<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/amacimiz-susi-ogretmekten-fazlasi-83798</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amacımız suşi öğretmekten fazlası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Birçok restoranda son dönemin yükselen eğilimlerinden biri, mutfak bilgisini misafirlerle paylaşan eğitim programları. <strong>JW Marriott İstanbul Marmara Sea</strong> bünyesindeki, dünyaca ünlü şef Akira Back’in Türkiye’deki tek restoranı <strong>Akira Back İstanbul</strong> da bu yaklaşımla Sushi Academy’yi hayata geçiriyor. <strong><em>Executive Chef Fatih Alkan</em></strong>, akademinin temel amacının katılımcılara, Japon mutfağının temel prensiplerini ve suşi kültürünü aktarmak olduğunu belirtiyor. Üç yıldır Michelin Tavsiye Listesi’nde yer alan restoranın mutfağını yöneten Alkan ile <strong><em>suşi Şefi Talha Yeğen</em></strong>’in liderliğinde gerçekleştirilecek Akademy, usta şeflerle birebir ve interaktif bir deneyim sunabilmek adına maksimum 12 katılımcı ile sınırlı tutuluyor. Her ay düzenli olarak gerçekleştirilecek olan akademinin ilk eğitimi 25 Temmuz Cumartesi günü yapılacak. Ayrıntıları Şef Alkan anlattı.</p>
<p><strong>Fine dining restoranlarının deneyim ve eğitim paylaşan mekânlara dönüşmeye başladığını görüyoruz. Sushi Academy fikri nasıl doğdu?</strong></p>
<p>Son yıllarda misafirlerin beklentisi yalnızca iyi bir yemek değil, o yemeğin arkasındaki hikâyeyi, tekniği ve kültürü de deneyimlemek yönünde değişti. Biz de bu değişimden ilham aldık. Sushi Academy fikri, misafirlerimizi mutfağın sadece izleyicisi değil, bir parçası hâline getirme isteğiyle ortaya çıktı. Suşi, yüksek teknik, disiplin ve yıllar süren ustalık gerektiren bir mutfak. Bu bilgi birikimini paylaşmanın hem öğretici hem de keyifli bir deneyim sunduğunu düşünüyoruz. Academy kapsamında katılımcılar yalnızca suşi hazırlamayı öğrenmiyor; doğru ürün seçimi, pirinç hazırlığı, bıçak kullanımı ve Japon mutfak kültürüne dair birçok detayı da birebir deneyimliyor. Amacımız tek seferlik bir workshop düzenlemekten ziyade, gastronomiye ilgi duyan insanların tekrar bir araya geleceği, öğrenmeye devam edeceği ve Akira Back Sushi Academy etrafında bir topluluk oluşturmak.</p>
<p><strong>Akademide katılımcılara yalnızca suşi yapımını mı öğreteceksiniz, yoksa Japon mutfak kültürünün arkasındaki felsefeyi de aktarmayı hedefliyor musunuz?</strong></p>
<p>Kesinlikle 2’ncisi. Suşi yalnızca bir tariften ibaret değil; sabır, denge, hassasiyet ve malzemeye duyulan saygının bir yansıması. Academy boyunca teknik bilgiyi aktarırken aynı zamanda Japon mutfağının temel yaklaşımını da paylaşmaya çalışıyoruz. Bir bıçağın nasıl tutulduğundan pirincin neden bu kadar önemli olduğuna kadar her detayın arkasında bir düşünce ve gelenek var. Katılımcılarımızın yalnızca tarif öğrenmesini değil, bu bakış açısını da deneyimlemesini istiyoruz.</p>
<p><strong><em>Disiplin ve doğru ürün</em></strong></p>
<p><strong>Sushi Academy’nin sonunda katılımcıların aklında ve mutfağında nasıl bir iz bırakmayı amaçlıyorsunuz?</strong></p>
<p>En büyük hedefimiz, onları suşi yapabilecek özgüvenle uğurlamak ve gastronomiye farklı bir gözle bakmalarını sağlamak. Evde tekrar deneyebilecekleri teknikler kazanmalarını önemsiyoruz ama bunun ötesinde, iyi bir yemeğin emek, disiplin ve doğru ürünle başladığını hissetmelerini istiyoruz. Eğer Academy’den ayrılırken suşiye ve Japon mutfağına duydukları saygı biraz daha artmışsa, bizim için en değerli kazanım budur.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a620cbea3de4-1784810686.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p><strong>Sizce bugün iyi bir suşi şefinin ayırt edici özellikleri nelerdir?</strong></p>
<p>Teknik bilgi elbette çok önemli ancak tek başına yeterli değil. İyi bir suşi şefi her gün aynı kaliteyi sunabilecek disipline sahip olmalı. Malzemeyi çok iyi tanımalı, detaylara önem vermeli ve sürekli öğrenmeye açık olmalı. Aynı zamanda el becerisi kadar damak hafızası da güçlü olmalı. Çünkü bazen milimetrik bir kesim ya da pirincin birkaç derecelik sıcaklık farkı bile sonucu tamamen değiştirebilir.</p>
<p><strong>Akira Back’in modern ve füzyon yaklaşımını Türkiye’de nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p>Akira Back’in mutfağı geleneksel Japon tekniklerini farklı kültürlerden aldığı ilhamla yeniden yorumluyor. Biz de İstanbul’da bu anlayışı korurken bulunduğumuz coğrafyanın ürünlerinden ve misafir profilinden ilham alıyoruz. Önemli olan füzyon yapmak için füzyon yapmak değil; her tabağın arkasında bir denge ve anlam olması. Türkiye’nin güçlü gastronomi kültürü bu yaklaşımı destekleyen çok zengin bir altyapı sunuyor.</p>
<p><strong><em>En önemli konu istikrar</em></strong></p>
<p><strong>Akira Back’in “kendi mutfağını yaratmak” anlayışı sizin şeflik yaklaşımınızı nasıl etkiledi?</strong></p>
<p>Bu yaklaşım bana, önce tekniğe hâkim olmayı, ardından kendi yorumunu cesaretle ortaya koymayı öğretti. Yaratıcılığın sağlam temeller üzerine kurulduğunda değer kazandığına inanıyorum. Akira Back’in mutfak felsefesi de tam olarak bunu yansıtıyor. Geleneklere saygı duyarken aynı zamanda gelişmekten ve yeni fikirler denemekten çekinmemeyi teşvik ediyor.</p>
<p><strong>Üç yıldır Michelin Rehberi’nin tavsiye listesinde yer alan bir mutfağın standartlarını her gün korumak nasıl bir disiplin gerektiriyor?</strong></p>
<p>En önemli konu istikrar. Misafir hangi gün gelirse gelsin aynı kaliteyi, aynı özeni ve aynı deneyimi yaşamalı. Bunun arkasında da çok güçlü bir ekip çalışması, standartlara bağlılık ve sürekli gelişim var. Her servis aslında sıfırdan başlıyor; dün çok iyi bir servis vermiş olmanız bugün için bir garanti oluşturmuyor. Bu nedenle her gün aynı motivasyon ve titizlikle çalışıyoruz.</p>
<p><strong>Türkiye’de Japon mutfağına has malzeme kalitesi standardını nasıl sağlıyorsunuz?</strong></p>
<p>İyi bir suşi, iyi bir malzemeyle başlar. Bu nedenle tedarik sürecine çok büyük önem veriyoruz. Uluslararası standartlardaki ürünleri güvenilir tedarikçilerden temin ederken, kalite açısından beklentimizi karşılayan yerel ürünlerden de faydalanıyoruz. Bizim için önemli olan ürünün menşei değil; tazeliği, sürdürülebilirliği ve tabakta yaratacağı kalite. Doğru ürünü doğru teknikle buluşturduğunuzda dünya standartlarında bir deneyim sunmanız mümkün oluyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/amacimiz-susi-ogretmekten-fazlasi-83798</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/7/9/8/1280x720/amacimiz-susi-ogretmekten-fazlasi-1784810714.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akira Back İstanbul, mutfağını bu kez Sushi Academy ile misafirlerine açıyor. Executive Chef Fatih Alkan, katılımcıları Japon mutfağının tekniği ve felsefesiyle buluşturacaklarını söylüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/bu-ates-kullerimden-yeniden-doguyor-83797</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu ateş, küllerimden yeniden doğuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tarab ve Emuná gösterilerinizle İstanbul seyircisinin hafızasında unutulmaz bir iz bıraktınız. Şimdi Flamenco on Fire ile geri dönüyorsunuz. Kendi ritminizin bu şehrin ritmiyle nerede buluştuğunu hissediyorsunuz?</strong></p>
<p>İstanbul pek çok kültürün bir arada yaşadığı, oldukça hareketli, tutkulu bir şehir. Belki de içimde hissettiğim, bu şehirde hissedilen ritme benziyor; çünkü enerjiyle dolu olduğum, anlatacak çok şeyim olduğu ve bu topraklara dans etmek için dizginlenemez bir arzu duyduğum dönemdeyim. Üstelik yeni bir gösteriyi de sahneye koyuyorum.</p>
<p><strong>Gösterinizin adı genellikle yoğun ve her şeyi alt üst eden bir tutkuyla ilişkilendiriliyor. Ama sahnede bu ateş, kendi küllerinden yeniden doğan bir şeyi mi, yoksa içeriden yanan sessiz bir direnişi mi temsil ediyor?</strong></p>
<p>İkisi arasında seçim yapamam. O ateş, yeni bir şey yaratmaya her karar verdiğimde hissettiğim tutku aslında. Ve bu ateş, kendi küllerimden yeniden doğuyor; çünkü kim olduğumdan, yaşadıklarımdan ve geride bıraktıklarımdan besleniyor. Elbette içimde yanan sessiz bir direniş de var, çünkü bu da yaşadıklarımdan, ifade etme ihtiyacı duyduklarımdan doğuyor.</p>
<p><strong>Flamenkoda dans ve müzik birbirinden ayrılmaz, ama her yolculuk ilk bir sesle başlar. Çocukluğunuza baktığınızda, evde ya da sokakta duyduğunuz ve sizi gerçekten etkileyen ilk melodi ya da ritim neydi? Müzik hayatınıza dans aracılığıyla mı girdi, yoksa önce sadece bir dinleyici miydiniz?</strong></p>
<p>Küçüklüğümden beri dans benim eğlencem, oyunum, hissetme biçimim oldu... Her öğleden sonra odama kapanıp, o an ne müzik varsa onunla tek başıma koreografiler kurgulamaya çalıştığımı hatırlıyorum. Bazen haber bültenlerinin müziğinde bile dans ettiğimi söyleyebilirim. (Gülüyor) Sanırım müzik içimde dans etme arzusunu uyandırdı.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a6209a0d3e9b-1784809888.jpg" alt="" width="500" height="749" /></p>
<p><strong>Dans sizin için ne ifade ediyor peki?</strong></p>
<p>Dans küçüklüğümden beri benim için aynı anlamı taşıyor. Kuşkusuz iletişim kurmanın, iyileşmenin, kendimi tam hissetmenin ve mutlu olmanın en iyi yolu. Kelimelerle anlatılması imkânsız, bu kadar içsel ve derin bir şey var; ama sanırım bu, tamamen ışıkla ve hayatla dolu hissetmeye en çok benzeyen şey.</p>
<p><strong>Yıllar içinde müzik zevkiniz nasıl gelişti? Ağırlıklı olarak geleneksel Flamenco mu dinliyorsunuz, yoksa flamenkonun ötesindeki müzikleri keşfetmekten de keyif alıyor musunuz? Sanatsal yolculuğunuzu zenginleştiren başka türler ya da çağdaş sesler size ilham veriyor mu?</strong></p>
<p>Zaman geçtikçe müzik zevki elbette insanı zenginleştiren başka türlere doğru genişliyor. Her tür müziği dinlerim, o sabah nasıl uyandığıma bağlı olarak bazen Enrique Morente'yi, bazen James Morrison'ı dinlemeyi tercih ederim.</p>
<p>Ve elbette tüm müzik türlerinden ilham alıyorum. Her zaman derim ki, “Bazen bir melodi beni öyle güzel bir yere götürüyor ki, orada yaşamak isterdim.”</p>
<p><strong>Her performansta seyirciyle sadece dansınızı değil, çok derin bir duygusal deneyimi de paylaşıyorsunuz. Bir kadın olarak sanat yoluyla hikâyeler anlatmanın sizin için özel bir anlamı var mı?</strong></p>
<p>Dans aracılığıyla bir şeyler anlatabilme, iletebilme lüksüne sahip olmak, bu işe gönül vermenin en büyük ayrıcalıklarından biri. Ve bunu bir kadın olarak yapıyor olmak, sırf bu nedenle daha da değer kazanıyor sanırım. Sadece kadın olarak yaşanabilecek deneyimler var, anne olmak gibi; bu kadar derin bir şeyi seyirciyle paylaşabilecek alana ve konuma sahip olmak, paha biçilemez bir hediye. Bu kadar kişisel deneyimi paylaşabilmek ve insanların bunlara değer vermesi benim için büyük bir şans. Bunu sonsuz bir talih olarak görüyorum.</p>
<p><strong>26 Ağustos gecesine dönmek istiyorum. Dört duvar arasında değil, açık havada, İstanbul'un gökyüzü altında ve yaz meltemi eşliğinde sahne alacaksınız. Bu ortamın ‘Flamenco on Fire’ın ateşini nasıl körükleyeceğini düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Açık havada sahne aldığınızda ortaya çıkan enerji, tiyatro duvarları arasında olandan çok farklıdır. Bir tiyatronun ağırbaşlılığının insana bir sükûnet ve derli toplu bir konsantrasyon verdiği doğru; ama sokağın havasıyla, yıldızlarla dolu gökyüzüyle ve o mekânda dolaşan tüm o güçle solunan enerji sonsuz derecede daha büyük. Elbette hem müzisyenlerde hem bende pek çok şeyi harekete geçiriyor. Bu yüzden İstanbul seyircisiyle birlikte ‘Pálpito’ (nabız gibi atmak) etmeyi dört gözle bekliyoruz.</p>
<p><strong>Sahneye çıkmadan hemen önce size her zaman eşlik eden kelime ya da duygu nedir?</strong></p>
<p>Saygı. Bir bailaora (flamenko dansçısı) olarak önce kendime, ardından birlikte sahneyi paylaştığım müzisyenlere ve projemin hayata geçmesi için emek veren herkese saygı duyuyorum. Aileme, hayatımın bir parçası olmalarına izin verdiği için; flamenkoya ise beni kendi yolculuğuna kabul ettiği için minnet duyuyorum. Ama en büyük saygıyı, salonda büyük bir beklentiyle oturan, bana güvenen ve anlattığım hikâyeye inanan seyirci hak ediyor. Bu, benim için çok büyük bir sorumluluk ve her defasında o güvene layık olmaya çalışıyorum.</p>
<p><strong>Yakın gelecekte hayata geçirmeyi planladığınız yeni projeler var mı?</strong></p>
<p>Şu sıralar, Farruquito’nun eylülde Sevilla Bienali’nde prömiyer yapacak yeni gösterisinin prova sürecindeyim. Bu, çocukluğumdan beri kurduğum bir hayalin gerçekleşmesi anlamına geliyor. Bir flamenko dansçısı olarak en büyük ilham kaynaklarımdan biri olan Farruquito ile aynı projede yer almak, kariyerimin en özel deneyimlerinden biri. Bu süreci büyük bir heyecanla yaşıyor; tüm enerjimi öğrenmeye, gelişmeye ve bu deneyimin her anının tadını çıkarmaya ayırıyorum.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/bu-ates-kullerimden-yeniden-doguyor-83797</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/7/9/7/1280x720/bu-ates-kullerimden-yeniden-doguyor-1784809924.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çağdaş flamenkonun en güçlü kadın temsilcilerinden Cristina Aguilera, ‘Flamenco on Fire’ gösterisiyle İstanbul’da yeniden sahne almaya hazırlanıyor. Ritim, hareket ve müziği etkileyici bir anlatıya dönüştüren usta sanatçıyla dansın iyileştirici gücünü, flamenkonun köklerini ve İstanbul’la bağını konuştuk. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/baksida-bu-kez-ask-cicekleri-acti-83796</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baksı’da bu kez aşk çiçekleri açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bayburt’un ıssız ve kadim coğrafyasının kalbine değerli bir mücevher gibi konan, her gittiğimde beni daha fazla büyüleyen Baksı Müzesi’nde geçen günlerde açılan serginin başlığı <em>‘Aşk Çiçekleri Açar Bu Topraklarda.’</em></p>
<p>İşlerinde boya pigmentleri, alçı, fayans gibi malzemeler kullanan ve yırtma, kesme, kazıma, ekleme gibi işlemler uygulayan sanatçı <strong>Ebru Uygun</strong>’un Baksı’ya bir aşk ilanı olan ve 4 Eylül’e kadar devam edecek sergiyi Baksı’nın kurucusu <strong>Hüsamettin Koçan</strong>’a sordum:</p>
<p><em>“Ebru Uygun’un İstanbul’daki atölyesine gittim. İşlerini beğendim. Baksı’ya davet ettim ve geldi. Tabii ki doğasına hayran kaldı buranın. Zaten doğayla sıkı bir ilişki içerisinde çalışan bir sanatçı kendisi. İşleri hem yalın hem çok enerjik. Bu enerji bizim müzemize çok yakıştı”</em> diyor.</p>
<p>Koçan’a göre <em>Aşk Çiçekleri Açar Bu Topraklarda”, </em>Baksı Müzesi’nin bulunduğu doğadan söz ediyor. Zira dediği gibi bahar aylarını iyi bildiğim Baksı’da doğanın uyanışı müthiştir. Canlı yeşilin yanında morlar, sarılar kırmızı ve turuncular baş döndürücüdür.</p>
<p><em>“Sergi bir dışa vurum sergisi. Kullandığı renkler arasında can alıcı bir kırmızı var ama dikkat ederseniz içinde beyaz bir derinlik var ve ancak bir kadın bunu yapabilir” </em>diye ekliyor Koçan.</p>
<p>Sanatçının işlerini yerleştirirken Baksı’nın doğasından ilham aldığını da belirtiyor.</p>
<p><em>“Kurgusunda tek bir eseri ele almaktan ziyade bazen üç tanesini, bazen 10 tanesini bir araya getirip bir kompozisyon yaptı. Baksı Müzesi’nin gelenek ile çağdaşı, doğa ile kültürü, yerel ile evrenseli buluşturan yaklaşımı, Ebru Uygun’un sanat anlayışıyla ortak bir zeminde kesişiyor”</em> diyor Prof. Koçan</p>
<p>Kingston Üniversitesi’nde Sanat ve Tasarım eğitimi aldıktan sonra Brighton Üniversitesi İllüstrasyon Bölümü'nden mezun olan ve 2000’li yılların başından itibaren uluslararası sanat ortamında yer alan, eserleri İstanbul Modern, Museum Haus Konstruktiv (Zürih) ve Saatchi Gallery (Londra) gibi önemli kurumlarda sergilenen Ebru Uygun Baksı’da sergi açan üçüncü kadın sanatçı.</p>
<p><strong>KADIN EĞİTİM MERKEZİ İÇİN MÜZAYEDE</strong></p>
<p>Koçan “<em>Kadın sanatçıları daha ön plana çıkartmayı hedefliyoruz. <strong>Vuslat</strong> ve <strong>Alev Ebüzziya</strong>’dan sonra Ebru Uygun, kişisel sergi açan üçüncü kadın sanatçımız. Uluslararası seramik sanatçımız Alev Ebüzziya burada 2018 yılında ‘Toprak’ sergisini açmıştı. 2023 yılında Vuslat’ın ‘Emanet’ sergisini açtık”</em> diye anlatıyor.</p>
<p>Prof. Koçan ile telefon sohbetimde, projesini, başarılı mimar <strong>Melkan Gürsel</strong>’in çizdiği ancak mali zorluklar nedeniyle inşaatı tamamlanamayan <em>‘Baksı Kültür Sanat Vakfı Hüsame Köklü Kadın Eğitim Merkezi’</em>ni de sordum.</p>
<p>Geçen yıl müzede <strong>Seçkin Pirim</strong>’in sergisini ziyaret ederken uğradığımız Kadın Eğitim Merkezi’nin alanında Vakıf Başkanı <strong>Oya Koçan</strong> ile müteahhit firma arasında bir imza töreni vardı.</p>
<p>Merkezin kaba inşaatı bitmek üzereymiş ancak malum ekonomik zorluklar nedeniyle her şey yarıda kalmış. Oya Koçan ile birlikte Baksı’ya yaşamını adayan ve müzeye yıllardan beri manen ve madden destek olan Prof. Hüsamettin Koçan yeni kaynak arayışında.</p>
<p>Baksı Müzesi’ni sanatçı dostlarının desteğiyle ve eser bağışıyla hayata geçiren Koçan, yakın çevresinin ikinci bir kez sanatçı dayanışmasını organize etmeye çalıştıklarını söylüyor.</p>
<p>Sanatçının sanatçıyı destekleme müzayedesi için eser verecek sanatçıların listesi oluşturulmuş ve devam ediyor.</p>
<p>Doğu’da sanatı yöre halkına açarak bir ilke imza atan ve Van’da ‘Tariria’ gibi bir sanat-kültür oluşumuna de ilham veren Baksı Müzesi’nin yoluna devam etmesi ve Baksı Vakfı’nın Kadın Eğitim Merkezi’nin hayata geçmesi boynumuzun borcu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/baksida-bu-kez-ask-cicekleri-acti-83796</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/7/9/6/1280x720/baksida-bu-kez-ask-cicekleri-acti-1784809651.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bayburt’un yalın coğrafyasında doğayla sanatın buluştuğu Baksı Müzesi, Ebru Uygun’un ‘Aşk Çiçekleri Açar Bu Topraklarda’ sergisiyle renklerin ve toprağın ortak hafızasına yeni bir katman ekliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/hayal-kurmaktan-hic-vazgecmedim-83795</guid>
            <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayal kurmaktan hiç vazgeçmedim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>San Francisco'daki Walt Disney Family Museum’u gezerken aklımdan şu geçmişti: Mickey Mouse nasıl yalnızca bir karakter değil, kuşaklar boyunca yaşayan bir mirasa dönüştüyse, belki bir gün bizim de böyle kahramanlarımız olabilir. Japonya’nın Pikachu’su, Hello Kitty’si varsa neden bizim coğrafyamızdan çıkan karakterler de dünyaya açılmasın? <strong>Varol Yaşaroğlu</strong>’yla konuşurken bu hayalin artık o kadar da uzak olmadığını gördüm. Belki de asıl mesele bir karakter yaratmak değil; ona onlarca yıl yaşayacak bir dünya kurabilmek.</p>
<p><strong>Grafi2000 bugün 7 bin 446 dakikalık animasyon üretimiyle Türkiye’nin en büyük yerli içerik arşivlerinden birine sahip. Çeyrek asırlık bu birikim, dönüp baktığınızda sizin için asıl ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>Bugün ulaştığımız yaklaşık 124 saatlik, yani beş gün dört saatten fazla kesintisiz izlenebilecek bu üretim hacmi benim için sadece bir istatistik değil; beş-altı yaşlarındayken TRT ekranlarında siyah-beyaz Pembe Panter izlerken kendime verdiğim sözün gerçeğe dönüşmüş hâli. Çocukluğumda Türkiye’de ne animasyon yayınlayacak bir mecra ne de bu alanda gerçek anlamda bir sektör vardı. Ama kendi potansiyelimi gerçekleştirme hayalimden hiçbir zaman vazgeçmedim. Bugün geriye baktığımda gördüğüm şey; işini oyuna dönüştürerek hayatını tutkusuyla geçiren mutlu bir insanın hikâyesi. Asıl gurur duyduğum ise çocuklarla kurduğumuz o güçlü bağ.</p>
<p><strong>Bu yolculukta, dışarıdan bakınca çok görünmeyen ama sizin için en kritik dönüm noktası neydi?</strong></p>
<p>Hayatımda iki önemli kırılma noktası var. İlki, İTÜ İnşaat Mühendisliği’ni bitirdikten sonra gazetelerin kapanması nedeniyle İzmir’e dönüp bir şantiyede mühendis olarak çalışmak zorunda kaldığım dönemdi. O kadar mutsuzdum ki boş bulduğum her anda işçilerin karikatürlerini çiziyordum. Tam da o günlerde, Güneş gazetesindeki çizimlerimi gören Plastip Show’un yapımcısı Cihat Hazardağlı beni aradı ve “Benim yerime Ekonomist dergisine geç, hemen İstanbul’a gel” dedi. Hayatımın yönü o telefonla tamamen değişti. İkinci ve belki de asıl dönüm noktası ise ilk bilgisayarım, ilk çizim tabletim ve Flash programıyla tanıştığım geceydi. İnternetin henüz ilk yıllarında, milyon dolarlık Hollywood stüdyolarına ihtiyaç duymadan kendi evimde animasyon üretip bütün Türkiye’ye ulaştırabileceğimi fark ettim. O gece benim için her şey değişti. Animasyon serüvenim de aslında o anda başladı.</p>
<p><strong>Üretimi sürdürülebilir kılmak yalnızca iyi fikir bulmakla olmuyor. İlk günkü merakı korumak, doğru insanları bir araya getirmek ve değişime ayak uydurmak arasında siz nasıl bir ekip ve çalışma kültürü kurdunuz?</strong></p>
<p>İlk günkü heyecanımızı bugün de koruyoruz. Bizim ekibimizde herkes içindeki çocuğu yaşatıyor; merak ediyor, oyun oynuyor, trendleri ve yeni teknolojileri takip ediyor. Çalışma kültürümüzde inisiyatifi her zaman işin uzmanlarına bırakırım. Ortaköy'deki mütevazı ofisimizde yalnızca üretmeye ve akışta kalmaya odaklanıyoruz. Oyun motorlarından yapay zekâya kadar yeni teknolojileri sürekli araştırıyor, üretim süreçlerimize dahil ediyoruz. Sanırım sürdürülebilirliğimizin en önemli sırrı da bu araştırmacı ruh.</p>
<p><strong>Kral Şakir’i izleyen ilk çocukların bir bölümü bugün genç yetişkin. Karakterleriniz bir yandan yeni kuşaklarla tanışırken bir yandan ailelerin ortak hafızasında yaşamayı sürdürüyor. Bir karakterin kuşaklar arası bağ kurduğunu ne zaman hissediyorsunuz? </strong></p>
<p>Bu bağı en güçlü hissettiğim anlar imza günleri oluyor. Bugün 14-15 yaşına gelen gençler, “Eski kitaplarımı verdim ama Kral Şakir serisini atmaya kıyamıyorum. Onlar çocukluğumun en değerli anıları” diyor. Bu sözler benim için çok kıymetli. Bu bağı koruyabilmek için çocukları hiçbir zaman küçümsemiyoruz. Kral Şakir'i Türk ailesinin sıcaklığını ve mahalle kültürünü merkeze alan bir animated sitcom anlayışıyla tasarladık. Çocukların güldüğü sahnelerin içine yetişkinlerin de kendinden bir şeyler bulabileceği küçük ayrıntılar yerleştiriyoruz. Böylece ekran başındaki anne-baba da hikâyenin doğal bir parçası oluyor.</p>
<p><strong>Televizyondan dijital platformlara, kısa videolardan mobil ekranlara kadar izleme alışkanlıkları hızla değişiyor. Bu dönüşüm sizin hikâye anlatma biçiminizi ve yapımların ritmini nasıl etkiledi?</strong></p>
<p>Bugünün çocukları içerikleri çok hızlı tüketiyor. Dikkat süreleri eskisine göre daha kısa ama algıları son derece yüksek. Bu nedenle hikâyelerimizin ritmini de buna göre yeniden kurguluyoruz. Animasyon bize büyük bir özgürlük sağlıyor. Ancak yalnızca yüksek tempolu bir görselliğin yeterli olduğuna inanmıyoruz. Sevgi, dayanışma, aile bağları ve çevre bilinci gibi değerleri güçlü bir senaryoyla desteklemeye çalışıyoruz. Hikâyeyi yalnızca ekranla sınırlamıyor, farklı dijital deneyimlerle Kral Şakir evrenini çocukların hayatının farklı alanlarına taşımayı sürdürüyoruz.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a62061b0cac3-1784808987.jpg" alt="" width="500" height="281" /></p>
<p><strong>Bunca yıllık üretimin içinde sizi bugün hâlâ en çok duygulandıran, “İyi ki bu işi yapmışım” dedirten an hangisi? Bir de dönüp baktığınızda, “Bunu bugün yapsam farklı ele alırdım” dediğiniz bir proje var mı?</strong></p>
<p>Beni en çok duygulandıran olaylardan biri İzmir depreminden sonra yaşandı. Bir anne bana ulaştı ve çocuğunun deprem sırasında paniğe kapılmadan güvenli bir alana geçtiğini anlattı. Bunu da Kral Şakir’in <strong>Afetten Korkma</strong> kitabından öğrendiğini söyledi. Böyle bir geri dönüş almak tarif edilemez bir mutluluk. Bir başka unutamadığım an ise tuvalet eğitimi konusunda büyük zorluk yaşayan bir çocukla ilgiliydi. Levent Ünsal’ın Fil Necati karakteriyle hazırladığı özel ses kaydını dinledikten sonra korkusunu yenmişti. Böyle hikâyeler duyduğumda, “İyi ki hayatımı bu işe adamışım” diyorum. Bugün farklı ele alırdım dediğim proje ise <strong>Fırıldak Ailesi</strong>. Türkiye'nin yetişkinlere yönelik ilk yerli çizgi dizisiydi. Ancak televizyonun sert reyting sistemi nedeniyle yalnızca 13 bölüm yayınlanabildi. Daha sonra internet üzerinden devam etmek zorunda kaldık. Bugün aynı projeyi hayata geçirsem televizyon için değil, doğrudan dijital platformlar için tasarlardım. Şimdilerde ise Fırıldak Ailesi'ne gösterilen yoğun ilgi nedeniyle projeyi sinema filmi olarak yeniden izleyiciyle buluşturmaya hazırlanıyoruz.</p>
<p><strong>Kral Şakir’i ekrandan çıkarıp kitaplara, sinemaya, oyunlara, sahneye, lisanslı ürünlere ve tema parkına uzanan büyük bir dünyaya dönüştürdünüz. Bu kadar farklı alana yayılırken markanın özünü nasıl koruyorsunuz? Bir yandan da bu yapıyı yeni projeleri besleyen sürdürülebilir bir ekonomik modele nasıl dönüştürüyorsunuz?</strong></p>
<p> </p>
<p>Markanın özünü koruyabilmek için dünya standartlarında hazırladığımız tasarım rehberleri kullanıyoruz ve tüm iş ortaklarımızın bu standartlara uymasını sağlıyoruz. Ancak markayı asıl koruyan şey teknik kurallar değil; bakış açımız. Kral Şakir'in mizahı, aile yapısı ve karakter ilişkileri değişmiyor. Bugün yalnızca sinema ya da televizyon gelirleriyle güçlü bir animasyon markasını sürdürmek mümkün değil. Bu yüzden elliden fazla lisans kategorisinde büyük bir ekosistem oluşturduk. Bu yapı sayesinde hem yeni projeler üretebiliyor hem de yapay zekâ ve oyun motorları gibi teknolojilere yatırım yapabiliyoruz. Ocak ayında vizyona girecek ‘<em>Kral Şakir: Binbir Gece’</em> filmi de bu uzun soluklu üretim anlayışının en yeni örneklerinden biri olacak.</p>
<p><strong>Türk dizileri dünyada büyük bir pazar yarattı; çünkü drama, farklı kültürlerde komediye göre daha kolay karşılık bulabiliyor. Oysa mizah ve animasyon daha yerel kodlarla çalışıyor. Sizce Türkiye’den çıkan bir animasyon markasının dünyada büyümesi için bu kültürel eşiği nasıl aşması gerekiyor?</strong></p>
<p>Bir hikâyenin yerel olması, evrenselleşmesine engel değildir. Hatta tam tersine, samimi hikâyeler sınırları çok daha kolay aşar. Biz Kral Şakir evrenini oluştururken Adana dürüm tutkunu Fil Necati gibi tamamen bize ait kültürel kodlardan, Türk ailesinin sıcaklığından ve mahalle yaşamından beslendik. Buna rağmen Kral Şakir, Cartoon Network aracılığıyla MENA bölgesindeki 23 ülkede yayımlandığında çok güçlü bir karşılık buldu. Karakterler Arapçanın sekiz farklı lehçesine uyarlandı. Kral Şakir, "Laith The King", Fil Necati ise kültüre uygun şekilde "Falafeelo" adıyla izleyiciyle buluştu ve büyük ilgi gördü. Bence önemli olan, hikâyenin merkezine dostluk, aile, dayanışma ve çevre bilinci gibi evrensel değerleri yerleştirebilmek. Bunu güçlü bir görsel kaliteyle desteklediğinizde hikâyenin hangi ülkeden çıktığı ikinci planda kalıyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ artık yalnızca geleceğe dair bir başlık değil; doğrudan üretimin içinde. Önümüzdeki yıllarda animatörün, çizerin ve yönetmenin işini sizce nasıl değiştirecek? </strong></p>
<p>Yapay zekâyı hiçbir zaman işimizi elimizden alacak bir tehdit olarak görmedim. Benim için o, yaratıcılığı daha özgür hâle getiren güçlü bir yardımcı. Önümüzdeki yıllarda teknik üretimin önemli bir bölümü yapay zekâ tarafından desteklenecek. Bu dönüşüme ayak uyduramayan profesyonellerin sektörün gerisinde kalacağını düşünüyorum. Ama insanın elinden alınamayacak bir alan var. Bir karakterin ruhunu oluşturmak, hikâyeyi kurmak, mizahı üretmek, seyirciyle duygusal bağ kurmak ve yönetmenin yaratıcı vizyonunu ortaya koymak hâlâ insana ait olacak. Yapay zekâ üretimi hızlandırabilir ama hayal gücünün yerini alamaz.</p>
<p><strong>Önümüzdeki on yıl için Grafi2000 adına nasıl bir gelecek hayal ediyorsunuz? </strong></p>
<p>En büyük hayalim, yarattığımız karakterlerin Mickey Mouse gibi onlarca yıl yaşayacak, kuşaktan kuşağa aktarılacak kalıcı dünya markalarına dönüşmesi. MENA bölgesi ve Rusya'da yakaladığımız başarının ardından önümüzdeki on yılda hedefimiz, birlikte çalıştığımız uluslararası dağıtım şirketiyle Kral Şakir'i ve Süper 1 Takım'ı Avrupa ve Amerika pazarlarında çok daha güçlü biçimde konumlandırmak. Bu süreçte İngilizce ve İspanyolca YouTube kanallarımızı büyütmeye, dijital platformlardaki varlığımızı artırmaya ve farklı ülkelerde yeni iş birlikleri geliştirmeye odaklanıyoruz. Bir başka hayalim ise yıllardır üzerinde çalıştığımız büyük bir <strong>‘Kral Şakir Festivali’</strong>ni hayata geçirmek. Ayrıca PK XD ve Canva gibi teknoloji odaklı iş birliklerini büyütmeye devam ediyoruz. Hologram konserlerinden oyun içi deneyimlere kadar uzanan, izleyicinin yalnızca seyretmediği, doğrudan içinde yer aldığı etkileşimli bir Grafi2000 Evreni oluşturmayı hedefliyoruz.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/hayal-kurmaktan-hic-vazgecmedim-83795</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/7/9/5/1280x720/hayal-kurmaktan-hic-vazgecmedim-1784809018.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocukluğunda siyah-beyaz Pembe Panter izlerken kurduğu hayal, bugün Türkiye&#039;nin en büyük yerli animasyon evrenlerinden birine dönüştü. Grafi2000&#039;in kurucusu Varol Yaşaroğlu; Kral Şakir&#039;in başarısını, animasyon sektörünün dönüşümünü ve yapay zekânın yaratıcı dünyaya etkisini anlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
