<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sofranin-hafizasini-sinemayla-anlatmak-79778</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 14:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sofranın hafızasını sinemayla anlatmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çeşme Belediyesi ev sahipliğinde Altın Yunus Hotel’de 5-7 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek Uluslararası Gastronomi Film Festivali (UGFF), ortak aklın, mirasın ve evrensel bir dilin hiâyesini aktarmayı hedefliyor. Festival; Uluslararası Klazomenai Kısa Film Yarışması, Gastronomi Filmleri Seçkisi, Söyleşiler, Sine Sınıf, Gastro Sınıf ve Tasty Cinema etkinliklerine ev sahipliği yapacak; Michelin yıldızlı şefleri, yaratıcı endüstri profesyonellerini ve nitelikli izleyici kitlesini aynı çatı altında buluşturacak. Ayrıntıları UGFF Kurucu Direktörü Gülper Ergün anlattı.</p>
<p><strong>Uluslararası Gastronomi Film Festivali’ni, çok disiplinli bir kültür platformu olarak konumlandırıyorsunuz. Bu vizyonu biraz açar mısınız? </strong></p>
<p>Bu aslında yıllar içinde biriken bir ihtiyacın sonucu. Gastronomiyle uzun yıllardır iç içeyim ve şunu çok net gördüm: Yemek dediğimiz şey hiçbir zaman sadece yemek değil. Bir coğrafyanın hafızasını, üretim biçimini, insan ilişkilerini taşıyor. Ama bu hikâyeler çoğu zaman görünür değil. <em>“Biz bu görünmeyeni nasıl anlatabiliriz?”</em> diye düşündüğümüzde, sinema en doğru alan olarak karşımıza çıktı. Çünkü sinema bir sofrayı sadece göstermez, o sofranın arkasındaki duyguyu, emeği ve zamanı hissettirebilir. UGFF’yi bu yüzden bir festivalden ziyade bir buluşma alanı olarak kurguladık. Sinema, gastronomi, akademi ve yaratıcı üretimi aynı zeminde bir araya getiren bir yapı. Amacımız sadece içerik üretmek değil, kalıcı bir kültürel etkileşim yaratmak.</p>
<p><strong><em>Bir tarif bir yaşam biçimini anlatır </em>İsmini antik Klazomenai’den alan yarışmanın, tarihsel referansıyla nasıl bir bağ kurmasını istediniz? </strong></p>
<p>Bizim için tarih bir referans değil, bir devamlılık. Klazomenai ismi, bu coğrafyanın üretimle kurduğu çok eski ilişkiyi temsil ediyor. Zeytinyağının ilk işlendiği yerlerden biri olması, aslında bugün konuştuğumuz gastronomi meselesinin ne kadar köklü olduğunu hatırlatıyor. Festivali Çeşme’ye taşımamız da bu yüzden önemliydi. Çünkü burası hâlâ üretimin, yerelliğin ve geçişlerin olduğu bir coğrafya. Biz geçmişi nostaljik bir alan olarak değil, bugünü anlamak ve geleceği kurmak için bir bilgi olarak ele alıyoruz. Sinema da bu bağı kurmak için güçlü bir araç.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a0eee4908711-1779363401.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p><strong>Yarışma gastronomiyi hafıza, emek, üretim ve sürdürülebilirlik üzerinden ele alıyor. Bu yaklaşımın çıkış noktası nedir? </strong></p>
<p>Bugün gastronomi çok hızlı bir şekilde görselleştirildi ve tüketime açıldı. Ama bu süreçte arkasındaki hikâyeler giderek silikleşti. Bizim derdimiz tam olarak burada başlıyor. Bir yemeği sadece estetik bir nesne olarak değil; o yemeğin üretim sürecini, emeğini, kimliğini ve taşıdığı hafızayı görünür kılmak istiyoruz. Çünkü bir tarif aslında bir yaşam biçimini anlatır. Bu yüzden programımızı da bu çerçevede kurduk. Hafıza, yerellik, üretim ve zanaat gibi başlıklar bizim için sadece temalar değil, bir bakış açısı. Sinema aracılığıyla bu hikâyelerin uluslararası bir dile dönüşmesini hedefliyoruz.</p>
<p><strong><em>Gençlerin hikâyesi, hafızanın parçası</em></strong> s<strong>izce “Büyüdüğüm Yer” bugünün gençleri için nasıl bir anlatı potansiyeli taşıyor? </strong></p>
<p>Gençlerin anlatı kurma biçimi bizim için çok kıymetli. “Büyüdüğüm Yer” teması aslında çok basit gibi görünür ama oldukça derin bir yerden çalışır. Çünkü insanın kendisiyle kurduğu ilişki çoğu zaman büyüdüğü yerle başlar. Momentum platformunu kurarken amacımız gençlere sadece bir alan açmak değildi, onları kendi hikâyeleriyle yeniden temas ettirmekti. Bugün gençler çok hızlı bir dünyada yaşıyor. Ama kendi köklerine döndüklerinde çok daha özgün ve güçlü anlatılar ortaya çıkıyor. Bu yüzden onların anlattığı her hikâyeyi, geleceğin kültürel hafızasının bir parçası olarak görüyoruz.</p>
<p><strong>Festivalin yerelle ilişkisini nasıl kurguladınız? </strong></p>
<p>Benim için en önemli meselelerden biri şu: Bir festival sadece kendi alanında kalmamalı. “Komşu Sofrası” yıllardır yürüttüğüm bir proje. Üreticiyle, şefle, hikâyeyle insanı aynı masaetrafında buluşturuyor. Bu, aslında festivalin de çıkış noktalarından biri. Çeşme’de de aynı yaklaşımı sürdürmek istedik. Yerel üreticiler, kooperatifler ve belediye ile çalışarak festivali sadece bir etkinlik değil, şehrin parçası hâline getirmeye çalıştık. “Açık Perde” gösterimleri de bu yüzden önemli. Herkesin erişebildiği, birlikte deneyimleyebildiği bir alan yaratmak istiyoruz. Bizim için başarı, festival bittikten sonra geride bir kalabalık değil, bir etki bırakabilmek. İnsanların <em>“Ben burada bir şey hissettim”</em> diyebilmesi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sofranin-hafizasini-sinemayla-anlatmak-79778</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/7/7/8/1280x720/sofranin-hafizasini-sinemayla-anlatmak-1779363275.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çeşme’de düzenlenecek Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Kurucu Direktörü Gülper Ergün, festivalin sinema ile gastronomi arasında kalıcı bir kültürel bağ kurmayı hedeflediğini söylüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/tanrinin-dokunusu-79481</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tanrı’nın dokunuşu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Hızlı yaşamayı, risk almayı ve sınırları zorlamayı hep sevdim.</p>
<p>İçimde susturmaya çalıştığım bir boşluk vardı. Hareket ettikçe, hızlandıkça, korkunun üzerine gittikçe kendimi daha özgür hissediyordum.</p>
<p>Beş yaşımdayken büyükannem ve büyükbabam tarafından evlat edinildim. Babam, alkollü araç kullanan bir sürücünün yaptığı kazada hayatını kaybetmişti.</p>
<p>Kendimi bir yere ait hissetmeye ihtiyaç duyduğumda sığındığım yer spor oluyordu.</p>
<p>Snowboard’a ortaokul yıllarında başladım. Dağlarda kayarken yaratıcı olmanın ne demek olduğunu yeniden keşfediyor, tarif etmesi zor bir özgürlük hissi yaşıyordum.  </p>
<p>Bir gün yine snowboard yaparken anlık bir kararla havada bir değil, iki takla atmaya karar verdim.</p>
<p>Rampaya girdim ve tüm gücümle zıpladım. Daha havadayken bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım. Fazla ileri gitmiştim.</p>
<p>Sırt üstü yere çakıldım.</p>
<p>Belimden aşağıdaki hissin ayaklarımdan dışarı akıp gittiğini hissettim.</p>
<p>Felç olduğumu o an anladım.</p>
<p>17 yaşındaydım. Hastane yatağında yatarken yıllardır bacaklarıma gönderdiğim aynı komutu tekrar tekrar veriyordum. Ama hiçbir şey olmuyordu. Doktor bana bir daha asla yürüyemeyeceğimi, tekrar kayak yapamayacağımı söyledi.</p>
<p>Hastanede bir hafta yattıktan sonra ilk kez doğruldum. Yeni oturmaya çalışan bir bebek kadar dengesiz hissediyordum. Yeniden giyinmeyi öğrenmek zorundaydım. Yataktan tekerlekli sandalyeye geçmeyi, sandalyede oturmayı, onu sürmeyi…</p>
<p>Kendimi çok yalnız ve anlaşılmamış hissediyordum. Artık devam etmek, yaşamak istemiyordum.</p>
<p>Tam o günlerde bugün hâlâ ‘Tanrı’nın dokunuşu’ diye tanımladığım bir olay yaşandı.</p>
<p>Bir gün üniversitenin spor salonunun önünden geçiyordum. Daha önce hiç kullanmadığım bir kestirme yoldu bu. İçeri girdiğimde tekerlekli sandalye basketbolu oynayan bir grup insan gördüm.</p>
<p>Antrenmanın sonunda bir kız yanıma geldi. Bana baktı ve şöyle dedi:</p>
<p>‘Çok atletik görünüyorsun. Hiç tekerlekli sandalye basketbolu oynamayı düşündün mü?’</p>
<p>Tekerlekli sandalyede oturan birine bir yabancının “Çok atletik görünüyorsun” demesi…</p>
<p>Şaşkına dönmüştüm.</p>
<p>O gün basketbol sandalyesine oturdum ve her şey değişti. Sanki yeniden koşuyordum. Kalbim hızlandı. Uzun zaman sonra ilk kez kendimi yeniden güçlü, yeniden çevik hissediyordum.</p>
<p>Takımda düzenli olarak oynamaya başladım. İlk sezonun sonunda Paralimpik takıma seçildim. Dört yıllık yoğun çalışmanın ardından Paralimpik Oyunları’na katıldık ve altın madalya kazandık.</p>
<p>Ancak içimde yarım kalmış başka bir tutku vardı: Kayak…</p>
<p>Beni felç bırakan spora geri dönmeye karar verdim. Çok çalıştım. Sayısız kez düştüm, yeniden kalktım. Sonunda kayak takımına seçildim.</p>
<p>Ve yıllar sonra tarihe geçtim. Yaz ve Kış Paralimpik Oyunları’nda altın madalya kazanan ilk Amerikalı kadın oldum.</p>
<p>Cehennemi görüp geri dönmüş biri olarak bugün kim olduğumla gurur duyuyorum.</p>
<p>Hayatımın ve spor kariyerimin bittiğini sanmıştım. Oysa hiçbir şey bitmemişti.</p>
<p>Tam tersine hayat, beni hayal ettiğimden çok daha büyük ve çok daha anlamlı bir yere taşıyacaktı.”</p>
<p>Yıllar sonra bu müthiş hikâyenin sahibi <strong>Alana Nichols</strong> ile yaşadıklarını anlattığı bir konuşmasının ardından tanışma fırsatı buldum ve ona şu soruyu yönelttim:</p>
<p><em>“Çok genç bir yaşta yaptığın bir hata yüzünden bütün yaşamın değişti. Hayatına engelli birisi olarak devam ediyorsun. Hiç pişman oldun mu?” </em></p>
<p>Yüzünde sakin ama güçlü bir ifade vardı.</p>
<p><em>“Ben bunları düşünmüyorum. Çünkü o düşüncelerin içinde kalırsam yoluma devam edemem.”</em></p>
<p>Mutsuzluk sendromuna yakalananlara… Kendi zihninde büyüttüğü engellerin içinde kaybolanlara… Gücünü içeriden değil, sürekli dışarıdan almaya çalışanlara… Kendini çıkmazda hissedenlere, yeniden başlamak zorunda kalanlara hep bu hikâyeyi anlatırım.</p>
<p>Hayat zordur. Bazen acımasızdır. Cehennem gibi yakar insanı. Ancak unutulmamalıdır ki bütün o zorluklara rağmen cesaretle yürümeye devam edenlerin önüne hayat mutlaka yeni bir yol açar.</p>
<p>“Tanrı’nın dokunuşu” tam da böyle anlarda ortaya çıkar.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/tanrinin-dokunusu-79481</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/8/1/1280x720/tanrinin-dokunusu-1779080111.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayat zordur. Bazen acımasızdır. Cehennem gibi yakar insanı. Ancak unutulmamalıdır ki bütün o zorluklara rağmen cesaretle yürümeye devam edenlerin önüne hayat mutlaka yeni bir yol açar. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
