<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/yetenegin-hakkini-vermek-85952</guid>
            <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeteneğin hakkını vermek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <ol start="16">
<li>yüzyılda Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman, saltanatının sekizinci büyük seferine çıkmıştı. Osmanlı’ya bağlı Boğdan Voyvodası Petru başkaldırmış, dengeleri tehdit etmeye başlamıştı. Kanuni’nin komutasındaki ordu, Boğdan’ın başkentine doğru ilerliyordu. Bu seferin sonucu bölgedeki önemli ticaret yollarının hâkimiyetini de belirleyecekti. Fakat ordunun önünde aşılması gereken büyük bir engel vardı: Prut Nehri.</li>
</ol>
<p>Yağmurlarla kabaran nehir ve bataklığa dönüşen kıyı, büyük ilerleyişi durdurmuştu. Daha önce kurulan köprü çökmüştü. Binlerce asker karşı kıyıya geçemiyordu. Başkente doğru yürüyüşün devam etmesi, nehrin üzerine sağlam bir köprü kurulmasına bağlıydı. Bu görev, kırk sekiz yaşındaki yeniçeri subayına verildi. Bu yeniçeri subayı sadece on üç gün içinde askerleri karşı tarafa taşıyacak köprüyü kurmayı başardı.</p>
<p>Kendisine verilen görevi kısa sürede başarıyla tamamlayan o subayın ismi Sinan’dı. Sinan bu ve benzeri sorumluluklar sayesinde tanındı ve Osmanlı’nın başmimarı oldu. Hayatının neredeyse elli yılını asker olarak geçiren Sinan, sonraki dönemde Şehzade, Süleymaniye ve Selimiye gibi yüzyıllara meydan okuyan eserler ortaya çıkardı.</p>
<p>Bugün bütün dünyanın tanıdığı Mimar Sinan’a dönüşmesi için, elli yılın geçmesi gerekmişti. Onu Mimar Sinan yapan yalnızca yeteneği değildi; o yeteneğin sorumluluğunu üstlenmesi ve peşinden gitmesiydi.</p>
<p>Her insan bu dünyaya kendisine özgü bir yetenekle geliyor. Bazı insanlar yeteneklerini daha çocukluk yıllarında fark ediyor ve hayatlarını onun etrafında şekillendiriyor. Bazıları ise farklı yollarda yürüdükten, kendilerini çeşitli alanlarda denedikten sonra içlerinde taşıdıkları gücü keşfedebiliyor. Önemli olan, yeteneğimizi ne kadar erken keşfettiğimiz değil; onu fark ettiğimizde üzerine çalışma cesaretini gösterip göstermediğimizdir.</p>
<p>Yetenek yalnızca bize verilmiş bir ayrıcalık değildir. Aynı zamanda hakkını vermemiz gereken bir sorumluluktur. Tam da bu noktada zihnimiz karşımıza engeller çıkarmaya başlar.</p>
<p>Ne zaman içimizdeki yaratıcı güce alan açmak istesek, bizi alıştığımız sınırlar içinde tutmaya çalışır. Atmak istediğimiz adımın neden mantıklı olmadığını anlatır ve hayallerimizden vazgeçmemiz için birbirinden inandırıcı bahaneler üretir. Erteleme, mükemmeliyetçilik, yetersizlik hissi, eleştirilme korkusu, <em>“Henüz hazır değilim”</em> bahanesi…</p>
<p>Zihnin yeteneği kullanmaya gösterdiği bu direnç bazen <em>“Doğru zamanı bekle”</em>, bazen “<em>Şartlar henüz uygun değil”</em>, bazen de <em>“Biraz daha hazırlanmalısın”</em> şeklinde belirir.  Bu durum, iş hayatında da karşımıza çıkar.</p>
<p>Mesela yıllardır üzerinde düşündüğümüz bir fikri, mükemmel fırsatı beklerken erteleriz ya da yaratıcı bir düşünceyi paylaşabileceğimiz bir toplantıda sessiz kalırız. İnsanlara değer katabileceğimizi bildiğimiz hâlde sorumluluk almaktan geri dururuz. Bazen de görev tanımımızın güvenli sınırları içinde kalmayı tercih ederiz.</p>
<p>Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda gibi görünür. İşimizi yapar, bizden bekleneni yerine getiririz. Ancak böyle böyle bize verilen yeteneğin hakkını vermekten vazgeçeriz. </p>
<p>Bu yüzden yeteneği keşfetmek yetmez. Onun peşinden gitme cesareti ve kararlılığı gerekir.</p>
<p>Ressamı ressam yapan yalnızca resim yapabilmesi değil, tuvalin karşısına tekrar tekrar oturmasıdır. Öğretmeni öğretmen yapan yalnızca bildikleri değil, kendisini yenilemesi ve bilgisini bir başkası için anlamlı hâle getirmesidir. Lideri lider yapan ise makamı değil, ihtiyaç duyulduğunda sorumluluk alması ve insanların hayatına kattığı değerdir.</p>
<p>Yetenek ihtimaldir. Onu bir esere dönüştüren sorumluluk ve emektir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/yetenegin-hakkini-vermek-85952</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/5/2/1280x720/yetenegin-hakkini-vermek-1787297530.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yetenek, insanın eline verilmiş bir ihtimaldir. Onu gerçek bir güce dönüştüren ise fark etmekten çok, peşinden gitme cesareti ve gösterdiğimiz emektir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/tatilin-yeni-adi-coolcation-85951</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tatilin yeni adı ‘coolcation’</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yaz tatili denince akla yıllardır aynı üçlü geliyor: deniz, kum ve güneş. Ancak Avrupa’da art arda yaşanan sıcak hava dalgaları, 40 dereceyi zorlayan sıcaklıklar ve kalabalık sahiller bu ezberi değiştirmeye başladı. 2026 yazında seyahat dünyasının öne çıkan kavramlarından biri ‘coolcation.’ İngilizce ‘cool’ ve ‘vacation’ kelimelerinin birleşiminden doğan kavram, en basit haliyle sıcaklardan kaçıp daha serin bir yerde tatil yapmak anlamına geliyor. Fakat trend artık yalnızca termometreyle açıklanamayacak kadar büyümüş durumda.</p>
<p>Euronews Travel’ın Google Trends verilerine dayandırdığı haberine göre İngiltere’de “alpine summer” aramaları geçen yıla kıyasla yüzde 82 arttı. Avrupa Seyahat Komisyonu’nun 2026 ilkbahar-yaz araştırmasında da destinasyon seçiminde “hoş ve istikrarlı hava” yüzde 15 ile güvenliğin ardından ikinci sıraya yerleşti; uygun fiyatın bile önüne geçti. Kısacası tatilci artık yalnızca güneşin olup olmadığını değil, ne kadar sıcak olacağını da hesaplıyor.</p>
<p>Bunun sonucu, kış turizmiyle özdeşleşmiş dağların yazın yeni yıldızlara dönüşmesi. Dolomitler, Avusturya Alpleri, İsviçre, Andorra ve Slovenya; yürüyüş parkurları, göller, bisiklet rotaları ve ılıman sıcaklıklarıyla klasik Akdeniz tatiline alternatif oluşturuyor. Euronews’in verdiği örnekler değişimi açıkça gösteriyor: Amalfi kıyılarındaki 29-30 derecelik yaz sıcaklığı yerine Dolomitler’de yaklaşık 18-21 derece; Yunanistan’ın 30 dereceyi aşan sahilleri yerine Avusturya’daki Achensee Gölü çevresinde 20’li derecelerde bir tatil öneriliyor.</p>
<p>Coolcation haritası yalnızca Alplerle sınırlı değil. Norveç’in fiyortları, Finlandiya’nın gölleri, İsveç’in ormanları ve Almanya’nın Kara Orman bölgesi sıcak güneyden kaçmak isteyen gezginlerin radarına giriyor. Özellikle Akdeniz ülkelerinden kuzeye doğru artan ilgi, Avrupa turizminin geleneksel yaz haritasını tersine çevirebilecek bir değişime işaret ediyor. Bir zamanlar güneş garantisi destinasyonun en büyük kozu sayılırken, bugün serin gece, gölge ve yüzülebilir bir dağ gölü yeni lüksler arasında.</p>
<p><strong>SICAKLA ARAYA </strong><strong>MESAFE GİRİYOR </strong></p>
<p>Üstelik mesele yalnızca sıcaktan kaçmak değil. Coolcation, son yıllarda büyüyen “yavaş seyahat” ve doğaya dönüş eğilimleriyle de örtüşüyor. Kalabalık beach club’ların, şezlong sıralarının ve yoğun gece hayatının karşısında daha sakin oteller, ahşap dağ evleri, uzun yürüyüşler ve açık havada geçirilen günler var. Tatilin görsel kodları bile değişiyor: Mayo ve plaj çantasının yanına yürüyüş ayakkabısı, ince bir yağmurluk ve bisiklet ekleniyor.</p>
<p>Akdeniz elbette tahtını bir yazda kaybetmeyecek. Deniz kıyısında geçirilen tatilin kültürel ve duygusal cazibesi hâlâ çok güçlü. Ancak seyahat sektörünün yeni kelimeleri geleceğin yönünü gösteriyor: coolcation, heat-proof holiday, climate-smart travel ve reverse seasonality… Hepsinin ortak noktası aynı: Mevsime göre destinasyon seçmek yerine, destinasyonu iklime göre yeniden düşünmek. Görünen o ki yaz tatilinin yeni statü sembolü bronzlaşmak değil, serinlemek olabilir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/tatilin-yeni-adi-coolcation-85951</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/5/1/1280x720/tatilin-yeni-adi-coolcation-1787297367.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akdeniz’in kavurucu sıcakları, kalabalık plajlar ve değişen seyahat alışkanlıkları tatil rotalarını kuzeye ve yüksek rakımlara çeviriyor. 2026 yazının yükselen trendi ‘coolcation’, deniz-kum-güneş üçlüsünün karşısına dağları, gölleri ve serin havayı çıkarıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/bilgiye-editoryal-dokunus-85949</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bilgiye editoryal dokunuş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Wise&amp;Rise’ı hayata geçirirken nasıl bir vizyonla yola çıktınız? Bugün platformun içerik anlayışını belirleyen temel prensipler neler?</strong></p>
<p>Wise&amp;Rise’ın çıkış noktası bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı ama bu bilgilerin doğruluğundan emin olmanın zorlaştığı bir dönemde editoryal süzgeçten geçirilmiş içeriklerden oluşan nitelikli bir eğitim platformu oluşturmaktı. Platformda biz niceliği hiçbir zaman ön plana koymadık. Amacımız on binlerce eğitim sunmak olmadı. Temel olarak alanındaki uzmanlığı kanıtlanmış eğitmenlerle kullanıcılarımızın faydalanabileceği ve hayatlarına katkıda bulunacak eğitimler tasarlıyoruz.</p>
<p><strong>Hedefleriniz arasında neler yer alıyor?</strong></p>
<p>Öncelikli hedefimiz, Wise&amp;Rise’ın Türkiye’de dijital eğitim alanında kullanıcıların öğrenme ihtiyaçlarına uçtan uca yanıt veren bir ekosisteme dönüşmesi. Abonelik modeliyle tüm eğitimlere web ve mobil uygulamalar üzerinden erişim sağlıyoruz; her ay eklediğimiz yeni içeriklerle de kataloğumuzu sürekli genişletiyoruz. Kayıtlı video içeriklerinin ötesine geçmek amacıyla 2026’da canlı etkinlik modülümüz Wise&amp;Rise Live’ı hayata geçirdik. Bu sayede eğitmenlerimiz kullanıcılarla canlı buluşuyor, soruları doğrudan yanıtlıyor ve etkileşim kuruyor. Böylece kullanıcılarımız hem zengin içerik kütüphanesine istedikleri zaman erişebiliyor hem de dönemsel olarak eğitmenlerle canlı ortamda bir araya gelebiliyor.</p>
<p><strong>Arşivinizde ve kültür-sanat ekosisteminde sizi bu satın almaya ikna eden ana editoryal vizyon neydi?</strong></p>
<p>We the Living platformunun kürasyonunu incelediğimizde hem içeriklerin niteliğinin hem de yapılandırılma biçimlerinin markamızın vizyonuyla uyumlu olduğunu gözlemledik. Sanat, genel kültür ve sağlık gibi kategorilerde özellikle zengin ve nitelikli bir kütüphane oluşturmuşlardı. Bir süredir içerik güncellemelerini de yakından takip ediyorduk. Eğitmen kadrosu, prodüksiyon kalitesi ve editoryal katkıyla hazırlanan özel içerikleriyle We the Living kütüphanesini bünyemize katmanın, Wise&amp;Rise’ın Türkiye’deki dijital eğitim sektöründeki konumunu güçlendireceğini öngördük ve bu satın alımı gerçekleştirdik.</p>
<p><strong>Günümüzde dijital mecralarda muazzam bir bilgi kirliliği ve yüzeyselleşme var. Wise&amp;Rise, derinlikli kültür ve sanat içeriğini dijital dünyanın dinamikleriyle nasıl barıştırıyor?</strong></p>
<p>Bilgiye ulaşmak artık çok kolay ve hızlı. Bu durumun geçmişte belki de hiç ulaşamayacağımız bilgi kaynaklarına rahatlıkla ulaşabilmek gibi bir avantajı olsa da, dijital mecralarda hangi bilginin güvenilir olduğunu ayırt etmek her zaman kolay değil.</p>
<p>Hızlı ve kolay ulaşılabilirlik, bizim de kullanıcılarımıza Wise&amp;Rise’da vaat ettiğimiz, dijital imkanların sağladığı avantajlardan biri. Ama bizim için daha önemli olan, içeriğin alanında yetkin ve güvenilir bir eğitmenle, titiz bir editoryal süreçten geçirilerek kullanıcıya sunulması. Bu nedenle ön hazırlık sürecine büyük önem veriyoruz. Editoryal ekibimizin hazırladığı kapsamı eğitmenlerimizle birlikte değerlendiriyor ve nihai hâline getiriyoruz.</p>
<p><strong>Platformunuzda sanat, tarih ve edebiyat gibi disiplinlerin yanı sıra psikoloji ve ebeveynlik gibi alanlar da yan yana duruyor. Toplumun disiplinler arası öğrenme merakını ve kültür-sanat tüketim alışkanlıklarını nasıl okuyorsunuz?</strong></p>
<p>Kullanıcı davranışları, farklı eğitim alanları arasında güçlü bir geçiş olduğunu gösteriyor. Mesleki gelişim ya da belirli bir ihtiyaca yönelik platformu keşfeden kullanıcılar, zamanla farklı kategorilerdeki eğitimlere de yöneliyor. Uzmanlık alanlarında yeni bakış açıları kazanırken, hiç bilmedikleri konulara giriş yapma fırsatı da buluyorlar. Eğitimlerimizin ilham veren ve derinleşmek isteyenlere yol gösteren bir nitelik taşıması en önemli hedeflerimizden biri. Abonelik modelimiz de eğitimleri tek tek satın alma zorunluluğunu ortadan kaldırarak farklı alanların keşfedilmesini kolaylaştırıyor. Dijitalleşmeyle birlikte nesiller arası kültür aktarımının biçimi de değişiyor.</p>
<p><strong> </strong><strong>2026 sonuna kadar 200 içeriğe ulaşma hedefiniz var. Önümüzdeki dönemde kültür, sanat ve edebiyat alanında izleyicileri ne gibi özel üretimler veya niş kategoriler bekliyor?</strong></p>
<p>Wise&amp;Rise’a yeni içerikler katarken mevcut kategorilerimizi derinleştirmeye ve başka mecralarda kolay ulaşamayacakları özel içerikler sunmaya özen gösteriyoruz. Yakın zamanda yayına girecek eğitimlerimiz arasında <strong>Jane Austen</strong> romanları, bilim kurgu edebiyatı, arkeoloji ve sanat tarihine dair kapsamlı içerikler yer alıyor. We the Living kütüphanesinin platformumuza dahil olmasıyla birlikte yeni yayınlanan eğitimlerimiz arasında da müze tarihi, mitolojinin psikolojik dili ve korku edebiyatı hakkında özel içerikler bulunuyor. Kültür, sanat, edebiyat ve daha pek çok alanda kataloğumuzu genişletirken her yeni eğitimin kullanıcılarımıza farklı ve nitelikli bir bakış açısı kazandırmasını da hedefliyoruz.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/bilgiye-editoryal-dokunus-85949</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/4/9/1280x720/bilgiye-editoryal-dokunus-1787297187.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanattan tarihe, psikolojiden edebiyata uzanan geniş bir öğrenme dünyası inşa eden Wise&amp;Rise, dijital eğitimi yalnızca erişilebilir değil, nitelikli hale getirmeyi hedefliyor. Kurucu Ortağı ve CEO’su Onur Beykoz, platformun içerik vizyonunu ve geleceğe dair hedefleri anlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/yediklerimiz-karakterimizi-ele-veriyor-mu-85948</guid>
            <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yediklerimiz karakterimizi ele veriyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Ne yiyorsan osundur.” Peki gerçekten öyle mi? Beslenme tercihlerimizi neye göre şekillendiriyoruz? Bitki bazlı beslenmeyi seçenlerin kişilik özellikleri bu tercihlerinde nasıl bir rol oynuyor? Bu, karakter meselesi mi, yoksa biyolojik ritmimizle de bağlantılı olabilir mi?</p>
<p>İtalya’da yapılan yeni bir araştırma, bu sorulara yanıt aradı. Dünyanın önde gelen hakemli bilimsel yayıncılarından Frontiers’ın ‘<em>Frontiers in Nutrition’</em> dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, bitki ağırlıklı ve hayvansal kaynaklı gıdaların daha az tüketildiği bir beslenme biçimine yönelmek, yalnızca kişinin inançlarıyla değil, mizacı ve biyolojik ritmiyle de bağlantılı olabilir.</p>
<p>738 yetişkin İtalyan üzerinde yapılan çalışma, hayvansal kaynaklı gıdaların azaltıldığı; baklagiller, tam tahıllar ve sebzelerin daha fazla yer aldığı beslenme düzenlerini inceledi. Çalışmada bu beslenme biçimiyle ilişkili kişilik özelliklerinin yanı sıra kronotipe, yani kişinin biyolojik saatine bağlı olarak günün hangi saatlerinde kendisini daha enerjik, verimli ya da uykulu hissettiğine de bakıldı. Araştırmaya katılanların 146’sı, yani yüzde 19,78’i, araştırmacıların ekolojik olarak sürdürülebilir beslenme için belirlediği ölçütleri karşıladı. Araştırmacılar bu dağılımın, İtalya’nın 2024 yılına ait ISTAT verileriyle de uyumlu olduğunu belirtiyor; söz konusu verilerde katılımcıların yüzde 85,5’i kendisini ‘hepçil’ olarak tanımlıyor.</p>
<p><strong>YENİLİKLERE AÇIK OLMAK </strong><strong>BESLENMEDE ETKİLİ</strong></p>
<p>Yapılan çalışmada, yaş, cinsiyet ve vücut kitle indeksi gibi faktörleri de dikkate alarak hangi psikolojik ve biyolojik özelliklerin sürdürülebilir bir beslenme biçimine yönelmeyle ilişkili olduğu incelendi. Analizde hiyerarşik ikili lojistik regresyon yönteminden yararlanıldı. Sonuçlarda iki farklı kişilik özelliği özellikle öne çıktı. ‘Deneyime açıklık düzeyi’ yüksek olanların bu tür bir beslenme biçimini benimseme olasılığı yüzde 60 daha yüksekken, ‘uyumluluk düzeyi’ yüksek kişilerde bu olasılık yüzde 43 arttı. Sabahçıl olma eğilimi de sürdürülebilir beslenmeyle olumlu yönde ilişkiliydi; ancak bu ilişkinin etkisi kişilik özelliklerine göre daha sınırlı kaldı. Kadınların bu beslenme biçimini benimseme olasılığı erkeklerin yaklaşık üç katıydı. Yaş ilerledikçe ise ekolojik olarak sürdürülebilir bir beslenme biçimini benimseme olasılığı bir miktar azaldı.</p>
<p><strong>DIŞA DÖNÜKLERDE </strong><strong>OLASILIK DAHA DÜŞÜK</strong></p>
<p>Beklentilerin aksine iki sonuç ortaya çıktı. Dışa dönüklük ve dürüstlük-alçakgönüllülük düzeyi arttıkça, bitki ağırlıklı beslenme biçimini benimseme olasılığı ise düşüyordu. Başka bir deyişle, bu iki özelliğin daha belirgin olduğu kişiler bitkisel ağırlıklı bir beslenmeye daha az yöneliyordu. Dışa dönüklükle ilgili sonuç, bu kişilerin daha sık sosyal ortamlarda yemek yemesi ve bu ortamlarda et ağırlıklı seçeneklerin daha yaygın ve normatif olmasıyla açıklanıyor. Dürüstlük-alçakgönüllülük boyutunda ise araştırmacılar, bu kişilik özelliğinin geleneksel normlara bağlılıkla ilişkili yönünün, hâlâ standart dışı olarak görülebilen beslenme biçimlerinin benimsenmesini zorlaştırabileceğini düşünüyor.</p>
<p>Çalışmada bazı önemli sınırlılıkların olduğunu da atlamamak lazım. Kesitsel bir araştırma olması nedeniyle bulguların neden-sonuç ilişkisi kurmaya yetmeyeceğini özellikle belirtiyor araştırmacılar. Beslenme alışkanlıkları, kişilik özellikleri ve kronotipe ilişkin verilerin tamamının katılımcıların kendi beyanlarına dayanması da sonuçların temsil gücünü etkileyebilecek bir başka unsur. Üstelik araştırmada kurulan model, beslenme tercihlerindeki değişimin yalnızca yüzde 12,4’ünü açıklayabildi. Ekip ayrıca sürdürülebilirliği yalnızca tüketilen gıda gruplarının sıklığı üzerinden değerlendirdi; gıda israfı, mevsimsellik ve üretim yöntemi gibi sürdürülebilirlik açısından önemli başka unsurları araştırmanın dışında bıraktı.</p>
<p><strong>BİTKİ BAZLI ÜRÜNLERDE </strong><strong>PROFİLE GÖRE PAZARLAMA</strong></p>
<p>Araştırmacılara göre bu sonuçlar, özellikle bitki bazlı ürün geliştiren ve pazarlayan şirketler için de yol gösterici olabilir. Farklı kişilik özelliklerine sahip tüketicilere farklı mesajlarla ulaşmanın mümkün olduğunu belirten çalışma, bu konuda çeşitli öneriler de sunuyor. Açık fikirli tüketiciler için mutfakta yenilik ve keşif duygusu öne çıkarılabilirken, uyumluluk düzeyi yüksek kişilerde hayvan refahı ve özveri temaları etkili olabilir. Dışa dönük tüketicilerin ise geleneksel seçeneklere yönelme olasılığının daha yüksek olması nedeniyle sosyal yemek ortamlarında farklı stratejiler geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Çalışmada varılan temel sonuç ise şu: Beslenme tercihlerinin ardındaki bireysel özellikleri anlamak, daha sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarına geçişi destekleyecek yöntemlerin geliştirilmesine yardımcı olabilir.</p>
<p><strong>PEKİ TÜRKİYE’DE </strong><strong>TABLO NASIL?</strong></p>
<p>Araştırmanın sonuçlarının bazıları beni şaşırttı. Tam bir sabah insanı olmama rağmen vegan olmamda bunun bir etkisinin çıkmaması biraz üzdü. Kadınların bitki ağırlıklı beslenme olasılığının erkeklerden yaklaşık üç kat fazla olması ise bana hiç şaşırtıcı gelmedi. Uyumluluk bana uzak bir konu ama yeniliklere açık olmak biraz cesaret gerektirdiği için araştırmanın bu sonucuyla kendim arasında bir bağlantı kurabildim. Aslında Türkiye’de de benzer bir araştırma yapılsa oldukça aydınlatıcı olabilir. Türkiye’de veganların sayısına ilişkin elimizdeki araştırmalar kesin bir resmî istatistik sunmuyor; ancak Sia Insight’ın 2023 tarihli Türkiye Beslenme Anketi’nde kendisini vegan olarak tanımlayanların sayısı 620 bin olarak tahmin edilmişti. Aynı araştırmada vegan ve vejetaryen beslenenlerin toplamının 2,7 milyona ulaştığı belirtiliyordu. 2020’de 83 bin olarak açıklanan vegan sayısıyla karşılaştırıldığında bu artış dikkat çekici.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/yediklerimiz-karakterimizi-ele-veriyor-mu-85948</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/4/8/1280x720/yediklerimiz-karakterimizi-ele-veriyor-mu-1787297000.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ne yediğimizi yalnızca damak tadımız belirlemiyor olabilir. Kişilik özelliklerimiz ve yaşam ritmimiz de soframıza uzanan seçimlerde etkili olurken, yeniliklere açık olanlar bitki ağırlıklı beslenmeye daha yatkın görünüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
