<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/tatilin-yeni-adi-coolcation-85951</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tatilin yeni adı ‘coolcation’</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yaz tatili denince akla yıllardır aynı üçlü geliyor: deniz, kum ve güneş. Ancak Avrupa’da art arda yaşanan sıcak hava dalgaları, 40 dereceyi zorlayan sıcaklıklar ve kalabalık sahiller bu ezberi değiştirmeye başladı. 2026 yazında seyahat dünyasının öne çıkan kavramlarından biri ‘coolcation.’ İngilizce ‘cool’ ve ‘vacation’ kelimelerinin birleşiminden doğan kavram, en basit haliyle sıcaklardan kaçıp daha serin bir yerde tatil yapmak anlamına geliyor. Fakat trend artık yalnızca termometreyle açıklanamayacak kadar büyümüş durumda.</p>
<p>Euronews Travel’ın Google Trends verilerine dayandırdığı haberine göre İngiltere’de “alpine summer” aramaları geçen yıla kıyasla yüzde 82 arttı. Avrupa Seyahat Komisyonu’nun 2026 ilkbahar-yaz araştırmasında da destinasyon seçiminde “hoş ve istikrarlı hava” yüzde 15 ile güvenliğin ardından ikinci sıraya yerleşti; uygun fiyatın bile önüne geçti. Kısacası tatilci artık yalnızca güneşin olup olmadığını değil, ne kadar sıcak olacağını da hesaplıyor.</p>
<p>Bunun sonucu, kış turizmiyle özdeşleşmiş dağların yazın yeni yıldızlara dönüşmesi. Dolomitler, Avusturya Alpleri, İsviçre, Andorra ve Slovenya; yürüyüş parkurları, göller, bisiklet rotaları ve ılıman sıcaklıklarıyla klasik Akdeniz tatiline alternatif oluşturuyor. Euronews’in verdiği örnekler değişimi açıkça gösteriyor: Amalfi kıyılarındaki 29-30 derecelik yaz sıcaklığı yerine Dolomitler’de yaklaşık 18-21 derece; Yunanistan’ın 30 dereceyi aşan sahilleri yerine Avusturya’daki Achensee Gölü çevresinde 20’li derecelerde bir tatil öneriliyor.</p>
<p>Coolcation haritası yalnızca Alplerle sınırlı değil. Norveç’in fiyortları, Finlandiya’nın gölleri, İsveç’in ormanları ve Almanya’nın Kara Orman bölgesi sıcak güneyden kaçmak isteyen gezginlerin radarına giriyor. Özellikle Akdeniz ülkelerinden kuzeye doğru artan ilgi, Avrupa turizminin geleneksel yaz haritasını tersine çevirebilecek bir değişime işaret ediyor. Bir zamanlar güneş garantisi destinasyonun en büyük kozu sayılırken, bugün serin gece, gölge ve yüzülebilir bir dağ gölü yeni lüksler arasında.</p>
<p><strong>SICAKLA ARAYA </strong><strong>MESAFE GİRİYOR </strong></p>
<p>Üstelik mesele yalnızca sıcaktan kaçmak değil. Coolcation, son yıllarda büyüyen “yavaş seyahat” ve doğaya dönüş eğilimleriyle de örtüşüyor. Kalabalık beach club’ların, şezlong sıralarının ve yoğun gece hayatının karşısında daha sakin oteller, ahşap dağ evleri, uzun yürüyüşler ve açık havada geçirilen günler var. Tatilin görsel kodları bile değişiyor: Mayo ve plaj çantasının yanına yürüyüş ayakkabısı, ince bir yağmurluk ve bisiklet ekleniyor.</p>
<p>Akdeniz elbette tahtını bir yazda kaybetmeyecek. Deniz kıyısında geçirilen tatilin kültürel ve duygusal cazibesi hâlâ çok güçlü. Ancak seyahat sektörünün yeni kelimeleri geleceğin yönünü gösteriyor: coolcation, heat-proof holiday, climate-smart travel ve reverse seasonality… Hepsinin ortak noktası aynı: Mevsime göre destinasyon seçmek yerine, destinasyonu iklime göre yeniden düşünmek. Görünen o ki yaz tatilinin yeni statü sembolü bronzlaşmak değil, serinlemek olabilir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/tatilin-yeni-adi-coolcation-85951</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/5/1/1280x720/tatilin-yeni-adi-coolcation-1787297367.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akdeniz’in kavurucu sıcakları, kalabalık plajlar ve değişen seyahat alışkanlıkları tatil rotalarını kuzeye ve yüksek rakımlara çeviriyor. 2026 yazının yükselen trendi ‘coolcation’, deniz-kum-güneş üçlüsünün karşısına dağları, gölleri ve serin havayı çıkarıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/bilgiye-editoryal-dokunus-85949</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bilgiye editoryal dokunuş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Wise&amp;Rise’ı hayata geçirirken nasıl bir vizyonla yola çıktınız? Bugün platformun içerik anlayışını belirleyen temel prensipler neler?</strong></p>
<p>Wise&amp;Rise’ın çıkış noktası bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı ama bu bilgilerin doğruluğundan emin olmanın zorlaştığı bir dönemde editoryal süzgeçten geçirilmiş içeriklerden oluşan nitelikli bir eğitim platformu oluşturmaktı. Platformda biz niceliği hiçbir zaman ön plana koymadık. Amacımız on binlerce eğitim sunmak olmadı. Temel olarak alanındaki uzmanlığı kanıtlanmış eğitmenlerle kullanıcılarımızın faydalanabileceği ve hayatlarına katkıda bulunacak eğitimler tasarlıyoruz.</p>
<p><strong>Hedefleriniz arasında neler yer alıyor?</strong></p>
<p>Öncelikli hedefimiz, Wise&amp;Rise’ın Türkiye’de dijital eğitim alanında kullanıcıların öğrenme ihtiyaçlarına uçtan uca yanıt veren bir ekosisteme dönüşmesi. Abonelik modeliyle tüm eğitimlere web ve mobil uygulamalar üzerinden erişim sağlıyoruz; her ay eklediğimiz yeni içeriklerle de kataloğumuzu sürekli genişletiyoruz. Kayıtlı video içeriklerinin ötesine geçmek amacıyla 2026’da canlı etkinlik modülümüz Wise&amp;Rise Live’ı hayata geçirdik. Bu sayede eğitmenlerimiz kullanıcılarla canlı buluşuyor, soruları doğrudan yanıtlıyor ve etkileşim kuruyor. Böylece kullanıcılarımız hem zengin içerik kütüphanesine istedikleri zaman erişebiliyor hem de dönemsel olarak eğitmenlerle canlı ortamda bir araya gelebiliyor.</p>
<p><strong>Arşivinizde ve kültür-sanat ekosisteminde sizi bu satın almaya ikna eden ana editoryal vizyon neydi?</strong></p>
<p>We the Living platformunun kürasyonunu incelediğimizde hem içeriklerin niteliğinin hem de yapılandırılma biçimlerinin markamızın vizyonuyla uyumlu olduğunu gözlemledik. Sanat, genel kültür ve sağlık gibi kategorilerde özellikle zengin ve nitelikli bir kütüphane oluşturmuşlardı. Bir süredir içerik güncellemelerini de yakından takip ediyorduk. Eğitmen kadrosu, prodüksiyon kalitesi ve editoryal katkıyla hazırlanan özel içerikleriyle We the Living kütüphanesini bünyemize katmanın, Wise&amp;Rise’ın Türkiye’deki dijital eğitim sektöründeki konumunu güçlendireceğini öngördük ve bu satın alımı gerçekleştirdik.</p>
<p><strong>Günümüzde dijital mecralarda muazzam bir bilgi kirliliği ve yüzeyselleşme var. Wise&amp;Rise, derinlikli kültür ve sanat içeriğini dijital dünyanın dinamikleriyle nasıl barıştırıyor?</strong></p>
<p>Bilgiye ulaşmak artık çok kolay ve hızlı. Bu durumun geçmişte belki de hiç ulaşamayacağımız bilgi kaynaklarına rahatlıkla ulaşabilmek gibi bir avantajı olsa da, dijital mecralarda hangi bilginin güvenilir olduğunu ayırt etmek her zaman kolay değil.</p>
<p>Hızlı ve kolay ulaşılabilirlik, bizim de kullanıcılarımıza Wise&amp;Rise’da vaat ettiğimiz, dijital imkanların sağladığı avantajlardan biri. Ama bizim için daha önemli olan, içeriğin alanında yetkin ve güvenilir bir eğitmenle, titiz bir editoryal süreçten geçirilerek kullanıcıya sunulması. Bu nedenle ön hazırlık sürecine büyük önem veriyoruz. Editoryal ekibimizin hazırladığı kapsamı eğitmenlerimizle birlikte değerlendiriyor ve nihai hâline getiriyoruz.</p>
<p><strong>Platformunuzda sanat, tarih ve edebiyat gibi disiplinlerin yanı sıra psikoloji ve ebeveynlik gibi alanlar da yan yana duruyor. Toplumun disiplinler arası öğrenme merakını ve kültür-sanat tüketim alışkanlıklarını nasıl okuyorsunuz?</strong></p>
<p>Kullanıcı davranışları, farklı eğitim alanları arasında güçlü bir geçiş olduğunu gösteriyor. Mesleki gelişim ya da belirli bir ihtiyaca yönelik platformu keşfeden kullanıcılar, zamanla farklı kategorilerdeki eğitimlere de yöneliyor. Uzmanlık alanlarında yeni bakış açıları kazanırken, hiç bilmedikleri konulara giriş yapma fırsatı da buluyorlar. Eğitimlerimizin ilham veren ve derinleşmek isteyenlere yol gösteren bir nitelik taşıması en önemli hedeflerimizden biri. Abonelik modelimiz de eğitimleri tek tek satın alma zorunluluğunu ortadan kaldırarak farklı alanların keşfedilmesini kolaylaştırıyor. Dijitalleşmeyle birlikte nesiller arası kültür aktarımının biçimi de değişiyor.</p>
<p><strong> </strong><strong>2026 sonuna kadar 200 içeriğe ulaşma hedefiniz var. Önümüzdeki dönemde kültür, sanat ve edebiyat alanında izleyicileri ne gibi özel üretimler veya niş kategoriler bekliyor?</strong></p>
<p>Wise&amp;Rise’a yeni içerikler katarken mevcut kategorilerimizi derinleştirmeye ve başka mecralarda kolay ulaşamayacakları özel içerikler sunmaya özen gösteriyoruz. Yakın zamanda yayına girecek eğitimlerimiz arasında <strong>Jane Austen</strong> romanları, bilim kurgu edebiyatı, arkeoloji ve sanat tarihine dair kapsamlı içerikler yer alıyor. We the Living kütüphanesinin platformumuza dahil olmasıyla birlikte yeni yayınlanan eğitimlerimiz arasında da müze tarihi, mitolojinin psikolojik dili ve korku edebiyatı hakkında özel içerikler bulunuyor. Kültür, sanat, edebiyat ve daha pek çok alanda kataloğumuzu genişletirken her yeni eğitimin kullanıcılarımıza farklı ve nitelikli bir bakış açısı kazandırmasını da hedefliyoruz.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/bilgiye-editoryal-dokunus-85949</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/4/9/1280x720/bilgiye-editoryal-dokunus-1787297187.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanattan tarihe, psikolojiden edebiyata uzanan geniş bir öğrenme dünyası inşa eden Wise&amp;Rise, dijital eğitimi yalnızca erişilebilir değil, nitelikli hale getirmeyi hedefliyor. Kurucu Ortağı ve CEO’su Onur Beykoz, platformun içerik vizyonunu ve geleceğe dair hedefleri anlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/yediklerimiz-karakterimizi-ele-veriyor-mu-85948</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yediklerimiz karakterimizi ele veriyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Ne yiyorsan osundur.” Peki gerçekten öyle mi? Beslenme tercihlerimizi neye göre şekillendiriyoruz? Bitki bazlı beslenmeyi seçenlerin kişilik özellikleri bu tercihlerinde nasıl bir rol oynuyor? Bu, karakter meselesi mi, yoksa biyolojik ritmimizle de bağlantılı olabilir mi?</p>
<p>İtalya’da yapılan yeni bir araştırma, bu sorulara yanıt aradı. Dünyanın önde gelen hakemli bilimsel yayıncılarından Frontiers’ın ‘<em>Frontiers in Nutrition’</em> dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, bitki ağırlıklı ve hayvansal kaynaklı gıdaların daha az tüketildiği bir beslenme biçimine yönelmek, yalnızca kişinin inançlarıyla değil, mizacı ve biyolojik ritmiyle de bağlantılı olabilir.</p>
<p>738 yetişkin İtalyan üzerinde yapılan çalışma, hayvansal kaynaklı gıdaların azaltıldığı; baklagiller, tam tahıllar ve sebzelerin daha fazla yer aldığı beslenme düzenlerini inceledi. Çalışmada bu beslenme biçimiyle ilişkili kişilik özelliklerinin yanı sıra kronotipe, yani kişinin biyolojik saatine bağlı olarak günün hangi saatlerinde kendisini daha enerjik, verimli ya da uykulu hissettiğine de bakıldı. Araştırmaya katılanların 146’sı, yani yüzde 19,78’i, araştırmacıların ekolojik olarak sürdürülebilir beslenme için belirlediği ölçütleri karşıladı. Araştırmacılar bu dağılımın, İtalya’nın 2024 yılına ait ISTAT verileriyle de uyumlu olduğunu belirtiyor; söz konusu verilerde katılımcıların yüzde 85,5’i kendisini ‘hepçil’ olarak tanımlıyor.</p>
<p><strong>YENİLİKLERE AÇIK OLMAK </strong><strong>BESLENMEDE ETKİLİ</strong></p>
<p>Yapılan çalışmada, yaş, cinsiyet ve vücut kitle indeksi gibi faktörleri de dikkate alarak hangi psikolojik ve biyolojik özelliklerin sürdürülebilir bir beslenme biçimine yönelmeyle ilişkili olduğu incelendi. Analizde hiyerarşik ikili lojistik regresyon yönteminden yararlanıldı. Sonuçlarda iki farklı kişilik özelliği özellikle öne çıktı. ‘Deneyime açıklık düzeyi’ yüksek olanların bu tür bir beslenme biçimini benimseme olasılığı yüzde 60 daha yüksekken, ‘uyumluluk düzeyi’ yüksek kişilerde bu olasılık yüzde 43 arttı. Sabahçıl olma eğilimi de sürdürülebilir beslenmeyle olumlu yönde ilişkiliydi; ancak bu ilişkinin etkisi kişilik özelliklerine göre daha sınırlı kaldı. Kadınların bu beslenme biçimini benimseme olasılığı erkeklerin yaklaşık üç katıydı. Yaş ilerledikçe ise ekolojik olarak sürdürülebilir bir beslenme biçimini benimseme olasılığı bir miktar azaldı.</p>
<p><strong>DIŞA DÖNÜKLERDE </strong><strong>OLASILIK DAHA DÜŞÜK</strong></p>
<p>Beklentilerin aksine iki sonuç ortaya çıktı. Dışa dönüklük ve dürüstlük-alçakgönüllülük düzeyi arttıkça, bitki ağırlıklı beslenme biçimini benimseme olasılığı ise düşüyordu. Başka bir deyişle, bu iki özelliğin daha belirgin olduğu kişiler bitkisel ağırlıklı bir beslenmeye daha az yöneliyordu. Dışa dönüklükle ilgili sonuç, bu kişilerin daha sık sosyal ortamlarda yemek yemesi ve bu ortamlarda et ağırlıklı seçeneklerin daha yaygın ve normatif olmasıyla açıklanıyor. Dürüstlük-alçakgönüllülük boyutunda ise araştırmacılar, bu kişilik özelliğinin geleneksel normlara bağlılıkla ilişkili yönünün, hâlâ standart dışı olarak görülebilen beslenme biçimlerinin benimsenmesini zorlaştırabileceğini düşünüyor.</p>
<p>Çalışmada bazı önemli sınırlılıkların olduğunu da atlamamak lazım. Kesitsel bir araştırma olması nedeniyle bulguların neden-sonuç ilişkisi kurmaya yetmeyeceğini özellikle belirtiyor araştırmacılar. Beslenme alışkanlıkları, kişilik özellikleri ve kronotipe ilişkin verilerin tamamının katılımcıların kendi beyanlarına dayanması da sonuçların temsil gücünü etkileyebilecek bir başka unsur. Üstelik araştırmada kurulan model, beslenme tercihlerindeki değişimin yalnızca yüzde 12,4’ünü açıklayabildi. Ekip ayrıca sürdürülebilirliği yalnızca tüketilen gıda gruplarının sıklığı üzerinden değerlendirdi; gıda israfı, mevsimsellik ve üretim yöntemi gibi sürdürülebilirlik açısından önemli başka unsurları araştırmanın dışında bıraktı.</p>
<p><strong>BİTKİ BAZLI ÜRÜNLERDE </strong><strong>PROFİLE GÖRE PAZARLAMA</strong></p>
<p>Araştırmacılara göre bu sonuçlar, özellikle bitki bazlı ürün geliştiren ve pazarlayan şirketler için de yol gösterici olabilir. Farklı kişilik özelliklerine sahip tüketicilere farklı mesajlarla ulaşmanın mümkün olduğunu belirten çalışma, bu konuda çeşitli öneriler de sunuyor. Açık fikirli tüketiciler için mutfakta yenilik ve keşif duygusu öne çıkarılabilirken, uyumluluk düzeyi yüksek kişilerde hayvan refahı ve özveri temaları etkili olabilir. Dışa dönük tüketicilerin ise geleneksel seçeneklere yönelme olasılığının daha yüksek olması nedeniyle sosyal yemek ortamlarında farklı stratejiler geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Çalışmada varılan temel sonuç ise şu: Beslenme tercihlerinin ardındaki bireysel özellikleri anlamak, daha sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarına geçişi destekleyecek yöntemlerin geliştirilmesine yardımcı olabilir.</p>
<p><strong>PEKİ TÜRKİYE’DE </strong><strong>TABLO NASIL?</strong></p>
<p>Araştırmanın sonuçlarının bazıları beni şaşırttı. Tam bir sabah insanı olmama rağmen vegan olmamda bunun bir etkisinin çıkmaması biraz üzdü. Kadınların bitki ağırlıklı beslenme olasılığının erkeklerden yaklaşık üç kat fazla olması ise bana hiç şaşırtıcı gelmedi. Uyumluluk bana uzak bir konu ama yeniliklere açık olmak biraz cesaret gerektirdiği için araştırmanın bu sonucuyla kendim arasında bir bağlantı kurabildim. Aslında Türkiye’de de benzer bir araştırma yapılsa oldukça aydınlatıcı olabilir. Türkiye’de veganların sayısına ilişkin elimizdeki araştırmalar kesin bir resmî istatistik sunmuyor; ancak Sia Insight’ın 2023 tarihli Türkiye Beslenme Anketi’nde kendisini vegan olarak tanımlayanların sayısı 620 bin olarak tahmin edilmişti. Aynı araştırmada vegan ve vejetaryen beslenenlerin toplamının 2,7 milyona ulaştığı belirtiliyordu. 2020’de 83 bin olarak açıklanan vegan sayısıyla karşılaştırıldığında bu artış dikkat çekici.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/yediklerimiz-karakterimizi-ele-veriyor-mu-85948</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/4/8/1280x720/yediklerimiz-karakterimizi-ele-veriyor-mu-1787297000.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ne yediğimizi yalnızca damak tadımız belirlemiyor olabilir. Kişilik özelliklerimiz ve yaşam ritmimiz de soframıza uzanan seçimlerde etkili olurken, yeniliklere açık olanlar bitki ağırlıklı beslenmeye daha yatkın görünüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/turk-isciligi-superyat-liginde-85946</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk işçiliği süperyat liginde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sirena Marine’in yeni amiral gemisi Sirena Superyachts 42M, henüz dünya prömiyerini gerçekleştirmeden sahibini buldu. Tekneyi satın alan isimse daha önce de bir Sirena tercih etmiş bir müşteri. Bu ayrıntı, hem şirketin büyük boy yat segmentindeki iddiasını hem de Türkiye’de geliştirilen ve üretilen bir markanın, süperyat dünyasında güven ilişkisi kurabildiğini gösteriyor. Çelik gövde ve alüminyum üst yapının buluştuğu 42M, 23-26 Eylül’de Monaco Yacht Show’da dünya sahnesine çıkacak. Ancak Sirena Marine için Monaco’ya taşınan yalnızca 42 metrelik bir yat olmayacak. Yalova Altınova’daki tersanede entegre üretim modeli, Türk mühendisliği ve yerel ustalığın sonucu olan bir proje de Port Hercule’de vitrinde olacak. Ayrıntıları CEO <strong>Çağın Genç</strong> ile konuştuk.</p>
<p><strong>Yalova’daki tersanenizde 42M’yi inşa ederken Türk işçiliğinin, Türk mühendisliğinin ve yerel ustalığın bu projeye kattığı en karakteristik dokunuşlar neler oldu?</strong></p>
<p>Bizim en önemli farkımız, üretimin ana süreçlerini kendi bünyemizde gerçekleştirebilmemiz. Kompozit üretimden mobilyaya, mekanik sistemlerden kaliteye kadar entegre bir yapıya sahibiz. Bu sayede kalite, hız ve esnekliği aynı anda sağlayabiliyoruz. Aynı zamanda Ar-Ge’yi tüm iş yapış biçimimizin merkezine koyuyoruz. Bu da hem ürün kalitesinde hem de mühendislik kabiliyetinde bizi farklılaştırıyor. Burada şunun altını özellikle çizmek isterim ki bizim ‘Türk işçiliği’ dediğimiz sadece kaliteli üretim demek değil. Bu aslında tasarım, mühendislik, üretim teknolojisi ve entegre üretim kabiliyetini aynı çatı altında buluşturabilen güçlü bir sanayi ekosistem yaklaşımı. 42M projesinde de dünyanın en saygın tasarım ofisleriyle çalışırken, bu vizyonu hayata geçiren üretim gücü tamamen Yalova’daki tersanemizdeki ekiplerimizin bilgi birikimi, mühendisliği ve ustalığı oldu. Çelik gövde ile alüminyum üst yapının hassas entegrasyonundan mobilya işçiliğine, mekanik sistemlerden kalite kontrol süreçlerine kadar her aşamada Türk mühendisliği ve yerli ustalığın imzası bulunuyor.</p>
<p><strong><em>İzole ve </em></strong><strong><em>konforlu </em></strong><strong><em>alanlar</em></strong></p>
<p><strong>42 metre boyundaki bu yeni ürün, sahiplerine nasıl bir deniz yaşamı vadediyor? 42M’yi deniz tutkunları için eşsiz kılan temel unsurlar neler?</strong></p>
<p>Artık süperyat sahipleri sadece daha büyük tekneler istemiyor. Asıl önemli olan kişiselleştirilmiş bir yaşam deneyimi oluşturabilmek. Biz de 42M ile bunu sunuyoruz aslında. Tabii ki alt ve üst yapı olarak dünya standartlarında bir süperyat. Birçok farklı özelliği var ama tek tek bu özelliklerin ötesinde sunduğumuz bütüncül üretim mimarisi bu tekneyi çok özel kılıyor. Geniş dış yaşam alanları, farklı kullanım senaryolarına uygun dinlenme bölümleri ve genişletilebilir beach club, teknemizin denizle bütünleşen karakterini öne çıkarıyor. Ana güvertedeki verandalı özel ana kamara ise kullanıcıya hem mahremiyet hem de denizle doğrudan ilişki kuran bir yaşam alanı sunuyor. 42M, geniş kıç havuz, opsiyonel donanım seçenekleri, tekne sahibine sunulan daha izole ve konforlu yaşam alanıyla fark yaratıyor. Özellikle master kabinin kendine ait olan ve tasarımcılarının “patio” diye adlandırdığı baş güverte terasıyla kurduğu özel ilişki ve bunun yat sahibine sunduğu ayrıcalıklı yaşam alanı teknemizin en dikkat çekici özelliklerinden biri. Tekne mimarisindeki en önemli seçenek esnekliği, master kabinin ana güverte veya üst güvertede konumlandırabilmesi. Bu özelleştirmeye bağlı olarak salon kısmı da yemek odası veya daha rahat düzenleme konfigürasyonlarına açık olabiliyor.</p>
<p><strong>Sirena’yı Türkiye’nin tasarım ve mühendislik ihracatını temsil eden bir marka olarak görmek mümkün mü?</strong></p>
<p>Dünyanın önde gelen tasarımcılarıyla çalışırken, bu projeleri hayata geçiren mühendislik, üretim disiplini ve ustalık büyük ölçüde Türkiye’deki ekiplerimizin bilgi birikimine dayanıyor. Bu da aslında Türkiye’nin yalnızca üretim yapmadığını bilgi, teknoloji ve tasarım ihraç eden bir ülke hâline geldiğini gösteren iyi bir örnek. Bugün teknelerimizin yaklaşık yüzde 85-90’ını ihraç ediyoruz. 2025’te 80.7 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik. 24 metre altı yat ihracatında geçen yıl olduğu gibi bu yılda lider olarak ödül aldık ve uluslararası pazarlardaki başarı grafiğimizi bir kez daha tescilledik. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin İlk 1000 İhracatçı listesinde 324’üncü, ‘Gemi, Yat ve Hizmetleri’ kategorisinde ise 5’inci sırada yer aldık. Ancak bizim için asıl ihracat kaleminin teknemiz olmadığını söylemek isterim. Biz aslında teknelerimizin içinde taşıdığı mühendislik, tasarım anlayışı, üretim teknolojisi ve marka değerini ihraç ediyoruz. Bir anlamda her teslim ettiğimiz tekneyle Türkiye’nin yüksek katma değerli sanayi ve mühendislik gücünü de dünyanın farklı limanlarına taşıyoruz.</p>
<p><strong>Bugün en çok hangi konuda yabancı rakiplerle yarışıyorsunuz?</strong></p>
<p>Bugün yabancı rakiplerimizle tasarım, mühendislik, üretim kalitesi, kişiselleştirme kabiliyeti, teslim güvenilirliği ve marka itibarı üzerinden yarışıyoruz. Süperyat tercih eden bir müşteri yıllarca birlikte yaşayacağı, kendi yaşam tarzını yansıtan çok özel bir yatırım yapıyor. Dolayısıyla müşteriler için artık düşük maliyeti önceliklendirmiyor. En doğru çözümü sunacak güvenilir iş ortağını arıyor. Bu noktada teknik yetkinlik kadar, verdiğiniz sözü zamanında yerine getirebilmeniz ve satış sonrasında da müşterinizin yanında olmanız büyük önem taşıyor. Ben önümüzdeki dönemde rekabetin daha da fazla marka güveni, inovasyon ve yüksek katma değer etrafında şekilleneceğine inanıyorum.</p>
<p><strong>Sirena 118 projesini hayata geçirirken stratejiniz neydi?</strong></p>
<p>118’i geliştirirken hedefimiz Sirena Yachts’ın bugün ulaştığı tasarım, mühendislik ve üretim kabiliyetini en üst seviyede yansıtan, markamızın geleceğini temsil edecek yeni bir referans modeli ortaya koymaktı. Bu proje, daha büyük yat segmentindeki uzun vadeli büyüme stratejimizin en önemli adımlarından biri olarak konumlanıyor. Sirena 118’de verimlilik, denizcilik performansı, geniş yaşam alanları ve zamansız tasarımı aynı potada buluşturmaya odaklandık. Günümüz yat sahipleri uzun süre yaşamaktan keyif alacakları, kişisel yaşam tarzlarına göre şekillendirebilecekleri ve uzun seyirlerde de maksimum konfor sunan bir deneyim arıyor. Biz de tasarım sürecini bu beklentiler üzerine inşa ettik. Bu yaklaşımın en önemli yansımalarından biri, 36 metrelik boyuna rağmen 300 GT’nin altında kalan hacim yönetimiyle son derece ferah iç mekânlar sunabilmesi oldu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SIRENA MARINE YÖNETİM KURULU BAŞKANI İPEK KIRAÇ:</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Amacımız dünyada referans marka olmak</strong></span></p>
<p>Sirena Marine olarak kurulduğumuz günden bu yana güçlü üretim altyapımız, mühendislik yetkinliğimiz ve küresel vizyonumuz doğrultusunda istikrarlı bir dönüşüm gerçekleştirdik. Bu yıl kutladığımız 20’nci yılımızı yalnızca önemli bir kilometre taşı olarak değil, aynı zamanda yeni bir büyüme döneminin ve küresel ölçekte daha güçlü bir konumlanmanın başlangıcı olarak değerlendiriyoruz. Sirena 118 ve Sirena Superyachts 42M ise yalnızca bugün ulaştığımız seviyeyi değil, aynı zamanda Sirena’nın dünya yat endüstrisinde daha üst segmentte yer alma vizyonunu da somut biçimde ortaya koyuyor. Sirena olarak yalnızca daha büyük tekneler üretmeyi hedeflemiyoruz. Amacımız; tasarım, mühendislik, inovasyon ve üretim kalitesiyle dünya yat endüstrisinde referans gösterilen bir marka hâline gelmek. Bunun yolu ise yüksek katma değerli üretimden, güçlü Ar-Ge yatırımlarından, nitelikli insan kaynağından ve uzun vadeli bir vizyondan geçiyor. Türkiye’den çıkan küresel markaların artmasının, ülkemizin ekonomik dönüşümü açısından stratejik önem taşıdığına inanıyoruz. Sirena Marine olarak biz de yalnızca kendi markamızı büyütmeyi değil, Türkiye’nin dünya yat endüstrisindeki konumunu güçlendirmeyi ve ülkemiz için daha fazla katma değer üretmeyi temel sorumluluklarımızdan biri olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde; yenilikçi ürünlerimiz, sürdürülebilir üretim yaklaşımımız ve küresel ölçekte büyüyen marka değerimizle Sirena’yı dünyanın en saygın yat üreticileri arasında daha üst sıralara taşıma hedefi doğrultusunda var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/turk-isciligi-superyat-liginde-85946</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/4/6/1280x720/turk-isciligi-superyat-liginde-1787296398.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sirena Marine’in ‘Sirena Superyachts 42M’ ve ‘Sirena 118’ projeleri, Türk mühendisliği ve yerel ustalığın dünya süperyat pazarındaki iddiasını ortaya koyuyor. CEO Çağın Genç, “Biz aslında teknelerimizin içinde taşıdığı mühendislik, tasarım anlayışı, üretim teknolojisi ve marka değerini ihraç ediyoruz” diyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/desen-oyunlari-85945</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Desen oyunları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yaz gardırobunun en güzel tarafı, biraz daha cesur olabilmek. Kışın koyu renkleri ve ağır katmanları geride kalırken gömleklerden şortlara, hafif ceketlerden pantolonlara kadar desenler yeniden sahneye çıkıyor. 2026 yazında ise erkek modası bu konuda özellikle keyifli bir dönemden geçiyor. Birkaç sezondur devam eden sade ve fazlasıyla kontrollü giyimin ardından baskılar yeniden renkleniyor; kimi zaman nostaljik, kimi zaman romantik, kimi zaman da beklenmedik ölçüde eğlenceli bir karakter kazanıyor. Çizgilerden karelere, çiçeklerden hayvan desenlerine ve sürreal grafiklere uzanan geniş bir desen dünyası, sezonun en enerjik tarafını oluşturuyor.</p>
<p>İyi tarafı şu: Baştan aşağı desenlere bürünmek zorunda değilsiniz. Bu yaz mesele, doğru baskıyı seçip onu gardırobunuzdaki daha sakin parçalarla buluşturmak. İşte sezonun denemeye değer beş baskı trendi…</p>
<p><strong>ÇİZGİLERİN YENİ HALİ</strong></p>
<p>Çizgili gömlek, erkek gardırobunun en güvenilir parçalarından biri olabilir ama 2026 yazında çizgiler biraz daha eğlenceli bir karakter kazanıyor. Klasik mavi-beyaz kombinasyonların yanında geniş, düzensiz ve farklı yönlere ilerleyen çizgiler dikkat çekiyor. Geleneksel yazlık çizgilerden daha deneysel, hatta zaman zaman zebra etkisi yaratan yorumlara kadar pek çok farklı yaklaşım görmek mümkün. Özellikle bol kesimli kısa kollu gömlekler ve trikolar, bu trendi günlük hayata taşımanın en kolay yolu. Riviera havası isteyenler daha ince çizgilere yönelebilir; biraz daha şehirli bir görünüm için kalın ve kontrast çizgiler tercih edilebilir. Çizginin güzel tarafı da burada: Tanıdık olduğu kadar karakterli.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong><em> Mavi-beyaz çizgili gömlek, krem keten pantolon, kahverengi deri terlik, metal çerçeveli güneş gözlüğü.</em></p>
<p><strong>ÇİÇEKLER ARTIK </strong><strong>ÇOK DAHA CESUR</strong></p>
<p>Erkek modasında çiçek baskıları yeni değil ancak bu yaz bildiğimiz küçük tropikal çiçeklerden biraz uzaklaşıyoruz. 2026 koleksiyonlarında daha büyük ölçekli, ressam işi hissi veren ve zaman zaman soyutlaşan çiçekler öne çıkıyor. Abartılı floral desenler ve beklenmedik renk birliktelikleri, yazın güçlü baskı eğilimlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Çiçek desenli bir gömleği hâlâ yalnızca tatilde giyilecek bir parça olarak düşünmeyin. Doğru pantolonla şehirde de son derece şık durabilir. Buradaki küçük sır şu: Desen zaten yeterince konuşuyorsa kombinin geri kalanını sakin bırakmak.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong><em> Çiçek desenli kısa kollu gömlek, ekru bermuda şort, süet loafer, sade deri bileklik.</em></p>
<p><em><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a87f948c73fb-1787296072.jpg" alt="" width="500" height="750" /></em></p>
<p><strong>KARELER YAZLIK BİR </strong><strong>KARAKTER KAZANIYOR</strong></p>
<p>Pötikare, madras, dama ve klasik ekose… Kareli desenler 2026 yazında şaşırtıcı biçimde güçlü. Özellikle gingham erkek giyiminde yeniden yükselirken dama ve farklı ölçeklerdeki karelerin daha grafik yorumları da sezonun enerjik yüzünü temsil ediyor. Ancak yazın kareleri, kışlık ekoseler kadar ağır görünmüyor. Açık mavi, kırmızı, yeşil, krem ve sarı gibi daha canlı renklerle birleşen desenler; pamuklu gömleklerde, hafif ceketlerde ve şort-gömlek takımlarında çok daha rahat bir tavır kazanıyor. Biraz retro, biraz preppy ama kesinlikle sıkıcı değil.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong><em> Kareli kısa kollu gömlek, taş rengi chino şort, beyaz çorap, kahverengi loafer, kanvas tote çanta.</em></p>
<p><strong>HAYVAN DESENLERİ </strong><strong>ŞEHRE İNİYOR</strong></p>
<p>Leopar, zebra ve yılan desenlerinin erkek gardırobundaki yeri giderek büyüyor. Fakat 2026 yorumunda amaç, baştan aşağı vahşi görünmek değil. Tonal hayvan baskıları, kamuflajı andıran soyut desenler ve zebra çizgilerinin grafik yorumları, trendi çok daha giyilebilir bir noktaya taşıyor. Bu trendi gardıroba dahil etmenin en kolay yolu, tek bir güçlü parça seçmek. Desenli bir gömlek, hafif ceket ya da ayakkabı yeterli. Geri kalan parçaları siyah, krem, kahverengi veya haki gibi doğal tonlarda tuttuğunuzda görünüm hemen dengeleniyor.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong><em> Tonal leopar desenli gömlek, siyah rahat kesim pantolon, deri sandalet, siyah güneş gözlüğü.</em></p>
<p><strong>SANATSAL VE </strong><strong>SÜRREAL BASKILAR</strong></p>
<p>Sezonun en eğlenceli tarafını sona bırakalım. 2026 yazında erkek modası, sanatsal baskılar konusunda oldukça özgür. Dijital efektler, geometrik şekiller, soyut çizimler, fotoğrafik grafikler ve adeta bir tablodan alınmış gibi görünen desenler özellikle gömleklerde ve eşleşen takımlarda öne çıkıyor. Bu parçalar yaz akşamları için özellikle iyi bir seçenek. Gün batımından sonra sade bir pantolonun üzerine giyilen sanatsal baskılı ipek ya da viskon gömlek, fazla uğraşmadan bütün kombinin havasını değiştirebilir. Biraz cesaret gerekiyor, kabul; ama yaz zaten gardıropla eğlenmenin zamanı değil mi?</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong><em> Soyut baskılı gömlek, beyaz geniş kesim pantolon, siyah deri terlik, minimal deri el çantası.</em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/desen-oyunlari-85945</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/4/5/1280x720/desen-oyunlari-1787296156.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çizgilerden çiçeklere, karelerden hayvan desenlerine ve sürreal grafiklere… 2026 yazında erkek modasını baskılar domine ediyor. Sadelik yerini daha cesur, renkli ve kişisel bir stil diline bırakıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/kasin-ruhundan-yukselen-caz-85943</guid>
            <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaş’ın ruhundan yükselen caz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İlk etkinlikten bugüne festivalin değişmeden koruduğu değerler neler oldu? Zaman içinde hangi yönleri değişti, nasıl bir dönüşüm geçirdi?</strong></p>
<p>Kaş Caz Festivali’nin çıkış noktası, müziği bulunduğu coğrafyayla birlikte deneyimlenen bir kültür buluşmasına dönüştürmekti. Sekiz yıl boyunca bu yaklaşımı korumaya özen gösterdik. Samimiyet, nitelikli sanat üretimi ve Kaş’ın ruhuyla uyumlu bir festival anlayışı hala en temel değerlerimiz arasında yer alıyor. Zaman içinde ise programımızı zenginleştirdik; farklı disiplinleri, atölyeleri, söyleşileri ve kültürel keşifleri festivale dahil ederek çok katmanlı bir yapıya ulaştık. Bugün festival sadece konserlerden oluşan bir etkinlik değil, bulunduğu bölgeyle birlikte yaşayan bir kültür platformu haline geldi.</p>
<p><strong>Kaş’ın kendine özgü doğası, tarihi dokusu ve Akdeniz atmosferi festivalin kimliğinde nasıl bir rol oynuyor? Sizce Kaş Caz Festivali’ni benzer etkinliklerden ayıran en önemli özellik ne?</strong></p>
<p>Aslında Kaş bu festivalin sadece ev sahibi değil, aynı zamanda ilham kaynağı. Antik kentleri, denizle kurduğu ilişki, çok kültürlü geçmişi ve doğal güzellikleri programımızın şekillenmesinde önemli rol oynuyor. Festivali başka şehirlerde birebir aynı şekilde gerçekleştirmek mümkün olmazdı. Kaş Caz Festivali’ni farklı kılan şey de tam olarak bu; müziğin mekânla ve hikâyeyle bütünleşmesi. Buraya gelen sanatçılar ve izleyiciler yalnızca konser dinlemiyor, aynı zamanda Kaş’ın kültürel hafızasına da tanıklık ediyor.</p>
<p><strong>Festival programında caz müziğini yalnızca konserlerle sınırlamayıp aslında bir kültürle buluşturuyorsunuz. Bu disiplinlerarası yaklaşımın hem sanatçılar hem de izleyiciler açısından nasıl bir karşılığı olabilir?</strong></p>
<p>Biz cazı zaten doğası gereği farklı kültürlerin, hikâyelerin ve karşılaşmaların müziği olarak görüyoruz. Bu nedenle arkeoloji, tarih ve denizcilik gibi alanlarla kurduğumuz bağ çok doğal gelişti. Bu yaklaşım izleyicilere müziği daha geniş bir perspektiften deneyimleme imkânı sunuyor. Sanatçılar açısından da ilham verici bir ortam yaratıyor. Kaş’ın tarihsel katmanları ve Akdeniz’in kültürel çeşitliliği, festivale gelen herkes için yeni düşünce ve üretim alanları açıyor.</p>
<p><strong><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a87f76791f6e-1787295591.jpg" alt="" width="500" height="889" /></strong></p>
<p><strong>‘Kökler ve Göçler’ teması nasıl ortaya çıktı? </strong></p>
<p>Temanın ismi hem günümüzün hem de Akdeniz coğrafyasının en güçlü hikâyelerinden birine işaret ediyor. İnsanlık tarihi boyunca kültürler hareket ederek, karşılaşarak ve birbirini dönüştürerek gelişti. Müzik de bunun en güçlü örneklerinden biri. Cazın kendisi de göçlerin, kültürel etkileşimlerin ve ortak hafızaların ürünü. Kaş ise tarih boyunca farklı uygarlıkların yollarının kesiştiği bir liman kenti oldu. Bu nedenle tema, hem festivalin bulunduğu coğrafyayla hem de müziğin doğasıyla güçlü bir ilişki kuruyor.</p>
<p><strong>Sanatçı ve etkinlik seçimlerini yaparken hangi kriterleri ön planda tutuyorsunuz?</strong></p>
<p>Öncelikle sanatsal niteliği ve özgünlüğü önemsiyoruz. Bunun yanında seçtiğimiz isimlerin festivalin temasıyla bir bağ kurabilmesine dikkat ediyoruz. Farklı kültürlerden gelen sanatçıların ortak bir diyalog oluşturabilmesi bizim için değerli. Programı oluştururken yalnızca iyi performanslar sunmayı değil, izleyiciler arasında yeni düşünsel ve kültürel karşılaşmalar yaratmayı da hedefliyoruz. Bu nedenle çeşitlilik bizim için bir tercih değil, festivalin temel karakterlerinden biri.</p>
<p><strong>Önümüzdeki yıllarda festivalin gelişimine dair hedefleriniz ve hayalleriniz neler?</strong></p>
<p>Kaş Caz Festivali’ni uluslararası kültür ve sanat ağlarıyla daha güçlü ilişkiler kuran, yıl içine yayılan üretimlere alan açan bir platform olarak geliştirmeyi hedefliyoruz. Genç müzisyenleri destekleyen projeler, sanatçı buluşmaları ve disiplinlerarası üretimler bu vizyonun önemli parçaları olacak. En büyük arzumuz ise festivalin büyürken ruhunu kaybetmemesi; Kaş’ın ölçeğine, doğasına ve kültürel mirasına saygılı bir şekilde gelişmeye devam etmesi. Sekiz yıldır olduğu gibi bundan sonra da müziği, kültürü ve insanları bir araya getiren anlamlı karşılaşmalar yaratmayı sürdüreceğiz.</p>
<p><u> </u></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/kasin-ruhundan-yukselen-caz-85943</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/4/3/1280x720/kasin-ruhundan-yukselen-caz-1787295847.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akdeniz’in zamansız atmosferinde cazın özgür ruhunu bir kez daha buluşturan Kaş Caz Festivali, 8. yaşında ‘Kökler ve Göçler’ temasıyla müzikseverleri ağırlamaya hazırlanıyor. Detayları festival direktörü Serdar Karatepe’den dinledik. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
