<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/detaylarin-gucu-77298</guid>
            <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Detayların gücü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İlkbahar sezonu, erkek modasında aksesuarların rolünü kökten değiştiren bir dönemi temsil ediyor. Uzun yıllar boyunca aksesuarlar, erkek stilinde tamamlayıcı ve geri planda kalan unsurlar olarak görülse de bu sezon tablo tamamen değişiyor. Artık aksesuarlar yalnızca bir detay değil, stilin merkezini oluşturuyor. Minimal ama bilinçli dokunuşlar, sade kombinleri bile güçlü ve karakter sahibi bir görünüme dönüştürüyor. Erkek modasında ‘az ama etkili’ anlayışı, aksesuarlar üzerinden en net şekilde kendini gösteriyor. İlkbaharın hafifleyen dokusu, aksesuar kullanımına da yansıyor. Kışın ağır ve fonksiyonel parçalarının yerini daha zarif, rafine ve çok yönlü aksesuarlar alıyor. Bu sezon erkekler için aksesuar seçimi yalnızca estetik bir tercih değil; aynı zamanda yaşam tarzını yansıtan bir ifade biçimi hâline geliyor.</p>
<p>Stil artık yalnızca kıyafetlerle değil, o kıyafetleri tamamlayan detaylarla anlam kazanıyor. Çanta, gözlük, şapka, kemer ve takı gibi parçalar görünümün merkezine yerleşiyor; erkek stilini daha bilinçli ve özgün bir noktaya taşıyor. Sezonun mesajı net: Detaylar, stilin kendisi.</p>
<p>İşte 2026 İlkbahar sezonunun öne çıkan beş aksesuar trendi:</p>
<ol>
<li><strong> FONKSİYONEL ŞIKLIK</strong><br />Günlük yaşamın temposuna uyum sağlayan çapraz askılı çantalar, 2026 İlkbahar sezonunda erkek stilinin vazgeçilmez parçalarından biri hâline geliyor. Bu sezonun belirleyici detayı ise çantaların küçülmesi ve sadeleşmesi. Büyük ve hacimli modeller yerini daha kompakt ve rafine tasarımlara bırakıyor. Deri, teknik kumaş ve mat yüzeyli materyallerle üretilen bu çantalar hem dayanıklı hem de estetik bir görünüm sunuyor. Siyah, koyu kahve ve taş tonları öne çıkarken, logosuz ve temiz tasarımlar modern erkek stilini destekliyor. Şehir içinde ya da seyahatte pratik kullanım sunan bu parçalar, stilin güçlü bir tamamlayıcısına dönüşüyor.</li>
<li><strong> KARAKTERİN İMZASI</strong><br />2026 İlkbahar sezonunda güneş gözlükleri, stilin en belirleyici aksesuarlarından biri. İnce ve klasik çerçeveler yerini daha kalın, net ve iddialı formlara bırakıyor. Özellikle kare ve dikdörtgen çerçeveler, yüz hatlarını vurgulayan güçlü bir ifade yaratıyor. Cam renklerinde füme, kahverengi ve hafif degrade tonlar öne çıkarken; çerçevelerde siyah, kemik rengi ve transparan detaylar dikkat çekiyor. Bu sezon güneş gözlüğü, yalnızca bir ihtiyaç değil; stilin karakterini belirleyen güçlü bir unsur.</li>
<li><strong> SPORTİFTEN SOFİSTİĞE GEÇİŞ</strong><br />Şapkalar, 2026 İlkbahar sezonunda erkek stilinde yeniden yükselişe geçiyor. Ancak bu sezon daha sade, daha temiz ve daha çok yönlü modeller öne çıkıyor. Baseball cap’ler minimal formda sunulurken, bucket hat ve hafif kumaşlı şapkalar da dikkat çekiyor. Pamuk ve nefes alabilen kumaşlardan üretilen bu aksesuarlar, geçiş mevsiminde hem konfor hem stil sağlıyor. Pastel tonlar, açık gri ve bej gibi nötr renkler ön planda. Şapka kullanımı artık yalnızca sportif bir tercih değil; şehir stilinin doğal bir parçası.</li>
<li><strong> KÜÇÜK AMA ETKİLİ DOKUNUŞ</strong><br />2026 İlkbahar sezonunda kemerler, erkek stilinde daha ince ve zarif bir hâl alıyor. Kalın tokalar ve dikkat çekici tasarımlar yerini sade, mat yüzeyli modellere bırakıyor. Bu değişim, genel stil anlayışındaki sadeleşmenin bir yansıması. İnce deri kemerler, özellikle hafif terzilik trendiyle birlikte öne çıkıyor. Açık ton pantolonlarla kullanılan kahve tonları ya da klasik siyah seçenekler, kombini dengeli ve sofistike bir görünüme taşıyor. Küçük bir detay gibi görünse de etkisi oldukça büyük.</li>
<li><strong> KİŞİSEL İFADENİN YENİ YOLU</strong><br />Erkek modasında takı kullanımı, 2026 İlkbahar sezonunda daha bilinçli ve rafine bir noktaya ulaşıyor. Büyük ve gösterişli parçalar yerini ince zincirlere, sade bilekliklere ve minimal yüzüklere bırakıyor. Bu yaklaşım, stile daha kişisel ve modern bir dokunuş katıyor. Gümüş tonları öne çıkarken, altın detaylar daha dengeli ve yumuşak bir şekilde kullanılıyor. Takılar artık yalnızca bir aksesuar değil; bireysel stilin bir uzantısı. Doğru seçilmiş tek bir parça bile kombine güçlü bir kimlik kazandırabiliyor.</li>
</ol> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/detaylarin-gucu-77298</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/9/8/1280x720/detaylarin-gucu-1776405900.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026 İlkbahar sezonu, erkek modasında aksesuarları merkez sahneye taşıyor. Minimal ama bilinçli seçimler, stilin karakterini baştan tanımlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/bir-zamanlar-cannesda-dolce-vita-77288</guid>
            <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir zamanlar Cannes’da Dolce Vita!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ara Güler Müzesi, foto muhabirliğinin efsane isimlerinden Ara Güler’in Cannes Film Festivali’nde çektiği kareleri bir araya getiren ‘CANNES!’ sergisiyle sinemanın altın çağına kapı aralıyor. 22 Nisan’da ziyarete açılacak sergi, sanatçının arşivinden ilk kez gün yüzüne çıkan fotoğraflarla, 1950’lerin sonu ile 1960’ların kültürel atmosferini bugüne taşıyor.</p>
<p>Bu dönem, Cannes Film Festivali’nin yalnızca sinema endüstrisinin değil, aynı zamanda küresel yıldız kültürünün de merkezine yerleştiği yıllar olarak öne çıkıyor. Fransız Rivierası’nın simge hattı La Croisette boyunca uzanan oteller, plajlar ve kalabalıklar, festivalin cazibesini besleyen başlıca unsurlar arasında. Sergi de tam bu noktada, kırmızı halının ışıltısını olduğu kadar festivalin gündelik akışını ve perde arkasını görünür kılıyor.</p>
<p>Ara Güler’in objektifinden yansıyan karelerde Brigitte Bardot’dan Sophia Loren’e, Grace Kelly’den Federico Fellini’ye, Orson Welles’ten François Truffaut’ya uzanan geniş bir isim listesi yer alıyor. Ancak sergi yalnızca yıldız portreleriyle sınırlı kalmıyor; hayran kalabalıkları, foto muhabirleri ve festivalin görünmeyen yüzü de bu anlatının önemli parçaları arasında.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/69e1c4261300f-1776403494.jpg" alt="" width="500" height="500" /></p>
<p>Sergi üç ana bölüm etrafında kurgulanıyor. <em>‘Sahne’</em> bölümünde Cannes, bir film seti gibi ele alınırken; ‘<em>Festival’</em> bölümünde gösterimler, basın toplantıları ve ödül törenleri izleyiciyle buluşuyor. <em>‘Kutlama’</em> bölümünde ise sahil boyunca uzanan gece hayatı, davetler ve partiler aracılığıyla dönemin enerjisi aktarılıyor. Bu yapı, izleyiciye yalnızca bir sergi gezme deneyimi değil, aynı zamanda bir dönemin ruhunu hissetme imkânı sunuyor.</p>
<p>Ara Güler’in Cannes ile ilişkisi 1957 yılına uzanıyor. O tarihten itibaren festivali düzenli olarak takip eden sanatçı, Yeni İstanbul gazetesi ve Hayat Mecmuası için hazırladığı foto-röportajlarla Cannes’ın görsel hafızasını oluşturuyor. Sergide bu fotoğraflara, dönemin gazete kupürleri, kontakt baskılar ve sanatçının basın kartları gibi arşiv materyalleri de eşlik ediyor.</p>
<p>Doğuş Grubu’nun katkılarıyla 2016 yılında hayata geçirilen Ara Güler Müzesi’nde gerçekleşen ‘CANNES!’ sergisi, 11 Ekim 2026’ya kadar ziyaret edilebilecek. Ücretsiz olarak gezilebilen sergi, sinema tarihinin en parlak dönemine tanıklık etmek isteyenler için güçlü bir zaman yolculuğu vaat ediyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/bir-zamanlar-cannesda-dolce-vita-77288</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/8/8/1280x720/bir-zamanlar-cannesda-dolce-vita-1776403528.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ara Güler Müzesi’nin yeni sergisi ‘CANNES!’, sinema tarihinin en ışıltılı dönemini usta foto muhabirinin gözünden yeniden kuruyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/minyatur-saheserlerle-bulusma-77299</guid>
            <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Minyatür şaheserlerle buluşma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Lüks dünyası için heyecanlı günler başladı: Watches and Wonders Geneva 2026, yine tasarımın ışıltısını mühendislikle birleştiren şaheserlerle dopdolu. Markalar, komplikasyonları görünür kılan, malzeme teknolojisini zorlayan ve performansı artıran saatlerle yarışıyor. Bu sene, yıldönümleri açısından dikkat çekici. Zira Patek Philippe, Nautilus modelinin 50. yılını kutluyor. Tudor ise 100. yaşını geride bırakıyor. En çok merak uyandıran kutlama ise, 1926’da dünyanın seri üretim ilk su geçirmez kol saatinin doğmasını sağlayan Oyster kasanın 100. yılı nedeniyle Rolex cephesinde gerçekleşiyor.</p>
<p>Öte yandan 1956’da tanıtılan ve gün ile tarihi tam yazıyla gösteren ilk saat olma özelliğini taşıyan Rolex Day-Date de bu yıl 70 yaşına giriyor. Böylece dünyanın en büyük lüks saat markası için öne çıkarılacak iki önemli dönüm noktası aynı anda kutlanıyor. Horoloji tutkunları için en dikkat çekici modeller ise burada…</p>
<p><strong>IWC – BIG PILOT’S WATCH SHOCK ABSORBER TOURILLON SKELETON XPL</strong></p>
<p>IWC’nin XPL (Experimental) laboratuvarından çıkan bu model, yüksek saatçilik ile ekstrem dayanıklılığı bir araya getiriyor. Saatin kalbinde manuel kurmalı bir tourbillon mekanizması yer alıyor ve yaklaşık 28.800 vph frekansta çalışıyor. 80 saatin üzerindeki güç rezerviyle dikkat çeken model, Ceratanium adı verilen titanyum-seramik hibrit kasaya sahip. En çarpıcı özelliği ise markanın geliştirdiği SPRIN-g PROTECT darbe emici sistemi; bu yapı, hassas mekanizmayı ani şoklara karşı korurken ‘iskelet’ tasarım sayesinde tüm mekanizma çıplak gözle izlenebiliyor.</p>
<p><strong>ULYSSE NARDIN – FREAK </strong></p>
<p>Ulysse Nardin’in ‘Freak’ koleksiyonu, geleneksel saat anlayışını tamamen reddeden yapısıyla öne çıkıyor. Bu modelde klasik bir mekanizma yerine dönen bir carousel sistemi bulunuyor ve zaman, doğrudan bu hareketli yapı üzerinden okunuyor. Yüksek hassasiyet için optimize edilmiş çift osilatör sistemi kullanılan saatte kurma kolunun bulunmaması ve ayarın bezel üzerinden yapılması, modeli saatçilikte radikal bir deney olarak konumlandırıyor.</p>
<p><strong>PANERAI – RADIOMIR</strong></p>
<p>Panerai’nin Radiomir serisine ait bu model, otomatik mekanizmaya sahip. Yaklaşık üç günlük güç rezervi sunarken, kompozit kasa üzerine yoğun biçimde uygulanan Super-LumiNova kaplama sayesinde karanlıkta neredeyse tamamen ışıldıyor. Bu yaklaşım yalnızca estetik değil, aynı zamanda işlevselliği de artırarak düşük ışık koşullarında maksimum görünürlük sağlıyor.</p>
<p><strong>TAG HEUER – MONACO SPLIT-SECONDS CHRONOGRAPH</strong></p>
<p>TAG Heuer’in ikonik Monaco modeli, bu versiyonunda ileri kronograf teknolojisiyle güncelleniyor. Otomatik çalışan mekanizma, ‘rattrapante’ yani ‘split-seconds’ komplikasyonu sayesinde aynı anda iki farklı süreyi ölçebiliyor. Yaklaşık 36.000 vph gibi yüksek bir frekansta çalışan saat, 65 saate yakın güç rezervi sunuyor. Titanyum ve karbon kompozit kasa, performans ve hafiflik dengesini sağlarken model özellikle motorsporlarıyla ilişkilendirilen teknik bir karakter taşıyor.</p>
<p><strong>CARTIER – SANTOS-DUMONT SKELETON MICRO-ROTOR</strong></p>
<p>Cartier’nin bu modeli, estetik zarafeti mikro mühendislikle buluşturuyor. Otomatik kurmalı mekanizmada kullanılan mikro-rotor, ince kasa yapısını korurken verimli bir kurma sistemi sunuyor. ‘İskelet’ yapı sayesinde köprüler ve mekanik detaylar görünür hale gelirken, değerli metal kasa ve ince profil modelin sofistike karakterini pekiştiriyor. Teknik detaylar burada doğrudan tasarımın bir parçasına dönüşüyor.</p>
<p><strong>JAEGER-LECOULTRE – DUOMÈTRE HELIOTOURBILLON PERPETUAL</strong></p>
<p>Jaeger-LeCoultre, bu modelde yüksek komplikasyonları aynı yapıda buluşturuyor. Manuel kurmalı mekanizma, markanın Duomètre konsepti doğrultusunda iki ayrı enerji kaynağıyla çalışıyor; bu sayede zaman ölçümü ile komplikasyonlar birbirinden bağımsız şekilde optimize ediliyor. Çok eksenli ‘tourbillon’ sistemi ve ‘perpetual calendar’ komplikasyonu birlikte sunulurken, bu yapı hem hassasiyet hem de mekanik stabilite açısından ileri bir mühendislik örneği ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>HUBLOT – MP SERİSİ </strong></p>
<p>Hublot’nun MP koleksiyonundaki bu yeni model, alışılmışın dışında kasa geometrisi ve teknik yaklaşımıyla öne çıkıyor. Yüksek frekanslı (5Hz ve üzeri) mekanizması, performans odaklı bir yapı sunarken yaklaşık 50 saatlik güç rezervi sağlıyor. Safir kasa ve ileri kompozit malzemeler, saatin hem hafif hem de son derece dayanıklı olmasını mümkün kılıyor. Endüstriyel tasarım diliyle birleşen bu teknik yapı, modelin deneysel karakterini güçlendiriyor.</p>
<p><strong>VACHERON CONSTANTIN – TRADITIONNELLE TOURBILLON RETROGRADE</strong></p>
<p>Vacheron Constantin, bu modelde klasik saatçiliği modern komplikasyonlarla bir araya getiriyor. Otomatik kurmalı tourbillon mekanizmasına sahip saat, retrograde tarih göstergesiyle tamamlanıyor. Daha düşük frekans aralığında çalışan bu yapı, geleneksel saatçilik anlayışına uygun bir ritim sunuyor. Altın veya platin kasa seçenekleri ve yüksek el işçiligiyle model, klasik estetiği teknik ustalıkla buluşturuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/minyatur-saheserlerle-bulusma-77299</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/9/9/1280x720/minyatur-saheserlerle-bulusma-1776406060.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Horoloji dünyasının merakla beklediği Watches and Wonders 2026, 14 Nisan’da start aldı. 20 Nisan’a kadar sürecek dev buluşmada bu yılın öne çıkan modelleri, ileri komplikasyonlar, deneysel malzemeler ve görünür mekanizmalarla dikkat çekiyor. İşte fuarın yıldızları… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/her-sey-gelenekle-basliyor-77286</guid>
            <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Her şey gelenekle başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Il Cortile’de başlattığınız yeni dönemi birkaç cümleyle nasıl tanımlarsınız? </strong></p>
<p>Büyük bir heyecan duyduğumu söyleyebilirim. IL Cortile, Michelin Anahtarı ile ödüllendirilmiş Ecole St. Pierre Hotel’in à la carte restoranı. Bu da hem benim hem de ekip için yeni bir yıldız hedefiyle çalışmak adına güçlü bir motivasyon yaratıyor. Aslında yollarımız da tam olarak bu ortak hedefte kesişti.</p>
<p><strong>Klasik İtalyan mutfağını modern dokunuşlarla yorumluyorsunuz. Bu dengeyi kurarken kırmızı çizgileriniz neler? </strong></p>
<p>Her şey gelenekle başlıyor. Bir yemeği dönüştürmeden önce onun kökenini çok iyi anlamak gerektiğini düşünüyorum ve bu unsurun benim için vazgeçilmez olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p><strong>Yeni menüde sizi en çok heyecanlandıran tabak hangisi? </strong></p>
<p>Belki çok klasik olacak ama tiramisu benim için ayrı bir yere sahip. Annemin benim için yaptığı tariften geliyor. Bu da onu duygusal olarak çok özel kılıyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/69e1c337421bb-1776403255.jpg" alt="" width="500" height="827" /></p>
<p><strong>İstanbul gibi bir şehirde ürün seçimi nasıl şekilleniyor? </strong></p>
<p>Mevsimsellik benim için çok belirleyici, en iyi ürüne ulaşmanın yolu buradan geçiyor. İthal ürünler bugün oldukça iyi olabilir ama her zaman bulunduğunuz coğrafyanın mevsimiyle örtüşmeyebilir. İtalyan mutfağı temelde iyi ürüne dayanır. Bu açıdan Türkiye büyük bir avantaj sunuyor. Yerel ürün çeşitliliği ve kalitesi çok yüksek. Ayrıca mozzarella ve burrata gibi İtalyan peynirlerini başarıyla üreten yerel üreticiler var.</p>
<p><strong>“İmza tabak” kavramı sizin için ne ifade ediyor? Bir tabağın imza olmasına nasıl karar veriyorsunuz?</strong></p>
<p>Menüdeki her tabak bir bütünün parçası ve kendi hikâyesine sahip. Bir yemeği gerçekten “imza” haline getiren şeyin ise misafirlerin onu sahiplenmesi olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Yerel damak tadıyla nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?</strong></p>
<p>İstanbul’daki misafir profili oldukça bilinçli ve beklentisi yüksek. İtalyan mutfağı burada çok seviliyor; hatta Türk mutfağından sonra en çok tercih edilenlerden biri diyebilirim. İnsanlar seyahat ettikleri için mutfağımıza aşinalar ama genelde daha sınırlı bir kısmını tanıyorlar ve o deneyimi burada da yaşamak istiyorlar. Elbette damak tadı menüyü etkiliyor, böyle olması çok da doğal. Ancak bu etki, yemeklerin karakterini ve özünü dönüştürmek anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>Yeni dönemde mutfakta daha çok teknik mi, ürün mü yoksa hikâye mi ön planda?</strong></p>
<p>Teknik önemli, ürün çok önemli; bugün hikâye anlatımı da aynı ölçüde kıymetli. Ama benim yaklaşımımda teknik, ürünün hikâyesini görünür kılan en temel araç.</p>
<p><strong>Ekonomi eğitimi alıp mutfağa yönelmeniz, bugün şeflik yaklaşımınızı nasıl etkiliyor? </strong></p>
<p>Bugün şeflik sadece mutfakta olmak değil. Aynı zamanda bir işletmeyi yönetmek anlamına geliyor. Bu nedenle ekonomi eğitimi almak, işin bu yönünü anlamak açısından büyük bir avantaj sağlıyor.</p>
<p><strong>Kariyerinizde Fransa’dan İtalya’ya uzanan deneyimleriniz oldu. </strong><strong>Bu farklı mutfaklar size ne kattı? </strong></p>
<p>Şeflik, deneyimlerle katman katman inşa edilen bir yolculuk. Her yeni deneyim sizi bir adım daha ileri taşıyor. Bu meslekte öğrenmenin sonu yok ve onu bu kadar heyecan verici kılan da tam olarak bu bence.</p>
<p><strong>Kariyerinizde “dönüm noktası” dediğiniz an hangisiydi?</strong></p>
<p>Fransa’daki deneyimlerim kadar, Roma’daki çalışmalarım da kariyerimde büyük rol oynadı; özellikle Roma’daki deneyimler beni derinden şekillendirdi. Düşünün, Michelin yıldızlı bir restoranda mutfakta 30 kişi çalışırken 40 kişiye yemek hazırlanır. Roma’da ise iki kişiyle 100 kişiye yemek yapmak zorundaydık. Hâlâ hatırlarım; sahibi tabakları servis eder, bulaşıkçı tatlıları pişirirdi. İşte tüm bu yoğun ve sıra dışı deneyimler, benim için gerçek bir dönüm noktası oldu.”</p>
<p><strong>Sizin için iyi bir restoran deneyimini unutulmaz yapan şey nedir?</strong></p>
<p>Lezzet, duygu ve atmosferin bir araya gelmesi. İyi yemek, özenli servis ve sizi içine alan bir ortam… Unutulmaz deneyim tam olarak bu dengede ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>İtalyan mutfağı sizce bugün dünyada nasıl bir dönüşümden geçiyor?</strong></p>
<p>İtalyan mutfağı 1980’lerde Gualtiero Marchesi ile büyük bir kırılma yaşadı. Bugün ise çok daha kapsamlı bir dönüşüm içinde. 10 Aralık 2025 itibarıyla UNESCO tarafından Somut Olmayan Kültürel Miras olarak tanınması da bunun önemli bir göstergesi. Gelenek, sürdürülebilirlik, teknoloji ve sağlıklı beslenme anlayışıyla birlikte yeniden yorumlanıyor. Ev mutfağı alışkanlıkları azalırken, gastronomi dünyası bölgesel tarifleri modern bir bakışla ele alıyor ve biyolojik çeşitliliği ön plana çıkarıyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/69e1c364523c3-1776403300.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/her-sey-gelenekle-basliyor-77286</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/8/6/1280x720/her-sey-gelenekle-basliyor-1776403329.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Galata’da bir vaha: Il Cortile, İtalyan şef Luigi Mariconda önderliğinde İtalyan mutfağını klasiklerini modern dokunuşlar getiriyor.  Ünlü şef ile yeni sezonun lezzetlerini gastronomi yolculuğunu konuştuk. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/bir-adam-yaratmak-ankara-galasiyla-izleyiciyle-bulustu-77346</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 14:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> “Bir Adam Yaratmak” Ankara galasıyla izleyiciyle buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p data-start="248" data-end="547">Necip Fazıl Kısakürek’in “Bir Adam Yaratmak” adlı eseri, sinema uyarlamasıyla Ankara’da Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen gala ile tanıtıldı. Filimetre Medya Yapım imzalı, yönetmenliğini Murat Çeri’nin üstlendiği yapım, edebi eserin sinemaya aktarımıyla dikkat çekiyor.</p>
<p data-start="549" data-end="721">Sunuculuğunu Orhan Karaağaç’ın yaptığı geceye sanat ve siyaset dünyasından davetliler katıldı. Gala kapsamında oyuncular ve yapım ekibi basın mensuplarıyla bir araya geldi.</p>
<p data-start="723" data-end="940">Filmde “Hüsrev” karakterini Engin Altan Düzyatan canlandırırken, oyuncu kadrosunda İsmail Hakkı, Deniz Barut ve Hakan Meriçliler yer alıyor. Yönetmen Murat Çeri ve ekip, projenin hazırlık sürecine ilişkin bilgi verdi.</p>
<p data-start="942" data-end="1135">Uluslararası festivallerde gösterilen yapım, Fecr Film Festivali ve Chennai Uluslararası Film Festivali’nde ödüller aldı. Film, bir yazarın içsel çatışmalarını ve varoluş arayışını konu alıyor.</p>
<p data-start="1137" data-end="1260" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle hazırlanan “Bir Adam Yaratmak”, 1 Mayıs itibarıyla Türkiye genelinde vizyona girecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/bir-adam-yaratmak-ankara-galasiyla-izleyiciyle-bulustu-77346</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/4/6/1280x720/bir-adam-yaratmak-ankara-galasiyla-izleyiciyle-bulustu-1776426610.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk edebiyatının önemli eserlerinden Necip Fazıl Kısakürek imzalı “Bir Adam Yaratmak”, sinema uyarlamasıyla Ankara’da gerçekleştirilen gala gecesinde ilk kez izleyici karşısına çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
