyor; gösterge tablosu ve kapılardan geçen iki hat ‘aracın derininde oturma’ hissini dış tasarımla bağlıyor. Analog-dijital geçiş, klasik anahtar ve düğmeleri modern ekranlarla birleştiriyor; orta panelde entegre emniyet kemeri tokası ve yeniden konumlandırılmış elektrikli ayarlar motorsporları DNA’sını taşıyor. Beyaz-gri-kırmızı tonlar ve Firn White Metallic, Light Red Metallic, Black Chrome, Special Black klasik Porsche Motorsport renklerini yorumluyor. Direksiyon arkasındaki beş yuvarlak göstergenin ortasında analog ibreli, arkasında ekranlı devir saati var; moda göre hareket edip sürücüye yaklaşıyor, tüpler yan yana veya üst üste açılıp kapanıp konumlanıyor. Solda anahtar tutucusu, it-çek işlevli kontroller ve yeniden yorumlanmış Sport Chrono bulunuyor. Kalıcı merkez ekran yerine MagSafe uyumlu açılır-kapanır akıllı telefon sistemi var; My Porsche App gösterge tasarımlarını dijital seçebiliyorsunuz. Sühlmann, bu açılır-kapanır gösterge fikrinin tamamen sekiz ay önce boş bir kağıt üzerinde başlayan kendi ekiplerinin işi olduğunu söylüyor. Sürüşe odaklanınca yalnızca devir ve hız göstergeleri kalıyor, ihtiyaç duyulmayan diğer göstergeler kayboluyor.</p>
<p>Flat6 olması beklenen motor açıklanmasa da bu prototipte 911’den alınan bir Flat6 vardı. Seri model içten yanmalı veya hibrit olacak, kesinlikle tam elektrikli olmayacak ve dört egzozu da buna işaret ediyor. 8 silindirli boxer tartışılırken; 850HP üzeri ve dört haneli güç olası. 8000 devirde analog devir doğal emişe işaret ediyor. Plug-in hibritte üçe kadar elektrik motoru, 0-100 km/sa üç saniyenin altında ve 300 km/sa üzeri bekleniyor. Leiters motor-şanzımanda kablolu/kablosuz, kavramalı/kavramasız, kabin içinde analog/dijital seçenekler düşünülebileceğini söylüyor.</p>
<p>Seri model 911 platformunun uyarlamasına dayanacak ama ortak parça beklenmiyor; platform tam elektrikliye uygun olabilse de, üst segment elektrikli supersport talebi düşük olduğu için şimdilik planlama yapılmıyor.</p>
<p>Fiyatı ise yaklaşık 500.000 Euro; 271.000 Euro’dan başlayan 992.2 Turbo S’in iki misli gibi…</p>
<p>Mission S’in seri üretimi, 2028 ortasından önce beklenmiyor. Porsche, saf otomobil tutkusunu yansıtan bu heyecan verici modelle şimdiden tüm dünyadan alkış topluyor.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ad9d58ed70a7-1792660878.jpg" alt="" width="1280" height="720" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/gelecegin-efsanesi-porsche-mission-s-90296</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/9/6/1280x720/gelecegin-efsanesi-porsche-mission-s-1792660934.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sportwagenschmiede’35 stratejisinin ilk örneği olan Porsche’nin ortadan motorlu yeni SuperSport serisi, 959, Carrera GT ve 918 Spyder’dan miras aldığı zamansız DNA’yı ve analog ruhu, dijital çağın en ileri teknolojileriyle harmanlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/incelik-ateste-sakli-90272</guid>
            <pubDate>Sat, 24 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İncelik ateşte saklı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Shangri-La Grubu’nun her yıl dünya çapında düzenlediği <em>‘Taste of Shangri-La’</em> gastronomi festivalinin İstanbul ayağı bu yıl üçüncü kez gerçekleştiriliyor. 14 oteldeki 25 imza restoranında eş zamanlı düzenlenen festival kapsamında, ekim ayı boyunca Shang Palace’ta sunulan tadım menüsü Kanton mutfağının lezzet anlayışına odaklanıyor. Buharda pişirilen hamur işlerinden deniz mahsulleri çorbasına, et yemeklerinden osmanthus çiçekli pastaya uzanan seçkiye, Çin çay kültüründen, İpek Yolu’ndan ve geleneksel çay seremonilerinden ilham alan, bu aya özel dört içecek eşlik ediyor. Kanton mutfağına ve tadım menüsüne ilişkin merak ettiklerimizi baş şef <strong>Cheng Lu</strong>’ya sorduk.</p>
<p><strong>Kanton mutfağını tanımlayan ve Çin’in diğer bölgesel mutfaklarından ayıran temel özellikler nelerdir?</strong></p>
<p>Kanton mutfağını diğer bölgesel Çin mutfaklarından ayıran üç temel unsur var: malzemenin tazeliği, lezzetlerin dengesi ve pişirme tekniklerindeki hassasiyet. Sichuan ve Hunan mutfaklarında güçlü baharatlar ve acı tatlar öne çıkarken Kanton mutfağında amaç, malzemenin doğal karakterini korumaktır. Taze deniz ürünleri, mevsim sebzeleri ve kaliteli etler mutfağımızın temelini oluşturur. Buharda pişirme, geleneksel fırınlama ve yüksek ateşte wok kullanımıyla ortaya çıkan ‘wok hei’, malzemelerin farklı dokularını ve aromalarını öne çıkarır. Dim sum geleneği ise Kanton mutfağının ustalık ve incelik gerektiren en önemli unsurlarından biridir.</p>
<p><strong>Kanton mutfağında ‘otantiklik’ sizin için ne ifade ediyor? Bir yemeğin köklerine sadık kalmasını sağlayan ayrıntılar nelerdir?</strong></p>
<p>Otantiklik, geçmişi bire bir tekrar etmek değildir. Bir yemeğin kimliğini belirleyen şey yalnızca malzemeleri değil; pişirme tekniği, lezzet dengesi ve taşıdığı kültürdür. Shang Palace’ta geleneksel Kanton tekniklerini korurken İstanbul’un sunduğu taze ürünlerden de yararlanıyoruz. Benim için yenilik, geleneği gölgede bırakmamalı; onu daha rafine bir biçimde ifade etmeli. Misafirlerimizin tabağa baktıklarında çağdaş bir sunum görmelerini, ilk lokmada ise Kanton mutfağının gerçek karakterini hissetmelerini istiyorum.</p>
<h2><em><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ad9aa72accc6-1792649842.jpg" alt="" width="828" height="1104" /></em></h2>
<h2><em>Lezzet zıtlıklardan doğar</em></h2>
<p><strong> </strong><strong>Taste of Shangri-La için hazırladığınız dört aşamalı tadım menüsünde Kanton mutfağının hangi özelliklerini öne çıkarmak istediniz?</strong></p>
<p>Kanton mutfağının farklı dokularını, pişirme tekniklerini ve lezzet dengelerini bir araya getirdim. Acı-ekşi deniz mahsulleri çorbasıyla başlayan menü, ince ve yarı saydam hamurlu har gow ile tobiko havyarlı siu mai’nin ardından Shang Palace usulü çıtır ördekle devam ediyor. Ananaslı tatlı-ekşi tavukta tatlılık ve asidite arasındaki uyumu, osmanthus çiçekli pastada ise daha hafif ve çiçeksi aromaları öne çıkarıyoruz. İyi bir tadım menüsünde her tabak, bir öncekinden farklı bir duygu uyandırmalı. Misafirlerimizin yalnızca lezzetleri değil, bu lezzetlerin yarattığı karşıtlıkları da hatırlamalarını istiyorum.</p>
<p><strong>Shang Palace’ın imza lezzetlerinden çıtır ördeği Taste of Shangri-La menüsüne dâhil etmenizin özel bir nedeni var mı? Bu yemeğin Kanton mutfağındaki yeri nedir ve siz onu nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p>Kanton mutfağında fırınlanmış etler önemli bir geleneği temsil eder. Çıtır ördeği menüye dâhil etmemin nedeni, bu geleneğin teknik ustalığını ve doku zenginliğini tek bir tabakta gösterebilmek. İdeal bir çıtır ördekte ilk lokmada derinin ince çıtırtısını, hemen ardından etin yumuşaklığını ve doğal suyunu hissetmelisiniz. Bu karşıtlığı yakalamak için sıcaklığın ve pişirme süresinin hassas biçimde kontrol edilmesi gerekir. Benim için bu tabağın başarısı, çıtır deri ile sulu etin aynı lokmada kusursuz bir uyum yakalamasıdır.</p>
<h2><em>Sosun görevi tamamlamak</em></h2>
<p><strong> </strong><strong>Bir et yemeği söz konusu olduğunda sizin için iyi bir pişirme nerede başlar?</strong></p>
<p>İyi bir pişirme, ateşten önce malzemeyi anlamakla başlar. Örneğin ananaslı tatlı-ekşi tavuk, herkesin tanıdığını düşündüğü ancak doğru dengeyi yakalamanın ustalık gerektirdiği bir yemek. Ananasın doğal tatlılığı ve asiditesi, sosun karakterini belirler. Sos, tavuğun lezzetini örtmemeli, onu tamamlamalı. Tatlılık fazla olursa yemek ağırlaşır; ekşilik baskınsa diğer aromalar kaybolur. Doğru denge yakalandığında her lokma bir sonrakini çağırır. Benim için çağdaş gastronomi, tanıdık bir lezzeti gereksiz karmaşıklıktan uzak, daha net ve rafine biçimde sunabilmektir.</p>
<p><strong>İstanbul’da çalışmanın mesleki gelişiminize katkısı ne oldu?</strong></p>
<p>İstanbul’un zengin ürün çeşitliliği ve güçlü yemek kültürü, Kanton mutfağına farklı bir açıdan bakmamı sağlıyor. Türk ve Kanton mutfaklarının teknikleri farklı olsa da her ikisinde de mevsimsellik, kaliteli malzeme ve geleneklere duyulan saygı önemli. Shang Palace’ta bazı misafirlerimiz har gow’u çok iyi tanırken bazıları ilk kez tadıyor. Benim için asıl heyecan, geleneksel Kanton mutfağının karakterinden ödün vermeden hem bu mutfağı bilenleri şaşırtmak hem de yeni keşfedenlere unutamayacakları bir ilk deneyim sunabilmek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/incelik-ateste-sakli-90272</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/7/2/1280x720/incelik-ateste-sakli-1792649883.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Shang Palace’ın baş şefi Cheng Lu, ekime özel tadım menüsünde Kanton mutfağının inceliklerini anlatıyor; lezzetin sırrını malzemede, dengede ve dokuda arıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
