<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/pizza-muzik-ve-muhabbet-84865</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pizza, müzik ve muhabbet</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Defne ve Emre Kasrat</strong>’ın kurduğu Gusina, 5’inci yılında kent yaşamına doğru büyük bir adım attı. İstinyePark Communité’de kapılarını açan<strong><em> Gusina Pizza Bar</em></strong>; ekşi mayalı pizzaları, mevsimsel menüsü ve plak performanslarıyla günün farklı saatlerine yayılan, paylaşım odaklı, yeni nesil bir yeme-içme deneyimi sunuyor. Kuruculara göre pizzanın en önemli özelliği de zaten bu: Aynı sofrada yeni bir komünite yaratmak.</p>
<p><strong>Gusina’nın Uskumruköy’de başlayan yolculuğunu hatırlayarak başlayalım isterim.</strong></p>
<p><strong>EMRE KASRAT:</strong> Gusina, 2021’de, ekşi mayalı pizza ve artisan bakery odaklı bir konsept olarak doğdu. İlk hedefimiz, bölge insanının günlük hayatında ihtiyaç duyabileceği pek çok şeyi yakın çevresinde karşılayabileceği bir buluşma noktası yaratmaktı. Bunu yaparken de yenilikçilikten, kalite anlayışımızdan ve ürün niteliğinden ödün vermemeye özen gösterdik. Bu yaklaşımımızın bölge tarafından güçlü bir karşılık bulduğunu düşünüyoruz. Nitekim bu yıl Gusina’nın 5’inci yılını kutlayacak olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.</p>
<p><strong>İstinyePark Communité’de yeni bir konseptle yer alma kararını nasıl verdiniz?</strong></p>
<p><strong>DEFNE KASRAT:</strong> Bu fırsat geldiğinde aklımızda hiç soru işareti yoktu, sadece heyecan vardı. Uskumruköy’de yaşayan biri olarak, İstinyePark hayatımın büyük bir parçasıydı, oraya olan yakınlık ve aşinalık güven yarattı. Bir de Communité’nin kendisi… Bu kadar dinamik ve özgün bir projeyle DNA’larımızın örtüşmesi bizi çok heyecanlandırdı.</p>
<p><strong>E.K.:</strong> Uskumruköy’de açıldıktan yaklaşık bir yıl sonra şehirde pop-up etkinliklere, marka iş birliklerine, özel pizza catering’lerine ve festival katılımlarına ağırlık vermeye başladık. Bu süreçte Gusina’nın şehirde bir karşılığı olduğunu görme fırsatı bulduk. Aslında Gusina’nın şehir içinde bir noktada da yer alması fikri aklımızdaydı. Doğru projeyi ve iş ortaklığını beklemeyi tercih ettik. Communité ekibi bize ulaşıp projeyi anlattığında, hem markalarımızın değerlerinin hem de hedef kitlelerimizin birbirini çok iyi tamamladığını düşündük. Karşılıklı uyum ve güven duygusu kısa sürede oluştu. Böyle özel bir projenin parçası olmak ve Communité ekibinin bize duyduğu güven, bizim için ayrıca önemli bir motivasyon kaynağı oldu.</p>
<p><strong><em>Birleştirici bir yemek</em></strong></p>
<p><strong>Menünün merkezine pizzayı yerleştirirken nasıl bir yaklaşım benimsediniz?</strong></p>
<p><strong>D.K.:</strong> Pizza, insanları aynı sofraya oturtan, paylaşılan, güzel sohbetlere zemin hazırlayan çok özel bir yiyecek. Üstelik her yaşa hitap ediyor. Biz de buna kendi tarzımızı ekledik: ekşi maya yaklaşımımız, en kaliteli ürünlere olan bağlılığımız ve özgün tariflerimizle Gusina’ya has bir pizza kimliği yaratmaya çalıştık.</p>
<p><strong>E.K.:</strong> Menümüzde mevsimin ürünlerinden ilham alan pizzalara da yer veriyoruz. Bu yazın öne çıkan pizzaları arasında ‘mısır ve şeftali pizza’mız özellikle dikkat çekiyor. ‘Antrikot füme &amp; soğan pizza’, en ilgi çeken ve Gusina ile özdeşleşen imza lezzetlerimizden. Atıştırmalık tarafında da zaman içinde klasikleşen ürünlerimizden Mac &amp; Cheese balls, padron biberleri; ‘Pizza Bar’ ile menümüze yeni giren ‘gilda’ ve ‘crostini’ çeşitlerimiz hem paylaşım kültürüne uygun olmaları hem de içeceklerle iyi eşleşmeleri sayesinde en ilgi çekecek seçenekler arasında yer alıyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a757bdcb1a80-1786084316.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p><strong>Gusina Pizza Bar, mevcut Gusina deneyiminden hangi yönleriyle ayrışıyor?</strong></p>
<p><strong>E.K.: </strong>Gusina Pizza Bar’ın farkı, deneyimin merkezine müziği yerleştirmesi. Özellikle iş çıkışı keyifli vakit geçirmek isteyenler, hafta sonları iyi bir DJ seçkisi eşliğinde müzik dinlerken sohbet etmek isteyenler için sosyal bir buluşma noktası kurguladık. Burada müzik sadece arka planda çalan bir unsur değil, deneyimin önemli bir parçası. Menülerimiz benzer olsa da bazı farklılıklar mevcut. Pizza Bar’da aperitivo saatlerini destekleyen, bu şubeye özel bir ‘bar snack’ menüsü bulunuyor. <em>Gusina in the Hood</em> ise daha çok mahallenin müdavimlerine hitap eden, şehirden kısa süreliğine uzaklaşmak isteyenlerin aileleri, arkadaşları ve evcil hayvanlarıyla rahat vakit geçirebildiği bir yaşam alanı. Aynı zamanda eve dönerken baget ekmeğini, kruvasanını alabileceğin ya da farklı butik markaların ürünlerini keşfedebileceğin küçük bir mahalle marketi işlevi de görüyor. Özetle, Gusina mahalle odaklı ve gündelik bir karakter taşırken; Gusina Pizza Bar mimarisi, kurumsal kimliği ve sunduğu deneyimle daha şehirli, daha sosyal ve biraz daha olgun bir duruş sergiliyor.</p>
<p><strong> </strong><strong>DJ performanslarının mekân deneyimine nasıl bir katkı sunmasını hedefliyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>E.K.:</strong> Artisan mutfağın yanında artisan müziğin de yer alması gerektiğini düşündük. Nasıl hamurumuzu üretirken büyük bir özen, bilgi ve sabır ortaya koyuyorsak, müzik tarafında da aynı yaklaşımı benimsemek istedik. Bu nedenle DJ performanslarının yalnızca analog ekipmanlarla ve plak üzerinden gerçekleşmesini tercih ettik. Çünkü plak çalmak da tıpkı ekşi mayalı pizza yapmak gibi emek, birikim ve özen gerektiren bir iş.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/pizza-muzik-ve-muhabbet-84865</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/6/5/1280x720/pizza-muzik-ve-muhabbet-1786084366.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uskumruköy’de ekşi mayalı pizza anlayışıyla doğan ‘Gusina’, şimdi İstinyePark Communité’de ‘Gusina Pizza Bar’ markasıyla gastronomiyi müzik ve kent yaşamıyla birleştiriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/serinleten-yazlik-ekran-rehberi-84864</guid>
            <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Serinleten yazlık ekran rehberi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>‘The Shards’</em>ın cinayetlerle örülü lise atmosferinden sonra daha yumuşak bir gençlik dizisi arayanlara <em>'Sterling Point'</em> iyi gelebilir. Prime Video'nun yeni yapımında 17 yaşındaki Annie ve ikiz kardeşi Connor, uzun süredir görüşmedikleri büyükbabalarından Kanada'da bir ada miras kaldığını öğreniyor. Ancak adaya vardıklarında, mülkün kendi ailesine ait olduğunu söyleyen Ramona'yla karşılaşıyorlar. Böylece geçmişe uzanan aile sırları da birer birer ortaya çıkıyor.</p>
<p>-<em>‘My Old Ass’</em>ın yönetmeni Megan Park’ın imzasını taşıyan dizi, <em>'Heated Rivalry'</em>nin unutulmaz kır evi atmosferiyle de tanınan Muskoka bölgesinde çekilmiş. Başrolde 'Anora'dan <strong>Ella Rubin</strong> var; ona <strong>Mark Ruffalo</strong>'nun oğlu <strong>Keen Ruffalo</strong> eşlik ediyor. <em>'The O.C.'</em>nin yapımcılarının da yer aldığı ekipten çıkan yapım, yaz romantizmiyle aile hikâyesini buluşturan, kolay izlenen bir seyirlik.</p>
<p>-Bir başka gençlik yapımı ise Netflix'in sevilen dizisi <em>'My Life with the Walter Boys'</em>. Üçüncü sezon, geçen sezon finalinde yarım kalan aşk itirafının ve Walter ailesini sarsan sağlık krizinin hemen ardından başlıyor. Jackie, Cole ve Alex arasındaki denge bu kez iyice değişirken Jackie'nin New York'tan gelen yeni bir tanışıklığı da işleri karıştırıyor. Öte yandan Cole, yarış pilotu olma hayalinin peşine düşüyor; Walter ailesinin geçmişinden gelen sürpriz bir misafir ise dengeleri yeniden değiştiriyor. <strong>Ali Novak</strong>'ın romanından uyarlanan dizi, romantizmin yanı sıra aile ilişkilerine de ağırlık vermesiyle öne çıkıyor. Karakterlerine kolayca bağlanabileceğiniz, rahat akan bir gençlik dizisi arıyorsanız iyi bir seçenek.</p>
<p>-Sevenlerinin yıllardır yolunu gözlediği bol ödüllü Apple TV+ dizisi <em>'Ted Lasso'</em>, üç yıllık aranın ardından yeniden sahada. Üç sezon boyunca AFC Richmond'ın düşüşünü, toparlanmasını ve Ted'in Kansas'a dönüşünü izlemiştik. Yeni sezonda Ted, ikinci ligde mücadele eden bir kadın futbol takımının başına geçiyor. Rebecca, Keeley, Roy Kent ve Coach Beard yine kadroda; hikâyeye yeni isimler de katılıyor. Kültür çatışmasından doğan mizahı, birbirine hiç benzemeyen insanların zamanla gerçek bir takıma dönüşmesini, Ted'in iyimserliğini ve elbette futbolu özlediyseniz yeni sezon sizi bekliyor.</p>
<p>-Aksiyon cephesinde ise yalnız kovboy Reacher, dördüncü sezonuyla geri dönüyor. <strong>Lee Child</strong>'ın serinin 13. kitabı <em>'Gone Tomorrow'</em>dan uyarlanan yeni sezon, Jack Reacher'ı New York'ta başlayan büyük bir komplonun içine sürüklüyor. <strong>Alan Ritchson'</strong>ı sevenler ve aksiyon arayanlar için cazip bir seçenek. Önceki sezonları izlemediyseniz, ilk üç bölümü 12 Ağustos'ta Prime Video'da yayımlanacak yeni sezon öncesinde arayı kapatmak için hâlâ zaman var.</p>
<p>-<strong>Gabriel García Márquez</strong>'in unutulmaz romanından uyarlanan <em>'Yüzyıllık Yalnızlık'</em>, ikinci kısmıyla Buendía ailesinin hikâyesini anlatmayı sürdürüyor. Netflix'in Kolombiya'da ve İspanyolca çekilen 16 bölümlük uyarlaması, ilk yarısı gösterime girdiğinde özellikle görsel dünyası ve romana gösterdiği özenle, yapıma tereddütle yaklaşan izleyicileri kazanmıştı. Yeni bölümler ise ailenin kuşaklar boyunca tekrarlanan hatalarını, aynı isimlerin ve benzer kaderlerin birbirine nasıl bağlandığını daha karanlık bir yerden ele alıyor. Macondo'nun büyülü atmosferine savaşın, iktidar mücadelelerinin ve dış dünyanın yarattığı dönüşüm eşlik ediyor. İkinci kısım şimdi yayında; final bölümü ise 26 Ağustos'ta yayımlanacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/serinleten-yazlik-ekran-rehberi-84864</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/6/4/1280x720/serinleten-yazlik-ekran-rehberi-1786084063.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Romantizmden aile sırlarına, futboldan aksiyon ve Macondo’nun büyülü dünyasına uzanan haftanın seçkisinde yeni sezonlar ve merak uyandıran yapımlar peş peşe geliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/kralicelerin-guc-birligi-84862</guid>
            <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kraliçelerin güç birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Pop tarihinde birbirine bu kadar sık benzetilen ama asla yan yana gelmeyen çok az isim var. <strong>Madonna</strong> ve <strong>Kylie Minogue</strong>, yaklaşık 40 yıl boyunca aynı sahnenin iki farklı kraliçesi olarak görüldü. Şimdi ikili, <em>‘Love Sensation (Afterhours Mix)’</em> ile ilk resmî iş birliğine imza atıyor.</p>
<p>Aslında aralarındaki rekabet büyük ölçüde müzik basını ve hayranlar tarafından yaratıldı. 1980’lerin sonunda şöhrete kavuşan Kylie, daha kariyerinin ilk yıllarında ‘Avustralyalı Madonna’ olarak tanımlandı. 1991 tarihli <em>‘Rhythm of Love’</em> turnesi, Madonna’nın <em>‘Blond Ambition’ </em>gösterisine benzetildi; Kylie’nin masum komşu kızı imajından daha özgür ve seksi bir kimliğe geçişi de Madonna’nın sürekli dönüşen kariyeriyle karşılaştırıldı.</p>
<p>Ancak iki yıldız kariyerlerinde farklı yollar izledi. Madonna dini, cinselliği ve siyaseti kullanarak tartışma yaratmayı, sınırları zorlamayı ve kültürel gündemi belirlemeyi seçti. Kylie ise Neighbours adlı pembe dizinden transfer olduğu pop müzik sahnesinde, kimi zaman indie sound’larıyla, kimi zaman disco tınılarıyla yer aldı. The Guardian’ın yıllar önce yaptığı tanımlamayla Kylie, Madonna’nın bir taklidi değil, adeta onun “aydınlık taraftaki” karşılığıydı. Yine de <em>‘Vogue’</em> ile <em>‘Better the Devil You Know’, ‘Ray of Light’ ile ‘Confide in Me’, ‘Music’</em> ile <em>‘Spinning Around’</em> aynı listelerde buluştukça rekabet söylentileri hiç bitmedi.</p>
<p>Gerçekteyse aralarında açık bir husumet bulunmuyordu. Madonna, 2000 MTV Avrupa Müzik Ödülleri’nde üzerinde Kylie’nin adının yazdığı taşlı bir tişört giyerek ona duyduğu hayranlığı göstermişti. Kylie de Madonna’nın pop ve moda üzerindeki etkisini her zaman kabul etti. Haziran 2026’da <strong>Graham Norton</strong>’a konuşan Madonna, Kylie’nin güzelliğini ve cazibesini kıskandığını itiraf ederek yıllardır sürdürülen rekabet anlatısına mizahi bir nokta koydu.</p>
<p>İkilinin yakınlaşmasındaki asıl dönüm noktası Mart 2024’te yaşandı. Kylie, Madonna’nın Los Angeles’taki <em>‘Celebration Tour’</em> konserine sürpriz konuk olarak katıldı. Birlikte <strong>Gloria Gaynor</strong>’ın <em>‘I Will Survive’</em> şarkısını ve Kylie’nin <em>‘Can’t Get You Out of My Head’</em> hitini söylediler. Madonna’nın Kylie’yi <em>“Hayatta kalan ve mücadele eden bir kadın”</em> olarak tanıtması, meme kanserini yenerek sahnelere dönen Minogue için ayrıca anlamlıydı. Kylie, bu buluşmayı daha sonra <em>“iki yol arkadaşının birbirini selamlaması”</em> olarak nitelendirdi.</p>
<p>İlk resmî düetin işaretleri 2026 ilkbaharında ortaya çıktı. Kylie, Madonna’nın <em>‘Confessions II’</em> albümünde yer aldığı söylentilerini mayıs ayında yalanladı. Haziran ayında verdikleri ortak röportajlarında ise muhtemel bir iş birliği sorusunu yanıtsız bırakarak merakı artırdılar. Meğer proje çoktan oluşturulmuş!</p>
<p>Stuart Price’ın prodüktörlüğünü üstlendiği <em>‘Love Sensation (Afterhours Mix)’</em>, Madonna’nın <em>‘Confessions II’</em> albümündeki parçanın gece kulübüne uyarlanan yeni yorumu. Proje, sızıntıları önlemek amacıyla ekiplerin önemli bir bölümünden dahi saklandı. Kylie’nin vokalinin eklenmesiyle şarkı, Madonna’nın solo kaydından iki pop ikonunun ortak dans manifestosuna dönüştü.</p>
<p>İkili parçayı ilk kez 1 Ağustos’ta Amsterdam WorldPride kapsamındaki ‘Club Confessions’ gecesinde seslendirdi. Kylie’nin sahneye sürpriz biçimde çıkmasıyla yıllardır beklenen düet de resmiyet kazandı. 7 Ağustos’ta dinleyiciyle buluşan şarkı, pembe, mor ve mavi olmak üzere üç farklı CD baskısıyla da satışa sunuluyor. <em>‘Love Sensation’</em>, yalnızca yazın iddialı dans parçalarından biri değil. Pop endüstrisinin kadınları sürekli karşı karşıya getiren eski alışkanlığına verilmiş güçlü bir cevap.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/kralicelerin-guc-birligi-84862</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/6/2/1280x720/kralicelerin-guc-birligi-1786083696.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıllarca birbirine rakip gösterilen Madonna ile Kylie Minogue, bir düette buluştu. ‘Love Sensation’, yalnızca yazın iddialı dans parçalarından biri değil; müzik endüstrisinin, kadınları sürekli karşı karşıya getiren eski alışkanlığına verilmiş güçlü bir cevap. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/en-ozgur-maserati-grancabrio-trofeo-84861</guid>
            <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> EN ÖZGÜR MASERATI GranCabrio Trofeo</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her markaya nasip olmaz; başlı başına bir segmentin tanımını yapmak... Gran Turismo denildiğinde bugün hala ilk akla gelen isim Maserati ise, bunun nedeni 1947’de Cenevre’de tanıtılan A6 1500 ile başlayan ve artık 79 yılı geride bırakan bir miras. <strong>Pininfarina</strong> imzalı o ilk model, yüksek performansı uzun yol konforuyla birleştiren yepyeni bir sınıf doğurmuştu. 2007’de yeniden canlanan GranTurismo adı, bugün markanın elektrifikasyon stratejisinin merkezinde. Modena, Trofeo ve ilk tam elektrikli Maserati olan 761 HP’lik Folgore… İşte bu ailenin GranTurismo Coupe formunun Cabriolet şekli, en özgür ruhlu ve en keyifli üyesi ise GranCabrio…</p>
<p>Trieste’deki ilk sürüşlerinde incelediğimiz bu güncellemede tasarım tarafında devrim değil, belirgin bir evrim olduğu fark ediliyor. Ön bölüm, MCPura ile başlayan görsel dile yaklaşmak ve soğutmayı iyileştirmek üzere yeniden şekillendirilmiş. Mat Jüpiter Yeşili gövde rengiyle GranCabrio, kaslı, gergin ve saldırgan bir duruş sergiliyor; bu renk Fuoriserie kişiselleştirme programının bir parçası. Asıl soru: Trofeo rozeti, GranCabrio’yu bir pist aletine mi dönüştürmüş? Hiç de değil. Bu otomobil, adındaki ‘Gran’ın hakkını veren bir Grand Tourer olmayı sürdürüyor.</p>
<p>Gücün kaynağı, 3.0 litrelik çift turbo beslemeli Nettuno V6. Önceki Trofeo’daki 550 HP’lik versiyon yerini 590 HP üreten ve 650 Nm tork sunan daha güçlü bir türeve bırakmış. Motor, yalnızca performansıyla değil teknolojisiyle de dikkat çekiyor: Özel bir itici sistem sayesinde düşük yüklerde bir silindir sırasını tamamen devre dışı bırakarak geçici olarak 1.5 litrelik bir üç silindire dönüşebiliyor. Şehir içinde ya da sabit hızda giderken yakıt tüketimini ve emisyonları düşüren bu sistem, performans talebinde anında altı silindire geri dönüyor. 0’dan 100 km/h hıza 3,6 saniyede ulaşan GranCabrio Trofeo’nun son hızı 316 km/h’in üzerinde.</p>
<p>Sekiz ileri ZF otomatik şanzıman, aynı dişli oranlarını korusa da yazılımı baştan ele alınmış: Sabit gazda yukarı vites geçişleri ertelenmiş, frenlemede aşağı vitesler erkene çekilmiş ve fren desteğiyle doğru vitesi siz istemeden hazırlayan bir öngörü kazanmış. Motor böylece her an uyanık kalıyor, fakat gereksiz telaşa kapılmıyor.</p>
<p><strong>KONFORLA GELEN PERFORMANS</strong></p>
<p>Şasi tarafında ön aksın diferansiyeli motorun önünde konumlandırılmış; bu sayede motor bloğu daha geriye ve aşağıya yerleştirilebilmiş, ağırlık dağılımı iyileşmiş. Opsiyonel Trident jantlar, farklı ofsetleri sayesinde iz genişliğini önde ve arkada 10’ar milimetre artırarak yüksek hız dengesini ve viraj hassasiyetini destekliyor. Yine de yaklaşık 1,8 tonluk ağırlık, sıkışık dağ yollarında kendini hissettiriyor. Adaptif havalı suspansiyon ise burada devreye giriyor; GT modunda akıcı, yuvarlanan bir konfor sunarken, Sport’ta amortisörler belirgin biçimde sıkılaşıyor ama darbeleri kabaca iletmiyor. Corsa modu ise aracı alçaltıp gaz tepkisini keskinleştiriyor, ESC’nin dizginlerini gevşetiyor ve sürücüye arka aksla oynama özgürlüğü tanıyor. Buna rağmen konfor hala birçok Alman rakibin sportif ayarlarından daha yumuşak; bozuk zeminde gövde sakin, yönlendirme hisli ve doğal. Viraj çıkışlarında geniş tork platosu, arka aksın işe karışmasını sağlarken direksiyondan gelen ağırlık ve yol dokusu bir Grand Tourer için şaşırtıcı derecede hassas hissediliyor.</p>
<p>Egzost sesi ise daha tok, V8’i andıran bir karakter hedefiyle yeniden işlenmiş; halen hırıltılı ve mekanik bir tınısı var, kimilerinin özlediği V8 operası değil belki ama yeterince öfkeli!.. Mühendisler, bu altı silindirin hafifliği ve kompaktlığının sürüş dinamiklerine katkısının, eksik iki silindirin telafisinden daha değerli olduğu konusunda ısrar ediyorlar.</p>
<p>Kabin içinde de iyileştirmeler somut. Alcantara kaplı yeni direksiyon simidi, yükseltilmiş metal P-R-N-D tuşları ve park manevralarında vites değiştirmek için kullanılabilen büyük aluminyum kulakçıklar, hem zengin bir his sunuyor hem de dokunsal geri bildirimi düzeltiyor. Soğuk metal kulakçıklar öyle sağlam bir mekanik his veriyor ki, otomatik şanzıman işini layığıyla yaparken bile sırf zevkine vites değiştiriyorsunuz. Dijital ekranların grafikleri yenilenmiş, menü sistemi tam olarak sezgisel olmasa da fiziksel düğmelerin çoğu korunmuş; rahatsız edici elektronik ‘dadı’ları da tek tuşla susturmak mümkün. Kapı içi ve direksiyon üzerindeki birkaç plastik buton biraz sıradan kalsa da, bunların yan hava yastığı homologasyonuyla ilgili yapısal nedenlerle kolay değişemeyeceğini biliyoruz. Ses sistemi ve döşemelerdeki işçilik ise, tipik İtalyan dokusunu hissettiriyor.</p>
<p>GranCabrio Trofeo, pist odaklı bir spor otomobilden çok, üstü açık bir kıtalararası gezgini, keyif ve hız düşkünlerinin İtalyan sanatı tasarımı seçeneği olmayı seçiyor. Sürüş konforu, direksiyon hissi ve aktarma organlarının olgunluğuyla bu sınıftaki en keyifli seçeneklerden biri. Maserati, nadirliğin bir problem değil cazibe unsuru olduğunu nihayet kabullenmiş görünüyor. Önünde tırmanması gereken bir rampa var ama bu GranCabrio ile o yolun hakkından fazlasıyla gelecek donanıma sahip.</p>
<p>Grande Tourisme… Yani, ‘büyük yolculuk’… 100 yıl öncesinde, uzun yolculuklara dayanabilecek, uzun yolda sürekli tempolu gidebilecek, hem dayanıklı, fakat lüksünden taviz vermeyen donanıma sahip otomobillere verilen GT ismi… Fakat, eğer büyük yolculuk, bir keyif sürüşü ise, o zaman otomobilin tavanı açık olsun… MCPURA Cielo’yu bile kıskandıran otomotiv dünyasının tescilli güzeli GranCabrio ise, Ferrari gibi ekstrem hızlı, Bentley gibi ultra pahalı, Aston Martin gibi zor ulaşılan da değil… Mantığın hızlı, lüks Cabrio’su… Üstelik Trofeo haliyle giriş şeklinden 100 beygir daha güçlü ve 0,4 saniye de daha hızlı. Zaten Coupe’si yani GranTurismo’su, GT2 Stradale’nin de biraz gölgesinde kalıyor sanki…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/en-ozgur-maserati-grancabrio-trofeo-84861</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/6/1/1280x720/en-ozgur-maserati-grancabrio-trofeo-1786083520.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Maserati, GranCabrio Trofeo ile performansın dozunu artırırken karakterinden ödün vermiyor. Sonuç, hız kadar yolculuğun da tadını çıkaran gerçek bir Grand Tourer… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/pisidianin-kalbine-seyahat-84859</guid>
            <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pisidia’nın kalbine seyahat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta rotamızı Göller Bölgesi’ne, Burdur çevresine çeviriyoruz. Burası Anadolu’nun arkeolojik ve doğal hafızası güçlü, ama hak ettiği kadar konuşulmayan köşelerinden biri. Dağlar, göller, yaylalar, antik kentler, müzeler, fosiller ve yerel lezzetler aynı coğrafyada buluşur.</p>
<p>Bu yazının ana durağı Sagalassos… Ancak Sagalassos’u Antoninler Çeşmesi’ni görüp dönülen bir yer gibi düşünmemek gerekir. Burası Pisidia’nın dağlık dünyasında Roma kent yaşamının nasıl kök saldığını gösteren olağanüstü bir antik kenttir. Hakkını vererek gezmek için yarım günden fazla zaman ayırmak gerekir.</p>
<p>Rota üç günlük planlanırsa dengeli olur. İlk gün Sagalassos’a, ikinci gün Burdur Müzesi, Burdur Doğa Tarihi Müzesi ve Burdur Gölü’ne, üçüncü gün ise Kibyra ve dönüş yönüne göre Salda Gölü’ne ayrılabilir.</p>
<p><strong>DAĞIN YAMACINDA </strong><strong>BİR ROMA KENTİ</strong></p>
<p>İlk gün doğrudan Sagalassos’a ayrılmalı. Antik kent, Burdur’un Ağlasun ilçesinin 7 kilometre kadar kuzeyinde, 1.400 ile 1.750 metre yükseklikler arasında kurulmuştur. Ağlasun Dağları’nın güneye bakan dik yamacındaki bu konum, Sagalassos’a hem görsel bir ihtişam hem de stratejik önem kazandırır. Kent, Pamphylia’yı Orta Anadolu’ya bağlayan dağ geçidini kontrol eden noktada yer alır.</p>
<p>Sagalassos’u anlamak için önce Pisidia’yı düşünmek gerekir. Pisidia, Toroslar’ın kuzey yamaçlarında, Phrygia, Lykia ve Pamphylia arasında kalan dağlık bir antik bölgedir. Bugünkü Isparta’nın tamamını, Burdur, Antalya, Afyonkarahisar ve Konya’nın bazı kesimlerini içine alır. Tarih boyunca bu sert coğrafya, kolay yönetilemeyen, dirençli toplulukların yaşadığı bir bölge olmuştur.</p>
<p>Kentin doğal avantajları güçlüdür. Arkasında yükselen sarp akropolis korunaklı bir yerleşim sağlar. Çevredeki kaynak suları ve pınarlar ise kentin yaşamını desteklemiştir. Bu su zenginliği, Sagalassos’un en etkileyici yapılarından biri olan anıtsal çeşmelerde kendini gösterir.</p>
<p>Bugün Sagalassos denince akla ilk gelen yapı Antoninler Çeşmesi’dir. Yukarı Agora’daki bu görkemli nymphaion, Marcus Aurelius döneminde, İS 2. yüzyılda inşa edilmiştir. 2010 yılında restore edilip yeniden işler hâle getirilen çeşme, yaklaşık 28 metre genişliğinde ve 9 metre yüksekliğindedir. Yapımında yedi farklı taş türü kullanılmıştır. Ataları onurlandıran heykelleriyle bu yapı, hem bir su anıtı, hem de bir hanedan hafızasıdır.</p>
<p>Ancak Sagalassos’u bu çeşmeyle sınırlamak haksızlık olur. Aşağı Agora, Yukarı Agora, tiyatro, hamamlar, macellum, Neon Kütüphanesi, heroon, sütunlu cadde ve seramik üretim alanları birlikte gezilmelidir. Kentin teraslar hâlinde dağ yamacına yerleşmesi, Roma kent modelinin Pisidia coğrafyasına nasıl uyarlandığını gösterir.</p>
<p>Sagalassos’un ekonomisinde tarım, kaynak suları ve seramik üretimi önemli yer tutmuştur. Bölgenin kırmızı astarlı çanak çömleği, yüzyıllar boyunca Pisidia ve Batı Anadolu’da kullanılmış, Doğu ve Orta Akdeniz pazarlarına kadar ulaşmıştır. Günün sonunda Ağlasun’da kısa bir mola verilip Burdur’a geçilebilir.</p>
<p><strong>ARKEOLOJİ VE DOĞA TARİHİ </strong><strong>AYNI ŞEHİRDE BULUŞUYOR</strong></p>
<p>İkinci günün ilk durağı Burdur Müzesi olmalı. Burası, Sagalassos gezisinin tamamlayıcısıdır. Antik kenti arazide gezmek birinci perdeyse, Burdur Müzesi ikinci perdedir. Sagalassos’tan, Kibyra’dan ve bölgedeki diğer antik yerleşimlerden gelen heykeller, başlar, yazıtlar, küçük buluntular ve mimari parçalar, Burdur’un arkeolojik zenginliğini göz önüne serer.</p>
<p>Ardından Burdur Doğa Tarihi Müzesi’ne gidilmeli. Ülkemizde doğa tarihi, kültür gezilerinde ne yazık ki çoğu zaman arka planda kalıyor. Oysa Anadolu’yu anlamak için höyükler, antik kentler ve anıtlar kadar fosilleri, gölleri, dağları, iklimi ve canlı türlerini de görmek gerekir. Eski Kavaklı Rum Kilisesi’nin müzeye dönüştürülmesiyle oluşturulan bu mekân, Burdur çevresindeki fosil yataklarından çıkan buluntularla bölgenin çok eski doğal geçmişine pencere açar.</p>
<p>Günün sonunda Burdur Gölü kıyısına inilebilir. Antik adı Askania Limne olan Burdur Gölü, tektonik oluşumlu ve tuzlu bir göldür. Son yıllarda su kaybı, gölü besleyen akarsuların azalması ve buharlaşma nedeniyle ciddi bir çevre sorunu yaşamaktadır. Dünyada yalnız burada yaşayan Burdur dişli sazancığı ve nesli tehlike altında olan dikkuyruk gibi türler, gölü biyolojik çeşitlilik açısından önemli kılar.</p>
<p><strong>KİBYRA VE SALDA: DAĞ </strong><strong>KENTİNDEN GÖL MOLASINA</strong></p>
<p>Üçüncü gün Kibyra’ya ayrılabilir. Gölhisar yakınlarındaki bu antik kent, Burdur’un en etkileyici arkeolojik duraklarından biridir. Sagalassos gibi dağlık bir karakter taşır, ama atmosferi farklıdır. Ova ve göl manzarasına hâkim tepeler üzerinde kurulan kent, geniş kamusal alanları ve anıtsal yapılarıyla dikkat çeker.</p>
<p>Kibyra’da stadion, tiyatro, agora, hamamlar ve odeion görülmesi gereken başlıca yapılardır. Özellikle odeiondaki Medusa betimli döşeme, kentin en çarpıcı ayrıntılarından biridir. Burdur Müzesi’nde Kibyra’dan gelen eserleri gördükten sonra antik kenti gezmek, bu bağı daha anlamlı kılar.</p>
<p>Dönüş yönüne göre Salda Gölü kısa bir mola olarak programa eklenebilir. Salda’yı bu yazıda büyütmemek gerekir; çünkü rotanın ana ekseni Sagalassos, Burdur müzeleri ve Pisidia’dır. Yine de beyaz kumsalları, turkuaz rengi, magnezyum ve soda içeren suyu, çevresindeki karaçam ormanlarıyla Salda, Göller Bölgesi’nin en tanınan doğal duraklarından biridir.</p>
<p><strong>BU ROTAYI ÖZEL </strong><strong>KILAN ŞEY NE?</strong></p>
<p>Bu rotayı özel yapan şey, arkeolojiyle doğa tarihini aynı coğrafyada buluşturmasıdır. Sagalassos, Pisidia’nın dağlık dünyasında Roma kent yaşamını anlatır. Burdur Müzesi, bu hikâyeyi eserlerle tamamlar. Doğa Tarihi Müzesi, Anadolu’nun çok daha eski doğal geçmişini hatırlatır. Burdur Gölü ve Salda ise Göller Bölgesi’nin güzelliğini ve kırılganlığını gösterir.</p>
<p>Burada dağ, su, taş, fosil, seramik, heykel, göl ve müze aynı anlatının parçalarıdır.</p>
<p>Bu rota bize şunu hatırlatır: Anadolu’yu anlamak için çok bilinen ören yerlerine bakmak yetmez. Bazen bir dağ yamacındaki antik kent, bir müze salonundaki heykel başı, eski bir kilisedeki fosil vitrini, küçülen bir göl ve göl kıyısındaki sessizlik aynı hikâyeyi anlatır. Göller Bölgesi’nde Sagalassos ve Pisidia’nın izini sürmek, Anadolu’nun kültür ve doğa hafızasını birlikte okumaktır.</p>
<p><strong>LEZZETLER</strong></p>
<ul>
<li>Burdur şiş<br />• Ceviz ezmesi<br />• Kabak helvası<br />• Haşhaşlı hamur işleri<br />• Ağlasun ve çevresinde yerel ürünler<br />• Gölhisar çevresinde köy mutfağı</li>
</ul>
<p><strong>SAGALASSOS VE PİSİDİA ROTASI</strong></p>
<ul>
<li><strong><em>Sagalassos:</em></strong> Pisidia’nın dağ yamacındaki büyük antik kenti<br />• <strong><em>Ağlasun:</em></strong> Sagalassos’un eteklerindeki yerleşim<br />• <strong><em>Burdur Müzesi:</em></strong> Sagalassos ve Kibyra eserleri için ana durak<br />• <strong><em>Burdur Doğa Tarihi Müzesi:</em></strong> Fosiller ve bölgenin doğal geçmişi<br />• <strong><em>Burdur Gölü:</em></strong> Tuzlu göl, kuşlar ve çevre duyarlılığı<br />• <strong><em>Kibyra:</em></strong> Gölhisar yakınlarında ikinci büyük antik kent<br />• <strong><em>Salda Gölü:</em></strong> Dönüş yönüne göre kısa doğa molası</li>
</ul>
<p><strong><em>Nasıl gidilir?</em></strong><br />Burdur’a Antalya, Isparta, Denizli ve Afyon yönlerinden ulaşmak kolaydır. Sagalassos, Ağlasun’un yaklaşık 7 kilometre kuzeyindedir.</p>
<p><strong><em>Rota</em></strong></p>
<ol>
<li><strong><em>gün:</em></strong> Sagalassos – Ağlasun – Burdur</li>
<li><strong><em>gün:</em></strong> Burdur Müzesi – Burdur Doğa Tarihi Müzesi – Burdur Gölü</li>
<li><strong><em>gün:</em></strong> Kibyra – Salda Gölü</li>
</ol>
<p><strong><em>Süre<br /></em></strong>3 gün idealdir. Sagalassos’a yarım günden fazla zaman ayrılmalı; Burdur Müzesi de aceleye getirilmemelidir.</p>
<p><strong><em>Ne zaman gitmeli?<br /></em></strong>İlkbahar ve sonbahar en rahat dönemlerdir. Yazın Sagalassos sabah erken gezilmeli; rahat ayakkabı, şapka ve su unutulmamalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/pisidianin-kalbine-seyahat-84859</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/5/9/1280x720/pisidianin-kalbine-seyahat-1786083346.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anadolu’nun bazı hikâyeleri taşlara, bazıları göllere yazılmıştır. Pisidia’da üç güne yayılan bu rota, dağ yamacındaki görkemli Sagalassos’tan Burdur’un müzelerine, fosillerine ve sessiz göllerine uzanırken, doğa ile tarihin aslında aynı hafızanın parçaları olduğunu hatırlatıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
