<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/bag-kurmak-mi-bagimli-olmak-mi-77805</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bağ kurmak mı, bağımlı olmak mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen gün bir restoranda akşam yemeği yiyordum. Yan masada dört kişilik bir aile vardı: anne, baba ve iki çocuk… Muhtemelen yorucu bir günün ardından birlikte yemeğe çıkmışlardı. Bir süre onları izledim. Bütün akşam boyunca babanın gözleri telefonundaydı; e-postalarına cevap veriyordu. Anne ise gelen mesajlara bakıyordu. Çocuklar da başlarını neredeyse hiç kaldırmadan telefonlarında oyun oynuyor, sosyal medyada dolaşıyor, arkadaşlarıyla yazışıyordu.</p>
<p>Hayatlarındaki en önemli insanlarla akşam yemeğinde buluşmuşlardı; buna rağmen aralarında tek bir sohbet geçmiyordu. Kimse kimsenin gününü merak etmiyordu. Oysa tam da böyle anlarda birbirlerinin hikâyelerini dinlemeleri, anları paylaşmaları gerekmiyor muydu? </p>
<p>Dayanamadım ve telefonumu çıkarıp fotoğraflarını çektim. İlginç olan şu ki, fotoğraf çektiğimin farkına bile varmadılar. Maalesef, günümüzde bu manzara artık sıradan gibi algılanıyor. Aslında durum hiç de öyle değil.</p>
<p>Uzmanlar sosyal medya ve akıllı telefonların özellikle gençler ve yetişkinler için yeni bir bağımlılık türü yarattığını söylüyor.</p>
<p>Bugün gençler ergenliğe geçiş yaparken hayatlarına sosyal medya ve akıllı telefonlar da giriyor. Farkında olmadan beyinlerinde tehlikeli bir alışkanlık oluşuyor. Stresli olduklarında, problemle yüzleştiklerinde ailelerine, arkadaşlarına yaslanmak yerine sosyal medyaya ve video oyunlarına sığınıyorlar. Sonuçta ortaya odasına kapanan, giderek içine çekilen, yalnızlaşan çocuklar ve yetişkinler çıkıyor.</p>
<p>Bu yalnızlığın sonuçlarını giderek daha açık biçimde görüyoruz. Araştırmalar son yıllarda intihar oranlarında ciddi bir artış olduğunu gösteriyor. Amerika’da bazı yaş gruplarında intihar nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı, trafik kazalarında ölenlerin sayısını geçmeye başladı.</p>
<p>Amerika’nın son 40 yıldır kanayan yarası olan toplu silahlı saldırıların arkasında da yine bu yalnızlık duygusu yatıyor.</p>
<p>1960’lı yıllarda Amerika’da <strong>sadece bir okul saldırısı</strong> kayıtlara geçmişti. 1980’lerde bu sayı <strong>27’ye</strong> çıktı. 1990’larda <strong>58’e</strong> yükseldi. Son on yılda ise <strong>120’nin üzerinde</strong> okul saldırısı yaşandı.</p>
<p>Araştırmalar okul saldırılarının yaklaşık <strong>yüzde 70’inin 1980 sonrası doğan gençler tarafından gerçekleştirildiğini</strong> gösteriyor. Bu saldırıları gerçekleştiren kişilerin hayat hikâyelerine bakıldığında ise bazı ortak noktalar dikkat çekiyor.</p>
<p>Anne ve babaları tarafından yeterince ilgi görmemişler. Okulda arkadaşları tarafından önemsenmemişler. Öğretmenleri tarafından azarlanmışlar. Kısacası yalnızlıklarına terk edilmişler.</p>
<p>Üstelik bu gençler saldırılarını genelde kendi yaşadıkları topluluk içinde yapıyorlar. Yani tanımadıkları insanlara değil adeta yalnızlıklarının sorumlusu olarak gördükleri kişilere öfke besliyorlar.</p>
<p>Geçen hafta Türkiye’de benzer olayların yaşandığını duyduğumda içimi derin bir hüzün kapladı.</p>
<p>Amerika’nın en büyük sorunlarından biri haline gelen yalnızlık probleminin Türkiye’ye sıçramaya başladığını fark ettim.</p>
<p>Bu noktada başka faktörleri suçlamadan önce belki de aynaya bakmanın zamanı gelmiştir.</p>
<p>Çocukları ve gençleri ekranlardan koparmanın yolu yasaklardan değil, <strong>bağ kurmaktan</strong><strong> </strong>böylelikle hayatı anlamlı hale getirmekten geçiyor.</p>
<p>Daha fazla ‘an’da kalmaya… Karşımızdakini gerçekten dinlemeye… Daha çok insanı takdir etmeye… Daha fazla empati kurmaya, derinleşmeye zaman ayırmamız gerekiyor.</p>
<p>Sosyal medya bağımlılığının yerine <strong>bağ kurmayı</strong>, hayatı anlamlandırmayı koymalıyız.</p>
<p>Farkında olmadan esir olduğumuz sanal dünyanın bizi giderek yalnızlaştırdığını ve bunun bedelinin sandığımızdan çok daha ağır olduğunu kabul etmeliyiz.</p>
<p>İnsan aç olduğu için değil, kendini yalnız hissettiği için hayatına son verir.</p>
<p> </p>
<p><br /><br /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/bag-kurmak-mi-bagimli-olmak-mi-77805</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/0/5/1280x720/bag-kurmak-mi-bagimli-olmak-mi-1777008725.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘An’da kalmaya, karşımızdakini gerçekten dinlemeye, empati kurmaya, derinleşmeye daha fazla zaman ayırmalıyız. Sosyal medya bağımlılığının yerine hayatı anlamlandırmayı koymalıyız. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/veganlarin-sosyal-sinavi-77803</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Veganların ‘sosyal’ sınavı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kabul etmek gerekirse bundan 10 yıl öncesine göre veganlar için işler eskisi kadar zor değil. Çoğu restoranın vegan seçeneği var ve bu seçenekler eskiden olduğu gibi salata ya da patates kızartmasından ibaret değil. Ama yine de tüm sorun çözülmüş değil, sosyalleşmek belli nedenlerden ötürü hala kolay değil. Sorulan garip sorular, aç kaldığını düşünen ağlamaklı bakan gözlere rağmen veganlar hayatta kalmak için sosyal becerilerini son damlasına kadar kullanıyor. Özellikle bayram gibi büyük aile buluşmaları bitki bazlı beslenenler için tam bir mücadele sürecine dönüşüyor.</p>
<p>Hepçiller ve veganların paylaştığı ortak aktivitelerde veganların yaşadığı zorlukları ABD’de bir üniversiteden iki akademisyen araştırdı. Concordia Üniversitesi’nden iki araştırmacının yaptığı bir çalışma, veganların beslenme ve etik anlayışlarındaki farklılıkların arkadaşları, aileleri ve diğerleriyle ilişkilerinde ve toplumda nasıl yol aldıklarını, bu farklılıkların gerilimlere ve ‘kopmalara’ nasıl yol açtığını inceledi.</p>
<p>Çalışma, veganlar için üç tür sosyal çatışma belirledi. Bunlar, yemekler ve toplantılar gibi ortak etkinlikler etrafında, vegan topluluğu içinde insanların hangi seçimlerin kabul edilebilir olduğu konusunda anlaşmazlığa düşebileceği durumlarda ve pazarda vegan dostu ürünler ile menüler bulmanın zor olabileceği durumlarda ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>DÖRT FARKLI DAVRANIŞ</strong></p>
<p>Çalışma ayrıca, vegan beslenme tarzını benimseyen kişilerin et yiyenlerle alışveriş yaparken, yemek pişirirken ve yemek yerken genellikle dört farklı davranış sergilediğini ortaya koydu. Çalışmaya göre bu dört farklı davranış şöyle: İlki, veganların gıda etiketleri, menüler, yaygın vegan olmayan malzemeler hakkında bilgi edinmeleri ve seçimlerini, genel yaşam tarzlarını vegan olmayanlara açıklamaya çalışmaları anlamına gelen <strong><em>‘Çözme’</em></strong>. İkincisi; veganların, alanı paylaşmak için kendi yemeklerini ve malzemelerini toplantılara getirmeleri ancak yiyecek paylaşımından kaynaklanabilecek sürtüşmeden kaçınmaları anlamına gelen <strong><em>‘Ayrışma’</em></strong>, üçüncüsü, veganların, vegan almayanlarla ilişkilerden ve ortak yemeklerden tamamen kaçınan, uzlaşmaz bir yaklaşımı ifade eden <strong><em>‘Vazgeçme’</em></strong>, sonuncusu ise veganların, geçinmek için inançlarını ve yaşam tarzlarını çatışmadan kaçınma ile dengelemeye çalışmaları anlamına gelen <strong><em>‘bukalemunlaşma’</em></strong> (kod değiştirme)…</p>
<p>Bu çalışma, çalışmanın yazarlarından biri ve Kanada’nın Quebec eyaletindeki HEC Montréal’de Pazarlama Doçenti <strong>Aya Aboelenien</strong>’in doktora tezine dayanıyor. Çalışmanın ortak yazarı <strong>Zeynep Arsel</strong>, Batı Montréal’deki John Molson İşletme Okulu’nda profesör ve araştırma başkanı ve Aboelenien’in eski doktora danışmanı.</p>
<p>Çalışmanın yazarlarından Aboelenien, araştırmaya yönelik yaptığı açıklamada, <em>“Elektrikli araba kullanmak veya yeşil, sürdürülebilir bir yaşam tarzı benimsemek gibi etik nedenlerle normdan ayrı durursanız, başkaları bunu uzun zamandır uyguladıkları pratiklere ahlaki bir bakış açısı dayatmaya çalıştığınız şeklinde algılayabilir”</em> dedi. Çalışma Tüketici Araştırmaları Dergisi’nde, <em>“Etoburların Dünyasında Vegan Olarak Hayatta Kalmak: Ortak Alışkanlıklarda İlişkisel Kırılmalar”</em> başlığıyla yayımlandı. Aboelenien, halihazırda vegan olan, veganlığı hedefleyen ve veganlığı bırakmış kişilerle 21 uzun görüşme yaparak veri topladı. Bu kişilerin bazıları birkaç haftadır, bazıları ise 13 yıldır vegandı. Görüşülenlerin tamamı etik kaygılarla motive olmuştu ve sağlık veya dini nedenlerle vegan olanlar kapsam dışında bırakıldı.</p>
<p>Aboelenien ayrıca gazetelerden, bloglardan, sosyal medyadan, podcast’lerden, YouTube videolarından ve yorumlarından, kitaplardan ve belgesellerden vegan yaşam öyküleri ve ek ikincil veriler topladı ve analiz etti. Pazar etkinliklerine, vegan festivallerine, oturma eylemlerine ve protestolara katılarak saha görüşmeleri yaptı ve gözlemsel veriler kaydetti.</p>
<p><strong>STRES NEDENİYLE VAZGEÇMEK</strong></p>
<p>Aboelenien, <em>“Konuştuğum birçok kişi, karşılaştıkları kişisel zorlukları tartışmak istiyordu ve bu zorluklar çoğu durumda onları vegan yaşam tarzını sürdürmekten caydırıyordu. Birçoğu, kişisel ilişkilerindeki stres nedeniyle veganlıktan vazgeçti”</em> dedi.</p>
<p>Geçen yıl, Bitki Bazlı Doktor kitabının yazarı <strong>Dr. Gemma Newman</strong> da, veganların et yiyen kimliklere karşı oluşturabileceği sembolik ‘tehdit’i ele aldığı bir video yayımladı. Videoda Newman, <em>“Kimse yargılanmaktan hoşlanmaz. Bu, anında savunma mekanizmalarımızı harekete geçirir ve benlik duygumuzu tehdit eder; bu tehdit o kadar güçlüdür ki, güçlü bir tepki vermemiz için yargının gerçek olması bile gerekmez”</em> dedi.</p>
<p>Çalışmaya göre aktiviteye katılan diğer kişilerin vegan ürünleri reddetmesi, yemek masasında bölünmeye yol açıyor ve veganları dışlanmış konuma getiriyor. Bu durum, uygulamalarının ilişkiselliğini bozuyor ve kopmaya neden oluyor. Bu nedenle bazen veganlar etkinliklere çağrılmıyor ya da veganlara uygun yiyecek olmadığı belirtiliyor. Hatta çalışmaya katılan bazı katılımcılar, hepçillerin veganların yemeklerine hayvansal içerikler (örneğin, yumurta veya tereyağı) eklediklerini ve bunu ya iletmediklerini ya da bu içerikleri kasıtlı olarak yemeklerde sakladıklarını dile getiriyor. Sanırım bu, tüm veganların en büyük kabuslarından biri.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/veganlarin-sosyal-sinavi-77803</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/0/3/1280x720/veganlarin-sosyal-sinavi-1777008594.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Menüler değişti, seçenekler çoğaldı; ama veganlar için en zor olan hâlâ aynı: Dışlanmadan, sorgulanmadan aynı masada kalabilmek. Veganların yaşadığı bu sosyal hayatta kalma mücadelesi, akademisyenlerin araştırmalarına da konu oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/cesur-tasarimin-elektrikli-evrimi-yeni-nissan-juke-ev-77802</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> CESUR TASARIMIN ELEKTRİKLİ EVRİMİ Yeni Nissan Juke EV</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Nissan’ın son dönem strateji değişikliklerine baktığımızda, şirketin on yılı aşkın süredir devam eden aşırı kapasite ve sürdürülemez yatırım döneminden çıkış için yepyeni fikirlerle, hatta defansif/ofansif tezat yaklaşımlarla yön değiştirdiğini görüyoruz. Çinlilerle rekabet için Çinlilerle ortak modeller, ABD için diğer modellerin uyarlamaları ve ittifaktaki diğer gruplarla daha kârlı içerikler yaratarak; büyümeyi her şeyin önüne koyan eski anlayışın terk edilerek önce finansal sağlığın ve operasyonel disiplinin tesis edilmesini şart koşuyor. Küresel üretimde 7 nokta azaltılırken, portföyde 11 model düşürülüyor; ancak bu sayısal azalma ‘genişlikten ziyade derinlik’ felsefesiyle açıklanıyor.</p>
<p>İşte tam bu noktada, Avrupa için tam tersi bir hareket planlanıyor; bölgedeki 15 modelin önümüzdeki dönemde artacağı açıklanıyor. Görünürdeki bu çelişki, Nissan’ın stratejik mantığını da açıklıyor… Düşük performanslı araçlar elenirken, Avrupa’daki güçlü segmentlerde -özellikle de Juke gibi ikon modellerde- yoğunlaşarak her birinde yüksek hacimler hedefleniyor. İşte bu sağduyulu ama cesur stratejinin ilk somut ürünlerinden biriyle karşı karşıyayız; üçüncü nesil, tamamen elektrikli Nissan Juke…</p>
<p>Juke, 2010’da ilk kez sahneye çıktığında, kompakt crossover dünyasında bir devrim yaratmıştı. Sıradışı, cesur ve kuralları yıkan tasarımıyla tam 1.5 milyon Avrupalı sürücünün kalbini kazanan bu ikon model, şimdi üçüncü nesliyle bambaşka bir boyuta geçiyor ve tam elektrikli oluyor. Japon üreticinin Japonya’daki genel merkezinde düzenlenen Vision etkinliğinde tanıtılan tümüyle yeni, tamamıyla elektrikli Juke, Nissan’ın Avrupa’daki elektrifikasyon stratejisinde Leaf’in peşinden gelecek en kritik dönüşüm basamağı. Ve söylemeliyim ki, bu geçiş, Juke’un ruhuna fazlasıyla yakışıyor!..</p>
<p>Yeni Juke EV’de ilk göze çarpan şey, tasarım dilindeki evrimin de taviz vermeden yine keskin hatlar, kaslı çamurluklar ve o ikonik yuvarlak farların sadece daha da sivrilmesi, daha da agresif bir ifadeye bürünmüş olması. Ön panjur tamamen kapatılmış olsa da, alt bölümdeki hava girişleri ve keskin tampon tasarımıyla yırtıcı bakışını koruyor. Yine şehrin caddelerine meydan okuyan bir savaşçı izlenimi yaratılmış.</p>
<p>Teknik tarafta ise yeni Juke EV, tıpkı yeni nesil Leaf gibi, Nissan’ın gelişmiş CMF-EV modüler platformu üzerine geliştirilmiş. Bu platform, daha önce Ariya ve şimdi de yeni Leaf ile başarısını kanıtlamış, alçak taban yapısı sayesinde ağırlık merkezini mükemmel bir şekilde aşağı yayan bir mimari. Juke özelinde bu, zaten çevik olan modelin yol tutuşuna yeni bir boyut kazandıracak. Suspansiyon sisteminde önde MacPherson gergi kolu, arkada ise bağımsız çok bağlantılı multi-link bir yapı kullanılacak. Bu kombinasyon, hem şehir içinde yumuşak bir konfor hem de virajlarda dengeli, yalpalama hissini minimuma indiren bir sürüş vaat edecek. Yani yeni Juke, sadece görüntüde agresif olmayacak, aynı zamanda virajlara yapışan bir karakter de sergileyecek.</p>
<p><strong>HER SÜRÜCÜYE HİTAP EDİYOR</strong></p>
<p>Batarya ve menzil konusunda ise Leaf’ten bildiğimiz iki farklı seçeneğin Juke için de geçerli olmasını bekliyoruz. Leaf’teki 52 kWh ve 75 kWh’lik batarya paketleri, sırasıyla 436 km ve 621 km gibi segmentinin en iyileri arasında gösterilen WLTP menzil değerlerini sağlıyor. Juke’un biraz daha kompakt yapısı ve muhtemelen daha hafif olacağı düşünüldüğünde, en az bu rakamlar kadar değerler sunması sürpriz olmayacak. Hatta 75 kWh’lik versiyonda 112 km/h otoyol hızında 433 km menzil gibi gerçek kullanım verisi, Juke EV’i uzun yol kabusu yaşatan araçlar kategorisinden çıkarıp güvenle şehirler arası seyahat edebilen bir modele dönüştürebilir. Enerji tüketiminde ise 7.24 km/kWh gibi oldukça verimli bir seviye öngörülüyor.</p>
<p>Şarj altyapısı ve zaman yönetimi başlıklarında da Juke EV’nin de Leaf ile paylaştığı en kritik özelliklerden biri, 150 kW DC hızlı şarj desteği… Bu sayede 75 kWh’lik bataryayı sadece 30 dakikada yüzde 20’den yüzde 80’e şarj edilebilecek. Hatta aynı sürede 439 km menzil kazanılabilecek. Ayrıca Vehicle-to-Load V2L özelliği ile 3.1 kW çıkış gücü sayesinde kamp alanında küçük ocak çalıştırılabilecek. Hatta yakın gelecekte Vehicle-to-Grid V2G desteği ile evinize ve şebekeye elektrik de verilebilecek.</p>
<p>Performans tarafında da Juke’un agresif tarzı devam edecek. 215 HP 355 Nm tork üretmesi beklenen e-Juke, 0’dan 100 km/h’ye hızlanmasını Sport modunda 7.6 saniyenin altına çekecek. Nissan’ın e-Pedal Step tek pedallı sürüş özelliği ve ProPILOT Assist ile entegre adaptif hız sabitleyici sistemlerinin sürüş konfor ve keyfini de artıracağını tahmin edebiliyoruz. Ayrıca arka çapraz trafik uyarısı, şerit takip asistanı ve 3D Around View Monitor gibi sürücü destek sistemleri, hem şehrin dar sokaklarda manevraları hem de uzun otoyol seyahatlerinde kolaylık sağlayacak.</p>
<p>İngiltere Sunderland’de üretime hazırlanan Juke EV, tam 1 yıl sonra Nissan’ın EV36Zero stratejisinin en önemli oyuncusu olacak.</p>
<p>Kompakt bir crossover’da hem göz alıcı bir karakter hem de ileri teknoloji aranıyorsa -ki, lüks artık sadece deri döşeme değil, aynı zamanda ne kadar ileri görüşlü bir teknolojiye sahip olduğunuzla da ilgili- yeni Juke EV şimdiden rakiplerini korkutmaya başlıyor. Üstelik; Juke ile Leaf arasında paylaşılan yüksek birikimli mühendislik, artık farklı karakterlerle sunularak, elektrikli çağda her sürücü profiline hitap eden doğru bir strateji izleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/cesur-tasarimin-elektrikli-evrimi-yeni-nissan-juke-ev-77802</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/0/2/1280x720/cesur-tasarimin-elektrikli-evrimi-yeni-nissan-juke-ev-1777008420.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlk neslinden bu yana tasarımında aykırı olmayı tercih eden küçük İngiliz Japon, artık modern tekniğini derinleştiriyor ve agresif karakterini daha da yükseltiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/gunun-temposuna-eslik-eden-tatlar-77800</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Günün temposuna eşlik eden tatlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Etiler’de konumlanan Cozy, 40 yıllık bir villada hayat bulan çok yönlü bir alan. Gün içinde bilgisayarını açıp çalışanlardan öğle arasında kısa bir mola verenlere, akşam saatlerinde uzun sofralar kuranlardan geceye karışanlara kadar farklı ihtiyaçlara aynı anda karşılık veriyor. Mekânın bu akışkan yapısı, mutfağına da yansıyor. <em>Hafta</em> için bir araya geldiğimiz Cozy Kurucu Ortağı ve Şefi <strong>Hüseyin Kılıç</strong>’ın liderliğinde şekillenen menü; bir yanda hafif ve dengeli bowl’lar, taze makarnalar ve sağlıklı tabaklar sunarken, diğer yanda odun ateşinde pişen pizzalar, deniz ürünleri ve katmanlı lezzetleriyle öne çıkan imza tabaklarla derinleşiyor. İlk bakışta sade görünen ama ayrıntılarda zenginleşen bu yaklaşım, Cozy’yi, yemekle özdeşleşmenin yanında, günün farklı anlarına eşlik eden yaşayan bir deneyim alanına dönüştürüyor.</p>
<p><strong>Cozy, Etiler’de kısa sürede güçlü bir buluşma noktasına dönüştü. Sizce burayı sadece bir restoran olmaktan çıkaran temel unsur ne?</strong></p>
<p>Bence en temel unsur, Cozy’nin bir ‘mekân’ değil, başlı başına bir deneyim alanı olarak kurgulanmış olması. İnsanlar Cozy’ye sadece yemek yemek için değil, çalışmak, sosyalleşmek, dinlenmek ve kendilerini iyi hissetmek için geliyor. Atmosfer, müzik, servis dili, ilgili bir ekip ve profil bir araya gelince doğal olarak güçlü bir topluluk oluştu. Bu da Cozy’yi klasik restoran tanımının ötesine taşıdı.</p>
<p><strong>Özellikle öğle menüsünü kurgularken şehir hayatının temposunu nasıl analiz ettiniz?</strong></p>
<p>Bebek ve Etiler’in ritmini yıllardır çok iyi gözlemledik. İnsanların zamanı sınırlı ama beklentisi oldukça yüksek. Bu nedenle öğle menüsünü hızlı servis edilebilen, aynı zamanda tatmin edici tabaklar üzerine kurduk. Hafif ama doyurucu, sade ama karakterli bir menü dili oluşturduk. Böylece hem iş arasında hızlı bir kaçamak yapılabilir hem de gerçekten keyifli bir gastronomi deneyimi yaşatan bir yapı hedefledik.</p>
<p><strong>Spor sonrası ya da yoğun iş günlerinde gelen misafirleri düşünerek menüyü nasıl şekillendirdiniz?</strong></p>
<p>Bugünün şehir insanı ve müşterilerimiz ne tükettiğinin çok daha fazla farkında. Bu nedenle menü kurgusunda dengeyi merkezde tuttuk. Protein ve sebze ağırlıklı seçenekler, hafif karbonhidratlar ve taze, yalın ürünler menüyü hazırlarken motivasyonumuzu oluşturdu. Lezzetten ödün vermeden iyi hissettiren; vegan, vejetaryen ve glütensiz alternatifleri güçlü şekilde sunmaya özen gösteriyoruz.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/69eafe5fa6ee9-1777008223.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p><strong>Menülerinizi sık sık güncelliyorsunuz. Bu dinamizmi besleyen ilham kaynaklarınız neler?</strong></p>
<p>Seyahatler, farklı mutfaklar, izlediğim içerikler ve günlük yaşamın kendisi en büyük ilham kaynaklarımız. İlham bazen ziyaret ettiğim bir şehirden, bazen çok yalın bir üründen gelebiliyor. Aynı zamanda ekiple sürekli konuşuyor, deniyor ve geliştiriyoruz. Cozy’de mutfağı, ekip arkadaşlarımın kendilerini ifade edebildikleri, yeni şeyler deneyip geliştirebildikleri yaratıcı bir alan olarak görüyorum. Bu yüzden menü hiçbir zaman sabit kalmıyor, bizimle birlikte sürekli evriliyor.</p>
<p><strong>Cozy mutfağının ‘imza lezzeti’ sizce hangi tabakla en iyi anlatılır?</strong></p>
<p>Tek bir tabak seçmek zor ancak Cozy’yi en iyi anlatan şey; ilk bakışta sade görünen fakat detaylı düşünülmüş ve katmanlı lezzetler sunan tabaklar. Örneğin; ince dilimlenip gül formunda sarılarak fırında yavaş pişirilen, kaju kreması ve sumak ekşisiyle servis edilen pancar carpaccio, avokadonun spiral çiçek formunda kullanıldığı karides tostada, uzun saatler pişen dana kaburga, taze makarnalarımız ve odun ateşinde hazırlanan ekşi mayalı pizzalarımız… Her biri ilk bakışta yalın, ancak tattıkça katmanlanan bir deneyim sunuyor. Aslında Cozy’nin imzası tam olarak bu yaklaşım.</p>
<p><strong>Pop-up gecelerini önümüzdeki dönemde farklı şehirlerden veya ülkelerden şeflerle yeniden düzenlemeyi planlıyor musunuz?</strong></p>
<p>Evet, bu bizim çok önemsediğimiz bir alan. Farklı şehirlerden ve ülkelerden şeflerle yeniden bir araya gelmek istiyoruz. Şu anda birkaç isimle görüşme aşamasındayız. Amacımız sadece bir yemek sunmak değil; iki farklı bakış açısının birleştiği özel akşamlar yaratmak. Bu süreç aynı zamanda ekibimize yeni teknikler, yeni bakış açıları ve ilham katıyor. Âdeta mutfakta bir ustayla birlikte çalışmak gibi.</p>
<p><strong>En son Muse Contemporary ile bir iş birliğiniz oldu. Yakın zamanda yeni sanat iş birlikleri veya farklı disiplinlerle proje çalışmaları var mı?</strong></p>
<p>Sanat, yatırımcı yapımız RMA Holding’te olduğu gibi Cozy’de de çok önemli bir parça. Mimarımız <strong>Rezzan Benardete</strong> ile bunu en başından itibaren ön planda tuttuk. Kış bahçesindeki duvarlardan zemin desenlerine, barda kullanılan seramik eserlere kadar birçok detay birer sanat ürünü. Yemeği sanatı bir araya getiren projeler bizi çok heyecanlandırıyor. Yeni dönemde de farklı sanatçılar ve disiplinlerle iş birlikleri planlıyoruz. Cozy’i sadece gastronomiyle sınırlı tutmak istemiyoruz; yaşayan, üreten ve ilham veren bir alan olarak geliştirmeye devam edeceğiz.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/gunun-temposuna-eslik-eden-tatlar-77800</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/0/0/1280x720/gunun-temposuna-eslik-eden-tatlar-1777008261.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Etiler’de kısa sürede güçlü bir müdavim kitlesi yaratan Cozy, gastronomiyi gündelik hayatın doğal bir parçasına dönüştürüyor. Şef Hüseyin Kılıç “Hafif ama doyurucu, sade ama karakterli bir menü dili oluşturduk” diyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
