<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/john-f-kennedy-jr-tarzi-nasil-yakalanir-76351</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> John F. Kennedy Jr. tarzı nasıl yakalanır?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>90’ların stil ikonları arasında ayrı bir yere sahip olan John F. Kennedy Jr., abartısız ama etkileyici görünümüyle hâlâ referans alınan bir isim. Onun tarzını özel kılan şey, modaya yön verme iddiası değil; aksine modanın ötesine geçen bir sadelik. Kennedy Jr. hiçbir zaman dış görünümüyle “aşırı çabalamış” görünmezdi. Tam tersine, sanki üzerine ne geçirse doğal olarak yakışıyormuş hissi yaratırdı. Bugün bu etkiyi yeniden yakalamak mümkün, ancak bunun yolu bire bir taklitten değil, stilin özünü anlamaktan geçiyor.</p>
<p>Kennedy Jr. stilinin temelinde güçlü bir minimalizm yatıyor. Gardırobunun ana parçaları son derece basit: iyi kesimli bir blazer, beyaz bir tişört, düz paça jean ve klasik bir gömlek. Bu parçalar tek başına sıradan görünebilir; ancak farkı yaratan, onların bir araya geliş biçimi ve kusursuz oturuşları. Günümüzde bu tarzı yakalamak isteyenler için en önemli adım, trend odaklı alışverişten uzaklaşıp kaliteli ve zamansız parçalara yatırım yapmak. Çünkü bu stil, gösterişten değil, denge ve oran duygusundan besleniyor.</p>
<p><strong>NÖTR TONLARIN GÜCÜ ADINA!</strong></p>
<p>Renk paleti de aynı sadeliği takip eder. Kennedy Jr. çoğunlukla beyaz, lacivert, gri ve bej gibi nötr tonları tercih ederdi. Bu seçim, kombin yapmayı kolaylaştırırken aynı zamanda sofistike bir görünüm yaratır. Günümüz yorumunda bu paleti çok fazla bozmadan küçük dokunuşlarla güncellemek mümkün; ancak ana fikri değiştirmemek önemli: Renkler birbirine bağırmamalı, akmalı. Bu stilin belki de en kritik unsuru “fit”, yani kesim meselesi. Kennedy Jr.’ın kıyafetleri hiçbir zaman bol ya da dar durmazdı; vücuda oturan, ama hareket alanı bırakan bir çizgideydi. Bugün bu görünümü yakalamanın en pratik yolu, satın alınan parçaları gerektiğinde terziye götürmek. Çünkü pahalı bir ceket bile kötü bir kesimle tüm etkisini kaybedebilirken, iyi oturan basit bir parça bütün görünümü yukarı taşıyabilir.</p>
<p><strong>KUSURSUZ DENGEYİ YAKALAMAK</strong></p>
<p>Onun stilini bugüne taşıyan bir diğer unsur ise spor ve şık arasındaki kusursuz denge. Blazer ceketin altına giyilen sade bir tişört ya da klasik bir gömleğin sneaker ile tamamlanması, bu “çabasız şıklığın” anahtarı. Kennedy Jr. hiçbir zaman fazla resmi ya da fazla rahat görünmezdi; iki uç arasında doğal bir geçiş kurardı. Bugün de modern erkek stilinde aranan tam olarak bu denge. Aksesuar kullanımı ise son derece kontrollüdür. Gösterişli detaylardan uzak durur; bir saat, bir güneş gözlüğü ve iyi seçilmiş bir kemer yeterlidir. Bu sadelik, stilin bütünlüğünü bozmadan karakter katmanın en zarif yoludur. Aynı yaklaşım kişisel bakımda da kendini gösterir: Abartısız, temiz ve doğal bir görünüm. Çünkü bu stil, sadece kıyafetle değil, genel duruşla tamamlanır.</p>
<p>Aslında Kennedy Jr. stilinin en önemli unsuru gardıropta değil, tavırda saklı. Onu farklı kılan şey, giydiklerini bir “imaj” yaratmak için değil, doğal bir uzantı olarak taşımasıydı. Bu yüzden stilinin özü, çabasızlık hissinde yatıyor. Günümüzde bu görünümü yakalamak isteyen biri için en kritik nokta da bu: Fazla düşünmeden, ama doğru seçimlerle ilerlemek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/john-f-kennedy-jr-tarzi-nasil-yakalanir-76351</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/5/1/1280x720/john-f-kennedy-jr-tarzi-nasil-yakalanir-1775461470.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Herkes onun gibi görünmenin peşinde: ‘Love Story’ serisiyle sosyal medyada merhum JFK Jr. fırtınası esiyor. Ama iş sadece takım elbisenin üzerine kep takmakla bitmiyor. Meraklısı için püf noktaları burada… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/insana-deger-verme-sanati-76350</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnsana değer verme sanatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>O sabah işe gitmek istemiyordu. Alarm çaldığında gözlerini açtı ama yataktan kalkamadı. İşyerinde işler hiç de istediği gibi gitmiyordu. Yöneticisinin yanından hızlı adımlarla yürüyerek geçti. Çalışma arkadaşlarından biri hafta sonunun nasıl geçtiğini sorduğunda konuşurken sesinin titrediğini fark etti. Tam ofisinin kapısından içeri girecekti ki kahve makinesi gözüne çarptı.</p>
<p>Hemen makinenin yanına gidip kahvesini hazırlamaya koyuldu. Ona şu anda mutluluk verebilecek tek şey bir bardak kahveden başkası olamazdı. Usulca odasına girdi. Bilgisayarının başına geçti. Kalbi kahvenin de etkisiyle daha da hızlı atıyor, başına hafif bir ağrı saplanıyordu.</p>
<p>Bilgisayarını açtı ve takvimine korkuyla baktı. Kendisine verilen hedefleri kısa süre içinde tutturması gerekiyordu ama artık bunun imkânsız olduğunu düşünüyordu. Kim bilir, belki de işten çıkarılacaktı.</p>
<p>İşten çıkarılırsa ailesine ne söyleyeceğini düşünmeye başladı. Başarısız olmanın getirdiği utancı şimdiden içinde hissediyordu. Üstelik yeniden iş aramanın sıkıntısını düşünmek bile istemiyordu.</p>
<p>Bir süredir devam eden iş memnuniyetsizliği aşırı strese, korkusu ise anksiyeteye dönüşmeye başlamıştı. Kendini paralize olmuş, kapana kısılmış hissediyordu.</p>
<p>Yöneticisi hızlı adımlarla odasına girdi ve günaydın dahi demeden projeyi bitirip bitirmediğini sordu.</p>
<p>“Üç dört gün içinde bitireceğim” diye yanıtladı ama bu gücü kendisinde görmüyordu.</p>
<p>Yöneticisi aldığı cevaptan mutlu olmamış olacak ki kapıyı hızla çarpıp dışarı çıktı.</p>
<p>Mutsuz, tükenmiş hissediyordu. Kaygı bozukluğu had safhadaydı. Bir haftayı daha böyle geçirdi.</p>
<p>Ve sonunda akıbetinin belli olacağı yıl sonu toplantısı zamanı gelip çattı.</p>
<p>Bugün işine son verilebilirdi. Yöneticisinin odasına girdi ve beklemeye başladı. Tam o sırada beklenmedik bir şey oldu. Kapı açıldı ve içeriye başka birisi girdi. Kendini tanıştırdı. Sıcak bir gülümsemesi vardı. Tüm pozitif enerjisiyle elini sıktı. Gerçekten beklenmedik bir şey olmuştu.</p>
<p>Şirkette bir değişiklik yapılmıştı. Yeni bir yöneticisi vardı artık… Eskisinin işine son verilmişti.</p>
<p>Yeni yöneticisi ilk toplantıda çok farklı bir yerden başladı. Hedefleri neden tutturamadığını sormak yerine herhangi bir sıkıntısı olup olmadığını merak ediyordu. Bir yardıma ihtiyaç duyup duymadığını anlamaya çalıştı.</p>
<p>Şaşırmıştı. Daha önce işyerinde gerçekten nasıl hissettiğini soran bir yöneticisi olmamıştı.</p>
<p>Kendini güvende hissetti. Ve başarısızlığının arkasındaki tüm gerçekleri, şikâyet etmeden bir bir anlattı. Nerede zorlandığını, nerede hata yaptığını… Kendi sorumluluğunu bildiğini söyledi. Düzeltmek için gerekeni yapacağını da…</p>
<p>Yeni yöneticisi onu dikkatle dinledi ve şu soruyu sordu:</p>
<p>“İlk başladığın yıllardaki heyecanını yeniden kazanman için sana nasıl yardımcı olabilirim?”     </p>
<p>Birlikte düşünüp, birlikte yol haritası belirlediler.  Adeta odaya giren ile çıkan insan aynı değildi.</p>
<p>Yeniden doğmuş gibi hissediyordu. Tek bir konuşma… Farklı bir yaklaşım… Her şeyi bu kadar değiştirebilir miydi?</p>
<p>Kaygı bozukluğu yerini huzura bırakmıştı. Tükenmişlik yerine heyecan hissediyordu. Daha çok çalışmalıydı. Yeni yöneticisinin güvenini boşa çıkarmak istemiyordu. Bir yıl sonra hedeflerini tutturdu. Asıl değişen şey rakamlar değildi. Artık o da insanların hayatına değer katmak istiyordu. O da yöneticisinin kendisi için yaptığını başkaları için yapabilmeyi hayal ediyordu.</p>
<p>Önemli bir firmada yönetici olarak çalışan bir arkadaşımın halet-i ruhiyesini, yaşadıklarını, gelişimini ve dönüşümünü aktardım sizlere.</p>
<p>İnsanlar bir makine değildir. Çalışmak için motivasyona ihtiyaç duyarlar. Sadece hedeflere değil, bir amaca hizmet etmek isterler. Ve bazen tek bir lider, basit ve etkileyici bir iletişimle bu değişimi başlatabilir. </p>
<p>Liderlik, insanları yönetmek değildir. Liderlik, insana değer verme sanatıdır. Liderlik, tıpkı ebeveynlik gibi, sorumluluğunuz altındaki insanlara sahip çıkmaktır. Onlara ilham olmaktır.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/insana-deger-verme-sanati-76350</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/5/0/1280x720/insana-deger-verme-sanati-1775461217.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnsanlar bir makine değildir. Çalışmak için motivasyona ihtiyaç duyarlar. Ve bazen tek bir lider, basit ve etkileyici bir iletişimle bu değişimi başlatabilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/bohem-bir-yaz-hikayesi-76348</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bohem bir yaz hikâyesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bodrum yazının ruhunu tarif etmek için tek bir adres seçmek gerekse, Maçakızı ilk akla gelenlerden olurdu. Yaklaşık yarım asırdır Ege kıyısında kendi ritmini kuran bu mekân, yalnızca bir otel değil; bir yaşam biçimi, bir buluşma noktası ve zamanla oluşmuş güçlü bir hafızanın taşıyıcısı.</p>
<p>1977 yılında <strong>Ayla Emiroğlu</strong> tarafından kurulan Maçakızı, ilk yıllarında yazarların, sanatçıların ve gezginlerin uğrak noktası olan bohem bir kaçış alanıydı. Zaman içinde oğlu <strong>Sahir Erozan</strong>’ın dokunuşuyla büyüyen ve Gölköy’e taşınan mekân, bu özgün ruhunu korumayı başardı. Beyaz badanalı mimarisi, yamaca yerleşen yapısı ve Ege manzarasıyla kurduğu doğal ilişki, Maçakızı’nı yalnızca bir konaklama alanı olmaktan çıkarıp bir deneyime dönüştürdü.</p>
<p>Bu hikâye şimdi Assouline tarafından yayımlanan <em>‘Maçakızı: Everlasting Summer’</em> kitabında bir araya geliyor. Condé Nast Traveller’ın eski global genel yayın yönetmeni <strong>Melinda Stevens</strong>’ın kaleme aldığı metinler, ünlü seyahat fotoğrafçısı <strong>Oliver Pilcher</strong>’ın kareleriyle tamamlanıyor. Kitap, yalnızca bir otelin dönüşümünü değil; aynı zamanda Bodrum’un değişen kimliğini ve Maçakızı’nın bu dönüşümdeki rolünü de görünür kılıyor.</p>
<p>Sayfalar ilerledikçe Maçakızı’nın yalnızca estetik bir mekân değil, aynı zamanda insan ilişkileriyle şekillenen bir dünya olduğu hissediliyor. Sahir Erozan’ın önsözde vurguladığı gibi, insanlar buraya yalnızca tatil yapmak için değil, kendilerini canlı hissetmek için geliyor. Bu yaklaşım, mekânın yıllar içinde kurduğu samimi ve güçlü bağın da temelini oluşturuyor.</p>
<p>Bugün yetmişten fazla odası, özel villaları ve gastronomi odaklı mutfağıyla uluslararası bir destinasyona dönüşmüş olsa da Maçakızı’nın özü değişmiyor. Hâlâ bir ev hissi taşıyan, hâlâ insanları bir araya getiren ve hâlâ yazın en hafif, en özgür hâlini hatırlatan bir yer olarak varlığını sürdürüyor.</p>
<p><em>‘Maçakızı: Everlasting Summer’</em>, tam da bu yüzden yalnızca bir otel kitabı değil; bir dönemin, bir ruhun ve bitmeyen bir yazın kaydı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/bohem-bir-yaz-hikayesi-76348</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/4/8/1280x720/bohem-bir-yaz-hikayesi-1775461087.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bodrum’un simge adreslerinden Maçakızı’nın hikâyesi, Assouline imzalı ‘Maçakızı: Everlasting Summer’ kitabıyla sayfalara taşınıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/hafif-ticariden-vip-mobilitiye-mercedes-benz-vle-76331</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> HAFİF TİCARİDEN VIP MOBİLİTİYE: Mercedes-Benz VLE</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir zamanlar ‘şoförlü makam aracı’ denildiğinde uzun kaputlu, alçak tavanlı limuzinler akla gelirdi. Statü, gücün tevazuuyla, siluetle ölçülürdü. Sonra Çin’den bir rüzgar esti ve işler değişti. Uzakdoğulu yeni zenginler, uzun basık limuzinler yerine içinde otururken bile “ben buradayım” diyebilen, ferah, hatta gösterişli VIP vanları tercih etmeye başladı. Mercedes-Benz’in yeni VLE’si işte tam bu yeni dünya düzenine yapılmış, ‘Stuttgartvari’ bir yorum. V-Klasse’in en üst seviyesini temsil eden EQV’nin pozisyonunu devralan bu model, bir van ile S-Klasse arasında daha yüksek bir köprü kuruyor.</p>
<p>Evet, kaputundaki dik yıldızıyla VLE, Vito’nun değil, S-Class’ın üstüne oyuna giriyor. O kaslı kaput ve arkaya doğru alçalan tavan çizgisi, 2017’de veda ettiğimiz R-Klasse’yi anımsatsa da, VLE ondan sanki biraz daha dinamik. Ön tarafta, yeni GLC EQ ve yeni S-Klasse’den tanıdığımız isteğe bağlı LED’lerle döşeli olabilen dört yatay krom lamelli panjur ve aydınlatmalı çerçevesiyle dikkat çekerken, Digital Light farlar çift yıldız deseni ve mikro-LED teknolojisiyle yeni nesil S’leri de hatırlatıyor. Arkada da ‘Arc Design’ stop lambaları, tüm genişliği kat ederek ters bir U şeklinde uzanıyor. Karşılama ve uğurlama animasyonlarıyla da bu araç artık kesinlikle bir minivan da değil, bir ‘Grand Limousine…’</p>
<p>Bu irilik için rekor 0.25’lik sürtünme katsayısı, 5.309 mm uzunluk, 1.999 mm genişlik ve 1.943 mm yükseklikteki bir araç için mühendisliğin sınırları zorlanmış. Ön tampondaki hava perdeleri, gömme kapı kolları, akıcı tavan çizgisi ve inceltilmiş arka spoyler... Bunların hepsi, 115 kWh’lık dev bataryayı besleyip 700 kilometreyi aşan menzili mümkün kılıyor. 800V mimarisi sayesinde bir kahve molasında 320 kilometre menzil ekleyebiliyorsunuz. 300 kW’ın üzerindeki DC şarj hızıyla, büyük bataryada yüzde 10’dan 80’e dolum süresi sadece 25 dakika... Daha sonra gelecek 80 kWh’lık LFP bataryalı versiyonlarla bu süre daha da kısalacak. Üstelik çift yönlü şarj sayesinde VLE, evinize ya da şebekeye enerji verebilecek…</p>
<p>VLE’nin kabin içinde ön tarafta, opsiyonel MBUX Superscreen tüm gösterge panelini kaplıyor. 10.25 inçlik dijital gösterge paneli, 14 inçlik merkezi dokunmatik ekran ve yine 14 inçlik ön yolcu ekranı, tek bir cam yüzey altında birleşiyor. Ön yolcu ekranı, sürücünün dikkatini dağıtmamak için kamera tabanlı gizlilik fonksiyonuna sahip. Yeni çok fonksiyonlu direksiyonda ise eski güzel döner kumandalar geri dönmüş.</p>
<p>Arkada ise ikinci ve üçüncü sıra koltuklar, akıllı bir ‘koltuk balesi’yle size göre yerleştiriliyor. Manuel koltuklar, ‘Roll &amp; Go’ sistemi sayesinde artık katlanıp mini tekerleriyle yürütülebiliyor. 34 kilogramlık koltukları sökmek artık bir eziyet olmaktan çıkmış. Elektrikli versiyonlarda multimedya ekranından dört farklı konfigürasyon seçerek koltukları düzenleyebiliyorsunuz. Exclusive Line’da ise; masaj, ısıtma, soğutma, açılır baldır desteği, kol dayama yerinde kablosuz şarj... Tavan döşemesinden süzülerek inen 31.3 inçlik 8K panoramik ekran, 22 hoparlörlü Burmester 3D surround ses sistemi ve Dolby Atmos ile birleşince arka bölüm adeta bir sinema salonuna dönüşüyor. İş toplantıları için entegre kamera, Çin pazarı için özel olarak düşünülmüş UV dezenfeksiyon bölmesi, ısıtılıp soğutulabilen saklama gözleri... Liste uzadıkça uzuyor…</p>
<p><strong>VAN’DA S-CLASS HİSSİ</strong></p>
<p>Fakat alçalan tavan çizgisinin, üçüncü sırada 1.90’ın üzerindeki yolcular için biraz ‘mağara hissi’ yaratabileceği de akla geliyor. Mühendisler, arkada Formula 1’deki gibi yatay yerleştirilmiş pushrod suspansiyon kullanarak tekerlek davlumbazlarından tasarruf etseler de; tavan alçalmasını göz ardı etmek, biraz zor. Neyse ki opsiyonel devasa cam tavan bu derdi önemli ölçüde bertaraf ediyor. İki seri klima standarttayken üçüncüyü de opsiyonda ekletebiliyorsunuz. Tabii bu kadar hacmi ısıtmak da, e-menzilden çalacaktır.</p>
<p>Bagaj hacmi, üç sıra koltuk yerindeyken, 795 litreye ve tüm koltuklar söküldüğünde 4.078 litreye ulaşıyor. Bagaj kapağındaki arka camın açılır olması, dar park yerlerinde hayat kurtarıcı olacaktır. Müşterilerin en önemli taleplerinden biri olan, yan sürgülü kapıların camlarının da tamamen açılabilmesi, artık mümkün…</p>
<p>VLE’nin sürprizlerinden biri de; 7 derece arka aks yönlendirmesiyle dönüş çapının 10.9 metreye düşürülmesi… Havalı suspansiyon Google Maps verileriyle en doğru yüksekliği koruyor; yani araç yolu ‘okuyor’ da diyebiliriz.</p>
<p>Performans ise VLE 300 272 HP ile 9.5 saniyede ve VLE 400 415 HP ile 6.5 saniyede 0-100 km/h… Maksimum hız da 180 km/h.</p>
<p>Güvenlik asistanları 10 kamera, 5 radar ve 12 ultrasonik sensörle çalışıyor. Seviye 2++ sistem ellerinizi direksiyondan çekmenize izin verecek kadar gelişmiş. Araç geldiğiniz son 150 metreyi hafızaya alıp aynı rotayı geri gidebiliyor.</p>
<p>VLE 300 1.000 kg ile sınırlı çekme kapasitesi, VLE 400’de frenli 2.5 ton çekip yüzde 30 eğimin altından kalkabiliyor. Azami yüklü ağırlık, 3,7 ton. Boş ağırlık 80 kWh bataryalı versiyonda 2.8 ton, 115 kWh’lık full donanımlıda 3 tonun üzerinde. Bu da en zengin donanımda 500 kg, bazda 900 kg faydalı yük demek…</p>
<p>Fiyatlar Almanya’da 57.000 Euro’dan başlayıp Exclusive Line’da 113.000 Euro’yu buluyor. Türkiye’de 8-10 milyon TL bandı bekleniyor. İleride daha da lüks VLS ve daha özel Maybach versiyonlarıyla fiyat tavanı daha da yükselecek. Yeni VL ailesinin Guard zırhlı yapımlarını da görecekmişiz…</p>
<p>37 yıllık otomotiv gazeteciliğimde ilk kez bir ‘van’a binip kendimi S-Class’ta hissettim. Evet üçüncü sıra 1.90 için dar, evet fiyat yüksek, evet yük kapasitesi sınırlı… Fakat, bunlar, EQV ile kapısı aralanmış, fakat şimdi dedike VAN.EA platformunun üzerinde hazırlanmış VLE’nin yaratacağı yeni segmentin önünde engel değil. Çünkü, VLE bir ihtiyaçtan çok, bir lüks konfor tercihi olacak. Ve bazı tercihler, rakamlarla açıklanamaz…</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/hafif-ticariden-vip-mobilitiye-mercedes-benz-vle-76331</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/3/1/1280x720/hafif-ticariden-vip-mobilitiye-mercedes-benz-vle-1775454202.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin’de başlayıp tüm dünyaya yayılan yeni lüks anlayışı, limuzinin kasvetli ihtişamını geride bırakıp ferahlığı ve teknolojiyi merkeze koyuyor. Mercedes-Benz’in VLE’si işte tam da bu yeni dünya için, bir van ile S-Klasse arasında… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/saatte-40-dolara-robot-egitmek-ister-misiniz-76329</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Saatte 40 dolara robot eğitmek ister misiniz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DoorDash, geçen ay başlattığı ‘Tasks/Görevler’ adlı bağımsız uygulamasıyla 8 milyon kayıtlı kuryesini teslimat dışı görevlere yönlendiriyor. Bunların başında bulaşık yıkama, çamaşır katlama, raf düzenleme gibi ev işlerini kameraya çekmek geliyor. Ancak görevler evle sınırlı değil; kullanıcılar teslimat noktası etiketleme, menü dijitalleştirme ve İspanyolca ses kaydı gibi işler de yapıyor.</p>
<p>Örneğin bulaşık yıkama görevinin talimatları şöyle: Vücut kamerası ellere dönük olacak; en az beş tabak yıkanıp temiz hali kameraya gösterilecek. Bu görüntüler, nesnelere dokunarak yapılan karmaşık görevleri robotlara öğretmek için kullanılıyor.</p>
<p>DoorDash, bu verileri hem kendi modellerini eğitmek hem de iş ortaklarıyla paylaşmak için kullanıyor. Söz konusu iş ortakları; perakende, sigorta, konaklama ve teknoloji sektörlerinde. Her birinin kim(ler) olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil.</p>
<p><strong>30 ülkede yapay zekaya veri topluyor</strong></p>
<p>Uber de geçen ekim’de benzer bir program başlattı ve kuryerleri ile benzer görevlerden veri topluyor, ama bunu çok daha büyük ölçekte yapıyor. ‘Uber AI Solutions’ adlı kurumsal yapay zeka ve veri hizmetleri bölümü 30 ülkeye yayılmış durumda. Bu yapı ile şirketlere etiketleme (yani neyin ne olduğunu yapay zekaya anlatma), çeviri ve model eğitimi hizmetleri sunuyor.</p>
<p>Uber ayrıca ‘Segments.ai’ adlı lidar -yaygın olarak otonom araçlarda çevreyi algılamada kullanılan, gelişmiş bir tür mini radar- satın alarak robotik ve otonom sistemler için algı verisi kapasitesini artıracak.</p>
<p><strong>Yeni kariyer alanı: İnsansı robot pilotu</strong></p>
<p>‘Instawork’ ise daha doğrudan bir model kullanıyor. Los Angeles’ta katılımcılara kafa kamerası dağıtılıyor; yemek yapma, temizlik ve alışveriş gibi günlük aktiviteler kayda alınıyor. Şirket iki saatlik kullanılabilir video için yaklaşık 80 dolar ödüyor.</p>
<p>İnsansı robot üreticisi ‘Figure’, daha teknik pozisyonlar için eleman arıyor. Pozisyonun adı, ‘Humanoid Robot Pilot’, yani ‘İnsansı Robot Pilotu’. Bu iş; robotları uzaktan kontrol etmeyi, görevlerde yönlendirmeyi ve yapay zeka eğitimi için veri toplamayı kapsıyor. Saatlik ücreti ise 35 ila 50 dolar arasında.</p>
<p><strong>Neden simülasyon yetmiyor?</strong></p>
<p>Google’ın 2013 yılında satın aldığı, merdiven çıkan, tekme atınca düşmeyen robotlarıyla hatırlayacağınız Boston Dynamics, 2021’den beri Hyundai Motor Grubu’na ait ve 2028'e kadar yılda 30 bin insansı robot üretmeyi planlıyor. Bu robotların her birine eğitim verisi gerekiyor. Ama araştırma robotlarında toplanan veri gerçek dünya için yetmiyor. Kaygan tabak ya da sıkı musluk gibi ayrıntılar simülasyonda modellenemiyor. Bir yapay zekayı eğitecek ölçekte gerçek dünya verisi toplamanın yolu da milyonlarca insanın günlük hayatını kaydetmesinden geçiyor. DoorDash gibi <em>gig platformları</em>, yani aynı işi aynı anda çok sayıda insana dağıtabildiğiniz yapılar, bu devasa veriyi toplamak için ideal konumda.</p>
<p><strong>Bize robot mu gelir, eğitimi mi?</strong></p>
<p>Bir zamanlar yeni telefonların ve otomobillerin Türkiye’ye ne zaman geleceğini konuşuyorduk; şimdi insanların bu tuhaf işlere ne zaman yöneleceğini konuşuyoruz. O meşhur Çin temennisi sanki günümüzde yaşayanlar için söylenmiş olmalı, zira pek enteresan zamanlarda yaşıyoruz.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/saatte-40-dolara-robot-egitmek-ister-misiniz-76329</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/2/9/1280x720/saatte-40-dolara-robot-egitmek-ister-misiniz-1775454078.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir kadın evinin mutfağında bulaşık yıkıyor. Göğsüne takılı kameranın kırmızı ışığı yanıyor. Her tabağı alışı, her musluk hareketi kaydediliyor. Bu video YouTube&#039;a değil, bir robotik şirketine gidecek. Karşılığında iki saatte 80 dolar kazanacak. 2026&#039;da iş yapış biçimlerimiz sessizce ama oldukça derinden dönüşüyor. ABD’li DoorDash, Uber ve Instawork, bir yandan insansı robotların eğitim altyapısını inşa ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sehrin-ritmine-uygun-lezzetler-76327</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şehrin ritmine uygun lezzetler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Lezzetin zamanı var mı? Modern Japon mutfağını global ölçekte temsil eden Zuma İstanbul için bu sorunun cevabı net ve iddialı: Günün her anı. Executive Şef <strong>Emrah Orak</strong>, yeni öğle menüsüyle klasik Japon yemek ritüellerini modern şehir hayatına adapte ederken, akşam sosyalleşmesinin simgesi olan izakaya ruhunu da gün ortasına taşıyor. Ortaya ise hafif ve karakterli bir deneyim çıkıyor. Orak ile bu yeni menünün arkasındaki yaklaşım ile gün ortasında gastronomi fikrinin nasıl evrildiğini konuştuk. Orak’a göre mesele sadece hızlı yemek değil; dengeli, rafine ve hafızada iz bırakan bir tadımı kısa zamana sığdırabilmek.</p>
<p><strong>Zuma’nın yeni öğle menüsünü anlatırken “gün ortasında modern Japon lezzeti” ifadesini kullanıyorsunuz. Sizce öğle yemeğini akşam servisinden ayıran gastronomik kriterler neler?</strong></p>
<p>“Gün ortasında modern Japon lezzeti” derken öğle servisinin ritmine uygun bir deneyimi kastediyoruz. Öğle yemeğinde daha hafif, dengeli ve hızlı tüketilebilen tabaklar öne çıkıyor. Akşam servisinde ise deneyim daha uzun ve sosyal; daha yoğun aromalar ve zengin kombinasyonlar sunulabiliyor. Öğle menümüzü, günün temposuna uyum sağlayan ama modern Japon mutfağının karakterini koruyan bir denge üzerine kurduk.</p>
<p><strong>Menüde miso çorbasıyla başlayan, ara sıcaklar ve ana yemekle ilerleyen bir kurgu var. Bu akış, Japon mutfağının klasik yemek ritüellerinden mi ilham alıyor, modern restoran deneyimine göre mi şekillendi?</strong></p>
<p>Menünün akışı Japon mutfağının geleneksel yemek kültüründen ilham alıyor ancak bunu modern restoran deneyimine uyarladık. Miso çorbasıyla başlayan, ara sıcaklar ve ana yemekle ilerleyen bu yapı, hem Japon mutfağının ritüelini yansıtıyor hem de misafirlerin lezzetleri dengeli ve akıcı bir şekilde deneyimlemesini sağlıyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/69d3469b06e6c-1775453851.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><em>Paylaşılabilir tabaklar</em></strong></span></p>
<p><strong>“Izakaya ruhunu gün ortasına taşımak” oldukça ilginç bir yorum. Geleneksel olarak akşam sosyalleşmesiyle ilişkilendirilen izakaya kültürünü öğleye uyarlarken nasıl bir yaklaşım benimsediniz?</strong></p>
<p>Bu kültürün temelindeki paylaşım ve rahat yemek deneyimini öğle saatlerine uyarlamayı hedefledik. Geleneksel izakayalar akşam sosyalleşmesiyle bilinse de biz aynı samimi atmosferi daha hafif ve hızlı bir öğle deneyimiyle birleştirdik. Küçük tabaklar ve paylaşılabilir lezzetler sayesinde misafirler, öğle arasında hem çeşitlilikten yararlanabiliyor hem de izakaya kültürünün keyfini günün temposuna uygun şekilde yaşayabiliyor<strong>.</strong></p>
<p><strong>Menüdeki trüflü ponzu soslu et tatakiden bahisle sormak isterim: Trüf gibi güçlü aromayı ponzu gibi narenciye bazlı bir sosla dengelemek mutfakta nasıl bir hassasiyet gerektiriyor?</strong></p>
<p>Trüf, yemeğe derinlik ve karakter katarken, ponzu sosun asiditesi ve ferahlığı lezzeti dengeleyen unsur oluyor. Burada amaç, iki aromadan birinin baskın hâle gelmemesi; trüfü bir vurgu olarak kullanıp ponzunun tazelik hissini korumak. Ölçü ve tat dengesi mutfakta sürekli kontrol edilen bir süreç, böylece final tabakta umami derinliği ile narenciye canlılığı uyum içinde buluşuyor.</p>
<p><strong>Lime shiso soya ile sırlanmış somon gibi tabaklarda asidite, umami ve yağ dengesinin oldukça hassas olduğunu düşünürsek bir tabağın “Zuma standardına” ulaşması hangi testlerden geçiyor?</strong></p>
<p>Bu dengeyi test etmek mutfakta çok aşamalı bir süreç. Öncelikle tadım aşamasında sosun balıkla bütünleşip bütünleşmediğine bakıyoruz; asiditenin ferahlık vermesi ama baskın hâle gelmemesi, umaminin derinlik katması ve yağlı dokuyu dengelemesi gerekiyor. Ardından farklı sıcaklık ve sunum koşullarında tadımı tekrarlayarak lezzetin tutarlılığını kontrol ediyoruz. Son olarak, tabak misafire ulaştığında bıraktığı izlenim bizim için en önemli kriter; dengeli, temiz ve sofistike bir lezzet profili, Zuma standardının temelini oluşturuyor.</p>
<p><strong><em><span style="color: #e03e2d;">İstanbul’a özgü deneyim</span></em></strong></p>
<p><strong>Öğle menüsü özellikle şehirli profesyonellere hitap ediyor gibi görünüyor. Yoğun şehir hayatında, iyi bir öğle yemeğinin “hızlı” olmasının yanında gastronomik olarak tatmin edici olması sizce ne anlama geliyor?</strong></p>
<p>Yoğun şehir temposunda iyi bir öğle yemeği, hızlı servis ile gastronomik tatmin arasında bir denge kurmalı. Misafirler zaman kaybetmeden, özenle hazırlanmış ve doyurucu bir deneyim yaşayabiliyor; böylece ister iş arasında kısa bir mola veriyor, ister alışveriş sonrası lezzetli bir durak deneyimliyorlar. Modern Japon mutfağının inceliği ve zengin tatları, her iki kitleye de keyifli bir deneyim sunuyor.</p>
<p><strong>Global bir markada çalışırken marka kimliğini koruyup bulunduğunuz şehre dokunmak da gerekiyor. Zuma’nın DNA’sını korurken İstanbul’a özgü bir yorum katabiliyor musunuz?</strong></p>
<p>Zuma’ın modern Japon mutfağına dayanan kimliğini değiştirmiyoruz ancak İstanbul’un çok kültürlü yapısından ve gastronomik beklentilerinden beslenen küçük dokunuşlar ekliyoruz. Bu, menüde yerel damak tadına yakın lezzet yorumları veya servis deneyiminde şehrin ritmine uygun uyarlamalar şeklinde olabiliyor. Ama temel prensip; marka standardını koruyarak, bulunduğumuz yere özgü bir deneyim sunmak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sehrin-ritmine-uygun-lezzetler-76327</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/2/7/1280x720/sehrin-ritmine-uygun-lezzetler-1775453891.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zuma Türkiye, öğle menüsünde modern Japon mutfağını hız ve şehir ritmiyle yeniden yorumluyor. Executive Şef Emrah Orak’a göre iyi bir öğle yemeği, hız ve gastronomik tatmin arasında kurulan hassas dengede saklı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
