<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/bosanma-davasinda-buyuk-savas-88848</guid>
            <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Boşanma davasında büyük savaş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu haftanın yeni dizilerinden <em>‘War’</em>, aşkın bittiği yerde başlıyor. HBO dizisinin merkezinde, milyonlarca sterlinlik bir boşanma ve bu dava için kozlarını paylaşan iki Londra hukuk firması var.</p>
<p>Film yıldızı Carla Duval ile teknoloji girişimcisi Morgan Henderson’ın on yıllık evliliği pek yolunda gitmiyor. Morgan’ın kendisini aldattığından şüphelenen Carla, gerçeği öğrenmek için kocasına bir kadın aracılığıyla tuzak kuruyor. Plan işe yarayınca evlilik de geri dönülmez biçimde dağılıyor. Bundan sonrası avukatların işi. Carla’yı Taylor &amp; Byrne, Morgan’ı ise Cathcarts &amp; Sons temsil ediyor. Mesele yalnızca milyonların nasıl paylaşılacağı değil.</p>
<p>İşin bir de avukatlar cephesi var. Meslekte kendine yer edinmeye çalışan Johnny Warren, Londra’nın kapalı ve yüksek profilli hukuk çevresine girebilmek için Taylor &amp; Byrne’da işe başlıyor. Oysa gerçekte rakip firma Cathcarts adına çalışıyor ve karşı tarafın her hamlesini gizlice aktarıyor.</p>
<p>Dizinin yaratıcısı, <em>‘Lupin’</em> ve <em>‘Hijack’</em>ten tanıdığımız <strong>George Kay</strong>. Kay, ‘<em>War’</em>ı tasarlarken <em>‘The Good Wife’</em> ve <em>‘Ally McBeal’</em> gibi hukuk dizilerini düşünmüş. Onu asıl ilgilendiren ise avukatların üzerinde çalıştıkları davayla kendi hayatları arasındaki benzerlikler ve kişisel meselelerin sürekli işe karışması. Bu nedenle dizi, her bölümde başka bir dava anlatmak yerine sezon boyunca tek bir büyük dosyanın peşinden gidiyor.</p>
<p><strong>Sienna Miller</strong>’ı son olarak Netflix’in ‘<em>Anatomy of a Scandal’</em> dizisinde izlemiştik. Morgan rolündeki <strong>Dominic West</strong> ise tanıdık sularda. Onu beş sezon boyunca <em>‘The Affair’</em>de aldatan bir koca, ardından <em>‘The Crown’</em>da Prens Charles olarak izledik. Televizyondaki evliliklerinden yana yüzünün pek gülmediği söylenebilir. Sekiz bölümlük <em>‘War’</em>, antoloji formatında tasarlanmış. Sonraki sezonlarda Taylor &amp; Byrne ile Cathcarts &amp; Sons kalacak; yeni müvekkiller ve davalarla hikâye devam edecek.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6abf4aeeb817e-1790921454.jpg" alt="" width="500" height="311" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/bosanma-davasinda-buyuk-savas-88848</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/4/8/1280x720/bosanma-davasinda-buyuk-savas-1790921476.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sienna Miller ve Dominic West’in başrollerini paylaştığı ‘War’, milyonlarca sterlinlik bir boşanma davasında karşı karşıya gelen iki Londra hukuk firmasını izliyor. Sekiz bölümlük dizi TOD’da yayında. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sonbaharin-renk-paleti-88855</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sonbaharın renk paleti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sonbahar geldiğinde erkek gardırobunun renkleri genellikle tahmin edilebilir bir yöne gider. Siyahlar, griler, lacivertler ve birkaç kahverengi parça… Ancak 2026 sonbahar-kış sezonunda işler biraz değişiyor. Klasik sonbahar paleti hâlâ yerini koruyor ama bu kez daha sıcak, derin ve karakterli tonlarla yan yana geliyor. Çikolata kahvesinin zamansız havasına bordo eşlik ediyor; hardal sarısı, kırmızı ve yeşil ise erkek stiline beklenmedik bir enerji katıyor. İşte 2026 sonbaharında öne çıkan beş renk ve onları kullanmanın en stil sahibi yolları.</p>
<ol>
<li><strong> ÇİKOLATA ETKİSİ</strong></li>
</ol>
<p>Siyahın tahtını tamamen bırakması pek mümkün görünmüyor ama çikolata kahvesi artık ona ciddi bir alternatif. Özellikle süet ceketlerde, deri bomber modellerinde, geniş kesim pantolonlarda, trikolarda ve yün kabanlarda karşımıza çıkan bu sıcak ton, sezonun en güçlü renklerinden biri. Üstelik yalnızca klasik giyime değil, sportif ve gündelik parçalara da kolaylıkla uyum sağlıyor. Çikolata kahvesini bu kadar çekici yapan şey, farklı dokularla kurduğu ilişki. Süette daha yumuşak, deride daha güçlü, kaşmirde ise oldukça sofistike görünüyor. Ekru ve kremle birleştiğinde zahmetsiz bir lüks hissi yaratırken, açık maviyle kullanıldığında daha çağdaş bir karakter kazanıyor. Biraz daha cesur davranmak isteyenler için bordo ve hardal tonlarıyla uyumu da oldukça etkileyici.</p>
<p><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Çikolata kahvesi süet ceket, krem kaşmir triko, ekru geniş kesim pantolon ve koyu kahverengi deri loafer.</p>
<ol start="2">
<li><strong> BORDONUN CAZİBESİ</strong></li>
</ol>
<p>Bordo, erkek gardırobunun yabancısı değil. Ancak bu sezon yalnızca kravatlarda, atkılarda veya ayakkabılarda gördüğümüz bir tamamlayıcı olmaktan çıkıyor. Derin şarap tonları; trikolar, deri ceketler, kabanlar ve hatta takım elbiselerle çok daha görünür bir karakter kazanıyor. Özellikle bordo ile grinin birlikteliğinde zamansız bir zarafet var. Lacivertle daha klasik, kahverengiyle daha sıcak, siyahla ise daha dramatik bir görünüm ortaya çıkıyor. Üstelik bordo, fazla çaba harcamadan özenli görünmek isteyen erkekler için oldukça kullanışlı. Klasik siyah bir takımın içine giyeceğiniz bordo triko bile bütün havayı değiştirmeye yeterli. Güçlü ama ağırbaşlı karakteri sayesinde bordo, ofisten akşam davetlerine kadar kullanılabiliyor.</p>
<p><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Bordo ince triko, antrasit pileli yün pantolon, siyah deri bomber ceket ve siyah deri Chelsea bot.</p>
<ol start="3">
<li><strong> HARDAL DOKUNUŞU</strong></li>
</ol>
<p>Sarı, ilk bakışta sonbaharda erkek gardırobuna uyarlaması en kolay renk gibi görünmeyebilir. Ancak 2026 sezonunda karşımıza çıkan hardal ve safrana yaklaşan sıcak sarı tonları, yazın parlak sarılarından oldukça farklı bir karakter taşıyor. Daha topraklı, derin ve sofistike olan bu renk; özellikle trikolar, süet parçalar, montlar ve aksesuarlarda sezonun kahverengi ağırlıklı paletine beklenmedik bir enerji katıyor. Hardal sarısının asıl gücü de burada ortaya çıkıyor: Dikkat çekiyor ama bağırmıyor. Çikolata kahvesiyle kullanıldığında sıcak ve rafine, antrasitle birleştiğinde daha şehirli, lacivertle eşleştiğinde ise klasik erkek stiline modern bir dokunuş kazandırıyor. Baştan aşağı sarı düşünmek yerine tek bir güçlü parçayı görünümün merkezine almak yeterli. Özellikle hardal tonlarında kaliteli bir triko, sonbaharda yıllardır giydiğiniz kahverengi ceketi bile yeniden keşfetmenizi sağlayabilir.</p>
<p><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Hardal sarısı kaşmir triko, çikolata kahvesi süet ceket, antrasit geniş kesim pantolon ve koyu kahverengi deri loafer.</p>
<ol start="4">
<li><strong> KIRMIZI ALARMI</strong></li>
</ol>
<p>Kırmızı, uzun zamandır erkek modasında bu kadar özgür hissettirmiyordu. 2026 sonbaharında parlak kırmızılardan koyu ve sıcak tonlara uzanan geniş bir renk skalası dikkat çekiyor. Özellikle sportif dış giyim, kalın trikolar, montlar ve güçlü ceketler bu rengin enerjisini taşıyor. Kırmızı, en sade kombini bile sıradanlıktan kurtarabiliyor. Siyah pantolon ve beyaz tişörtün üzerine giyilen kırmızı bir ceket, başka hiçbir detaya ihtiyaç duymadan güçlü bir görünüm yaratabilir. Daha sakin bir yorum isteyenler ise kırmızıyı atkı, triko veya çorap gibi tek bir noktada kullanabilir. Kahverengiyle birleştiğinde sezonun daha sıcak tarafını, antrasitle kullanıldığında ise şehirli ve modern yüzünü ortaya çıkarıyor.</p>
<p><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Kırmızı yün triko, siyah rahat kesim pantolon, antrasit uzun kaban ve siyah deri bot.</p>
<ol start="5">
<li><strong> YEŞİLİN YENİ TONU</strong></li>
</ol>
<p>Haki, erkek gardırobunda uzun yıllardır askeri ve sportif giyimin vazgeçilmez renklerinden biri. Ancak 2026 sonbaharında yeşilin dünyası biraz daha genişliyor. Orman yeşili, zeytin ve yosun tonları; klasik dış giyimden modern terziliğe, trikodan pantolona kadar farklı parçalarda kendine yer buluyor.</p>
<p>Yeşili yalnızca kargo pantolon veya parka ile sınırlamamak gerekiyor. Orman yeşili bir yün kaban, krem triko ve kahverengi pantolonla oldukça rafine görünebilir. Zeytin tonlarındaki bir ceket ise kot pantolon ve süet ayakkabılarla daha rahat bir şehir stiline uyum sağlar. Özellikle yeşil ile tütün ve çikolata kahvesinin birlikteliği, sonbaharın doğal renklerini gardıroba taşımanın en zahmetsiz yollarından biri.</p>
<p><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Orman yeşili yün kaban, bej boğazlı triko, koyu kahverengi pileli pantolon ve taba süet Chelsea bot.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sonbaharin-renk-paleti-88855</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/5/5/1280x720/sonbaharin-renk-paleti-1790922964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çikolata kahvesi, bordo, hardal sarısı, kırmızı ve yeşil: 2026 sonbaharında erkek gardırobuna karakter katan beş ton ve onları kullanmanın yolları. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/luksun-yeni-performans-yuzu-88846</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lüksün yeni performans yüzü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Almanya Dietzhölztal’daki Nationales Auto Museum The Loh Collection’ın katedral sessizliğini andıran atmosferinde, bir kez daha otomotiv tasarımının nabzı yükseldi. 2023’te tasarımcıları, öğrencileri, otomotiv medyasını ve fikir insanlarını aynı samimi çatı altında buluşturma hedefiyle doğan ‘Car Design Event’, fuarların mesafeli ihtişamından uzak, yalnızca davetlilere özel bir entelektüel laboratuvar olarak başlatılmıştı. 80’i aşkın tasarım odaklı uzman gazeteci ve 70’ten fazla sektör yöneticisi, 2027 GCOTY ödüllerini, Genesis X Gran Convertible Magma GT Concept’in ilk dış sunumunu, Kia PV7’nin fuar dışı ilk gösterimini izlediler. CDE’nin popüler test filosundaki Bovensiepen Zagato, Benz Patent-Motorwagen, elektrikli T1 Samba Bus, Geely E2, Hyundai IONIQ 6 N, Kia PV5, Mercedes-Benz 600 SEL, GLC 400, S 580e 4MATIC Lang, Omoda 9 PHEV, Opel Corsa GSi nesilleri ve orijinal Monza, Porsche 928, 911 Turbo S, Renault Twingo, VW Caravelle eHybrid, ID. California Cruise, ID. Polo ve Xpeng X9 sürüşlere çıkarıldı. Dış sergide ayrıca 7 koltuklu Kia PV5 ve Foodtruck duruyordu.</p>
<p>Design Walk’te <strong>Alexander Redmer</strong> 70 yaşındaki Porsche 550 Spyder’ı, <strong>Andy Mindt</strong> Volkswagen Mission Efficiency’yi, <strong>Nicola Danza</strong> Hyundai Concept Earth ve Venus’u, <strong>Markus Anderer</strong> ise Genesis X Gran Convertible Concept ve Box Buggy’yi anlattı. Bu ünlü kreatifler, tasarımın değişen rolü, teknolojinin sınırları ve yapay zekanın tasarım süreçlerine entegrasyonu üzerine samimi değerlendirmelerde bulundular. Hyundai Avrupa Tasarım Merkezi’nin genç tasarımcılara <em>“karakter göstermeli, biraz asi olmalı ve provokatif fikirler üretmeli”</em> tavsiyesi, <em>“İyi bir çizimden çok, iyi bir fikre sahip olmak çok daha önemlidir”</em> vurgusuyla birleşerek dijital araçların çoğaldığı çağda tasarımın özüne dair unutulmaz bir hatırlatma oldu. Zira teknolojinin bu denli hızlanmasının en büyük tehlikesi, bu dijital araçların normal kullanıcılarda nasıl yankı bulacağını test edecek bir nesillik tampon zamanın olmamasıydı.</p>
<p><strong>PROGRESİF KORELİ</strong></p>
<p>Bu son buluşmanın en çok konuşulan yıldızı, Le Mans’ın tarihi asfaltında beliren siluetiyle <em>Genesis Magma GT Concept</em> oldu. İlk kez Kasım 2025’te Le Castellet’te sahneye çıkan, ancak revize edilmiş dış tasarımı ve tamamen yeni kabin içiyle yeniden tanıtılan otomobil, iki kişilik lüks bir Grand Tourer olarak kurgulanmış. Alçak burun yapısı, geniş çamurlukları, dinamik orta motor oranları, heykelsi yüzeyleri ve aerodinamik detayları markanın ‘Athletic Elegance’ felsefesini her açıdan hissedilir kılmış; yumuşak hatlı tavan çizgisi ve kendine özgü boat-tail arka yapısı hayran bıraktıran bir duruş katmış. İçeride ise modern lüks GT deneyimini yeniden yorumlayan çift konsollu ve sürücü odaklı mimari karşımıza çıktı. Motor sporlarındaki zaman ölçümünden ilham alan analog gösterge paneli, hassasiyet ve sürüşe bağlılık duygusunu güçlendiren dokunsal kontroller ve açıkta bırakılmış mekanik vites geçiş kapısı… Bu, dijitalden çok insanı merkeze alan bir felsefe idi ve otomobili normal yol lüksü ile yarış pisti kabiliyeti arasında bir köprü haline getiriyordu.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6abf4a45127a2-1790921285.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p>Genesis’in tasarım ekibi, otomobilin gerçek güzelliğinin ve özgünlüğünün kaportanın ötesinde, detaylarda ve bitişlerde özellikle de jantlarda saklı olduğunu söylüyor. <em>“Nasıl ki ayakkabılar bir kombini ayakta tutar ya da yerle bir eder, jantların da aracın genel tasarımını tamamladığını söylemek abartı olmaz” </em>diyor. Athletic Elegance’ın üç temel karakteri olan cesur, progresif ve belirgin biçimde Koreli duruşu, jantlarda da yol gösterici olmuş. Her jant tasarımının arkasında üç kural var: Gövde tasarımını tamamlayıp onunla uyum içinde olmak, görsel olarak olduğundan daha büyük görünmek ve net bir tasarım mesajı iletmek… Bu yüzden Genesis’te jantlar gövde tasarımının sonuna doğru ayrı bir parça olarak değil, aracın geri kalanıyla birlikte, en baştan geliştiriliyormuş. Markanın imzası haline gelen ‘iki çizgi’ ve ‘G-Matrix’ deseni de burada devreye giriyor; konseptin çift katmanlı kollu yapısı, markanın gelecek vizyonunu fısıldayan örnekler arasında.</p>
<p>Magma GT Concept’in arayüzündeki kronograf esinli grafikleri, OLED ekranların derin siyahlarını ve ölçülü Magma turuncusunu bir araya getiriyor. Ortadan motorlu bu yakışıklı GT konsepti, markanın performans vizyonunun zirvesini ve gerçek motor sporları kabiliyetine olan bağlılığının sembolünü temsil ediyor. Ancak Magma, literal anlamda bir alt marka değil; lüks yüksek performansın ne olabileceğine dair felsefi ve cesur bir vizyon. <em>“Zorlayan değil, ödüllendiren”</em> bir sürüş anlayışı üzerine kurulu. Sürücüden yetenek kanıtlamasını bekleyen agresif performans makinelerinin aksine Magma, sürücünün kabiliyetlerini tamamlayıp geliştiriyor; adrenalin sunarken yetenekleri sorgulatmıyor. Magma’nın cesur turuncu çizgisi, Kore’nin volkanik coğrafyasına ve yüzeyin altındaki görünmez erimiş kayaya gönderme yaparak markanın dışa dönük enerjisini simgeliyor.</p>
<p><strong>CESUR BİR VİZYON</strong></p>
<p>Genesis’in onuncu yıl dönümünde marka, küresel lüks oyuncu kimliğini sağlamlaştırmak için kısa zamana neredeyse asırlık bir gelişimi sığdırmış. Genesis Magma Racing ile üretim Magma araçları arasındaki bağ ise stratejik bir simbiyoz: GMR-001 Hypercar programından çıkan teknolojiler, seri üretim Magma modellerine yön veriyor; yarış ortamı, yüksek hız, aerodinamik, soğutma ve ekstrem dayanıklılık gibi en zorlu test koşullarını sunarak her Genesis’i daha iyi hale getiriyor. WEC 2026 ve IMSA 2027 hedefleriyle Genesis Magma Racing, markanın teknolojik geleceğine yapılmış hesaplı bir yatırım.</p>
<p>Magma’nın DNA’sı küresel bir yüksek performans iddiası taşısa da, pist odaklı sert bir alt marka değil; Genesis’in yüksek performansa bakışını temsil ediyor. Kadife eldiven içinde demir yumruk gibi. Aynı Genesis rozetini taşıyan Magma, pist odaklı modellerin sürücüyü sınırlarına iten yapısının aksine konfor, hassasiyet ve kolaylığı öne çıkararak günlük kullanılabilir bir spor otomobil ruhu sunuyor.</p>
<p>Bu son CDE’deki ana mesajı netti; otomotiv tasarımı bir dönüm noktasında. Otomobiller artık teknoloji odaklı nesnelere dönüştü ve kullanıcı deneyimi ön plana çıktı. Yapay zeka entegrasyonunun bu çılgın hızlanması, nereye gittiğini bilmediğimiz bir geleceğe işaret ediyor. Bu belirsizlik içinde CDE, tasarımcılarla doğrudan diyalog kurulmasına olanak sağlayan samimi ortamıyla önemli bir görev üstleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/luksun-yeni-performans-yuzu-88846</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/4/6/1280x720/luksun-yeni-performans-yuzu-1790921307.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Genesis Magma GT Concept, yüksek performans fikrine farklı bir yerden bakıyor. Pist kabiliyetini konfor, hassasiyet ve günlük kullanılabilirlikle buluşturan otomobil, markanın cesur yeni vizyonunu ortaya koyuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/gorunenin-ardindaki-istanbul-88843</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Görünenin ardındaki İstanbul</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul’u yalnızca görülecek yerlerin toplamı olarak anlatmak, bu şehrin hikâyesini eksik bırakmak demek. Yaklaşık 40 yıllık rehberlik deneyimini yeni kitabı ‘<strong><em>İstanbul, The Layered City &amp; Its Hidden Gems</em></strong>’de bir araya getiren <strong>Şerif Yenen</strong>, İstanbul’u anıtlarından mahallelerine, müzelerinden sokak lezzetlerine, su yollarından saklı kalmış kültürel hazinelerine uzanan katmanlarıyla ele alıyor. Roma, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet’in izlerini, İstanbul’un Anadolu’nun daha geniş tarihsel ve kültürel coğrafyasındaki yeriyle birlikte okuyan yaklaşık 500 sayfalık kitap; klasik bir “nerede ne var?” rehberinin ötesine geçiyor. Yenen’in amacı, yalnızca görülecek yerleri sıralamak değil, şehri anlamak; başka bir deyişle insanları turist olmaktan çıkarıp gezgine dönüştürecek bir İstanbul deneyimi sunmak.</p>
<p>Şehre farklı bir gözle baktıran bu özel kitabı konuşmak için Şerif Yenen’le buluştuk ve onun gözünden İstanbul’u konuştuk.</p>
<p><strong>İstanbul’u yaklaşık 40 yıldır rehber olarak anlatıyorsunuz. 40 yılın ardından bu kitabı yazma ihtiyacını doğuran neydi?</strong></p>
<p>Aslında bu benim ilk İstanbul kitabım değil. 20-25 yıl önce de İstanbul’a dair bir kitap yazmıştım. O zamanki bakış açımla daha cep kitabı gibi düşünmüştüm. Nerede, ne yenir? Hangi müzelere gidilir? Ne yapılır?.. Daha küçük boyutluydu ve çok da beğenilmişti. Fakat aradan yıllar geçiyor. Biz de evriliyoruz tabii. Resme biraz daha büyük, daha geniş perspektiften bakan bir kitap olsun istedim. İstanbul’u görülecek yerlerin toplamı olarak anlatmanın bu şehre yetmediğini düşünüyorum. Bu kitapta konuya insanlık tarihinden girdim,  Göbekli Tepe’den, Hititlerden devam ettim.</p>
<p><strong>Peki, bu geniş bakış açısı içeriğe nasıl yansıdı? </strong></p>
<p>Kırk yıla yaklaşan rehberlik deneyimimde, ziyaretçilerin çoğu zaman kısa sürede şehri anlamaya çalıştığını gördüm. Bu nedenle kitapta hem zamanı sınırlı olanlar için temel durakları öne çıkardım, hem de daha derine inmek isteyenler için mahalleleri, müzeleri, yakın çevre gezilerini ve saklı kalmış kültürel noktaları ayrı ayrı ele aldım. Rehberlikte de hep böyle yapmaya çalışıyorum.</p>
<p>Kitapta İstanbul’un tarihine değindim öncelikle çünkü şehrin bugününü anlamak için önce tarihi bilmek gerekiyor. Sonrasında gezilecek, ilgi çeken mutlaka görülmesi gereken yerleri ayrı bir başlık olarak verdim. Kitabın kapağında da geçen ‘Its Hidden Gems’ kısmında da bir mağazanın altındaki sarnıç, bir restoranın altındaki Rum manastır ayazması, bir otelin lobisindeki kalıntılar gibi şehrin gizli kalmış, çoğu zaman önünden geçip içine girmediğimiz ya da fark etmediğimiz yerlerini anlatan bölüm var. Müzeleri ve sanatı da ayrı bir başlık altında ele aldım. İstanbul’da müze bitmez tabii. Ben kendi kanaatimce öne çıkan müzeleri koydum. Sonra biraz da deneyim koyayım dedim. İstanbul’a gelip de deneyimlemeden gitmeyin diyeceğim şeyleri sıraladım. İstanbul’a gelip yakın çevrede kısa süreliğine gidilebilecek yerleri de soruyor turistler. Günü birlik ya da bir, iki günlük gidilecek yerleri ayrı bir başlıkta topladım. Tabi bir de yeme-içme bölümü var. Son olarak da alışveriş bölümü ekledim.</p>
<p><strong>500 sayfa yakın bir kitaptan söz ediyoruz ki içeriğe de değindik; dolu dolu bir kitap. Böyle bir kitabı kurgulamak da kolay olmasa gerek.</strong></p>
<p>Aslında çok zor olmadı. İstanbul’u anlatırken bazı şeyler olmazsa olmaz. Onlar zaten kitapta olmalıydı, bazıları ise benim kişisel gözlemlerim, tercihlerim, kendi şahsi beğenilerim aslında. Zaten bu kitap böyle pat diye yazılmadı. Yılların birikmiş malzemelerinin de bir araya toplanmış hali.</p>
<p><strong>O zaman gezilecek görecek yerler için mesela Şerif Yenen’in en beğendiği yerler diyebilir miyiz peki? </strong></p>
<p>Hem beğendiğim hem de önemli bulduğum, atlanmaması gerektiğini düşündüğüm yerler diyebilirim.</p>
<p><strong>Kitabın başlığındaki ‘The Layered City / Katmanlı Şehir’ ifadesi aslında İstanbul’a bakışınızın da özeti gibi. </strong></p>
<p>Katıldığım bir yabancı televizyon kanalında biri bana “İstanbul’u bana özetle” dedi. Yanıtım direk “Katmanlardan ulaşan bir şehir” oldu. İstanbul tek bir şehir falan değil. Metro kazılarında gördük hepimiz; bir bakıyorsunuz ki en derininde Neolitik döneme ait izler var.</p>
<p>Sizin de gözünüze çarpmıştır. Eminönü’nde ‘dört dönem katmanlı yapı’ olarak bilinen bir bina var. En alttan yukarıya doğru sırasıyla Roma, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin izlerini taşıyor bina. Yani şehrin özeti de o aslında: Katmanlardan oluşan şehir… Bence İstanbul’u en güzel yapan, İstanbul’u diğer şehirlerden farklı yapan özelliklerin başında da bu gelir.</p>
<p><strong>Turist yerine gezgin, tur yerine deneyim demeyi tercih ediyorsunuz. Yeni kitabınız da aslında klasik bir gezi rehberinden çok, okuru şehrin içine sokmaya çalışıyor. Bir insanı turist olmaktan çıkarıp gezgin yapan şey sizce nedir?</strong></p>
<p>Çok güzel yakalamışsınız. En önemli fark şu: Turistin bir ‘checklist’i oluyor. “Topkapı’yı gördüm, Ayasofya”yı gördüm. İki de Instagram fotoğrafı aldım; tamamdır.” diyenler turist oluyor. “Gittim, gördüm, chek attım” yani. Ama gezgin büyük resme bakıyor. Büyük resmin içinde onu doğru yere yerleştiriyor. Olağandan çıkıyor, arka sokağa geçiyor. Halk nerede yaşıyor ona bakıyor. Mahalle kültürünü inceliyor. Biz turlarımızda aniden otobüsü durdururuz; tarlada pamuk toplayan işçilerin yanına gideriz, söyleşi yaparız, fotoğraf çekeriz. Yani bunlar insanları turist olmaktan çıkıp birer gezgin olmasını sağlayan detaylar.</p>
<p><strong>İstanbul’u anlatmanın ya da anlamanın bir anahtarı var mı? </strong></p>
<p>Türk ya da yabancı fark etmez, birisi gerçekten “Ben bu İstanbul’u hakkını vererek gezmek istiyorum” dediğinde benim naçizane çıkardığım formül bu kitap. Yani herkes farklı bir rota çizebilir, formül yazabilir. Ben bu formülü yazdım.</p>
<p><strong>O zaman, İstanbul’u tanıma rehberi diyebilir miyiz kitabınıza?</strong></p>
<p>Tanıma demeyelim, biraz daha ileriye götürelim, anlama diyelim. İstanbul’un insanlık, kültür tarihindeki öneminden yola çıkarak, katmanlarıyla birlikte ele alıp anlamaya çalışarak hazırlanan bir İstanbul deneyimlemesi bu kitap.</p>
<p><strong>Aslında değindik biraz ama </strong><strong>yine de sormak isterim. </strong><strong>Bakan gözle, gören göz ayrımı vardır ya… Bir şehrin ruhunu anlamak için hangi detaylara bakmamız gerekiyor?</strong></p>
<p>Ben bir yere gittiğimde oranın en meşhur yerini gezeyim gibi bir derdim olmuyor. Biraz daha arka sokaklara gitmek istiyorum. En lüks lokantada değil de üç sokak arkadaki salaş bir yerde yemek yemeği seviyorum mesela. Orada sokak lezzeti ne var, o bölgenin olmazsa olmaz lezzeti ne, ona bakıyorum. Ama daha da önemlisi o şehrin tarihinin büyük resimdeki yerine bakmaya çalışıyorum.</p>
<p><strong>Peki, 38 yıl rehberlik yapan biri olarak hâlâ İstanbul’da sizi şaşırtabilen bir şey var mı? </strong>İstanbul bitmek, tükenmek bilmiyor. Hala yeni yerler keşfediyorum. Hala bu katmanlardan oluşan şehrin alt katmanlarının izleri üst katmanlarının altında saklı duruyor. Biz bunları biraz kurcalayınca görebiliyoruz, ulaşabiliyoruz. Bu beni şaşırtmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Bir gün İstanbul’u hiç anlatmadan, sadece gezmek için yola çıksanız, kendinizi nerede bulursunuz?</strong></p>
<p>Ben böyle durumlarda daha az bildiğim bölgelere gidip keşifler yapmak istiyorum. Şu an mesela hala görmediğim Aydos Tepesi var. Bizans döneminden kalan bir kale yani. Keşfedilmeyi bekliyor benim açımdan.</p>
<p><strong>İstanbul’la ilgili yıllar içinde değişen çok şey gördünüz. Peki İstanbul’da hiç değişmeyen ne kaldı?</strong></p>
<p>Tabii ki tüm heybetiyle şehre hakimiyetini kurmuş olan yapıtlar var. 1500 yıldan beri İstanbul'un her şeyine tanıklık eden Ayasofya var mesela. Kız Kulesi, Galata Kulesi, Topkapı Sarayı, Süleymaniye Camii var ya da. Dünyanın kültürel birikimi en zengin şehirlerinden birindeyiz. Maalesef, üzülerek söylüyorum ve kimseyi de kırmak istemem ama kendi kültürümüze hak ettiği kadar merak duymuyoruz. Dünyanın kültür birikimi en yüksek ülkelerinden birinde yaşamakla birlikte o kültür birikimine en az ilgi duyan insanlarından da biriyiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/gorunenin-ardindaki-istanbul-88843</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/4/3/1280x720/gorunenin-ardindaki-istanbul-1790920966.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Roma’dan Bizans’a, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan izleriyle İstanbul, her dönemin kendi hikâyesini bıraktığı, katmanlı bir şehir. Rehber ve yazar Şerif Yenen, ‘İstanbul, The Layered City &amp; Its Hidden Gems’ kitabında bu katmanların peşine düşerek şehri ‘gezgin’ olarak anlamanın yollarını anlatıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/izmir-devlet-opera-ve-balesi-sezonun-ilk-perdesini-acti-88934</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> İzmir Devlet Opera ve Balesi, sezonun ilk perdesini açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p class="isSelectedEnd">İZDOB, 2026-2027 sanat sezonunu, Türk operasının önemli bestecilerinden Devlet Sanatçısı Okan Demiriş’in “IV. Murat” operasıyla açtı. 1 Ekim 2026’da sahnelenen eserin prömiyeri, kurumun 45. sanat sezonunun da başlangıcı oldu.</p>
<p class="isSelectedEnd">Sultan IV. Murat’ın 1623-1640 yılları arasındaki hükümdarlık dönemini konu alan opera, genç yaşta tahta çıkan padişahın saray içindeki güç mücadeleleri arasında otoritesini kurma sürecini ele alıyor. Üç perdeden oluşan eser, tarihsel olayları iktidar, otorite ve insan ilişkileri ekseninde işleyerek Osmanlı sarayının siyasi atmosferini sahneye taşıyor.</p>
<p class="isSelectedEnd">Librettosu A. Turan Oflazoğlu tarafından kaleme alınan operanın orkestra şefliğini Tolga Taviş, rejisörlüğünü ise Haldun Özörten üstleniyor. Eserin dekor tasarımı Özgür Usta, kostüm tasarımı N. Gazal Erten tarafından hazırlandı. Koro şefliğini Mahir Seyrek’in yürüttüğü yapımın ışık tasarımı Emre Yürekli’ye, video projeksiyonu Ahmet Şeren’e ait. Eserde Konzertmeister olarak Çağatay Şeçkin görev alıyor.</p>
<p class="isSelectedEnd">Oyuncu kadrosunda Sultan IV. Murat rolünü Doğukan Özkan ve Teyfik Rodos, Kösem Sultan rolünü Eylem Demirhan ve Derya Kırcalı Gürlük dönüşümlü olarak seslendiriyor. Sadrazam Topal Recep Paşa karakterini Murat Duyan ve Cihan Özmen, şair Nef’î’yi Tankut Eşber ve Mehmet Alp Özkazanç, Silahtar’ı ise Muzaffer Soydan ve Barış Veral canlandırıyor.</p>
<p class="isSelectedEnd">“IV. Murat” operası, prömiyer ve sezon açılışının ardından 3 ve 5 Ekim tarihlerinde Bornova Kültür ve Sanat Merkezi Necdet Aydın Sahnesi’nde izleyiciyle buluşacak.</p>
<p>Eserin biletleri Bornova Kültür ve Sanat Merkezi gişelerinden ve Biletinial üzerinden temin edilebiliyor. İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin 2026-2027 sanat sezonuna ilişkin program, temsil tarihleri ve eser bilgilerine ise kurumun resmî internet sitesi operabale.gov.tr ve sosyal medya hesapları üzerinden ulaşılabiliyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ac0bf8d63fb4-1791016845.jpg" alt="" width="500" height="702" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/izmir-devlet-opera-ve-balesi-sezonun-ilk-perdesini-acti-88934</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/3/4/1280x720/izmir-devlet-opera-ve-balesi-sezonun-ilk-perdesini-acti-1791016894.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Devlet Opera ve Balesi, Okan Demiriş’in “IV. Murat” operasını 1 Ekim’de sahneleyerek 45. sanat sezonuna başladı. Sultan IV. Murat’ın hükümdarlık dönemini konu alan eser, saraydaki iktidar mücadelelerini ve dönemin siyasi atmosferini ele alıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
