<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/heykelsi-ama-islevsel-hyundai-boulder-77303</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> HEYKELSİ AMA İŞLEVSEL  Hyundai Boulder</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya otomotiv pazarı 2025’te 94,8 milyon adetlere ulaşırken, Avrupa’da 603 bini ve globalde de 4,1 milyonu geçen satışlarıyla Hyundai’nin bugün küresel otomotiv devleri arasında üçüncü sıraya yükselmesi, otomotiv tarihinin en etkileyici dönüşüm hikayelerinden biri. Türkiye’nin 1,4 milyona doğru büyüyen pazarında 67 bini geçen teslimatlarıyla her geçen yıl prestijini ve pozisyonunu yükselten Hyundai, 1967 yılında Güney Kore’de kurulduktan sonra, sadece yarım asırda Japon ve Alman devlerinin yanında boy göstermeyi başardı. 2025 yılında Hyundai Motor Grubu Hyundai, Kia ve Genesis markalarıyla da yıllık yaklaşık 7,3 milyon araç satışına ulaştı. Peki bu ‘genç’ marka, bu devasa hacme nasıl ulaştı?.. İşin sırrı üç ana evrede saklı.</p>
<p>Birinci evre, ‘ucuz ve kötü’ imajından kurtulma mücadelesiydi. 1990’ların sonunda Hyundai, ABD’de güven inşa etmek için 10 yıl/100.000 mil garantiyi devreye aldı. Asıl dönüşüm kaliteye yapılan yatırımlarla geldi; Almanya ve Japonya’dan üst düzey yetenekler transfer edildi. Bugün Hyundai Motor Grubu, J.D. Power’ın ABD İlk Kalite Araştırması’nda üst üste ikinci kez tüm gruplar arasında birinci sırada. Kalite artık bir slogan değil, somut başarı ölçütü.</p>
<p>İkinci evre, tasarım devrimiydi. 2000’lerin ortasında Hyundai, Alman tasarımcı <strong>Peter Schreyer</strong>’ı bünyesine kattı; ardından Lamborghini ve Seat’a ışıltısını kazandıran <strong>Luc Donckerwolke</strong> gibi efsane isme tasarım yönetimini verdi. Bu hamleler markanın görsel kimliğini kökten değiştirdi, iF Design, Good Design ve IDEA gibi prestijli ödülleri getirdi. Tasarım, artık Hyundai’nin rakiplerinden ayrıştığı en önemli alanlardan biri.</p>
<p>Üçüncü ve günümüzdeki evre ise ‘Akıllı Mobilite Çözümleri’ vizyonu. Hyundai kendini artık sadece bir otomobil üreticisi değil, bir teknoloji firması olarak konumlandırıyor. Yapay zeka, robotik ve akıllı fabrikalara yapılan dev yatırımlar bunun kanıtı. Ioniq alt markasıyla elektrikli araçlarda yakaladığı ivme ve hidrojen yakıt hücreli teknolojilerdeki liderliği, geleceğe yönelik iddiasını herkese kanıtlıyor.</p>
<p>Bu stratejik dönüşümün yepyeni bir güçlü yansımasını, ABD pazarı için geliştirilen yeni Boulder Concept gibi projelerde de görüyoruz. Artık Hyundai, ‘Amerika için tasarlanmış, Amerikan çeliğiyle üretilmiş’ araçlarla pazarın derinliklerine inmeyi hedefliyor. <strong>José Muñoz</strong> gibi bir ismin, ilk kez küresel CEO olarak ataması da, Avrupa’nın yönetimini de <strong>Xavier Martinet</strong> gibi bir otomotiv satış dehasına teslim etmesi de, markanın ne kadar uluslararası ve esnek bir yapıya büründüğünü gösteriyor. Artık, Hyundai’nin başarısı, mütevazı başlangıcından aldığı özgüvenle, kalite ve tasarımda yaptığı yatırımların, değişen tüketici beklentilerini okuma becerisinin ve teknolojik dönüşüme öncülük etme cesaretinin bir bileşkesi… Bu, Çinlilerinki gibi bir “gece yarısı mucizesi” değil, elli yıllık sabırlı ve planlı bir stratejinin ürünü…</p>
<p><strong>CESUR BİR HAMLE </strong></p>
<p>New York Otomobil Fuarı’nda sürpriz bir küresel prömiyerle sahneye çıkan Hyundai Boulder konseptinin, Güney Koreli markanın son yıllardaki en cesur hamlelerinden birine imza attığını gösterdiğini de belirtelim. Bu konsept, Hyundai’nin bugüne kadar hiç girmediği bir segmente, yani body-on-frame ABD için orta sınıf, bizler için tam boy Pick-Up pazarına hazırlandığının işareti. Daha önce elektrikli araçlarla geleceğe yönelen, kompakt SUV’lerle şehir içinde başarı yakalayan Hyundai, şimdi de ABD pazarının kalbine, Amerikalı tüketicinin “iş ve macera omurgası” dediği gövde-üzeri-şasi yapısına el atıyor. 2030’a kadar üretime girmesi planlanan orta sınıf pick-up’ın önizlemesi olan Boulder Concept, sadece bir tasarım çalışması değil; aynı zamanda markanın küresel yükselişinin yeni bir yansıması.</p>
<p>Boulder Concept’in en dikkat çekici yanı, Hyundai’nin ‘Art of Steel’ felsefesiyle şekillendirdiği dış tasarımı. En modernist heykeltraşların kullandığı ileri teknolojilerinden ilham alan bu anlayış, malzemenin doğal formunu heykelsi ama işlevsel bir güzelliğe dönüştürüyor. Dik duran iki kutu siluet, safari tarzı üst camlar ve 37 inçlik dev lastikler, araca hem aşırı güçlü bir duruş kazandırıyor hem de olağanüstü yerden yükseklik ve geçiş açıları sunuyor. Özellikle çift kanatlı arka bagaj kapağı ve elektrikli inen arka cam gibi detaylar, konseptin sadece gösteriş için değil, gerçek arazi kullanımı için tasarlandığını kanıtlıyor. Gece görünürlüğü sağlayan reflektif malzemeler ve yazılım destekli arazi rehberlik sistemi ise dijital çağın off-road anlayışını yansıtıyor.</p>
<p>Kabin içinde ise Hyundai, minimalizmin değil, dayanıklılığın ve kullanışlılığın ön planda olduğu bir anlayış benimsemiş. Tutma kolları, sık kullanılan düğmeler ve yüksek aşınma alanlarında sağlam malzemeler tercih edilmiş. Katlanabilen tepsi masalar, arazide öğle yemeği molasından saha raporu hazırlamaya kadar pek çok senaryoya uyum sağlıyor. Bu, konseptin sadece bir “gösteri aracı” olmadığını, aynı zamanda gerçek yaşama uygun bir “yaşam alanı” olarak tasarlandığını gösteriyor.</p>
<p>Ancak asıl stratejik mesaj, Hyundai CEO’su José Muñoz’un sözlerinde gizli<em>: “Amerika’da tasarlanmış, Amerika için geliştirilmiş, Amerikalı işçiler tarafından ve Amerikan çeliğiyle üretilmiş.” </em>Bu ifade, sadece bir ürün lansmanı değil, aynı zamanda ticaret savaşları ve yerelleşme baskılarının arttığı bir dönemde, Hyundai’nin ABD pazarına verdiği önemin ve uyum sağlama kapasitesinin bir göstergesi. 2030’a kadar Kuzey Amerika’ya gelecek 36 yeni Hyundai modelinden birinin bu gövde-üzeri-şasi pick-up olması, markanın orada ciddi bir hacim hedeflediğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Hyundai Boulder Concept, bir otomobil üreticisinin küresel başarıya ulaşmak için yerel pazarların ruhunu nasıl okuyup ona göre şekillenmesi gerektiğine dair ders niteliğinde bir örnek. <strong>SangYup Lee</strong> ve <strong>Brad Arnold</strong> liderliğinde, Kaliforniya’daki tasarım ekibinin elinden çıkan bu ‘dört tekerlekli aşk mektubu’, Hyundai’yi artık sadece ekonomik ve güvenilir bir marka olmaktan çıkarıp, Amerikalı tüketicinin gözünde ‘off-road macerasının’ da bir parçası haline getirme potansiyeli taşıyor. Elbette konseptten üretime giden yol uzun ve zorlu. Ancak Boulder’ın gösterdiği yön, Hyundai’nin bundan sonraki on yılda hangi sularda yüzeceğine dair oldukça net bir pusula sunuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/heykelsi-ama-islevsel-hyundai-boulder-77303</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/0/3/1280x720/heykelsi-ama-islevsel-hyundai-boulder-1776406467.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yarım asırlık yükselişin son perdesi… Hyundai Boulder, küresel bir devin ‘yeni Amerikan rüyası’nı yerinde, yerel kurallarla yeniden kurduğunu gösteriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/yayincilikta-yeni-ortaklik-77301</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yayıncılıkta yeni ortaklık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>COSMOGO içine BBC Player entegrasyonu kullanıcı davranışında nasıl bir değişim yaratmayı hedefliyor?</strong><br /><strong>LEVENT GÜLTAN:</strong> Türkiye’de seç-izle pazarının temel sorunu artık içerik eksikliği değil, içerik bolluğunun yarattığı karar yorgunluğu. CosmoGO ve BBC Player entegrasyonu bu soruna yanıt vermeyi amaçlıyor. Kullanıcının uzun süre içerik aramak yerine kısa sürede doğru seçkiye ulaşmasını hedefliyoruz. BBC’nin güvenilir anlatımı ve geniş kitlelere hitap eden yapısı bu yaklaşımın temelini oluşturuyor. “Daha çok içerik” yerine “doğru içerik” anlayışını benimsiyoruz. Amacımız, kullanıcıyla güvene dayalı ve tekrar eden bir ilişki kurmak.</p>
<p><strong>Türkiye oldukça rekabetçi bir pazar. Sizi bu partnerlikte en çok zorlayan şey ne oldu?</strong><br /><strong>L.G.:</strong> En büyük zorluk doğru konumlandırmayı yapmaktı. Mesele yalnızca geniş bir katalog sunmak değil; doğru segmenti, paketi ve fiyatlamayı kurmak. BBC Player’ı Türkiye’de genel bir eğlence platformu gibi değil, CosmoGO içinde daha seçkin ve küratörlü bir alan olarak konumlandırıyoruz. Farkı yaratan içerik hacmi değil; içerik mimarisi, editoryal güven ve kullanıcıya net bir değer sunabilmek.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/69e1cf0038e05-1776406272.jpg" alt="" width="500" height="500" /></p>
<p><strong>Lineer kanal ve isteğe bağlı izleme modeli arasında nasıl bir denge kuracaksınız?</strong><br /><strong>L.G.:</strong> Lineer yayın hâlâ güçlü bir alışkanlık ve önemli bir referans noktası. Ancak izleme alışkanlıkları giderek daha esnek ve kişisel hale geliyor. Bu nedenle hibrit bir model benimsiyoruz. Bir yanda lineerin güvenini ve akış deneyimini korurken, diğer yanda kullanıcıya istediği zaman ve cihazdan erişebileceği bir on-demand deneyim sunuyoruz. Amaç, güvenilir seçkiyi her ekrana taşıyabilmek.</p>
<p><strong>Türkiye’de izleyiciyle bağ kurmak için nasıl bir strateji izliyorsunuz?</strong><br /><strong>L.G.:</strong> Yerelleşmeyi sadece dil uyarlaması olarak görmüyoruz. BBC içeriklerini uzak bir “yabancı içerik” olarak değil, gerçek hikâyeler ve güçlü anlatılar olarak konumlandırıyoruz. İçerikleri dört ana başlıkta sunuyoruz: Suç ve gizem, doğa-bilim-tarih, dönem draması ve edebiyat uyarlamaları ile aile ve çocuk içerikleri. Böylece izleyiciye doğrudan ilgi alanlarına hitap eden bir deneyim sunuyoruz.</p>
<p><strong>Türkiye sizin için neden doğru zaman ve nasıl bir rol üstleniyor?</strong><br /><strong>BARTOSZ WITAK:</strong> Türkiye son derece dinamik bir dönüşüm içinde. Genç nüfus, yüksek TV penetrasyonu ve hem lineer hem dijital platformlara açık izleyici yapısı, premium içeriklerin güçlü bir şekilde var olabildiği bir ekosistem yaratıyor. Türkiye’yi stratejik bir pazar olarak görüyoruz ve bu lansmanla hem lineer varlığımızı güçlendirmeyi hem de dijital büyümeyi hızlandırmayı hedefliyoruz.</p>
<p><strong>Bölge genelinde izleyici davranışlarında ne gibi farklılıklar var?</strong><br /><strong>B.W.:</strong> CEE’de izleyiciler güçlü markalara ve editoryal seçkiye önem veriyor. MENAT’ta dijital ve mobil izleme hızla artıyor. Türkiye ise bu iki dinamiğin arasında, kendine özgü bir profile sahip. Lineer televizyona güçlü bir bağ sürerken dijital platformlara geçiş de hızla artıyor. Bu da iki yönlü bir fırsat sunuyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/69e1cf1c18d69-1776406300.jpg" alt="" width="500" height="500" /></p>
<p><strong>BBC Player neden ortaklık modeliyle büyüyor? CosmoBlue’yu öne çıkaran neydi?</strong><br /><strong>B.W.:</strong> Bu bölgede büyümenin temelinde güçlü ortaklıklar var. CosmoBlue Media’nın yerel pazar bilgisi ve operasyonel çevikliği belirleyici oldu. Türk izleyicinin alışkanlıklarını iyi anlamaları ve kaliteli içerik konusundaki yaklaşımımızı paylaşmaları onları ideal ortak haline getirdi.</p>
<p><strong>Türkiye gelecekte sizin için nasıl bir pazar olacak?</strong><br /><strong>B.W.:</strong> Türkiye’yi öncelikle stratejik bir dağıtım pazarı olarak görüyoruz. Ancak pazarın ölçeği ve dinamizmi, gelecekte farklı iş birlikleri için de önemli bir potansiyel sunuyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><em>CosmoGO’nun fiyatı paket seçimine göre 99 TL ile 149 TL arasında değişirken, BBC Player içeren paket 149 TL’den sunuluyor. Platformda ‘Dünya Gezegeni III’, ‘Top Gear’ ve ‘Luther’ gibi yapımlar izleyiciyle buluşuyor.</em></span></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/yayincilikta-yeni-ortaklik-77301</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/0/1/1280x720/yayincilikta-yeni-ortaklik-1776406322.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cosmo EN ve BBC Player Türkiye’de yayına başladı. BBC Studios ile CosmoBlue Media iş birliği, İngiliz içeriklerini daha geniş bir izleyiciyle buluşturmayı hedefliyor. CosmoBlue Media Medya Dağıtım Operasyon Başkanı Levent Gültan ve BBC Studios’un CEE, MENA ve Türkiye Genel Müdürü Bartosz Witak sorularımızı yanıtladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/detaylarin-gucu-77298</guid>
            <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Detayların gücü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İlkbahar sezonu, erkek modasında aksesuarların rolünü kökten değiştiren bir dönemi temsil ediyor. Uzun yıllar boyunca aksesuarlar, erkek stilinde tamamlayıcı ve geri planda kalan unsurlar olarak görülse de bu sezon tablo tamamen değişiyor. Artık aksesuarlar yalnızca bir detay değil, stilin merkezini oluşturuyor. Minimal ama bilinçli dokunuşlar, sade kombinleri bile güçlü ve karakter sahibi bir görünüme dönüştürüyor. Erkek modasında ‘az ama etkili’ anlayışı, aksesuarlar üzerinden en net şekilde kendini gösteriyor. İlkbaharın hafifleyen dokusu, aksesuar kullanımına da yansıyor. Kışın ağır ve fonksiyonel parçalarının yerini daha zarif, rafine ve çok yönlü aksesuarlar alıyor. Bu sezon erkekler için aksesuar seçimi yalnızca estetik bir tercih değil; aynı zamanda yaşam tarzını yansıtan bir ifade biçimi hâline geliyor.</p>
<p>Stil artık yalnızca kıyafetlerle değil, o kıyafetleri tamamlayan detaylarla anlam kazanıyor. Çanta, gözlük, şapka, kemer ve takı gibi parçalar görünümün merkezine yerleşiyor; erkek stilini daha bilinçli ve özgün bir noktaya taşıyor. Sezonun mesajı net: Detaylar, stilin kendisi.</p>
<p>İşte 2026 İlkbahar sezonunun öne çıkan beş aksesuar trendi:</p>
<ol>
<li><strong> FONKSİYONEL ŞIKLIK</strong><br />Günlük yaşamın temposuna uyum sağlayan çapraz askılı çantalar, 2026 İlkbahar sezonunda erkek stilinin vazgeçilmez parçalarından biri hâline geliyor. Bu sezonun belirleyici detayı ise çantaların küçülmesi ve sadeleşmesi. Büyük ve hacimli modeller yerini daha kompakt ve rafine tasarımlara bırakıyor. Deri, teknik kumaş ve mat yüzeyli materyallerle üretilen bu çantalar hem dayanıklı hem de estetik bir görünüm sunuyor. Siyah, koyu kahve ve taş tonları öne çıkarken, logosuz ve temiz tasarımlar modern erkek stilini destekliyor. Şehir içinde ya da seyahatte pratik kullanım sunan bu parçalar, stilin güçlü bir tamamlayıcısına dönüşüyor.</li>
<li><strong> KARAKTERİN İMZASI</strong><br />2026 İlkbahar sezonunda güneş gözlükleri, stilin en belirleyici aksesuarlarından biri. İnce ve klasik çerçeveler yerini daha kalın, net ve iddialı formlara bırakıyor. Özellikle kare ve dikdörtgen çerçeveler, yüz hatlarını vurgulayan güçlü bir ifade yaratıyor. Cam renklerinde füme, kahverengi ve hafif degrade tonlar öne çıkarken; çerçevelerde siyah, kemik rengi ve transparan detaylar dikkat çekiyor. Bu sezon güneş gözlüğü, yalnızca bir ihtiyaç değil; stilin karakterini belirleyen güçlü bir unsur.</li>
<li><strong> SPORTİFTEN SOFİSTİĞE GEÇİŞ</strong><br />Şapkalar, 2026 İlkbahar sezonunda erkek stilinde yeniden yükselişe geçiyor. Ancak bu sezon daha sade, daha temiz ve daha çok yönlü modeller öne çıkıyor. Baseball cap’ler minimal formda sunulurken, bucket hat ve hafif kumaşlı şapkalar da dikkat çekiyor. Pamuk ve nefes alabilen kumaşlardan üretilen bu aksesuarlar, geçiş mevsiminde hem konfor hem stil sağlıyor. Pastel tonlar, açık gri ve bej gibi nötr renkler ön planda. Şapka kullanımı artık yalnızca sportif bir tercih değil; şehir stilinin doğal bir parçası.</li>
<li><strong> KÜÇÜK AMA ETKİLİ DOKUNUŞ</strong><br />2026 İlkbahar sezonunda kemerler, erkek stilinde daha ince ve zarif bir hâl alıyor. Kalın tokalar ve dikkat çekici tasarımlar yerini sade, mat yüzeyli modellere bırakıyor. Bu değişim, genel stil anlayışındaki sadeleşmenin bir yansıması. İnce deri kemerler, özellikle hafif terzilik trendiyle birlikte öne çıkıyor. Açık ton pantolonlarla kullanılan kahve tonları ya da klasik siyah seçenekler, kombini dengeli ve sofistike bir görünüme taşıyor. Küçük bir detay gibi görünse de etkisi oldukça büyük.</li>
<li><strong> KİŞİSEL İFADENİN YENİ YOLU</strong><br />Erkek modasında takı kullanımı, 2026 İlkbahar sezonunda daha bilinçli ve rafine bir noktaya ulaşıyor. Büyük ve gösterişli parçalar yerini ince zincirlere, sade bilekliklere ve minimal yüzüklere bırakıyor. Bu yaklaşım, stile daha kişisel ve modern bir dokunuş katıyor. Gümüş tonları öne çıkarken, altın detaylar daha dengeli ve yumuşak bir şekilde kullanılıyor. Takılar artık yalnızca bir aksesuar değil; bireysel stilin bir uzantısı. Doğru seçilmiş tek bir parça bile kombine güçlü bir kimlik kazandırabiliyor.</li>
</ol> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/detaylarin-gucu-77298</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/9/8/1280x720/detaylarin-gucu-1776405900.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026 İlkbahar sezonu, erkek modasında aksesuarları merkez sahneye taşıyor. Minimal ama bilinçli seçimler, stilin karakterini baştan tanımlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/bir-zamanlar-cannesda-dolce-vita-77288</guid>
            <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir zamanlar Cannes’da Dolce Vita!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ara Güler Müzesi, foto muhabirliğinin efsane isimlerinden Ara Güler’in Cannes Film Festivali’nde çektiği kareleri bir araya getiren ‘CANNES!’ sergisiyle sinemanın altın çağına kapı aralıyor. 22 Nisan’da ziyarete açılacak sergi, sanatçının arşivinden ilk kez gün yüzüne çıkan fotoğraflarla, 1950’lerin sonu ile 1960’ların kültürel atmosferini bugüne taşıyor.</p>
<p>Bu dönem, Cannes Film Festivali’nin yalnızca sinema endüstrisinin değil, aynı zamanda küresel yıldız kültürünün de merkezine yerleştiği yıllar olarak öne çıkıyor. Fransız Rivierası’nın simge hattı La Croisette boyunca uzanan oteller, plajlar ve kalabalıklar, festivalin cazibesini besleyen başlıca unsurlar arasında. Sergi de tam bu noktada, kırmızı halının ışıltısını olduğu kadar festivalin gündelik akışını ve perde arkasını görünür kılıyor.</p>
<p>Ara Güler’in objektifinden yansıyan karelerde Brigitte Bardot’dan Sophia Loren’e, Grace Kelly’den Federico Fellini’ye, Orson Welles’ten François Truffaut’ya uzanan geniş bir isim listesi yer alıyor. Ancak sergi yalnızca yıldız portreleriyle sınırlı kalmıyor; hayran kalabalıkları, foto muhabirleri ve festivalin görünmeyen yüzü de bu anlatının önemli parçaları arasında.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/69e1c4261300f-1776403494.jpg" alt="" width="500" height="500" /></p>
<p>Sergi üç ana bölüm etrafında kurgulanıyor. <em>‘Sahne’</em> bölümünde Cannes, bir film seti gibi ele alınırken; ‘<em>Festival’</em> bölümünde gösterimler, basın toplantıları ve ödül törenleri izleyiciyle buluşuyor. <em>‘Kutlama’</em> bölümünde ise sahil boyunca uzanan gece hayatı, davetler ve partiler aracılığıyla dönemin enerjisi aktarılıyor. Bu yapı, izleyiciye yalnızca bir sergi gezme deneyimi değil, aynı zamanda bir dönemin ruhunu hissetme imkânı sunuyor.</p>
<p>Ara Güler’in Cannes ile ilişkisi 1957 yılına uzanıyor. O tarihten itibaren festivali düzenli olarak takip eden sanatçı, Yeni İstanbul gazetesi ve Hayat Mecmuası için hazırladığı foto-röportajlarla Cannes’ın görsel hafızasını oluşturuyor. Sergide bu fotoğraflara, dönemin gazete kupürleri, kontakt baskılar ve sanatçının basın kartları gibi arşiv materyalleri de eşlik ediyor.</p>
<p>Doğuş Grubu’nun katkılarıyla 2016 yılında hayata geçirilen Ara Güler Müzesi’nde gerçekleşen ‘CANNES!’ sergisi, 11 Ekim 2026’ya kadar ziyaret edilebilecek. Ücretsiz olarak gezilebilen sergi, sinema tarihinin en parlak dönemine tanıklık etmek isteyenler için güçlü bir zaman yolculuğu vaat ediyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/bir-zamanlar-cannesda-dolce-vita-77288</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/8/8/1280x720/bir-zamanlar-cannesda-dolce-vita-1776403528.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ara Güler Müzesi’nin yeni sergisi ‘CANNES!’, sinema tarihinin en ışıltılı dönemini usta foto muhabirinin gözünden yeniden kuruyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
