<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/neolitikin-izinde-catalhoyuk-ve-konya-76737</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> NEOLİTİK’İN İZİNDE:  Çatalhöyük ve Konya</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em><strong>ŞERİF YENEN</strong></em></p>
<p>Bir önceki yazıda Göbeklitepe ve Karahantepe’de, insanlık tarihine dair bildiğimiz pek çok şeyi sorgulatan bir başlangıç noktasına bakmıştık. Şimdi o hikâyenin devamındayız. Çünkü Neolitik Güneydoğu Anadolu’da başladı; oradan yayıldı, değişti ve Orta Anadolu’da bambaşka bir biçim aldı. İşte bu yüzden Anadolu’yu gezerken sadece bakmak yetmez. Bağlantıları görmek gerekir.</p>
<p>Göbeklitepe’de başlayan o büyük dönüşümün izini sürerseniz, birkaç bin yıl sonra kendinizi Konya Ovası’nda bulursunuz. Ve burada karşınıza çıkan şey, artık yalnızca bir başlangıç değil; yerleşmiş, düzen kurmuş ve gündelik hayatın içine yerleşmiş bir dünyadır.</p>
<p><strong>İNSANLIĞIN YÖN DEĞİŞTİRDİĞİ ÇAĞ</strong></p>
<p>Neolitik, “Yeni Taş Çağı” olarak çevrilir ama asıl anlamı bir yaşam biçimi değişimidir. İnsan bu dönemde doğayla kurduğu ilişkiyi kökten dönüştürür. Bitkileri toplamaktan üretmeye geçer, hayvanları evcilleştirir ve sürekli hareket eden bir yaşamdan yerleşik hayata yönelir.</p>
<p>Bu dönüşüm Yukarı Mezopotamya’da yani Güneydoğu Anadolu’da başladı. Ancak bir iki bin yıl içinde Orta Anadolu’ya yayıldı ve burada yeni bir toplumsal düzen ortaya çıktı. Güneydoğu’daki erken yerleşimlerde daha dağınık bir yapı görülürken, Orta Anadolu’da evler yan yana, yaşam daha iç içe ve daha kolektif bir karakter kazanır. Bu değişimi en net biçimde görebildiğimiz yer Çatalhöyük’tür.</p>
<p><strong>ÇATALHÖYÜK: SOKAKSIZ BİR ŞEHİR</strong></p>
<p>Konya’nın yaklaşık 50 kilometre güneydoğusunda yer alan Çatalhöyük, dünya genelinde Neolitik dönemin en çarpıcı yerleşimlerinden biridir. İnsanlık tarihinde böylesine önemli rol oynamış bir yerleşimi atlama lüksümüz yok, mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri.</p>
<p>Buraya geldiğinizde ilk fark ettiğiniz şey, alıştığınız anlamda bir şehir düzeni olmamasıdır. Bu ne demek? Sokak yok, evler birbirine bitişik ve evlere giriş bildiğimiz anlamdaki kapılardan değil, çatılardan yapılır. İnsanlar evlerine merdivenle yukarıdan girer. Çatılar ise yalnızca geçiş alanı değil, aynı zamanda günlük hayatın yaşandığı mekânlardır. Bu düzen, savunma, iklim ve sosyal yapı açısından birlikte düşünülmüş bir çözümdür. Evlerin birbirine benzer olması da dikkat çekicidir. Büyük saraylar ya da ayrıcalıklı mekânlar yoktur. Bu da daha eşitlikçi bir toplumsal düzeni düşündürür.</p>
<p><strong>ÖLÜMLE YAŞAMIN İÇ İÇE OLDUĞU EVLER</strong></p>
<p>Çatalhöyük’te insanı en çok etkileyen unsurlardan biri, ölülerin evlerin içine gömülmesidir. Aile bireyleri, evin içindeki platformların altına gömülür. Yani insanlar atalarıyla birlikte yaşamaya devam eder. Yaşam ile ölüm arasında keskin bir ayrım yoktur; geçmiş, gündelik hayatın içinde varlığını sürdürür.</p>
<p>Böylece, mekânın sadece fiziksel olmadığını, aynı zamanda hafızasal bir anlam taşıdığını anlarız. Yani evler hem birer barınak, hem de geçmişin saklandığı yerlerdir. Bazı evlerin zamanla daha özel hâle gelmesi ve süslemelerle öne çıkması, bu yapıların neredeyse kutsal bir kimlik kazandığını düşündürür.</p>
<p><strong>DUVARLARDA ANLATILAN HAYAT</strong></p>
<p>Çatalhöyük’ün duvarları sıvanırken üzerine yapılan resimlerle bir anlatıya dönüşür. Av sahneleri, dans eden figürler, hayvanlar, soyut kompozisyonlar… Bu resimler, burada yaşayan insanların dünyasını biraz da olsa anlamamızı sağlar.</p>
<p>Özellikle leopar figürleri dikkat çeker. İlginç olan şu ki, bu kadar sık tasvir edilmesine rağmen Çatalhöyük ve çevresinde leopar kemiklerine neredeyse hiç rastlanmaz. Bu da leoparın sembolik bir güç olduğunu düşündürür.</p>
<p><strong>HİKÂYENİN ERKEN SAYFALARI</strong></p>
<p>Çatalhöyük’e gelmeden önce bu hikâyenin daha erken bir aşamasını görmek isteyenler için Aksaray yakınlarındaki Aşıklı Höyük önemli bir duraktır. Burada insanlar henüz tamamen yerleşik değildir. Avcılık ve toplayıcılık devam eder, ama aynı yerde yaşama fikri ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Aşıklı Höyük’te bulunan en çarpıcı buluntulardan biri ise bir kadına ait kafatasıdır. Kafatasında bilinçli olarak açılmış bir delik vardır. Bu, Anadolu’daki en eski beyin ameliyatı örneklerinden biridir. Üstelik kafatasındaki iyileşme izleri, bu kişinin ameliyat sonrası yaşamaya devam ettiğini gösterir. Bu buluntu bugün Aksaray Müzesi’nde sergilenmektedir ve mutlaka görülmelidir.</p>
<p><strong>NEOLİTİK’TEN MEVLANA’YA</strong></p>
<p>Bu yolculuğun merkezi lojistik açıdan Konya olmalı. Çünkü burada Neolitik kültürün izleriyle birlikte Anadolu’nun sonraki bütün katmanlarını da görmek mümkün. Konya Ovası, binlerce yıldır üretim yapılan bir coğrafya. Bugün de Türkiye’nin en önemli tarım ve endüsriyel bölgelerinden biri. Bu anlamda Neolitik’te başlayan üretim fikrinin binlerce yıl sonra hâlâ sürdüğünü burada net şekilde görürüz. Ancak Konya’nın asıl sıçraması Selçuklu döneminde gerçekleşir. Anadolu, tarih boyunca doğu ile batı arasında bir köprü oldu. Bu konum, ticareti kaçınılmaz hâle getirdi. Asur ticaret kolonilerinden İpek Yolu’na kadar uzanan bu hareketlilik, Selçuklular döneminde sistemli bir yapıya kavuştu.</p>
<p>Selçuklular ticaretin yalnızca ekonomik değil, politik bir güç olduğunu çok iyi kavramıştı. Bu yüzden Anadolu’yu bir ticaret ağı gibi organize ettiler.</p>
<p><strong>ORTA ÇAĞ’IN LOJİSTİK SİSTEMİ</strong></p>
<p>Bu ticaret ağının en somut yapıları kervansaraylardır. Kervansaraylar, ticaret yolları üzerinde yaklaşık 30-40 kilometre aralıklarla inşa edilen büyük konaklama yapılarıydı. Bu mesafe, bir kervanın bir günde kat edebileceği yol esas alınarak belirlenirdi.</p>
<p>Yüksek duvarları, kuleleri ve anıtsal kapılarıyla küçük kaleleri andırırlar. İçlerinde yolcular için odalar, hayvanlar için barınaklar, depo alanları, hamam, mescit ve hatta sağlık hizmetleri bulunurdu.</p>
<p>Selçuklular bu yapıları bir tür devlet güvencesi olarak işletiyordu. Tüccarlar burada ücretsiz geceleyebiliyor, malları güvence altına alınıyordu. Bu sistem, tarihteki en erken “ticaret sigortası” örneklerinden biri olarak kabul edilir. Konya’dan Aksaray’a doğru ilerlerken karşınıza çıkan Sultanhanı ve Obruk Han gibi yapılar, bu sistemin ne kadar güçlü kurulduğunu açıkça gösterir. Mutlaka görülmesi gereken yerler listenize ekleyebilirsiniz.</p>
<p><strong>AYNI TOPRAKLARDA BAŞKA BİR ARAYIŞ</strong></p>
<p>Konya’nın bir diğer katmanı ise Mevlana’dır. 13. yüzyılda Konya’da yaşayan Mevlana Celaleddin Rumi, insanın Tanrı’ya akıldan öte, aşkla ulaşabileceğini savunur. Onun öğretisi hoşgörü, birlik ve sevgi üzerine kuruludur. “Gel, ne olursan ol yine gel” çağrısı, bu düşüncenin özüdür. Bugün hâlâ dünyanın dört bir yanından insanlar bu düşüncenin peşinden Konya’ya gelir.</p>
<p>Mevlana Müzesi, Mevlana’nın türbesi olmakla birlikte bir düşünce dünyasının merkezidir. Sema ritüeli ise bu düşüncenin hareketle ifadesidir.</p>
<p><strong>YOLUN KENDİSİ BİR TARİH</strong></p>
<p>Konya’dan Aksaray’a doğru ilerlediğinizde yolun kendisi bir açık hava müzesine dönüşür.</p>
<p>Obruk Gölü, yer altı boşluklarının çökmesiyle oluşmuş etkileyici bir doğal oluşumdur. Hemen yanında yer alan Obruk Han, Selçuklu döneminin önemli konaklama yapılarından biridir. Biraz ileride karşınıza çıkan Sultanhanı ise Anadolu’daki en görkemli kervansaraylardan biridir. Bu yapı, Selçukluların ticareti nasıl organize ettiğini ve güvence altına aldığını açıkça gösterir.</p>
<p><strong>NEDEN ŞİMDİ GİTMELİ?</strong></p>
<p>Bu rota, Anadolu’yu sadece gezmek değil, anlamak isteyenler için. Göbeklitepe’de başlayan hikâyeyi Çatalhöyük’te devam ettirir, Konya’da başka bir katmana taşır ve Mevlana ile bambaşka bir derinliğe ulaşırsınız. Bu bir gezi değil; bir zaman yolculuğu. Ve sonunda şunu fark edersiniz: Anadolu’ya bakmak yetmez. Onu katman katman görmek gerekir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ÇATALHÖYÜK</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;">Konya’ya uzaklık: 50 km</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;">Tarih: MÖ 6500–5500</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;">UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;">Sokaksız yerleşim planı</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;">Çatıdan girişli evler</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>PRATİK BİLGİ</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NASIL GİDİLİR?</strong></span><br /><span style="color: #e03e2d;">Konya’ya uçak, otobüs ve İstanbul’dan hızlı trenle ulaşmak mümkün. Çatalhöyük’e Konya’dan günübirlik gidilebilir.</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><em>Ne kadar zaman ayırmalı?<br /></em></strong>Konya: 1 gün</span><br /><span style="color: #e03e2d;">Çatalhöyük: yarım gün</span><br /><span style="color: #e03e2d;">Aksaray ve çevresi: 1 gün</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;">İdeal süre: 2-3 gün</span></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/neolitikin-izinde-catalhoyuk-ve-konya-76737</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/7/3/7/1280x720/neolitikin-izinde-catalhoyuk-ve-konya-1775799814.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anadolu’da yol almak, yalnızca mesafe değil, zamanın katmanları arasında ilerlemektir. Göbeklitepe’den Çatalhöyük’e uzanan bu hikâye, Konya’da derinleşir; Mevlana Celaleddin Rumi’nin çağrısı, Sultanhanı ve Obruk Gölü arasında yankılanır. Bu rota, bir geziden çok, insanlığın hafızasında iz süren bir yolculuktur. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/saf-guc-deneyimi-porsche-cayenne-electric-76734</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Saf güç deneyimi: Porsche Cayenne Electric</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Barcelona’nın kuzeybatısındaki Bassella tepelerinin kıvrımlı virajlarında Cayenne Electric’lerle vals yaparken, 1989’dan 2026’ya binlerce farklı otomobili kullanmış biri olarak şunu rahatça söyleyebilirim; bugüne kadar sürdüğüm hiçbir büyük elektrikli SUV, bu kadar lezzetli ve bu kadar “deli” olamazdı… Porsche’nin yeni Cayenne Electric’i, özellikle arkadaki Turbo yazısıyla tam anlamıyla bir canavar. Ama asıl şaşırtıcı olan, bu canavarı dizginlemek için yarış pilotu olmanıza gerek olmaması. Porsche mühendisleri, yine o bildiğimiz “deli profesör” ruhuyla, 1.200 beygire yaklaşan gücü amatör sürücülerin bile rahatça yönetebileceği bir şasi ve elektronik ağ ile donatmış.</p>
<p>Teknik rakamlar bile gözlerimizi fal taşı gibi açıyor; Cayenne Turbo Electric, normalde 630 kW 857 HP sunarken Push-to-Pass ile 10 saniyeliğine 130 kW devreye alıyor. Launch Control ve Overboost’ta zirve 850 kW yani 1.156 HP ve 1.500 Nm torka çıkılıyor. Böylece 0-100 km/h 2,5 saniyede, 0-200 km/h ise 7,4 saniyede bitiyor. Çeyrek mil 10 saniyenin altında! Giriş seviyesi Cayenne Electric bile 325 kW 442 HP ile 0-100’ü 4,8 saniyede tamamlıyor. Her iki versiyonda ön ve arkada üç fazlı PMSM motorlar görev yapıyor. Turbo’nun arka aksındaki e-motor, 245 mm çap ve 940 amperlik CiC invertörle Porsche’nin gelmiş geçmiş en güçlü elektrikli tahrik ünitesi. Bu sıfırdan geliştirilmiş özel e-motor, bataryadan gelen doğru akımı üç fazlı alternatif akıma dönüştüren silisyum karbür puls invertör sayesinde devasa gücü çok verimli ve düşük ısı kaybıyla motora iletirken, doğrudan yağ soğutma sistemi de motorun en sıcak bakır sargı noktalarına özel dielektrik yağ püskürterek ısıyı kaynağında uzaklaştırıyor… Böylece e-motor kompakt yapısına rağmen uzun süreli yüksek performansta termal aşırı yüklenme olmadan sürekli olarak maksimum gücü koruyabiliyor. Formula E devşirme doğrudan yağ soğutma sistemi sayesinde, motor boyutu yüzde 50 küçülse de verim yüzde 98’e ulaşıyor. Kısaca, eski nesil “hararet” olmadan pistlerde saatlerce limitlere çıkabilirsiniz…</p>
<p>Rejeneratif frenleme ise ayrı bir mühendislik ustalığı… 600 kW’a kadar geri kazanım kapasitesi, günlük frenlemelerin yüzde 97’sini mekanik balatalara dokundurmadan yapıyor. Rakip elektrikli SUV’lerde bu oran yüzde 15-20 seviyesinde. Overrun rejenerasyonunu merkezi ekrandan “Off”, 0,5 m/s², 0,8 m/s² veya “Auto” ile 1,5 m/s²’ye kadar ayarlayabiliyorsunuz. Mekanik frenler sadece acil durumlarda devrede; opsiyonel PCCB ile 440 mm ön diskler 600°C’ye dayanıyor. Batarya ise 113 kWh brüt, 108 kWh net, çift taraflı sıvı soğutmalı lityum-iyon. Soğutma kapasitesi 100 ev tipi buzdolabına eşdeğer… Bu sayede -10°C’de bile kapasite kaybı yüzde 5’in altında… Rakiplerde yüzde 15-20… WLTP menzili Cayenne Electric’te 643 km, Turbo’da 624 km. Cd aerodinamik değeri 0,25 ile sınıfının en iyilerinden. Aktif aerodinamik parçalarla arkadaki aeroblade’ler yüksek hızlarda yüzde 7-9 menzil kazancı da sağlıyor.</p>
<p>Şarjda 800V mimari ile teorik 400 kW DC güç, pratikte yüzde 10’dan yüzde 80’e 16 dakikanın altında. 10 dakikada 325 km menzil eklenebiliyor. 400V istasyonlarda “bank charging” destekli. İlk kez bir Porsche’de 11 kW endüktif kablosuz şarj opsiyonu da var. “Quiet Charging” ile sıcak havalarda fan sesini kısabiliyorsunuz.</p>
<p>Şasi ise bambaşka bir otomotiv uzmanlığı… Adaptif havalı süspansiyon ve PASM standardının üstünde, ilk kez bir SUV’da sunulan Porsche Active Ride aktif sistemi adeta sihir. Her amortisördeki elektromekanik aktüatörler, gövdenin yatma, alçalma ve kalkma hareketlerini neredeyse tamamen yok ediyor. Virajlarda gövde yatışı yüzde 80 azalıyor. Kırık zeminlerde konfor maksimize olurken, yüksek hızlı viraj silsilelerinden yalpaya girmeden, fizik sınırlarına dikkatsizce yaklaşsanız bile güvenle çıkıyorsunuz. 5 dereceye kadar arka aks yönlendirme, dönüş çapını 12,7 m’den 11,6 m’ye indiriyor. Turbo’da standart olan PTV Plus, arka diferansiyel kilidiyle viraj performansını keskinleştiriyor. Off-road paketiyle yaklaşma açıları artırılıyor; ePTM sistemi 5 ms tepki süresiyle arazi koşullarında da maksimum çekiş sağlıyor. Römork kullanımında sistem, römork kütlesini algılayıp süspansiyon ve gaz tepkisini ayarlıyor.</p>
<p>Kabin içine baktığımızda; 14,25 inç kavisli OLED, dijital gösterge, opsiyonel 14,9 inç yolcu ekranından oluşan Porsche Driver Experience ile toplam 42 inç ekran alanı, 10 metre ötede 87 inç sanal alan yaratan AR destekli HUD; hepsi sürüş dikkatini bozmadan görüş alanınızın etrafında konumlanıyor. Yapay zekâ destekli Voice Pilot, doğal dille çoklu komutları işliyor. Fiziksel butonlar iklim ve sık kullanılanlar için korunmuş; “Ferry Pad” el dayama yüzeyi dinamik sürüşlerde güvenliği de artırıyor. İlk kez bir Cayenne’de sunulan yüzey ısıtma, kapı kolları ve orta konsolu da ısıtıyor. Panoramik tavan elektrokromatik, iletişim ışığı LED şerit şarj durumu ve karşılama mesajı veriyor. Aks mesafesi +128 mm ile 3.023 mm’ye uzamış ve arka diz mesafesi ciddi artmış. Bagaj 781-1.588 litre, frunk 90 litre. Çeki kapasitesi 3.500 kg’a kadar…</p>
<p>Bu çılgın asfalt sürüşlerine bir de Land Rover seviyesi off-road parkurları da eklenmiş… Hatta, bir ralli kros parkurunda da bu çılgın performansla lastikleri kazıdığı toprağı toz dumana çevirerek dönüp durduk… İçten yanmalı ve hibrit Cayenne’ler yanında elektrikli versiyonların zirveyi ele geçirebileceği aklımıza hiç gelmiyordu… Turbo Electric, plug-in hibrit Cayenne Turbo E-Hybrid’in pahalılığıyla da yarışacak, fakat sunduğu hız ve verimlilik mukayesesinde çok daha ekonomik olarak kabul görecek. Kabine yapay bir homurtu gönderip azami gücü anında devreye sokan, tedirginliği unutturan yol tutuşuyla bu dev Cayenne, binlerce direksiyon sıkmış benim için, kullanım keyfinde yepyeni, mest eden bir zirve…</p>
<p><strong>1.156 HP<br />1.500 Nm<br />0-100 km/h 2,5 saniye</strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/saf-guc-deneyimi-porsche-cayenne-electric-76734</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/7/3/4/1280x720/saf-guc-deneyimi-porsche-cayenne-electric-1775799450.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Formula E’den gelen teknik, aktif şasiyle “mest olduk” dedirten yol tutuş ve baş döndüren hızlarla elektrikli SUV dünyasında çıtayı öylesine yükseltiyor ki… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/bu-sehre-bir-sarki-borcluydum-76730</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu şehre bir şarkı borçluydum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Müziğe ilk ne zaman ve nasıl başladınız? Sizi bu yola yönlendiren ilk etki neydi?</strong></p>
<p>Müziğe dedemin bana aldığı oyuncak orgla reklam müzikleri çıkararak başladım. Daha sonra ailem bu konuda bir yeteneğim olduğunu fark etti ve beni 6 yaşımdayken Ankara Çoksesli Müzik Derneği Korosu’na yazdırdı. Onlarla CSO gibi büyük yerlerde konserler vermeye başladık ve olay buralara kadar geldi.</p>
<p><strong>Rock müzikle bağınız nasıl kuruldu?</strong></p>
<p>2000 yılında 7 yaşındaydım ve Bon Jovi’nin It’s My Life’ı televizyonda dönmeye başlamıştı. Büyüleyici bir andı... O klibi yakalamak için NR1’ı sürekli açık bırakıyordum; sanırım o an...</p>
<p><strong>İlk şarkınızı yazdığınız anı hatırlıyor musunuz? O günden bugüne şarkı yazma biçiminizde neler değişti?</strong></p>
<p>Sanıyorum 2011 yılı, Ankara İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünde öğrenciydim, Siyaset Bilimi dersinde defterime söz karalıyordum. Aklım tamamen müzikteydi, zehirlenmiştim artık. Bir şeyler değişmedi doğrusu; herhangi bir an herhangi bir ilham beni yakalayabilir.</p>
<p><strong>İlhamın azaldığı dönemlerde müzikle ilişkinizi nasıl sürdürüyorsunuz?</strong></p>
<p>Doğrusu ilhamımın azaldığı anlar genelde kendimi depresif, melankolik ya da anksiyeteli hissettiğim anlarda oluyor. Geçen yıl zordu ve bir kısmında minör bir depresyonla da mücadele ettim. Böyle anlarda ne yazık ki çok fazla müzik üretmeyi düşünemiyorum, sadece dinleyebiliyorum. Nadiren böyle dönemlerde yazdığım şarkılar var, bunlardan biri yeni albümümde de yer alacak olan ‘Madem.’</p>
<p><strong>Eski rock referanslarını modern bir yaklaşımla birleştirme tercihiniz bilinçli bir estetik arayış mı?</strong></p>
<p>Evet, açıkçası rock müziğin her dönemini çok seviyorum ve çok büyük bir rock fanıyım. Arkadaşlarım bana ‘ayaklı shazam7 diyor bazen, literatüre olabildiğince hakimim ve hala yeni şeyler duydukça çok heyecanlanıyorum. Kendi müziğimde de belirli bir rock tarzına takılı kalmak istemiyorum.</p>
<p><strong>‘Ankara’nın Sokaklarında’ bu müzik yolculuğunuzun neresinde duruyor? Sizin için özel bir dönemi mi temsil ediyor?</strong></p>
<p>Doğma büyüme Ankaralıyım ve İstanbul’a taşındıktan sonra da Ankara’ya olan sevgim ya da aidiyetim çok değişmedi. Ankara’yı her ziyaret ettiğimde hala hep takıldığım mekanlara, yerlere gidiyorum. Benim için Ankara zamanın durduğu bir şehir.</p>
<p>Bu şehre bir şarkı borçlu olduğumu hissettim ve buradaki yaşanmışlıklarımı toparlayıp bir şarkı yazmak istedim. Şunu biliyorum çünkü, ben çoğu insan için hep Ankaralı Batu’yum ve öyle kalacağım.</p>
<p><strong>Parça ilerledikçe umut kırıntısı taşıyan bir yere evriliyor. Bu dönüşümü müzikle desteklemek için nasıl kararlar aldınız?</strong></p>
<p>Ben, müzikte tansiyon olması gerektiğini düşünüyorum. Çizgisel aranjeleri de severim ama rock gibi tarzlarda her zaman enstrümanların tansiyon yaratması gerektiğine inanırım. Bu şarkı da böyle aslında, şarkının finalinde yeni gitar katmanları ekleniyor, davul biraz daha crash’lerle çalıyor ve gitar soloları hakim oluyor, hepsi bu.</p>
<p><strong>Ankara bu şarkıda sadece bir tema değil, adeta bir atmosfer. Müziği yazarken şehri düşünerek aldığınız spesifik müzikal kararlar oldu mu?</strong></p>
<p>Şarkı özelinde değil ama klibi çekerken Ankara’da vakit geçirdiğim sokakların hepsini ziyaret etmek istedim. Benim için kişisel bir klipti ama ne mutlu ki dinleyicilerim tarafından da çok sevildi ve benimsendi.</p>
<p><strong>Son olarak ilerleyen günler için yeni çalışmalarınız var mı?</strong></p>
<p>Çok yakın zamanda bir süredir yayınladığım şarkılar toplanıp bir albüm haline gelecek, sonrası için de bu yıl hem İngilizce hem Türkçe şarkılar ve beni çok heyecanlandıran projelerim var.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/bu-sehre-bir-sarki-borcluydum-76730</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/7/3/0/1280x720/bu-sehre-bir-sarki-borcluydum-1775799245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batu Akdeniz, üçüncü albüm öncesi yayımladığı Ankara’nın Sokaklarında ile eski rock referanslarını modern bir yaklaşımla buluşturuyor. Müzisyen, Ankara ile olan bağını ve yeni projelerini Hafta’ya anlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
