<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/gorunmez-olani-gorunur-kilmak-84809</guid>
            <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 16:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Görünmez olanı görünür kılmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>‘Bağışla Beni N’olur’ hem çok tanıdık hem de bir o kadar sarsıcı bir isim. Serginin ismi nasıl ortaya çıktı ve bu isim organ bağışı temasıyla nasıl bütünleşiyor?</strong></p>
<p>Serginin ismi aslında hem ‘ver’ hem de ‘affet’ anlamlarını aynı anda barındırıyor. Bir yandan organını bağışlama çağrısında bulunurken, öte yandan henüz bekleme listesindeyken bağışçı çıkmadığı için hayatını kaybeden yüzlerce insana karşı bir özür niteliği taşıyor. "Eğer bağışçı olsaydım yaklaşık 10 insanın hayatını kurtarıp, 50 tanesinin yaşam konforuna doğrudan etkim olabilirdi. Toprağa gübre, kurda yem olmayı tercih ederek sana can olamadığım için bağışla beni..." seslenişidir bu.</p>
<p><strong>Türkiye’de yaklaşık 33 bin insanın organ nakli beklediği gerçeği, bir sanat projesine nasıl dönüştü? Bu projeyi hayata geçirme kararını aldığınız ilk anı ve serginin proje sürecini paylaşabilir misiniz?</strong></p>
<p>Kendi nakil sürecimden çıkalı henüz günler olmuşken serviste eşimle beraber yatıyordum. Bir gün kıymetli cerrahlarımızdan biri odaya girdi ve "Bu abiye istediğini sorabilirsin," diyerek içeriye bir çocuk davet etti. Odaya girdi ve bana tek bir soru sordu: "Acıyor mu?" O soru benim de eşimin de canını çok yaktı. Aradan haftalar geçti, eşimle birlikte nakil koordinatörümüze çocuğun durumunu sorduk. "Kaybettik," dedi. O kız dışarıda arkadaşlarıyla artık sonsuza dek oyunlarını oynayamayacaktı. Bu beni çok derinden sarstı. İşte tam o an, "Bunun için bir şeyler yapmalıyım," dedim serginin ana çıkış noktası budur.</p>
<p>Zaten kendisi de nakil olmuş biri olarak durumun vehametini ve bağışın kıymetini çok iyi biliyordum. Bir sanatçı olduğum için de bu fikri, kendi alanım sayılan bir karma sergi projesiyle hayata geçirebileceğimizi düşündüm. Dosyayı hazırlayıp Kütüphaneler ve Müzeler Müdürlüğüne, İBB Miras’a sundum. Sağ olsunlar, bu duruma sahip çıktılar ve büyük bir destek sağladılar; kendilerine minnettarım.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a748c77bb509-1786023031.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p><strong>Farklı disiplinlerden 64 sanatçıyı böylesine hassas ve hayati bir ortak paydada buluşturmak nasıl bir süreçti? Sanatçı seçimlerini yaparken ve sergiyi kurgularken hangi dinamikleri göz önünde bulundurdunuz?</strong></p>
<p>Proje en başta kendi yakın çevremden 15 sanatçı ile kurgulanmıştı. İBB Miras ve İBB Kültür bize mekân olarak İstanbul Sanat Müzesi’ni uygun görünce, işin ağırlığına ve prestijine yakışır bir kadro oluşturmamız için çaba göstermeliydim; sanatçı skalamızın belli bir kalibrede olması gerekiyordu. Bazı sanatçılar tek bir eserle, bazıları ise 3-4 eserle katıldı. Buradaki ana filtremiz, malum başlığın ve temanın dışına taşacak bir ifadenin olmamasıydı. Bu çerçevede, süreç boyunca icap ettikçe müdahale ettiğim tek şey –ki o da sadece birkaç kez olmuştur– "Bunun yerine başka bir eser koyalım mı" şeklinde oldu. Tabii bazen de seçkiyi sanatçılarla birlikte yaptık. Sadece birkaç haftaya sığan; oldukça dinamik, yoğun, sıkı organize olunması gereken ama aynı zamanda çok keyifli bir süreçti. Sonuç itibarıyla şahane bir armoni ortaya çıktı.</p>
<p><strong>Sergi metninde vurgulanan "bir insanın ardından bırakabileceği en değerli mirasın yaşamın kendisi olduğu" fikri, sergi alanına giren bir ziyaretçide nasıl bir hisse dönüşüyor? Küratoryal kurguyu yaparken ziyaretçinin bu yüzleşmeyi nasıl deneyimlemesini amaçladınız?</strong></p>
<p>Ziyaretçinin sergide neyle yüzleşeceği aslında her bireye göre değişkenlik gösterecektir ancak işin hem duygusal hem de sayısal zafiyet barındıran bir yönü var. O nedenle sergi sadece sanatçıların eserlerinden oluşmuyor; duvarlarda durumu ifade eden bazı grafik veriler paylaştık ve konuyu anlatan bir video oluşturduk. Ayrıca mekânda sergiyi destekleyici atölyeler ve etkinlikler planladık. İBB Kültür ve İBB Miras’ın her adımdaki desteği koşulsuz ve çok kıymetliydi. Yani hem kurumsal yapı hem de gönüllü sanatçılar olarak, büyük bir enerjiyle "görünmez olanı görünür kılmak" adına el ele verip çok iyi bir iş çıkardık. Bu sergi sadece 5 kişiye bile dokunsa; bu, zincirleme olarak 50 hayatın kurtulması ve 250 insanın yaşamına dokunulması demek. Bu ihtimal bile bu tek sergiye 64 sanatçının kocaman gönlüne değer.</p>
<p><strong>Bu sergi sonrasında "Bağışla Beni N’olur" projesinin farklı şehirlerde veya platformlarda yaşamaya devam etmesi yönünde bir planınız var mı?</strong></p>
<p>Hatta buna dair çok çarpıcı bir örnek vereyim: Sergi açılışındaki konuşmacılardan biri, akciğer nakil biriminin başındaki hocamız olacaktı. Açılışa yaklaşık yarım saat kala hocamız beni aradı: "Hekimler ve koordinatör ekip olarak 5-6 kişi arabayla yoldaydık, tam geliyorduk. Ancak az önce bir telefon geldi, uygun donör çıkmış. Nakil için acilen hastaneye geri dönmek zorundayız," dedi. Bu çok enteresan, adeta evrensel bir mesajdı; işin buruk tarafı ise bu vaka, bu yılın ilk 7 ayındaki sadece ikinci nakildi.</p>
<p>Daha dün, bundan başka bir organ bağışı sergisi organizasyonu için koordinatörümüzle konuşuyorduk. O da bana, "Tam biz sergi açılışına gelirken bir donör çıktı. Yılın ikinci organ nakli olması sebebiyle bu sergi bize çok uğurlu geldi," dedi. Ben de esprili bir dille, "Biz o zaman sürekli etkinlik yapıp duralım, bakarsınız bolca nakil çıkar," diye espriyle yanıt verdim. İşin ilginci, bu konuşmamızın ertesi günü akşam saatlerinde bir organ daha çıkmış! Eşimle aramızda büyük bir sevinç ve espri konusu oldu bu durum. Sonuç itibarıyla biz, sanatın o çarpıcı ve sarsıcı gücünü kullanarak kanayan bir yaraya merhem olan bir etkinlik olmak istiyoruz.</p>
<p>"Bağışla Beni N’olur" projesi için şu an için ikincil bir eklenti ya da paralel bir sergi planlamadık. Ama süreç içinde ezber bozan, enteresan bir geri dönüş alırsak, sonrası için neden olmasın?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/gorunmez-olani-gorunur-kilmak-84809</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/0/9/1280x720/gorunmez-olani-gorunur-kilmak-1786023100.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Bağışla Beni N&#039;olur’ sergisi, organ bağışına dikkat çekmek amacıyla 64 sanatçıyı aynı çatı altında buluşturuyor. İBB Miras ve İBB Kültür tarafından düzenlenen serginin çıkış hikâyesini, amacını ve vermek istediği mesajı proje sorumlusu sanatçı Ali Gün Yıldırım anlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/mavi-zenginligimiz-84301</guid>
            <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mavi zenginliğimiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir yanı Akdeniz, diğer yanı Karadeniz… İkisinin arasında ise her köşesi ayrı güzel Marmara. Bu muhteşem ülkenin bir diğer zenginliğine gelecek olursak; Çanakkale'den Datça'ya uzanan eşsiz kıyılara kucak açan Adalar Denizi… İnsan, böylesine güzel ve masmavi bir ülkede enginlere sevdalı olmaz mı?</p>
<p>Avrupa ile Asya'nın buluşma noktası olan, insanından yeşiline, mavisinden on binlerce yıldır ışık tuttuğu kadim uygarlıklara kadar her yönüyle bir başka güzel benim memleketim. Şimdi gel de saygı ve rahmetle andığım Ayten Alpman'ı hatırlama. Onun benzersiz sesiyle hafızalarımızda yankılanan o muhteşem şarkıyı dinlememe imkân var mı?</p>
<p>Anadolu coğrafyasını havadan, karadan ya da denizden keşfeden bilinçli insanlara ayrı bir saygı duyuyorum. Dahası, ben de ay yıldızlı sevdamızın insan ruhunda estirdiği yaz rüzgârlarını ve bu eşsiz coğrafyanın benzersizliğini kelimelere sığdırmakta zorlanıyorum. Hele hele konu mavilikler olunca… Zira Hopa'dan İskenderun'a kadar yaklaşık 1.500 deniz mili uzunluğundaki kıyılarımızın her noktası adeta cennet. Bu durum yalnızca su ürünleri sektörümüz ya da amatör denizcilerimiz için geçerli değil. Aynı zamanda bacasız sanayi olarak nitelendirilen turizmde de her yıl bayrağı daha yukarı taşıyan önemli bir ekonomik güce sahibiz.</p>
<p><strong>Yüzen oteller</strong></p>
<p>Benim tanımımla kısaca ‘bacalı turizm’ dediğim kruvaziyer gemileri, dünya genelinde oldukça popüler. Her biri adeta maviliklerde yüzen birer döviz bürosu gibi. Nitekim son yıllarda bu gemilerle ülkemize gelen yolcu sayısındaki artış da bu görüşümü doğruluyor ve yüzümüzü güldürüyor.</p>
<p>Somut bir örnek vereyim, konu havada kalmasın: T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın verilerine göre 2024 yılının Ocak-Haziran döneminde kruvaziyer gemileriyle ülkemize 574 bin 509 turist geldi. Bu sayı, bir yıl sonra aynı dönemde 732 bin 302'ye yükseldi. İçinde bulunduğumuz 2026 yılının Ocak-Haziran döneminde ise 756 bin 455 yolcuya ulaşıldı.</p>
<p>Henüz yaz bitmedi. Ilıman aylarda gerçekleştirilecek seferler de dikkate alındığında bu rakamların yıl sonunda çok daha yukarı çıkacağı anlaşılıyor. T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü'nün değerli bürokratlarını ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ülke genelinde görev yapan başarılı personelini yürekten kutluyorum. Konunun diğer tarafında yer alan ve sektörü iyi okuyan, analiz eden isimler ne diyor, ona da bakalım. Sea Genesis Grup Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Yazıcı da ortaya çıkan tablodan memnun. Miting meydanlarında ve yurt gezilerinde yıllarca yakından izlediğim merhum Süleyman Demirel'in "Bir bilene sormak lazım." sözü aklıma geliyor. Ben de o anlayışla Ahmet Yazıcı'nın paylaştığı değerlendirmeleri dikkatle inceledim. Gördüğüm tablo gelecek adına umut verici. Türkiye'nin yalnızca tarihi ve doğal güzellikleriyle değil, liman altyapısı ve hizmet kalitesiyle de dünya genelinde üst sıralarda yer aldığını belirten deneyimli isim şu değerlendirmeyi yapıyor: "Küresel kruvaziyer turizminde yaşanan toparlanma, ülkemizi Doğu Akdeniz'in öne çıkan destinasyonlarından biri hâline getirirken sektör ekonomiye sağladığı katma değerle de dikkat çekiyor. Liman altyapısına yapılan yatırımlar, uluslararası kruvaziyer şirketlerinin Türkiye'ye artan ilgisi ve destinasyon çeşitliliği yolcu sayısındaki istikrarlı yükselişi beraberinde getiriyor. Ülkemiz, artan yolcu sayısıyla birlikte küresel kruvaziyer pazarındaki rekabet gücünü her geçen yıl artırıyor. Sektördeki bu pozitif ivme; turizm gelirlerinden yeme içmeye, perakendeden ulaşıma ve liman hizmetlerine kadar birçok alanda ekonomik hareketliliği destekleyerek kruvaziyer turizminin stratejik önemini ortaya koyuyor."</p>
<p><strong>Karadeniz rotası</strong></p>
<p>Yazımı tamamlamadan önce konuyla ilgili bir değerlendirmemi ilgili bakanlıkların üst düzey yöneticilerinin dikkatine sunmak istiyorum. Değerli yöneticiler; lütfen Karadeniz rotasını da yeniden canlandırın. Sinop, Samsun, Ordu ve Trabzon'da kruvaziyer gemilerinin yanaşabileceği limanlara sahibiz. Karadeniz kentlerimiz; mutfak zenginliklerinden yaylalarına, doğal güzelliklerinden kültürel mirasına kadar son derece cazip bir rota sunuyor. Her biri Anadolu coğrafyasının adeta nazar boncuğu. İlgili bakanlıklarımızın bu konuda ciddi ve geleceğe dönük çalışmalar yürüttüğünü düşünüyorum. Yıldan yıla artan kruvaziyer hareketliliği elbette umut verici. Bilgilendirilmem hâlinde kalemimle ilgili bakanlıklarımızın yanında olacağımı da şimdiden belirtmek isterim.</p>
<p>Netice itibarıyla her şey Türkiye için. Sözün özü; ülkemiz kruvaziyer turizminde parlayan bir yıldız. Üstelik bu sektör, ekonomide güçlü bir hareketlilik de yaratıyor. Topraklarımıza adım atan yabancı turistler ören yerlerini geziyor, lokantalarımızda lezzet şöleni yaşıyor, esnafımızdan alışveriş yapıyor. Bu nedenle kruvaziyer turizmine yönelik kamu ve özel sektör yatırımlarının her biri büyük önem taşıyor. Ankara'dan gelecek müjdeli haberleri bekliyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/mavi-zenginligimiz-84301</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/0/1/1280x720/mavi-zenginligimiz-1785419997.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, kruvaziyer turizminde her geçen yıl daha fazla yolcu ağırlayarak Doğu Akdeniz&#039;in yükselen destinasyonlarından biri olmayı sürdürüyor. Güçlenen liman altyapısı, artan yatırımlar ve yeni rotalar, sektörün hem turizme hem de ülke ekonomisine sağladığı katkıyı her geçen yıl artırıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
