<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/dunyaya-yavaslayarak-bakmak-86377</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünyaya yavaşlayarak bakmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bazı sergiler dünyayı anlatmaya çalışırken Macar sanatçı ve küratör Tibor Iski, <em>‘Işığın Sessizliği’</em>nde dünyayı açıklamak yerine izleyiciyi, çevresine daha yavaş ve dikkatli bakmaya davet ediyor. Macar Kültür Merkezi’nin ev sahipliğinde 10 Eylül tarihinde ziyaretçilerle buluşacak olan sergi, Güneş, Ay ve Dünya’nın birbirine bağlılığını yalnızca astronomik bir gerçeklik olarak değil, insanın varoluşu ve kültürüyle kurduğu ilişkinin temel deneyimlerinden biri olarak ele alıyor.</p>
<p>Sanatçının Türkiye’deki ilk kişisel sergisinde ‘ışık’ yalnızca çevremizi görünür kılan bir unsur değil; renklerin ortaya çıkmasını sağlayan, yaşamı mümkün kılan ve aynı zamanda insanın kırılganlığını hatırlatan bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. Serginin mekânsal kurgusu da bu düşünce etrafında şekilleniyor. Anıtsal ay manzaraları, gündüz ve alacakaranlık gökyüzü, insan eliyle yaratılmış kültürün izleri ve ‘<em>Home’</em> (2023-2026) başlıklı ahşap portreler dört temel motif grubu oluşturuyor. Canlı doğanın metaforu olarak kullanılan ağaçlar, serginin farklı bölümlerini birbirine bağlarken renk alanları da bu görsel dünyanın içine dağılıyor. Gökkuşağını ve ışık spektrumunu çağrıştıran bu renkler, yalnızca kompozisyonu tamamlayan dekoratif unsurlar olarak değil, doğanın görünmeyen yapısına, ışığın ayrışmasına ve yaşamın çeşitliliğine gönderme yapan bağımsız düşünsel birimler olarak konumlanıyor.</p>
<p><strong>30 YILIN İZLERİ AYNI ANLATIDA</strong></p>
<p>Kocsis’in çalışmalarında farklı sanat disiplinleri de birbirinden bağımsız hareket etmiyor. Resimler, anıtsal karakalem çizimler, fotoğraflar, heykeller ve grafik teknikler, birbirlerini yalnızca görsel olarak tamamlamakla kalmıyor; her biri diğerinin anlam alanını genişletiyor. Sergi, sanatçının yaklaşık otuz yıla yayılan üretiminden seçilen eserleri bir araya getiriyor. Ancak bu geniş zaman aralığına rağmen ‘<em>Işığın Sessizliği’</em> bir retrospektif olarak kurgulanmıyor. Farklı dönemlerde üretilmiş çalışmalar, aralarında yeni ilişkiler kurulmasına izin veren bir düzen içinde yan yana geliyor.</p>
<p>Bu yaklaşım, sergide bir araya getirilen serilerde de kendini gösteriyor. ‘<em>Supernatural’ </em>(2005–2009), ‘<em>Luna’</em> (2012–2018), erken dönem ‘<em>Ekoturizm’</em> (1999–2005), ‘<em>Home’</em> ve <em>‘Cum dederit’</em> (2018–2024) serilerinden eserler aynı görsel bütün içinde buluşuyor. İnsan figürlerine yer vermeyen <em>‘Cum dederit’</em>, kültür ve insanlığın metaforik bir portresini ortaya koyarken, <em>‘Ekoturizm’</em> küresel ısınma meselesini odağına alıyor. Birbirinden farklı dönemlere ve üretim biçimlerine ait bu çalışmalar, doğa, insan hafızası ve kozmik uzayın birbirinden kopuk değil, iç içe geçen alanlar olduğunu düşündüren bir anlatı oluşturuyor.</p>
<p><em>‘Işığın Sessizliği’</em> bu nedenle dünyaya dair kesin cevaplar vermekten çok, bakışın kendisini yavaşlatmayı öneriyor. Manzarada, ağaçlarda, gökyüzündeki hareketlerde ve hatta insanın kendi içinde ışığın izini sürmek; sanatın yalnızca bir görüntü üretmekten öte, varoluşu deneyimleme biçimine dönüşebileceğini hatırlatıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/dunyaya-yavaslayarak-bakmak-86377</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/7/7/1280x720/dunyaya-yavaslayarak-bakmak-1787901002.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Macar sanatçı ve küratör Tibor Iski Kocsis, Türkiye’deki ilk kişisel sergisi ‘Işığın Sessizliği’nde Güneş, Ay ve Dünya arasındaki ilişkiye bakarken ışığı doğanın, yaşamın ve insan deneyiminin ortak paydası olarak ele alıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/bir-tatli-nasil-turistik-destinasyona-donusur-86376</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir tatlı nasıl turistik destinasyona dönüşür?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir zamanlar bir yere gitmek için önce orayı merak ederdik; şimdi bazen bir yiyecek merakı yola çıkmak için yeterli. Sosyal medyada birkaç saniyeliğine gördüğümüz bir tabak, hiç bilmediğimiz bir kasabayı, dağın başındaki bir tesisi ya da şehirden uzakta küçük bir dükkânı seyahat planına sokabiliyor. Çünkü bugün yemeğin kendisi kadar nerede yenildiği de önemli. Manzara, yol, mekânın atmosferi ve oraya gidenlerin anlattıkları, tabağın çevresinde yeni bir deneyim yaratıyor. Böylece gastronomi, seyahatin tamamlayıcısı olmaktan çıkıp bazen seyahatin nedeni hâline geliyor.</p>
<p>Sorunun yönü de değişiyor: <em>“Gittiğimiz yerde ne yiyelim?”</em> yerine, <strong>“<em>Bunu yemek için nereye gitmemiz gerekiyor?”</em></strong> Yeni rotaların bazıları tam da bu soruyla oluşuyor.</p>
<p><strong>SOSYAL MEDYANIN </strong><strong>ETKİSİ BÜYÜK</strong></p>
<p>Bu dönüşümde sosyal medyanın payı büyük. Instagram ve TikTok, yemeği yalnızca lezzetiyle değil, görüntüsüyle de anlatıyor. Fırından çıkan kızarmış bir kabuk, kaşığın içinden uzayan peynir, dağ manzarasına karşı kurulmuş bir masa… Birkaç saniyelik görüntü, izleyende yalnızca iştah değil, merak da uyandırıyor.</p>
<p>2025’te yayımlanan bir araştırmada, İspanya’daki 10 yerel peynir üzerine 2.229 Instagram paylaşımı incelendi. Paylaşımların yalnızca ürüne odaklanmadığı; doğal çevre, insanlar, kültürel miras ve etkinliklerin de yiyecekle birlikte anlatıldığı görüldü. Sosyal medya böylece tabağı ait olduğu coğrafyadan koparmak yerine, onu o coğrafyayla birlikte görünür kılıyor.</p>
<p>Hamsiköy sütlacı bunun tanıdık örneklerinden biri. Trabzon’un Hamsiköy’ünde yıllardır yenilen sütlaç, bugün sosyal medya sayesinde hiç gitmemiş insanların da karşısına çıkıyor. Dağların arasındaki yolculuğun sonunda, manzaraya karşı yenilen bir kâse sütlaç başlı başına bir gezi deneyimi sunuyor. Burada ilginç olan yalnızca sütün, pirincin ve şekerin nasıl bir araya geldiği değil; <strong>o kâseye ulaşmak için kat edilen yol.</strong></p>
<p>Bir ürün belirli bir manzaraya, köye ya da yola bağlandığında başka bir anlam kazanıyor. İnsanlar bazen lezzetin değil, onun vaat ettiği deneyimin peşinden gidiyor.</p>
<p><strong>UÇAK BİLETİNE </strong><strong>DÖNÜŞEN MERAK</strong></p>
<p>Bir ürünün sosyal medyada viral olması başka, insanların onu denemek için seyahat planı yapması başka. Dubai çikolatası bu ayrımın en çarpıcı örneklerinden biri.</p>
<p>Dubai merkezli FIX Dessert Chocolatier’nin Antep fıstığı ve kadayıf dolgulu çikolatası, TikTok’ta yayılan videolarla kısa sürede dünya çapında tanındı. 2024’te Condé Nast Traveller Middle East’in aktardığı Expedia araştırmasına göre, 25 bin gezginin yüzde 17’si bu çikolatayı denemek için Dubai’ye gidebileceğini söyledi. Meksika’dan katılanlarda oran yüzde 31, Güney Kore’de yüzde 28’di.</p>
<p>Ürünün sınırlı sayıda üretilmesi ve belirli saatlerde satışa çıkıp kısa sürede tükenmesi de ilgiyi artırdı. Böylece sosyal medyada görülen bir çikolata, satın alınmak istenen bir üründen çıkıp <strong>Dubai’ye gitme gerekçelerinden biri</strong> hâline geldi. İşte kırılma noktası burada. Bir tatlı artık şehrin tanıtımında kullanılan bir unsur değil; şehre gitme kararını etkileyen bir ürün.</p>
<p>Bu etkinin yalnızca algoritmalarla açıklanması da yeterli değil. İnsanlar giderek daha fazla özgünlük, yerellik ve doğrudan deneyim arıyor. Bir yemeği başka bir yerde de yiyebilmek, onun yerinde yenmesiyle aynı şeyi ifade etmiyor. Mekânı görmek, çevresini deneyimlemek ve o anı paylaşmak da deneyimin parçasına dönüşüyor.</p>
<p>2026’da <em>Tourism Review</em> dergisinde yayımlanan araştırma, TikTok’taki gastronomi içeriklerinde özgünlük, kültürel ilham ve içerik üreticileriyle kurulan bağın, ziyaretçilerin yemek deneyimlerini ve destinasyonla ilişkilerini etkilediğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Aynı yıl yayımlanan başka bir araştırma ise ‘food-hunting’ olarak adlandırılan kısa yemek videolarının destinasyonu ziyaret etme niyetiyle ilişkisini inceledi. 406 izleyicinin katıldığı çalışmada, videoların eğlence ve sosyal etkileşim boyutlarının ziyaret niyetiyle anlamlı biçimde ilişkili olduğu belirlendi. Yani ekrandaki yemek, ekranda kalmıyor. Bir kişi görüyor, merak ediyor, araştırıyor, plan yapıyor. Sonra gidiyor ve kendi fotoğrafını çekiyor.</p>
<p><strong>HARİTANIN YENİ </strong><strong>DURAKLARI</strong></p>
<p>Bu döngü, gastronomi turizminin haritasını da değiştiriyor. Artık yalnızca ünlü restoranlar, şefler ya da geleneksel yemekler değil; belirli bir yerde bulunması, görüntüsü ve hikâyesiyle öne çıkan küçük işletmeler de seyahat rotalarının parçası olabiliyor. Bir köy fırını, dağ başındaki bir tesis, şehirden uzaktaki bir dükkân… Daha önce yalnızca bilenlerin uğradığı yerler, tek bir videonun ardından çok daha geniş bir kitlenin radarına girebiliyor. Belki de bugün gastronomi rotalarını anlamak için yalnızca restoran rehberlerine değil, insanların telefonlarında neye baktığına da bakmak gerekiyor. Çünkü bazen bir yeri görmek için yola çıkmıyoruz. <strong>Bir tatlıyı yemek için yola çıkıyoruz.</strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/bir-tatli-nasil-turistik-destinasyona-donusur-86376</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/7/6/1280x720/bir-tatli-nasil-turistik-destinasyona-donusur-1787900851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sırf bir yemeği deneyimlemek için yollara düşmek artık o kadar da sıra dışı değil. Günümüzde, sosyal medyada görülen bir lezzet, hiç bilinmeyen bir kasabayı, dağ başındaki bir tesisi ya da uzak bir dükkânı seyahat rotasına sokabiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/hafifleme-zamani-86373</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hafifleme zamanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ağustosu kentte geçirmek, erkek gardırobunun en zorlu sınavlarından biri. Asfaltın sıcağı, yükselen nem, klimalı ofisler ve gün batımından sonra başlayan sosyal hayat... Bir yandan hafif giyinmek, diğer yandan plaja gidiyormuş gibi görünmeden özenli bir görünümü korumak gerekiyor. 2026 yazının genel ruhu tam da bu ihtiyaca cevap veriyor: Hafif kumaşlar, rahat silüetler, açık renkler ve çabasız kombinler.</p>
<p>Yaz stili artık katı kurallarla şekillenmiyor. Takım elbisenin yerini rahat terzilik, klasik gömleğin yerini ince trikolar, ağır deri ayakkabıların yerini loafer ve sandaletler alıyor. Mesele az giyinmek değil, sıcak havaya uygun parçaları seçmek. Ağustos gardırobunun anahtar kelimesi: hafiflik.</p>
<p><strong>KETENİN YENİ ROTASI</strong></p>
<p>Keteni yalnızca Bodrum ya da Riviera tatillerine saklamanın zamanı geçti. Beyaz ve açık mavi keten gömlekler yazın klasikleri arasında; 2026’da keten pantolonlar, gömlek ceketler ve rahat kesimli ceketler de günlük gardıropta daha fazla yer buluyor. Baştan aşağı tatil görünümünden kaçınmak için keten gömleği rahat kesimli bir pantolonla, keten pantolonu ise ince triko poloyla tamamlayın. Kumaşın hafifçe kırışması da cazibesinin bir parçası.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em> </strong>Beyaz keten gömlek, taş rengi rahat pantolon, kahverengi süet loafer ve güneş gözlüğü.</p>
<p><strong>TRİKODA YAZ MODU</strong></p>
<p>Sıcak bir günde triko giymek ilk bakışta mantıksız gelebilir. Ancak ince pamuk, merserize ya da hafif örgüler söz konusu olduğunda durum değişiyor. Kısa kollu trikolar ve polo yakalar, yaz gardırobunun en rafine parçaları arasında. İyi bir örme polo, klasik tişört kadar kolay giyiliyor ama daha özenli görünüyor. Krem, çikolata kahvesi, lacivert, açık mavi ve adaçayı tonları sade bir pantolona karakter katıyor.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em> </strong>Krem kısa kollu triko polo, koyu kahverengi pantolon, deri loafer ve minimal deri el çantası.</p>
<p><strong>BERMUDA MESAİYE HAZIR</strong></p>
<p>Doğru model seçildiğinde şort artık yalnızca hafta sonu ve plaj için değil, sıcak günler için de güçlü bir seçenek. Spor modeller yerine temiz kesimli, dizin biraz üzerinde biten bermudalar öne çıkıyor. Keten, pamuk ve hafif terzilik kumaşlarından hazırlanan modeller, bir gömlek ya da poloyla birleştiğinde daha rafine bir karakter kazanıyor.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em> </strong>Bej bermuda şort, açık mavi çizgili gömlek, kahverengi deri sandalet ve kanvas tote çanta.</p>
<p><strong>RAHAT TERZİLİK</strong></p>
<p>Ağustos ayında ceket giymek cesurca gelebilir; ancak astarsız ya da yarım astarlı blazer’lar, keten ve ince yün karışımları ile yumuşak omuzlu modeller konforlu bir alternatif sunuyor. Ceketin altına mutlaka gömlek giymek de gerekmiyor; kaliteli bir beyaz tişört veya ince örgü polo yeterli. Pantolonlarda ise dar kesimler yerine hava dolaşımına izin veren düz ve geniş paçalar daha güncel görünüyor.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em> </strong>Kum rengi astarsız blazer, beyaz tişört, aynı tonlarda geniş pantolon, süet loafer ve ince çerçeveli güneş gözlüğü.</p>
<p><strong>ADIMLARDA İNCE SEÇİM</strong></p>
<p>Ağustos stilinde süet ve deri loafer’lar, minimalist sneaker’lar, espadriller ve rafine deri sandaletler öne çıkıyor. Plaj terliği ile günlük sandalet arasındaki çizgiyi korumak önemli. Temiz hatlı, kaliteli deriden modeller keten pantolonlarla sofistike görünebilir. Daha klasik kalmak isteyenler içinse süet loafer risksiz bir yaz favorisi.</p>
<p><strong><em>Kombin önerisi:</em> </strong>Lacivert polo, ekru pantolon, taba deri sandalet ve kahverengi güneş gözlüğü.</p>
<p><strong>SON DOKUNUŞLAR</strong></p>
<p>Ağustos sıcağında aksesuarda da hafif davranmak gerekiyor. Karakterli bir güneş gözlüğü, ince bir saat, deri el çantası ya da birkaç sade takı çoğu zaman yeterli. Hepsini aynı anda kullanmak yerine görünümün karakterini belirleyecek bir veya iki parçaya odaklanmak daha modern duruyor. Çünkü 2026 yazında erkek stilinin meselesi gösteriş değil, kolaylık. Nefes alan kumaşlar, bedene yapışmayan kesimler, doğal renkler ve birkaç iyi aksesuarla sıcakla savaşmak yerine onunla anlaşmak mümkün. Gardırop hafifledikçe stil de kendiliğinden rahatlıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/hafifleme-zamani-86373</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/7/3/1280x720/hafifleme-zamani-1787900545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıcaklarda şıklığı korumanın yolu; nefes alan kumaşlar, rahat kesimler ve doğru aksesuarlardan geçiyor. 2026 yazının erkek modası, gösterişten uzak ama karakterli bir gardırop öneriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/istanbulun-damak-tadiyla-diyalog-86371</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul’un damak tadıyla diyalog</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul’un Anadolu yakasının gastronomi ve sosyal yaşam haritasına yeni bir soluk eklendi. Suadiye’de açılan Manzé İstanbul; rafine mutfağını samimi bir buluşma kültürü, hi-fi analog müzik seçkisi ve dinamik bar konseptiyle harmanlıyor. Öğlenin dinginliğinden akşamın ritmine uzanan bu akışın arkasında ise güçlü bir mutfak vizyonu var. Şef <strong>İbrahim Tunç</strong>’un geçmiş referanslardan beslenip bugünün mutfağını kurguladığı menü, coğrafyanın lezzet kültürünü korurken yenilikçi arayışlardan da geri durmuyor.</p>
<p><strong>Manzé’nin mutfak kimliğini kurgularken çıkış noktanız ne oldu?</strong></p>
<p>Benim için başlangıç noktası yıllar içerisinde edindiğim tecrübeyi kendi coğrafyam ve kendi mutfak anlayışımla birleştirmekti. Green Star ve Bib Gourmand deneyimi bana iyi bir restoranın ürün seçimi, sürdürülebilirlik, mutfak disiplini ve misafir deneyiminin bütünüyle değerlendirildiğini bir kez daha gösterdi. Manzé’de ise daha kişisel bir dil kurmak istedim. Türkiye’nin çok güçlü bir gastronomi kültürü var ve benim amacım bunu olduğu gibi tekrar etmek değil; bildiğimiz ürünlere ve tatlara başka bir açıdan bakmak.</p>
<p><strong>Mekânın ruhunu en iyi özetleyen imza tabak hangisi?</strong></p>
<p>Manzé’nin ruhunu tek bir tabaktan ziyade, ürünlere yaklaşımımızın özetlediğini düşünüyorum. Ama özellikle kuzu, sürk, enginar ve tahin gibi Anadolu ürünlerini modern tekniklerle yeniden yorumladığımız tabaklar benim için çok önemli. Çünkü Manzé’nin yapmak istediği şey tam olarak bu: Ürünü ve ait olduğu coğrafyayı kaybetmeden ona yeni bir ifade biçimi kazandırmak.</p>
<p><strong>Her ürünün karakteri var</strong></p>
<p><strong>Kırklareli kıvırcık kuzusundan Hatay sürk peynirine, Ege enginarından Konya tahinine uzanan güçlü yöresel karakterleri bir araya getirirken baskın lezzetlerin birbirini gölgelemesini nasıl engelliyorsunuz?</strong></p>
<p>Burada en önemli konu ürünü tanımak ve ona gereğinden fazla müdahale etmemek. Her ürünün kendi karakteri var. Sürk zaten aromatik ve güçlü bir ürün; tahinin yağlılığı ve yoğunluğu farklı bir karakter taşıyor, enginar ise çok daha narin bir ürün. Bunların hepsine aynı şekilde yaklaşamazsınız. Menüyü oluştururken bir denge kuruyoruz. Asidite, yağ, tuz, acılık, umami ve dokular üzerinden ilerliyoruz. Güçlü bir ürünü başka güçlü ürünlerle üst üste koymak yerine, onun karakterini ortaya çıkaracak daha sade eşleşmeler arıyoruz. Benim için yöresel ürün kullanmak, tabağa mümkün olduğunca çok yöresel malzeme koymak anlamına gelmiyor. Bazen tek bir ürünün gerçekten iyi anlaşılması, tabağın en önemli şeyi olabiliyor.</p>
<p><strong>Peki İstanbul’un damak tadı ile kendi mutfak vizyonunuz arasında bir uzlaşı arıyor musunuz?</strong></p>
<p>Kesinlikle. Ama bunu bir uzlaşıdan çok, bir diyalog olarak görüyorum. İstanbul çok farklı kültürlerin, göçlerin ve mutfakların bir araya geldiği bir şehir. Dolayısıyla İstanbul’un damak tadını tek bir kalıba sokmak zaten mümkün değil. Ben kendi geçmişimi ve mutfak vizyonumu İstanbul’un bu çok kültürlü yapısıyla bir araya getirmeye çalışıyorum. Gaziantep’ten gelen tarafım, Türkiye’nin farklı bölgelerinden topladığımız ürünler ve İstanbul’un modern, kozmopolit yapısı aynı mutfakta buluşuyor. Önemli olan misafirin tabağa baktığında “Bu yabancı bir mutfak” dememesi. Belki kullandığımız teknik yeni olabilir, sunum farklı olabilir ama tabağın içinde Türkiye’den, İstanbul’dan ve bizim mutfak hafızamızdan bir şey mutlaka olmalı. Sonuçta amacım geçmişten aldığım referanslarla bugünün mutfağını yapmak.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik yaklaşımları lezzet profiline nasıl bir derinlik katıyor?</strong></p>
<p>Sürdürülebilirlik ürünün tamamına saygı duymakla başlıyor. Örneğin balığın kılçığını sadece bir atık olarak görmüyoruz. Ondan garum, stok veya farklı fermantasyonlar elde ederek üründen daha fazla faydalanabiliyoruz. Sebzelerin kabukları, sapları veya kullanılmayan bölümleri de doğru teknikle değerlendirildiğinde yeni bir lezzet kaynağına dönüşebiliyor. Bunun güzel tarafı şu: Sürdürülebilirlik sadece atığı azaltmıyor, aynı zamanda mutfağa yeni tatlar kazandırıyor. Fermantasyon, kurutma, tütsüleme ve konsantre etme gibi yöntemlerle çok daha kompleks umami ve aromalar elde edebiliyoruz. Dolayısıyla bizim için mesele sadece “daha az atık çıkarmak” değil. Ürünün potansiyelini mümkün olduğunca sonuna kadar kullanmak.</p>
<p><strong>ULAŞILABİLİR ŞIKLIK</strong></p>
<p><strong>MANZÉ İSTANBUL KURUCU ORTAĞI SERKAN TEMEL:</strong></p>
<p><em>“Suadiye’nin güçlü bir mahalle kültürü ve kendine özgü bir sosyal ritmi var”</em> diyen Manzé Kurucu Ortağı <strong>Serkan Temel</strong>, mekânın çıkış noktasını semtin bu dinamiğinin oluşturduğunu söylüyor. Temel, <em>“İnsanların kendi semtlerinde iyi vakit geçirmek, bir araya gelmek ve zamanla müdavimi olacakları adresler keşfetmek istemesi bizim Manzé için kurduğumuz hayalle çok örtüşüyordu”</em> sözleriyle Manzé’nin restoran &amp; bar anlayışını anlatıyor. Manzé’de ‘ulaşılabilir şıklık’ anlayışını benimsediklerini belirten Temel, yüksek standartları mesafeli ya da fazla resmî bir deneyime dönüştürmeden sunabilmek istediklerini söylüyor. Öğle buluşmalarından aperitif saatlerine, akşam yemeğinden geceye uzanan farklı bir ritim kurguladıklarını anlatan Temel; iyi malzeme, özenli servis, güçlü bir bar, iyi müzik ve karakterli bir mekânı insanların kendilerini rahat hissedebilecekleri bir atmosferde buluşturmak hedefinde olduklarını belirtiyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/istanbulun-damak-tadiyla-diyalog-86371</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/7/1/1280x720/istanbulun-damak-tadiyla-diyalog-1787900278.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Michelin Green Star ve Bib Gourmand deneyimli Şef İbrahim Tunç, Suadiye’nin yenisi Manzé İstanbul’da Anadolu’dan esinlenen dinamik menüsünü ve sürdürülebilir mutfak disiplinini lezzetseverlerle buluşturuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
