<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sonsuzlugun-benekli-yuzu-86317</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sonsuzluğun benekli yüzü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yayoi Kusama, ardında yalnızca müzelerde sergilenen eserler değil, dünyaya bakma biçimimizi değiştiren bir görsel dil bıraktı. Benekler, balkabakları, sonsuza uzanan aynalar ve tekrar eden ağlarla tanınan Japon sanatçı, 14 Ağustos’ta Tokyo’da 97 yaşında hayatını kaybetti. Ölümüne kadar üretmeyi sürdüren Kusama, kişisel korkularını evrensel bir sanat deneyimine dönüştüren 20. ve 21. yüzyılın en etkili isimlerinden biriydi.</p>
<p>1929’da Japonya’nın Matsumoto kentinde, tohum tüccarı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Küçük yaşlardan itibaren çevresini kaplayan ışıklar, çiçekler ve benekler gördüğünü anlatıyordu. Resim yapmak, bu halüsinasyonlarla baş etmesinin yolu oldu. Ailesinin karşı çıkmasına rağmen Kyoto’da geleneksel Japon resmi eğitimi aldı; ancak kendisine biçilen sınırları reddederek 1957’de ABD’ye, ertesi yıl da New York’a taşındı.</p>
<p><strong>New York’ta açılan yol</strong></p>
<p>Kusama, erkek sanatçıların hâkimiyetindeki 1960’lar New York sanat çevresinde kısa sürede kendine özgü bir alan açtı. Tuvali küçük fırça darbeleriyle örttüğü ‘Infinity Nets’ serisi, sonsuzluk fikrini saplantılı bir tekrar üzerinden görünür kılıyordu. Mobilyaları kumaştan yapılmış çıkıntılarla kapladığı ‘Accumulation’ heykelleri ise korku, arzu ve bedene ilişkin gerilimleri açığa çıkardı. Minimalizm, pop art, feminist sanat ve performansın kesiştiği yerde duran Kusama, hiçbir akıma bütünüyle teslim olmadı.</p>
<p><strong>Aynalarla çoğalan dünya</strong></p>
<p>1965 tarihli ‘Infinity Mirror Room—Phalli’s Field’, aynalarla çoğalan biçimleri izleyicinin çevresine yerleştirerek sanat eserini seyredilen bir nesne olmaktan çıkardı. 1966’da Venedik Bienali’nin dışında gerçekleştirdiği ‘Narcissus Garden’da bin 500 aynalı küreyi sergiledi ve bunları “Kişisel narsisizminiz satılıktır” diyerek satışa sundu. Bu müdahale, sanat piyasasına yöneltilmiş keskin bir eleştiriydi.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a902dbb1d04b-1787833787.jpg" alt="" width="500" height="640" /></p>
<p>1973’te Japonya’ya dönen sanatçı, 1977’den itibaren kendi isteğiyle Tokyo’daki bir psikiyatri hastanesinde yaşamaya başladı; her gün yakınındaki atölyesine giderek üretimini sürdürdü. Kariyerinin 1990’larda yeniden keşfedilmesiyle balkabağı heykelleri, ‘Infinity Mirror Rooms’ ve ziyaretçilerin beyaz bir mekânı renkli çıkartmalarla dönüştürdüğü ‘The Obliteration Room’ dünya çapında geniş kitlelere ulaştı. Kusama, müze ziyaretini edilgen bir deneyim olmaktan çıkararak seyirciyi eserinin parçasına dönüştürdü.</p>
<p><strong>Podyuma uzanan iz</strong></p>
<p>Sanatçının etkisi moda dünyasında da güçlüydü. Daha 1960’larda kendi kıyafetlerini tasarlayan, beden boyama performansları düzenleyen ve Kusama Fashion Company’yi kuran sanatçı, beneklerini giyilebilir bir kimliğe dönüştürdü. Louis Vuitton ile 2012’de Marc Jacobs döneminde başlayan iş birliği, 2023’te çantalardan ayakkabılara, mağaza vitrinlerinden dev şehir enstalasyonlarına uzanan yeni bir koleksiyonla devam etti. Bu ortaklık, sanat ile lüks tüketim arasındaki sınırları yeniden tartışmaya açarken Kusama’nın görsel dilini popüler kültürün en tanınan kodlarından biri haline getirdi.</p>
<p><strong>Yaşayan bir sanat yapıtı</strong></p>
<p>Kusama’nın kırmızı peruğu ve benekli kıyafetleri de eserlerinden ayrı düşünülemeyen bilinçli bir otoportreydi. O, kendisini yalnızca temsil etmekle kalmadı; yaşayan bir sanat yapıtına dönüştürdü. Korkudan doğan benekleri sonsuzluğun simgesine çevirirken çağdaş sanata, modaya ve görsel kültüre kolayca silinmeyecek bir iz bıraktı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sonsuzlugun-benekli-yuzu-86317</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/1/7/1280x720/sonsuzlugun-benekli-yuzu-1787833814.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Japon sanatçı Yayoi Kusama, 97 yaşında hayata veda etti. Çocukluk yıllarında gördüğü halüsinasyonları beneklere, ağlara ve aynalı odalara dönüştüren Kusama; çağdaş sanatın sınırlarını aşarak modadan popüler kültüre uzanan benzersiz bir görsel evren kurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/gobeklitepeden-floransaya-86316</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Göbeklitepe’den Floransa’ya</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Damat Tween, Pitti Uomo’nun ardından bu kez Floransa’daki Rinascente vitrinlerinde Göbeklitepe’den ilham alan ‘The First Code-From Göbeklitepe to Florence’ koleksiyonuyla yer aldı. Koleksiyon, Anadolu’nun 12 bin yıllık görsel hafızasını keten, jakar dokumalar ve rahat terzilikle günümüz erkek gardırobuna taşıyor. <strong>Büşra Orakçıoğlu Biberoğlu</strong> ile bu kültürel referansın tasarım diline nasıl çevrildiğini, İtalyan müşterinin yaklaşımını ve markanın uluslararası pazardaki yol haritasını konuştuk.</p>
<p><strong>Damat Tween uzun süredir Pitti Uomo’da yer alıyor. Rinascente vitrinlerinde görünür olmak markanın İtalya’daki yolculuğunda nasıl bir aşamaya işaret ediyor?</strong></p>
<p>Pitti Uomo, yıllardır ülkemizi uluslararası modada temsil ettiğimiz ve küresel alıcılarla buluştuğumuz önemli bir platform. Ancak modanın mabetlerinden biri sayılan La Rinascente’nin tüm vitrinlerini tek başımıza domine etmek, İtalya yolculuğumuzda yepyeni bir ligin habercisi. Bu adım, Damat Tween’i ‘katılımcı marka’dan ‘oyun kurucu ve ilham veren lüks marka’ seviyesine taşıyan tarihi bir dönüm noktası.</p>
<p><strong>İtalyan moda endüstrisinin kendi tasarım mirasıyla güçlü bir bağı var. Bir Türk markasının Floransa’da, Rinascente gibi sembolik bir noktada bu ölçekte yer bulmasını hangi etkenlere bağlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Damat Tween’in Floransa’nın kalbi Duomo Meydanı’nda bu ölçekte yer alması; yıllardır taviz vermediğimiz yüksek dikim kalitemizin, İtalyan kumaş uzmanlığımızın ve global ölçekte evrensel bir hikaye anlatabilme becerimizin sonucu. Bu iş birliği, küresel lüks pazarda sunduğumuz değerin İtalya’da kabul gördüğünün en somut kanıtı.</p>
<p><strong>‘The First Code-From Göbeklitepe to Florence’ koleksiyonu iki farklı kültürel coğrafya arasında bağ kuruyor. Göbeklitepe fikri nasıl ortaya çıktı; 12 bin yıllık bir mirası bugünün erkek gardırobuna aktarırken nereden başladınız?</strong></p>
<p>Göbeklitepe, insanlığın ilk estetik ve sembolik kodlarını barındırıyor. Bu 12 bin yıllık mirası, Batı estetiğinin ve Rönesans’ın merkezi Floransa ile buluşturma fikri tamamen ‘ilk kodlar’ kavramından doğdu. Tasarım sürecine başlarken tarihi objeleri kopyalamak yerine, o dönemin sembolik dilini ve üretim dinamiklerini günümüz modern erkeğinin ihtiyaç duyduğu çabasız şıklıkla harmanladık.</p>
<p><strong>Moda, kültürel miras ve yerel zanaatlardan sıkça besleniyor; ancak bu yaklaşımın folklorik bir anlatıya dönüşme riski de var. Siz nasıl bir tasarım dili geliştirdiniz?</strong></p>
<p>Göbeklitepe’yi etnik desenler üzerinden değil; formlar, dokular ve renk paletleri üzerinden modernleştirdik. Taşların ham ama geometrik estetiğini minimalist kesimlere, akışkan siluetlere ve çağdaş terzilik detaylarına dönüştürdük. Bu ilk görsel hafızayı soyutlayarak günümüz şehirli erkeğinin gardırobuna adapte ettik; böylece etnik değil, çağdaş ve rafine bir siluet çıktı ortaya.</p>
<p><strong><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a902d3fdace9-1787833663.jpg" alt="" width="500" height="333" /></strong></p>
<p><strong>Koleksiyonda keten belirgin bir yer tutuyor. Bu malzeme seçimi yalnızca mevsimsel ve işlevsel nedenlere mi dayanıyor, yoksa koleksiyonun çıkış noktasıyla da ilişkili mi?</strong></p>
<p>Keten bizim için anlatmak istediğimiz medeniyet hikayesinin tam merkezinde yer alan felsefi bir unsur. Topraktan doğan natürel bir lifin, usta ellerde işlenerek lüks ve sofistike bir tasarım nesnesine dönüşmesi; insanlığın Göbeklitepe’den bu yana sürdürdüğü medeniyet, yaratım ve üretim yolculuğunu simgeliyor. Ketenin ham, doğal ve nefes alan dokusu, Anadolu’nun toprağıyla kurduğumuz kadim bağı modern moda diliyle somutlaştıran en önemli aktör oldu.</p>
<p><strong>Göbeklitepe’nin sembolleri ve dokuma izleri koleksiyonun hangi ayrıntılarına yansıyor? Tasarımlara yakından bakıldığında bu referanslar nerelerde görülebilir?</strong></p>
<p>Göbeklitepe’nin T sütunlarındaki ikonik kabartmalar ve dönemin dokuma izleri, koleksiyonumuzda mikro jakar dokumalardan astar detaylarına, nakış ve düğme kabartmalarından keten gömleklerin natürel tonlarına uzanıyor. Markamızın imzası Kral Mührü ile 12 bin yıllık bu sembolik dili ortak bir görsel dünyada buluşturduk.</p>
<p><strong>Bu sezon Pitti Uomo’da dikkatinizi çeken başlıca değişim neydi? Erkek modasının önümüzdeki birkaç yılda hangi yöne ilerleyeceğini düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Bu sezon Floransa’da bizi en çok etkileyen değişim; formal giyim ile casual giyim arasındaki sınırların tamamen ortadan kalkması ve ‘eforsuz lüks’ kavramının baskın hale gelmesiydi. Erkek modası önümüzdeki yıllarda çok daha fazla ‘işlevsel şıklık’ ve ‘doğal materyal’ odaklı bir yöne kayıyor. Ağır, sert tasarımlar yerini nefes alan, vücutla hareket eden, zamansız ve sürdürülebilir parçalara bırakıyor.</p>
<p><strong>Rinascente’de koleksiyona gösterilen ilgiden söz ediliyor. İtalyan müşterilerin tercihleriyle Türkiye’deki Damat Tween müşterilerinin tercihleri arasında ne tür farklılıklar gözlemlediniz?</strong></p>
<p>Rinascente’de ilk günden yakaladığımız satış başarısı ve aldığımız geri dönüşler muazzamdı, bizleri çok gururlandırdı. İtalyan müşterisi kumaşın dokusunu, dikiş kalitesini ve tasarımın özgünlüğünü çok hızlı analiz eder ve konfor odaklı parçalara yönelir. Türk müşterimiz ise şıklığı ve fit kalıpları daha ön planda tutar. Ancak ‘The First Code’ koleksiyonumuz her iki pazarın beklentisini ortak noktada buluşturmayı başardı.</p>
<p><strong>Uluslararası pazarda ürün kadar markanın kurduğu anlatı da önem taşıyor. Sizin tanımladığınız ‘Türk lüksü’ hangi unsurlardan oluşuyor?</strong></p>
<p>Bizim tanımladığımız ‘Türk Lüksü’; köklü bir zanaat mirasını, Anadolu’nun zengin kültürel derinliğini ve modern İtalyan kumaş kalitesini yenilikçi bir tasarım diliyle buluşturan rafine bir anlayış… Uluslararası tüketiciye sattığımız şey sadece bir kıyafet değil; arkasında binlerce yıllık medeniyet kodları barındıran rafine bir yaşam tarzı…</p>
<p><strong>Rinascente projesini tek seferlik bir iş birliği olarak mı, yoksa markanın uluslararası büyüme planının bir parçası olarak mı görüyorsunuz? </strong></p>
<p>Rinascente projesi Damat Tween’in global lüks pazarındaki yeni konumlanmasının güçlü bir başlangıcı. Floransa, Roma ve Torino’daki Rinascente vitrinlerimizle attığımız bu güçlü imzayı; önümüzdeki dönemde Paris, Londra ve New York gibi dünya modasının diğer merkezlerine taşımayı hedefliyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/gobeklitepeden-floransaya-86316</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/1/6/1280x720/gobeklitepeden-floransaya-1787833685.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orka Holding Yönetim Kurulu Üyesi Büşra Orakçıoğlu Biberoğlu, Damat Tween’in Rinascente vitrinlerine taşınan ‘The First Code-From Göbeklitepe to Florence’ koleksiyonunu; kültürel miras, çağdaş terzilik ve markanın uluslararası hedefleri üzerinden anlatıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/ailenin-karanlik-baglari-86315</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ailenin karanlık bağları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İşlevsiz aile hikâyelerine pek de yabancı değiliz; ancak <strong>Karim Aïnouz</strong>, <em>‘Rosebush Pruning’</em>de çıtayı yükseltiyor. Yönetmen, dışarıdan kusursuz görünen bir hayatın altında biriken öfkeyi, bastırılmış arzuları ve güç mücadelelerini kışkırtıcı bir aile portresine dönüştürüyor.</p>
<p>Katalonya güneşinin altında, dışarıdan bakıldığında oldukça rahat bir hayat sürdüğü düşünülen ancak kendi içinde pek de huzurlu olmayan Amerikalı bir aileyle tanışıyoruz. Barselona yakınlarındaki büyük villalarında her şey kusursuz görünüyor; biraz yaklaştığımızda ise sevginin çoktan sahiplenme, alışkanlık ve bağımlılıkla iç içe geçtiğini anlıyoruz.</p>
<p>Bu tuhaflığın geçmişi de en az bugünü kadar sıra dışı. Aile, yıllar önce New York’tan İspanya’ya taşınmış; anneleri bir kurt saldırısına kurban gitmiş. Geriye kör ve baskıcı baba ile artık yetişkin olan dört çocuk kalmış: Ed, Anna, Robert ve Jack. Dördü de yetişkin olmasına rağmen evdeki düzen onları hâlâ çocukluk rollerinde tutuyor. Kimsenin gerçekten kendi hayatına geçemediği, herkesin birbirini izlediği ve en küçük değişiklikte dengenin bozulduğu bir ev burası. Para sorun değil, çalışmak ise pek kimsenin gündeminde yok; hayatları pahalı kıyafetler, küçük saplantılar ve birbirlerine duydukları fazlasıyla yoğun ilgi etrafında dönüyor.</p>
<p><strong>Tracy Letts</strong>’in canlandırdığı baba, görme yetisini kaybetmiş olsa da çocukları üzerindeki hâkimiyetini yitirmiş değil. Onları rahatlıkla aşağılıyor, sınırlarını ihlal ediyor ve bütün bunları neredeyse sıradan bir aile alışkanlığı gibi sürdürüyor. Jack’in sevgilisi Martha ilk kez eve geldiğinde Anna’dan genç kadını ayrıntılarıyla tarif etmesini, hatta bedeniyle ilgili soruları yanıtlamasını istemesi, bu ailede mahremiyet denen şeyin ne kadar zayıf olduğunu anlamamız için yeterli oluyor.</p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">GİTMEK İHANETE DÖNÜŞÜNCE</span></h2>
<p>Kardeşlerin arasında dışarıdaki hayata en fazla yaklaşan kişi Jack. Son olarak <em>‘Half Man’</em>de izlediğimiz <strong>Jamie Bell</strong>’in canlandırdığı Jack, sevgilisi Martha’yla yeni bir hayat kurmak ve evden ayrılmak istiyor. Normal şartlarda oldukça sıradan sayılabilecek bu karar, burada neredeyse aileye ihanet anlamına geliyor. Çünkü Jack yalnızca kardeşlerden biri değil; ailenin dengesinin ta kendisi. Onun gitme ihtimali güçlendikçe kardeşlerin zaten pek sağlıklı olmayan ilişkileri de iyice açığa çıkıyor.</p>
<p>Oyuncu kadrosu oldukça güçlü. <strong>Riley Keough</strong>, <strong>Callum Turner</strong>, <strong>Jamie Bell</strong>, <strong>Elle Fanning</strong> ve <strong>Lukas Gage</strong> başı çekerken ‘<em>Daisy Jones &amp; The Six’</em>, <em>‘Masters of the Air’</em>, <em>‘Billy Elliot’</em>, <em>‘The Great’</em> ve <em>‘The White Lotus’</em> gibi yapımlardan tanıdığımız isimleri bu kez aynı tuhaf aile evreninde izliyoruz. Tracy Letts ailenin baskıcı babası rolünde, <strong>Pamela Anderson</strong> ise yıllar önce kaybettikleri anne olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a902ca3dce41-1787833507.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">LANTHİMOS DÜNYASININ İZLERİ</span></h2>
<p><em>‘Rosebush Pruning’</em>, <strong>Marco Bellocchio</strong>’nun 1965 tarihli ‘<em>Fists in the Pocket’</em> filminden uyarlanmış. Senaryoyu, <em>‘Dogtooth’</em>ta da imzası bulunan ve <strong>Yorgos Lanthimos</strong>’la uzun yıllardır çalışan <strong>Efthimis Filippou</strong> kaleme alıyor. Dolayısıyla dış dünyadan kopmuş bir aile, kendi kuralları, tuhaf konuşma biçimleri, iktidar ve cinselliğin birbirine karıştığı ilişkiler derken Lanthimos dünyasını hatırlatan tarafları görmek zor değil. Karim Aïnouz ise bütün bunları daha parlak ve gösterişli bir dünyanın içine yerleştiriyor. Güzel evler, pahalı kıyafetler ve kusursuz görünen hayat, içerideki dağınıklığı daha da görünür kılıyor.</p>
<p>Ensest, cinayet ve giderek tuhaflaşan ritüeller derken film, zaman zaman şok etmeyi biraz fazla seviyor. Hatta bazı anlarda ne kadar ileri gidebileceğini gösterme çabası, anlattığı hikâyenin önüne geçiyor. Yine de oyuncuların performansları filmi izlemeye değer kılıyor.</p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">KONFORLU BİR HAPİSHANE</span></h2>
<p>Filmin zenginlik eleştirisi de en çok burada kendini gösteriyor. Bu insanların çalışmak zorunda olmaması, dış dünyayla gerçek bir bağ kurmaması ve kendi küçük evrenlerinde yaşaması tesadüf değil. Para onları özgürleştirmemiş; tam tersine, kimsenin değişmek zorunda kalmadığı konforlu bir alan yaratmış.</p>
<p>‘<em>Rosebush Pruning’</em> yer yer fazla kışkırtıcı ve dağınık olsa da bu ailenin birbirinden neden kopamadığını izlemek yeterince merak uyandırıcı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/ailenin-karanlik-baglari-86315</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/1/5/1280x720/ailenin-karanlik-baglari-1787833536.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karim Aïnouz’nun yeni filmi ‘Rosebush Pruning’, sevgi, bağımlılık, kıskançlık ve parayla birbirine bağlanan işlevsiz bir ailenin karanlık dünyasına giriyor. Berlin Film Festivali’nin ana yarışmasında gösterilen ve güçlü oyuncu kadrosuyla dikkat çeken film şimdi MUBI’de yayında. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/bu-kez-dans-etmeyi-seciyoruz-86314</guid>
            <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu kez dans etmeyi seçiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sohbetimize ‘Haydi kalk!’ ile başlayalım. Şarkının ortaya çıkış hikâyesi nedir? İlk olarak nasıl bir duygu ya da fikirden yola çıktınız?</strong></p>
<p><strong>MURAT BAŞDOĞAN:</strong> Gripin’in alışılagelmiş sound’una biraz uzak bir parça aslında. Ama duygusal olarak baktığımızda yine Gripin’e çok yabancı olmayan bir hüzün var içinde. Sadece bu kez o hüznün içinde kalmak yerine ayağa kalkıp dans etmeyi seçiyoruz. Sözlerle müziğin enerjisi arasındaki o kontrast da zaten şarkının sevdiğim taraflarından biri.</p>
<p><strong>İLKER BALİÇ:</strong> Şarkının çıkış noktası aslında bir çift değil, birbirini tanımayan iki insan. İkisinin de kendi derdi, kendi yorgunluğu var. Biri diğerinin bakışında tanıdık bir şey görüyor. Sonra kafasında ‘bu gece bunları bir kenara bırakalım, yarın yokmuş gibi dans edelim’ diye bir senaryo kuruyor. Ama bunun gerçekten yaşanıp yaşanmadığını bilmiyoruz. Klipte de olduğu gibi, biraz gerçek ile hayal arasında asılı kalan bir an aslında.</p>
<p><strong>Grup içinde bir şarkının ilk fikrinden son haline gelmesine kadar nasıl bir süreç işliyor?</strong></p>
<p><strong>ARDA İNCEOĞLU:</strong> Her şarkıda uyguladığımız standart bir süreç yok ama genellikle önce müzik çıkıyor. Birimiz ortaya bir demo atıyor. Bu, tek bir melodili ‘democuk’ da olabiliyor, daha son haline yakın fikirleri olan bir demo da olabiliyor. Onun durumuna göre süreç şekilleniyor. İlerleyişimiz genelde müzik, düzenleme ve sözler şeklinde oluyor. Ortaya atılan demoyu herkes kendi zevkine, fikrine göre bir yerlere çekiyor ve çoğunluğun beğendiği bir noktada şarkı tamamlanmış oluyor.</p>
<p><strong>Albümden şimdilik dört farklı şarkı dinledik. Bu dört şarkı albümün bütünü hakkında bize nasıl bir ipucu vermeli?</strong></p>
<p><strong>BİROL NAMOĞLU:</strong> Birbirlerinden ayrıştıkları yönler mutlaka var. Yakın gelecekte yayınlayacağımız teklilerde de böyle olacaktır. Ancak tüm bunları albümde bir araya getirdiğimizde art arda dinleyenler bu parçaların aslında ne kadar çok ortak özellikleri olduğunu anlayacaktır. Albümü sevmemizin bir sebebi de aslında bu.</p>
<p><strong>Gripin’in yıllar içinde kendine özgü bir müzikal kimliği oluştu. Yeni şarkılar üretirken bu kimliğe sadık kalmakla kendinizi yenilemek arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>B.N.:</strong> Açıkçası içimizden geleni yapıyoruz. Her şey değişiyor, biz de öyle... Bu değişimi Gripin süzgecinden geçiriyoruz, sonuç da dinlediğiniz gibi oluyor.</p>
<p><strong>20 yılı aşkın süredir müzik yapıyorsunuz. Bugünkü Gripin’i grubun ilk yıllarındaki Gripin’den ayıran en büyük değişim sizce nedir?</strong></p>
<p><strong>B.N.:</strong> Aslında samimiyetimiz aynı. Ama zaman geçti; tecrübeler, aileler, hayat derken değiştik. Daha olgun muyuz? Belki biraz. Daha sakin miyiz? Evet.</p>
<p><strong>Peki, Gripin’de hiç değişmeyen, “Bu bizim vazgeçilmezimiz” dediğiniz şey nedir?</strong></p>
<p><strong>A.İ.:</strong> ⁠Samimiyet ve işine saygı.</p>
<p><strong>Son dönemde rock ve pop dünyasında yeni grupların ortaya çıktığını görüyoruz ancak birçoğu kısa süre içinde dağılıyor ya da üretimini durduruyor. Sizce bugün bir grubun yıllarca birlikte üretmeye devam edebilmesi için sadece müzikal uyum yeterli mi?</strong></p>
<p><strong>B.N.:</strong> Grup işi kolay bir iş değil. Sadece müzikal uyum yeterli değil. Üyelerin kendi aralarındaki uyumu da bir o kadar önemli. Anlayış, sabır, denge... Müzikal uyum ile birlikte bunlar da bir grubun uzun ömürlü olabilmesi için gerekli.</p>
<p><strong>Yani bir müzik grubunun dağılmadan ayakta kalması daha zor...</strong></p>
<p><strong>B.N.:</strong> Ekonomisine bağlı. Müzikten uzun süre para kazanmak giderek zorlaşıyor. Bu da grupların ayakta kalmasını zorlaştırıyor.</p>
<p><strong>Önümüzdeki dönemde çalışmalarınız neler?</strong></p>
<p><strong>B.N.</strong>: Önce canlı akustik albümümüz yayınlanacak. Ardından senfoni konserleri başlayacak. Bizim için çok heyecanlı bir dönem.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a902bb79c446-1787833271.jpg" alt="" width="500" height="500" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/bu-kez-dans-etmeyi-seciyoruz-86314</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/1/4/1280x720/bu-kez-dans-etmeyi-seciyoruz-1787833291.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir Gripin şarkısından beklemediğimiz kadar hareketli, adından aldığı enerjiyle davetkâr: ‘Haydi Kalk!’ Gripin, yeni teklisiyle dinleyicisini yerinden kaldırırken yaklaşan albümünün de ipuçlarını veriyor. Şarkının ortaya çıkışından yeni dönemin ruhuna uzanan hikâyeyi grubun kendisinden dinledik. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/nostaljinin-en-isiltili-hali-86328</guid>
            <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nostaljinin en ışıltılı hali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2000’lerin başında telefonlardan kıyafetlere, aksesuarlardan çantalara kadar hayatın hemen her alanını süsleyen taşlı ve ışıltılı detaylar, <em>‘bedazzling’</em> bir diğer adıyla <em>‘gem maxxing’</em> akımıyla yeniden gündemde. <strong>Kylie Jenner</strong>’ın 29. yaş günü kutlamasında renkli kristal taşlarla süslenmiş pastasıyla dikkat çeken bu estetik, kısa sürede sosyal medyada yayılarak yeni bir mikro trende dönüştü. Ancak akımın yükselişinde Jenner kadar nostalji ve sosyal medyanın trendleri yayma hızı da etkili.</p>
<p>Bedazzling’in hızlı yükselişinin nedenlerinden biri, tanıdık bir estetiği yeni bir biçimde sunması. Y2K dönemini hatırlayanlar için yapıştırma taşlar güçlü bir nostalji duygusu yaratırken, gençler bu görünümü yeniden keşfederek kendi tarzlarına uyarlıyor. Son yıllarda öne çıkan sade ve steril minimalizmin ardından renkli, ışıltılı ve maksimalist detaylara yönelik ilginin artması da akımın karşılık bulmasını kolaylaştırıyor. Kylie Jenner’ın doğum günü pastası ise bu estetiğin sosyal medyada görünürlük kazanması için güçlü bir başlangıç noktası oluşturdu. Kardashian-Jenner ailesinin moda ve güzellik trendleri üzerindeki etkisi sayesinde milyonlarca kişinin takip ettiği bir görüntü, kısa sürede farklı kişiler tarafından yeniden yorumlanabiliyor. Böylece tek bir ünlünün tercihi, izlenen bir içerik olmaktan çıkıp bir trende dönüşüyor.</p>
<p>Bedazzling, fotoğraf ve kısa videolarda hemen fark edilen parlak ve renkli bir görünüme sahip. Bu da içeriğin kaydırma sırasında dikkat çekmesini kolaylaştırıyor. Üstelik trendi uygulamak için büyük bir bütçe ya da özel bir beceri gerekmiyor. Birkaç taşla telefonunuzu, makyaj aynanızı, aksesuarınızı veya güzellik ürünlerinizi kendi tarzınıza göre dönüştürebiliyorsunuz. Kolay uygulanması ve ortaya çıkan sonucun paylaşmaya değer görünmesi, akımın hızla yayılmasında etkili.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a9042ec297a2-1787839212.jpg" alt="" width="500" height="616" /></p>
<p><strong>TÜKETİCİ ARTIK TRENDİN PARÇASI</strong></p>
<p>Bu yayılma, tüketici ile sosyal medya arasındaki ilişkinin de değiştiğini gösteriyor. Artık yalnızca bir trendi takip etmekle kalmıyor, onu yeniden üretiyor ve başkalarına taşıyoruz. Bir kişinin yaptığı taşlı makyaj çantası, süslediği parfüm şişesi ya da cilt bakım ürününde yaptığı küçük bir değişiklik, başka biri için yeni bir fikir haline geliyor. Tüketim böylece yalnızca ürün satın almakla sınırlı kalmıyor; ürünü dönüştürmek ve bunu dijital ortamda paylaşmak da sürecin bir parçası oluyor.</p>
<p>Kişisel bakım dünyası da bu ilgiden payını alıyor. Taşlı tasarımlar nemlendirici ve makyaj ürünü ambalajlarından ruj tüplerine, tırnak tasarımlarından cilt bakım cihazlarına kadar pek çok üründe görülmeye başladı.</p>
<p>Burada amaç yalnızca ürünü kullanmak değil, onu estetik bir objeye dönüştürerek kişisel bakım rutinini de paylaşılabilir bir deneyime çevirmek. Markalar da bu ilgiyi, ürünleri sosyal medyada daha görünür kılan tasarımlarla takip ediyor.</p>
<p>Bedazzling, 2000’lerin ışıltılı estetiğinin geri dönüşünden fazlasını anlatıyor. Ünlü kültürü, nostalji, kişiselleştirme ve sosyal medyanın yayılma gücü bir araya geldiğinde, geçmişin küçük bir detayı yeniden gündelik hayatın parçası olabiliyor. Bir zamanlar defterlerimizi ve okul dolaplarımızı süsleyen o yapıştırma taşlar, bugün telefonlardan parfüm şişelerine kadar uzanıyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a9042fab7863-1787839226.jpg" alt="" width="500" height="273" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/nostaljinin-en-isiltili-hali-86328</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/2/8/1280x720/nostaljinin-en-isiltili-hali-1787839252.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pastanın üzerindeki kristallerden cilt bakım şişelerine... 2000’lerin ışıltılı taşları geri dönüyor. Peki bu kez onları yeniden parlatan nostalji mi, sosyal medya mı? ‘Bedazzling’ akımını mercek altına aldık. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
