<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/bag-kurmak-mi-bagimli-olmak-mi-77805</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bağ kurmak mı, bağımlı olmak mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen gün bir restoranda akşam yemeği yiyordum. Yan masada dört kişilik bir aile vardı: anne, baba ve iki çocuk… Muhtemelen yorucu bir günün ardından birlikte yemeğe çıkmışlardı. Bir süre onları izledim. Bütün akşam boyunca babanın gözleri telefonundaydı; e-postalarına cevap veriyordu. Anne ise gelen mesajlara bakıyordu. Çocuklar da başlarını neredeyse hiç kaldırmadan telefonlarında oyun oynuyor, sosyal medyada dolaşıyor, arkadaşlarıyla yazışıyordu.</p>
<p>Hayatlarındaki en önemli insanlarla akşam yemeğinde buluşmuşlardı; buna rağmen aralarında tek bir sohbet geçmiyordu. Kimse kimsenin gününü merak etmiyordu. Oysa tam da böyle anlarda birbirlerinin hikâyelerini dinlemeleri, anları paylaşmaları gerekmiyor muydu? </p>
<p>Dayanamadım ve telefonumu çıkarıp fotoğraflarını çektim. İlginç olan şu ki, fotoğraf çektiğimin farkına bile varmadılar. Maalesef, günümüzde bu manzara artık sıradan gibi algılanıyor. Aslında durum hiç de öyle değil.</p>
<p>Uzmanlar sosyal medya ve akıllı telefonların özellikle gençler ve yetişkinler için yeni bir bağımlılık türü yarattığını söylüyor.</p>
<p>Bugün gençler ergenliğe geçiş yaparken hayatlarına sosyal medya ve akıllı telefonlar da giriyor. Farkında olmadan beyinlerinde tehlikeli bir alışkanlık oluşuyor. Stresli olduklarında, problemle yüzleştiklerinde ailelerine, arkadaşlarına yaslanmak yerine sosyal medyaya ve video oyunlarına sığınıyorlar. Sonuçta ortaya odasına kapanan, giderek içine çekilen, yalnızlaşan çocuklar ve yetişkinler çıkıyor.</p>
<p>Bu yalnızlığın sonuçlarını giderek daha açık biçimde görüyoruz. Araştırmalar son yıllarda intihar oranlarında ciddi bir artış olduğunu gösteriyor. Amerika’da bazı yaş gruplarında intihar nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı, trafik kazalarında ölenlerin sayısını geçmeye başladı.</p>
<p>Amerika’nın son 40 yıldır kanayan yarası olan toplu silahlı saldırıların arkasında da yine bu yalnızlık duygusu yatıyor.</p>
<p>1960’lı yıllarda Amerika’da <strong>sadece bir okul saldırısı</strong> kayıtlara geçmişti. 1980’lerde bu sayı <strong>27’ye</strong> çıktı. 1990’larda <strong>58’e</strong> yükseldi. Son on yılda ise <strong>120’nin üzerinde</strong> okul saldırısı yaşandı.</p>
<p>Araştırmalar okul saldırılarının yaklaşık <strong>yüzde 70’inin 1980 sonrası doğan gençler tarafından gerçekleştirildiğini</strong> gösteriyor. Bu saldırıları gerçekleştiren kişilerin hayat hikâyelerine bakıldığında ise bazı ortak noktalar dikkat çekiyor.</p>
<p>Anne ve babaları tarafından yeterince ilgi görmemişler. Okulda arkadaşları tarafından önemsenmemişler. Öğretmenleri tarafından azarlanmışlar. Kısacası yalnızlıklarına terk edilmişler.</p>
<p>Üstelik bu gençler saldırılarını genelde kendi yaşadıkları topluluk içinde yapıyorlar. Yani tanımadıkları insanlara değil adeta yalnızlıklarının sorumlusu olarak gördükleri kişilere öfke besliyorlar.</p>
<p>Geçen hafta Türkiye’de benzer olayların yaşandığını duyduğumda içimi derin bir hüzün kapladı.</p>
<p>Amerika’nın en büyük sorunlarından biri haline gelen yalnızlık probleminin Türkiye’ye sıçramaya başladığını fark ettim.</p>
<p>Bu noktada başka faktörleri suçlamadan önce belki de aynaya bakmanın zamanı gelmiştir.</p>
<p>Çocukları ve gençleri ekranlardan koparmanın yolu yasaklardan değil, <strong>bağ kurmaktan</strong><strong> </strong>böylelikle hayatı anlamlı hale getirmekten geçiyor.</p>
<p>Daha fazla ‘an’da kalmaya… Karşımızdakini gerçekten dinlemeye… Daha çok insanı takdir etmeye… Daha fazla empati kurmaya, derinleşmeye zaman ayırmamız gerekiyor.</p>
<p>Sosyal medya bağımlılığının yerine <strong>bağ kurmayı</strong>, hayatı anlamlandırmayı koymalıyız.</p>
<p>Farkında olmadan esir olduğumuz sanal dünyanın bizi giderek yalnızlaştırdığını ve bunun bedelinin sandığımızdan çok daha ağır olduğunu kabul etmeliyiz.</p>
<p>İnsan aç olduğu için değil, kendini yalnız hissettiği için hayatına son verir.</p>
<p> </p>
<p><br /><br /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/bag-kurmak-mi-bagimli-olmak-mi-77805</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/0/5/1280x720/bag-kurmak-mi-bagimli-olmak-mi-1777008725.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘An’da kalmaya, karşımızdakini gerçekten dinlemeye, empati kurmaya, derinleşmeye daha fazla zaman ayırmalıyız. Sosyal medya bağımlılığının yerine hayatı anlamlandırmayı koymalıyız. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/veganlarin-sosyal-sinavi-77803</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Veganların ‘sosyal’ sınavı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kabul etmek gerekirse bundan 10 yıl öncesine göre veganlar için işler eskisi kadar zor değil. Çoğu restoranın vegan seçeneği var ve bu seçenekler eskiden olduğu gibi salata ya da patates kızartmasından ibaret değil. Ama yine de tüm sorun çözülmüş değil, sosyalleşmek belli nedenlerden ötürü hala kolay değil. Sorulan garip sorular, aç kaldığını düşünen ağlamaklı bakan gözlere rağmen veganlar hayatta kalmak için sosyal becerilerini son damlasına kadar kullanıyor. Özellikle bayram gibi büyük aile buluşmaları bitki bazlı beslenenler için tam bir mücadele sürecine dönüşüyor.</p>
<p>Hepçiller ve veganların paylaştığı ortak aktivitelerde veganların yaşadığı zorlukları ABD’de bir üniversiteden iki akademisyen araştırdı. Concordia Üniversitesi’nden iki araştırmacının yaptığı bir çalışma, veganların beslenme ve etik anlayışlarındaki farklılıkların arkadaşları, aileleri ve diğerleriyle ilişkilerinde ve toplumda nasıl yol aldıklarını, bu farklılıkların gerilimlere ve ‘kopmalara’ nasıl yol açtığını inceledi.</p>
<p>Çalışma, veganlar için üç tür sosyal çatışma belirledi. Bunlar, yemekler ve toplantılar gibi ortak etkinlikler etrafında, vegan topluluğu içinde insanların hangi seçimlerin kabul edilebilir olduğu konusunda anlaşmazlığa düşebileceği durumlarda ve pazarda vegan dostu ürünler ile menüler bulmanın zor olabileceği durumlarda ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>DÖRT FARKLI DAVRANIŞ</strong></p>
<p>Çalışma ayrıca, vegan beslenme tarzını benimseyen kişilerin et yiyenlerle alışveriş yaparken, yemek pişirirken ve yemek yerken genellikle dört farklı davranış sergilediğini ortaya koydu. Çalışmaya göre bu dört farklı davranış şöyle: İlki, veganların gıda etiketleri, menüler, yaygın vegan olmayan malzemeler hakkında bilgi edinmeleri ve seçimlerini, genel yaşam tarzlarını vegan olmayanlara açıklamaya çalışmaları anlamına gelen <strong><em>‘Çözme’</em></strong>. İkincisi; veganların, alanı paylaşmak için kendi yemeklerini ve malzemelerini toplantılara getirmeleri ancak yiyecek paylaşımından kaynaklanabilecek sürtüşmeden kaçınmaları anlamına gelen <strong><em>‘Ayrışma’</em></strong>, üçüncüsü, veganların, vegan almayanlarla ilişkilerden ve ortak yemeklerden tamamen kaçınan, uzlaşmaz bir yaklaşımı ifade eden <strong><em>‘Vazgeçme’</em></strong>, sonuncusu ise veganların, geçinmek için inançlarını ve yaşam tarzlarını çatışmadan kaçınma ile dengelemeye çalışmaları anlamına gelen <strong><em>‘bukalemunlaşma’</em></strong> (kod değiştirme)…</p>
<p>Bu çalışma, çalışmanın yazarlarından biri ve Kanada’nın Quebec eyaletindeki HEC Montréal’de Pazarlama Doçenti <strong>Aya Aboelenien</strong>’in doktora tezine dayanıyor. Çalışmanın ortak yazarı <strong>Zeynep Arsel</strong>, Batı Montréal’deki John Molson İşletme Okulu’nda profesör ve araştırma başkanı ve Aboelenien’in eski doktora danışmanı.</p>
<p>Çalışmanın yazarlarından Aboelenien, araştırmaya yönelik yaptığı açıklamada, <em>“Elektrikli araba kullanmak veya yeşil, sürdürülebilir bir yaşam tarzı benimsemek gibi etik nedenlerle normdan ayrı durursanız, başkaları bunu uzun zamandır uyguladıkları pratiklere ahlaki bir bakış açısı dayatmaya çalıştığınız şeklinde algılayabilir”</em> dedi. Çalışma Tüketici Araştırmaları Dergisi’nde, <em>“Etoburların Dünyasında Vegan Olarak Hayatta Kalmak: Ortak Alışkanlıklarda İlişkisel Kırılmalar”</em> başlığıyla yayımlandı. Aboelenien, halihazırda vegan olan, veganlığı hedefleyen ve veganlığı bırakmış kişilerle 21 uzun görüşme yaparak veri topladı. Bu kişilerin bazıları birkaç haftadır, bazıları ise 13 yıldır vegandı. Görüşülenlerin tamamı etik kaygılarla motive olmuştu ve sağlık veya dini nedenlerle vegan olanlar kapsam dışında bırakıldı.</p>
<p>Aboelenien ayrıca gazetelerden, bloglardan, sosyal medyadan, podcast’lerden, YouTube videolarından ve yorumlarından, kitaplardan ve belgesellerden vegan yaşam öyküleri ve ek ikincil veriler topladı ve analiz etti. Pazar etkinliklerine, vegan festivallerine, oturma eylemlerine ve protestolara katılarak saha görüşmeleri yaptı ve gözlemsel veriler kaydetti.</p>
<p><strong>STRES NEDENİYLE VAZGEÇMEK</strong></p>
<p>Aboelenien, <em>“Konuştuğum birçok kişi, karşılaştıkları kişisel zorlukları tartışmak istiyordu ve bu zorluklar çoğu durumda onları vegan yaşam tarzını sürdürmekten caydırıyordu. Birçoğu, kişisel ilişkilerindeki stres nedeniyle veganlıktan vazgeçti”</em> dedi.</p>
<p>Geçen yıl, Bitki Bazlı Doktor kitabının yazarı <strong>Dr. Gemma Newman</strong> da, veganların et yiyen kimliklere karşı oluşturabileceği sembolik ‘tehdit’i ele aldığı bir video yayımladı. Videoda Newman, <em>“Kimse yargılanmaktan hoşlanmaz. Bu, anında savunma mekanizmalarımızı harekete geçirir ve benlik duygumuzu tehdit eder; bu tehdit o kadar güçlüdür ki, güçlü bir tepki vermemiz için yargının gerçek olması bile gerekmez”</em> dedi.</p>
<p>Çalışmaya göre aktiviteye katılan diğer kişilerin vegan ürünleri reddetmesi, yemek masasında bölünmeye yol açıyor ve veganları dışlanmış konuma getiriyor. Bu durum, uygulamalarının ilişkiselliğini bozuyor ve kopmaya neden oluyor. Bu nedenle bazen veganlar etkinliklere çağrılmıyor ya da veganlara uygun yiyecek olmadığı belirtiliyor. Hatta çalışmaya katılan bazı katılımcılar, hepçillerin veganların yemeklerine hayvansal içerikler (örneğin, yumurta veya tereyağı) eklediklerini ve bunu ya iletmediklerini ya da bu içerikleri kasıtlı olarak yemeklerde sakladıklarını dile getiriyor. Sanırım bu, tüm veganların en büyük kabuslarından biri.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/veganlarin-sosyal-sinavi-77803</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/0/3/1280x720/veganlarin-sosyal-sinavi-1777008594.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Menüler değişti, seçenekler çoğaldı; ama veganlar için en zor olan hâlâ aynı: Dışlanmadan, sorgulanmadan aynı masada kalabilmek. Veganların yaşadığı bu sosyal hayatta kalma mücadelesi, akademisyenlerin araştırmalarına da konu oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
