<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/moda-dunyasinin-gazete-savaslari-79422</guid>
            <pubDate>Sun, 17 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Moda dünyasının gazete savaşları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bazı motifler vardır ki yalnızca bir desen değil, dönemin ruhunu temsil eden bir imzaya dönüşür. ‘Gazete baskısı’ ya da moda dünyasının kullandığı adıyla ‘newspaper print’ de bunlardan biri. Peki bu desenin ‘sahibi’ kim? Gazete baskısı motifi denince akla ilk hangi marka gelmeli, Dior mu Chanel mi? Uzun yıllardır süregelen bu tartışma, geçen hafta farklı bir boyut kazandı.</p>
<p>Mesele şu dönemde moda dünyasının en önemli isimleri olarak öne çıkan <strong>Matthieu Blazy</strong> ve <strong>Jonathan Anderson</strong>’ın yaratıcılıklarının kesişmesiyle başladı. Önce Chanel’in başındaki isim Blazy, 28 Nisan’da Biarritz’de düzenlenen, marka için hazırladığı ilk Cruise defilesinde pek çok tasarımda meşhur gazete baskısına yer verdi. Ardından Dior’un kreatif direktörü Jonathan Anderson 13 Mayıs’ta Los Angeles’ta Los Angeles Sanat Müzesi’nde gerçekleşen Cruise koleksiyonunu Instagram hesabında gazete baskılı bir çantayla anonslayınca, çarşı pazar karıştı, bu hamle sosyal medyada bir ‘duello daveti’ olarak okundu.</p>
<p>Zira mesele şu: Bu desenin popüler kültürdeki en güçlü sahibi, Chanel değil Dior olarak kabul edilir. Nedeni ise <strong>John Galliano</strong>’nun İlkbahar/Yaz 2000 koleksiyonu için hazırladığı efsane elbise. Popüler kültürün mihenk taşlarından ‘Sex and the City’de Carrie Bradshaw karakterinin üzerinde gördüğümüz gazete baskılı elbise, herkesin hafızasına kazındı, kolay kolay da silinmedi. Hatta Carrie, bu elbiseyi dizinin devam filmlerinden ‘SATC2’da ikinci kez giymek durumunda kaldı. Chanel’in öncülüğünde bu baskının sahiplenilmesi, hemen ardından Anderson’ın tokat gibi hamlesi farklı bir kafa karışıklığı yarattı.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a07380344f07-1778857987.jpg" alt="" width="500" height="749" /></p>
<p><strong>AKIMI BAŞLATAN SCHIAPARELLI</strong></p>
<p>Ancak işin ilginç tarafı şu: Galliano’nun bu fikri de tamamen ‘orijinal’ değildi. Bakınız: <strong>Elsa Schiaparelli</strong>’nin 1930’larda kullandığı gazete baskılı kumaşları... Sürrealizmle yakın ilişkisiyle bilinen Schiaparelli, gazeteyi bir haber aracı olmaktan çıkarıp modanın yüzeyine taşıyan ilk isimlerden biri. Yani bugün ‘newspaper print’ olarak bilinen fenomenin kökleri aslında couture tarihinin çok daha eski dönemlerine uzanıyor.</p>
<p>Chanel tarafı da ‘gazeteciliğe’ kayıtsız değildi aslında… Ancak <strong>Karl Lagerfeld</strong> döneminde marka gazeteyi bire bir baskı unsuru olarak kullanmaktan çok, medya estetiğinin kendisini sahiplenen bir dile yöneldi. Gazete formatlı lookbook’lar, manşet estetiği taşıyan kampanyalar, Chanel logolarıyla birleşen editoryal baskılar ve medya dünyasına yapılan göndermeler yıllarca markanın görsel kodları arasında yer aldı. Lagerfeld’in moda ile medya arasındaki ilişkiye duyduğu ilgi, Chanel’in bu dili daha ‘editoryel’ bir noktadan kurmasına neden oldu. Zaman içinde Balenciaga, Bottega Venetta ve Stella Mccartney de bu desene yer verdi.</p>
<p>Sözün özü: Bu baskı rakip moda evlerinde yer bulsa da, görünen o ki kimsenin tekelinde değil. Ama bazı markalar var ki, daha öne çıkıyor. Bugün gelinen noktada moda dünyası iki farklı yaklaşımı ayırıyor: Gazete baskısını haute couture ve popüler kültür ikonu haline getiren marka Dior olarak görülürken, Chanel ise bu dili medya, editoryal dünya ve marka kimliğiyle yeniden yorumlayan taraf olarak öne çıkıyor. Aynı motif, iki farklı moda evinde bambaşka bir hikâyeye dönüşüyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/moda-dunyasinin-gazete-savaslari-79422</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/2/2/1280x720/moda-dunyasinin-gazete-savaslari-1778858013.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yazıyor, yazıyor! Gazete baskısı motifi, Dior ve Chanel’i yeniden karşı karşıya getirdi. Peki moda dünyasında beliren bu rekabetin arkasında ne var? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/gecenin-pesine-dusenler-79420</guid>
            <pubDate>Sat, 16 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gecenin peşine düşenler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Seyahat alışkanlıkları değişiyor; yeni dönemin yükselen trendlerinden biri de ‘noctourism’, yani gece odaklı seyahat deneyimleri. ABD merkezli yerel yayınlardan The Journal-Courier’de yer alan bir habere göre, gezginler artık rotalarını gündüz gezilerinden çok geceye özgü deneyimlere göre planlıyor. Haberde, özellikle ışık kirliliğinden uzak bölgelerde yıldız gözlemi, ay ışığında doğa yürüyüşleri ve gece safarileri gibi aktivitelerin popülerliğinin hızla arttığı belirtiliyor.</p>
<p><strong>KALABALIKTAN KAÇIŞ </strong></p>
<p>Bu eğilimin arkasında ise birkaç temel neden var. Öncelikle, popüler destinasyonlardaki yoğunluk gezginleri alternatif saat dilimlerine yönlendiriyor. Geceleri daha sakin olan şehirler ve doğal alanlar, ziyaretçilere daha kişisel ve derinlikli bir deneyim sunuyor. Aynı zamanda iklim kriziyle birlikte artan sıcaklıklar da gündüz aktivitelerini zorlaştırırken, geceyi daha cazip hale getiriyor.</p>
<p>Noctourism yalnızca doğa deneyimleriyle sınırlı değil. Birçok şehir artık gece müzeciliğine, geç saatlere uzanan sergilere ve kültürel etkinliklere yatırım yapıyor. Paris, Roma ve Tokyo gibi destinasyonlarda müzelerin gece programları genişletilirken; bazı şehirler rehberli gece turlarıyla tarih anlatımını farklı bir atmosferde sunuyor.</p>
<p><strong>TAMAMEN DUYGUSAL</strong></p>
<p>Trendin bir diğer ayağı ise doğayla kurulan daha “duyusal” bağ. Biyolüminesans görülen kıyılar, kuzey ışıkları rotaları ya da çöl gecelerinde yapılan gözlem turları, seyahati yalnızca bir gezi olmaktan çıkarıp deneyime dönüştürüyor. Bu durum, özellikle genç gezginler ve deneyim odaklı seyahat edenler arasında güçlü bir karşılık buluyor.</p>
<p>Seyahat endüstrisi de bu değişime hızla adapte oluyor. Tur operatörleri geceye özel programlar oluştururken, oteller ve destinasyonlar “gece deneyimi”ni merkeze alan içerikler sunmaya başlıyor. Uzmanlar, önümüzdeki dönemde gece odaklı seyahatlerin daha da çeşitleneceğini ve klasik turizm anlayışına alternatif güçlü bir alan oluşturacağını öngörüyor.</p>
<p>Kısacası, yeni nesil gezginler için mesele artık sadece nereye gidildiği değil; o yerin hangi saatte, nasıl deneyimlendiği. Ve görünen o ki, seyahatin en dikkat çekici hikâyeleri artık gün batımından sonra yazılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/gecenin-pesine-dusenler-79420</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/2/0/1280x720/gecenin-pesine-dusenler-1778857746.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gündüz kalabalığından uzaklaşmak isteyen gezginler yönünü geceye çeviriyor. Yıldızların altında yapılan turlardan gece müzelerine uzanan ‘noctourism’ akımı, seyahatin ritmini değiştiriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sessiz-luksun-mutfagi-79419</guid>
            <pubDate>Sat, 16 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sessiz lüksün mutfağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Topaz’da yaz sezonunda menüde nasıl değişimler var? Hangi tabaklar öne çıkıyor?</strong><br />Topaz İstanbul’da yaz sezonunda mutfağımızı daha hafif, daha rafine ve ürün odaklı bir çizgiye taşıyoruz. Mevsimin en parlak malzemelerini mümkün olduğunca sade ama karakterli dokunuşlarla sunmayı tercih ediyoruz. Özellikle zeytinyağlılar, deniz ürünleri ve taze otlarla şekillenen tabaklarımız ön plana çıkıyor. Yazın ruhunu yansıtan ferahlatıcı lezzetler yaratırken her tabağın arkasında dengeli bir teknik ve güçlü bir hikâye olmasına özen gösteriyoruz.</p>
<p><strong>Yeni menüyü kurgularken sizi en çok zorlayan ya da heyecanlandıran unsur ne oldu?</strong><br />Yeni menüyü kurgularken en heyecan verici taraf, mevsimin sunduğu ürün bolluğunu doğru bir dengeyle tabağa yansıtmak oldu. Yazın hafifliğini korurken lezzetten ödün vermemek, her dokunuşun anlamlı olmasını sağlamak bizim için kritik önem taşıyor. En zorlayıcı kısım ise sadelik ile yaratıcılık arasında ince bir çizgi kurmak; az malzemeyle güçlü bir etki yaratmak. Bu süreçte hem teknik disiplinimizi hem de sezgisel yaklaşımımızı aynı anda kullandığımızı söyleyebilirim.</p>
<p><strong>Topaz’ın mutfak dilini birkaç kelimeyle tanımlasanız bunlar ne olurdu? Bugün hangi noktada duruyor Topaz?</strong><br />Topaz İstanbul’un mutfak dilini birkaç kelimeyle ifade etmek gerekirse; Ege, Akdeniz ve Anadolu’nun rafine ve çağdaş bir yorumu diyebilirim. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’de iki ayrı şef tadım menüsü sunan öncü restoranlardan biri olarak mutfağımızı daha özgün ve karakteristik bir çizgiye taşıyoruz. Coğrafi ürünlere duyduğumuz bağlılık ve mevsimselliğe gösterdiğimiz özen tabaklarımızın temelini oluşturuyor. Yerel değerleri modern tekniklerle buluştururken köklerimize sadık kalmayı sürdürüp aynı zamanda çağdaş ve özgün bir mutfak dili inşa ediyoruz.</p>
<p><strong>Sizin mutfağınızda lezzet ile hikâye arasındaki denge nasıl kuruluyor?</strong><br />Mutfağımda lezzet her zaman başroldedir; hikâye ise onu derinleştiren ve anlam kazandıran bir katman olarak yer alır. Her tabağın ardında bir coğrafya, bir mevsim ve ürünün kendi yolculuğu bulunur ancak bunların hiçbiri lezzetin önüne geçmez. Bu dengeyi kurarken hikâyeyi tabağa doğal bir biçimde işleriz. Misafir dilerse bu katmanları keşfeder, dilerse yalnızca iyi bir yemeğin keyfini çıkarır. Amacımız hem damakta hem de zihinde iz bırakan, samimi ve sahici bir deneyim sunmak.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a07364629ce3-1778857542.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p><strong>Bir tabağı “iyi” yapan şey sizce teknik mi, ürün mü yoksa duygu mu?</strong><span style="font-family: 'Georgia',serif;"><br />Bir tabağı gerçekten “iyi” yapan şey teknik, ürün ve tutkunun doğru dengede buluşmasıdır. İyi ürün tabağın temelini oluşturur; teknik ise onu en doğru noktaya taşır. Ama asıl fark yaratanın tutku, yani şefin emeği, sezgisi ve tabağa kattığı ruh olduğunu düşünüyorum. Bu üçü bir araya geldiğinde sadece lezzetli değil, duygusu olan ve hafızada iz bırakan bir deneyim yaşanıyor.</span></p>
<p><strong>İstanbul gibi çok katmanlı bir şehirde mutfak yapmak sizi nasıl etkiliyor?</strong><br />İstanbul gibi katmanlı bir şehirde mutfak yapmak her gün yeniden ilham almak demek. Bu şehirde doğu ile batı, gelenek ile modern hayat aynı anda nefes alıyor; bu da mutfağımıza doğal olarak yansıyor. Farklı kültürlerin izlerini, coğrafi ürünlerin çeşitliliğini ve mevsimselliği bir araya getirirken daha cesur ama aynı zamanda daha bilinçli kararlar alıyoruz. İstanbul’un enerjisi mutfağımızı sürekli canlı, dinamik ve keşfe açık tutuyor.</p>
<p><strong>Yerel ile global arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?</strong><br />Topaz İstanbul mutfağında yerel ile global arasındaki dengeyi bir çatışma değil, birbirini besleyen iki katman olarak görüyoruz. Yerel ürün bizim temelimiz; coğrafyanın sunduğu lezzeti ve mevsimselliği merkeze alıyoruz. Global yaklaşım ise bu ürünü yorumlama biçimimizde devreye giriyor; teknik, sunum ve bakış açısı olarak. Asıl hedefimiz köklerinden kopmadan dünyaya açık, zamansız ve dengeli tabaklar yaratmak.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik artık gastronominin merkezinde. Sizin mutfağınızda bu kavram nasıl karşılık buluyor?</strong><br />Topaz İstanbul mutfağında sürdürülebilirlik bir trend değil, çalışma disiplinimizin temelini oluşturuyor. Yerel ve mevsimsel ürünü merkeze alarak hem doğaya saygı duyuyor hem de ürünün en doğru zamanda kullanılmasını sağlıyoruz. Atıksız mutfak yaklaşımını benimseyerek her malzemeyi maksimum verimle değerlendirmeye özen gösteriyoruz. Bu anlayış hem doğaya hem de tabağın kalitesine doğrudan yansıyor.</p>
<p><strong>Ürün seçiminden mutfak operasyonuna kadar sürdürülebilirlik adına somut olarak neler yapıyorsunuz?</strong><br />Topaz İstanbul mutfağında sürdürülebilirlik sadece bir yaklaşım değil, günlük operasyonun kendisi. Ürün seçiminde yerel, mevsimsel ve izlenebilir kaynakları önceliklendiriyoruz; böylece hem karbon ayak izini azaltıyor hem de doğru ürünü doğru zamanda kullanıyoruz. Mutfakta “atık minimizasyonu” prensibiyle çalışıyor, ürünün tamamını değerlendirmeye ve farklı tekniklerle dönüştürmeye özen gösteriyoruz. Operasyon tarafında ise porsiyonlama, stok yönetimi ve tedarik planlamasını veriye dayalı ve kontrollü şekilde yürütüyoruz.</p>
<p><strong>2026’da gastronomi dünyasında öne çıkan trendleri nasıl okuyorsunuz?</strong><br />2026’da gastronomi dünyasında daha net bir ayrışma görüyorum: Ya gerçekten kimliği olan mutfaklar kalacak ya da hızla tüketilen trend tabaklar. Bizim için yön belli; ürünün saf haline sadık kalıp onu en güçlü tekniklerle ama abartısız bir dille anlatan mutfaklar öne çıkacak. Topaz İstanbul olarak biz bu dönemi “gösteri mutfağı”ndan “karakter mutfağı”na geçiş olarak okuyoruz. Sürdürülebilirlik artık bir konuşma başlığı değil, mutfağın kabul edilmiş zemini. Asıl farkı ise cesur ama kontrollü yaratıcılık ve imza bırakabilen şeflik anlayışı yaratacak.</p>
<p><strong>Fine dining anlayışı sizce nasıl evriliyor? Daha sade mi, daha deneyim odaklı mı?</strong><br />Fine dining bugün tek bir yöne gitmiyor; iki güçlü eksen aynı anda büyüyor: sadelik ve deneyim derinliği. Artık mesele tabakta ne kadar çok unsur olduğu değil, ne kadar net bir fikir anlatıldığı. Topaz İstanbul olarak biz bu evrimi “sessiz ama etkili mutfak” olarak görüyoruz. Daha sade görünen ama arkasında çok güçlü bir teknik ve düşünce barındıran tabaklar öne çıkıyor. Aynı zamanda deneyim tarafı da güçleniyor; misafir sadece yemek yemiyor, bir akışın parçası oluyor. Fine dining, gösteriden çok hissedilen bir bütünlüğe doğru evriliyor.</p>
<p><strong>Genç şeflerin mutfağa yaklaşımında sizi en çok etkileyen değişim ne?</strong><br />Genç şeflerde en çok dikkat çeken değişim, artık daha sorgulayan ve daha bilinçli bir mutfak yaklaşımı geliştirmeleri. Sadece tekniğe değil, ürünün kaynağına, sürdürülebilirliğe ve tabağın arkasındaki fikre daha fazla önem veriyorlar. Topaz İstanbul perspektifinden baktığımızda bu çok değerli bir dönüşüm. Aynı zamanda daha cesur ama daha rafine bir yaratıcılık görüyoruz; hızlı üretmekten çok doğru üretmeye odaklanan bir kuşak geliyor. Bu da gastronominin geleceğini daha güçlü ve daha karakterli kılıyor.</p>
<p><strong>Önümüzdeki dönemde Topaz’da bizi nasıl sürprizler bekliyor?</strong><span style="font-family: 'Georgia',serif;"><br />Topaz İstanbul için önümüzdeki dönem hedeflerin daha da büyüdüğü ve çıtanın uluslararası seviyeye taşındığı bir süreç olacak. Michelin yıldızı hedefiyle mutfakta disiplin, tutku ve kusursuzluk odağımızı daha da güçlendiriyoruz. Dünyanın önemli şeflerini Topaz mutfağında ağırlayarak hem ilham alışverişini hem de gastronomi diyalogunu büyütmek istiyoruz. Aynı zamanda Türk gastronomisini global sahnede daha güçlü temsil eden öncü bir duruşu sürdürmeye kararlıyız. Misafirlerimizi ise daha önce görmedikleri menüler, beklenmedik sunumlar ve şaşırtıcı deneyimlerle karşılamaya devam edeceğiz.</span></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sessiz-luksun-mutfagi-79419</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/1/9/1280x720/sessiz-luksun-mutfagi-1778857563.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yerel ürünler, rafine teknikler ve güçlü hikâyeler… Topaz İstanbul’un mutfağında bu yaz hafiflik, mevsimsellik ve karakter ön planda. Şef Tevfik Alparslan’a göre fine dining artık daha sade ama çok daha etkili. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
