<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/yeni-tatil-sikligi-79849</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni tatil şıklığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Moda takviminde Cruise koleksiyonları her zaman ayrıcalıklı bir yere sahip oldu. İlk ortaya çıktıklarında amaç oldukça netti: Soğuk sezonlarda sıcak destinasyonlara seyahat eden müşteriler için hafif, şık ve tatil odaklı bir gardırop yaratmak. Lüks gemi seyahatlerinden Riviera kaçamaklarına uzanan bu yaşam tarzı, Cruise koleksiyonlarının temel ruhunu oluşturdu. Ancak moda dünyası değiştikçe Cruise kavramı da yalnızca tatil gardırobuyla sınırlı kalmadı. Bugün Cruise koleksiyonları, markaların daha özgür, daha yaratıcı ve çoğu zaman ana sezon koleksiyonlarından daha giyilebilir hikâyeler anlattığı özel bir alan hâline geldi. 2026 İlkbahar-Yaz sezonunda erkek Cruise koleksiyonlarının ortak dili ise oldukça net: Zahmetsiz şıklık, modern lüks ve rafine konfor.</p>
<p><strong>Zarafetin kaçış rotası</strong></p>
<p>Valentino’nun erkek Cruise yaklaşımı, klasik İtalyan zarafetini çok daha rahat ve çağdaş bir dille yorumluyor. 2026 sezonunda markanın erkek dünyası, keskin formaliteden uzaklaşıp daha akışkan ve duygusal bir lüks anlayışına yöneliyor. Cruise koleksiyonunda bu değişim çok net hissediliyor. Hafif blazer’lar, rahat kesimli pantolonlar, ince dokulu gömlekler ve modern terziliğin yumuşamış hâlleri koleksiyonun ana omurgasını oluşturuyor. Valentino burada klasik erkek gardırobunu tamamen bozmak yerine onu hafifletiyor. Bu da ortaya son derece giyilebilir ama hâlâ güçlü bir görünüm çıkarıyor. Renk paleti oldukça sofistike: Kum tonları, açık taş renkleri, sıcak bejler ve koyu ama yumuşatılmış gece tonları… Koleksiyonun genel hissi oldukça romantik ama asla zayıf değil. Valentino Cruise erkeği, gösterişli olmadan dikkat çeken; zarif ama rahat bir karakter çiziyor. Bu koleksiyonun en güçlü yanı, erkek şıklığını daha insani ve daha rahat bir yere taşıması. Çünkü yeni lüks artık kusursuz görünmek değil; doğal görünürken kusursuz hissettirmek.</p>
<p><strong>Hafif terziliğin lüksü</strong></p>
<p>Dior Men Cruise koleksiyonları her zaman erkek modasında sofistike bir referans noktası oldu ve 2026 sezonu da bu çizgiyi sürdürüyor. Dior’un Cruise yaklaşımı, klasik Fransız zarafetini sıcak iklim gardırobuna adapte etme konusunda oldukça başarılı. Bu sezonda özellikle terzilik kodlarının hafiflediğini görüyoruz. Geleneksel takım anlayışı korunuyor ama daha akışkan kumaşlarla, daha rahat oranlarla ve daha doğal siluetlerle yeniden düşünülüyor. Hafif ceketler, ince gömlekler, açık tonlu pantolonlar ve dokulu trikolar koleksiyonun temel yapı taşları arasında. Renk paleti oldukça rafine: Fildişi, açık gri, yumuşak bej ve gece mavisinin daha hafif tonları… Dior burada bağıran bir lüks sunmuyor; aksine sessiz ama güçlü bir zarafet öneriyor. Cruise koleksiyonunun hissi net: Akşamüstü Akdeniz’de bir terasta oturabilecek kadar rahat ama aynı zamanda kusursuz şık. Bu koleksiyonun en etkileyici yanı, erkek stilinde “effortless elegance” kavramını gerçekten hissettirmesi. Fazla çaba harcanmış görünmeyen ama çok iyi düşünülmüş bir gardırop.</p>
<p><strong>Güneş altında yeni stil</strong></p>
<p>Cruise ruhunu belki de en doğal şekilde taşıyan markalardan biri Jacquemus. Çünkü markanın tüm estetik dünyası zaten güneş, seyahat, hafiflik ve Fransız Rivierası etrafında şekilleniyor. 2026 erkek Cruise yaklaşımında bu DNA daha da güçleniyor.  Jacquemus’un erkek dünyası bu sezon çok daha rahat ama aynı zamanda çok daha stil odaklı. Geniş kesimli gömlekler, kısa şortlar, hafif trikolar, rahat pantolonlar ve minimal terzilik detayları öne çıkıyor. Bu koleksiyonun en güçlü mesajı şu: Erkek şıklığı artık daha az katı olmak zorunda. Renkler tam anlamıyla yaz hissi veriyor; kırık beyazlar, terracotta tonları, güneşte solmuş sarılar ve yumuşak maviler koleksiyona sıcak bir enerji katıyor. Kumaş seçimleri ise nefes alabilirlik odaklı; pamuk, keten ve hafif dokular baskın. Jacquemus Cruise erkeği klasik anlamda bir iş insanı değil; daha özgür, daha spontan ve stilini fazla düşünmeden cool görünmeyi bilen biri. Ve dürüst olmak gerekirse, 2026 erkek modasında bu yaklaşım oldukça güçlü görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/yeni-tatil-sikligi-79849</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/4/9/1280x720/yeni-tatil-sikligi-1779432710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cruise koleksiyonları artık yalnızca tatil gardırobunu değil, modern erkeğin yeni yaşam ritmini de şekillendiriyor. Valentino, Dior ve Jacquemus ise 2026 sezonunda rahat terzilik, hafif kumaşlar ve sessiz lüks anlayışıyla erkek modasının yönünü belirliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sportif-degil-cok-hizli-vision-bmw-alpina-79833</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPORTİF DEĞİL ÇOK HIZLI Vision BMW Alpina</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bavyera’nın küçük kasabası Buchloe’daki küçük bir atölyede başlayan, yıllarca Münih’in kendi ürünlerini bile gölgede bırakan o efsane, artık resmen büyük evin çatısı altında. BMW Grubu’na katılan Alpina, markanın DNA’sını koruyarak yukarıya, Rolls-Royce’un hemen altına, ama M’in de üzerine konumlanmak üzere, artık yepyeni bir yola giriyor. Modifiyeden özel üretim departmanına uzanan bu yeni maceranın ilk konseptini ise geçen hafta sonu Como Gölü kıyısındaki Villa d’Este bahçelerinde düzenlenen Concorso d’Eleganza “dünyanın en güzel otomobilleri” buluşmasında gördük: Vision BMW Alpina…</p>
<p>Öncelikle hatırlatalım; Alpina hiç bir zaman bir modifiyeci değildi. Hep ayrı bir üretici olarak kalmıştı. Kendi KBA numarası, kendi üretim bandı ve ABD dışında tamamen bağımsız bir satış ağı vardı. 2022’de verilen kararla, on yıllardır konuşulan evliliğin nihai imzası atıldı. BMW, markayı satın almadan, bu yıl yani 2026’dan itibaren isim haklarını devralıyordu. Klasik iş, Buchloe’de Bovensiepen ailesinde kalacak, fakat Alpina isminde bambaşka bir gelecek ise Münih’te şekillenecekti. İşte bu sonraki adımın ilk “yön bildirimi” karşımıza antika otomobillerin arasından parlak, altın ışıklı bir konsept olarak çıktı.</p>
<p>Vision BMW Alpina, 5.20 metre boyunda, dört kişilik, V8 mild-hybrid kalpli bir lüks Coupe… Ancak bu gördüğümüz prototipin seri üretime girmeyeceğini de söyleyelim. Belki bu Coupe formunda çok sınırlı adetlerde sipariş usulü üretilebilir. Fakat Alpina’nın 2027’de gelecek ilk seri modelinin yeni 7-Serisi olacağını da belirtelim. Bu vizyon, Alpina’nın nasıl bir taslaksal ruha sahip olacağına işaret ediyor. BMW Grubu baş kreatifi <strong>Adrian van Hooydonk</strong> da, <em>“Bu bir model ön izlemesi değil, bir yön işareti”</em> derken, bizler de bu sinyali anakronik olmaktan korkmayan bir cesaret taşıdığını kabulleniyoruz.</p>
<p>Tasarıma baktığımızda; köpekbalığı burnu olarak anılan sivri ön yüz, retro bir tekrar olmanın ötesinde üç boyutlu bir heykel gibi görünüyor. BMW’nin 507’sinden ilham alan detış felsefesinde gösterişli kromlar yerine, kromu sadece böbrek ızgaranın iç yüzeyinde kullanmak vardır. Yani ikinci bakış zenginliği… Alpina’nın 1974’ten beri vazgeçilmezi olan deko çizgileri de, artık bant değil, boya altında incecik birer çizgi. Eskiye sadık, ancak yöntem artık modern… Aynı kavram, logoda da geçerli. Ortada hala iki karbüratör ve bir eksantrik mili var, fakat o göz alıcı mavi-kırmızı artık yok. Çünkü Adrian van Hooydonk’a göre renkler, diğer tüm detayları ezmemeli. Artık logo, aracın rengiyle uyumlu, saydam bir arka plana sahip. Yazı tipi ise Alpina’nın 60’larda motor kapaklarına kazıdığı eşit olmayan kalınlıktaki harflere dönüş yapıyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a0fef766d918-1779429238.jpg" alt="" width="500" height="281" /></p>
<p><strong>HALA UZUN YOL KRALI</strong></p>
<p>En çok şaşırdığımız konu ise, şimdilik elektrikli olmayan güç aktarma organı. Çünkü, Alpina’nın mevcut müşterisi, V8’in o tok sesini ve sınırsız otoban keyfini istiyormuş. Alpina’nın yeni yöneticisi <strong>Oliver Viellechner</strong>, teknolojiye açık olduklarını söylüyor, ama mevcut elektrikli lüks segmentindeki durgunluğa bakıp “<em>Önce sadık müşterimizi mutlu edelim”</em> diyor. Dolayısıyla Vision’ın motor kaputunun altında mild-hybrid bir V8 BiTurbo yatıyor. Cevval kısımda da artık Sport modu yok, yerine Speed ve Speed Plus, orta konsolda görünüyor. Daha da önemlisi, elektronik hız sınırlaması yok!.. Alpina’nın en temel vaadi olan <em>“konforlu sürücü, hızlı sürücüdür”</em> mottosu, burada opsiyonel bir software tuning’e kurban edilmiyor. Bu, günümüz otomotiv dünyasında neredeyse başkaldıran bir duruş ile BMW M’in sert ve pist odaklı karakterinin aksine, Alpina uzun yol kralı olmaya devam edecek. Aklımıza Burkard Bovensiepen’in endurans yarışlarında koltuk minderini kalınlaştırdığı geliyor ve <em>“önce pilot konforu, sonra hız”</em> üzerine BMW Alpina felsefesinin korunacağını anlıyoruz.</p>
<p>Bu felsefenin yansıması, kabin içinde devasa panoramik iDrive ekranı tüm ön panele yayılıyor; ancak, Alpina’ya özel arayüzde mavi ve yeşil sadece Speed moduna geçildikçe koyulaşacak. Arkada iki ayrı koltuk, ortada kristal bardaklar ve bir cam sürahi de, çok ayrıcalıklı. Karbon fiber yerine açık gözenekli ahşap, krom yerine saatçilik işçiliğiyle parlatılmış metal… Bu bir performans otomobili değil; bir uzun yolculuk makinesi. İmza gibi 20 kollu önde 22 arkada 23 inçlik devasa jantlar da, hep aklımızda.</p>
<p>Peki bu devir, M GmbH’yi nasıl etkileyecek, diye düşünüyoruz. Garching’den çıkan M5 ve M3 de aslında birer otoban canavarı değil miydi? Ancak, Alpina akıllıca yukarı çekiliyor. Mercedes’in Maybach’ı lüks segmentte konumlandırması gibi… Beklenen ilk modellerin 7 Serisi ve X7 üzerine olacağı, fiyatlarının Almanya’da bile çeyrek milyon bandına çıkacağı konuşuluyor. Yani B3 gibi ufak ama 100 bin Euro’dan başlayan modelleri örnek alırsak, büyük boy yeni BMW Alpina’ların fiyat etiketlerinde okunacak misli rakamlara korkarak bakacağız.</p>
<p>BMW’nin planlarında 2030 sonrası için büyük bir tam elektrikli Coupe olduğu fısıldanırken; “tabii henüz” diye ekleniyor. Mevcut geçiş döneminde hem V8’lere sımsıkı sarılan, hem de kağıt üzerinde elektriğe olabilir diyen bir modern “Alpina”… 2027’de çıkacak o ilk seri (büyük ihtimalle) 7-Serisi bazlı bir B7 ile Alpina tutkunlarının kalbi çalınacak. Gerçek sınav ise, Alpina’nın o bağımsız, inatçı ruhunun korunup korunamayacağı olacak. Sadece BMW’nin pahalı bir paketi olarak kalmamalı!.. Vision’daki V8, açık deko çizgiler ve kısıtlanmamış hız politikasını, ümit verici bir başlangıç diye yorumluyoruz.</p>
<p>Artık bir sub-marka… Ne M ne de Rolls-Royce… Geçmişine saygılı, bugünü V8 ile domine eden, yarını ise belki elektrikli bir marka… Çok şık bu konsept, BMW mühendis ve tasarımcılarının piyasa eğilimlerine inat ne kadar lüks, konforlu ve hızlı bir otomobil yapabileceklerinin bir kanıtı…</p>
<p>Fiyat listesine değil, kişiselleştirmeyi önemseyen sürüş hissine yatırım yapabilenler için...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sportif-degil-cok-hizli-vision-bmw-alpina-79833</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/3/3/1280x720/sportif-degil-cok-hizli-vision-bmw-alpina-1779429260.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Konforlu sürücü, hızlı sürücüdür” anlayışıyla, yarışçı sertliğinden uzak, hem lüksü hem de otoyoldaki hızı odağına alan yeni bir alt marka doğuyor… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sovmen-demna-guccinin-ruhuna-karsi-79830</guid>
            <pubDate>Sun, 24 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şovmen Demna, Gucci’nin ruhuna karşı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>New York’un Taksim’i kıvamındaki Times Meydanı’nda sıra dışı bir gün. Meydanın kaotik yapısına, moda dünyasının yıldızları eşlik etti… Bu isimlerin sebebi ziyareti ise, Demna’nın  Gucci için hazırladığı ilk Cruise koleksiyonunu ‘yerinde’ görmek. Meydanın tamamına yayılan billboard’lar, sahte Gucci reklamlarına <strong>Anna Wintour</strong>, <strong>Mariah Carey</strong>, <strong>Kim Kardashian</strong> gibi ünlüler eşlik etti. Podyumda ise emektar top model Cindy Crawford’dan <strong>Paris Hilton</strong>’a ve <strong>Gisele Bündchen</strong>’in eski eşi <strong>Tom Brady</strong>’ye uzanan yıldız kadrosu vardı. Şovun amacı belliydi: Sosyal medyada yankı yaratmak. Bu konuda <strong>Demna</strong> yine başarılıydı. Ancak mesele kıyafetlere geldiğinde aynı başarıdan bahsetmek mümkün mü, orası tartışılır…</p>
<p>Öncelikle yaratılan kavram kargaşasıyla başlayalım. Cruise koleksiyonları, bol seyahat eden, mevsim kargaşası yaşayan, kışın ince, yazın kalınca giysilere ihtiyaç duyan ‘çilekeş’ elitler için icat edilmiş bir ‘resort’ konsepti. Hal böyleyken podyumda kürk manto, elbise, baştan aşağı deri parçalar görmek daha baştan abes bir durum yaratıyor. Ancak konu Demna olunca zaten kavrama hizmet etmek gibi bir durum söz konusu değil. Hatırlayalım: Tasarımcı işçiliğin, terziliğin ve yaratıcılığın zirvesi olarak bilinen Paris Couture Haftası’nda çöp poşetinden ürettiği ‘elbise’ sergilemiş, üzerine “Zaten couture’ü takan yok” tadında da açıklamalar yapmıştı. Benzer tavrı ‘cruise’ tasarımlarında da göstermiş. Yani “Ben ne dersem o olur” şeklindeki bir yaklaşımla karşı karşıyaydı izleyiciler…</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a0fee677f105-1779428967.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p><strong>BAŞARILI FORMÜLÜN TEKRARI</strong></p>
<p>Koleksiyonun merkezinde Demna’nın ‘GucciCore’ adını verdiği yaklaşım vardı. Banker çizgili takımlar, düşük bel pantolonlar, deri ceketler, dev kabanlar, yoga matı taşıyan modeller, elde iPhone’lar… New York sokaklarının kaotik ruhunu lüks moda estetiğine çevirmeye çalışıyordu. Fakat akıllardaki soru: Bu fikir yeni mi? Zira Demna bunu yıllardır Balenciaga’da zaten yapıyordu. Gucci’ye geldiğinde ise markanın içine işleyen İtalyan seksapeli, sofistike maksimalizmi ve ince işçiliği yerine yine aynı distopik şehir kaosunu sahneye koydu.</p>
<p>Peki Gucci’nin ruhu, gerçekten bu mu? <strong>Tom Ford</strong> döneminin erotik ihtişamı, <strong>Alessandro Michele</strong>’in eksantrik romantizmi ya da <strong>Sabato De Sarno</strong>’nun sadeleşme arayışı birbirinden çok farklı olsa da hepsi Gucci’ye ait, onunla özdeş bir dünya kuruyordu. Demna’nın koleksiyonunda ise tasarımların ruhu Gucci’den başka her şeye benziyor: Az biraz Vetements, az biraz Balenciaga, fazlasıyla Demna.</p>
<p>Tasarımcının ‘ironi yaratma’ çabası da artık yorucu olmaya başladı. Sahte Gucci ürünleri, yapay zekâ estetiği, ‘Gucci Gym’ ya da ‘Gucci Pets’ gibi billboard şakaları ilk bakışta eğlenceli görünse de moda zaten aşırı tüketime, logomania’ya ve gösteriş ekonomisine boğulmuş durumda. Demna bunu eleştiriyor mu, yoksa köpürtüp yeniden satışa mı sunuyor, bu da bir muamma…</p>
<p>İyi tarafları da atlamayalım: Koleksiyonun en güçlü tarafı aksesuarlardı. Çantalar, sivri burun ayakkabılar ve deri parçalar ticari başarı sinyalini baştan verdi. Kan kaybında olan Kering Grubu’nun satış baskısı altında olduğu düşünülürse bunun tesadüf olmadığı açık. Lüks moda grubu Nisan ayında yaptığı açıklamada, İran savaşının Orta Doğulu müşterilerin harcamalarını olumsuz etkilemesi ve uluslararası seyahatleri kısıtlaması nedeniyle markanın satışlarının ilk çeyrekte bir önceki yıla göre yüzde 8 düştüğünü belirtti. Hal böyleyken Gucci’ye düşen görev yalnızca kültürel heyecan yaratmak değil; yeniden satışları patlatmak! Sözün özü: Demna’nın Gucci’si ilk bakışta çok gürültülü, çok viral ve çok “anlık”. Ve belki de ‘satış başarısı’ garantili. Ama markanın DNA’sında olan ihtişam, zarafet ve seksapele şimdilik ulaşılamıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sovmen-demna-guccinin-ruhuna-karsi-79830</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/3/0/1280x720/sovmen-demna-guccinin-ruhuna-karsi-1779429002.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son defilesiyle Times Meydanı’nı dev bir Gucci reklamına çeviren Demna, Cruise koleksiyonunda pop kültürünü, ironiyi ve tüketim çılgınlığını sahneye taşıdı. Peki Gucci’nin özü, gerçekten bu mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/odagimiz-istanbul-mutfagi-79829</guid>
            <pubDate>Sun, 24 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Odağımız İstanbul mutfağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Loya Brasserie</strong>, Beyoğlu’nun çok katmanlı gastronomi hafızasını günümüzün yaşam ritmine taşıyan yeni nesil bir buluşma noktası. <strong>Canopy by Hilton Taksim</strong>’in içinde, Tarlabaşı’nın kültürel dokusundan beslenen mutfak yaklaşımıyla dikkat çeken restoran, otel restoranlarına dair alışılmış sınırları aşarak şehre açık, gündelik ve yaşayan bir deneyim sunuyor. Tarihî avlusunun dönüştürücü atmosferi ve İstanbul mutfağına odaklanan yorumuyla Loya, Beyoğlu’nun mutfak dilini bugünün ifadesiyle konuşuyor. Şef <strong>Merve Nur Aşık</strong> vizyonunu, Tarlabaşı’nın ilham veren hikâyelerini ve sürdürülebilirlikten mevsimselliğe uzanan gastronomi anlayışını anlattı.</p>
<p><strong>Canopy by Hilton Taksim’in “lifestyle” yaklaşımı mutfak kurgunuzu nasıl etkiledi?  </strong>Genel olarak Türkiye’de hâlâ otel restoranlarının sadece otel misafirlerine ait olduğu gibi bir algı var ve insanlar dışarıdan girmekte çekinebiliyor. Ancak Canopy olarak, Loya Brasserie’de biz bu algıyı kırıyoruz. Çünkü burada sadece otel misafirlerine değil, şehre açık, sokakla ve mahalleyle iç içe yaşayan bir yapımız var. Lifestyle yaklaşımı da aslında tam olarak bunu ifade ediyor: rahat, akışkan ve erişilebilir bir yaşam biçimi. Loya’nın da temel felsefesi bu. Loya Brasserie sadece otel içinde bir restoran değil; Tarlabaşı’na, Beyoğlu’na ve İstanbul’a açılan bir yaşam alanı. Avlu yapımız ve sokağa doğrudan temas eden mimarimiz de bunu destekliyor. Misafirlerimiz burada çok daha rahat, gündelik ve doğal bir deneyim yaşıyor.</p>
<p><strong>Loya</strong>’<strong>nın menüsünü oluştururken Beyoğlu</strong>’<strong>nun çok kültürlü gastronomi mirasından nasıl beslendiniz?  </strong>Beyoğlu ve çevresi, yüzyıllardır farklı kültürlerin, farklı mutfakların ve yaşam biçimlerinin bir arada var olduğu çok katmanlı bir gastronomi hafızasına sahip. Sokak lezzetleri, eski Pera’nın yemek kültürü, saray mutfağına uzanan etkiler… Tüm bu detaylar aslında bize sonsuz bir hikâye alanı sunuyor. Biz de menüyü oluştururken bu hikâyeleri günümüze taşıyarak yeniden yorumlamayı tercih ettik. Amacımız sadece geçmişi birebir tekrar etmek değil; o kültürel mirası bugünün diliyle, daha sade ama daha anlamlı tabaklarla yeniden anlatabilmekti. Böylece hem İstanbul’un gastronomi hafızasına dokunan hem de modern bir deneyim sunan bir menü ortaya çıktı.</p>
<p><strong><em>Menünün çıkış noktası Tarlabaşı’nın kendisi</em></strong></p>
<p><strong>Tarlabaşı’nın çok katmanlı tarihi ve kültürel dokusunu tabaklarınıza yansıttınız mı?  </strong>Kesinlikle yansıttık, hatta menünün temel çıkış noktalarından biri Tarlabaşı’nın kendisi oldu diyebilirim. Çünkü burası sadece bir lokasyon değil; içinde çok farklı kültürlerin, yaşamların ve hikâyelerin biriktiği bir alan. Bu çok katmanlı yapı, mutfağa da doğal olarak yansıyor. Azınlık mutfaklarından esinlenen dokular, İstanbul sokak lezzetlerine göndermeler ve unutulmuş tariflerin yeniden yorumlanması… Hepsi aslında Tarlabaşı’nın geçmişinden besleniyor. Biz tabakları oluştururken bu bölgenin tarihini bir hikâye gibi ele aldık. Her tabak, bu coğrafyanın farklı bir dönemine ya da farklı bir kültürel katmanına dokunsun istedik ve bu bölgenin hafızasını anlatan bir deneyim sunmayı hedefledik.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a0fed4daf97c-1779428685.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p><strong>Loya</strong>’<strong>nın gün boyu yaşayan bir brasserie olması menü akışını nasıl şekillendirdi? Kahvaltıdan akşam servisine uzanan kurguda öne çıkan ayrıntılar neler?  </strong>Loya’nın temellerini atarken bizim için en önemli nokta, misafirlerin günün her saatinde burada kendine bir alan bulabilmesiydi. Güne kahvaltıyla başlayıp kahve ve tatlı eşlikçileriyle vakit geçirebilecekleri, öğle yemeği, akşamüstü atıştırmalıkları, arkadaş buluşmaları ve akşam yemeği derken tüm günü geçirebilecekleri bir mekân hayal etmiştik. Bunu da hazırladığımız menüde kahvaltıdan salatalara, atıştırmalıklardan wine &amp; bites konseptine kadar geniş bir yelpazeyle destekledik. Avlumuz ve konumumuz sayesinde de burası günün tamamını kapsayan bir yaşam alanına dönüşüyor.</p>
<p><strong><em>İstanbul’un kendi mutfak kimliği</em></strong></p>
<p><strong>Menüde Türk ve dünya mutfakları arasında nasıl bir diyalog kurdunuz?</strong></p>
<p>Biz menümüzde klasik anlamda İtalyan ya da Japon gibi belirgin dünya mutfaklarını merkeze almıyoruz. Elbette otel misafirlerinin beklentileri doğrultusunda pizza gibi bazı global ürünler bulunuyor ama odağımız İstanbul mutfağı. Sokak lezzetleri, İstanbul tarifleri ve Tarlabaşı’nın tarihinden gelen gastronomik miras bizim için çok daha belirleyici. Dünya mutfağını bir çerçeve olarak değil, İstanbul’un kendi mutfak kimliği üzerinden yorumluyoruz.</p>
<p><strong>Restoranın tarihî avluya açılan yapısı, yemek deneyimini sizce nasıl dönüştürüyor?</strong></p>
<p>Avlumuz bizim için çok özel bir alan. Eski mahalle kültüründeki bahçe deneyimini burada yeniden yaşatıyoruz. Burada misafirler uzun süre vakit geçirebiliyor, paylaşım odaklı büyük sofralar kurulabiliyor. Şehrin tam merkezinde olmasına rağmen oldukça sakin, izole ve özel bir alan hissi veriyor. Sanki şehirden kopmadan, kendi özel bahçenizde yemek yiyor gibisiniz. Bu nedenle avlunun bu deneyimi ciddi anlamda dönüştürdüğünü düşünüyoruz.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik ve mevsimsellik mutfağınızda nasıl bir rol oynuyor?  </strong>Sürdürülebilirlik artık şefler için bir tercih değil, bir zorunluluk. Çünkü iklim koşulları sizi buna yönlendiriyor. Doğaya duyduğumuz saygı gereği mevsiminde ve doğru ürünle çalışmak artık kaçınılmaz bir gereklilik. Mevsiminde ürün kullanmak hem misafir deneyimi açısından çok önemli hem de verimlilik açısından daha doğru bir sistem kurmanızı sağlıyor. Çünkü doğru zamanda kullanılan her ürün, hem daha güçlü bir tat bırakıyor hem de tabak kalitesini yükseltiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/odagimiz-istanbul-mutfagi-79829</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/2/9/1280x720/odagimiz-istanbul-mutfagi-1779428749.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şef Merve Nur Aşık liderliğinde şekillenen Loya Brasserie, Beyoğlu’nun çok kültürlü gastronomi hafızasını bugünün brasserie anlayışına dönüştürüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
