<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/beyaz-camin-unutulmaz-anneleri-78886</guid>
            <pubDate>Sun, 10 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beyaz camın unutulmaz anneleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu Anneler Günü’nde, hafızamızda yer eden o unutulmaz anne karakterlere yeniden dönüyoruz. Bir yandan gülümseyerek, bir yandan da içimize dokunan anları hatırlayarak... Bazılarını izlerken “Keşke benim annem olsa” dedik, bazılarına bakıp içimizden “İyi ki değil” diye geçirdik. Kimi yalnızca bir bakışıyla içimizi rahatlattı, kimi aldığı kararlarla sinirimizi bozdu, kimi de çaresizliğiyle yüreğimize taş gibi oturdu. Geçen yıl da beyaz perdede iz bırakan pek çok anne karakter vardı. <em>‘If I Had Legs I’d Kick You’, ‘Hamnet’, ‘Die My Love’ ve ‘Left-Handed Girl’</em> gibi filmler; kaybı, yorgunluğu ve öfkeyi yaşayan annelerin dönüşümünü görünür kıldı. Ekranın anneleri ise farklı olarak yalnızca birkaç saat değil, aylarca, bazen yıllarca bizimleydi. istediğimiz ya da olmaktan korktuğumuz birine dönüştüler.</p>
<p><strong>BU ANADAN KORKULUR! </strong></p>
<p><strong>CERSEI LANNISTER / GAME OF THRONES (LENA HEADEY)</strong></p>
<p>‘Game of Thrones’ evreninin en karmaşık karakterlerinden biri şüphesiz Cersei Lannister. Zorba bir baba, ikizi Jaime’yle kurduğu toksik ve yasak ilişki, iktidar hırsıyla şekillenen bir hayat… Böyle bir geçmişten “normal” biri çıkması zaten mümkün değildi. Ama tüm o acımasızlığın altında, çocuklarına saplantılı bir bağlılık duyan anne vardı. Cersei’nin dünyaya karşı soğuk, mesafeli ve sert tavrı; Joffrey, Myrcella ve Tommen söz konusu olduğunda tamamen değişiyordu. Çocukları onun hem en büyük zaafı hem de hayata tutunduğu tek gerçek bağdı. Onları korumak isterken çoğu zaman en büyük zararı yine kendine verdi. Çünkü sevgiyle sahiplenmeyi, korumakla kontrol etmeyi birbirine karıştırıyordu. Cersei’nin anneliği, sevginin bazen ne kadar yıkıcı bir hâl alabileceğinin en çarpıcı örneklerinden biri. Gücü sonunda ele geçirdi ama uğruna savaştığı çocuklarından geriye hiçbir şey kalmadı. Belki de trajedisi tam olarak buydu: Her şeyi çocukları için yaparken en sonunda hepsini kaybetmesi.</p>
<p><strong>ONUN SUÇU NEYDİ? </strong></p>
<p><strong>SKYLER WHITE / BREAKING BAD (ANNA GUNN)</strong></p>
<p>‘Breaking Bad’ boyunca en çok tepki çeken ama belki de en zor durumda kalan karakterlerden biri Skyler White’tı. Dizi başladığında hamileydi; bir yandan ölümcül hastalığıyla mücadele eden bir eş, bir yandan serebral palsili ve ergenlikle uğraşan bir oğul, bir yandan da maddi sıkıntılarla baş etmeye çalışıyordu.</p>
<p>Ama hikâye Walter White’ın dönüşümü üzerinden anlatıldığı için, ona karşı çıkan herkes gibi Skyler da kolayca “engel” ve “dırdırcı” ilan edildi. Oysa dizinin en başında olan bitendeki tuhaflığı ilk fark eden, yanlış bir şeyler olduğunu anlayınca durdurmaya çalışan kişi oydu. Bir anlamda dizinin vicdanını temsil ediyordu. Yine de zamanla kendini Walter’ın kurduğu o karanlık düzenin içinde buldu. Bunu çoğu zaman ailesini koruma isteğiyle meşrulaştırdı ama ne karakterler ne de izleyiciler tarafından gerçekten anlaşılmaya çalışıldı. Belki de Skyler’ın asıl trajedisi buydu: Yanlış bir hikâyenin içinde, sürekli yanlış kişi ilan edilmesi.</p>
<p><strong>KIZIMLA ARKADAŞ GİBİYİZ </strong></p>
<p><strong>LORELAI GILMORE / GILMORE GIRLS (LAUREN GRAHAM)</strong></p>
<p>Genç yaşta anne olmak, ailesinin sunduğu konforu geride bırakıp tek başına çocuk büyütmek kolay değil. Ama Lorelai Gilmore bunu tamamen kendine has bir şekilde başardı. Anneliği kurallar üzerinden değil, bağ kurarak tanımladı; Rory’nin hayallerini yönlendirmek yerine çoğu zaman yanında durmayı seçti. Lorelai’nin annelik anlayışı biraz da kendi annesi Emily Gilmore’la kuramadığı ilişkiden besleniyor. Emily’nin beklentileri ve baskısıyla büyüyen Lorelai, kızına aynı hayatı yaşatmamaya kararlıydı. Bu yüzden Rory’yle daha arkadaş gibi bir ilişki kurdu; birlikte kahve içen, gece boyunca film izleyen, birbirine her şeyi anlatan bir anne-kız oldular. Ama o ince çizgide her zaman kusursuz kalamadı. Bazen “cool anne” olmakla gerçekten rehberlik etmek arasında sıkıştı; hatta zaman zaman rollerin tersine döndüğü anlar bile oldu. Ama Lorelai’yi özel yapan şey de buydu zaten. Mükemmel değildi; hata yapan, kararsız kalan ama sevgisini hiç esirgemeyen bir anneydi. Kurallardan çok sevgiyi seçmesi ise onu televizyonun en unutulmaz anne karakterlerinden birine dönüştürdü.</p>
<p><strong>O BİR EFSANE</strong></p>
<p><strong>VIOLET CRAWLEY / DOWNTON ABBEY (DAME MAGGIE SMITH)</strong></p>
<p>O bir anne, o bir büyükanne, o tam anlamıyla bir efsane: Violet Crawley. ‘Downton Abbey’nin en sivri dilli ama en sevilesi karakterlerinden biri. Sevgisini sarılarak değil, iğneleyici cümlelerin arasına saklayarak gösteriyor. Bazen tek bir lafla yön veriyor, bazen de hiç belli etmeden herkesi koruyor. Onun dünyasında sevgi biraz böyle işliyor. Zaten bunu en iyi kendi sözleri anlatıyor: <em>“Ben romantik biri değilim ama kalp de sadece kan pompalamak için değildir.”</em> Kolay bir anne olduğu söylenemez. Ama özellikle torunu Mary söz konusu olduğunda, o mesafeli tavrın arkasında hep aynı şey var: Doğruyu söylemek ve gerektiğinde sessizce yanında durmak. Violet’ın hayat felsefesi anneliğini de özetliyor aslında: <em>“Hiç şikâyet etme, hiç açıklama yapma.”</em> Duygularını açık açık anlatmıyor, göstermeye de çalışmıyor. Ama en kritik anda devreye giren, aileyi bir arada tutan kişi hep o oluyor. Belki de bu yüzden, televizyon tarihinin en unutulmaz anne figürlerinden biri olarak hafızalarda kalmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>KAYIPLAR ONU YILDIRMADI</strong></p>
<p><strong>REBECCA PEARSON / THIS IS US (MANDY MOORE)</strong></p>
<p>‘This Is Us’ hayranları, babacan doktorun Rebecca’ya söylediği o unutulmaz cümleyi hatırlar: <em>“Hayatın sana verdiği en ekşi limonu, limonataya benzer bir şeye dönüştürdün.” </em>Rebecca da tam olarak bunu yaptı. Bebeğini kaybettiği gün başka bir çocuğu evlat edindi, üç çocuğunu eşit sevgiyle büyütmeye çalıştı, çok sevdiği ama bağımlılığıyla mücadele eden eşine destek oldu ve kendi hayallerini yıllarca geri plana attı. Eşini genç yaşta kaybettikten sonra ise çocukları için ayakta kalmaya devam etti. Dizinin farklı zaman dilimleri arasında gidip gelen anlatısında, Rebecca’nın yıllar boyunca geçtiği zorlu yolları ve anneliğinin dönüşümünü izledik. Ama onu özel yapan şey sadece dayanıklılığı değildi. Rebecca hiçbir zaman “kusursuz anne” olmaya çalışmadı. Çocuklarını büyütürken bir yandan da kim olduğunu, neleri kaybettiğini ve hayattan hâlâ ne isteyebileceğini sorguladı. Bazen güçlü, bazen kararsız, bazen çelişkiliydi ama her zaman gerçek hissettirdi. Gelini Beth’in de en az onun kadar sevilen ve güçlü bir anne figürüne dönüşmesi, ‘This Is Us’ dünyasını daha da özel yapan detaylardan biriydi.</p>
<p><strong>DRAMA KRALİÇESİNİN GÜNDEMİ </strong></p>
<p><strong>MOIRA ROSE / SCHITT’S CREEK (CATHERINE O’HARA)</strong></p>
<p>O bir anne, o bir drama kraliçesi, o tam anlamıyla bir efsane: Moira Rose. Perukları, teatral tavırları ve kimsenin tam çözemediği o kendine özgü diliyle ‘Schitt’s Creek’in en unutulmaz karakterlerinden biri. Ama tüm o egzantrik hâlinin altında, sevgisini alışılmış yollarla göstermeyen bir anne var.</p>
<p>Çocuklarının hayatındaki her detayı bilen, sürekli duygularını konuşan biri hiç olmadığı aşikâr. David ve Alexis’le ilişkisi çoğu zaman mesafeli ve karmaşıktı. Ama en beklenmedik anlarda verdiği destekle çocuklarının yanında olmayı hep başardı. Bazen tek bir cümlelik, bolca “meme” olan sözleriyle özgüven verdi, bazen de kendi garip yöntemleriyle onları ayağa kaldırdı.</p>
<p>Birçoğumuz Catherine O’Hara’yı önce ‘Home Alone’daki Kevin’ın annesi olarak tanıdık, sonra Moira Rose’la ona yeniden hayran olduk. Yakın zamanda kaybettiğimiz oyuncunun o bitmek bilmeyen dramatik çıkışlarıysa uzun süre akıllardan çıkmayacak.</p>
<p><strong>BİZ BİZE BENZEMEYİZ</strong></p>
<p><strong>CLAIRE DUNPHY &amp; GLORIA PRITCHETT / MODERN FAMİLY (JULIE BOWEN – SOFIA VERGARA)</strong></p>
<p>‘Modern Family’nin en gerçek, en tanıdık annelerinden biri şüphesiz Claire Dunphy. Kontrol manyağı hâlleri, düzen takıntısı ve her şeyi aynı anda çözmeye çalışma çabasıyla tam bir “Başak burcu enerjisi” taşıdığına inanıyoruz. Bitmeyen endişeleri yüzünden bazen fazlasıyla yorucu olabiliyor; ama üç tamamen farklı çocuk, kaosu seven bir eş ve hiç durmayan bir ev temposu içinde biri kontrolü bırakırsa her şey dağılacakmış gibi hissediyor. Bu yüzden çoğu zaman kuralları koyan, plan yapan ve “kötü polis” olmak zorunda kalan kişi hep Claire oluyor.</p>
<p>Ama onu özel yapan şey sadece kontrolcü tarafı değil. Çocukları büyüdükçe onları daha çok dinlemeyi, biraz geri çekilmeyi ve kendi yollarını bulmalarına izin vermeyi öğreniyor. Özellikle en zor anlarda yalnızca yönlendiren değil, gerçekten hisseden bir anne olduğunu da gösteriyor. İş hayatına geri dönmesi, kariyerinde yükselmesi ve güçlü bir kadın figürüne dönüşmesi de çocukları için ayrı bir örnek oluşturuyor.</p>
<p>Claire’in tam karşısında ise Gloria Pritchett var: Yüksek enerjili, dramatik, dobra ve asla görmezden gelinemeyecek biri. Neredeyse yaşıtı sayılabilecek üvey kızı Claire’le sık sık çatışsa da aileye kattığı sıcaklık ve özgüven bambaşka. Zaman zaman içindeki “salon kadını” kimliğini kaybedip olayları fazla büyütebiliyor; verdiği tavsiyeler ise bazen gereğinden sert, dramatik hatta hafif “yasa dışı” olabiliyor. Ama Gloria’nın sevgisi de en az karakteri kadar büyük. Manny’ye verdiği özgüven, Joe’yla birlikte anneliği yeniden deneyimlemesi ve tüm aileyi koruma içgüdüsü onu dizinin en unutulmaz anne figürlerinden birine dönüştürüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/beyaz-camin-unutulmaz-anneleri-78886</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/8/6/1280x720/beyaz-camin-unutulmaz-anneleri-1778217599.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu Anneler Günü’nde, bizi güldüren, sinirlendiren, etkileyen ve düşündüren ekran annelerine dönüyoruz. Onlar yalnızca çocuk büyüten karakterler değildi; kimi zaman kendi annemizden bir iz, kimi zaman olmak istediğimiz ya da olmaktan korktuğumuz bir yansıma oldular. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/benim-icin-guclu-bir-aile-hatirasi-78885</guid>
            <pubDate>Sat, 09 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Benim için güçlü bir aile hatırası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kariyer yolculuğunuzda bugün bulunduğunuz nokta sizin için ne anlam ifade ediyor?</strong></p>
<p>Köklü bir markayı yönetmek, bana sadece bir iş değil, bir mirası taşıma sorumluluğu verdi. Vizyonumu daha uzun vadeli ve daha anlam odaklı hale getirdi. Aynı zamanda bu rol, duygusal bağ kurulan bir markayı yönetmenin ne kadar hassas bir denge gerektirdiğini de öğretti. Her adımda güveni koruma ve bu mirası ileri taşıma bilinciyle hareket ediyorum.</p>
<p><strong>Peki, bu bilinç sizin liderlik yaklaşımınızı nasıl şekillendiriyor?</strong></p>
<p>Singer, Türkiye’de sadece bir ürün değil, aynı zamanda nesiller boyu aktarılan bir alışkanlık. Bu da bize, güveni korumak gibi çok büyük bir sorumluluk yüklüyor. Hızlı tüketim dünyasında bile kalite, dayanıklılık ve uzun ömürlü kullanım vaadimizi sürdürmek zorundayız. Aynı zamanda bu güçlü mirası yeni nesillerle buluşturmak da en önemli önceliklerimizden biri. Geçmişten gelen bu güveni, bugünün beklentileriyle harmanlayarak geleceğe taşımayı hedefliyoruz. Bu dengeyi kurmak markanın sürdürülebilirliği açısından kritik bir rol oynuyor.</p>
<p><strong>Son zamanlarda yeniden üretmenin değerini anlamışken dikiş makinelerini ellerine yeniden aldı insanlar… Bunu neye bağlıyorsunuz?</strong></p>
<p>İnsanlar artık sadece tüketmek istemiyor, üretmek de istiyor. Dikiş burada çok güçlü bir alan sunuyor. Hobi sektörü ve ‘do it yourself’ yaklaşımı giderek büyüyor. Bunun yanında ekonomik sebepler de önemli; insanlar kendi ihtiyaçlarını karşılamak ve ev ekonomisine katkıda bulunmak için dikişe yöneliyor. Yani hem keyif hem ihtiyaç hem de üretme isteği bu ilgiyi yeniden artırıyor.</p>
<p><strong>Kullanıcı profilinde değişim var mı peki?</strong></p>
<p>Kesinlikle var. Daha genç bir kitle geliyor. Eskiden daha çok ihtiyaç odaklı bir kullanım varken, bugün hobi, yaratıcılık ve kendini ifade etme ön plana çıkıyor. Gençler kendi tarzlarını yaratmak istiyor ve bunu dikişle ifade ediyor. Aynı zamanda sürdürülebilirlik de önemli bir motivasyon haline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>Anneler Günü yaklaşıyor ve dikiş makinesi de hâlâ en çok tercih edilen hediyelerden biri sanırım.</strong></p>
<p>Dikiş makinesi aslında klasik bir hediyeden çok daha fazlasını temsil ediyor. İçinde üretme duygusu, emek ve kişiselleştirme var. Günümüzde insanlar artık sadece tüketmek yerine kendi ürettikleri şeylerle bağ kurmak istiyor. Özellikle anneler için bu, hem kendilerine zaman ayırabilecekleri bir alan hem de ailelerine değer katabilecekleri bir üretim süreci anlamına geliyor. Aynı zamanda anne ve çocuk arasında birlikte üretilebilen, ortak bir paylaşım alanı da yaratıyor.</p>
<p><strong>Sizin hayatınızda, dikiş makinesinin annelik veya aile bağlarıyla özdeşleştiği özel bir hatıra var mı?</strong></p>
<p>Evet, benim için dikiş makinesi çok güçlü bir aile hatırasını temsil ediyor. Annem çalışan bir kadındı ama buna rağmen evde dikiş makinesini aktif şekilde kullanırdı; çocukluğumuzda yatak örtülerimizi, perdelerimizi kendi elleriyle dikerdi. Anneannem de aynı şekilde çok iyi bir dikiş makinesi kullanıcısıydı, teyzem de öyle. Yani aslında ailemizde nesilden nesle geçen bir üretim geleneği var. Bu sadece bir ihtiyaç karşılamak değildi; aynı zamanda çalışan bir kadının ev üretimine de katkı sağlamasının çok güzel bir örneğiydi. Ben de çocukken onlardan gördüğüm bu alışkanlıkla, kendi çocuklarım için küçük elbiseler dikerek o geleneği bir şekilde devam ettirdim. Bu yüzden dikiş makinesi benim için sadece bir araç değil; aileden gelen bir miras ve duygusal bir bağ…</p>
<p><strong>Sizce bu eşyaların nesilleri birbirine bağlayan böylesine güçlü bir hafıza nesnesine dönüşmesinin sırrı nedir?</strong></p>
<p>Çünkü yalnızca bir araç değil; içinde hikâyeler barındırıyor. Bir annenin çocuğu için diktiği ilk kıyafet, bir bayram sabahı hazırlanan elbise ya da evde yapılan küçük dokunuşlar… Hepsi o makinenin etrafında şekilleniyor.</p>
<p>Bu yüzden nesilden nesle geçen şey sadece bir ürün değil; aynı zamanda o anılar, emek ve duygular oluyor. Günümüzde hızlı tüketim çağında bile bu bağın devam etmesi, insanların hâlâ anlamlı, kalıcı ve kişisel olanı aradığını gösteriyor.</p>
<p><strong>TEGV ile birlikte gerçekleştirdiğiniz “Bir Singer Günü” projesine de değinmek isterim.</strong></p>
<p>Bu projede amacımız dikişi daha ulaşılabilir ve ilham verici bir hale getirmekti. Nilperi Şahinkaya, Esra Ruşen, Esra Bilgiç, Özge Borak, Hakan Akkaya, Melikşah Altuntaş, Melis İşiten, Yiğit Özşener, Gökhan Türkmen ve Eda Zamanpur gibi ünlü isimleri dikiş makinesi başında görmek, “ben de yapabilirim” duygusunu güçlendiriyor.</p>
<p>Singer Türkiye YouTube kanalımızda 15 günde bir yayınlanan “Bir Singer Günü” video serimizi yalnızca bir sohbet serisi olarak değil, aynı zamanda güçlü bir sosyal sorumluluk projesi olarak da konumlandırıyoruz. Projemize katılan her konuğumuz ve videolarımızın aldığı her etkileşim için, Türkiye’nin eğitim alanında faaliyet gösteren en yaygın sivil toplum kuruluşlarından biri olan Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na bağış gerçekleştiriyoruz. Her bölüm kapsamında 20 öğrencimizin 1 yıllık nitelikli eğitim bursunu karşılıyor, yayın sonrasında da her konuğumuza bu katkıyı simgeleyen bir eğitim sertifikası takdim ediyoruz. Böylece her sohbetin yalnızca izleyicide değil, çocuklarımızın geleceğinde de kalıcı bir iz bırakmasını hedefliyoruz.</p>
<p><strong>Gelecek dönem için planlarınız neler?</strong></p>
<p>Önümüzdeki dönemde özellikle eğitim ve kadın girişimciliği alanlarına daha fazla odaklanmayı hedefliyoruz. Dikişi sadece bir hobi değil, aynı zamanda bir gelir kapısı olarak konumlandıran projeler geliştirmek istiyoruz. Daha fazla kişiye ulaşan, sürdürülebilir ve kalıcı etki yaratan projeler önceliğimiz olacak. Amacımız, bireylerin üretim gücünü destekleyerek ekonomik ve sosyal fayda yaratmak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/benim-icin-guclu-bir-aile-hatirasi-78885</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/8/5/1280x720/benim-icin-guclu-bir-aile-hatirasi-1778217375.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuşaklar arası bağ kavramlarının Anneler Günü ile daha da anlam kazandığı bu dönemde Singer Türkiye Genel Müdürü Sinem Kınran Parlak ile emekle örülen bağları, birlikte üretirken paylaşılan anıların değerini ve markanın TEGV ortaklığındaki toplumsal sorumluluk adımlarını konuştuk. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/met-galanin-buyusu-bozuldu-mu-78883</guid>
            <pubDate>Sat, 09 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Met Gala’nın büyüsü bozuldu mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Malum, her Mayıs’ın ilk pazartesisi, New York’un ışıltılı siluetine ayrı bir parlaklık geliyor. Modanın en ihtişamlı gecesi olan Met Gala, birçok parlak yıldızı gökyüzünden koparıp, Metropolitan Sanat Müzesi’nin merdivenlerindeki kırmızı halıya indiriyor. Her ne kadar amaç müzeye kaynak yaratmak olsa da, bu, şöhretler arasında öne çıkma rekabetinin yaşandığı bir arena aslında… Kazananlar ve kaybedenler sosyal medya hesaplarını kaplıyor, aylarca kareler paylaşılıyor, yorumlanıyor… Daha iyi bir reklam gücü olabilir mi?</p>
<p>1948’den günümüze uzanan gelenek, bu sene de değişmedi. ‘Costume Art/Kostüm sanatı’ teması, ‘Fashion is Art/Moda sanattır’ dress code’u ile tahmin edileceği üzere moda ile sanatın kesişimini kutlayan gece, <strong>Anna Wintour</strong> ve halefi <strong>Chloe Malle</strong> liderliğinde <strong>Beyoncé</strong>, <strong>Nicole Kidman</strong> ve <strong>Venus Williams</strong> gibi isimlerin eş başkan olduğu güçlü bir kadroyla gerçekleşti. Ancak bu yıl bir değişiklik vardı: <strong>Jeff Bezos</strong> ve <strong>Lauren Sánchez</strong> ise ana sponsor ve onursal eş başkan olarak gecenin merkezindeydi. Bu tartışmalı çiftin gecenin ‘hamisi’ tadında öne çıkmaları, zaten baştan çarşı-pazarı karıştırdı. Öyle ki Bezos sponsorluğu, New York’ta tartışmaları tetikledi, milyarderin loft’unun tam karşısındaki binaya protesto enstalasyonu yansıtıldı, Metropolitan Müzesi çevresinde kurulan ‘Kırmızı halı direnişi’ gibi alternatif etkinlikler düzenlendi. Hatta müzenin içine idrar dolu şişeler yerleştirildi!</p>
<p>Aktivistler, moda dünyasının milyarderlerle kurduğu ilişkiyi sorgulayadursun, Hollywood içinden de sesler yükseldi. <strong>Taraji P. Henson</strong> gibi isimler sosyal medyadan “Hayırdır, ne yapıyoruz böyle” tadında paylaşımlar yaparken, etkinliğin en göze çarpan isimleri <strong>Zendaya</strong> ve <strong>Bella Hadid</strong>, bu kez “yokuz” dedi. ‘Şeytan Marka Giyer 2’ filminin yıldızı ve bu ayki Amerikan Vogue’unun kapağını Anna Wintour ile paylaşan <strong>Meryl Streep</strong>’in gala davetini geri çevirmesi, hatta eş başkanlık rolünü reddettiği yönündeki iddialar, gecenin kırılma anlarından biri oldu. Filmde finansal güç bulma ve bağımsız dergicilik arasında dengeleri kurmakta cebelleşen Miranda Priestly, bu çelişkiyi gerçek hayatta yaşamak istememiş olmalı…</p>
<p>Gelelim gecenin ‘büyüleyici’ anlarına… Tüm bu tartışmaların ortasında kırmızı halı ise yine teatral bir sahneydi. Beyoncé, <strong>Olivier Rousteing</strong> imzalı kristal kaplı ‘iskelet’ elbisesiyle gecenin en çarpıcı görünümlerinden birine imza atarken; <strong>Emma Chamberlain</strong>, boyalı yüzey etkisi veren Mugler tasarımıyla sanat temasını birebir yorumladı. <strong>Rachel Zegler</strong>, ‘The Execution of Lady Jane Grey’ tablosundan ilham alan görünümüyle öne çıkardı, gecenin ‘hanımağası’ <strong>Lauren Sánchez</strong> Madame X referanslı elbisesiyle doğrudan sanat tarihine gönderme yaptı. <strong>Heidi Klum</strong> Yunan heykellerini çağrıştıran görünümüyle adeta yaşayan bir enstalasyona dönüşürken, <strong>Sabrina Carpenter,</strong><strong> Audrey Hepburn</strong>’ün başrolünü oynadığı ‘Sabrina’ filminin şeritlerinden oluşan Dior tasarımıyla moda-sinema kesişimini sahneye taşıdı.</p>
<p>Gecede <strong>Rihanna</strong>, <strong>Madonna</strong> ve <strong>Bad Bunny</strong> gibi isimlerin teatral yorumları, Met Gala’nın ‘güçlü bir görsel anlatı alanı’ olduğunu hatırlattı. Ancak bu anlatı, ilk kez net bir şekilde kendine bir yoldaş buldu ve onunla el ele yürüdü: Güçlü sermaye!</p>
<p>Yalan yok: Met Gala her zaman eleştirilirdi; elitizmi, astronomik bilet fiyatları ve ‘beyaz’ odaklı yapısıyla… Ancak bu yılki fark, eleştirinin doğrudan sponsorluk ilişkisine yönelmesi. Çünkü mesele artık sadece “kim ne giydi” değil; “kim, neden finanse ediyor?” sorusuna evrildi. Moda, belki de ilk kez bu kadar açık ve net biçimde finansal güç ilişkilerinin sahnesine dönüştü. </p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/69fd705058158-1778217040.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><em><strong>BURÇ AKYOL’UN YÜKSELİŞİ</strong></em></span></p>
<p>Şu noktada gururlanacağımız bir gelişmenin altını çizmemek olmaz… Fransız içerik üreticisi <strong>Léna Mahfouf</strong>’un taşıdığı heykelsi elbiseyle ilgi çeken tasarımcı <strong>Burç Akyol</strong>, etkinliğin ‘kazananlarından’ oldu. Bilmeyenler için tasarımcı hakkında kısa bilgi: Anne ve babası Türk olan, Fransa doğumlu Akyol, son yıllarda uluslararası moda sahnesinde öne çıkan isimlerden biri. Paris’te L’Institut Français de la Mode’da moda tasarımı eğitimi alan tasarımcı, kariyerine Dior’da, <strong>John Galliano</strong>’nun ekibinde asistan tasarımcı olarak başladı. Ardından Balenciaga, Emanuel Ungaro ve Esteban Cortazar gibi önemli markalarda yaklaşık 12 yıl boyunca çalıştı. Bu birikimin ardından 2019’da kendi adını taşıyan markasını kuran tasarımcı, akışkan silüetler, keskin terzilik detayları ve maskülen-feminen dengesiyle dikkat çeken bir estetik anlayışı geliştirdi. 2022’de LACMA Art + Film Gala’da <strong>Kendall Jenner</strong>’ı giydiren Akyol, Mahfouf’un elbisesini tasarlama öyküsünü Instagram hesabında şöyle anlattı: <em>“Bu büstiyeri ilk olarak 2019’da tasarladık. İlham kaynaklarımız arasında, Rolling Stone dergisinin kapağında <strong>Janet Jackson</strong>’ın yer aldığı ve partnerinin göğsünü nazikçe kapattığı o ikonik görüntü ile <strong>Max Ernst</strong>’in dönemin sevgilisi, büyük sanatçı <strong>Leonora Carrington</strong>’ın göğsünü şefkatle örttüğü daha sade ve dokunaklı bir fotoğraf bulunuyor. Sanat, moda ve aşk çoğu zaman birbirine dolanır; çoğu zaman anlamı ve kendimizi ifade etmenin en yakın hâlini bu kesişimde buluruz. Aynı zamanda inandıklarımızı taşımanın ve desteklemenin de bir yolu olur.”</em></p>
<p><em><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/69fd707860351-1778217080.jpg" alt="" width="500" height="750" /></em></p>
<p><em>Burç Akyol</em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/met-galanin-buyusu-bozuldu-mu-78883</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/8/3/1280x720/met-galanin-buyusu-bozuldu-mu-1778217115.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kırmızı halıda kopan kıyamet… Met Gala’nın 2026 edisyonu, her zamanki gibi görkemliydi; ancak bu yıl gecenin ihtişamı kadar, arka planındaki güç dengeleri konuşuldu. Akıllardaki soru: Met Gala hâlâ modanın en önemli gecesi mi, yoksa kodamanların oyun alanı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
