<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/bakim-rutinlerinde-sonbahar-etkisi-87444</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 16:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakım rutinlerinde sonbahar etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeni sezon yalnızca gardıropların değil, güzellik rutinlerinin de değiştiği bir döneme işaret ediyor. Havaların serinlemesiyle birlikte cildin ihtiyaçları farklılaşırken, saç bakımında da yaz aylarında geri planda kalan bazı adımlar yeniden önem kazanıyor. Bu geçiş döneminde amaç, bakım ürünlerini çoğaltmaktan çok cilt ve saçın değişen ihtiyaçlarına göre doğru dokunuşları belirlemek.</p>
<p><strong>CİLDİN KONFOR ALANI: NEM</strong></p>
<p>Sonbaharda cilt bakımının odağında nem ve bariyer desteği bulunuyor. Yaz aylarında tercih edilen hafif formüller, havaların serinlemesiyle birlikte cildin ihtiyacına göre daha besleyici ve nemlendirici ürünlere bırakabilir. Mevsim değişiminde bakım rutinini bir anda değiştirmek yerine ürünleri kademeli olarak eklemek de önemli. Özellikle hassasiyet, kuruluk veya gerginlik yaşayan ciltlerde yoğun peeling ve üst üste kullanılan aktifler yerine, önceliği cilt bariyerini onarmaya vermek daha doğru bir yaklaşım.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><em>Editörün önerisi:</em></span> Augustinus Bader The Overnight Restorative Cream</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aa7fbefb57d1-1789393903.jpg" alt="" width="500" height="625" /></p>
<p><strong>YAZDAN KALAN İZLERE YAKINDAN BAKIN</strong></p>
<p>Güneşin ardından ortaya çıkan renk eşitsizlikleri ve donuk görünüm de sonbaharla birlikte bakım rutinine yeniden göz atmak için iyi bir neden. E vitamini ve niasinamid gibi içerikler cildin daha aydınlık görünümünü desteklerken, cilt tipine uygun eksfolyanlarla ölü deri birikimini azaltmak mümkün. Ancak aktif içerikleri kontrollü kullanmak ve cildin verdiği tepkileri göz ardı etmemek gerekiyor. Yazın sona ermesi, SPF kullanımının da sona erdiği anlamına gelmiyor. Güneş koruyucu, mevsim ne olursa olsun gündüz bakımının vazgeçilmez adımlarından biri olmaya devam ediyor.</p>
<p><em><span style="color: #e03e2d;">Editörün önerisi:</span> </em>Polaar Eternal Snow Dark Spot Serum</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aa7fc38e700c-1789393976.jpg" alt="" width="500" height="500" /></p>
<p><strong>SAÇLAR İÇİN TOPARLANMA DÖNEMİ</strong></p>
<p>Mevsim geçişiyle birlikte saç dökülmesinde artış fark etmek de oldukça yaygın. Özellikle sonbahar aylarında saçların doğal büyüme döngüsüne bağlı olarak daha fazla telin dökülme evresine geçmesi mümkün. Bu dönemde etkisi kanıtlanmış olan ısı koruyucuyu atlayarak saçı yüksek ısıya maruz bırakmak veya ıslakken sertçe taramak yerine daha nazik bir bakım rutini benimsemek gerekiyor. Dökülme döneminde odağı yalnızca saç tellerine değil, saç derisine de çevirmek önemli.  Sağlıklı görünen saçların temelinde sağlıklı bir saç derisi bulunuyor. Ürün birikimi, fazla sebum veya kuruluk gibi sorunlar için saç derisinin ihtiyacına uygun ürünlerden yararlanmak, sonbaharda bakımın önemli adımlarından biri. Burada amaç, saç derisini agresif biçimde arındırmak değil; doğal dengesini bozmadan temiz ve konforlu tutmak ve doğru ürünleri bulmak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><em>Editörün önerisi:</em></span> Caudalie Saç Dökülmesine Karşı Serum ile Dolgunluk ve Hacim veren şampuan</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aa7fc5c3cf55-1789394012.jpg" alt="" width="500" height="749" /></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><em>Editörün önerisi:</em></span> Olaplex Shape Set Saç Spreyi</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aa7fd43eadb6-1789394243.jpg" alt="" width="500" height="500" /></p>
<p><strong>DAHA FAZLA DEĞİL, DAHA DOĞRU</strong></p>
<p>Sonbaharla birlikte tüm bakım rafını değiştirmek yerine, cilt ve saçın verdiği sinyalleri takip ederek rutini yeniden düzenlemek daha etkili. Ciltte nem ve bariyer desteğini, saçlarda ise nem, onarım ve saç derisi bakımını öne çıkarmak, mevsim geçişini daha sağlıklı bir görünümle karşılamanın anahtarı. Güzellik rutininde yeni sezonun karşılığı, daha fazla ürün kullanmak değil; ihtiyaç duyulan adımları doğru zamanda devreye almak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/bakim-rutinlerinde-sonbahar-etkisi-87444</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/4/4/1280x720/bakim-rutinlerinde-sonbahar-etkisi-1789394273.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cildin nem ihtiyacından saç derisinin dengesine, yaz sonrası yıpranmalardan mevsimsel saç dökülmesine kadar sonbahar, güzellik rutininde küçük bir yenilenmeyi beraberinde getiriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/dice-kayekten-yeni-koleksiyon-87437</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 14:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> DICE KAYEK’TEN YENİ KOLEKSİYON</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Paris ve İstanbul merkezli moda evi Dice Kayek, Sonbahar/Kış 2026 koleksiyonunu 18 Eylül–6 Ekim tarihleri arasında Beymen İstinyePark’ta gerçekleşecek özel pop-up ile sunacak. Koleksiyona, bu buluşma için hazırlanan özel bir kapsül seçki de eşlik ediyor. Dice Kayek markası böylece son dönemde Paris’te Galeries Lafayette Haussmann ve Taipei’de One Fifteen ile gerçekleştirdiği pop-up projelerinin ardından İstanbul’da da benzer bir projeye imza atmış olacak.</p>
<p><strong>ULUSLARARASI ROTANIN YENİ DURAĞI İSTANBUL</strong></p>
<p>Marka, Paris’te Galeries Lafayette Haussmann’ın Coupole bölümünde açtığı pop-up ile koleksiyonunu Avrupa’da sunarken, Taipei’deki One Fifteen’da Spring/Summer 2026 koleksiyonunu sergiledi. Paris ve Taipei’nin ardından İstanbul’daki proje, markanın farklı pazarlarda koleksiyonlarını geçici ve seçkili mağaza deneyimleri üzerinden sunma yaklaşımının bir devamı olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Dice Kayek’in kurucuları Ayşe Ege ve Ece Ege, Beymen ile yeni iş birliklerinin markanın Türkiye’deki geçmişi açısından da ayrı bir yeri olduğunu belirtiyor. Ege kardeşler, 2024 yılında Beymen ile gerçekleştirdikleri pop-up projesinin ardından yeniden bir araya geldiklerini ve bu buluşma için Beymen’e özel parçalar hazırladıklarını söylüyor. Beymen’in Dice Kayek’in Türkiye’deki ilk müşterisi olduğunu da belirten tasarımcılar, özel kapsül koleksiyonun markanın bu geçmişiyle bağlantı taşıdığını ifade etti.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aa7e10480042-1789387012.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/dice-kayekten-yeni-koleksiyon-87437</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/4/3/7/1280x720/dice-kayekten-yeni-koleksiyon-1789387037.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dice Kayek, 2026 sezonundaki uluslararası pop-up rotasının ardından İstanbul’da yeniden moda severlerle buluşuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/fotografin-ustalari-istanbulda-87390</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fotoğrafın ustaları İstanbul’da</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fotoğrafın 200. yılını odağına alan 212 Photography Istanbul, dokuzuncu edisyonuyla 26 Eylül-11 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek. Kentin 25’ten fazla noktasına yayılan festival, objektifi doğaya, gündelik hayata, modaya, kimliğe ve teknolojiye çeviren fotoğrafçıları bir araya getirecek.</p>
<p>Programın öne çıkan isimlerinden <strong>Martin Parr</strong>, ‘<em>Short &amp; Sweet’</em> retrospektifiyle Galata Rum Okulu’na konuk olacak. Sıradan anların içindeki tuhaflığı mizah, ironi ve güçlü renklerle yakalayan Parr’ın kareleri, çağdaş belgesel fotoğrafın en özgün bakışlarından birini yeniden gündeme taşıyacak.</p>
<p>Dünyayı gökyüzünden belgeleyen <strong>Yann Arthus-Bertrand</strong>’ın 1970’lerden bugüne uzanan üretimleri ise Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde görülebilecek. Sanatçının insanın yeryüzüyle kurduğu kırılgan ilişkiyi görünür kılan fotoğrafları, çevre ve coğrafyayı küresel bir anlatının parçasına dönüştürüyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aa7876d27e98-1789364077.jpg" alt="" width="500" height="331" /></p>
<p>Moda fotoğrafçılığının kalıplarını stüdyo dışına taşıyan <strong>Frank Horvat</strong>’ın <em>‘Please Don’t Smile’</em> sergisi, doğal jestleri ve rastlantısal anları merkezine alıyor. <strong>Jill Greenberg</strong>, <em>‘Monkey Portraits’</em> seçkisinde duygu, güç ve kırılganlığı çarpıcı portrelerle araştırırken <strong>Omar Victor Diop</strong>, tarih, kimlik ve temsil meselelerini otoportre üzerinden tartışıyor. <strong>Catherine Nelson</strong>’ın fotoğraf ile dijital kolajı buluşturan düşsel kompozisyonları ve <strong>David Szauder</strong>’in yapay zekâ destekli çalışmaları da görüntü üretiminin ulaştığı yeni sınırları gösteriyor.</p>
<p>Festivalde bireysel üretimlerin yanında farklı coğrafyaların ortak görsel hafızası da öne çıkacak. On sekiz fotoğrafçıyı buluşturan <em>‘Colors of Scandinavia’</em>, Kuzey’in doğa, toplum ve yaşam kültürüne güncel bakışlar sunacak. <em>‘Brazilian Modernist Photography’</em> ise Brezilya modernizmini biçimlendiren fotoğrafçıları ilk kez İstanbul’da bir araya getirecek. Türkiye’nin fotoğraf belleğine odaklanan BEVFAM sergisi de arşivin geçmişi koruyan ve geleceğe aktaran rolünü hatırlatacak.</p>
<p>Sergilere portfolyo değerlendirmeleri, atölyeler ve sanatçı buluşmaları eşlik edecek. Böylece festival, fotoğrafçılar için yalnızca işlerini sergileyebilecekleri değil, üretimlerini tartışıp geliştirebilecekleri bir karşılaşma alanına dönüşecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/fotografin-ustalari-istanbulda-87390</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/9/0/1280x720/fotografin-ustalari-istanbulda-1789364104.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyanın farklı coğrafyalarından fotoğrafçıları buluşturan 212 Photography Istanbul, Martin Parr’dan Yann Arthus-Bertrand’a, Frank Horvat’tan Omar Victor Diop’a uzanan geniş bir seçkiyle kente yayılıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/gosteris-bitti-sikicilar-geliyor-87389</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gösteriş bitti, sıkıcılar geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Belki de çağın en büyük korkularından biri sıkıcı olmak… Hepimizin görünür, hızlı, ilginç, başarılı ve mümkünse biraz da ‘olağanüstü’ olması bekleniyor. Ne yaptığımız kadar nerede olduğumuzu, ne kazandığımız kadar nasıl yaşadığımızı da göstermemiz gerekiyor. İş dünyası büyük cümleleri, sosyal medya büyük hayatları, başarı hikâyeleri ise hep zirveye çıkanları seviyor. Ama bütün bu gürültünün ortasında başka bir eğilim güçleniyor: Daha az göstermek, daha az konuşmak, daha uzun süre aynı işin peşinden gitmek… İstikrarın gösterişten, mahremiyetin görünürlükten, emeğin ‘başarı hikâyesinden’ daha kıymetli olabileceğini yeniden hatırlıyoruz. ‘Sessiz lüks’, ‘eski para’ gibi kavramların yükselişi de aynı dönüşümün bir yansıması.</p>
<p>Yaklaşık 20 yıllık yayıncılık hayatında Türkiye’de de benzer bir değişimi yakından izlediğini söyleyen Optimist Group Medya Ajans Başkanı ve Boring People Kurucu Ortağı <strong>Feyzan Ersinan</strong>, ‘sıkıcılık’ üzerine uzun zamandır düşünüyor. Tam bu dönemde <strong>Ayça Furth</strong> ile yeni bir proje üzerinde çalışmaya başlıyorlar. İlk çıkış noktaları <em>‘Future of Community’</em>, yani <em>‘Topluluğun Geleceği’</em>. Fakat yıllardır markaların görünürlük kazanmasına eşlik eden Ersinan’ın dikkatini başka bir kavram çekiyor: Sıkıcılık. Future of Community olarak başlayan fikir, son toplantıda adını buluyor: ‘<em>Boring People.’</em></p>
<p>Manifestosu da en az adı kadar ters köşe: <em>“Sıkıcı insanlar dünyayı değiştirir.” </em>Ersinan’a göre, ‘sıkıcı’ olmak renksiz ya da iddiasız olmak anlamına gelmiyor. Tam tersine; sürekli kendini göstermeye çalışmadan işini yapmak, aynı mesele üzerinde yıllarca çalışmak, denemek, yanılmak, yeniden başlamak ve istikrar göstermek anlamına geliyor.</p>
<p><strong><em>Yapacak </em></strong><strong><em>daha çok </em></strong><strong><em>sıkıcı </em></strong><strong><em>işimiz var</em></strong></p>
<p>Feyzan Ersinan, <em>“Yeni dönemin dikkat çekici kavramlarından birinin aslında ‘sıkıcılık’ olduğunu fark ettim. Bir dönem otomobillerini, saatlerini, teknelerini anlatan iş insanları artık servetlerini ve hobilerini göstermek istemiyor. Bugün istikrar, gösterişten daha kıymetli bir yere oturuyor”</em> diyor.</p>
<p>‘Sıkıcı’ kavramına da farklı bakıyor: <em>“‘Sıkıcı’ dediğimiz şeyi biraz yanlış tanımladığımızı düşünüyorum. Çocuklara bile ‘Biraz sıkıl, bırak zihnin çalışsın; yaratıcılığın gelişsin’ diyoruz. Çünkü insan bazen durduğunda merak ediyor, merak ettiğinde araştırıyor, araştırdığında da yeni bir şey üretiyor. Dünyayı değiştiren insanların çoğu da aslında dışarıdan bakıldığında son derece sıkıcı görünen işlerle uğraşıyor: Yıllarca aynı mesele üzerine düşünüyor, çalışıyor, deniyor, yanılıyor ve yeniden başlıyor.”</em></p>
<p>Ersinan’a göre büyük başarıların görünmeyen yüzünde de aynı gerçek var: <em>“Bugün hayranlıkla baktığımız o büyük başarıların, gösterişli hayatların ve parlak fikirlerin arkasında birilerinin yaptığı binlerce ‘sıkıcı’ iş var. O işleri birileri yapmazsa zaten gösterilecek bir başarı da olmuyor. Belki de bu yüzden bizim cümlemiz çok basit: Sıkıcı insanlar dünyayı değiştirir.”</em></p>
<p><em>“Boring People’dan çıkan tek bir fikrin insanların aklında kalmasını isteseniz, o fikir ne olurdu?”</em> diye sorduğumuzda ise yanıtı çok net: <em>“Yapacak daha çok sıkıcı işimiz var.”</em></p>
<p><strong><em>Sürekli </em></strong><strong><em>görünür </em></strong><strong><em>olmaktan </em></strong><strong><em>yorulduk</em></strong></p>
<p><em>“Bence sosyal medya, özellikle de Instagram, işin suyunu çıkardı. Biz bunu yeni keşfetmiş bir nesil olarak biraz da saldırarak kullandık, itiraf edelim. Hayatlarımız giderek bir yarışa dönüştü. Çocuklar okulda, biz işte, evde, mutfakta, hatta özel hayatımızda sürekli bir rekabetin içine girdik”</em> diyen Ersinan’a göre bu görünürlük yarışı artık yormaya başladı: <em>“Pandemi döneminde zirve yapan kendini gösterme sevdası son bir yılda yerini tükenmişlik hissine bıraktı. Yorulduk. Tükendik. Sürekli görünür olmak, sürekli bir şey kanıtlamak artık eskisi kadar cazip gelmiyor.”</em></p>
<p>Tüketim kültürünün de aynı hızın parçası olduğunu düşünen Ersinan, <em>“Her yıl başka kavramlar moda oluyor, başka modaevleri öne çıkıyor, mücevher markaları yeni bilezikler çıkarıyor… Her şey hızla tüketiliyor; adeta kullan-at düzeni. İlişkiler de bundan farklı değil. Emek yok, uğraşmak yok, didinmek yok. Her şey kolay olsun istiyoruz”</em> diye ekliyor. Ve bu nedenle mahremiyetin yeniden değer kazanacağına inanıyor: <em>“Bir kesim artık bütün bunlardan yoruldu. Şimdi insanlar asaletin biraz gizlilikte, biraz mahremiyette olduğunu yavaş yavaş fark etmeye başladı. Bizde bunun bir rönesans ya da reform etkisi yaratması biraz daha zaman alır. Hâlâ anbean ne yediğimizi, nerede olduğumuzu paylaşmaya doymadık. Ama zamanla mahremiyetin yeniden çekici hâle geleceğine inanıyorum.”</em></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KONFERANSTAN ÇOK ORTAMDA BULUNMAK ÖNEMLİ</strong></span></p>
<p><em>“Türkler konferans dinlemeyi çok sevmiyor. Daha çok o ortamda bulunmayı, insanlarla bir araya gelmeyi seviyorlar”</em> diyen Feyzan Ersinan, Boring People için Bodrum’da Formula 1 dünyasının performans koçlarından Nicole Bearne’ün konuşmasından araç simülasyonuna, atölyelerden Telezzüz’ün gastronomi deneyimine uzanan bir kurgu oluşturdu. Şöyle anlatıyor: <em>“İnsanlar gelirken ‘Acaba sıkılır mıyız?’ diye düşünüyordu. Ama 150’den fazla üst düzey ismi Bodrum’da 16 saat boyunca keyifle bir arada tutmak, üstelik her panelin bu kadar yoğun ve interaktif geçmesini görmek benim için büyük bir gururdu. Boring People benim için de büyük bir deneme alanıydı. Başardığımızı düşünüyorum. Tera Holding, Audi, Castrol, Yapı Kredi Özel Bankacılık ve IWC’ye vizyonları için teşekkür ediyorum. Şimdi ikincisi için hazırlıklar başlamış durumda. “</em></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>BAŞARISIZLIK DİYE BİR ŞEY YOK</strong></span></p>
<p>Feyzan Ersinan’ın sorguladığı bir başka kavram da başarı… Şöyle diyor: <em>“Yıllarca Dünya Gazetesi’nde ‘Başarı Öyküleri’ yazdım; yetmişe yakın şirketin hikâyesini anlattım. Yıllar içinde bunların yaklaşık yüzde yedisinin battığını gördüm. Hayat bence başarısızlıklarıyla güzel. ‘Ben başaramadım’ hikâyelerini çok severim.</em> <em>Kendi hayatım bile başlı başına bir başarısızlık öyküsü sayılabilir. Büyük bir imparatorluğun veliahtıyken, ‘Ben sıkıldım, başka bir iş yapacağım’ deyip varını yoğunu satıp sıfırdan başlayana akıllı denir mi? Her yeni kurduğum hayat, bir öncekinin daha iyi versiyonu oldu. Yeter ki korkma. Etik değerlerini kaybetmiyorsan, bu yolda seni kolay kolay kimse deviremez. Benim için başarısızlık diye bir şey yok.”</em></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TÜRK İŞ DÜNYASI ÖRGÜTLENMEYİ UNUTTU</strong></span></p>
<p>Ersinan, iş dünyasında artan ayrışmaya da dikkat çekiyor: “<em>Türk iş dünyası örgütlenmeyi unuttu. Bence bugün en büyük eksiklik bu. Ben bir yayıncı ve network ajansının sahibi olarak insanları, markaları ve iş dünyasını bir araya getirmeye çalışıyorum. Yaptığımız işin önemli bir kısmı doğru insanları birbirine bağlamak, yeni ilişkiler ve iş birlikleri yaratmak. İnsanların biraz fazla ayrıştığını düşünüyorum. Oysa tam tersine, şimdi daha fazla kenetlenme zamanı. <strong>Ali Ağaoğlu</strong>’nun bana öğrettiği ve çok sevdiğim bir cümle vardır: ‘Herkesin işi iyi olsun ki ben de iyi olayım.’ Bence biz bu bakış açısını biraz kaybettik. Yeniden öze dönmemiz gerekiyor. Birlikten kuvvet doğar. Biraz sıkıcı bir tabir belki ama her dönemde geçerliliğini koruyor.”</em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/gosteris-bitti-sikicilar-geliyor-87389</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/8/9/1280x720/gosteris-bitti-sikicilar-geliyor-1789363889.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Herkes görünür olmaya çalışırken onlar ‘sıkıcı’ olmayı seçti. Optimist Group Medya Ajans Başkanı ve Boring People Kurucu Ortağı Feyzan Ersinan’a göre, yeni dönemin asıl meselesi daha çok konuşmak, daha çok göstermek, daha büyük görünmek değil; istikrarla işini yapmak. Boring People da bu fikirden doğdu: “Bugün gösteriş değil istikrar değerli. Çünkü dünyayı değiştirenlerin arkasında binlerce sıkıcı iş var.” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/hayatin-ritmi-degisiyor-evler-de-87387</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayatın ritmi değişiyor, evler de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Evler, hayatın temposuna ayak uyduruyor. Çalışma biçimlerimizden kahve alışkanlıklarımıza, dinlenme şeklimizden gündelik rutinlerimize kadar değişen yaşam biçimimiz, evin içindeki düzeni ve beklentilerimizi de dönüştürüyor. Teknoloji bu yeni düzenin neresinde duruyor? Versuni Türkiye Genel Müdürü <strong>Esin Karadede</strong> sorularımızı yanıtladı.</p>
<p><strong>Son yıllarda evin yalnızca yaşanan bir mekân olmaktan çıktığını görüyoruz. Sizce insanların evleriyle kurduğu ilişkide en büyük değişim ne oldu?</strong></p>
<p>Bence en büyük değişim, evin hayatımızın arka planı olmaktan çıkıp hayatın bizzat kurgulandığı bir alana dönüşmesi oldu. Bugün evde yalnızca yaşamıyor; çalışıyor, dinleniyor, sosyalleşiyor, kendimize zaman ayırıyor ve yeniden dengeleniyoruz. Ev artık ihtiyaçlarımıza göre şekillendirdiğimiz dinamik bir alan.</p>
<p>Bu değişim, evde kullandığımız ürünlere bakışımızı da dönüştürdü. Artık bir ürünün zihinsel yükümüzü nasıl azalttığına ve kişisel ritmimize ne kadar uyum sağladığına bakıyoruz. Kısacası insanlar artık evlerine yalnızca eşya yerleştirmiyor; yaşamak istedikleri hayatı kuruyor.</p>
<p><strong>Akıllı ev teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla evdeki gündelik rutinler de değişti. Sizce ev yaşamını asıl dönüştürecek şey teknoloji mi, yoksa değişen yaşam biçimleri mi?</strong></p>
<p>Bence yönü yaşam biçimleri belirliyor, teknoloji ise bu dönüşümü mümkün kılıyor ve hızlandırıyor. Teknolojinin asıl görevi yeni bir karmaşıklık yaratmak değil, mevcut karmaşıklığı kullanıcıdan almak. İnsanlar rutinlerinden vazgeçmek istemiyor; onları daha az eforla yönetmek istiyor. Bu nedenle geleceği, en fazla özelliğe sahip cihazlardan çok, yaşam ritmine doğal biçimde uyum sağlayan çözümler belirleyecek.</p>
<p><strong>Bugünün tüketicisi satın almadan önce daha fazla araştırıyor ve sizin de söz ettiğiniz gibi hayatına ne kattığını sorguluyor. Versuni olarak bu yeni tüketici profilini nasıl okuyorsunuz?</strong></p>
<p>Bugünün tüketicisi en ucuz ürünü değil, kendisi için en doğru yatırımı arıyor. Teknik özelliklerin ötesinde, “Bu ürün hayatımdaki hangi yükü azaltacak?” sorusunun yanıtını arıyor. Bu nedenle ürün geliştirme sürecini gerçek kullanıcı ihtiyaçlarından başlatıyoruz. Küçük mutfaklarda az yer kaplama, kolay temizlenme, dayanıklılık ve kişiselleştirme gibi beklentileri takip ederek bunları ürünlere taşıyoruz.</p>
<p>İletişim dilinin de değişmesi gerekiyor. Tüketiciye yalnızca bir teknolojinin nasıl çalıştığını değil, temizliğe ayırdığı zamanı nasıl azalttığını veya evdeki bir anı nasıl daha keyifli hale getirdiğini anlatmalıyız. Teknolojinin değeri, gerçek hayattaki karşılığında ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de özellikle dikkatinizi çeken yeni bir alışkanlık ya da beklenti var mı</strong><strong>?</strong></p>
<p>Evde kullandığımız teknolojiler artık yalnızca işlevsel araçlar değil; zevkimizi, yaşam tarzımızı ve nasıl bir atmosfer kurmak istediğimizi de yansıtıyor. Bu nedenle tüketici performansın yanında ürünün rengine, formuna, kapladığı alana ve evdeki diğer objelerle kurduğu uyuma da dikkat ediyor. Türkiye’de bunun en görünür örneklerinden biri “kahve köşeleri”. Eskiden tezgâhın bir köşesine yerleştirilen kahve makineleri bugün salonlarda, çalışma alanlarında veya mutfağın en görünür yerinde sergileniyor.</p>
<p>Bunun yanında Türkiye’de kalite, pratiklik ve dayanıklılığın birlikte talep edildiğini görüyoruz. Yeni premium anlayışını da tam olarak bu bütünlük tanımlıyor.</p>
<p><strong>Kahve artık ülkemizde bir kültür haline geldi. Versuni olarak bu değişimi izlerken özellikle dikkatinizi çeken ne?</strong></p>
<p>Türkiye’de kahve kültürü üzerine yeni katmanlar eklenerek büyüyor. Araştırmalarımız, evlerin yüzde 53’ünden fazlasında geleneksel Türk kahvesi hazırlanırken aynı hanelerde latte, filtre kahve ve soğuk kahve gibi farklı seçeneklere de güçlü bir ilgi olduğunu gösteriyor. En dikkat çekici değişimlerden biri, kahvenin artık günün belirli bir saatine veya tek bir işleve bağlı olmaması. Kahve bazen enerji, bazen kişisel bir mola, bazen de misafirperverliğin dili oluyor. Versuni olarak özellikle kalite ve kolaylığın aynı anda talep edilmesini önemsiyoruz. Türk tüketicisi kafe kalitesini evde istiyor; ancak bunun karmaşık, zaman alan bir süreç olmasını istemiyor. Bu beklenti, kategorideki inovasyonun en önemli itici güçlerinden biri.</p>
<p><strong>Yapay zekâ artık evin içinde de daha görünür halde. Sizce bu gerçekten bir ihtiyaçtan mı doğuyor, yoksa teknoloji şirketlerinin yarattığı yeni bir konfor alanı mı? </strong></p>
<p>Bunu bir “ya ihtiyaç ya da konfor” ikilemi olarak görmüyorum. Gündelik hayatta zaman, dikkat ve karar verme yükü de gerçek ihtiyaçlar. Yapay zekâ tekrar eden seçimleri azaltıyor, kullanıcı tercihlerini hatırlıyor ve daha tutarlı sonuçlar sağlıyorsa gerçek bir ihtiyaca yanıt veriyor demektir.</p>
<p>Bizim için temel ölçüt şu: Yapay zekâ hayatı gerçekten kolaylaştırıyor mu, yoksa yalnızca yeni bir uygulama ve yeni bir ayar mı ekliyor? Tüketiciye fayda sağlamayan teknoloji kalıcı olmaz. En başarılı yapay zekâ, teknolojisini en az hissettiğimiz ama yarattığı kolaylığı en çok hissettiğimiz teknoloji olacak.</p>
<p><strong>Teknoloji bir yandan da hayatımızı daha fazla cihazla ve uygulamayla dolduruyor. Sizce geleceğin evinde gerçekten daha az şey mi olacak, yoksa daha fazla teknoloji mi?</strong></p>
<p>Geleceğin evini ‘daha az eşya, daha çok zekâ ve daha az zihinsel yük’ şeklinde tarif edebilirim. Bence evler görsel olarak daha sade ama işleyiş bakımından daha akıllı hale gelecek. Teknoloji, birbirinden kopuk cihazlar yerine daha bütünlüklü ekosistemler içinde çalışacak. Dolayısıyla hedef evleri daha fazla cihazla doldurmak değil; daha az uğraşla daha iyi sonuç veren bir ortam yaratmak olmalı.</p>
<p><strong>Ev teknolojilerinde sürdürülebilirlik yalnızca enerji tüketimiyle ölçülen bir başlık değil. Tüketicinin sürdürülebilirlik konusundaki beklentilerinde sizce gerçekten bir değişim var mı</strong><strong>?</strong></p>
<p>Kesinlikle var. Tüketici artık yalnızca ‘çevreci’ bir söylem duymak istemiyor; bunun somut karşılığını görmek istiyor. Bu nedenle sürdürülebilirliği sonradan eklenen bir özellik değil, tasarımın başlangıç noktası olarak ele almak gerekiyor. Versuni olarak biz de ürünlerimizin kullanım ömrünü uzatmaya, onarımı ve geri dönüşümü kolaylaştırmaya ve geri dönüştürülmüş malzeme kullanımını artırmaya odaklanıyoruz. 2027 yılına kadar yeni ürünlerimizin tamamını döngüsellik ve enerji verimliliği ilkelerine göre tasarlamayı hedefliyoruz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Kendime ait küçük bir durak…</strong></span></p>
<p><strong> </strong><strong>İş dünyasında sürekli hız ve verimlilik konuşuluyor. Peki sizin hayatınızda “verimli olmak zorunda olmayan” ne var? Size iyi gelen bir ritüeliniz var mı</strong><strong>?</strong></p>
<p>Sabah işe başlamadan önce içtiğim espresso benim için kişisel bir ritüel. Günün ilerleyen saatlerinde kahve bazen enerji, bazen ekiple paylaşılan bir mola veya yeni fikirler için bir düşünme alanı olabiliyor. Ama sabahın ilk fincanında herhangi bir sonuç üretmeye ya da o birkaç dakikayı “verimli” hale getirmeye çalışmıyorum.</p>
<p>Bence hayatın her anı performans üzerinden tanımlanmamalı. Bazen birkaç dakikalığına durmak, zihnin kendi ritmini bulmasına izin vermek, sonrasında yaptığımız pek çok şeyden daha değerli olabiliyor. Benim için kahve tam da böyle bir alan açıyor: Acele etmeden güne geçtiğim, kendime ait küçük bir durak.</p>
<p><strong>Önümüzdeki birkaç yıl içinde ev hayatına baktığımızda bugün bize çok sıradan gelen hangi alışkanlığın tamamen değişeceğini düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Her cihazı her kullanımda ayrı ayrı ayarlama alışkanlığımızın önemli ölçüde değişeceğini düşünüyorum. Yakın gelecekte ev teknolojileri günün saatini, kullanım örüntülerimizi ve kişisel tercihlerimizi öğrenerek uygun seçenekleri kendiliğinden önerecek. Bugün cihazlara komut veriyoruz, gelecekte ise ihtiyaçlarımızı anlayan ve bize seçenek sunan cihazlarla yaşayacağız.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/hayatin-ritmi-degisiyor-evler-de-87387</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/3/8/7/1280x720/hayatin-ritmi-degisiyor-evler-de-1789363659.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir zamanlar gün sonunda dönülen evlerimiz, bugün hayatımızın büyük bölümünün geçtiği alana dönüştü. Versuni Türkiye Genel Müdürü Esin Karadede ile bu değişimin gündelik alışkanlıklarımıza yansımalarını konuştuk. Karadede’ye göre geleceğin evi, daha fazla teknolojiyle değil, daha az zihinsel yükle şekillenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sehirli-erkegin-yeni-ofis-stili-87247</guid>
            <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şehirli erkeğin yeni ofis stili</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eylül ayında yazın rahat temposu yavaş yavaş yerini şehir hayatına bırakıyor. Tatil bavulları kaldırılıyor, takvimler yeniden toplantılarla doluyor ve sabahları <em>“Bugün ne giyeceğim?”</em> sorusu geri dönüyor. Fakat 2026'nın ‘back to office’ anlayışında ofise dönmek, yaz boyunca benimsediğimiz rahatlıktan tamamen vazgeçmek anlamına gelmiyor. Tam tersine erkek iş giyimi, son yıllarda geçirdiği dönüşümün ardından daha konforlu, daha kişisel ve daha modern bir noktaya ulaşıyor. Sert takım elbiselerin, fazla dar pantolonların ve neredeyse üniformaya dönüşen ofis kombinlerinin yerini rahat terzilik, kaliteli trikolar, yumuşak renkler ve günün farklı saatlerine uyum sağlayabilen parçalar alıyor.</p>
<p>Yeni ofis gardırobunun en güçlü yanı da burada: Sabah toplantısına uygun bir kombin, akşam arkadaşlarla buluşurken fazla resmî hissettirmemeli. İş ve sosyal hayat arasındaki sınırlar değiştikçe erkek gardırobu da bu yeni tempoya ayak uyduruyor.</p>
<p><strong>TAKIM ELBİSE RAHATLIYOR</strong></p>
<p>Ofise dönüş denildiğinde takım elbiseyi bir kenara bırakmak gerekmiyor; yalnızca onu biraz rahatlatmak yeterli. 2026'da ceketlerin omuzları yumuşuyor, pantolonların paçaları genişliyor ve kumaşlar daha akışkan hâle geliyor. Özellikle ince yün, pamuklu ve yün-keten karışımlı kumaşlar, sonbaharın henüz sıcak geçen ilk haftaları için ideal. Lacivert ve gri elbette yerini koruyor ancak çikolata kahvesi, taş, haki ve koyu bej gibi tonlar iş gardırobuna daha güncel bir karakter kazandırıyor. Kravat yerine açık yakalı gömlek ya da ince triko kullanmak ise takımın resmiyetini anında kırıyor.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong><em>Ofis kombini:</em></strong></span> Taş rengi rahat kesim takım, beyaz gömlek, koyu kahverengi süet loafer ve deri evrak çantası.</p>
<p><strong>GÖMLEKLER YENİDEN KEŞFEDİLİYOR</strong></p>
<p>Her sabah ceket giymek istemeyenler için iyi haber: İyi bir gömlek ve doğru pantolon hâlâ ofis stilinin en güvenilir formüllerinden biri. Ancak bu klasik ikili de biraz değişti. Bedene fazlasıyla oturan gömleklerin yerini daha doğal duran kesimler, dar chinoların yerini ise düz ya da hafif geniş pantolonlar alıyor. Beyaz ve açık mavi gömlekler vazgeçilmez olmayı sürdürürken ince çizgiler, yumuşak pastel tonlar ve hafif dokulu kumaşlar görünüme hareket katıyor. Gömleğin kollarını hafifçe kıvırmak bile yazdan sonbahara geçiş döneminin rahat şehirli havasını yakalamaya yetiyor.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong><em>Ofis kombini:</em></strong></span> Açık mavi çizgili gömlek, lacivert pileli pantolon, kahverengi loafer, ince deri kemer ve klasik saat.</p>
<p><strong>TRİKOLAR İŞ BAŞINDA</strong></p>
<p>Ofise dönüş sezonunun belki de en kullanışlı parçaları ince trikolar. Özellikle polo yakalı modeller, klasik gömlek ile tişört arasında iyi bir denge kuruyor. Fazla resmî görünmeden özenli bir etki yaratıyor ve ceketlerin altında da son derece iyi duruyor. 2026'da trikolarda krem, bordo, koyu yeşil, gece mavisi ve kahverengi tonları dikkat çekiyor. İnce merinos yünü ve pamuk karışımları ise mevsim geçişleri için ideal. Üstelik cuma günü ofisten çıkıp doğrudan akşam yemeğine gidecekseniz ayrıca bir stil değişikliğine ihtiyaç bırakmıyor.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong><em>Ofis kombini:</em></strong></span> Krem polo yaka triko, koyu kahverengi geniş kesim pantolon, siyah deri loafer ve minimal deri el çantası.</p>
<p><strong>BLAZER YENİ OFİS ÜNİFORMASI</strong></p>
<p>Tam takım giymek istemiyor ancak tişört-pantolon ikilisini de fazla rahat buluyorsanız çözüm, iyi bir blazer olabilir. Yapılandırılmamış, astarsız ya da hafif astarlı modeller yeni sezonun en kullanışlı parçaları arasında. Özellikle lacivert, tütün kahvesi ve gri tonlarındaki bir blazer, gardıroptaki pek çok parçayla kolayca uyum sağlıyor. Üstelik blazerın altına artık mutlaka klasik gömlek giymek gerekmiyor. Beyaz bir tişört, polo yakalı bir üst ya da ince triko, görünümü daha genç ve güncel bir çizgiye taşıyor. Burada önemli olan, ceketin kesiminin ve kumaşının kaliteli görünmesi.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong><em>Ofis kombini:</em></strong></span> Lacivert blazer, kaliteli beyaz tişört, gri pantolon, süet loafer ve deri tote çanta.</p>
<p><strong>AYAKKABIDA KURALLAR GEVŞİYOR</strong></p>
<p>Ofis stilinin değişmesi ayakkabılara da özgürlük getirdi. Oxford ve Derby modelleri klasik yerlerini korurken loaferlar, modern iş gardırobunun başlıca parçaları arasına giriyor. Özellikle süet modeller, takım elbiseyi biraz rahatlatmanın en kolay yollarından biri. Sneaker konusunda ise sınırı doğru çizmek gerekiyor. Fazla sportif ve renkli seçenekler yerine sade deri sneakerlar tercih edildiğinde bu ayakkabılar, özellikle daha yaratıcı ya da smart casual ofislerde iyi sonuç veriyor. Kıyafetin geri kalanı ne kadar sade ve özenliyse sneaker da o kadar yerinde görünüyor.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong><em>Ofis kombini:</em></strong></span> Bej overshirt, beyaz polo, koyu lacivert pantolon, beyaz deri sneaker ve deri sırt çantası.</p>
<p><strong>DETAYLAR FARK YARATIYOR</strong></p>
<p>Ofis gardırobunu baştan aşağı yenilemek gerekmiyor. Bazen iyi bir kemer, karakterli bir saat, kaliteli bir çanta ya da doğru gözlük bütün görünümü değiştirebilir. Özellikle erkek çantalarının giderek çeşitlenmesi, iş stiline yeni seçenekler kazandırıyor. Klasik evrak çantasının yanında deri tote çantalar, minimal sırt çantaları ve daha kompakt el çantaları şehirli erkeğin günlük hayatına kolayca uyum sağlıyor.</p>
<p>2026 ofis stilinde asıl mesele, kusursuz bir kurumsal görünüm yaratmak değil; profesyonel görünürken kişiliği kaybetmemek. Yazın benimsediğimiz rahatlığı iyi terzilik, kaliteli kumaşlar ve birkaç güçlü aksesuarla bir araya getirdiğimizde ofise dönüş de biraz daha keyifli hâle geliyor. Çünkü yeni sezonun en iyi iş görünümü, yalnızca toplantı odasında değil, ofisten çıktıktan sonra da iyi hissettiren kombindir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sehirli-erkegin-yeni-ofis-stili-87247</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/4/7/1280x720/sehirli-erkegin-yeni-ofis-stili-1789052281.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni sezon erkek iş giyiminde sert kalıpları geride bırakıyor; rahat terzilik, ince trikolar ve güçlü aksesuarlar ofisten akşama uzanan modern bir gardırop kuruyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/alix-yeni-kim-olacak-mi-87246</guid>
            <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alix, yeni Kim olacak mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kim ve kız kardeşleri için kötü haber: Sosyal medya fenomeni Alix ve ailesi, tahtı devralmak için atakta. sekiz bölümlük Netflix yapımı ‘<em>Earle Meets World’</em> ile Kardashian klanı ile aynı formülleri uygulayarak yeni bir hanedan yaratma peşinde… Ancak bir farkla Earle’ler, Kardashian’ların ‘senaryolaştırılmış’ skandallarla örülü dünyasına karşı, yeni kuşağın samimiyet beklentisi karşılayamaya çalışıyor.</p>
<p>Benzerliklerle başlayalım: Kim de Alix de varlıklı ailelerden geliyor. Malum Kim’in babası Robert Kardashian, OJ Simpson’ın avukatı olarak nam salmıştı, Alix’in babası TJ Earle, otoyol, altyapı inşaatı, asfalt üretimi, taşımacılık alanlarında faaliyet gösteren bir holdingin sahibi… İki influncer’ında aşk hayatında sansasyonel isimler var. Kim, şöhretin ilk adımlarını Amerikan futbol oyuncusu Reggie Bush ile birlikte atmıştı. Alix gündeme ilk olarak efsane sporcu Tom Brady ile yakınlaşmasıyla geldi. Kim, evliliklerle dolu aşk hayatına Formula 1 süperstarı Lewis Hamilton ile devam ederken, Alix’in adı onun rakibi Lando Norris ile anıldı.</p>
<p><strong>Dağınık dünyama hoşgeldiniz</strong></p>
<p>İşin magazinel yanı bir yana dursun Kim ve Alix arasında ekosistem yaratma adına farklılıklar var.  25 yaşındaki Earle’nin çıkış noktası kameralarla donatılmış bir malikane değil,  makyaj masasının karşısına yerleştirilmiş telefonuydu. Miami Üniversite’sinde öğrenciyken çektiği ‘Get Ready With Me/Benimle Hazırlanan’ videolarında ilişkilerini, partileri ve sivilcelerini anlatan Earle; kusursuz görünmeye çalışmak yerine dağınıklığını paylaşarak büyüdü. Bugün TikTok’ta 8,5 milyon, Instagram’da yaklaşık 5,8 milyon takipçisi var. Forbes ise farklı platformlardaki toplam kitlesini 14 milyon civarında gösteriyor. Perakende dünyasında ‘Alix Earle etkisi’ denilen satış gücü, önerdiği ürünlerin kısa sürede tükenmesini sağlayabilecek kadar kuvvetli.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aa2c4c817c00-1789052104.jpg" alt="" width="500" height="281" /></p>
<p><strong>Sihirli formül işbaşında</strong></p>
<p>Alix’in kendi halindeki dünyası, sekiz bölümlük Netflix yapımı ‘<em>Earle Meets World’</em> ile Kardashian vari bir aile reality şovuna dönüştü.  Dizinin yapımcısı Fulwell Entertainment’ın <em>The Kardashians</em> ile de çalışması, benzerliği tesadüf olmaktan çıkarıyor.  Dizide Alix başrolde, yan rollerde ise kardeşi Ashtin, annesi Alisa, babası TJ, üvey annesi Ashley ve küçük kardeşleri de yer alıyor. Konumuz tabii ki aşk hayatı, aile sırları, sağlık meseleleri, projeler, girişimler... Kardashian’larla Earle’ler arasındaki ortak noktalar burada derinleşiyor. Çünkü formül aynı: Özel hayat içeriğe, içerik şöhrete, şöhret de ürün satışına çevriliyor. Her iki ‘marka’ da ilk önce aile ilişkilerini, sevgilileri ve yaşadıkları krizleri bir popüler kültür malzemesine dönüştürüyor. Ardından güzellik, moda ve kişisel bakım markaları ve işbirlikleri geliyor. Ancak burada yön tersine çevrilmiş durumda: Kardashian’lar televizyonda ünlü olup sosyal medyayı fethetti; Alix sosyal medyada ünlü olup televizyona geçti.</p>
<p>Yine de sayılar, tahtın henüz boşalmadığını söylüyor. Eylül 2026 itibarıyla Instagram’da Kylie Jenner yaklaşık 381 milyon, Kim Kardashian 344 milyon, Khloé 292 milyon, Kendall 278 milyon, Kourtney 209 milyon ve Kris Jenner 50 milyon takipçiye sahip. Alix’in 5,8 milyonluk Instagram kitlesi güçlü olsa da Kim’in takipçi sayısı onunkinin yaklaşık 59 katı. Ailenin ilk göz ağrısı olan reality mirası da aynı ölçüde büyük: ‘<em>Keeping Up with the Kardashians’</em> 20 sezon sürdü; Hulu’daki devam yapımı ‘<em>The Kardashians’</em> ise sekizinci sezonuna ulaştı. Az buz değil: Spin-off’lar hariç, 28 sezonluk bir popüler kültür arşivinden söz ediyoruz. </p>
<p>Fakat burada sorulması gereken soru şu: Bu rakamların, popüler kültür gündemindeki karşılığı ne?  Khloé’nin Ağustos 2026’da yayımlanan altı bölümlük ‘<em>The Girls: A Khloé Kardashian Project’</em> programı sert eleştirilerle karşılandı ve zaman israfı olarak değerlendirildi.  Kim’in yapımcılığını üstlendiği Glenn Close gibi yıldızlarla bezeli dizisi <em>All’s Fair</em> ise Rotten Tomatoes sitesinde eleştirmenlerden yalnızca yüzde 6 alabildi. Ortada kesin bir ticari çöküş olmasa da, “inceden kabak tadı veren, tedavilden kalkmasa da eskisi kadar hayranlık uyandırmayan” bir marka paradoksu var.</p>
<p><strong>Boşluktan doğan fırsat</strong></p>
<p>Bu ‘bıkkınlık’ duygusu Alix için bir fırsat olabilir. Kardashian’ların senaryolaştırılmış skandallarına karşı Earle, genç izleyiciye hâlâ kankasıyla görüntülü arama yapıyor hissini veriyor. Ancak bu yeterli olmayabilir: Time, yapımı uzatılmış bir ‘Benimle Hazırlan’ videosuna benzetirken Variety, ‘Kardashian tarzı yavan bir aile komedisi’ yorumunu yaptı. Gerçi ‘Keeping Up With The Kardashians’ın ilk sezonuna gelen eleştirilere kıyasla, bu yorumlar hayli iyimser.  Alix yeni Kim olur mu, bunu zaman gösterecek. Fakat Kardashian modelinin yeni medya düzenine uyarlanmış en güçlü adaylarından biri. Kim bir reality yıldızının sosyal medya imparatoruna dönüşmesini temsil ediyorsa Alix, içerik üreticisinin ailesiyle birlikte küresel eğlence markasına dönüşme ihtimalini gösteriyor. Henüz tahtın varisi değil; ama işletim sisteminin en yeni sürümü konumunda…</p>
<p><br /><br /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/alix-yeni-kim-olacak-mi-87246</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/4/6/1280x720/alix-yeni-kim-olacak-mi-1789052137.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sosyal medya fenomeni Alix Earle, ailesini de kadraja alan Netflix reality’siyle Kardashian formülünü TikTok çağına taşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/antalyanin-antik-kiyisinda-phaselis-87245</guid>
            <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya’nın antik kıyısında: Phaselis</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta rotamızı Phaselis’e çeviriyoruz. Lykia kıyılarından doğuya ilerlerken, artık Pamphylia dünyasının eşiğine geliyoruz. Attaleia, bir sonraki Pamphylia rotalarının kapısı olacak. Bu hafta odağımız Phaselis: Üç limanı, orman içindeki konumu, su kemerleri, ana caddesi ve entelektüel mirasıyla Akdeniz kıyısında özel bir eşik kent…</p>
<p>Pamphylia, eski Grekçede <em>“tüm kavimlerin vatanı”</em> anlamına gelir. Antalya Körfezi kıyısındaki bu bölgenin kuzeyinde Toroslar, güneyinde Akdeniz vardır. Batısında Lykia, doğusunda Kilikia yer alır. Pamphylia Ovası’na yayılan akarsular antik kentlerle ilişkilidir: Düden Attaleia’yla, Aksu Perge’yle, Köprüçay Aspendos’la, Manavgat ise Side’yle birlikte anılır.</p>
<p>Phaselis tam da bu dünyanın batı eşiğinde durur. Tarihi coğrafya açısından Lykia ile Pamphylia sınırında yer aldığı için bazı dönemlerde Lykia, bazı dönemlerde Pamphylia kenti sayılmıştır.</p>
<p><strong>ÜÇ LİMANLI EMPORİON</strong></p>
<p>Phaselis, Tekirova yakınlarında, üç yanı denizle çevrili ormanlık bir alanda yer alır. Antik kentle denizin bu kadar iç içe geçtiği yer azdır. Toprak tarıma elverişli olmadığı için Phaselisliler denize ve ticarete yönelmiştir. Kent, Demir Çağı’ndan itibaren ticaret ve yük gemilerinin yanaşmasına uygun üç korunaklı limanı ve lagünüyle zengin bir emporion, yani ticaret merkezi karakteri kazanmıştır.</p>
<p>Kentin ‘kuzey’, ‘merkezi’ ve ‘güney’ olarak adlandırılan üç limanı vardı. Kuzey liman savunma açısından önemliydi. Merkezi liman kentin içinde sayılabilecek kadar korunaklıydı. En büyükleri olan Güney Limanı ise büyük gemilerin yükleme ve boşaltma yaptığı ana ticaret alanıydı. Bu limanlar kereste, gül yağı ve zambak yağı gibi ürünlerin ticaretinde rol oynamıştır.</p>
<p><strong>SU KEMERLERİNDEN ANA CADDEYE</strong></p>
<p>Ören yerine girildiğinde ilk dikkat çeken yapılardan biri su kemerleridir. Muhtemelen İ.S. 1. ya da 2. yüzyılda inşa edilen, yaklaşık 500 metre uzunluğundaki bu kemerler, Tahtalı Dağı eteklerinden gelen temiz içme suyunu kente taşımak için yapılmıştır. Su; hamamlara, tuvaletlere, agora sarnıcına ve çeşmelere dağıtılmıştır.</p>
<p>Phaselis’in kent merkezinde yapılar ana cadde boyunca sıralanır. Kent limanı ile güney liman arasında uzanan taş döşeli ana cadde, yaklaşık 225 metre uzunluğunda ve 20-25 metre genişliğindedir. Bu cadde, limanları, agoraları, hamamları, nymphaionları, tiyatroyu ve anıtsal kapıları birbirine bağlayan ana omurgadır.</p>
<p>Caddenin iki yanında basamaklar, heykel kaideleri ve onurlandırma yazıtları bulunur. Bu düzen, caddenin yalnız bir geçiş yolu değil, temsil ve tören mekânı olduğunu düşündürür.</p>
<p><strong>AGORALAR, HAMAMLAR VE TİYATRO</strong></p>
<p>Phaselis aynı gün içinde aceleye getirilmeden tamamlanmalıdır. Ana cadde çevresinde farklı dönemlerden yapılar görülür. Hadrianus döneminde Phaselisli Tyndaris adlı bir kadın tarafından yaptırılan tetragonal agora, kentin kamusal yaşamını gösteren önemli yapılardan biridir. Agoranın içine Bizans döneminde bazilikal planlı bir kilise inşa edilmiştir.</p>
<p>Hamam-gymnasion kompleksi ve küçük hamam, Roma döneminin beden, temizlik ve eğitim anlayışını yansıtır. Latrina, nymphaionlar ve agora sarnıçları da Phaselis’in güçlü bir su altyapısına sahip olduğunu hatırlatır.</p>
<p>Akropolisin kuzeybatı eteklerinde yer alan tiyatro, İ.S. 2. yüzyıla tarihlenir. Kapasitesi yaklaşık 1.500-2.400 kişidir. Büyük tiyatrolar kadar görkemli olmayabilir; ama orman, deniz ve liman manzarasıyla Phaselis’in doğayla kurduğu ilişkiyi çok iyi yansıtır.</p>
<p><strong>İMPARATORLUK HAFIZASI</strong></p>
<p>Güney Limanı ile ana caddenin buluştuğu noktada Hadrianus Kapısı yer alır. İmparator Hadrianus’un doğu seyahati sırasında Phaselis’e uğraması onuruna yapılmış bu anıtsal kapı, kentin Roma dünyasıyla bağını gösterir. Aslan ayakları, bitkisel ve mimari bezemeleriyle tek kemerli görkemli bir tak görünümündedir.</p>
<p>Phaselis’te Roma imparatorluk hafızasının bir başka izi Domitianus Agorası’nda görülür. Kapı lentosundaki ithaf yazısında imparatorun adının kazınmış olması dikkat çekicidir. Domitianus öldükten sonra hatırası lanetlenmiş, yazıtlardan adı silinmiştir.</p>
<p>Phaselis gezisi, izin verilen alanlarda kısa bir deniz molasıyla tamamlanabilir. Günümüzde Phaselis plaj olarak anılmakla birlikte, koruma kuralları, güvenlik uyarıları ve sahadaki güncel levhalar dikkate alınmalıdır.</p>
<p><strong>ATTALEİA’YA DOĞRU…</strong></p>
<p>İkinci gün Antalya yönüne geçmek uygun olur. Sabah Tekirova veya Kemer çevresinde kısa bir mola verilebilir; ardından Antalya’ya gidilip şehre yerleşilir. Bu yazıda Antalya merkezini henüz anlatmıyoruz. Attaleia burada bir varış noktasından çok, Pamphylia rotalarının başlangıç kapısıdır.</p>
<p>Böylece yolculuk Lykia kıyılarından Pamphylia Körfezi’ne doğru doğal bir geçiş kazanır. Bundan sonra Antalya Körfezi boyunca Attaleia, Perge, Aspendos ve Side gibi Pamphylia kentleri bizi bekler.</p>
<p>Phaselis’in ilginç yanlarından biri de yetiştirdiği entelektüellerdir. İ.Ö. 4. yüzyılda yaşamış Phaselisli Theodektes, hitabet ve tragedya alanlarında ün kazanmış bir isimdir. İsokrates’in yanında eğitim görmüş, Aristoteles’in eserlerinde adı geçen çevreyle ilişkilendirilmiştir. Antik kaynaklar onun güçlü hafızasından, hitabet yeteneğinden ve bulmaca yaratma becerisinden söz eder.</p>
<p>Theodektes’in Karia Satrabı Mausolos çevresiyle de ilişkili olduğu düşünülür. Phaselis ile Mausolos arasındaki diplomatik ilişkilerde rol oynamış olabileceği kabul edilir. Bu ayrıntı, Phaselis’in yalnız mal alışverişi yapan bir liman kenti olmadığını; fikirlerin ve insanların da dolaştığı bir Akdeniz kenti olduğunu gösterir.</p>
<p><strong>ROTAYI ÖZEL YAPAN NE?</strong></p>
<p>Phaselis’i özel yapan şey, antik kent, orman ve denizin birlikteliğidir. Üç limanlı yapısı kentin ticaret gücünü; su kemerleri ve ana cadde kent düzenini; agoralar, hamamlar ve tiyatro kamusal yaşamı; Theodektes ise entelektüel dünyayı temsil eder.</p>
<p>Bu rota aynı zamanda Lykia’dan Pamphylia’ya geçiş duygusu verir. Phaselis bir kapanış değil, yeni bir coğrafyanın eşiğidir.</p>
<p><strong>LEZZETLER</strong></p>
<ul>
<li>Tekirova ve Kemer çevresinde balık ve deniz ürünleri<br />• Antalya usulü piyaz<br />• Tahinli kabak tatlısı<br />• Turunç reçeli ve narenciye<br />• Dağ köylerinde gözleme ve yerel ürünler</li>
</ul>
<p><strong>PHASELİS ROTASI</strong></p>
<ul>
<li><strong><em>Phaselis:</em></strong> Lykia ile Pamphylia arasında eşik kent<br />• <strong><em>Kuzey Liman:</em></strong> Savunma açısından önemli liman<br />• <strong><em>Merkezi Liman:</em></strong> Kentin içindeki korunaklı liman<br />• <strong><em>Güney Liman:</em></strong> Büyük gemiler için ana ticaret alanı<br />• <strong><em>Su kemerleri:</em></strong> Tahtalı Dağı’ndan gelen su sistemi<br />• <strong><em>Ana cadde:</em></strong> Limanları ve kamusal yapıları bağlayan omurga<br />• <strong><em>Hadrianus Kapısı:</em></strong> Roma imparatorluk hafızası<br />• <strong><em>Theodektes:</em></strong> Phaselisli hatip ve tragedya yazarı</li>
</ul>
<p><strong>Rota</strong></p>
<ol>
<li><strong>gün:</strong> Tekirova, Phaselis ören yeri, üç liman, su kemerleri, ana cadde, agoralar, hamamlar, tiyatro, Hadrianus Kapısı, izin verilen alanda deniz molası…</li>
<li><strong>gün:</strong> Tekirova/Kemer çevresi, Antalya’ya geçiş, şehre yerleşme, sonraki Pamphylia rotalarına hazırlık…</li>
</ol>
<p><strong>Süre<br /></strong>1 gece 2 gün yeterlidir. Phaselis aynı gün içinde hakkıyla gezilmeli; ikinci gün Antalya yönüne geçiş için kullanılmalıdır.</p>
<p><strong>Ne zaman gitmeli?<br /></strong>İlkbahar ve sonbahar en rahat dönemlerdir. Yazın sabah erken saatler tercih edilmeli; yürüyüş için rahat ayakkabı, şapka ve su unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Neden şimdi gitmeli?</strong></p>
<p>Phaselis ilkbahar, yaz başı ve sonbaharda çok keyiflidir. Yazın kalabalık ve sıcak nedeniyle ören yeri sabah erken gezilmelidir. Deniz molası planlanıyorsa güncel kurallar ve sahadaki uyarılar dikkate alınmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/antalyanin-antik-kiyisinda-phaselis-87245</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/4/5/1280x720/antalyanin-antik-kiyisinda-phaselis-1789051835.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ormanın içinden denize uzanan taş yollar, bir zamanlar gemilerin yanaştığı limanlara çıkıyor. İmparatorların geçtiği kapılar ve zamana direnen kalıntılar, Phaselis’in geçmişle bugün arasında kurduğu bağı görünür kılıyor. Lykia kıyılarından Pamphylia’ya doğru yol alırken, bu eski liman kenti yolculuğun en güzel eşiklerinden birini aralıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
