<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/mitoloji-felsefe-ve-ege-ruzgari-81483</guid>
            <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mitoloji, felsefe ve Ege rüzgârı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><span style="color: #e03e2d;"><em><strong>ŞERİF YENEN</strong></em></span></p>
<p>Anadolu uygarlıkları serimizde bu hafta Çanakkale’nin güneyine, antik Troas bölgesine gidiyoruz. Burası, Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasından Ege kıyılarına uzanan; Troya, Alexandria Troas, Apollon Smintheion, Assos ve Kaz Dağı gibi güçlü durakları içine alan tarihî bir coğrafya...</p>
<p>Troas’a gitmek, güzel manzaralar görmenin ötesinde bir yolculuktur. Burada mitoloji, arkeoloji, felsefe ve deniz kültürü birbirine karışır. Troya’da Homeros’un dünyasına, Assos’ta Aristoteles’in izlerine, Kaz Dağı’nda tanrıların mitolojik bakış noktasına yaklaşırız.</p>
<p>Bu haftaki gezimizi iki üç günlük, kolay uygulanabilir bir gezi olarak düşünelim.</p>
<p><strong>TROYA: EFSANENİN </strong><strong>ARKASINDAKİ KENT</strong></p>
<p>Troya, Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasında, Karamenderes Nehri’nin Ege’ye yaklaştığı deltaya yakın bir yerde kurulmuştur. Antik çağda bir liman kenti olan Troya, zamanla Karamenderes’in taşıdığı alüvyonlar nedeniyle denizden uzaklaşmış ve eski liman karakterini kaybetmiştir.</p>
<p>Dünyada Troya’yı ünlü yapan en güçlü anlatı, Homeros’a atfedilen ‘<em>İlyada Destanı’</em>dır. Paris, Helena, Hektor, Akhilleus, Priamos, Agamemnon ve ünlü Troya Atı hikâyesi bu coğrafyayı bütün dünyanın hafızasına yerleştirmiştir. Ama Troya’yı yalnız bir savaş efsanesi olarak görmek eksik olur.</p>
<p>İlk bakışta bir höyük, taş duvarlar ve farklı dönemlere ait kalıntılar görürsünüz. Dikkatle baktığınızda ise MÖ 3000’lerden Roma ve Bizans dönemlerine kadar üst üste kurulmuş kentleri fark edersiniz. Troya’da dokuz ana yerleşim tabakası vardır. Bu da buranın kısa ömürlü bir efsane kenti değil, binlerce yıl boyunca yaşayan stratejik bir Anadolu merkezi olduğunu gösterir.</p>
<p>Troya’nın gücü, Asya ile Avrupa arasındaki geçiş noktasında bulunmasından geliyordu. Boğazlara, deniz yollarına ve ticaret hatlarına yakınlığı, kenti tarih boyunca önemli kıldı. Hitit kaynaklarında Wilusa adıyla ilişkilendirilmesi de Troya’yı Anadolu tarihi içinde daha sağlam bir yere oturtur.</p>
<p>Troya’yı gezerken ören yeriyle yetinmemek gerekir. Troya Müzesi, bu ziyaretin ayrılmaz parçasıdır. Müze, katmanları, buluntuları ve Troya’nın dünya kültüründeki yerini çok daha anlaşılır hale getirir. Gezinin bu bölümüne bir gün ayırabilirsiniz.</p>
<p><strong>ALEXANDRIA TROAS VE </strong><strong>APOLLON SMINTHEION</strong></p>
<p>Troya’dan sonra rota güneye, Ezine ve Ayvacık yönüne çevrilebilir. Bu hattın önemli duraklarından biri Alexandria Troas’tır. Büyük İskender sonrasının Hellenistik dünyasında gelişen bu kent, Troas’ın denize açılan büyük merkezlerinden biriydi. Limanıyla, geniş yerleşim alanıyla ve Roma dönemi kalıntılarıyla bölgenin Troya’dan sonra da önemini koruduğunu gösterir.</p>
<p>Yakın çevrede Gülpınar’daki Apollon Smintheion kutsal alanı da programa eklenebilir. Burası Troas’ın dini dünyasını anlamak için güzel bir duraktır. Tapınak kalıntıları ve kırsal çevre, bu bölgenin savaş anlatıları kadar kutsal alanlarıyla da okunması gerektiğini hatırlatır.</p>
<p>Bu güzergâh, Troya’dan Assos’a geçerken yolculuğu zenginleştirir. Vakit sınırlıysa Alexandria Troas veya Apollon Smintheion’dan biri seçilebilir. Daha sakin bir gezi için ikisini de görmek iyi olur.</p>
<p><strong>FELSEFEDEN </strong><strong>TAŞ KÖYLERE…</strong></p>
<p>Üçüncü gün Assos’a ayrılmalı. Assos, Behramkale’de, Ege Denizi’ne hâkim bir kayalık üzerinde yer alır. Açık havalarda Midilli Adası’nın manzarası harikadır. Assos’un bugün ziyaretçiyi en çok etkileyen yanı manzarasıdır; ama bu manzaranın arkasında çok güçlü bir tarih vardır.</p>
<p>Kent, antik dönemde önemli bir liman yerleşimiydi. Aristoteles’in burada üç yıl boyunca bir felsefe okulunun başında bulunması Assos’a ayrı bir anlam kazandırır. Platon’un öğrencilerinden Hermias’ın davetiyle Assos’a gelen Aristoteles, burada yaşamış, dersler vermiş ve doğa üzerine çalışmalar yapmıştır. Daha sonra Makedonya’ya giderek Büyük İskender’in eğitiminde rol alacaktır.</p>
<p>Assos’un en etkileyici yapısı akropoldeki Athena Tapınağı’dır. MÖ 6. yüzyıla tarihlenen bu Dor düzenindeki tapınak, Ege’ye bakan konumuyla Anadolu’nun en güzel antik manzaralarından birine sahiptir. Tapınağın sütunları, taş döşeli yollar, agora, tiyatro, nekropolis ve liman birlikte düşünüldüğünde Assos küçük ama yoğun bir tarih kitabı gibidir.</p>
<p>Assos’tan sonra rota Kaz Dağı eteklerindeki Adatepe ve Yeşilyurt köylerine uzatılabilir. Adatepe, taş evleri, dar sokakları, zeytinlikleri ve sakin atmosferiyle Troas gezisinin ritmini değiştirir. Burada antik dünyanın sert taşlarından köy yaşamının yumuşak dokusuna geçersiniz.</p>
<p>Yeşilyurt da taş mimarisi, köy dokusu, zeytinyağı kültürü ve Kaz Dağı manzaralarıyla rotayı tamamlar. Bu köylerde uzun anlatılardan çok yavaş yürümek, bir kahve molası vermek, zeytinyağı tatmak ve Ege’nin gündelik hayatını hissetmek gerekir.</p>
<p><strong>MİTOLOJİNİN </strong><strong>SEYİR TERASI</strong></p>
<p>Assos, Adatepe ve Yeşilyurt çevresinde dolaşırken Kaz Dağı’nı anmadan bu bölgeden ayrılmak olmaz. Antik adı İda olan Kaz Dağı, mitolojide neredeyse Olympos kadar ünlüdür. Paris’in Athena, Hera ve Aphrodite arasında ‘en güzel’i seçtiği güzellik yarışması burada geçer. Troya Savaşı’nı tanrıların bu dağlardan izlediği anlatılır.</p>
<p>Bugün Kaz Dağı çevresi zeytinlikleri, taş köyleri, ormanları ve serin havasıyla rotayı tamamlayan doğal bir duraktır. Troas’ı anlamak için yalnız antik kentlere değil, bu coğrafyayı çevreleyen dağlara, vadilere ve köylere de bakmak gerekir.</p>
<p><strong>NEDEN ŞİMDİ </strong><strong>GİTMELİ?</strong></p>
<p>Troas rotası, Anadolu’yu anlamak isteyenler için çok değerli bir durak. Troya’da efsanenin arkasındaki gerçek kenti, Alexandria Troas’ta Hellenistik ve Roma dönemlerinin büyük liman dünyasını, Assos’ta felsefe ile Ege manzarasının buluşmasını görürsünüz.</p>
<p>Bu rota bize şunu hatırlatır: Anadolu tarihi büyük krallıkların ve savaşların olduğu kadar anlatıların, limanların, düşünürlerin, kutsal alanların ve yolculukların tarihidir.</p>
<p>Troas’a gitmek, Homeros’un dizeleriyle başlayan bir hikâyeyi Çanakkale rüzgârı, Assos taşları, Kaz Dağı etekleri, Adatepe ve Yeşilyurt’un zeytin kokulu sokaklarıyla yeniden okumaktır.</p>
<p><strong>LEZZETLER</strong></p>
<ul>
<li>Çanakkale’de peynir helvası<br />• Ezine peyniri<br />• Bayramiç beyazı<br />• Assos ve Ayvacık çevresinde zeytinyağlılar, ot yemekleri ve deniz ürünleri<br />• Adatepe ve Yeşilyurt çevresinde zeytinyağı, köy kahvaltısı, kekik ve bal<br />• Kaz Dağı eteklerinde ev yapımı reçeller, otlar ve yerel ürünler<br />• Bozcaada eklenirse ada mutfağı, domates reçeli ve yerel bağ ürünleri</li>
</ul>
<p><strong> </strong><strong>TROAS</strong></p>
<ul>
<li><strong>Coğrafya: </strong>Çanakkale’nin güneybatısı, Biga Yarımadası’nın batı ve güney kesimleri<br />• <strong>Ana duraklar:</strong> Troya, Alexandria Troas, Apollon Smintheion, Assos, Kaz Dağı<br />• <strong>Öne çıkan:</strong> Mitoloji, arkeoloji, felsefe, liman kentleri<br />• <strong>Troya:</strong> UNESCO Dünya Mirası, çok katmanlı tarihöncesi ve antik kent<br />• <strong>Assos:</strong> Athena Tapınağı, Aristoteles bağlantısı, Ege manzarası<br />• <strong>Kaz Dağı:</strong> Antik İda, mitolojik güzellik yarışması ve Troya Savaşı anlatıları<br />• <strong>Köy durakları:</strong> Adatepe ve Yeşilyurt</li>
</ul>
<p><strong> </strong><strong>PRATİK BİLGİ</strong></p>
<p><strong><em>Nasıl gidilir?</em></strong><em><br /></em>Çanakkale merkez bu rota için en pratik başlangıç noktasıdır. Araçla gezmek en verimli seçenektir.</p>
<p><strong><em>Rota</em></strong></p>
<ol>
<li>gün: Çanakkale – Troya – Troya Müzesi</li>
<li>gün: Alexandria Troas – Apollon Smintheion – Assos</li>
<li>gün: Assos – Behramkale – Adatepe – Yeşilyurt – Kaz Dağı etekleri</li>
</ol>
<p><strong><em>Süre</em></strong><strong><br /></strong>2 gün hızlı bir gezi için yeterli olabilir. Adatepe, Yeşilyurt ve Kaz Dağı etekleri eklendiğinde 3 gün çok daha dengeli olur.</p>
<p><strong><em>Ne zaman gitmeli?</em></strong><strong><em><br /></em></strong>İlkbahar ve sonbahar en keyifli dönemlerdir. Yaz aylarında Assos ve kıyı hattı kalabalık olabilir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/mitoloji-felsefe-ve-ege-ruzgari-81483</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/8/3/1280x720/mitoloji-felsefe-ve-ege-ruzgari-1781850912.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Troya’nın surlarından Assos’un tapınaklarına, Kaz Dağı’nın mitolojik yamaçlarından Ege’nin taş köylerine uzanan Troas, Anadolu’nun efsane, felsefe ve doğayı aynı hikâyede buluşturan en etkileyici coğrafyalarından biri. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/zafere-uzanan-500-adim-81480</guid>
            <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zafere uzanan 500 adım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Formula 1 tarihinde bazı rakamlar vardır ki yalnızca istatistik olmaktan çıkar, sporun hafızasına dönüşür. Pirelli için 500. Grand Prix de tam olarak böyle bir kilometre taşı. İtalyan marka, Formula 1 Dünya Şampiyonası'ndaki 500. yarış hafta sonunu, Pirelli Vakfı tarafından hazırlanan ve Marsilio Arte tarafından yayımlanan 'A Stir of the Soul. Pirelli's 500 GPs in the F1 World Championship' adlı özel kitapla kutladı. Tanıtım, 2026 İspanya Grand Prix'si kapsamında Circuit de Barcelona-Catalunya'da gerçekleştirildi. Kitap, yalnızca bir kurum tarihini anlatmıyor. Aynı zamanda Formula 1'in son 75 yılına yayılan teknolojik dönüşümünü, yarış kültürünü ve sporun etrafında şekillenen insan hikâyelerini de kayıt altına alıyor. Pirelli Tarih Arşivi'nden çıkarılan fotoğraflar, belgeler ve özel içerikler sayesinde kitap, motor sporlarının gelişimine farklı bir pencereden bakıyor.</p>
<p><strong>Üç farklı döneme ışık tutuyor</strong></p>
<p>Kitabın merkezinde üç farklı dönem bulunuyor. İlki, Pirelli'nin Dünya Şampiyonası'nın ilk yıllarında yer aldığı 1950-1958 dönemi. İkincisi, turbo çağını ve teknolojik rekabetin hız kazandığı yılları kapsayan 1981-1991 arası. Üçüncü ve günümüzü kapsayan bölüm ise markanın 2011 yılından bu yana Formula 1'in Global Lastik Partneri olarak üstlendiği rolü anlatıyor. Böylece kitap, yalnızca yarış sonuçlarını değil, Formula 1'in değişen karakterini de gözler önüne seriyor.</p>
<p>Sayfalar arasında ilerledikçe okuyucu, sporun en büyük kahramanlarıyla da karşılaşıyor. Alberto Ascari, Juan Manuel Fangio, Ayrton Senna, Nelson Piquet, Lewis Hamilton ve Max Verstappen gibi isimler elbette hikâyenin bir parçası. Ancak kitap, başarının yalnızca direksiyon başındaki isimlerden ibaret olmadığını da hatırlatıyor. Her yarışın görünmeyen kahramanları olan mühendisler, teknisyenler ve mekanikerler de bu anlatının önemli aktörleri arasında yer alıyor. Eserin en dikkat çekici bölümlerinden biri ise Formula 1 fotoğrafçılığının önemli isimlerinden Darren Heath'in çalışmaları. Heath'in 2025 Britanya Grand Prix'sinde çektiği ve ilk kez bu kitapta yayımlanan fotoğraflar, sporun hızını, gerilimini ve estetiğini aynı karede buluşturuyor. Bu özel seri, Formula 1'in geçmişi ile geleceği arasında güçlü bir görsel köprü kuruyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a34e1f1ccb1f-1781850609.jpg" alt="" width="500" height="371" /></p>
<p><strong>İnovasyon, mühendislik, kültürel miras</strong></p>
<p>Barcelona'daki tanıtım etkinliğine de spor dünyasının önemli isimleri katıldı. Pirelli İcra Başkan Yardımcısı ve Pirelli Vakfı Başkanı Marco Tronchetti Provera'nın yanı sıra Formula 1 Başkanı ve CEO'su Stefano Domenicali, FIA Başkanı Mohammed Ben Sulayem, Birleşmiş Milletler Karayolu Güvenliği Özel Temsilcisi Jean Todt ve eski Formula 1 pilotu Nick Heidfeld de etkinlikte yer aldı. Konuşmalarda ortak vurgu, Formula 1'in artık yalnızca bir yarış serisi değil; inovasyonun, mühendisliğin, güvenliğin ve küresel kültürün buluşma noktası olduğuydu.</p>
<p>Bugün Formula 1, her yarışta yüz milyonlarca kişiye ulaşan küresel bir gösteri. Ancak bu dev organizasyonun temelinde hâlâ teknoloji, dayanıklılık ve performans yatıyor. Pirelli'nin 500 Grand Prix'lik yolculuğu da tam olarak bu hikâyeyi anlatıyor: Bir lastik üreticisinden çok daha fazlası olmayı başaran, motor sporlarının evriminde aktif rol üstlenen bir markanın yolunu... Belki de kitabın en önemli yanı bu. 'A Stir of the Soul', yalnızca geçmişe dönüp bakmıyor; Formula 1'in önümüzdeki yıllarda nasıl bir yöne evrileceğine dair de ipuçları veriyor. Çünkü pistte değişen araçlar, kurallar ve teknolojiler olsa da hız tutkusunun özü değişmiyor. Pirelli'nin 500 Grand Prix'lik serüveni de bunu bir kez daha hatırlatıyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a34e20362178-1781850627.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/zafere-uzanan-500-adim-81480</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/8/0/1280x720/zafere-uzanan-500-adim-1781850656.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pirelli Dünya Şampiyonası&#039;ndaki 500. Grand Prix&#039;sini özel bir kitapla ölümsüzleştirdi. Geçen hafta sonu gerçekleşen Barcelona Grand Prix’si öncesi tanıtılan &#039;A Stir of the Soul&#039;, yalnızca bir lastik üreticisinin hikâyesini değil, motor sporlarının dönüşümünü de sayfalarına taşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/spor-muazzam-bir-sifaci-81478</guid>
            <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Spor, muazzam bir şifacı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Artık çalışanlar yalnızca bir şirkette değil, bir hikâyenin içinde yer almak istiyor. Ortak deneyimler, güçlü bağlar ve aidiyet duygusu, kurum kültürünün yeni para birimine dönüşürken; spor da bu bağları kurmanın en doğal yollarından biri olarak öne çıkıyor. Özellikle yeni kuşak profesyoneller, kendilerini yalnızca bir şirketin çalışanı değil, aynı zamanda bir topluluğun parçası olarak hissetmek istiyor. Şirketler de bu dönüşüme ayak uydurmak için çalışanları bir araya getiren, ekip ruhunu güçlendiren ve iş yaşamının sınırlarını ofislerin dışına taşıyan yeni alanlar yaratıyor.</p>
<p>İşte İstanbul Corporate Games, tam da bu değişen beklentilerin kesişim noktasında duruyor. Bu yıl 24. kez düzenlenen organizasyon, farklı sektörlerden profesyonelleri sporun ortak dilinde buluştururken, rekabetin ötesinde paylaşımın, dayanışmanın ve birlikte başarma duygusunun da altını çiziyor. 18 Haziran’da başlayan ve 21 Haziran’a kadar devam edecek bu etkinliği ve kurumsal dünyadaki yansımalarını eski milli voleybolcu ve İstanbul Corporate Games Organizasyon Komitesi Sözcüsü Gizem Güreşen ile konuştuk.</p>
<p><strong>İstanbul Corporate Games bu yıl 24. kez düzenleniyor. Uzun bir süre… Organizasyonun bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>İstanbul Corporate Games’in bu yıl 24. kez düzenleniyor olması, organizasyonun sürdürülebilir başarısının ve kurumsal dünyadaki güçlü karşılığının en net göstergesi. Çeyrek asra yaklaşan bu serüvende, her yıl katlanarak büyüyen bir ilgiyle karşılaşıyoruz. İlk yıllardaki heyecanımızı, bugün çok daha geniş kitlelere hitap eden, profesyonel standartları en üst seviyeye taşımış devasa bir spor şöleniyle taçlandırmanın gururunu yaşıyoruz. Geldiğimiz nokta, sadece bir etkinlik başarısı değil; iş dünyasında spor kültürünün kökleşmesine sağlanan çok değerli bir katkı diyebilirim.</p>
<p><strong>Etkinliğin İstanbul’un kurumsal yaşam haritasındaki yerini nasıl tanımlarsınız? Artık bir spor etkinliğinden çok daha fazlası olduğunu söyleyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Kesinlikle söyleyebiliriz. İstanbul Corporate Games, artık geleneksel bir spor etkinliği olmanın çok ötesine geçerek şehrin kurumsal yaşam takviminin en prestijli dinamiklerinden biri haline geldi. Şirketlerin her yıl heyecanla beklediği, insan kaynakları stratejilerinin ve kurum kültürü çalışmalarının ayrılmaz bir parçası olarak konumlanan bir marka değerine dönüştü. Burası sadece madalyaların kazanıldığı bir alan değil; motivasyonun, aidiyetin ve kurumsal prestijin sahaya yansıdığı yaşayan bir platform.</p>
<p><strong><em>Ortak </em></strong><strong><em>deneyin </em></strong><strong><em>çağı…</em></strong></p>
<p><strong>Corporate Games’i diğer kurumsal etkinliklerden ayıran en önemli özellik sizce ne?</strong></p>
<p>En temel özellik, rekabet ile dostluğu, profesyonel disiplin ile eğlenceyi aynı potada eritebilmesi bence. Diğer kurumsal etkinlikler genellikle sınırlı sürelerde ve tek yönlü bir iletişimle gerçekleşirken, bu organizasyon haftalar süren bir hazırlık sürecini, takım ruhunu ve çok branşlı bir festival atmosferini barındırır. Katılımcılara unvanlarından sıyrılarak, tamamen eşit şartlarda ve sporun evrensel değerleri etrafında bir araya gelme fırsatı sunması en büyük farkımız aslında.</p>
<p><strong>Son yıllarda şirketlerin çalışanlarına yönelik etkinlik anlayışında belirgin bir değişim yaşanıyor. Sizce kurumları spor, sanat ve yaşam tarzı odaklı organizasyonlara yönelten temel motivasyon nedir?</strong></p>
<p>İş dünyası artık çalışanın sadece mesai saatlerindeki verimliliğine değil, bütünsel iyi olma haline (well-being) odaklanıyor. Temel motivasyon; çalışanların zihinsel ve bedensel sağlığını desteklemek, tükenmişlik hissini azaltmak ve onlara kendilerini değerli hissedecekleri yaşam alanları sunmak... Spor ve sanat gibi evrensel olgular, kurum içi iletişimi organik bir şekilde güçlendirirken, stres yönetimini de en doğal yoldan sağlıyor. Şirketler, mutlu ve sağlıklı çalışanların, sürdürülebilir başarının anahtarı olduğunu artık çok daha iyi biliyor.</p>
<p><strong><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a34dfdf3097e-1781850079.jpg" alt="" width="500" height="750" /></strong></p>
<p><strong>Özellikle genç profesyonellerin iş hayatından beklentileri değişiyor. Bu yeni kuşağın sosyalleşme ve aidiyet anlayışı bu tür organizasyonlara nasıl yansıyor?</strong></p>
<p>Yeni nesil profesyoneller, hiyerarşik yapılardan uzak, samimi, şeffaf ve deneyim odaklı bağlar kurmak istiyor. Sadece bir ofis ortamında aidiyet hissetmeleri oldukça güç. Corporate Games, genç kuşağın bu beklentilerine doğrudan cevap veren bir özgürlük ve sosyalleşme alanı sunuyor. Sahada yöneticileriyle omuz omuza mücadele eden, ortak bir amaç için ter döken genç çalışanlar, kurumsal aidiyeti çok daha hızlı ve derinlemesine benimsiyorlar. Organizasyonumuza olan ilginin her yıl gençleşen bir grafikle büyümesi de bu durumun en somut kanıtı.</p>
<p><strong>Önümüzdeki yıllarda kurumsal etkinlikler dünyasında hangi trendlerin öne çıkacağını düşünüyorsunuz? Sporun bu tablodaki yeri sizce nasıl şekillenecek?</strong></p>
<p>Gelecekte kurumsal etkinliklerin tamamen ‘deneyim’, ‘kişiselleştirme’ ve ‘sürdürülebilirlik’ ekseninde şekilleneceğini öngörüyorum. Hibrit modeller, dijital performans takipleri ve e-spor gibi yeni nesil branşların etkisi artacaktır. Spor, bu tablonun tam merkezinde yer almaya devam edecek; çünkü insanı fiziksel ve duygusal olarak bir araya getiren, yapay zekanın veya dijitalleşmenin ikame edemeyeceği tek olgu gerçeğin ta kendisi, yani sahadaki o canlı performanstır. Spor, gelecekte de kurumsal esenliğin en güçlü aracı olmayı sürdürecek.</p>
<p><strong>Siz de ifade ettiniz. Bugün çalışanlar maaş kadar deneyim, unvan kadar aidiyet arıyor. Corporate Games’in gördüğü ilgi, iş dünyasında değişen bu beklentilerin bir yansıması mı?</strong></p>
<p>Kesinlikle bir yansıması. Modern iş dünyasında maddi tatmin, tek başına çalışan memnuniyetini sağlamaya yetmiyor. İnsanlar hikayesi olan, kendilerini gerçekleştirebilecekleri ve bir topluluğun değerli bir parçası olduklarını hissettiren deneyimlerin peşinde. Corporate Games’e gösterilen bu yoğun ilgi, tam olarak kurumsal dünyanın değişen ruhunu özetliyor. Biz burada katılımcılara unutamayacakları bir deneyim, ömür boyu hatırlayacakları bir başarı hikayesi ve güçlü bir aidiyet duygusu armağan ediyoruz.</p>
<p><strong><em>Prensibim: </em></strong><strong><em>Asla pes </em></strong><strong><em>etme!</em></strong></p>
<p><strong>Sporculuk kariyerinizden taşıdığınız hangi değerlerin bugün Corporate Games organizasyonunda size rehberlik ettiğini düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Uzun yıllar profesyonel düzeyde ve milli takım seviyesinde voleybol oynamış bir sporcu olarak; disiplin, kriz anlarında soğukkanlı kalabilme, hedef odaklılık ve en önemlisi takım ruhu benim en büyük rehberim. Büyük organizasyonları yönetmek, tıpkı sahadaki zorlu bir maç gibi; anlık kararlar almayı, yüksek enerjiyi korumayı ve koordinasyonu kusursuz sağlamayı gerektirir. Sporculuk kariyerimde edindiğim ‘asla pes etmeme’ ve ‘birlikte başarma’ düsturu, bugün Corporate Games’in operasyonel başarısındaki en büyük gücüm.</p>
<p><strong>Yıllarca milli formayla sahaya çıktınız. Bugün beyaz yakalıların spor sahalarında buluşmasını izlediğinizde, sporun insanlar üzerindeki dönüştürücü gücüne dair ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Sahada olmanın, o armayı temsil etmenin yarattığı duygusal yoğunluğu çok iyi biliyorum. Bugün Corporate Games’te beyaz yakalı profesyonellerin, şirketlerinin formasıyla aynı tutku ve konsantrasyonla mücadele ettiğini gördüğümde sporun dönüştürücü gücüne bir kez daha hayran kalıyorum. Spor; unvanları, stresleri ve günlük hayatın tüm kaygılarını sıfırlayan muazzam bir şifacıdır. O sahaya adım atan herkesin gözündeki o saf enerjiyi, azmi ve mutluluğu görmek, sporun insan ruhunu nasıl özgürleştirdiğinin ve birleştirdiğinin en net kanıtıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/spor-muazzam-bir-sifaci-81478</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/7/8/1280x720/spor-muazzam-bir-sifaci-1781850143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir zamanlar yalnızca rekabetin adresi olan spor sahaları, bugün iş dünyasının da buluşma noktalarından biri. Eski milli voleybolcu ve İstanbul Corporate Games Organizasyon Komitesi Sözcüsü Gizem Güreşen, şirketleri aynı oyunun içinde buluşturan bu dönüşümü ve sporun kurumsal yaşamda yükselen rolünü anlatıyor: “Gelecekte de kurumsal esenliğin en güçlü aracı, spor olacak.” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
