<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/seyahatin-ritmi-giderek-degisiyor-80974</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Seyahatin ‘ritmi’ giderek değişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son yıllarda seyahat kültüründe yaşanan değişim, yalnızca ulaşım tercihlerini değil, tatilden beklentileri de dönüştürüyor. Eskiden bir geziyi “verimli” kılan şey ne kadar çok şehir görüldüğüyle ölçülürken, artık birçok gezgin için asıl değer, gidilen yerde geçirilen zamanın niteliğinde aranıyor. Özellikle Z kuşağı ve genç profesyoneller arasında yaygınlaşan bu yaklaşım, turizmin hız odaklı yapısına karşı bir tür yavaşlama hareketi olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Özellikle sosyal medyada sürekli yeni yer görme baskısının da bu dönüşümde etkili olduğu düşünülüyor. Seyahati bir “check-list” mantığıyla yaşayan kullanıcıların aksine, yeni kuşak gezginler daha kişisel ve daha yavaş deneyimlere yöneliyor. “Az yer, derin deneyim” yaklaşımı; gastronomi rotaları, doğa yürüyüşleri, bağ evleri, yerel festivaller ve butik konaklamalara olan ilgiyi de artırıyor.</p>
<p>Seyahat platformu <a href="https://www.kiwi.com?utm_source=chatgpt.com">Kiwi.com</a> tarafından yayımlanan seyahat trendleri analizine göre, özellikle Avrupa’da tren yolculuklarına ve uzun süreli konaklamalara ilgi hızla artıyor. Kısa sürede çok fazla yer görmeye dayalı klasik tatil anlayışının yerini ise daha sakin, deneyim odaklı seyahatler almaya başladı.</p>
<p>Ekonomik koşullar ve sürdürülebilirlik tartışmaları da bu dönüşümün önemli nedenleri arasında gösteriliyor. Özellikle genç gezginler, “bir haftada beş şehir” yerine tek bir destinasyonda daha uzun süre kalmayı tercih ediyor. Böylece şehirlerin yalnızca turistik noktalarını değil; gündelik yaşamını, yerel mutfağını ve kültürel ritmini deneyimlemek istiyor.</p>
<p><strong>TREN SEYAHATLERİ </strong><strong>SON DÖNEMDE REVAÇTA</strong></p>
<p>Bu değişimin en görünür örneklerinden biri ise tren seyahatleri. Avrupa’da yeniden popülerleşen gece trenleri, yalnızca bir ulaşım aracı değil, başlı başına bir seyahat deneyimi olarak görülüyor. Viyana’dan Paris’e, Berlin’den Amsterdam’a uzanan hatlarda talebin artmasıyla birlikte yeni seferler ve alternatif rotalar da gündeme geliyor.</p>
<p>Uzmanlara göre “slow travel” yalnızca daha sakin bir tatil biçimi değil; aynı zamanda seyahatle kurulan ilişkinin dönüşümü anlamına geliyor. Gezginler artık gittikleri yerde daha az tüketip daha çok deneyim biriktirmeyi önemsiyor. Küçük aile işletmeleri, yerel pazarlar, doğa yürüyüşleri ve gastronomi rotaları da bu yaklaşımın önemli parçaları arasında yer alıyor.</p>
<p>Artan uçuş maliyetleri ve kalabalık turistik merkezlerden uzaklaşma isteği de bu eğilimi destekliyor. Özellikle yaz aylarında aşırı turizmin yoğun hissedildiği Avrupa şehirleri yerine daha sakin rotalara yönelim dikkat çekiyor.</p>
<p>Yeni dönemde seyahat anlayışı, görünen o ki hızdan çok ritimle ilgileniyor. Çünkü yeni dönemin gezgini artık sadece bir yere gitmek değil, orada gerçekten bulunmak istiyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/seyahatin-ritmi-giderek-degisiyor-80974</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/7/4/1280x720/seyahatin-ritmi-giderek-degisiyor-1781245583.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Penceresinden manzara izlenen trenler, küçük kasabalarda geçirilen uzun günler ve rotadan çok yolculuğun kendisine odaklanan seyahatler… Tatil anlayışının yükselen trendi ‘slow travel’, gezginleri acele etmek yerine bulunduğu yeri hissetmeye çağırıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/odunc-alinan-guc-80979</guid>
            <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ödünç alınan güç</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıllar içinde birçok başarılı yöneticiyle, potansiyeli yüksek profesyonelle çalışma fırsatım oldu. Kimileri kurumsal hayatın en güçlü isimleri gibi görünüyordu. En kritik toplantılarda onlar vardı. En etkili kişilere doğrudan ulaşabiliyorlardı. Fikirleri dikkatle dinleniyor, önemli projeler onlara emanet ediliyordu. Kapılar onlar için daha kolay açılıyor, fırsatlar daha hızlı karşılarına çıkıyordu. Dışarıdan bakıldığında kariyer oyununun kazananları onlarmış gibi görünüyordu.</p>
<p>O yıllarda kariyerde ilerlemenin tek yolunun doğru insanlarla güçlü ilişkiler kurmak olduğunu düşünüyordum. Uzun yıllar bunun gerçek güç olduğuna inandım. Ancak zamanla, madalyonun diğer tarafını da görmeye başladım.</p>
<p>Patronlar değişiyor, yeni yönetimler geliyor, kurumlar yeniden şekilleniyordu. Her seferinde dengeler yeniden kuruluyor, kartlar yeniden dağıtılıyordu. Bir dönem kurumun en güçlü isimleri olarak görülenler, yeni yönetimin gözünde aynı değeri taşımayabiliyordu. Dün herkesin etrafında toplandığı insanlar, bir süre sonra kendilerini karar mekanizmalarının dışında bulabiliyordu. Duruşları değişiyor, özgüvenlerinin yerini belirsizlik ve endişe alıyordu.</p>
<p>Oysa dışarıdan bakıldığında çok az şey değişmişti. Unvanları aynıydı. Maddi olarak da hiçbir kayıpları yoktu. Kartvizitlerinde hâlâ aynı pozisyon yazıyordu. Ancak artık işe özgüvenle değil, tedirginlikle gidiyorlardı.</p>
<p>Aslında itiraf etmeliyim ki kariyerimin bazı dönemlerinde ben de benzer duygular yaşadım. Bana destek veren, arkamda duran yöneticilerin değişmesinden endişe duyduğum günleri hâlâ dün gibi hatırlıyorum. Sanki arkamdaki görünmez güç kaynağı ortadan kalkacakmış gibi hissederdim. Başarımın, yetkinliklerimden çok o desteğe bağlı olduğuna inanırdım. Bir yöneticinin desteğini kaybetmenin, yıllardır emek verdiğim her şeyi riske atacağını düşünürdüm.</p>
<p>Bugün dönüp baktığımda bunun sadece kariyer kaygısı olmadığını görüyorum.</p>
<p>Aslında esas sorguladığım kendi değerimdi.</p>
<p>İnsan, gücünü başkalarının desteğinden aldığında sürekli tetikte yaşamak zorunda kalıyor. Bir gün dengelerin değişeceği ve sahip olduğu ayrıcalıkları kaybedeceği endişesiyle çalışıyor.</p>
<p>Çünkü ödünç alınan güç kalıcı değildir. Kalıcı olan; bilgi birikiminiz, çalışma disiplininiz, karakteriniz ve insanlarda bıraktığınız güven duygusudur.</p>
<p>Güçlü insanlara yakın olmak ya da organizasyonda etkili isimlerin desteğini almak elbette değerlidir. Bu da bağ kurabilme becerisinin yansımasıdır.</p>
<p>Kapılar açılır. Telefonlar daha hızlı geri döner. Fırsatlar daha sık karşınıza çıkar.</p>
<p>Önemli toplantılarda yer almak, özel projelere seçilmek, hiyerarşiyi kolayca aşabilmek ya da ayrıcalıklı davranış görmek insana kendisini güçlü hissettirir. Ancak güce yakın olmak, güce sahip olmak değildir. Verilen destek ortadan kalktığında geriye ne kaldığı, sahip olduğunuz gerçek gücü gösterir.</p>
<p>Yönetici değişebilir. Patron ayrılabilir. Şirket başkalarına satılabilir. Organizasyon şemaları yeniden çizilebilir. Kurumsal dönüşümlerden güçlü çıkanlar en görünür olanlar değildir. İşini hakkıyla en iyi şekilde yapanlardır. İnsanların güvenini kazanmış olanlardır. Koşullar değişse de değer üretmeye devam edenlerdir. Bilgi birikimi ve karakteriyle insanlarda iz bırakabilenlerdir. İnsanlara ilham olabilen ve onları etkileyebilenlerdir.</p>
<p>Bu nedenle kariyerini ödünç alınmış gücün üzerine kuranların başarısı uzun ömürlü değildir. İnsanın asıl güvencesi, arkasında duran insanlar değil, ayakta kalmasını sağlayan karakteri ve yetkinlikleridir.</p>
<p>Ağaca konan kuş, dalın kırılmasından korkmaz. Güvendiği dal değil, kendi kanatlarıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/odunc-alinan-guc-80979</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/7/9/1280x720/odunc-alinan-guc-1781246444.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurumsal dönüşümlerden güçlü çıkanlar en görünür olanlar değildir. İşini hakkıyla en iyi şekilde yapanlardır. Bu nedenle kariyerini ödünç alınmış gücün üzerine kuranların başarısı uzun ömürlü değildir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/mirasin-aynasinda-gelecek-80977</guid>
            <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mirasın aynasında gelecek…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eski bir otomobilin kadim ruhu, sadece paslanmaz çelik ve dökme demirden ibaret değildir; o, durmuş bir zamanın halen nefes alan, hırıltılı da olsa bir kalp atışı taşıyan paha biçilmez bir anıdır… İşte bu yüzden, her yıl Mayıs sonunda ‘Concorso d’Eleganza Villa d’Este’ etkinliği için Como Gölü kıyılarına düşen o büyülü hafta sonuna icabet etmek, bir otomobil tutkununa hac farizasından farksızdır.</p>
<p>Concorso d’Eleganza’nın hikayesi, 1929 sonbaharında, Como Otomobil Kulübü ile bu eşsiz otelin işbirliğine girişmesiyle başlar. Daha ilk edisyonda, Sala karoserli Isotta Fraschini’nin zaferiyle taçlanan bu buluşma, Paris ve Monte Carlo’nun şatafatlı yarışmalarına meydan okuyan daha şık bir ortam sunmuştu. Fakat asıl mesele, o yılın hemen sonrasında patlak veren ekonomik çöküntüye rağmen, karoser sanatının adeta bir Rönesans yaşamasıydı. Yani, dünya batarken, İtalyan atölyeleri en unutulmaz iki dekadını yaşıyordu. 1931’de Touring’in o meşhur ‘Flying Star’ları bir Alfa Romeo 6C 1750 GS’nin ve bir Isotta Fraschini 8ASS’nin fildişi beyazı gövdeleriyle Villa d’Este bahçelerinde belirmesi, yaratıcılığın doruk noktasıydı. Hatta o Alfa’nın arkasında Josette Pozzo gibi sempatik bir kadın pilotun olması, halkın gönlünü fethetmeye yetmişti. 1932’de ise Touring imzalı Alfa Romeo 8C 2300 Coupé Spider, hem jüriyi hem de terastan oy kullanan kalabalığı büyülemişti. Lakin aynı yıl, Lozanlı Hartmann’ın Art Deco çılgınlığıyla süslediği bir Isotta Fraschini de ortalığı karıştırmıştı; işte bu eklektik ruh, İtalya’daki bu Concorso’yu diğerlerinden ayırmaya başlamıştı.</p>
<p>Ne var ki 1933’te bir gerilim yaşanmış, etkinlik ‘Coppa d’Oro Principessa di Piemonte’ adıyla Villa Olmo’ya taşınmış ve halk oylaması rafa kalkmıştı. Bu bir tür otomotiv iç savaşıydı. Yine de defilelerle harmanlanan bu dönem, İtalya’nın giderek yalnızlaştığı siyasi atmosfere inat, uluslararası cazibesini korudu. 1935’te Fiat 1500 gibi sıradan bir sedanın ödül alması, jürinin o yenilikçi Pininfarina ve Castagna aerodinamik sedanlarını göz ardı etmesi, bir tür skandal olsa da, Concorso’nun insani yanını da ortaya çıkardı; her zaman kusursuz zevk yoktur, ama her zaman tartışma vardır. Savaş girdabı 1940’ta etkinliği dondurdu; ta ki 1947’de yeniden dirilişine dek. O yıl, Stabilimenti Farina’nın Lancia Astura’sı jürinin tacını takarken, halk yine daha cesur bir Farina tasarımı olan Alfa Romeo 6C 2500 Sport aerodinamik sedanını bağrına bastı. Halkın jüriden daha iyi görmesi, bu etkinliğin DNA’sında hep oldu. Hatta Pininfarina’nın ölümsüz Cisitalia Berlinetta’sının jüri tarafından küçümsenip, sadece kategorisinde ortak birinciliğe mahkum edilmesi halen tartışılır.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a2ba9289aa14-1781246248.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p>1949 ise bir dönemin perdesini indiren yıl oldu. Ghia’nın üç camlı konvansiyonel sedanına jüri zirveyi verirken, halk oylaması Touring’in Alfa Romeo 6C 2500 SS Coupe’sini ‘Villa d’Este’ diye vaftiz etti. Bu isim, o an itibarıyla efsaneleşti. Maalesef 1951’de özel karoser sanayinin seri üretim baskısıyla çöküşü, Concorso’yu neredeyse yarım asırlık bir uykuya gönderdi. Ta ki 1995’te Tito Anselmi’nin diriltme çabaları ve ardından 1999’da BMW Group’un tek destekçi olarak devreye girmesiyle, Christian Eich önderliğinde bu rüya yeniden canlandı. İşte o zaman, sadece geçmişe ağıt değil, geleceğe de bir köprü kurulduğunu anladık. 2002’den beri ‘Concept Cars &amp; Prototypes’ ödülü, işte bu felsefenin en net belirtisi; “Geleceğin mirasa ihtiyacı var” sloganıyla bir Pagani Zonda’nın yanında duran 1930’ların bir Alfa’sı, tasarımın evrimini gözler önüne seriyor.</p>
<p><strong>ZAMANDA YOLCULUK </strong></p>
<p>2026’ta da mottoya sadık kalınarak, 1920’lerden 1980’lerin başına kadar uzanan 54 klasik, en çılgın konseptlerle yan yana dizildi. 8 tematik sınıfta ödüller arasında 1937 BMW 328 ‘Bügelfalte’in jürinin ‘Trofeo BMW Group Best of Show’ ödülüne layık görülmesi çok önemli idi. Bu tek üretim roadster, ön çamurluğundaki o karakteristik metal çizgiyle adeta bir moda ikonu gibiydi ve üstelik üzerinde tam orijinal vintage donanımıyla…</p>
<p>Diğer kategorilerde ise; 1923-1934 A Sınıfı’nda 1931 Delage D8, 1935-1939 B Sınıfı’nda yine o BMW 328, 1950’ler C Sınıfı’nda Dennis Garrity’nin 1952 Ferrari 212 Coupé Speciale birinciydi. Don Ghareeb’in 1957 Cadillac Eldorado Brougham’ına ise hem mansiyon hem de Vranken Pommery ‘En İkonik Otomobil’ ödülü taktim edildi. D Sınıfı’nda lüks roadsterler arasında 1958 BMW 507, endürans yarışçıları E Sınıfı’nda 1957 Ferrari 250 GT zirvedeydi. Restorasyon görmemiş, her çiziği bir hikâye anlatan otantik klasikler F Sınıfı, adeta duygusal bir dalga yarattı. G Sınıfı’nda ise bir Lamborghini Miura SV, ‘Carnaby Sokağı’ndan Autostrada’ya’ başlığı altında birinciliği kaptı. Ayrıca 1954 Ferrari 375 MM, ‘Il Canto del Motore’ yani ‘en iyi motor sesi’ ödülünü alırken, 1962 Ferrari 250 GTO ‘En İyi Restorasyon’, Ferrari F40 ‘En İyi Tasarım’, Fiat 8V Zagato ‘savaş sonrası en iyi korunmuş otomobil’, BMW M1 de ‘en iyi korunmuş orijinal deri iç mekan’ ödülüne layık görüldü. Bunların yanında Robert Rauschenberg imzalı BMW 635 CSi Art Car ve John Baldessari imzalı M6 GTLM de özel sergide görenleri mest etti.</p>
<p>Bir yanda 1937’nin ‘ütü çizgili’ mütevazı roadster’ı, öbür yanda milyonlarca Euro’luk modern hiper sporcular… Hepsi aynı göl manzarasında…</p>
<p>Concorso d’Eleganza Villa d’Este 2026, otomobil tutkusunun asla ölmeyeceğini, sadece şekil değiştireceğini bir kez daha gösterdi. Karoser ustalarının yerini konsept tasarımcılar alır, karbüratör kokusu yerini elektrikli bir vızıltıya bırakır, fakat o büyü baki kalır. Gelecek mirasa muhtaçtır derken, aslında miras da geleceğin omuzlarında yükselir. Bu bir otomobil güzellik yarışması değil, bir zaman yolculuğu… Ve bizler ise hem yolcu, hem de anlatıcı…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/mirasin-aynasinda-gelecek-80977</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/7/7/1280x720/mirasin-aynasinda-gelecek-1781246278.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçmişin ihtişamıyla geleceğin vizyonunun kucaklaştığı Como’daki Villa d’Este ve Villa Erba’nın görkemli bahçelerinde, otomobil aşkımız ve heyecanımızla bir zaman yolculuğu yaşıyoruz… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
