<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/virginienin-sucu-ne-89342</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Virginie’nin suçu ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><span style="font-size: 14pt;">Geçen haftanın moda gündeminde, Paris’te konuşulan Chanel’in geleceği vardı. <strong>Matthieu Blazy</strong>’nin 5 Ekim’de Grand Palais’de sunduğu 2027 ilkbahar/yaz koleksiyonu, modaevinin tanıdık çizgilerini yeniden yorumlayan yaklaşımıyla ilgi gördü. Hareket özgürlüğü sağlayan tüvit takımlar, hafif kumaşlar ve <strong>Gabrielle Chanel</strong>’in hayatına yapılan göndermeler, markanın geçmişinin tasarımcılar için hâlâ zengin bir ilham kaynağı olduğunu gösterdi.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;">Aynı günlerde Chanel’in geçmişinden başka bir ses duyuldu. <strong>Virginie Viard</strong>, 30 Eylül’de Stock tarafından yayımlanan <em>‘Un regard: Une vie chez Chanel’</em> adlı kitabında, otuz yılı aşkın süre çalıştığı modaevindeki hayatına dönüyor. Adı Türkçeye ‘Bir bakış: Chanel’de bir hayat’ olarak çevrilebilecek kitap, atölyelerin ve koleksiyonların hikâyesini, Lagerfeld’le kurduğu yaratıcı ortaklığı ve 2024’teki ani ayrılışını bir araya getiriyor.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">BİR ÖĞLE YEMEĞİNDE BİTEN DÖNEM</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">Viard’ın anlatısındaki kırılma noktası, 5 Haziran 2024’te <strong>Alain Wertheimer</strong>’la yediği öğle yemeği. Le Monde’un kitaptan aktardığına göre Chanel’in sahiplerinden Wertheimer, görüşmede Viard’ın sözleşmesinin sona erdirileceğini bildiriyor. Tatlının ardından imzalanan belge, aynı öğleden sonra ekibe veda ve ertesi gün evine gönderilen kutular… Yıllar içinde kurulmuş bir hayat, birkaç saat içinde dağılıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;">Kitabın yayımlanmasının ardından AFP’ye konuşan Viard, ayrılığına bugün daha fazla mesafeyle bakabiliyor. Yönetim koridorlarında oynanan güç oyunlarına uzak kaldığını kabul ediyor. Kendisini fazla duygusal buluyor; çalışma temposuna kapılıp dış dünyayla arasına mesafe koyduğunu da söylüyor. Bu anlatıda incinmişlik kadar, kendi tercihleriyle hesaplaşma da var.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">KARL’IN YANINDA GEÇEN YILLAR</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">İşin ilginç yanı, başa gelene kadar Viard’ın Chanel evreninde kıymetli bir yere sahip olması… Viard, 1987’de Chanel’de çalışmaya başladı. Lagerfeld’in 1992’de Chloé’ye dönüşünde ona eşlik etti; ardından yeniden Chanel’e geldi. Uzun süre modaevinin yaratıcı stüdyosunu yöneterek tasarımların atölyelerde hayata geçirilmesinde belirleyici bir rol üstlendi. Lagerfeld’in onu hem sağ hem sol kolu olarak tanımlaması, bu ortaklığın kapsamını anlatıyordu.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;">AFP’ye verdiği söyleşide görevini, Karl’ın bütünüyle Karl olabilmesini sağlamak şeklinde tarif ediyor. Lagerfeld farklı işlere yetişirken modaevinin günlük yaratıcı düzenini ayakta tutan kişiydi. Ancak 2019’da onun ölümünün ardından yönetimi devralınca, kendisi için benzer bir ortaklık kuramadı. Bugün önemli hatalarından birini, yanında düşüncelerini paylaşabileceği bir çalışma arkadaşı bulamamak olarak görüyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;">Kitap, Lagerfeld’e duyulan hayranlığın yanında ilişkinin yıpratıcı taraflarını da açıyor. Viard’ın ona hitaben yazdığı uzun mektup, minnetle kırgınlığı aynı yerde buluşturuyor. Kendini en iyi anlayan kişinin aynı zamanda gölgesinden çıkmakta zorlandığı kişi olması, anlatının en kişisel çatışması.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">ÜÇÜNCÜ İSİM NASIL PARANTEZ OLDU?</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">Gabrielle Chanel ve Karl Lagerfeld’in ardından Viard, modaevinin üçüncü büyük yaratıcı yönetim dönemini temsil ediyordu. Beş yıl boyunca koleksiyonlara yön verdi. Bu nedenle kendi döneminin markanın tarihinde nasıl hatırlanacağı, onun için mesleki bir ayrıntının çok ötesinde.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><strong>Vanity Fair</strong>’in aktardığına göre Viard, Chanel tarihini Gabrielle, Karl ve Blazy üzerinden anlatan bir yazıda kendi yönetiminin “ara” olarak nitelenmesine takılıyor. Kullanılan sözcük, iki önemli olay arasında seyircinin salondan çıktığı zamanı çağrıştırıyor. Kendisinin beş yıllık emeğinin böyle bir paranteze alınması, kitabındaki tanınma arzusunu açıklıyor.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">RAKAMLAR NE SÖYLÜYOR?</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">Viard’ın dönemini ticari başarısızlıkla açıklamak kolay değil. Chanel, 2023’te sabit kur ve karşılaştırılabilir yapı üzerinden yüzde 16 büyüyerek 19,7 milyar dolar gelir elde etti. Faaliyet kârı yaklaşık 6,4 milyar dolara ulaştı.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;">Üstelik başarı yalnızca grubun toplam cirosunda görünmüyordu. Chanel yönetiminin 2024’te açıkladığı verilere göre, Viard’ın göreve gelmesinden sonraki dönemde hazır giyim satışları 2,5 katına çıktı. Bu kategoride yalnızca 2023’te yüzde 23 büyüme kaydedildi.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;">Yine de toplam ciroyu tek bir tasarımcının başarısı olarak okumak yanıltıcı olur. Parfüm, kozmetik, mücevher ve saatler de bu rakama dâhil. Büyümede fiyat artışlarının da payı var: Finans Direktörü Philippe Blondiaux, 2023’teki yüzde 16’lık artışın yaklaşık dokuz puanını fiyatlara, yedi puanını satış hacmine bağlıyordu.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;">2024’te ise gelir, sabit kur üzerinden yüzde 4,3 azalarak 18,7 milyar dolara düştü; faaliyet kârı yüzde 30 geriledi. Ancak bunlar Viard’ın haziranda ayrıldığı yılın tamamına ait sonuçlar. Chanel ayrıca zorlaşan ekonomik koşulların satışları, yükselen yatırımların da kârlılığı etkilediğini açıkladı. Dolayısıyla bu tablo, ayrılışının gerekçesini tek başına ortaya koymuyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;">Viard’ın tasarımları risksiz bulunmuş, özellikle son Marsilya defilesi eleştirilmişti. Ticari karşılıkla yaratıcı itibarın her zaman örtüşmediği açık. Kitabın açtığı tartışma da burada değer kazanıyor: Bir tasarımcının koleksiyonlarını eleştirmek mümkün; yıllarca üstlendiği işi modaevinin hafızasında birkaç satıra indirmek ise ayrıca sorgulanmayı hak ediyor. Blazy’nin başarısı, Viard’ın dönemini yeniden değerlendirmek için bir vesile olabilir. Onu silmek için gerekçe olması gerekmiyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ac7abd75e542-1791470551.jpg" alt="" width="200" height="299" /></span></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/virginienin-sucu-ne-89342</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/4/2/1280x720/virginienin-sucu-ne-1791470540.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Matthieu Blazy’nin Paris Moda Haftası’ndaki Chanel koleksiyonu alkışlanırken, selefi Virginie Viard yeni kitabında ani ayrılışını ve modaevinde görünmez kalan emeğini anlatıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sonbaharda-stilin-bes-yonu-89340</guid>
            <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sonbaharda stilin beş yönü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><span style="font-size: 14pt;">Sonbaharın erkek gardırobunda özel bir yeri var. Yazın hafifliği geride kalırken ceketler, trikolar, deri ve yün parçalar, iyi kesilmiş pantolonlar yeniden öne çıkıyor; giyinmek bir anda daha katmanlı ve daha eğlenceli hâle geliyor. 2026 sonbahar/kış koleksiyonlarına baktığımızda ise sezonun tek bir erkek silüeti tarif etmediğini görüyoruz. Klasik terzilikten dikkat çekici dış giyim parçalarına, kadifeden beklenmedik renklere uzanan daha özgür bir yaklaşım söz konusu. Zengin dokular, yeniden yorumlanan kolej stili ve iddialı ceketler, sezonun erkek gardırobuna karakter kazandırıyor.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">1. TAKIMIN RAHAT HÂLI</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">Takım elbisenin geri döndüğünü söylemek artık yeterli değil; çünkü aslında hiç gitmedi. Değişen şey, onu nasıl giydiğimiz. 2026 sonbaharında terzilik daha rahat, daha kişisel ve geçmiş dönemlerin karizmatik erkek stiline göz kırpan bir anlayışla karşımıza çıkıyor. Belirgin ama abartısız omuzlar, yüksek belli pantolonlar, kruvaze ceketler ve daha akışkan kumaşlar, klasik takım elbiseyi kurumsal görünümünden uzaklaştırıyor. Burada sevdiğimiz şey, takım elbisenin artık yalnızca beyaz gömlek ve kravatla düşünülmemesi. İnce bir triko, polo yakalı bir üst, hatta kaliteli bir tişörtle bile giyilebilir. Pantolonlarda daha geniş kesimler, ceketlerde yumuşak omuzlar ve rahat oranlar görünümü bugüne taşıyor. Takım elbise, kalıpları biraz gevşeyerek gündelik hayata yeniden karışıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Antrasit, rahat kesimli takım elbise, bordo ince triko, koyu kahverengi deri loafer ve deri kayışlı klasik bir saat.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">2. CEKET SAHNEDE</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">Sonbaharda iyi bir ceketin bütün kombini değiştirdiğini biliyoruz ama bu sezon dış giyim, gösterinin merkezine yerleşiyor. Çok cepli arazi ceketleri, dik yakalı ceketler, uzun yün kabanlar, bomber ceketler ve dikkat çekici dokular özellikle öne çıkıyor. Klasik nötrlerin yanına kırmızı, yeşil ve kobalt mavisi gibi güçlü renklerin gelmesi ise ceketi yalnızca soğuktan koruyan bir parça olmaktan çıkarıp kombinin asıl oyuncusuna dönüştürüyor. Son birkaç yılın ölçülü, sade ve nötr erkek stilinden sonra dış giyimin yeniden biraz kişilik göstermesi, açıkçası iyi geliyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Dokulu kahverengi arazi ceketi, ekru triko, koyu mavi jean ve kalın tabanlı siyah deri bot.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">3. DOKU MESELESI</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">2026 sonbaharının belki de en çekici tarafı, dokular. Erkek gardırobu uzun süredir kaşmir, süet ve kaliteli yünlerle ilişkisini güçlendiriyordu; şimdi bunlara kadife, fitilli kadife, jakar ve daha dekoratif yüzeyler de katılıyor. Özellikle kadife takım elbise ve ceketlerin yeniden görünür hâle gelmesi, gece giyiminin sınırlarını da değiştiriyor. Eskiden özel davetlere saklanan kumaşlar artık daha gündelik parçalarla yan yana gelebiliyor. Elbette tepeden tırnağa kadife giymek zorunda değiliz. Çikolata kahvesi kadife bir ceket, lacivert veya siyah pantolonla yeterince etkili olabilir. Aynı şekilde süet bir bomber ceket, dokulu bir triko veya fitilli kadife pantolon da bu eğilimi günlük hayata taşımanın daha sade yolları. Sonbahar zaten biraz da dokuların mevsimi değil mi? Üstelik farklı yüzeyleri aynı görünümde buluşturmak, sade renklerle hazırlanmış bir kombini bile çok daha zengin gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Koyu kahverengi kadife blazer, krem rengi triko polo, siyah geniş kesimli pantolon ve bordo deri loafer.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">4. KOLEJ STİLİNİN DÖNÜŞÜ</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">Oxford gömlekler, V yakalı trikolar, kravatlar, kolej ceketleri ve klasik pantolonlar… Tanıdık parçalar ama bu kez ortaya çıkan görünüm o kadar da “uslu çocuk” havasında değil. 2026 sonbaharında preppy olarak bilinen kolej stili, geleneksel çizgisinden uzaklaşıp daha rahat, sportif, hatta zaman zaman biraz dağınık bir karakter kazanıyor. Blazer ceketin altına sweatshirt, Oxford gömleğin üzerine sportif bir ceket ya da klasik pantolonun yanına daha gündelik ayakkabılar gelebiliyor. Çizgili Oxford gömleğin üzerine V yakalı triko giyin ama altına kusursuz ütülü chino pantolon yerine bol bir yün pantolon ekleyin. Kravat takıyorsanız daha rahat kesimli bir ceket tercih edin. Bir parçanın klasik, diğerinin beklenmedik olması, görünümü çok daha güncel hâle getiriyor. Sonuç, kolej stilinin nostaljisini taşıyan ama şehir hayatına çok daha doğal biçimde karışan bir erkek silüeti.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><strong><em>Sezon kombini: </em></strong>Açık mavi Oxford gömlek, bordo V yakalı triko, gri pileli pantolon, ince kravat ve kahverengi süet loafer.</span></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">5. RENGE YER AÇIN</span></h2>
<p><span style="font-size: 14pt;">Son yıllarda erkek gardırobunu bej, gri, lacivert ve siyahın güvenli alanına fazlasıyla yerleştirdik. 2026 sonbaharı ise bu sakin paleti tamamen terk etmeden ona biraz enerji katıyor. Pembe, kırmızı, bordo, hardal sarısı, kobalt mavisi ve canlı yeşiller, sezonun klasik kahverengi, antrasit ve siyahları arasında kendine yer açıyor. Renk artık yalnızca küçük bir aksesuar detayı değil; bazen bütün görünümü belirleyen ana parça. Anahtar kelime ise denge. Baştan aşağı renkli giyinmek yerine tek bir güçlü parça seçmek, çok daha etkili olabilir. Bordo bir kaban, kırmızı bir triko veya kobalt mavisi bir ceket, gri ve kahverengi gibi sonbahar klasiklerinin arasında çok daha sofistike görünebilir. Özellikle kahverengiyle parlak renklerin birlikteliği, sezonun en kolay uygulanabilecek stil oyunlarından biri.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Kobalt mavisi triko, kömür grisi yün pantolon ve kahverengi deri ayakkabı.</span></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sonbaharda-stilin-bes-yonu-89340</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/4/0/1280x720/sonbaharda-stilin-bes-yonu-1791470305.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rahat takımlar, iddialı ceketler, zengin dokular, kolej stili ve canlı renkler: 2026 sonbaharında erkek gardırobunu şekillendiren beş trendi kombin önerileriyle inceliyoruz. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/buz-ve-atesin-kalbinde-89338</guid>
            <pubDate>Sun, 11 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Buz ve ateşin kalbinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İzlanda’ya geldiğinizde önce ülkenin jeolojisine şaşırıyorsunuz: Kuzey Amerika ile Avrasya levhalarının Orta Atlantik Sırtı’nda birbirinden ayrıldığı, buzullarla volkanların yan yana geldiği bir coğrafya burası. Vatnajökull’un eriyen damarları dereleri beslerken, ortalama üç yılda bir kendini yeniden hatırlatan magma hareketleri zemini bazalt, kül ve çakıla dönüştürmüş. Bu topraklarda yol almak, Huldufólk’un taşlara sinen hikâyeleri, Reynisfjara’daki sütunlarında donmuş trollerin gölgesi ve kış gecelerinde manyetosferin yeşil kıvılcımları arasından geçmek gibi…</p>
<p>Iceland Highlands’e doğru lav akıntılarının soğumasıyla oluşmuş kızıl, siyah ve koyu yeşil sert andezit kayaçlar, tüf ve kükürtlü zeminlerde ilerlerken, Land Cruiser Prado’nun dayanıklı ve güvenilir mühendisliğini de ciddi bir sınava sokuyorduk.</p>
<p>Tam 75 yıl önce Fujiyama’nın yukarı istasyonuna tırmanan Toyota BJ’nin mirasını taşıyan bu karakterin temelinde, “her yere gidip sağ salim dönmek” fikri yatıyor. “Genchi genbutsu” disipliniyle gerçek arazi koşullarında yapılan testler, bugüne kadar bir milyon kilometrenin üzerine çıkan dayanıklılık denemeleriyle bu anlayışı daha da ileriye taşıyor.</p>
<p>Günümüzde ise bu miras, Land Cruiser 300’den uyarlanan GA-F platformunda şasi rijitliğini yüzde 50, gövde-şasi birleşimini yüzde 30 artıran bir omurgaya dönüşmüş. 4.925 mm uzunluk, 1.980 mm genişlik, 1.935 mm yükseklik ve 2.850 mm aks mesafesiyle Prado, devasa buzulların yanında derin yarıklarla parçalanmış platoların dar geçit patikalarına göre hesaplanmış bir kütle gibi davranıyor; LC40 ve LC70’ten ödün alınan keskin köşeler, yükseltilmiş kaput uçları, dik A sütunu ve alçaltılmış yan hat, etrafındaki kaya ve nehir coğrafyasını okumayı kolaylaştırıyor.</p>
<p>Sıralı 4 silindirli, DOHC 16 supaplı, Common-Rail direkt enjeksiyonlu 2.755 cc D-4D dizel; 48V 4,3 Ah Li-ion mild hybrid desteğiyle 3.000-3.400 1/min’de 151 kW 205 HP ve 1.600-2.800 1/min aralığında 500 Nm üretiyor. 8 ileri otomatik şanzıman ve sürekli 4x4 aktarma, vadi tabanından volkanik sırtlara çıkarken torkunu yol tutuşa eksiksiz veriyor. 12,3 saniyelik 0-100 km/h hızlanması, 170 km/h son hızı ve 75-67 dB gürültüsüzlüğünün haricinde asıl önemli olan, 2,5 tonluk yürür ağırlığın 3,1 tonluk azami yüklü ağırlığa ulaştığında bile 241 mm yerden yüksekliğini koruması… 32 derece yaklaşma, 22 derece uzaklaşma, 25 derece karın, 42 derece tırmanma ve 44 derece yanal eğim açıları da değişmiyor. 700 mm’lik su geçiş derinliği ise İzlanda’daki buzul kaynaklı derelerde, özellikle Jökulhlaup sonrası değişen yataklarda, “acaba” duygusunu yönetilebilir bir riske çeviriyor.</p>
<p>Önde bağımsız çift salıncak, arkada 4 kollu rijit aks ve Stabilizatör Bağlantı Kesme Mekanizması, hem gevşek kül zeminde hem de ıslak bazalt blokta dengeliyor. SDM devreye girdiğinde akslar birbirinden bağımsızlaşarak tekerleklerin kayalıklardaki profiline uyum sağlıyor; daha önce ise stabilizatörler gövdeyi toparlayıp şehirli premium SUV kimliğini geri getiriyor. 18 ve 17 inç havalandırmalı diskler, uzun inişlerde fade’e karşı güven verirken; A-TRC, hıza duyarlı EPS, S-VSC, ABS/EBD/BA, HAC, BH, EBS, ikinci çarpışma freni ve lastik basınç uyarısı, aracın fizik kurallarını sürücünün reflekslerinden önce okuyor.</p>
<p><strong>ZEMİNİN DİLİNE UYUM</strong></p>
<p>Multi-Terrain Select, kum, çakıl, kar, balçık ve kaya modlarıyla direksiyon, tahrik ve fren karakterini zeminin diline göre ayarlarken; Crawl Control, dik ve kaygan rampalarda motor torku ile fren basıncını üstlenip sürücüyü yalnızca direksiyona odaklıyor. Eğim İniş Destek Kontrolü, ıslak volkanik tüf yüzeylerinde sabit bir ritim yaratıyor. Merkezi diferansiyeldeki TorSen sınırlı kaymalı kilit ve tork sensörlü arka diferansiyel kilidi, çapraz aks durumunda tekerleklerden biri havada kaldığında bile çekişin boşluğa kaçmasını önlüyor. Çoklu Arazi Monitörü ise yüksek çözünürlüklü kameralarla aracın altını, arka tekerleklerin konumunu ve dört farklı açıyı ekrana taşıyor; dar bir lav tünelinde ya da nehir yatağındaki gizli kayanın üzerindeyken, “görünmeyen tehlike” kavramını ekranın içine hapsediyor.</p>
<p>Highlands’ten dönüşte kabin, dışarıdaki jeolojik şiddetin tam tersine yumuşak bir sığınak sunuyor. Shift by Wire elektronik vites, elektrikli park freni ve akıllı çalıştırma sistemi, arkada 12V çıkış, 120V bagaj prizi ve 573 litrelik bagaj hacmi, tavana kadar ölçüldüğünde 954 litreye çıkıyor. Koltuklar yatınca 1.895 litreye çıkan yükleme hacmi, hafta sonu kaşifinin çanta, drone, kurtarma ekipmanı ve termos mantığını destekliyor. Premium yumuşak deri döşeme ve kapı panelleri, titanyum detaylar, dijital kameralı ayna, ışığın düştüğü sürüşlerde bile kabinin dinginliğini koruyor.</p>
<p>12,3 inçlik multimedya ekranı ve dijital gösterge paneli, ön camdaki head-up display ile birleşince navigasyon, açı ve sürüş verileri de gözü yormuyor; sesli komut, 14 hoparlörlü JBL audio, uzun menzillerde bile dijital konforu kesintiye uğratmıyor. Çift bölgeli otomatik klima, arkada da otomatik klima, İzlanda’nın değişken mikro iklimlerinde cam buğusunu ve nemli soğuğu hızla yönetirken; ısıtmalı/soğutmalı ön ve arka koltuklar ve 4 yönlü yolcu koltuğu, uzun rampaların yorgunluğunu unutturuyor.</p>
<p>Adaptif uzun hüzmeli premium LED farlar, far yıkama sistemi, otomatik far yükseklik ayarı, köpekbalığı yüzgeci anteni, parlak siyah arka tavan spoyleriyle 250 VX Prado, otoriter duruşunu Highlands’in renk paletine taşıyor.</p>
<p>Günlük riskleri kapsamlı biçimde gözeten Toyota Safety Sense 3, normal trafikte güvenliği desteklerken, ekstrem arazide bu güven hissi; sivri kayalıklardan önünüzde yığılan nehir dalgalarına, çamurlu zeminde ise arazi sürüşünü kolaylaştıran sistemlere kadar genişliyor.</p>
<p>Unutulmayacak heyecanlar ve manzaralarla dolu bu inanılmaz sürüşte 250 VX Prado’yu tek cümleyle tarif etmek gerekirse; İzlanda’nın sürprizlerle dolu zeminini öngören, adeta jeolojiyle sözleşme imzalamış bir araç. Menzil ve emisyon sorumluluğunu aynı cümleye koyan, Euro 6 EB normuyla geçtiği doğaya da iz bırakmayan bu iri Toyota’nın neden Antartika’dan Afrika’ya kaşiflerin çevre dengesine saygılı, sağlam ve engelleri uğraştırmadan aşan aracı olduğunu, Highlands’in nemli taş ve toprak kokusuyla yeniden hatırladık. Sıcak kabininin içinde en güvenilir yol tutuş ve geçişleri başaran gerçek Off-Roader kabiliyetleriyle yaşattığı keyif, eğlence ve sorunsuzluk; sağlamlık ve dayanıklılıkla birleşiyordu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/buz-ve-atesin-kalbinde-89338</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/3/8/1280x720/buz-ve-atesin-kalbinde-1791470151.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzlanda’nın aşırı sert ve öngörülemez Highlands coğrafyasında doğanın sınırlarını okuyan, sürücünün cesaretine mühendisliğiyle eşlik eden gerçek bir macera ortağı: Toyota Land Cruiser 250 VX… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/guc-buyurken-insan-yalnizlasir-89336</guid>
            <pubDate>Sun, 11 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güç büyürken insan yalnızlaşır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin 45. sanat sezonunu açan ‘IV. Murat’ı sahneye taşırken, rejinizin temel fikrini ne oluşturdu?</strong></p>
<p>Benim için eserin merkezinde, iktidarını kurmaya çalışırken giderek kendi duygularından uzaklaşan bir insan var. Murat’ın otoritesi güçlendikçe çevresiyle ilişkisinin nasıl değiştiğine odaklanıyorum. Beni en çok etkileyen çatışma, güçlü görünme zorunluluğuyla insani korkuları arasında yaşanıyor. Bu gerilimi bedenin daralmasında, insanlar arasındaki mesafenin büyümesinde ve sessizliğin baskısında arıyorum. Seyircinin, kararlarının arkasındaki insanı da görebilmesini önemsiyorum.</p>
<p><strong>Genç yaşta tahta çıkan IV. Murat’ın dönüşümünde neyi öne çıkardınız?</strong></p>
<p>Murat’ın dönüşümünde, kendini kanıtlama ihtiyacının zamanla bütün ilişkilerine hâkim olmasını öne çıkarıyorum. Başlangıçtaki güvensizliği, giderek çevresini denetleme isteğine dönüşüyor. Oyunculukta bu değişimi bakışın süresi, bedenin duruşu ve karşısındakini dinleme biçimi üzerinden göstermek mümkün. İktidar arttıkça insanın rahatlayacağı varsayılır; oysa Murat’ın gerilimi de artıyor. Gücü korumak için sürekli tetikte oluşunu görünür kılmak istiyorum.</p>
<p><strong>Tarihsel bir kişiliği sahneye taşırken seyircinin yerleşik yargılarıyla da karşılaşıyorsunuz. IV. Murat’ın hangi yönünü görünür kılmak istediniz?</strong></p>
<p>Murat’a yaklaşırken kararlarının sonuçlarıyla birlikte, o kararları veren insanı anlamaya çalışıyorum. Genç yaşta büyük bir sorumluluk üstlenmesi, çevresine duyduğu güvensizlik ve yakınlık kurmakta yaşadığı güçlük karakteri derinleştiriyor. Seyircinin onunla aynı fikirde olması gerekmiyor. Ama korkusunu, incinebilirliğini ve yalnızlığını hissederse tarih kitaplarından tanıdığı kişiye daha yakından bakabilir. Benim ilgimi çeken, hükümdarın kamusal yüzüyle iç çatışmaları arasındaki mesafe.</p>
<ol>
<li><strong> Murat ile Kösem Sultan’ın ilişkisinde annelik ve iktidar mücadelesi iç içe geçiyor. Duygusal bağlarıyla siyasal hesapları arasındaki dengeyi nasıl ele aldınız?</strong></li>
</ol>
<p>Bu ilişkide annelikle iktidarı birbirinden ayırmak kolay değil. Kösem’in oğlunu koruma isteği, onun üzerinde söz sahibi olma arzusuyla iç içe geçiyor. Murat ise bağımsızlığını kazanmaya çalışırken annesiyle bağını yeniden tanımlıyor. Karşılaşmalarındaki gerilim tam burada doğuyor: Birbirlerini çok iyi tanıyorlar ve en derinden yaralayabilecek kişiler de onlar. Bir annenin sözüyle bir iktidar sahibinin buyruğu bazen aynı cümlede duyulabiliyor.</p>
<p><strong>Okan Demiriş’in müziğiyle A. Turan Oflazoğlu’nun metni arasında sizi özellikle etkileyen bir buluşma anı var mı?</strong></p>
<p>Beni özellikle etkileyen, karakter sözleriyle kendini güçlü göstermeye çalışırken müziğin onun içindeki gerilimi duyurabilmesi. Böyle anlarda sahne hareketini çoğaltmak yerine müziğin açtığı duygusal alanı dinlemek gerekiyor. Bir bakışın uzaması ya da bir yaklaşmanın yarım kalması, bazen uzun bir eylemden daha fazla şey anlatabilir. Metinle müziğin ilişkisi, karakterin söylediklerinin ötesini görmemizi sağlıyor. Rejide aradığım da bu duygunun sahnedeki insan ilişkilerinde hissedilmesi.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ac7a99eed109-1791469982.jpg" alt="" width="399" height="399" /></p>
<p><strong>Saraydaki güç ilişkilerini mekân, ışık ve oyuncuların konumları üzerinden nasıl anlatıyorsunuz?</strong></p>
<p>Güç ilişkileri, insanların birbirine ne kadar yaklaşabildiğinde, kimin beklediğinde ve kimin başkasını beklettiğinde görünür oluyor. Sahne düzenini bu ilişkileri anlaşılır kılacak biçimde kuruyorum. Murat’ın artan otoritesi, çevresindekilerin davranışlarına ve aralarındaki mesafeye yansımalı. Işığın da bu mesafeleri hissettirmesini önemsiyorum. Gücün görsel karşılığını yalnızca merkezde durmakta aramıyorum. İnsanın çevresindeki alan genişlerken duygusal olarak yalnızlaşması, daha güçlü bir anlatım imkânı veriyor.</p>
<p><strong>Orkestra şefi Tolga Taviş’le çalışırken müziğin temposuyla sahne hareketinin ritmini nasıl buluşturdunuz?</strong></p>
<p>Opera rejisinde müziğin nefesini duymak temel bir ihtiyaç. Şefle sahne arasındaki ilişkiye de bu ortak dikkat üzerinden bakıyorum. Hareketin müzikle ilişkisi, her vuruşta bir eylem yapmak anlamına gelmiyor; bazen beklemek gerilimi daha güçlü taşıyor. Üç perdelik yapıda ilişkilerin değiştiği eşiklere odaklanıyorum: Bir kararın alındığı, güvenin kırıldığı ya da bir karakterin geri dönüşü zor bir adım attığı anlara. Seyircinin bu değişimleri izleyebilmesi, dramatik süreklilik açısından hareketin yoğunluğundan daha belirleyici.</p>
<p><strong>İktidarın yalnızlığını ve saraydaki baskıyı anlatırken kalabalık sahnelerle bireysel anlar arasında nasıl bir denge kurdunuz?</strong></p>
<p>Kalabalığın varlığı, bir insanın yalnızlığını daha görünür hâle getirebilir. Murat’ın çevresinde çok sayıda insan bulunması, yakınlık kurabildiği anlamına gelmiyor. Koroyu, sarayın toplu davranışını ve baskısını taşıyan bir dramatik unsur olarak düşünüyorum. Topluluğun neye tepki verdiği, nerede sustuğu ve nasıl beklediği bireysel karakterleri de etkiliyor. Kalabalık sahnelerle mahrem anlar arasındaki geçişte seyircinin hem düzenin ağırlığını hem de o düzen içinde yaşayan kişinin duygusunu hissetmesini istiyorum.</p>
<p><strong>‘IV. Murat’ın bugünün seyircisine yönelttiği en güçlü soru sizce ne?</strong></p>
<p>Bence eserin bugüne yönelttiği en güçlü soru şu: İnsan, gücünü korumaya çalışırken kendinden ve yakınlarından ne kadar uzaklaşabilir? Bu sorunun yalnızca hükümdarlarla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Ailede, işte ve gündelik ilişkilerimizde de söz sahibi olmakla karşımızdakini dinlemek arasında bir denge arıyoruz. Seyircinin Murat’ın kararlarını düşünürken kendi ilişkilerine de bakmasını isterim. Salondan çıkarken aklında, bir insanın başkaları üzerinde kurduğu denetimin kendi hayatını nasıl daraltabildiği kalsın.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/guc-buyurken-insan-yalnizlasir-89336</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/3/6/1280x720/guc-buyurken-insan-yalnizlasir-1791470001.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk operasına damga vuran Devlet Sanatçısı Okan Demiriş’in ‘IV. Murat’ı, İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin 45. sanat sezonunu açtı. Bu önemli eserin rejisörü Haldun Özörten ile iktidarın insanı nasıl değiştirdiğini ve sarayın kalabalığında büyüyen yalnızlığı konuştuk. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/gelecege-esit-bir-baslangic-89333</guid>
            <pubDate>Sun, 11 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geleceğe eşit bir başlangıç</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir kız çocuğunun geleceğini yalnızca kendi hayalleri değil, ona sunulan imkânlar da belirler. Okula gidebilmek, güvende büyümek, düşüncesini özgürce ifade edebilmek ve kendisine çizilen sınırları aşabilmek… Tüm bunlar çocukluktan yetişkinliğe uzanan hayatın en temel hakları aslında. Üstelik, bu haklara erişebilen her kız çocuğu, kendi geleceğini kurarken bir yandan da toplumun geleceğine yeni bir yol açar. Tam da bu nedenle kız çocuklarının karşılaştığı eşitsizlikleri görünür kılmak, fırsatlara erişimlerini desteklemek ve haklarını korumak büyük önem taşıyor.</p>
<p>11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’nün UNICEF tarafından açıklanan 2026 teması, çocuk yaşta evlilikleri sona erdirmek ve kızların haklarına yatırım yapmak. Bu çağrının temelinde kızların okulda kalması, güvenli bir ortamda büyümesi ve kendi geleceklerini belirleyen kararlara katılabilmesi var. Türkiye’de yakın dönemde yürütülen çalışmalar, bu hedefleri farklı yöntemlerle ele alıyor.</p>
<p><strong>TEKNOLOJİYE AÇILAN KAPI</strong></p>
<p>SistersLab–Bilim ve Teknolojide Kadın Derneği’nin Sabancı Vakfı desteğiyle yürüttüğü ‘Dijital Kızlar’, 13–18 yaşındaki kız çocuklarına yönelik bir eğitim projesi. Bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarına yönelimi artırmayı amaçlayan çalışma, teknik becerilerle sosyal becerileri aynı programda buluşturuyor. Kadın rol modellerle temas ve akranlarla bağ kurma da projenin yaklaşımında yer alıyor.</p>
<p>1 Temmuz 2025–15 Temmuz 2026 dönemi için açıklanan programda, 49 farklı başlıkta çevrim içi eğitim ve bir yüz yüze STEM eğitimiyle toplam 1.530 kız çocuğuna ulaşılması hedeflendi. Afet bölgelerinde, kırsal alanlarda ve okul terk oranının yüksek olduğu illerde yaşayan kızlara öncelik verildi. Projenin odağında dijital becerilerin yanında, kızların eğitimlerini sürdürme motivasyonunu ve bilim alanlarında kendilerine duydukları güveni desteklemek bulunuyor.</p>
<p><strong>HAREKETLE GÜÇLENMEK</strong></p>
<p>BoMoVu–Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği’nin ‘Kız Çocukları İçin Özgür Adımlar’ projesi ise hareket, dans ve psikolojik öz savunma çalışmalarını bir araya getiriyor. Sabancı Vakfı’nın desteğiyle 1 Aralık 2025–31 Mayıs 2026 arasında yürütülen proje, farklı sosyoekonomik ve kültürel koşullarda yaşayan kız çocuklarının bu çalışmalara erişimini artırmayı amaçladı.</p>
<p>Kadıköy Belediyesi Sosyal Hizmet Birimi ile kurulan iş birliği kapsamında Kuşdili Eğitim Merkezi’nde 10–14 yaşındaki kız çocuklarıyla çalışmalar yapıldı. Proje, kızların güçlenmesine beden hareketi üzerinden yaklaşıyor. Dans ve psikolojik öz savunmayı aynı çerçevede ele alması, destek programlarının okul ve meslek hedeflerinin yanı sıra kızların kendileriyle kurdukları ilişkiye de odaklanabileceğini gösteriyor.</p>
<p><strong>YAŞAM BECERİLERİNE YATIRIM</strong></p>
<p>UNICEF Türkiye Milli Komitesi’nin ‘Kız Çocukları Geleceğe Hazırlanıyor’ projesinde ise ergenlik çağındaki kızlara altı haftalık yapılandırılmış eğitimlerle destek verilmesi amaçlanıyor. Program, bilgi ve yaşam becerilerinin geliştirilmesini, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda bilinç kazanılmasını ve toplumsal yaşama daha aktif katılımı hedefliyor.</p>
<p>Proje için açılan güncel bağış kampanyalarından biri, 18 Ekim’deki Kapadokya koşusuyla bağlantılı. 21 Eylül–2 Kasım 2026 tarihlerini kapsayan kampanya, kızların eğitim programına katılımı için kaynak oluşturmayı amaçlıyor.</p>
<p><strong>ONLARIN GELİŞTİRDİĞİ ÇÖZÜMLER</strong></p>
<p>Aydın Doğan Vakfı da 8 Ekim’de İstanbul’da düzenlediği Dünya Kız Çocukları Günü Konferansı ile kızların güçlenmesini ve toplumsal yaşama katılımını gündeme taşıdı. ‘Güçlü Kızlar, Güçlü Yarınlar’ temasıyla düzenlenen buluşmada, gençlerin geliştirdiği sosyal sorumluluk projeleri sivil toplum kuruluşlarının deneyimleriyle bir araya geldi.</p>
<p>‘Yarını Değiştirmek’ panelinde ‘Bi’ Ablama Sorayım’, ‘Hayal Et, Kur, Yönet’, ‘Bilimin Kızları’, ‘Sağlıkta Tabulara Yolculuk’, ‘Mor Rehber’ ve ‘Kadın ve Çocuk Hakları’ projeleri ele alındı. ‘Etkiyi Birlikte Büyütmek’ panelinde ise Eskişehir Toplum ve Sanat Derneği, Konuşmamız Gerek Derneği, Kodluyoruz ve Malatya YADER temsilcileri yer aldı. İyi örnekler sergisi, proje sohbetleri ve atölyelerle zenginleşen program, kız çocuklarının yalnızca desteklenen değil, kendi çözümlerini geliştiren ve toplumsal değişime katkı sunan aktörler olarak ele alınmasına da alan açtı.</p>
<p><strong>AYNI KOŞULLARDA VAR OLMAK</strong></p>
<p>Mercedes-Benz Türk ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) iş birliğiyle 2004 yılında hayata geçirilen ‘Her Kızımız Bir Yıldız’ projesi, kız öğrencilerin eğitim hayatına devam etmelerine destek oluyor. Lise ve üniversitede eğitim gören öğrencilere burs sağlayan program; kişisel ve mesleki gelişim eğitimleri, bilişim teknolojileri ve kodlama çalışmaları, kültürel etkinlikler ve mentorlukla destekleniyor. Eğitimini tamamlayan bursiyerlere Mercedes-Benz Türk bünyesinde istihdam olanağı da sunuluyor. Böylece proje, eğitime erişimin yanı sıra kız öğrencilerin mesleki gelişimlerine ve iş hayatına geçişlerine de uzanan bir destek modeli oluşturuyor.</p>
<p><strong>MESLEKLERİN CİNSİYETİ OLUR MU?</strong></p>
<p>2015 yılında Limak Vakfı ile T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş birliğinde hayata geçirilen ‘Türkiye’nin Mühendis Kızları’ projesi ise kız öğrencilerin mühendislik ve STEM alanlarında eğitim almasını ve iş hayatında daha fazla yer bulmasını destekliyor. Üniversitelerde mühendislik eğitimi alan öğrencilere burs, mentorluk, mesleki ve kişisel gelişim eğitimleri, İngilizce, staj ve kariyer desteği sağlanıyor. Lise programında ise öğrenciler, öğretmenler ve velilere yönelik farkındalık çalışmalarıyla mühendisliğin yalnızca erkeklere özgü bir meslek olmadığına dikkat çekiliyor. Program kapsamında bugüne kadar 1.546 öğrenciye burs, 281 mezuna istihdam ve 135 öğrenciye staj desteği sağlandı. Üçüncü fazı 2026’da başlayan proje, Eşitlik Mührü Programı ile şirketlerde fırsat eşitliğine yönelik çalışmaları da kapsıyor.</p>
<p>Farklı alanlara odaklanan bu çalışmaların ortak noktası ise kızların kendi hayatları üzerinde daha fazla söz sahibi olabilmelerine alan açmaları. Teknolojiyle üretmek, hareket ederek kendini ifade etmek, yaşam becerileri kazanmak ya da geleceğin mesleğine hazırlanmak… 11 Ekim’in gündeme taşıdığı kız çocuklarının haklarına yatırım çağrısı, bu farklı başlıklarda karşılık buluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/gelecege-esit-bir-baslangic-89333</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/3/3/1280x720/gelecege-esit-bir-baslangic-1791469516.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü öncesinde farklı kurumların yürüttüğü çalışmalar, kızların eğitimden teknolojiye, yaşam becerilerinden meslek seçimine uzanan alanlarda kendi yollarını çizmelerine destek oluyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
