<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/masada-dunya-turu-87411</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Masada dünya turu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tatil deneyiminin önemli parçalarından biri de günün hangi saatinde, ne yemek istediğine karar verebilmek. Özellikle farklı damak zevklerinin bir arada olduğu resort otellerde mutfak artık yalnızca ana öğünlerle sınırlı kalmıyor; günün ritmine eşlik eden farklı seçenekler sunuyor. Voyage Kundu’nun 2026 sezonundaki gastronomi kurgusu da bu anlayış üzerinden şekilleniyor. Açık büfeden 24 saat açık à la carte restorana, kebaptan steakhouse’a, pizzadan deniz ürünlerine ve Japon mutfağına uzanan geniş bir seçenek üzerinden ilerliyor. Günün ilk durağı Degusto Main Restaurant. Gün boyu açık büfe servis veren restoran, farklı öğünlerde değişen seçenekleriyle ana yemeklerin merkezini oluşturuyor. Cuisine24 ise adın dan da anlaşılacağı üzere günün 24 saati à la carte servis veriyor. Özellikle klasik restoran saatlerinin dışında yemek yemek iste yenler için bu seçenek, otel gastronomisinin alışılmış zaman çizelgesini ortadan kaldırıyor.</p>
<p><strong>À LA CARTE’IN FARKI</strong></p>
<p>Asıl çeşitlilik ise à la carte restoranlarda ortaya çıkıyor. Kebappa, Türk mutfağı ve kebap çeşitleriyle geleneksel tatların peşinden gidi yor. Et söz konusu olduğunda rota bu kez Carino Steakhouse’a dönüyor. Özel dinlendirilmiş etler ve ızgara seçenekleri üzerine kurulan menü, etin kendisini merkeze alıyor. İtalyan mutfağı için adres ise Vista... Ev yapımı makarnalar ve pizzalar restoranın merkezin de. Özellikle makarna söz konusu olduğunda hamurun dokusu, sos la kurduğu ilişki ve pişirme derecesi tabağın kimliğini belirliyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aa7a1b0d889c-1789370800.jpg" alt="" width="500" height="700" /></p>
<p>Pizza tarafında ise hamurun yapısı ve fırından çıkış ânı mutfağın önemli ayrıntıları arasında. Deniz ürünleri sevenler için Blue Voyage, menüsünü taze balık ve deniz ürünleri üzerine kuruyor. Balığın mevsimi, pişirme yöntemi ve yanında kullanılan malzemeler burada tabağın temel sorularını oluşturuyor. Otelin restoran haritasında Uzak Doğu mutfağının adresi ise Wen Teppanyaki. Japon mutfağından lezzetler canlı şovlar eşliğin de hazırlanıyor. Teppanyaki kül türünde olan pişirme sürecinin misafirin önünde gerçekleşmesi, mutfağı bir bakıma masanın parçası hâline getiriyor.</p>
<p><strong>TATLI İÇİN AYRI DURAK</strong></p>
<p>Günün tatlı tarafında ise Vanil le Patisserie bulunuyor. Pastane ürünlerinin yanı sıra ev yapımı dondurmalar sunan mekân, tatlı molası için ayrı bir durak oluşturuyor. Böylece gastronomi rotası yalnızca restoranlar arasında değil, günün farklı saatleri arasında da dolaşıyor. Bu çeşitlilik, tatil sırasında yemek yemeyi de küçük bir seçimler dizisine dönüştürüyor…</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/masada-dunya-turu-87411</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/1/1/1280x720/masada-dunya-turu-1789370911.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Açık büfeden à la carte restoranlara uzanan Voyage Kundu mutfağında Türk, İtalyan, Japon mutfakları ile deniz ürünleri ağırlıklı seçenekler aynı gastronomi rotasında buluşuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/gecmisi-bugunun-kosullariyla-yargilamak-87400</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geçmişi bugünün koşullarıyla yargılamak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Neredeyse her şeyin cevabını kesin olarak bilmek istiyoruz.</p>
<p>Doğru mesleği seçip seçmediğimizi… Hayatımızı doğru insanla paylaşıp paylaşmadığımızı… Geçmişte vermediğimiz bir kararın bizi daha iyi bir hayata götürüp götürmeyeceğini… Bulunduğumuz yerde kalmak mı, yoksa her şeyi geride bırakıp yeniden başlamak mı gerektiğini… Biraz daha sabretmenin mi, yoksa artık vazgeçmenin mi doğru olduğunu… Önümüzde uzanan yolun bizi hayal ettiğimiz yere çıkarıp çıkarmayacağını…</p>
<p>Henüz yolun başındayken sonunu görmek istiyoruz. Gelecekte ne olacağını bilirsek doğru kararlar vereceğimizi, hatta sonucu kontrol edebileceğimizi sanıyoruz. Oysa hayat böyle işlemiyor.</p>
<p>Ne kadar çok istesek de aldığımız kararların bizi nereye götüreceğini kesin olarak bilemiyoruz. Karar verdiğimiz anda henüz tanımadığımız insanlar, öngöremediğimiz gelişmeler ve öncesinde sahip olmadığımız bilgiler devreye giriyor.</p>
<p>Büyük umutlarla çıktığımız bir yol hüsranla sonuçlanabilirken, başta olumsuz gördüğümüz bir gelişme bizi hiç beklemediğimiz güzel bir sonuca yönlendirebiliyor.</p>
<p>Bütün bunları bildiğimiz hâlde, yıllar sonra geriye dönüp aldığımız kararlar yüzünden kendimizi acımasızca eleştiriyoruz.</p>
<p>“Başka bir meslek seçseydim daha mutlu olurdum.” “O iş teklifini kabul etseydim bugün çok farklı bir yerde olurdum.” “Biraz daha sabretseydim belki her şey düzelirdi.”</p>
<p>Bugünün bilgisiyle geçmişteki hâlimizi yargılıyoruz. Bugün bildiklerimizin o gün elimizde olmadığını, koşulların farklı olduğunu ve korkularımızın kararlarımızı ne kadar etkilediğini unutuyoruz.</p>
<p>Geçmişi bugünün koşullarıyla yargılıyoruz. Tarihi bugünün gerçekleriyle okumaya çalışıyoruz.</p>
<p>“Keşke” döngüsü tam da burada başlıyor. Pişmanlık, zamanla dönüp dolaşıp sığındığımız duygusal bir eve dönüşüyor.</p>
<p>Üstelik pişmanlığımızı büyüten başka bir yanılgı daha var: Yaşamadığımız hayatları, yalnızca bize sunabilecekleri güzellikler üzerinden hayal ediyoruz. Hiçbirinin gerçeğin sınavından geçmediğini unutuyoruz.</p>
<p>Gitmediğimiz şehirde yaşayabileceğimiz yalnızlığı düşünmüyoruz. Kabul etmediğimiz işte karşımıza çıkabilecek sorunları aklımıza getirmiyoruz. Hayatımızı birleştirmediğimiz insanla yıllar içinde yaşayabileceğimiz anlaşmazlıkları hesaba katmıyoruz. Zihnimizde canlandırdığımız senaryoların kusursuzca sahnelendiğinin farkına varmıyoruz. Yaşadığımız hayatın bütün eksikliklerini, hiç yaşanmamış kusursuz bir ihtimalle karşılaştırıyoruz.</p>
<p>“Keşke”lere tutunmamızın, pişmanlığı alışkanlık haline getirmemizin nedeni, bir yerlerde kaçırdığımız tek bir doğru yol olduğuna inanıyor olmamızdır. Böyle düşündüğümüzde, geçmişte başka türlü davranarak hayatı kontrol edebileceğimizi zannederiz. Oysa her karar, bilinmezliğe doğru atılmış bir adımdır.</p>
<p>Hayatı canlı ve heyecanlı kılan tam olarak budur: Yolun sonunu önceden görememek.</p>
<p>Yeni bir iş, başarı kadar hayal kırıklığı ihtimalini de taşır. Yeni bir ilişki, mutluluk kadar üzüntü ihtimalini de içinde barındırır. Kendi işini kurmak, özgürlük sunarken belirsizliğe hazır olmayı gerektirir. Her başlangıç, sunduğu imkânlarla birlikte kendi risklerini de yaratır.</p>
<p>Önemli olan sonuçlardan daha çok o yolda öğrenilenlerdir. Seçilen yolların ne getireceğini ancak o yolda yürüyenler bilebilir.</p>
<p>Bu yüzden hayat, yalnızca doğru kararlar vermekten ya da yönünü hiç şaşırmadan ilerlemekten ibaret değildir. Asıl olan, insanın çıktığı yolculuğu bütün benliğiyle yaşaması, anlaması ve o yolu deneyimleyerek gerçekte kim olduğunu keşfetmesidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/gecmisi-bugunun-kosullariyla-yargilamak-87400</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/0/0/1280x720/gecmisi-bugunun-kosullariyla-yargilamak-1789366303.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayat yalnızca doğru kararlar vermek ya da yönünü şaşırmadan ilerlemek değildir. Asıl olan, çıktığın yolu deneyimleyerek gerçekte kim olduğunu keşfetmektir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/bakim-rutinlerinde-sonbahar-etkisi-87444</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 16:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakım rutinlerinde sonbahar etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeni sezon yalnızca gardıropların değil, güzellik rutinlerinin de değiştiği bir döneme işaret ediyor. Havaların serinlemesiyle birlikte cildin ihtiyaçları farklılaşırken, saç bakımında da yaz aylarında geri planda kalan bazı adımlar yeniden önem kazanıyor. Bu geçiş döneminde amaç, bakım ürünlerini çoğaltmaktan çok cilt ve saçın değişen ihtiyaçlarına göre doğru dokunuşları belirlemek.</p>
<p><strong>CİLDİN KONFOR ALANI: NEM</strong></p>
<p>Sonbaharda cilt bakımının odağında nem ve bariyer desteği bulunuyor. Yaz aylarında tercih edilen hafif formüller, havaların serinlemesiyle birlikte cildin ihtiyacına göre daha besleyici ve nemlendirici ürünlere bırakabilir. Mevsim değişiminde bakım rutinini bir anda değiştirmek yerine ürünleri kademeli olarak eklemek de önemli. Özellikle hassasiyet, kuruluk veya gerginlik yaşayan ciltlerde yoğun peeling ve üst üste kullanılan aktifler yerine, önceliği cilt bariyerini onarmaya vermek daha doğru bir yaklaşım.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><em>Editörün önerisi:</em></span> Augustinus Bader The Overnight Restorative Cream</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aa7fbefb57d1-1789393903.jpg" alt="" width="500" height="625" /></p>
<p><strong>YAZDAN KALAN İZLERE YAKINDAN BAKIN</strong></p>
<p>Güneşin ardından ortaya çıkan renk eşitsizlikleri ve donuk görünüm de sonbaharla birlikte bakım rutinine yeniden göz atmak için iyi bir neden. E vitamini ve niasinamid gibi içerikler cildin daha aydınlık görünümünü desteklerken, cilt tipine uygun eksfolyanlarla ölü deri birikimini azaltmak mümkün. Ancak aktif içerikleri kontrollü kullanmak ve cildin verdiği tepkileri göz ardı etmemek gerekiyor. Yazın sona ermesi, SPF kullanımının da sona erdiği anlamına gelmiyor. Güneş koruyucu, mevsim ne olursa olsun gündüz bakımının vazgeçilmez adımlarından biri olmaya devam ediyor.</p>
<p><em><span style="color: #e03e2d;">Editörün önerisi:</span> </em>Polaar Eternal Snow Dark Spot Serum</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aa7fc38e700c-1789393976.jpg" alt="" width="500" height="500" /></p>
<p><strong>SAÇLAR İÇİN TOPARLANMA DÖNEMİ</strong></p>
<p>Mevsim geçişiyle birlikte saç dökülmesinde artış fark etmek de oldukça yaygın. Özellikle sonbahar aylarında saçların doğal büyüme döngüsüne bağlı olarak daha fazla telin dökülme evresine geçmesi mümkün. Bu dönemde etkisi kanıtlanmış olan ısı koruyucuyu atlayarak saçı yüksek ısıya maruz bırakmak veya ıslakken sertçe taramak yerine daha nazik bir bakım rutini benimsemek gerekiyor. Dökülme döneminde odağı yalnızca saç tellerine değil, saç derisine de çevirmek önemli.  Sağlıklı görünen saçların temelinde sağlıklı bir saç derisi bulunuyor. Ürün birikimi, fazla sebum veya kuruluk gibi sorunlar için saç derisinin ihtiyacına uygun ürünlerden yararlanmak, sonbaharda bakımın önemli adımlarından biri. Burada amaç, saç derisini agresif biçimde arındırmak değil; doğal dengesini bozmadan temiz ve konforlu tutmak ve doğru ürünleri bulmak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><em>Editörün önerisi:</em></span> Caudalie Saç Dökülmesine Karşı Serum ile Dolgunluk ve Hacim veren şampuan</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aa7fc5c3cf55-1789394012.jpg" alt="" width="500" height="749" /></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><em>Editörün önerisi:</em></span> Olaplex Shape Set Saç Spreyi</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aa7fd43eadb6-1789394243.jpg" alt="" width="500" height="500" /></p>
<p><strong>DAHA FAZLA DEĞİL, DAHA DOĞRU</strong></p>
<p>Sonbaharla birlikte tüm bakım rafını değiştirmek yerine, cilt ve saçın verdiği sinyalleri takip ederek rutini yeniden düzenlemek daha etkili. Ciltte nem ve bariyer desteğini, saçlarda ise nem, onarım ve saç derisi bakımını öne çıkarmak, mevsim geçişini daha sağlıklı bir görünümle karşılamanın anahtarı. Güzellik rutininde yeni sezonun karşılığı, daha fazla ürün kullanmak değil; ihtiyaç duyulan adımları doğru zamanda devreye almak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/bakim-rutinlerinde-sonbahar-etkisi-87444</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/4/4/1280x720/bakim-rutinlerinde-sonbahar-etkisi-1789394273.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cildin nem ihtiyacından saç derisinin dengesine, yaz sonrası yıpranmalardan mevsimsel saç dökülmesine kadar sonbahar, güzellik rutininde küçük bir yenilenmeyi beraberinde getiriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/fotografin-ustalari-istanbulda-87390</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fotoğrafın ustaları İstanbul’da</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fotoğrafın 200. yılını odağına alan 212 Photography Istanbul, dokuzuncu edisyonuyla 26 Eylül-11 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek. Kentin 25’ten fazla noktasına yayılan festival, objektifi doğaya, gündelik hayata, modaya, kimliğe ve teknolojiye çeviren fotoğrafçıları bir araya getirecek.</p>
<p>Programın öne çıkan isimlerinden <strong>Martin Parr</strong>, ‘<em>Short &amp; Sweet’</em> retrospektifiyle Galata Rum Okulu’na konuk olacak. Sıradan anların içindeki tuhaflığı mizah, ironi ve güçlü renklerle yakalayan Parr’ın kareleri, çağdaş belgesel fotoğrafın en özgün bakışlarından birini yeniden gündeme taşıyacak.</p>
<p>Dünyayı gökyüzünden belgeleyen <strong>Yann Arthus-Bertrand</strong>’ın 1970’lerden bugüne uzanan üretimleri ise Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde görülebilecek. Sanatçının insanın yeryüzüyle kurduğu kırılgan ilişkiyi görünür kılan fotoğrafları, çevre ve coğrafyayı küresel bir anlatının parçasına dönüştürüyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aa7876d27e98-1789364077.jpg" alt="" width="500" height="331" /></p>
<p>Moda fotoğrafçılığının kalıplarını stüdyo dışına taşıyan <strong>Frank Horvat</strong>’ın <em>‘Please Don’t Smile’</em> sergisi, doğal jestleri ve rastlantısal anları merkezine alıyor. <strong>Jill Greenberg</strong>, <em>‘Monkey Portraits’</em> seçkisinde duygu, güç ve kırılganlığı çarpıcı portrelerle araştırırken <strong>Omar Victor Diop</strong>, tarih, kimlik ve temsil meselelerini otoportre üzerinden tartışıyor. <strong>Catherine Nelson</strong>’ın fotoğraf ile dijital kolajı buluşturan düşsel kompozisyonları ve <strong>David Szauder</strong>’in yapay zekâ destekli çalışmaları da görüntü üretiminin ulaştığı yeni sınırları gösteriyor.</p>
<p>Festivalde bireysel üretimlerin yanında farklı coğrafyaların ortak görsel hafızası da öne çıkacak. On sekiz fotoğrafçıyı buluşturan <em>‘Colors of Scandinavia’</em>, Kuzey’in doğa, toplum ve yaşam kültürüne güncel bakışlar sunacak. <em>‘Brazilian Modernist Photography’</em> ise Brezilya modernizmini biçimlendiren fotoğrafçıları ilk kez İstanbul’da bir araya getirecek. Türkiye’nin fotoğraf belleğine odaklanan BEVFAM sergisi de arşivin geçmişi koruyan ve geleceğe aktaran rolünü hatırlatacak.</p>
<p>Sergilere portfolyo değerlendirmeleri, atölyeler ve sanatçı buluşmaları eşlik edecek. Böylece festival, fotoğrafçılar için yalnızca işlerini sergileyebilecekleri değil, üretimlerini tartışıp geliştirebilecekleri bir karşılaşma alanına dönüşecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/fotografin-ustalari-istanbulda-87390</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/9/0/1280x720/fotografin-ustalari-istanbulda-1789364104.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyanın farklı coğrafyalarından fotoğrafçıları buluşturan 212 Photography Istanbul, Martin Parr’dan Yann Arthus-Bertrand’a, Frank Horvat’tan Omar Victor Diop’a uzanan geniş bir seçkiyle kente yayılıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/gosteris-bitti-sikicilar-geliyor-87389</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gösteriş bitti, sıkıcılar geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Belki de çağın en büyük korkularından biri sıkıcı olmak… Hepimizin görünür, hızlı, ilginç, başarılı ve mümkünse biraz da ‘olağanüstü’ olması bekleniyor. Ne yaptığımız kadar nerede olduğumuzu, ne kazandığımız kadar nasıl yaşadığımızı da göstermemiz gerekiyor. İş dünyası büyük cümleleri, sosyal medya büyük hayatları, başarı hikâyeleri ise hep zirveye çıkanları seviyor. Ama bütün bu gürültünün ortasında başka bir eğilim güçleniyor: Daha az göstermek, daha az konuşmak, daha uzun süre aynı işin peşinden gitmek… İstikrarın gösterişten, mahremiyetin görünürlükten, emeğin ‘başarı hikâyesinden’ daha kıymetli olabileceğini yeniden hatırlıyoruz. ‘Sessiz lüks’, ‘eski para’ gibi kavramların yükselişi de aynı dönüşümün bir yansıması.</p>
<p>Yaklaşık 20 yıllık yayıncılık hayatında Türkiye’de de benzer bir değişimi yakından izlediğini söyleyen Optimist Group Medya Ajans Başkanı ve Boring People Kurucu Ortağı <strong>Feyzan Ersinan</strong>, ‘sıkıcılık’ üzerine uzun zamandır düşünüyor. Tam bu dönemde <strong>Ayça Furth</strong> ile yeni bir proje üzerinde çalışmaya başlıyorlar. İlk çıkış noktaları <em>‘Future of Community’</em>, yani <em>‘Topluluğun Geleceği’</em>. Fakat yıllardır markaların görünürlük kazanmasına eşlik eden Ersinan’ın dikkatini başka bir kavram çekiyor: Sıkıcılık. Future of Community olarak başlayan fikir, son toplantıda adını buluyor: ‘<em>Boring People.’</em></p>
<p>Manifestosu da en az adı kadar ters köşe: <em>“Sıkıcı insanlar dünyayı değiştirir.” </em>Ersinan’a göre, ‘sıkıcı’ olmak renksiz ya da iddiasız olmak anlamına gelmiyor. Tam tersine; sürekli kendini göstermeye çalışmadan işini yapmak, aynı mesele üzerinde yıllarca çalışmak, denemek, yanılmak, yeniden başlamak ve istikrar göstermek anlamına geliyor.</p>
<p><strong><em>Yapacak </em></strong><strong><em>daha çok </em></strong><strong><em>sıkıcı </em></strong><strong><em>işimiz var</em></strong></p>
<p>Feyzan Ersinan, <em>“Yeni dönemin dikkat çekici kavramlarından birinin aslında ‘sıkıcılık’ olduğunu fark ettim. Bir dönem otomobillerini, saatlerini, teknelerini anlatan iş insanları artık servetlerini ve hobilerini göstermek istemiyor. Bugün istikrar, gösterişten daha kıymetli bir yere oturuyor”</em> diyor.</p>
<p>‘Sıkıcı’ kavramına da farklı bakıyor: <em>“‘Sıkıcı’ dediğimiz şeyi biraz yanlış tanımladığımızı düşünüyorum. Çocuklara bile ‘Biraz sıkıl, bırak zihnin çalışsın; yaratıcılığın gelişsin’ diyoruz. Çünkü insan bazen durduğunda merak ediyor, merak ettiğinde araştırıyor, araştırdığında da yeni bir şey üretiyor. Dünyayı değiştiren insanların çoğu da aslında dışarıdan bakıldığında son derece sıkıcı görünen işlerle uğraşıyor: Yıllarca aynı mesele üzerine düşünüyor, çalışıyor, deniyor, yanılıyor ve yeniden başlıyor.”</em></p>
<p>Ersinan’a göre büyük başarıların görünmeyen yüzünde de aynı gerçek var: <em>“Bugün hayranlıkla baktığımız o büyük başarıların, gösterişli hayatların ve parlak fikirlerin arkasında birilerinin yaptığı binlerce ‘sıkıcı’ iş var. O işleri birileri yapmazsa zaten gösterilecek bir başarı da olmuyor. Belki de bu yüzden bizim cümlemiz çok basit: Sıkıcı insanlar dünyayı değiştirir.”</em></p>
<p><em>“Boring People’dan çıkan tek bir fikrin insanların aklında kalmasını isteseniz, o fikir ne olurdu?”</em> diye sorduğumuzda ise yanıtı çok net: <em>“Yapacak daha çok sıkıcı işimiz var.”</em></p>
<p><strong><em>Sürekli </em></strong><strong><em>görünür </em></strong><strong><em>olmaktan </em></strong><strong><em>yorulduk</em></strong></p>
<p><em>“Bence sosyal medya, özellikle de Instagram, işin suyunu çıkardı. Biz bunu yeni keşfetmiş bir nesil olarak biraz da saldırarak kullandık, itiraf edelim. Hayatlarımız giderek bir yarışa dönüştü. Çocuklar okulda, biz işte, evde, mutfakta, hatta özel hayatımızda sürekli bir rekabetin içine girdik”</em> diyen Ersinan’a göre bu görünürlük yarışı artık yormaya başladı: <em>“Pandemi döneminde zirve yapan kendini gösterme sevdası son bir yılda yerini tükenmişlik hissine bıraktı. Yorulduk. Tükendik. Sürekli görünür olmak, sürekli bir şey kanıtlamak artık eskisi kadar cazip gelmiyor.”</em></p>
<p>Tüketim kültürünün de aynı hızın parçası olduğunu düşünen Ersinan, <em>“Her yıl başka kavramlar moda oluyor, başka modaevleri öne çıkıyor, mücevher markaları yeni bilezikler çıkarıyor… Her şey hızla tüketiliyor; adeta kullan-at düzeni. İlişkiler de bundan farklı değil. Emek yok, uğraşmak yok, didinmek yok. Her şey kolay olsun istiyoruz”</em> diye ekliyor. Ve bu nedenle mahremiyetin yeniden değer kazanacağına inanıyor: <em>“Bir kesim artık bütün bunlardan yoruldu. Şimdi insanlar asaletin biraz gizlilikte, biraz mahremiyette olduğunu yavaş yavaş fark etmeye başladı. Bizde bunun bir rönesans ya da reform etkisi yaratması biraz daha zaman alır. Hâlâ anbean ne yediğimizi, nerede olduğumuzu paylaşmaya doymadık. Ama zamanla mahremiyetin yeniden çekici hâle geleceğine inanıyorum.”</em></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KONFERANSTAN ÇOK ORTAMDA BULUNMAK ÖNEMLİ</strong></span></p>
<p><em>“Türkler konferans dinlemeyi çok sevmiyor. Daha çok o ortamda bulunmayı, insanlarla bir araya gelmeyi seviyorlar”</em> diyen Feyzan Ersinan, Boring People için Bodrum’da Formula 1 dünyasının performans koçlarından Nicole Bearne’ün konuşmasından araç simülasyonuna, atölyelerden Telezzüz’ün gastronomi deneyimine uzanan bir kurgu oluşturdu. Şöyle anlatıyor: <em>“İnsanlar gelirken ‘Acaba sıkılır mıyız?’ diye düşünüyordu. Ama 150’den fazla üst düzey ismi Bodrum’da 16 saat boyunca keyifle bir arada tutmak, üstelik her panelin bu kadar yoğun ve interaktif geçmesini görmek benim için büyük bir gururdu. Boring People benim için de büyük bir deneme alanıydı. Başardığımızı düşünüyorum. Tera Holding, Audi, Castrol, Yapı Kredi Özel Bankacılık ve IWC’ye vizyonları için teşekkür ediyorum. Şimdi ikincisi için hazırlıklar başlamış durumda. “</em></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>BAŞARISIZLIK DİYE BİR ŞEY YOK</strong></span></p>
<p>Feyzan Ersinan’ın sorguladığı bir başka kavram da başarı… Şöyle diyor: <em>“Yıllarca Dünya Gazetesi’nde ‘Başarı Öyküleri’ yazdım; yetmişe yakın şirketin hikâyesini anlattım. Yıllar içinde bunların yaklaşık yüzde yedisinin battığını gördüm. Hayat bence başarısızlıklarıyla güzel. ‘Ben başaramadım’ hikâyelerini çok severim.</em> <em>Kendi hayatım bile başlı başına bir başarısızlık öyküsü sayılabilir. Büyük bir imparatorluğun veliahtıyken, ‘Ben sıkıldım, başka bir iş yapacağım’ deyip varını yoğunu satıp sıfırdan başlayana akıllı denir mi? Her yeni kurduğum hayat, bir öncekinin daha iyi versiyonu oldu. Yeter ki korkma. Etik değerlerini kaybetmiyorsan, bu yolda seni kolay kolay kimse deviremez. Benim için başarısızlık diye bir şey yok.”</em></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TÜRK İŞ DÜNYASI ÖRGÜTLENMEYİ UNUTTU</strong></span></p>
<p>Ersinan, iş dünyasında artan ayrışmaya da dikkat çekiyor: “<em>Türk iş dünyası örgütlenmeyi unuttu. Bence bugün en büyük eksiklik bu. Ben bir yayıncı ve network ajansının sahibi olarak insanları, markaları ve iş dünyasını bir araya getirmeye çalışıyorum. Yaptığımız işin önemli bir kısmı doğru insanları birbirine bağlamak, yeni ilişkiler ve iş birlikleri yaratmak. İnsanların biraz fazla ayrıştığını düşünüyorum. Oysa tam tersine, şimdi daha fazla kenetlenme zamanı. <strong>Ali Ağaoğlu</strong>’nun bana öğrettiği ve çok sevdiğim bir cümle vardır: ‘Herkesin işi iyi olsun ki ben de iyi olayım.’ Bence biz bu bakış açısını biraz kaybettik. Yeniden öze dönmemiz gerekiyor. Birlikten kuvvet doğar. Biraz sıkıcı bir tabir belki ama her dönemde geçerliliğini koruyor.”</em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/gosteris-bitti-sikicilar-geliyor-87389</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/8/9/1280x720/gosteris-bitti-sikicilar-geliyor-1789363889.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Herkes görünür olmaya çalışırken onlar ‘sıkıcı’ olmayı seçti. Optimist Group Medya Ajans Başkanı ve Boring People Kurucu Ortağı Feyzan Ersinan’a göre, yeni dönemin asıl meselesi daha çok konuşmak, daha çok göstermek, daha büyük görünmek değil; istikrarla işini yapmak. Boring People da bu fikirden doğdu: “Bugün gösteriş değil istikrar değerli. Çünkü dünyayı değiştirenlerin arkasında binlerce sıkıcı iş var.” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/hayatin-ritmi-degisiyor-evler-de-87387</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayatın ritmi değişiyor, evler de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Evler, hayatın temposuna ayak uyduruyor. Çalışma biçimlerimizden kahve alışkanlıklarımıza, dinlenme şeklimizden gündelik rutinlerimize kadar değişen yaşam biçimimiz, evin içindeki düzeni ve beklentilerimizi de dönüştürüyor. Teknoloji bu yeni düzenin neresinde duruyor? Versuni Türkiye Genel Müdürü <strong>Esin Karadede</strong> sorularımızı yanıtladı.</p>
<p><strong>Son yıllarda evin yalnızca yaşanan bir mekân olmaktan çıktığını görüyoruz. Sizce insanların evleriyle kurduğu ilişkide en büyük değişim ne oldu?</strong></p>
<p>Bence en büyük değişim, evin hayatımızın arka planı olmaktan çıkıp hayatın bizzat kurgulandığı bir alana dönüşmesi oldu. Bugün evde yalnızca yaşamıyor; çalışıyor, dinleniyor, sosyalleşiyor, kendimize zaman ayırıyor ve yeniden dengeleniyoruz. Ev artık ihtiyaçlarımıza göre şekillendirdiğimiz dinamik bir alan.</p>
<p>Bu değişim, evde kullandığımız ürünlere bakışımızı da dönüştürdü. Artık bir ürünün zihinsel yükümüzü nasıl azalttığına ve kişisel ritmimize ne kadar uyum sağladığına bakıyoruz. Kısacası insanlar artık evlerine yalnızca eşya yerleştirmiyor; yaşamak istedikleri hayatı kuruyor.</p>
<p><strong>Akıllı ev teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla evdeki gündelik rutinler de değişti. Sizce ev yaşamını asıl dönüştürecek şey teknoloji mi, yoksa değişen yaşam biçimleri mi?</strong></p>
<p>Bence yönü yaşam biçimleri belirliyor, teknoloji ise bu dönüşümü mümkün kılıyor ve hızlandırıyor. Teknolojinin asıl görevi yeni bir karmaşıklık yaratmak değil, mevcut karmaşıklığı kullanıcıdan almak. İnsanlar rutinlerinden vazgeçmek istemiyor; onları daha az eforla yönetmek istiyor. Bu nedenle geleceği, en fazla özelliğe sahip cihazlardan çok, yaşam ritmine doğal biçimde uyum sağlayan çözümler belirleyecek.</p>
<p><strong>Bugünün tüketicisi satın almadan önce daha fazla araştırıyor ve sizin de söz ettiğiniz gibi hayatına ne kattığını sorguluyor. Versuni olarak bu yeni tüketici profilini nasıl okuyorsunuz?</strong></p>
<p>Bugünün tüketicisi en ucuz ürünü değil, kendisi için en doğru yatırımı arıyor. Teknik özelliklerin ötesinde, “Bu ürün hayatımdaki hangi yükü azaltacak?” sorusunun yanıtını arıyor. Bu nedenle ürün geliştirme sürecini gerçek kullanıcı ihtiyaçlarından başlatıyoruz. Küçük mutfaklarda az yer kaplama, kolay temizlenme, dayanıklılık ve kişiselleştirme gibi beklentileri takip ederek bunları ürünlere taşıyoruz.</p>
<p>İletişim dilinin de değişmesi gerekiyor. Tüketiciye yalnızca bir teknolojinin nasıl çalıştığını değil, temizliğe ayırdığı zamanı nasıl azalttığını veya evdeki bir anı nasıl daha keyifli hale getirdiğini anlatmalıyız. Teknolojinin değeri, gerçek hayattaki karşılığında ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de özellikle dikkatinizi çeken yeni bir alışkanlık ya da beklenti var mı</strong><strong>?</strong></p>
<p>Evde kullandığımız teknolojiler artık yalnızca işlevsel araçlar değil; zevkimizi, yaşam tarzımızı ve nasıl bir atmosfer kurmak istediğimizi de yansıtıyor. Bu nedenle tüketici performansın yanında ürünün rengine, formuna, kapladığı alana ve evdeki diğer objelerle kurduğu uyuma da dikkat ediyor. Türkiye’de bunun en görünür örneklerinden biri “kahve köşeleri”. Eskiden tezgâhın bir köşesine yerleştirilen kahve makineleri bugün salonlarda, çalışma alanlarında veya mutfağın en görünür yerinde sergileniyor.</p>
<p>Bunun yanında Türkiye’de kalite, pratiklik ve dayanıklılığın birlikte talep edildiğini görüyoruz. Yeni premium anlayışını da tam olarak bu bütünlük tanımlıyor.</p>
<p><strong>Kahve artık ülkemizde bir kültür haline geldi. Versuni olarak bu değişimi izlerken özellikle dikkatinizi çeken ne?</strong></p>
<p>Türkiye’de kahve kültürü üzerine yeni katmanlar eklenerek büyüyor. Araştırmalarımız, evlerin yüzde 53’ünden fazlasında geleneksel Türk kahvesi hazırlanırken aynı hanelerde latte, filtre kahve ve soğuk kahve gibi farklı seçeneklere de güçlü bir ilgi olduğunu gösteriyor. En dikkat çekici değişimlerden biri, kahvenin artık günün belirli bir saatine veya tek bir işleve bağlı olmaması. Kahve bazen enerji, bazen kişisel bir mola, bazen de misafirperverliğin dili oluyor. Versuni olarak özellikle kalite ve kolaylığın aynı anda talep edilmesini önemsiyoruz. Türk tüketicisi kafe kalitesini evde istiyor; ancak bunun karmaşık, zaman alan bir süreç olmasını istemiyor. Bu beklenti, kategorideki inovasyonun en önemli itici güçlerinden biri.</p>
<p><strong>Yapay zekâ artık evin içinde de daha görünür halde. Sizce bu gerçekten bir ihtiyaçtan mı doğuyor, yoksa teknoloji şirketlerinin yarattığı yeni bir konfor alanı mı? </strong></p>
<p>Bunu bir “ya ihtiyaç ya da konfor” ikilemi olarak görmüyorum. Gündelik hayatta zaman, dikkat ve karar verme yükü de gerçek ihtiyaçlar. Yapay zekâ tekrar eden seçimleri azaltıyor, kullanıcı tercihlerini hatırlıyor ve daha tutarlı sonuçlar sağlıyorsa gerçek bir ihtiyaca yanıt veriyor demektir.</p>
<p>Bizim için temel ölçüt şu: Yapay zekâ hayatı gerçekten kolaylaştırıyor mu, yoksa yalnızca yeni bir uygulama ve yeni bir ayar mı ekliyor? Tüketiciye fayda sağlamayan teknoloji kalıcı olmaz. En başarılı yapay zekâ, teknolojisini en az hissettiğimiz ama yarattığı kolaylığı en çok hissettiğimiz teknoloji olacak.</p>
<p><strong>Teknoloji bir yandan da hayatımızı daha fazla cihazla ve uygulamayla dolduruyor. Sizce geleceğin evinde gerçekten daha az şey mi olacak, yoksa daha fazla teknoloji mi?</strong></p>
<p>Geleceğin evini ‘daha az eşya, daha çok zekâ ve daha az zihinsel yük’ şeklinde tarif edebilirim. Bence evler görsel olarak daha sade ama işleyiş bakımından daha akıllı hale gelecek. Teknoloji, birbirinden kopuk cihazlar yerine daha bütünlüklü ekosistemler içinde çalışacak. Dolayısıyla hedef evleri daha fazla cihazla doldurmak değil; daha az uğraşla daha iyi sonuç veren bir ortam yaratmak olmalı.</p>
<p><strong>Ev teknolojilerinde sürdürülebilirlik yalnızca enerji tüketimiyle ölçülen bir başlık değil. Tüketicinin sürdürülebilirlik konusundaki beklentilerinde sizce gerçekten bir değişim var mı</strong><strong>?</strong></p>
<p>Kesinlikle var. Tüketici artık yalnızca ‘çevreci’ bir söylem duymak istemiyor; bunun somut karşılığını görmek istiyor. Bu nedenle sürdürülebilirliği sonradan eklenen bir özellik değil, tasarımın başlangıç noktası olarak ele almak gerekiyor. Versuni olarak biz de ürünlerimizin kullanım ömrünü uzatmaya, onarımı ve geri dönüşümü kolaylaştırmaya ve geri dönüştürülmüş malzeme kullanımını artırmaya odaklanıyoruz. 2027 yılına kadar yeni ürünlerimizin tamamını döngüsellik ve enerji verimliliği ilkelerine göre tasarlamayı hedefliyoruz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Kendime ait küçük bir durak…</strong></span></p>
<p><strong> </strong><strong>İş dünyasında sürekli hız ve verimlilik konuşuluyor. Peki sizin hayatınızda “verimli olmak zorunda olmayan” ne var? Size iyi gelen bir ritüeliniz var mı</strong><strong>?</strong></p>
<p>Sabah işe başlamadan önce içtiğim espresso benim için kişisel bir ritüel. Günün ilerleyen saatlerinde kahve bazen enerji, bazen ekiple paylaşılan bir mola veya yeni fikirler için bir düşünme alanı olabiliyor. Ama sabahın ilk fincanında herhangi bir sonuç üretmeye ya da o birkaç dakikayı “verimli” hale getirmeye çalışmıyorum.</p>
<p>Bence hayatın her anı performans üzerinden tanımlanmamalı. Bazen birkaç dakikalığına durmak, zihnin kendi ritmini bulmasına izin vermek, sonrasında yaptığımız pek çok şeyden daha değerli olabiliyor. Benim için kahve tam da böyle bir alan açıyor: Acele etmeden güne geçtiğim, kendime ait küçük bir durak.</p>
<p><strong>Önümüzdeki birkaç yıl içinde ev hayatına baktığımızda bugün bize çok sıradan gelen hangi alışkanlığın tamamen değişeceğini düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Her cihazı her kullanımda ayrı ayrı ayarlama alışkanlığımızın önemli ölçüde değişeceğini düşünüyorum. Yakın gelecekte ev teknolojileri günün saatini, kullanım örüntülerimizi ve kişisel tercihlerimizi öğrenerek uygun seçenekleri kendiliğinden önerecek. Bugün cihazlara komut veriyoruz, gelecekte ise ihtiyaçlarımızı anlayan ve bize seçenek sunan cihazlarla yaşayacağız.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/hayatin-ritmi-degisiyor-evler-de-87387</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/8/7/1280x720/hayatin-ritmi-degisiyor-evler-de-1789363659.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir zamanlar gün sonunda dönülen evlerimiz, bugün hayatımızın büyük bölümünün geçtiği alana dönüştü. Versuni Türkiye Genel Müdürü Esin Karadede ile bu değişimin gündelik alışkanlıklarımıza yansımalarını konuştuk. Karadede’ye göre geleceğin evi, daha fazla teknolojiyle değil, daha az zihinsel yükle şekillenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
