<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/dugune-davetlisiniz-76144</guid>
            <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Düğüne davetlisiniz!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her yıl on binlerce çift evleniyor. Kimisi aşkın heyecanına, kimisi alışkanlığın konforuna, kimisi de birlikte kurulan hayatın fikrine inanıyor. Ama bir ilişkiyi ayakta tutan şeyin sonunda hep aynı yere çıktığını biliyoruz: Güven. Peki, sevdiğiniz insanın yaptığı en kötü şeyi öğrendiğinizde ne olur? Bilmek mi daha ağırdır, yoksa bilmeden devam etmek mi? Sevdiğimize nereye kadar empati gösterebiliriz?</p>
<p>‘The Drama’ tam da bu soruların etrafında dolaşan bir yapım. Tatlı bir romantik komedi gibi başlasa da, senaryosu da elinden çıkan yönetmen <strong>Kristoffer Borgli</strong>’nin önceki işlerinden tahmin edebileceğimiz üzere usul usul gerilim kurulmaya başlıyor. Zendaya ve Robert Pattinson, düğünlerine günler kalmış Emma ve Charlie olarak karşımıza çıkıyor. Yakın arkadaşlarla geçirilen, birkaç kadehten sonra iyice samimileşen bir akşamda sohbet bir itiraf oyununa dönüşüyor. Başta kahkaha ya da utançla geçip gidecekmiş gibi duran bu sohbet, “Hayatında yaptığın en kötü şey ne?” sorusuyla birlikte bambaşka bir yere evriliyor. Emma’nın verdiği yanıt ise yalnızca gecenin değil, ilişkinin de dengesini değiştiriyor. Filmin çıkış noktası da tam burada belirginleşiyor: En yakın olduğumuz insan hakkında gerçekten ne kadar şey bilmek isteriz?</p>
<p>Filmin bundan sonrasında evlilik fikri romantik bir hayal olarak değil, insanın en karanlık taraflarıyla yüzleştiği bir eşik olarak ele alınıyor. Rahatsız edici sorular, aşk, bağlılık ve dürüstlük yeniden tartışmaya açılıyor. Kara mizah ile dramanın iç içe geçtiği filmin yapımcıları arasında <em>‘Midsommar’</em> ve <em>‘Beau Is Afraid’</em> ile tanıdığımız <strong>Ari Aster</strong>’ın bulunması da filmin tonuna dair güçlü bir ipucu veriyor. Borgli’nin yaklaşımı da zaten bunu destekliyor: Aşkı akıl, ahlak ve kabulle karşı karşıya getiren bir hikaye anlatmak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/dugune-davetlisiniz-76144</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/1/4/4/1280x720/dugune-davetlisiniz-1775142196.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu sene Zendaya ve Robert Pattinson’ın yılı. İkiliyi 2026 boyunca ‘The Odyssey’ ve ‘Dune: Part Three’de de yeniden göreceğiz. Ama önce, evlilik arifesindeki bir çift olarak komedi ile gerilim, yakınlık ile huzursuzluk arasında gidip gelen yeni filmleri ‘The Drama’ ile beyazperdeler. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sikligin-yeni-dili-denge-76143</guid>
            <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şıklığın yeni dili ‘denge’</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kışın yoğun dokularından ve ağır siluetlerinden uzaklaşan stil anlayışı; 2026 İlkbahar-Yaz sezonunda, daha akışkan, daha rahat ve daha bilinçli bir estetik sunuyor. Bu sezon trendler, yalnızca ne giyileceğini değil, nasıl bir yaşam tarzı benimseneceğini de belirliyor. İşte 2026 ilkbahar-yaz erkek modasının en çarpıcı 5 trendi:</p>
<p><strong>1. RESMİYETİN </strong><strong>YUMUŞAYAN HÂLİ</strong></p>
<p>Klasik takım elbise anlayışı, 2026 sezonunda daha rahat ve akışkan bir form kazanıyor. Sert omuzlar ve dar kalıplar yerini, daha doğal düşen kumaşlara ve esnek kesimlere bırakıyor. Blazer’lar daha hafif, pantolonlar daha konforlu. Gömlek yerine tişört ya da ince trikolarla kombinlenen takımlar, modern şehirli erkeğin yeni üniforması hâline geliyor. Kumaşlarda pamuk, keten ve hafif yün karışımları öne çıkarken; renk paleti bej, açık gri ve yumuşak mavi tonlarında şekilleniyor. Bu trend, hem ofis stiline hem de günlük kombinlere kolayca uyum sağlıyor.<br /><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong> Açık bej hafif blazer, beyaz basic tişört, düz kesim pantolon ve beyaz sneaker.</p>
<p><strong>2. DOĞAL DOKULAR: </strong><strong>NEFES ALAN STİL</strong></p>
<p>2026 ilkbahar-yaz sezonunda doğallık, yalnızca estetik değil, bir yaşam biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Keten, pamuk ve organik dokular; hem sürdürülebilir hem de konforlu bir stil sunuyor. Bu kumaşlar, sıcak havalarda ferah bir kullanım sağlarken aynı zamanda sade ama şık bir görünüm yaratıyor. Bu trendde kesimler genellikle rahat ve akışkan. Kırışıklık artık kusur değil, doğallığın bir parçası olarak kabul ediliyor. Renklerde ise krem, taş, açık kahve ve zeytin tonları öne çıkıyor.<br /><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong> Keten gömlek, açık renk rahat kesim pantolon, deri sandalet ve bez çanta.</p>
<p><strong>3. MONOKROM MİNİMALİZM: </strong><strong>TEK RENK, GÜÇLÜ ETKİ</strong></p>
<p>Tek renk kombinler, 2026 sezonunda erkek modasında en güçlü stil ifadelerinden biri hâline geliyor. Baştan aşağı aynı tonlarda giyinmek, hem sade hem de son derece etkileyici bir görünüm sunuyor. Bu trendde önemli olan, farklı dokuları bir araya getirerek derinlik yaratmak. Örneğin, açık gri bir pantolon ile aynı tonlarda bir gömlek ve hafif ceket kombinlenebilir. Bu yaklaşım, özellikle şehir stilinde sofistike bir etki yaratıyor.<br /><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong> Açık gri gömlek, gri pantolon, gri sneaker ve minimal saat.</p>
<p><strong>4. RELAXED FİT PANTOLONLAR: </strong><strong>KONFORUN YENİ STANDARDI</strong></p>
<p>Dar kesim pantolonların yerini alan relaxed fit modeller, bu sezon erkek modasında belirleyici bir rol oynuyor. Daha geniş, daha rahat ve hareket özgürlüğü sunan bu pantolonlar; hem gündelik hem şık kombinlerde kullanılabiliyor. Yüksek bel kesimler ve düz paçalar, bu trendin öne çıkan detayları arasında. Denim, pamuk ve keten karışımlı kumaşlar tercih edilirken; renklerde açık tonlar ve doğal geçişler dikkat çekiyor.<br /><strong><em>Kombin önerisi: </em></strong>Relaxed fit pantolon, oversize tişört, hafif ceket ve beyaz sneaker.</p>
<p><strong>5. </strong><strong>SOFT RENK PALETİ: </strong><strong>PASTEL DOKUNUŞLAR</strong></p>
<p>2026 ilkbahar-yaz sezonunda erkek modası, daha yumuşak ve açık tonlara yöneliyor. Pastel renkler; stilin daha hafif, daha enerjik ve daha modern görünmesini sağlıyor. Soluk mavi, açık sarı, lavanta ve mint yeşili gibi tonlar, sezonun öne çıkan renkleri arasında. Bu renkler genellikle sade parçalarla kullanılarak dengeleniyor. Amaç, dikkat çekmekten çok ferah ve dengeli bir görünüm yaratmak.<br /><strong><em>Kombin önerisi:</em></strong> Pastel mavi gömlek, beyaz pantolon, açık ton loafer ve güneş gözlüğü.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/69ce832130090-1775141665.jpg" alt="" width="579" height="1015" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sikligin-yeni-dili-denge-76143</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/1/4/3/1280x720/sikligin-yeni-dili-denge-1775141695.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026 İlkbahar-Yaz erkek modası, hafiflik, rahatlık ve özgürlük üzerine kurulu. Sade ama etkili stil; doğal dokular, pastel tonlar ve akışkan kesimlerle hayat buluyor. Artık gösteriş değil, denge ve uyum, modern erkeğin en güçlü stil silahı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/kent-hafizasina-sahip-cikmak-76133</guid>
            <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kent hafızasına sahip çıkmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçenlerde Kale Grubu’nun Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay’ın davetiyle Kalebodur binasında, aralarında mimar, akademisyen ve şehir plancılarının bulunduğu bir grupla ‘Şehrin Panoları’nı konuşmak üzere buluştuk.</p>
<p>‘Şehrin Panoları’, İstanbul, İzmir, Ankara gibi şehirlerde, konut ve kamusal alanlardaki binaların dış cephelerinde ve iç mekânlarındaki seramik ve mozaik panoları tespit ederek kayıt altına alan bağımsız bir dijital arşiv projesi. Kurucuları sanat tarihçisi, arşivci <strong>Nurtaç Buluç</strong> ile sanat tarihçisi <strong>Mustafa Ergül</strong>.</p>
<p>‘Şehrin Panoları’nın yolu yaklaşık 1,5 yıl önce, kamusal alanda sanatın görünürlüğünü artırmayı ve kültürel mirası geleceğe taşımayı odağına alan KTSM (Kale Tasarım ve Sanat Merkezi) ile kesişiyor. KTSM’nin bu projeye destek olması şu nedenle önemli: 1950’lerin sonunda, 1960’ların başında mimar <strong>Doğan Tekeli</strong>’nin girişimiyle dönemin modern yapılarından İMÇ; <strong>Bedri Rahmi</strong> ve <strong>Eren Eyüboğlu</strong>, <strong>Füreya Koral</strong>, <strong>Sadi Diren</strong>, <strong>Nedim Günsür</strong>, <strong>Yavuz Görey</strong>, <strong>Ali Teoman Germaner</strong>, <strong>Kuzgun Acar </strong>gibi sanatçıların eserleriyle donatılmıştı.</p>
<p>Açık havada yıpranan tescilli eserler için şükür ki bugün İstanbul Unkapanı İMÇ Çarşısı’nda, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ), Kültür Bakanlığı ve İMÇ Yönetimi iş birliğiyle kapsamlı restorasyon ve konservasyon çalışmaları sürüyor.</p>
<p><strong><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/69ce6823c8ce9-1775134755.jpg" alt="" width="829" height="732" /></strong></p>
<p> </p>
<p><strong>SÖZLÜ TARİH ÇALIŞMALARI</strong></p>
<p>1947-1957 yıllarında Levent 4. Kısım evlerinin duvarlarını süsleyen Eyüboğlu çifti, <strong>Ferruh Başağa</strong>, <strong>Sabri Berkel</strong>, <strong>Ercüment Kalmık</strong>, <strong>Nurullah Berk</strong>’e ait yaklaşık 20 mozaik pano Beşiktaş Belediyesi’nin koruması altında. Öte yandan İstanbul’da, özellikle Kadıköy’de ve İzmir’de 1970’lerde apartmanları süsleyen seramik panolar genellikle koruma altında olmayan ve sahipsiz eserler. Nurtaç Buluç’un dediği gibi bu panolar <em>“Dönemin mimarlık ve sanat anlayışını yansıtan çok katmanlı üretimler ve bu eserlerin arkasındaki hikâyeler çoğu zaman görünür değil.”</em></p>
<p>Bu yüzden Buluç ve Ergül’ün yaptıkları dijital arşiv ve eserlerin sanatçılarıyla yürüttükleri sözlü tarih çalışmaları şehrin hafızası için son derece önemli. Bu çerçevede 2025 yılında İzmir’de <strong>Bingül Başarır</strong>, <strong>Mustafa Tunçalp</strong> ve <strong>Mehmet Tüzüm Kızılcan</strong> gibi seramik sanatçılarıyla yapılan çalışmalara 2026 yılında İstanbul’da devam ediliyor. Kadıköy’de pek çok binaya seramik pano yapan <strong>İlgi Adalan</strong>, <strong>Tülin Ayta</strong> ve <strong>Beril Anılanmert</strong> listede adları olan seramik sanatçıları arasında. İstanbul, Kadıköy’de gözden kaçırdıklarınız için ‘Şehrin Panoları’nı Instagram’dan takip etmenizi öneririm. Bu arada iyi bir haber: ‘Şehrin Panoları’nın çabasıyla Kadıköy Belediyesi’nden, kentsel dönüşüme girecek binalardaki panoların korunmasıyla ilgili bir karar çıkmış.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69ce684495fa2-1775134788.jpg" alt="" width="1280" height="740" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/kent-hafizasina-sahip-cikmak-76133</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/1/3/3/1280x720/kent-hafizasina-sahip-cikmak-1775134832.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nin desteğiyle yol alan proje ‘Şehrin Panoları’ sayesinde, kamusal alanlardaki sanat eseri panolar arşivleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/istanbulun-orta-yeri-sinema-76123</guid>
            <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul’un orta yeri sinema</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, N Kolay sponsorluğunda düzenlenen 45’inci İstanbul Film Festivali, 9-19 Nisan tarihleri arasında izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. Bu yıl izleyiciyi daha özgür bir keşif alanı bekliyor. Tematik bölümlerin kaldırıldığı, prömiyerlerin ve genç yönetmenlerin öne çıktığı programın merkezinde ise İstanbul var. Festival tarafından sinemaya gönül ve emek veren kişilere sunulan <em>Sinema Onur Ödülü</em> bu yıl oyuncu <strong>Nilüfer Aydan </strong>ve yönetmen <strong>Gianfranco Rosi</strong>’ye sunulacak. Festival Direktörü <strong>Kerem Ayan</strong>, #filmgibişehir sloganının ardındaki fikri ve seçkinin öne çıkan yönlerini anlattı.</p>
<p><strong>Bu yılın programına baktığımızda edisyonun ana ruhunu nasıl özetlersiniz?</strong></p>
<p>Programımızın temelinde bu yılki sloganımız #filmgibişehir fikri var. Bu şehir ne kadar çok filme ilham ve fon olduysa adını aldığımız şehre biraz vefa borcumuz diyelim. Programımızdaki bölümleri Berlin ve Cannes bölümlemelerine benzer şekilde, daha kompakt hâle getirdik. Seçkideki filmler tematik bölümlerde sınıflandırılmıyor, içerik ve ele aldıkları konulardan bağımsız başlıklar altında toplanıyor. İzleyicinin kendi seçimini konudan bağımsız yapması için daha az yönlendiriyoruz. Bu yıl festivalde, yarışmalı ‘<em>Kısa Film’</em>, ‘<em>Yeni Bakışlar’</em> ve ‘<em>Altın Lale’</em> bölümleri dışında, merakla beklenen filmlerin Türkiye prömiyerlerinin olduğu gala gösterimleri, dünya festivallerinden filmler, yurtdışından ilk veya 2’nci filmler, yerli-yabancı belgeseller, sinemanın sınırlarını zorlayan örnekler ve dünden bugüne klasikleri bir araya getiren altı bölüm var.</p>
<p><strong> <img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/69ce5b0eabfb5-1775131406.jpg" alt="" width="936" height="698" /></strong></p>
<p> </p>
<p><strong>#filmgibişehir sloganı bu yılın festivaline nasıl yansıyor?</strong></p>
<p>Kampanyayla bütünleşik bir slogan. Orhan Veli bile <em>“İstanbul’un orta yeri sinema”</em> demiş; hepimiz gibi bu şehrin ne kadar sinematik ve fotojenik olduğunu hissetmiş, görmüş. Seçki tematik bölümlerle programlanmadığı için buna dair özel bir durum yok ama <em>‘Tenten İstanbul’da</em>’, <em>‘Rusya’dan Sevgilerle’</em> ve <em>‘Acı Hayat’</em> hem kampanya görsellerimize ilham oldu hem de bu filmler seçkide yer alıyor, birçok yerli film de İstanbul’da geçiyor.</p>
<p><strong> </strong><strong>Öne çıkan sinema eğilimleri neler?</strong></p>
<p>Dünyanın ve ülkemizin bulunduğu bölgenin hâli ortada. Savaşlar, kıyımlar, felaketlerle dünya yaralıyken gelecek kaygısı öyle baskın ki gözümüzü çevirmek kendini kandırmak olur. Konuları bir yana, politik filmlerin bu yıl sayıca çokluğu şaşırtıcı değil, zaten sinema politiktir. Geçen yıl Cannes’da ve Venedik’te, bu yıl da Berlin’de kişisel hikâyelerle iç içe geçen birçok politik film izledik, biz de festival seçkisine iyi bulduklarımızı dâhil ettik. Onların dışında da dünyanın dört köşesinden seyircimizin beğeneceğini düşündüğümüz en yeni filmlerle programımızı oluşturduk. Deneysel ve sinemanın sınırlarını zorlayan işlere de özellikle yer veriyoruz. ‘<em>Heyula’</em> bölümü biraz keşif biraz da kendini zorlamayı seven sinemaseverler için bu filmlere alan açıyor. </p>
<p><strong>Dünya prömiyerleri ve Türkiye prömiyerleri açısından bu yılki seçkiyi nasıl değerlendirirsiniz?</strong></p>
<p>Birkaç dünya prömiyerimiz var, özellikle ülkemiz yönetmenlerinin filmlerinden. Bu yıl seçkide birçok yeni yönetmenin bulunması bizi özellikle sevindiriyor. Yalnızca ilk veya 2’nci filmlerin yer aldığı ulusal nitelikteki ‘<em>Yeni Bakışlar’</em> bölümümüz bu sayede bu yıl çok güçlü. Seçkideki yabancı filmlerimizin tümü zaten Türkiye prömiyeri, bazıları da Balkan prömiyerlerini festivalde yapacak.</p>
<p><strong>Türkiye sinemasının uluslararası durumunu bugün nasıl görüyorsunuz?</strong></p>
<p>Elbette <strong>Emin Alper</strong>’in Berlin’de kazandığı ödülden söz etmek lazım. Bu yıl birçok filmimiz dünya prömiyerlerini Tallinn, Goa, Rotterdam, Selanik, Locarno gibi saygın yurt dışı festivallerde yaptı ama bu yıl Cannes bu ağın dışında kaldı. Festivalin ortak yapımlar platformu ‘<em>Köprüde Buluşmalar</em>’ın da bu çerçevede katkısını belirtmek gerek.</p>
<p><strong>Festivalin klasik filmleri restore ederek yeniden izleyiciyle buluşturması da çok değerli. Bu yılki Acı Hayat restorasyonu sizin için ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>Klasik filmler uzun zamandır Zurich Sigorta Grubu Türkiye desteğiyle Atlas Post Production tarafından restore ediliyor. Bu yıl restore edilen, usta yönetmen <strong>Metin Erksan</strong>’ın <strong>Türkan Şoray-Nebahat Çehre-Ayhan Işık</strong>’lı filmi <em>‘Acı Hayat’</em> trajik bir aşk öyküsü anlatıyor ama bunu toplumsal sorunlara ve ekonomik sıkıntılara sınıfsal bakış açısıyla eğilerek anlatıyor. Filmin restore edildiği 35mm kopyası gerçekten çok kötü durumdaydı, dijitale aktarılmasıyla yeniden kazanmış olduk. 1960’ların bozulmamış, insanları gibi nahif İstanbul’unu yine 60’larda çekilmiş <em>‘Rusya’dan Sevgilerle’</em> ve <em>‘Tenten İstanbul’da’</em> ile birlikte buruk bir nostaljiyle birleştirmek de mümkün.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/69ce5b3a6c369-1775131450.jpg" alt="" width="1083" height="564" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/istanbulun-orta-yeri-sinema-76123</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/1/2/3/1280x720/istanbulun-orta-yeri-sinema-1775131536.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 45’inci İstanbul Film Festivali, bu yıl #filmgibişehir sloganıyla İstanbul’un sinematik ruhuna odaklanıyor. Festival Direktörü Kerem Ayan, “Festival, omuz omuza film izleyip kolektif bir duyguyu paylaştığın çok özel birkaç günden ibaret” diyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
