<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/lezzetin-sanat-hali-78891</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lezzetin sanat hâli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Monteverdi</strong>, Kuzey İtalya’nın Lombardiya Bölgesi’ndeki Cremona Yamaçları’nın silüetinden ve İtalyan Barok besteci Claudio Monteverdi’den ilham alan, özenli bir restoran. <strong>Conrad İstanbul Bosphorus</strong>’taki mekân, İtalyan Şef <strong>Nicole Scandella</strong>’nın doğup büyüdüğü Lombardiya’nın mutfak zenginliklerini, Türk mutfak ekibinin yenilikçi anlayışı ile birleştiriyor. Böylece Akdenizli iki kültürün gastronomi varsıllığı bir arada daha da görkemli bir şekil alıyor. Özel peynirler ve kuru etler damak açarken; risotto, Piyemonte fındıkları ve porçini mantarıyla lezzetleniyor. Ossobuco ise bölgeye has Gremolada sos eşliğindeki servis ediliyor. Hindistan cevizi, çarkıfelek meyvesi ve mango aromalarını bir tabakta toplayan Meringa ise şefin favori tatlı seçimi. Ayrıntılar Scandella ile sohbetimizde.</p>
<p><strong>Lombardiya’da başlayan yolculuğunuz bugün İstanbul’da, İtalyan Barok besteci Claudio Monteverdi’den ilham alan restoran Monteverdi’de sürüyor. Burada olmak sizin için ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>Burada olmak benim için köklerimle keşif arasında kurduğum dengeyi ifade ediyor. Ben, çizgileri çok net olan bir mutfak kültüründen geliyorum. O kültürde hassasiyet ve yapı çok önemli. İstanbul ise bana daha sezgisel olmayı, zıtlıklarla daha rahat düşünmeyi ve spontane gelişen şeylere daha açık yaklaşmayı öğretti. Monteverdi de tam olarak bu diyaloğu yansıtıyor. Claudio Monteverdi’nin müziğinde de olduğu gibi, burada disiplin ile özgürlük arasında sürekli bir gerilim ve denge var.</p>
<p><strong>İtalyan ve Türk yemek kültürlerinin en güzel ortak noktası sizce nedir?</strong></p>
<p>Bence, malzemeye duyulan derin saygı. Hem İtalyan hem de Türk mutfağı, bir yemeği gereğinden fazla karmaşıklaştırmaya ihtiyaç duymayan bir anlayış üzerine kurulu. Ürün gerçekten iyiyse, şef olarak sizin göreviniz onu gizlemek değil, onu daha da görünür kılmaktır. Onu olduğu hâlin en iyi noktasına taşımaktır. Bu ortak yaklaşım da iki kültür arasında çok doğal bir bağ kuruyor.</p>
<p><strong><em>Denge </em></strong><strong><em>niyet ve </em></strong><strong><em>duygu</em></strong></p>
<p><strong>Bir tabağı sanat eserine dönüştüren şey sizin için nedir?</strong></p>
<p>Bir tabak, sadece teknik olarak iyi yapıldığı için sanat eserine dönüşmez. Benim için asıl mesele, tabağın tekniğinin ötesinde bir şey söyleyebilmesidir. Denge, niyet ve duygu bir araya geldiğinde tabak başka bir seviyeye taşınır. Sunum elbette önemli ama belirleyici olan tek şey o değildir. Bir tabağı gerçekten tanımlayan şey, misafir için bir an yaratabilmesidir. Misafirin kısa bir an için bile durup önündekine dikkatle bakmasını ve onunla bağ kurmasını sağlayabiliyorsa, o zaman o tabak benim için bir sanat eserine dönüşür.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/69fd74672dd58-1778218087.jpg" alt="" width="500" height="667" /></p>
<p><strong>Uluslararası mutfak dünyasında kadın şef olmak sizin için nasıl bir deneyim oldu?</strong></p>
<p>Hem zorlayıcı hem de şekillendirici bir deneyim oldu. Profesyonel mutfaklar hâlâ çok talepkâr alanlar ve bazı anlarda kendinizi başkalarına kıyasla daha fazla kanıtlamanız gerekebiliyor. Ancak bu süreç karakterimi güçlendirdi ve odağımı daha da sağlamlaştırdı. Bir yandan da her gün beni destekleyen çok güçlü bir ekiple çalışma şansına sahip oldum. Bu gerçekten büyük fark yaratıyor. Sonuçta insanı asıl tanımlayan şeyin istikrarı, disiplini ve ortaya koyduğu işin kalitesi olduğuna inanıyorum.</p>
<p><strong><em>Hamura </em></strong><strong><em>eşlik </em></strong><strong><em>etmek…</em></strong></p>
<p><strong>Risotto gibi sabır isteyen bir yemeğin yapılış süreci size ne hissettiriyor?</strong></p>
<p>Risotto hazırlamak benim için neredeyse meditatif bir süreç. Çünkü sizden tam dikkat ve sabır istiyor. Kısa yola da hiç izin vermiyor. O anın içinde gerçekten kalmanız gerekiyor. Sürekli ayarlama yapıyorsunuz. Dokuyu dinliyorsunuz, sesi takip ediyorsunuz, hatta hareketin ritmini bile hissediyorsunuz. Bu yüzden benim için risotto, sadece bir pişirme süreci değil. Benimle tabak arasında kurulan çok yakın ve çok özel bir diyalog.</p>
<p><strong>Hamura dokunduğunuz anda o gün nasıl bir makarna çıkacağını hissedebiliyor musunuz?</strong></p>
<p>Evet, çoğu zaman bunu ilk anda anlayabiliyorsunuz. Hamur; dokusuyla, esnekliğiyle ve sıcaklığıyla size çok net sinyaller veriyor. İlk temas anında bile bunun daha rustik mi yoksa daha rafine bir makarnaya mı dönüşeceğini hissetmek mümkün oluyor. Bence burada önemli olan şey, o yönü zorlamak değil. Önemli olan, hamurun size verdiği yönü doğru okuyup ona eşlik etmek.</p>
<p><strong>Kılıç balığı Carpaccio, Monteverdi menüsündeki en oyunbaz tabaklardan biri gibi görünüyor. Nereden aklınıza geldi?</strong></p>
<p>Bu tabak biraz merakın, biraz da hayal kırıklığının iç içe geçtiği bir yerden çıktı. Geçmişte üzerinde çalışmak istediğim ama o dönemde ulaşamadığım bir fikir vardı. Kuruyemiş kaplamalı, dinlendirilmiş kılıç balığı fikrinden çok etkilenmiştim. O malzemeye erişememek beni bu fikri başka bir şekilde yeniden yorumlamaya itti. Carpaccio tarafında da aynı derinliği ve aynı yapıyı bu kez karşıtlıklar üzerinden kurmaya odaklandım. Çiğ balığın narin yapısı, kumkatın hafif buruk ve aromatik notaları ve kuruyemişlerin verdiği zenginlik bu tabakta bir araya geliyor. Oyunbaz bir tarafı var çünkü beklenmedik unsurları dengeliyor. Ama aynı zamanda çok temiz, çok net ve çok kontrollü kalıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/lezzetin-sanat-hali-78891</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/9/1/1280x720/lezzetin-sanat-hali-1778218118.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Monteverdi, Lombardiya’nın köklü lezzet mirasını İstanbul’un zengin mutfak kültürüyle yakınlaştırıyor. Şef Nicole Scandella her tabakta dengeyi, sadeliği ve duyguyu ön plana çıkarıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/desenlerin-gucu-adina-78890</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Desenlerin gücü adına!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2026 İlkbahar-Yaz sezonu, erkek modasında uzun süredir hissedilen sadeleşme dönemine taze bir nefes getiriyor. Minimalizm tamamen ortadan kalkmış değil; ancak artık daha canlı, daha karakterli ve daha özgür bir stil anlayışıyla dengeleniyor. Bu sezonun en dikkat çekici noktalarından biri ise desenlerin yeniden sahneye çıkması. Ancak bu geri dönüş, geçmişteki gibi ‘yüksek sesli’ değil; aksine daha rafine, daha kontrollü ve çok daha giyilebilir bir formda karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Erkek modasında desen kullanımı uzun yıllar boyunca riskli bir alan olarak görülüyordu. Ancak 2026 sezonu bu algıyı değiştiren bir dönüm noktası niteliğinde. Artık desenler stilin merkezinde ama dengeli bir şekilde konumlanıyor. Bu da erkeklere hem daha özgün görünme hem de stil sınırlarını zorlamadan farklılaşma imkânı sunuyor. İşte bu sezon öne çıkan beş güçlü desen trendi:</p>
<p><strong>ÇİÇEĞİN EN RAFİNE HÂLİ</strong><br />Çiçek desenleri bu sezon erkek modasında en dikkat çekici dönüşümlerden birini yaşıyor. Ancak bu, alışık olduğumuz büyük ve renkli tropikal çiçeklerden oldukça farklı. 2026’da floral desenler daha yumuşak, daha sade ve daha olgun bir estetikle sunuluyor. Soluk tonlar, küçük motifler ve ince detaylar bu desenleri günlük stilin doğal bir parçası hâline getiriyor. Özellikle açık zeminler üzerine işlenen minimal çiçek desenli gömlekler, hem şehir hayatında hem de tatil kombinlerinde rahatlıkla kullanılabiliyor. Bu trendin en güçlü yanı, çiçek desenlerini ‘fazla iddialı’ olmaktan çıkarıp daha sofistike bir noktaya taşıması.</p>
<p><strong>KLASİKTEN MODERNE</strong><br />Çizgili desenler, erkek modasının vazgeçilmezlerinden biri olmaya devam ediyor; ancak 2026 sezonunda çok daha hafif ve çağdaş bir yorumla karşımıza çıkıyor. Özellikle ince pinstripe çizgiler, klasik takım elbise estetiğini daha rahat ve gündelik bir forma taşıyor. Bu sezon çizgili blazer’lar yalnızca ofis stiline değil, günlük kombinlere de entegre ediliyor. İnce çizgiler silueti uzatarak daha dengeli bir görünüm sunarken kombine sofistike bir hareket katıyor.</p>
<p><strong>GRAFİK AMA DENGELİ</strong><br />Geometrik desenler, 2026 İlkbahar-Yaz sezonunda modern erkek stilinin güçlü araçlarından biri hâline geliyor. Ancak bu sezon büyük ve karmaşık grafikler yerine daha küçük, tekrar eden ve minimalist formlar öne çıkıyor. Kareler, çizgiler ve simetrik şekiller özellikle gömleklerde ve hafif trikolar üzerinde karşımıza çıkıyor. Bu desenler fazla dikkat çekmeden kombine karakter kazandırıyor. Modern ve şehirli bir görünüm yaratmak isteyenler için ideal bir tercih.</p>
<p><strong>GEÇMİŞİN MODERN YORUMU</strong><br />2026 sezonunda geçmişe duyulan ilgi, desen dünyasında da kendini gösteriyor. 70’ler ve 90’lardan ilham alan retro desenler, bu sezon modern bir filtreyle yeniden hayat buluyor. Dalgalı çizgiler, vintage grafikler ve nostaljik motifler daha sade renk paletleriyle dengelenerek sunuluyor. Bu trend, erkek stiline eğlenceli ama kontrollü bir enerji katıyor. Doğru kombinlendiğinde hem dikkat çekici hem de stil sahibi bir görünüm yaratıyor.</p>
<p><strong>SESSİZ LÜKSÜN YENİ YÜZÜ</strong><br />Desen kullanmak isteyen ama abartıdan uzak durmak isteyenler için ton sür ton desenler sezonun en güçlü trendlerinden biri. Aynı rengin farklı tonlarıyla oluşturulan bu desenler, özellikle yazlık takımlarda ve gömleklerde öne çıkıyor. Bu yaklaşım, deseni daha sofistike ve zarif bir şekilde kullanmayı mümkün kılıyor. Özellikle açık tonlarda uygulandığında son derece ferah ve modern bir görünüm yaratıyor.</p>
<p>2026 İlkbahar-Yaz sezonunda erkek modası, desenler aracılığıyla yeni bir ifade alanı kazanıyor. Ancak bu ifade, kontrolsüz bir cesaretten değil; bilinçli bir denge arayışından besleniyor. Desenler artık yalnızca dikkat çekmek için değil, stilin karakterini tamamlamak için kullanılıyor. Bu sezonun en önemli mesajı oldukça net: Stil, detaylarda ve dengede saklı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><em><strong>HAFTANIN COOL’U</strong></em></span></p>
<p><strong>DANDY ESTETİĞİ</strong><br />Louis Vuitton’un erkek giyim kreatif direktörü <strong>Pharrell Williams</strong> imzasını taşıyan 2026 İlkbahar-Yaz Erkek Pre-Koleksiyonu’nun yeni marka elçisi <strong>Callum Turner</strong> oldu. Londra doğumlu oyuncu, koleksiyonun dönüm noktası niteliğindeki terzilik kodlarından günümüzün araştırmacı ve aktif gezgin ruhuna uzanan stil anlayışını yansıtan görünümlerle kamera karşısına geçiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><em><strong>HIP ÜÇLÜ</strong></em></span></p>
<p><strong>ÇAĞDAŞ MİRAS</strong><br />1975 yılındaki kuruluşundan bu yana yenilikçi tasarım anlayışı ve İsviçre saatçiliğine olan bağlılığıyla modern şehir hayatının dinamizmini zamansız bir zarafetle buluşturan Maurice Lacroix, 1975 Quartz Chronograph Koleksiyonu ile bu mirası çağdaş bir yorumla sürdürüyor. 40 mm kasa çapına sahip Quartz Chronograph saat modeli, zarif oranları ve dengeli formuyla bilekte güçlü ama rafine bir duruş sergiliyor.</p>
<p><strong>TUTKULU ZARAFET</strong><br />Dolce &amp; Gabbana’nın imza zarafetini daha yoğun ve duygusal bir boyuta taşıyan DEVOTION erkek parfümü, modern erkeksi çekiciliğin sıcak ve sofistike bir yorumunu sunuyor. İlk anda turunçgil notalarının parlak ferahlığı ve hafif baharat dokunuşları hissedilirken, ardından kalpte yer alan kremamsı ve tatlı akorlar kokuya derinlik kazandırıyor. Zamanla ten üzerinde gelişen amber ve odunsu notalar, yumuşak vanilya dokunuşlarıyla birleşerek güçlü ama dengeli bir iz bırakıyor. Gün boyu kalıcılığını koruyan zarif ve unutulmaz karakteriyle modern erkeğin stilini tamamlayan etkileyici bir imza niteliğinde.</p>
<p><strong>MİNİMAL ŞIKLIK</strong><br />Jacquemus imzalı bu çanta, minimal tasarım anlayışının en rafine örneklerinden biri. Temiz hatlara sahip sade silueti, yumuşak deri dokusuyla birleşerek zamansız bir şıklık sunuyor. Uzun askısı sayesinde hem omuzda hem çapraz kullanılabilen bu model, günlük şehir stiline zahmetsiz bir zarafet katarken, detaylardaki incelikle modern lüksün sessiz gücünü yansıtıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/desenlerin-gucu-adina-78890</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/9/0/1280x720/desenlerin-gucu-adina-1778217814.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026 İlkbahar-Yaz sezonunda erkek modası, minimalizmin sınırlarını aşarak daha rafine, kontrollü ve karakterli desenlerle yeni bir ifade alanı yaratıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/beyaz-camin-unutulmaz-anneleri-78886</guid>
            <pubDate>Sun, 10 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beyaz camın unutulmaz anneleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu Anneler Günü’nde, hafızamızda yer eden o unutulmaz anne karakterlere yeniden dönüyoruz. Bir yandan gülümseyerek, bir yandan da içimize dokunan anları hatırlayarak... Bazılarını izlerken “Keşke benim annem olsa” dedik, bazılarına bakıp içimizden “İyi ki değil” diye geçirdik. Kimi yalnızca bir bakışıyla içimizi rahatlattı, kimi aldığı kararlarla sinirimizi bozdu, kimi de çaresizliğiyle yüreğimize taş gibi oturdu. Geçen yıl da beyaz perdede iz bırakan pek çok anne karakter vardı. <em>‘If I Had Legs I’d Kick You’, ‘Hamnet’, ‘Die My Love’ ve ‘Left-Handed Girl’</em> gibi filmler; kaybı, yorgunluğu ve öfkeyi yaşayan annelerin dönüşümünü görünür kıldı. Ekranın anneleri ise farklı olarak yalnızca birkaç saat değil, aylarca, bazen yıllarca bizimleydi. istediğimiz ya da olmaktan korktuğumuz birine dönüştüler.</p>
<p><strong>BU ANADAN KORKULUR! </strong></p>
<p><strong>CERSEI LANNISTER / GAME OF THRONES (LENA HEADEY)</strong></p>
<p>‘Game of Thrones’ evreninin en karmaşık karakterlerinden biri şüphesiz Cersei Lannister. Zorba bir baba, ikizi Jaime’yle kurduğu toksik ve yasak ilişki, iktidar hırsıyla şekillenen bir hayat… Böyle bir geçmişten “normal” biri çıkması zaten mümkün değildi. Ama tüm o acımasızlığın altında, çocuklarına saplantılı bir bağlılık duyan anne vardı. Cersei’nin dünyaya karşı soğuk, mesafeli ve sert tavrı; Joffrey, Myrcella ve Tommen söz konusu olduğunda tamamen değişiyordu. Çocukları onun hem en büyük zaafı hem de hayata tutunduğu tek gerçek bağdı. Onları korumak isterken çoğu zaman en büyük zararı yine kendine verdi. Çünkü sevgiyle sahiplenmeyi, korumakla kontrol etmeyi birbirine karıştırıyordu. Cersei’nin anneliği, sevginin bazen ne kadar yıkıcı bir hâl alabileceğinin en çarpıcı örneklerinden biri. Gücü sonunda ele geçirdi ama uğruna savaştığı çocuklarından geriye hiçbir şey kalmadı. Belki de trajedisi tam olarak buydu: Her şeyi çocukları için yaparken en sonunda hepsini kaybetmesi.</p>
<p><strong>ONUN SUÇU NEYDİ? </strong></p>
<p><strong>SKYLER WHITE / BREAKING BAD (ANNA GUNN)</strong></p>
<p>‘Breaking Bad’ boyunca en çok tepki çeken ama belki de en zor durumda kalan karakterlerden biri Skyler White’tı. Dizi başladığında hamileydi; bir yandan ölümcül hastalığıyla mücadele eden bir eş, bir yandan serebral palsili ve ergenlikle uğraşan bir oğul, bir yandan da maddi sıkıntılarla baş etmeye çalışıyordu.</p>
<p>Ama hikâye Walter White’ın dönüşümü üzerinden anlatıldığı için, ona karşı çıkan herkes gibi Skyler da kolayca “engel” ve “dırdırcı” ilan edildi. Oysa dizinin en başında olan bitendeki tuhaflığı ilk fark eden, yanlış bir şeyler olduğunu anlayınca durdurmaya çalışan kişi oydu. Bir anlamda dizinin vicdanını temsil ediyordu. Yine de zamanla kendini Walter’ın kurduğu o karanlık düzenin içinde buldu. Bunu çoğu zaman ailesini koruma isteğiyle meşrulaştırdı ama ne karakterler ne de izleyiciler tarafından gerçekten anlaşılmaya çalışıldı. Belki de Skyler’ın asıl trajedisi buydu: Yanlış bir hikâyenin içinde, sürekli yanlış kişi ilan edilmesi.</p>
<p><strong>KIZIMLA ARKADAŞ GİBİYİZ </strong></p>
<p><strong>LORELAI GILMORE / GILMORE GIRLS (LAUREN GRAHAM)</strong></p>
<p>Genç yaşta anne olmak, ailesinin sunduğu konforu geride bırakıp tek başına çocuk büyütmek kolay değil. Ama Lorelai Gilmore bunu tamamen kendine has bir şekilde başardı. Anneliği kurallar üzerinden değil, bağ kurarak tanımladı; Rory’nin hayallerini yönlendirmek yerine çoğu zaman yanında durmayı seçti. Lorelai’nin annelik anlayışı biraz da kendi annesi Emily Gilmore’la kuramadığı ilişkiden besleniyor. Emily’nin beklentileri ve baskısıyla büyüyen Lorelai, kızına aynı hayatı yaşatmamaya kararlıydı. Bu yüzden Rory’yle daha arkadaş gibi bir ilişki kurdu; birlikte kahve içen, gece boyunca film izleyen, birbirine her şeyi anlatan bir anne-kız oldular. Ama o ince çizgide her zaman kusursuz kalamadı. Bazen “cool anne” olmakla gerçekten rehberlik etmek arasında sıkıştı; hatta zaman zaman rollerin tersine döndüğü anlar bile oldu. Ama Lorelai’yi özel yapan şey de buydu zaten. Mükemmel değildi; hata yapan, kararsız kalan ama sevgisini hiç esirgemeyen bir anneydi. Kurallardan çok sevgiyi seçmesi ise onu televizyonun en unutulmaz anne karakterlerinden birine dönüştürdü.</p>
<p><strong>O BİR EFSANE</strong></p>
<p><strong>VIOLET CRAWLEY / DOWNTON ABBEY (DAME MAGGIE SMITH)</strong></p>
<p>O bir anne, o bir büyükanne, o tam anlamıyla bir efsane: Violet Crawley. ‘Downton Abbey’nin en sivri dilli ama en sevilesi karakterlerinden biri. Sevgisini sarılarak değil, iğneleyici cümlelerin arasına saklayarak gösteriyor. Bazen tek bir lafla yön veriyor, bazen de hiç belli etmeden herkesi koruyor. Onun dünyasında sevgi biraz böyle işliyor. Zaten bunu en iyi kendi sözleri anlatıyor: <em>“Ben romantik biri değilim ama kalp de sadece kan pompalamak için değildir.”</em> Kolay bir anne olduğu söylenemez. Ama özellikle torunu Mary söz konusu olduğunda, o mesafeli tavrın arkasında hep aynı şey var: Doğruyu söylemek ve gerektiğinde sessizce yanında durmak. Violet’ın hayat felsefesi anneliğini de özetliyor aslında: <em>“Hiç şikâyet etme, hiç açıklama yapma.”</em> Duygularını açık açık anlatmıyor, göstermeye de çalışmıyor. Ama en kritik anda devreye giren, aileyi bir arada tutan kişi hep o oluyor. Belki de bu yüzden, televizyon tarihinin en unutulmaz anne figürlerinden biri olarak hafızalarda kalmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>KAYIPLAR ONU YILDIRMADI</strong></p>
<p><strong>REBECCA PEARSON / THIS IS US (MANDY MOORE)</strong></p>
<p>‘This Is Us’ hayranları, babacan doktorun Rebecca’ya söylediği o unutulmaz cümleyi hatırlar: <em>“Hayatın sana verdiği en ekşi limonu, limonataya benzer bir şeye dönüştürdün.” </em>Rebecca da tam olarak bunu yaptı. Bebeğini kaybettiği gün başka bir çocuğu evlat edindi, üç çocuğunu eşit sevgiyle büyütmeye çalıştı, çok sevdiği ama bağımlılığıyla mücadele eden eşine destek oldu ve kendi hayallerini yıllarca geri plana attı. Eşini genç yaşta kaybettikten sonra ise çocukları için ayakta kalmaya devam etti. Dizinin farklı zaman dilimleri arasında gidip gelen anlatısında, Rebecca’nın yıllar boyunca geçtiği zorlu yolları ve anneliğinin dönüşümünü izledik. Ama onu özel yapan şey sadece dayanıklılığı değildi. Rebecca hiçbir zaman “kusursuz anne” olmaya çalışmadı. Çocuklarını büyütürken bir yandan da kim olduğunu, neleri kaybettiğini ve hayattan hâlâ ne isteyebileceğini sorguladı. Bazen güçlü, bazen kararsız, bazen çelişkiliydi ama her zaman gerçek hissettirdi. Gelini Beth’in de en az onun kadar sevilen ve güçlü bir anne figürüne dönüşmesi, ‘This Is Us’ dünyasını daha da özel yapan detaylardan biriydi.</p>
<p><strong>DRAMA KRALİÇESİNİN GÜNDEMİ </strong></p>
<p><strong>MOIRA ROSE / SCHITT’S CREEK (CATHERINE O’HARA)</strong></p>
<p>O bir anne, o bir drama kraliçesi, o tam anlamıyla bir efsane: Moira Rose. Perukları, teatral tavırları ve kimsenin tam çözemediği o kendine özgü diliyle ‘Schitt’s Creek’in en unutulmaz karakterlerinden biri. Ama tüm o egzantrik hâlinin altında, sevgisini alışılmış yollarla göstermeyen bir anne var.</p>
<p>Çocuklarının hayatındaki her detayı bilen, sürekli duygularını konuşan biri hiç olmadığı aşikâr. David ve Alexis’le ilişkisi çoğu zaman mesafeli ve karmaşıktı. Ama en beklenmedik anlarda verdiği destekle çocuklarının yanında olmayı hep başardı. Bazen tek bir cümlelik, bolca “meme” olan sözleriyle özgüven verdi, bazen de kendi garip yöntemleriyle onları ayağa kaldırdı.</p>
<p>Birçoğumuz Catherine O’Hara’yı önce ‘Home Alone’daki Kevin’ın annesi olarak tanıdık, sonra Moira Rose’la ona yeniden hayran olduk. Yakın zamanda kaybettiğimiz oyuncunun o bitmek bilmeyen dramatik çıkışlarıysa uzun süre akıllardan çıkmayacak.</p>
<p><strong>BİZ BİZE BENZEMEYİZ</strong></p>
<p><strong>CLAIRE DUNPHY &amp; GLORIA PRITCHETT / MODERN FAMİLY (JULIE BOWEN – SOFIA VERGARA)</strong></p>
<p>‘Modern Family’nin en gerçek, en tanıdık annelerinden biri şüphesiz Claire Dunphy. Kontrol manyağı hâlleri, düzen takıntısı ve her şeyi aynı anda çözmeye çalışma çabasıyla tam bir “Başak burcu enerjisi” taşıdığına inanıyoruz. Bitmeyen endişeleri yüzünden bazen fazlasıyla yorucu olabiliyor; ama üç tamamen farklı çocuk, kaosu seven bir eş ve hiç durmayan bir ev temposu içinde biri kontrolü bırakırsa her şey dağılacakmış gibi hissediyor. Bu yüzden çoğu zaman kuralları koyan, plan yapan ve “kötü polis” olmak zorunda kalan kişi hep Claire oluyor.</p>
<p>Ama onu özel yapan şey sadece kontrolcü tarafı değil. Çocukları büyüdükçe onları daha çok dinlemeyi, biraz geri çekilmeyi ve kendi yollarını bulmalarına izin vermeyi öğreniyor. Özellikle en zor anlarda yalnızca yönlendiren değil, gerçekten hisseden bir anne olduğunu da gösteriyor. İş hayatına geri dönmesi, kariyerinde yükselmesi ve güçlü bir kadın figürüne dönüşmesi de çocukları için ayrı bir örnek oluşturuyor.</p>
<p>Claire’in tam karşısında ise Gloria Pritchett var: Yüksek enerjili, dramatik, dobra ve asla görmezden gelinemeyecek biri. Neredeyse yaşıtı sayılabilecek üvey kızı Claire’le sık sık çatışsa da aileye kattığı sıcaklık ve özgüven bambaşka. Zaman zaman içindeki “salon kadını” kimliğini kaybedip olayları fazla büyütebiliyor; verdiği tavsiyeler ise bazen gereğinden sert, dramatik hatta hafif “yasa dışı” olabiliyor. Ama Gloria’nın sevgisi de en az karakteri kadar büyük. Manny’ye verdiği özgüven, Joe’yla birlikte anneliği yeniden deneyimlemesi ve tüm aileyi koruma içgüdüsü onu dizinin en unutulmaz anne figürlerinden birine dönüştürüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/beyaz-camin-unutulmaz-anneleri-78886</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/8/6/1280x720/beyaz-camin-unutulmaz-anneleri-1778217599.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu Anneler Günü’nde, bizi güldüren, sinirlendiren, etkileyen ve düşündüren ekran annelerine dönüyoruz. Onlar yalnızca çocuk büyüten karakterler değildi; kimi zaman kendi annemizden bir iz, kimi zaman olmak istediğimiz ya da olmaktan korktuğumuz bir yansıma oldular. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
