<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/dijital-asalet-mercedes-maybach-s-680-82938</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> DİJİTAL ASALET  Mercedes-Maybach S 680</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Alman mühendislik tarihinin en önemli markalarından biri olan Maybach’ın hikayesi, aslında gökyüzünden yeryüzüne doğru uzanıyor… 23 Mart 1909’da <strong>Wilhelm Maybach</strong> ile oğlu <strong>Karl </strong>ve <strong>Ferdinand Graf von Zeppelin</strong> tarafından Bissingen/Enz’de kurulan şirket, ilk adıyla Luftfahrzeug-Motorenbau olarak Zeppelin hava gemileri için dizel ve gaz motorları geliştiriyordu. I. Dünya Savaşı yıllarında geliştirilen motorlarıyla havacılık teknolojisinin öncü isimlerinden biri haline geldi.</p>
<p>Otomobil üretimi ise 1918’de Maybach-Motorenbau olarak başladı. 1919’da ilk deneme aracı W1, 1921’deki seri üretim W3, sonra W5 derken, 1930’da dönemin en büyük ve en pahalı Alman limuzini görkemli Zeppelin serisi geldi.</p>
<p>1960 yılında Daimler-Benz çatısına katılan Maybach-Motorenbau, ağır motor üretiminde Maybach Mercedes-Benz Motorenbau ve 1969’dan itibaren de MTU Friedrichshafen GmbH olarak dizel motorlarla denizciliğe odaklandı. Fakat 2002’de DaimlerChrysler bu efsaneyi lüks pazara geri getirdi. Sindelfingen’deki Maybach Manufaktur’da 57 ve 62 ultra lüks limuzinler yaratıldı. 2014’ten itibaren de Mercedes-Maybach adıyla, S-Klasse’nin en özel türevlerinde MM logosunu görmeye başladık. Şimdi MM damgası, ayrıca SL, GLS, EQS SUV ve yepyeni VLS’te de parlıyor.</p>
<p><strong>MÜKEMMELLİĞİN EVRİMİ </strong></p>
<p>Maybach’ın 1919’daki ilk prototipinden 1941’e kadar ürettiği 2300 otomobili, dönemin el işçiliği ve nadirlik anlayışında İngiliz Rolls-Royce lüksünün ve Amerikan Duesenberg prestijinin bile üstüne çıkmıştı. Mühendislikteki sıra dışı yetkinliği, el işçiliğine verdiği önem ve sınırsız kişiselleştirme geleneğiyle, ultra lüksün Almanya’daki en özgün temsilcisi olan Maybach, teknoloji ve konforun zirvesi S-Klasse’nin de üzerine konumlanıyor.</p>
<p>İşte bu köklü geçmişin izlerini, Marsilya ve St. Tropez arasındaki yeni jet-set buluşma noktası Zannier Bendor adasındaki lüks ortamda günümüzün dijital üstünlükleriyle sürme şansımız oldu. Mercedes’in 140 ve Maybach’ın da 117 yıllık birikimiyle yeni Mercedes‑Maybach S‑Klasse, estetik dönüşümünü, gelenekten beslenen ama teknolojiyle geleceğe bakan lüks anlayışını bizlere gösterdi. Dış hatlarından elektronik mimarisine, motor seçeneklerinden kişiselleştirme olanaklarına ve neredeyse otonom gidebileceği sürüş destek sistemlerine kadar her alanda yenilenen Z223 kodlu Mercedes-Maybach S-Klasse’nin en modern özelliği Mercedes‑Benz İşletim Sistemi MB.OS… 4. nesil MBUX ile sunulan MBUX Superscreen, 14,4 inç merkez ve 12,3 inç yolcu ekranını tek bir cam panel altında birleştirirken, 12,3 inçlik gösterge paneli opsiyonel 3D versiyonuyla fiziksel olarak ayrılıyor. Maybach’a özel kadranlar rose altın tonunda parlıyor ve iki kadran arasında altın renkli Maybach logosu beliriyor; ekran arka planı ince bir dokuyla işlenerek altın, rose altını ve siyah renkleri ortam aydınlatmasıyla da koordine ediyor. Arkada entegre kameralar sayesinde görüntülü görüşme yapılabilen iki 13,1 inç ekran ve ayrı ayrı yapılandırılabilen uzaktan kumandalar düşünülmüş; MBUX Sanal Asistan, ChatGPT 4.0, Microsoft Bing Search ve Google Gemini entegrasyonuyla rose altın tonunda bir yıldız avatarla karmaşık diyaloglar kurabiliyor, önceki etkileşimleri hatırlayabiliyor. MB.OS’un bulut altyapısıyla uzaktan güncellenebilirken, MBUX Sıfır Katman arayüzü temel bilgileri ve son kullanılan uygulamaları ön planda tutuyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a509732beeaa-1783666482.jpg" alt="" width="1000" height="667" /></p>
<p>EQ Hybrid teknolojili S 580e, 3.0 lt 6 silindirli M256 Evo motorunu 120 kW 163 HP e-motorla birleştirerek 585 HP 750 Nm üretiyor. Tam elektrikli sürüşte 480 Nm tork sunan bu hibrit, Maybach konforuna sessizliği ekliyor. Saf V8 tutkunları içinse S 580 ve S 680 modelleri, 4.0 lt M177 Evo motorunda 395 kW 537 HP 750 Nm ve 450 kW 612 HP 850 Nm seviyelerinde hazırlanmış. Bu iki V8’de 17 kW 23 HP bir e-motor marş ve destek görevleri için entegre edilmiş. Hepsi dört çekerli, 9-ileri otomatik, ön ve arka aksta havalı suspansiyon, S 680’de ön fren diskleri 390 mm, arkalar 360 mm ve içten havalandırmalı… 5.484 mm uzunluk, 1.921 mm genişlik, 1.510 mm yükseklik, 3.396 mm dingil mesafesi ve 12,40 m dönüş çapı, hibritte 320 lt diğerlerinde 500 lt’ye kadar bagaj hacmine sahip. Hibritin boş ağırlığı 2.650 kg, S 680 ise 2.430 kg. ve V8’lerde 76 litrelik ana depoya ek 8 litre rezerv… Bu teknik özellikler arasında 0‑100 km/h hızlanma 4,0 saniye olarak okunuyor.</p>
<p><strong>İNCELİKLERDE SAKLI</strong>…</p>
<p>Ek yalıtımlarla gürültü, titreşim ve sertlik değerleri minimize edilmiş; Dynamic Select sürüş programındaki özel MAYBACH modu tamamen konfor için ayarlanmış. Distronic Aktif Mesafe Yardımı, Şerit Takip ve Aktif Şerit Değiştirme standartta, MB.Drive Assist Plus ise opsiyonda, Pro versiyonla yoğun şehir içi trafikte başlangıçtan varış noktasına kadar sürekli destek, park asistanıyla artık diyagonal park etme, sonra otomatik olarak çıkabilme ve 5 km/h’ye kadar manevra, artık mümkün.</p>
<p>Daha büyük panjurda aydınlatmalı çerçeve ve Maybach yazı ışıklandırması fark ediliyor. Mercedes yıldızı da aydınlatmalı olabiliyor. V12 modelleri ise panjurdaki özel amblemle ayırt edilebilecek. Çift yıldızlı farlarda rose altın detaylar görünüyor. Hava ağızlarındaki Maybach desenleri, krom kaplı. Yan marşpiyellere entegre ışık projektörleri zemine Maybach yazısı yansıtırken, C sütunlarındaki amblem bazı pazarlarda ışıklandırılıyor. Yeni jant tasarımları, bilyeli yataklara sahip özel kapak mekanizmasıyla Mercedes yıldızının bir ucunun yukarıyı göstermesi, üç yıldızlı arka stoplar, opsiyonel Gece Paketi’ndeki siyah krom estetik detaylar ve ilk kez Metalik deniz mavisiyle kombini de aşırı şık.</p>
<p>Kabin içinde Maybach’ın karakteristik ‘koza etkisi’, orta konsolda geniş trim elemanları, açık gözenekli meşe ve balıksırtı desenli kehribar kahverengi, ‘Beech Brown’ hafif kontrast dikişler, el işçiliğiyle deri kaplamalar, yüksek malzeme kalitesi kişiselleştirme programıyla sınır tanımaması, 150’den fazla dış, 400’den fazla kabin içi rengi, Manufaktur Kişiye Özel Üretim kapsamında yüzlerce tarihi Mercedes‑Benz ve Maybach dış rengi, jant rengi, deri seçeneği ve neredeyse sınırsız dekoratif dikiş rengi sunulması, baş döndürücü…</p>
<p>İlk kez sunulan derisiz Mirville tekstil, beyaz fitiller ve elmas dikişli döşemeler, arkada düğme veya MBUX ile açılıp kapanan otomatik kapıları, 10 litrelik soğutmalı bölme ve Robbe&amp;Berking şampanya kadehleri için özel tutucular, Car-to-X verileriyle yolu öngören AIRMATIC havalı süspansiyon, 21 inç Manufaktur altın detaylı dövme jant, cam kırığı efektli siyah ve verde silver magno gibi yeni Manufaktur dış renkleri ile tütün/siyah, karmin kırmızısı/siyah, göl yeşili/siyah ve mısır sarısı/siyah iç kombinasyonlarını kişiselleştirirken canlı önizleme aracı Visualizer da yenilikleri arasında…</p>
<p>Bu son estetikle Mercedes‑Maybach S‑Klasse, aşırı kapsamlı kişiselleştirme ve en ileri dijital altyapı iddiasıyla, lüks makam araçları arasındaki en keyifli limuzinlerden biri…</p>
<p><strong><em>RAKAMLAR</em></strong></p>
<p>GÜÇ (S680)</p>
<p>612 HP</p>
<p>TORK (S680)</p>
<p>850 NM</p>
<p>0‑100 KM/H HIZLANMA</p>
<p>4,0 SANİYE</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/dijital-asalet-mercedes-maybach-s-680-82938</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/3/8/1280x720/dijital-asalet-mercedes-maybach-s-680-1783666501.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mercedes&#039;in zirvesindeki S-Klasse’nin de üzerinde konumlanan Maybach, terzi işi üretim ve en yeni teknolojilerle artık çok daha estetik… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/dijital-egitim-sektorunde-dikkat-ceken-adim-83077</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 10:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital eğitim sektöründe dikkat çeken adım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'de dijital eğitim teknolojileri alanında dikkat çeken bir satın alma gerçekleşti. Yaşam boyu öğrenme platformu Wise&amp;Rise, dijital içerik platformu We The Living ile işbirliğine imza attı. Şirketten yapılan açıklamaya göre, satın almanın ardından platformdaki eğitim sayısı 80'den 150'nin üzerine yükseldi. Wise&amp;Rise, içerik hacmi bakımından Türkiye'nin en büyük dijital eğitim platformu konumuna ulaştığını duyurdu.</p>
<p>Satın almayla birlikte platformun içerik çeşitliliği de genişledi. Sanat ve genel kültür alanlarında 26'şar eğitim yer alırken, iş dünyası kategorisindeki içerik sayısı 21'e, sağlık kategorisi ise 20'ye yükseldi. Platformda ayrıca ebeveynlik alanında 15, psikoloji alanında 13, gastronomi alanında 11, yaşam kategorisinde 8 ve ev ile stil kategorisinde 5 eğitim bulunuyor. Wise&amp;Rise, İlber Ortaylı, Zülfü Livaneli, Vedat Milor, Gülcan Özer, Ercan Kesal, Şermin Yaşar ve Özgür Bolat gibi farklı alanlardan isimlerin eğitimlerini kullanıcılarla buluştururken, We The Living'in içeriklerinin de eklenmesiyle çok disiplinli eğitim kütüphanesini genişletti.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a5495db587bb-1783928283.jpg" alt="" width="500" height="471" /></p>
<p><strong>İÇERİK ÇEŞİTLİLİĞİ ÖNEMLİ ÖLÇÜDE GENİŞLEDİ</strong></p>
<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Wise&amp;Rise Kurucu Ortağı ve CEO'su Onur Beykoz, satın almanın şirketin Türkiye'deki konumunu güçlendirdiğini belirterek, "Kullanıcılarımız artık tek üyelikle çok daha geniş bir eğitim kütüphanesine erişebilecek. İçerik hacmi bakımından Türkiye'nin en büyük dijital eğitim platformu konumuna gelmemiz önemli, ancak asıl hedefimiz bu büyümeyi sürdürülebilir hale getirmek. Önümüzdeki dönemde her ay yeni içerikler yayımlayarak yaşam boyu öğrenmenin güçlü adreslerinden biri olmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>2024 yılında kurulan Wise&amp;Rise, abonelik modeliyle sanat, iş dünyası, psikoloji, sağlık, gastronomi, ebeveynlik, tarih ve kişisel gelişim gibi farklı alanlarda dijital eğitimler sunuyor. Platform, web, iOS, Android ve Akıllı TV uygulamaları üzerinden hizmet verirken, 2026 yılı sonuna kadar içerik sayısını 200'e çıkarmayı hedefliyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/dijital-egitim-sektorunde-dikkat-ceken-adim-83077</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/7/7/1280x720/dijital-egitim-sektorunde-dikkat-ceken-adim-1783928340.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaşam boyu öğrenme platformu Wise&amp;Rise, dijital içerik platformu We The Living&#039;i tüm içerikleriyle birlikte bünyesine kattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/okumak-en-temel-ilhamim-82937</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Okumak en temel ilhamım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Makine mühendisliği eğitiminizin ardından fotoğraf ve çağdaş sanat alanına yöneldiniz. Bu geçiş nasıl gerçekleşti? Sizi sanata çeken kırılma noktası neydi?</strong></p>
<p>Aslında matematikle olan ilgim ve düşkünlüğüm kendimi bildiğimden beri hayatımda; mühendislik okumam ise bu sevgimin biraz da bilinçsiz bir sonucu olarak gelişti. Her ne kadar hem işlerimde hem de gündelik hayatımda analitik düşünen biri olsam da mühendislik meslek olarak bana heyecan vermedi ve okul biter bitmez sanat alanında düşünmeye ve üretmeye başladım. Birçok güzel tesadüf, doğru kişiler ve doğru anlar bir araya geldi. Tek bir medyum kullanmadığım için çağdaş ve kavramsal sanat, ne yaptığımı anlatmamı sağlayan yararlı tanımlar oldular.</p>
<p><strong>İlk kişisel serginizden bugüne, üretim pratiğinize baktığınızda, en büyük dönüşümün hangi noktada yaşandığını düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Fotoğraf makinesiyle üretmenin, zihnimdeki düşünce ve fikirleri ifade etmeye yetmediğini fark ettiğim an en büyük kırılma noktasıydı. Yanlış anlaşılmak istemem; sorun fotoğraf değil, bu üretim biçiminin bana uygun olmamasıydı. Orada bulunmanın, teknik ekipmanın ve karşınızdaki öznenin sürekli ön plana çıkması beni hep zorladı. Fiziksel dünyada kafamdakileri üretmekte güçlük çektiğimi fark edince yönümü değiştirdim. Böylece çekmek yerine seçmek benim için belirleyici hale geldi ve önümde sonsuz bir kaynak dünyası açıldı. Post-internet, rastlantı ve zorunluluk üzerine çalışmalarımda internet, veri tabanları ve sıradan görseller temel kaynaklarımı oluşturuyor; uzun zamandır üretimlerimi bu şekilde sürdürüyorum.</p>
<p><strong>Yeni kişisel serginiz ‘Çatallanan Yollar’, adını Jorge Luis Borges’in aynı adlı öyküsünden alıyor. Bu metin sizi nasıl etkiledi ve serginin çıkış noktasına nasıl dönüştü?</strong></p>
<p>Jorge Luis Borges uzun yıllardır beni en çok etkileyen isimlerden biri. 2020’de Sanatorium’da açtığım ‘<em>Çakıl Taşları’</em> sergisi de adını Borges’in ‘The Blue Tigers/ Mavi Kaplanlar’ öyküsünden alıyordu. Yaklaşık on yıldır süren bir bağdan söz edebilirim. Bu sergide ise hem adıyla hem de labirent kurgusuyla ‘<em>Yolları Çatallanan Bahçe’</em> hikayesine göndermede bulunmak istedim. Borges’in dünyayla kurduğu matematiksel ilişki ve her öyküsünde aynı düşünsel dilden bambaşka evrenler kurabilmesi beni en çok etkileyen yönü. Bu sergide sözünü ettiğim matrislerin de sanki onun zihninde bir karşılığı var; bu yaklaşım kendi üretim pratiğime çok yakın geliyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a5095f88d425-1783666168.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p><strong>İlhamınızı nereden aldınız?</strong></p>
<p>Etrafımız ve yaşantımız bu kadar fazla uyaranla ve informasyonla doluyken, hangi fikrimi ne tetikliyor, bunların ne kadarı özgün ne kadarı sadece bir varyasyon emin olamamakla beraber, ben genel olarak okumayı en temel ilham kaynağım olarak kullanıyorum. Sanırım her ürettiğim proje için yola çıkmamı sağlayan, fikir veren birkaç temel kitap söyleyebilirim; tüm sergiler benim için bazı kitaplarla beraber tam anlaşılır durumdalar.</p>
<p><strong>Serginin merkezindeki labirent metaforu, seçimler, çıkmazlar ve sonsuz döngüler üzerine kurulu. Sizce bu yapı günümüz insanının yaşamını nasıl yansıtıyor?</strong></p>
<p>Aslında bu sergideki labirent, tıpkı bir fonksiyonun cebirsel ifadesi ile geometrik ifadesinin karşılıklılığı gibi. Ben labirentin duvarlarını elimle çizerek değil, belirlediğim bazı yönergelerle (çeşitli döngüler, çıkmaz sokaklar ve bolca karar anı) her bir hücrenin komşularıyla ilişkisini matematiksel olarak çözümleyerek oluşturdum. Ve bu labirent, bir form olarak bu projenin öznesi. Her iş, bu formdan pay alan çeşitli varyasyonlar. Kimi içerden, kimi dışardan, kimi soğuk, kimi daha tanıdık varyasyonlar.</p>
<p><strong>Sergide matematiksel olarak kurgulanmış kapalı bir sistem ile bireyin duygusal dünyası arasında bir karşıtlık kuruluyor. Bu iki alanın birbirini nasıl tamamladığını düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Bu sergide sözünü ettiğim matematiksel sistemi tek başına bırakmak istemedim; onu hem kendi hayatımla hem de izleyicinin deneyimiyle ilişkilendirmeyi amaçladım. Bu yüzden işleri kapalı bir yapı yerine diyaloğa açık bir bütün olarak kurguladım. Benim için sergiyle, yani labirentle kurduğunuz ilişki galeriye girdiğiniz anda değil, yola çıktığınız anda başlıyor. Geldiğiniz yollar, o sıradaki düşünceleriniz, verdiğiniz kararlar, geçen zaman ve değişen mekân bu labirentin parçaları. Galerinin dış dünyadan ayrışan sakin ortamına girdiğinizde ise az önce içinde bulunduğunuz labirente dışarıdan bakmaya davet ediliyorsunuz. Sergiden ayrılırken de umarım aynı dünyaya biraz daha düşünülmüş, biraz daha anlam kazanmış bir yer olarak dönersiniz.</p>
<p><u> </u></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/okumak-en-temel-ilhamim-82937</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/3/7/1280x720/okumak-en-temel-ilhamim-1783666201.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanatçı Sergen Şehitoğlu, yeni kişisel sergisi ‘Çatallanan Yollar’da matematik, edebiyat ve çağdaş sanatı buluşturuyor. Jorge Luis Borges’ten ilham alan sanatçı, labirent metaforu üzerinden seçimleri ve rastlantıları yeniden yorumluyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/tarihi-canlandiran-muze-82936</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarihi canlandıran müze</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir miğfer, bir kılıç ya da bir üniforma… HisArt Canlı Tarih Müzesi’nde bu eserler yalnızca sergilenmiyor; yaklaşık 1500 yıllık tarihin parçaları olarak yeniden anlam kazanıyor. Nadir askerî objeleri, müzenin kurucusu iş insanı Halil Nejat Çuhadaroğlu'nun bizzat hazırladığı diorama canlandırmaları ve kronolojik kurgusuyla ziyaretçisini tarihin içine davet eden müze, geçmişi korumakla yetinmeyip bu mirası gelecekte bir ‘<em>Savaş Tarihi Araştırma Enstitüsü’</em> çatısı altında yaşatmayı amaçlıyor. Bir hobinin müzeye dönüş hikayesini ve gelecek vizyonunu Çuhadaroğlu’ndan dinledik.</p>
<p><strong>HisArt Canlı Tarih Müzesi'ni konuşacağız ama önce biraz geçmişe dönelim isterim. Bu yolculuk ne zaman başladı?</strong></p>
<p>Aslında benim bu yolculuğum çocukluktan başladı. Annem resim-heykel mezunu. Babam da yüksek mimar. Sanatçı bir aileden geliyorum yani. Resim ve heykel yapma yeteneğim de ilgim de küçüklükten beri var. Resim çizen, film seyredip, çizgi roman okuyan bir çocuktum. İlk dioramalarımı 7-8 yaşlarında, elimdeki malzemelerle yapmaya başladım.</p>
<p><strong>Madem müzeye geliş hikayeniz bu kadar geçmişe dayanıyor arada şunu da sorayım öyleyse: </strong><strong>Neden böyle bir yola girmediniz ya da hiç mi düşünmediniz sanatçı olmayı?</strong></p>
<p>Ben hiçbir zaman ressam olacağım demedim. Hatta annem korktu bir dönem ressam olacağım diye. Erkek çocuğunun sanatçı olmasının zor bir hayat getireceğini düşünürdü.</p>
<p><strong>Müzeye gelen yolculuğa dönersek…</strong></p>
<p>8-10 yaşında plastik uçak ve tank maketleri yapmaya başladım. İçimde hep bir sahneleme ve kurgu isteği vardı. Üniversiteden sonra ise yaptığım maketlerin yanına gerçek eserleri koymaya başladım. Yani yaptığım İkinci Dünya Savaşı konulu bir maketin yanına o döneme ait eski bir Alman miğferi koymakla başladım diyebilirim. Önce İkinci Dünya Savaşı, sonra Birinci Dünya Savaşı, sonra tüm dünya savaşları ve özellikle Türk tarihi ile devam etti süreç.</p>
<p><strong>Yani, ‘bu eserleri topladım, elimde çok malzeme birikti, müzede sergileyeyim bari’ gibi bir şey mi oldu? </strong></p>
<p>Hepsi birbirini tetikliyor aslında. Yaklaşık otuz senelik bir antika toplama sürecinden söz ediyorum. Ben koleksiyoner değilim, onu da söyleyeyim. Bir şeyin koleksiyonunu yapmak ayrı bir şey. Ben tarihi olayları anlatmak için başladım bu işe. Tarihin de yüzde doksan dokuzu savaşlardan ibaret olduğu için savaşları anlatmak en doğru şeydi. İnsanlık tarihinden savaşları çıkardığınız zaman geriye fazla bir şey kalmıyordu.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a5094f462fba-1783665908.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p><strong>Koleksiyona eser dahil ederken en kritik, belirleyici unsur ne? Tarihsel değer mi, anlatı gücü mü, yoksa duygusal etki mi?</strong></p>
<p>Tarihsel değer, anlatı gücü, duygusal etki hepsi bir arada bütün olarak etkili. Bir dönemin kaderini değiştiren olaylara ve o döneme tanıklık etmiş kişilere ait eserler benim için çok kıymetli. Zaten bu müzenin en büyük farkındalığı, dünyada eşi benzeri olmayan çok fazla esere sahip olması. Hatta, eşi benzeri değil fotoğrafı bile olmayan, literatüre bile geçmeyen eserler var. Ve bunların çoğu silahtan ziyade sanat eseri aslında...</p>
<p><strong>Kaç parça eser var HisArt’ta? Ayrıca burayı farklı kılan ne tam olarak?</strong></p>
<p>30 binden fazladır. HisArt’ın ayrı bir farkındalığı var. Ortaçağ öncesinden başlayıp Osmanlı'dan Milli Mücadele’ye, İkinci Dünya Savaşı’ndan yakın tarihe uzanan, her dönemi mankenler, dioramalar, fotoğraflar, illüstrasyonlar ve tablolarla anlatan dünyada başka bir müze yok. Türkiye’de veya dünyada yapılan bir takım canlandırmalar var ama bunu 1500 senelik kronolojik sırayla yapan dünyada başka hiçbir müze olmadığı gibi her ölçekteki dioramayla da konuları anlatan yok.</p>
<p><strong>Buraya yeni bir eser eklerken temel kriteriniz ne peki?</strong></p>
<p>Şu anda çok seçiciyim. Sadece çok önemli döneme ait bir olması ya da çok sıra dışı, eşi benzeri olmayan bir eser olması veya çok önemli bir şahsiyete ait olması gerekiyor.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk, Fatih Sultan Mehmet veya Kanuni Sultan Süleyman’a ait bir parça gibi mesela. Ayrıca Milli Mücadele dönemindeki önemli bir komutan veya Çanakkale Savaşları’nda çok önemli bir komutana ait bir parça gibi…</p>
<p><strong>Peki, geçici eserler de dönem dönem sergileniyor mu? Ya da siz veriyor musunuz? </strong></p>
<p>Dışarıdan geçici eser almıyoruz. Ancak Kültür Yolları başta olmak üzere farklı kurumların sergilerine eser veriyoruz. Şimdi de yurt dışı projeleri üzerinde çalışıyoruz.</p>
<p><strong>5 katlı bir yapı ama sergilenen eser sayısı çok fazla ve her kat dolu dolu. Sığacak mısınız buraya? </strong></p>
<p>Şu anda bile sığmıyoruz. Zaten bu müzeyi açalı 11 sene oldu. Her geçen gün büyüyor ama bir türlü taşınamadık. Sergileyemediğim çok eser var. Çok daha ferah, daha az yoğun şekilde sergileme yapacağım bir alana ihtiyaç var. Bunu herkes söylüyor, her kat beş müzeye bedel. Bunun yapmamdaki tek sebep de yetkililerin gözüne sokmak. Daha büyük bir mekânı hak ettiğini göstermek istiyorum aslında. O yüzden bir an önce bu müzeye uygun, İstanbul’a Türkiye’ye yakışacak bir lokasyonda çok daha büyük bir mekân olmalı. Burası yaklaşık 1300 metrekare ve şu haliyle bile en az 8-10 bin metrekarelik bir müze alanına taşınması gerekiyor.</p>
<p>Bir müze sadece sergileme alanı değil; eğitim, araştırma ve üretim merkezi olmalı.</p>
<p><strong>Hazır yeri gelmişken gelecek vizyonunuzu da sormak istiyorum aslında… Enstitüden söz ettiniz var mı buna yönelik çalışma? </strong></p>
<p>Bu konuyla ilgili çalışmalarımız sürüyor. Bir vakıf olacak ve vakıf olunca artık bu ülkenin malı olacak. Zaten bu eserlerin hepsi Kültür Bakanlığı’na kayıtlı. Ama bu vakfın sürdürülebilir olması için düzgün bir yere taşınması şart. Yani bu müzede bir hazine var ve bu alanda sıkışıp kalmamalı. Daha ilerisi için istediğim şey ise bir ‘Savaş Tarihi Araştırma Enstitüsü’ haline gelmesi…</p>
<p><strong>Hepsi çok özel mutlaka ki ama sizin için çok özel olan eser ya da eserler var mı?</strong></p>
<p>Dünyada eşi benzeri olmayan çok eser var ama Fatih Sultan Mehmed’in kılıcı çok önemli benim için. Ayrıca Hz. Muhammed döneminden, halifeler dönemini geçirip sonra Emeviler, Abbasiler’den Osmanlı’ya gelen ‘İslamik’ kılıç denen bir parça var. O da başlı başına bir başyapıt. Bir de Sultan 2. Mahmud’a ait ‘yedi namlulu tüfek’ var. Henüz sergiye koymadığımız Yeniçeri paşasının tam takım börkü var.</p>
<p><strong>Bir yandan da iş hayatınız devam ediyor.</strong> <strong>Yani buraya ne kadar mesai harcıyorsunuz? </strong></p>
<p>Eserleri almak, araştırma yapmak, maketleri hazırlamak, tanzim ve küratörlük hepsi ayrı konular. Bilen biri olmadığı için küratörlüğü de ben yapıyorum. Ama çok hiperaktif, hızlı çalışan, çabuk karar veren biriyim. Ayrıca neyi, ne zaman, ne şekilde yapacağını bilmek de önemli bir avantaj.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/tarihi-canlandiran-muze-82936</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/3/6/1280x720/tarihi-canlandiran-muze-1783665935.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Ben koleksiyoner değilim; tarihi anlatmak için başladım” diyen iş insanı Halil Nejat Çuhadaroğlu, çocukluk tutkusundan doğan HisArt Canlı Tarih Müzesi’nin hikâyesini, dünyada benzeri az bulunan eserlerini ve bu birikimi gelecek kuşaklara taşıyacak hayalini anlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
