<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/canias-erp-hyundai-motor-groupun-cok-ulkeli-uretim-genislemesine-guc-katiyor-80734</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 13:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canias ERP, Hyundai Motor Group’un Çok Ülkeli Üretim Genişlemesine Güç Katıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2><span style="font-size: 12pt;">Sektör bağlamı</span></h2>
<p>2025 yılında yaklaşık 2,75 trilyon dolar değere ulaşan otomotiv sektörü, köklü bir dönüşüm sürecinden geçiyor. KPMG’nin 25. Küresel Otomotiv Yönetici Araştırması’na göre sektör liderlerinin %36’sı, önlerindeki üç yıl içinde iş modellerinin ve operasyonlarının önemli ölçüde dönüşeceğini öngörüyor. Öne çıkan temel etkenler arasında üreticilerin %86’sının yapay zeka dahil yeni teknolojilere önemli yatırımlar yaptığını, %77’sinin ise stratejik ortaklıkları sürdürülebilir büyümenin merkezine yerleştirdiğini görüyoruz.</p>
<p>Hyundai Motor Group’un üretim süreçlerini Canias ERP ile dijitalleştirme konusunda IAS’ı seçmesi de IAS’ın bu konudaki tecrübesi ve yatırımlarından kaynaklanıyor.</p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Proje kapsamı ve zaman çizelgesi</span></h2>
<p>Ortaklık, Nisan 2024’da imzalanan Proof of Concept (Müşteriye özgü demo) anlaşmasıyla geliştirme aşamasına geçti. Proje, Güney Kore operasyonel üs olarak belirlenip, IAS ile Hyundai Motor Group’un mobilite yazılım kolu olan Hyundai AutoEver arasında ortak bir çalışma olarak yapılandırıldı.</p>
<p>18 aylık uygulama süreci boyunca 100’den fazla sistem entegrasyonu gerçekleştirildi, IAS ekiplerince 100’den fazla uluslararası seyahat yapıldı ve 1.000’den fazla belge hazırlandı. Projenin temel hedefi, Hyundai Motor Group’un CKD (Completely Knock Down) araç üretim süreçlerini Canias ERP platformu üzerinde yeniden inşa etmekti.</p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Coğrafi genişleme</span></h2>
<p>Sistemin ilk canlı geçişi Temmuz 2025’te Hyundai Motor’un Malezya tesisinde gerçekleşti. Bunu Ekim 2025’te Kia Kazakistan ve Hyundai Motor Suudi Arabistan tesislerinde eş zamanlı lansmanlar izledi. Canias ERP’nin modüler mimarisi, sistemin farklı yerel düzenlemelere ve üretim gerekliliklerine tek bir platform üzerinden uyum sağlamasına olanak tanıdı.</p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Yeni altyapıda üretilen ilk araç</span></h2>
<p>Hyundai Motor Group’un Kazakistan tesisinde önemli bir dönüm noktası yaşandı: Canias ERP altyapısı kullanılarak ilk Kia Sorento üretildi. Projenin tamamlanması şerefine IAS, İstanbul’da tarihi Kibrithane binasında özel bir tören düzenledi; uygulamaya katkı sağlayan mühendisler ve proje liderleri, yeni sistem ile üretilen araca imzalarını attı.</p>
<p>IAS Yönetim Kurulu Başkan Vekili Can Hakan Karabiber, projeyi “Canias dijital dönüşüm ürünlerinin yurt dışında atılmış en önemli imzalarından biri” olarak nitelendirdi.</p>
<p>İş birliği, Hyundai Motor Group’un Asya ve Orta Doğu’daki operasyonel hedeflerini tek bir ERP platformu altında birleştiriyor; aynı zamanda sınır ötesi yazılım ortaklıklarının otomotiv sektöründe giderek artan rolünü yansıtıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/canias-erp-hyundai-motor-groupun-cok-ulkeli-uretim-genislemesine-guc-katiyor-80734</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/7/3/4/1280x720/canias-erp-hyundai-motor-groupun-cok-ulkeli-uretim-genislemesine-guc-katiyor-1781002785.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IAS ile Hyundai Motor Group arasındaki iş birliği Güney Kore’de başladı ve o tarihten bu yana birkaç ülkeye yayılarak Kazakistan, Malezya ve Suudi Arabistan’da aktif uygulamaya geçti. Yaklaşık 200 mühendisten oluşan bir ekip tarafından desteklenen ve IAS’ın uluslararası ofisleri aracılığıyla koordine edilen proje, şirketin bugüne kadar gerçekleştirdiği en büyük sınır ötesi ERP uygulamalarından birini temsil ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/fethiyeden-phaselise-isik-ulkesinin-izinde-80507</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fethiye’den Phaselis’e ışık ülkesinin izinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><span style="color: #e03e2d;"><em><strong>ŞERİF YENEN</strong></em></span></p>
<p>Bir önceki yazıda Lidyalıların izini Sardeis’ten Uşak’a sürmüştük. Demir Çağı Anadolu’sunda ticaret, maden ve paranın nasıl yeni bir dünya kurduğunu görmüştük. Bu hafta rotamızı güneye, Akdeniz’e çeviriyoruz. Bu kez karşımızda dağların denize indiği, kentlerin sarp yamaçlara ve koylara yerleştiği, özgürlüğüne düşkün bir halk var: Lykialılar.</p>
<p>Lykia, bugünkü Teke Yarımadası’dır. Kabaca Fethiye Körfezi’nden başlayıp Antalya Körfezi’ne kadar uzanan geniş coğrafya antik dönemde Lykia olarak bilinirdi. Lykia-Lukka adının “ışıldamak, parlamak” anlamıyla ilişkilendirilmesi boşuna değildir; burası gerçekten de ışığın, kayaların ve denizin ülkesidir.</p>
<p>Bu yazı Lykia Yolu’nu yürüyenlere değil, bölgeyi araçla ve kısa yürüyüşlerle gezmek isteyenlere yönelik. Herkes uzun bir yürüyüş rotasına çıkamayabilir; ama herkes Lykia’yı anlayarak gezebilir.</p>
<p><strong>LYKIA’YI ANLAMAYA BAŞLAMAK</strong></p>
<p>Lykia yolculuğuna Fethiye’den başlamak en pratik seçeneklerden biridir. Antik Telmessos’un devamı olan Fethiye, kaya mezarlarıyla daha ilk anda Lykia karakterini gösterir. Kentin yamacına oyulmuş mezarlar, Lykialıların ölüm ve anıtsallık anlayışını anlamak için iyi bir başlangıçtır.</p>
<p>Lykia kaya mezarlarının cepheleri çoğu zaman ahşap ev mimarisini taklit eder. Yani Lykialılar ölüleri için kayaya evler oymuş gibidir. Bu mezarlar yalnızca defin yeri değil; ailenin, statünün ve hafızanın görünür kılındığı anıtlardır.</p>
<p>Fethiye’den sonra Tlos’a yönelmek gerekir. Tlos, Lykia’nın en eski ve önemli kentlerinden biridir. Akropolü, kaya mezarları, tiyatrosu ve stadionuyla geniş bir zaman aralığını gösterir. Burada Lykia’nın dağlık iç bölgelerle olan bağını hissedersiniz.</p>
<p>Ardından Xanthos ve Letoon birlikte düşünülmeli. Xanthos, Lykia’nın direniş hafızasıdır. Perslere karşı yenildiklerinde esir düşmek yerine toplu ölümü seçtikleri anlatılır. Yüzyıllar sonra Brutus döneminde benzer bir trajedi yeniden yaşanır. Bu yüzden Xanthos, Lykialıların özgürlük tutkusunu anlamak için en güçlü duraklardan biridir.</p>
<p>Letoon ise Lykia kentlerinin ortak kutsal alanıdır. Leto, Artemis ve Apollon’a adanmış tapınaklar burada yan yana yer alır. Bu alan, kentleri dini ve kültürel düzeyde birbirine bağlayan merkezdi. Xanthos siyasi hafızayı, Letoon ortak kutsalı temsil eder.</p>
<p><strong>PATARA: MECLİS VE KUM TEPELERİ</strong></p>
<p>İkinci günün merkezinde Patara olmalı. Patara, Lykia’yı anlamak için vazgeçilmez bir duraktır. Burada liman kentini, kutsal alanları ve Lykia Birliği’nin meclis binasını aynı gün içinde görebilirsiniz.</p>
<p>Patara’daki meclis binası, antik dünyanın en etkileyici siyasi yapılarından biridir. Lykia Birliği’nde kentler büyüklüklerine göre temsil edilirdi; bazı kentlerin bir, bazılarının iki, en büyüklerin ise üç oy hakkı vardı. Bu sistem, antik dünyada temsil fikrinin gelişmiş örneklerinden biri olarak kabul edilir.</p>
<p>Burada durup bir an düşünmek gerekir: Akdeniz kıyısındaki bu kentler, önce büyük imparatorlukların baskısı altında var olma mücadelesi vermiş, sonra kendi aralarında bir düzen kurmuş, ortak karar alma kültürü geliştirmiş ve kimliklerini birlikte korumaya çalışmışlardı.</p>
<p>Patara önemli bir limandı. Lykia’nın denizle ilişkisi burada çok net görülür. Bugün kıyı çizgisi değişmiş olsa da, antik dönemde burası Akdeniz ticaretinin canlı noktalarından biriydi. Günün sonunda Patara kumsalında yürümek, Lykia gezisinin en güzel ödüllerinden biridir.</p>
<p><strong>KAŞ, MYRA VE ANDRIAKE</strong></p>
<p>Patara’dan sonra rota Kaş’a, antik Antiphellos’a bağlanabilir. Kaş bugün küçük bir tatil kasabası gibi görünür; arkasında Lykia’nın denizle kurduğu güçlü ilişki vardır. Liman, yamaçlar, lahitler ve çevredeki antik kentler Kaş’ı bu rota içinde doğal bir durak yapar.</p>
<p>Kaş’tan Demre’ye ilerlediğinizde Myra’ya ulaşırsınız. Myra’nın kaya mezarları Lykia mezar mimarisinin en etkileyici örneklerindendir. Kayaya oyulmuş cepheler, sanki ahşap evlerin taşta yeniden kurulmuş hali gibidir. Lykialılar mezarlarını kayalara yerleştirirken onları görünür kılmış, ölülerini kentin hafızasına dahil etmiştir.</p>
<p>Myra tiyatrosu da oldukça etkileyicidir. Demre’de ayrıca Aziz Nikolaos Kilisesi bulunur. Bu durak, Lykia’nın antik dönemden Hıristiyanlık tarihine uzanan katmanlarını gösterir.</p>
<p>Myra’dan sonra Andriake Limanı da görülmeli. Burası Myra’nın denize açılan kapısıydı. Bugün burada antik liman dokusunu, depoları ve Lykia Uygarlıkları Müzesi’ni görmek mümkün. Özellikle müze, bölgeyi gezerken karşılaştığınız kentleri, yazıtları, sikkeleri ve mezar kültürünü toparlayıcı bir durak olur. Van yazısında Van Müzesi, Lidya yazısında Uşak Müzesi ne kadar önemliyse, bu rotada da Andriake’deki Lykia Uygarlıkları Müzesi o kadar değerlidir.</p>
<p><strong>ÜÇ LİMANLI AKDENİZ KENTİ</strong></p>
<p>Üçüncü gün rotayı doğuya, Phaselis’e çevirmek gerekir. Tekirova yakınlarındaki Phaselis, Lykia gezisinin en güzel kapanışlarından biridir. Üç yanı denizle çevrili, orman içinde, olağanüstü bir coğrafyada yer alır. Antik kentle denizin bu kadar iç içe geçtiği yer azdır.</p>
<p>Phaselis’te gezerken ana caddeyi takip etmek gerekir. Kentin Kuzey, Merkezi ve Güney limanları vardı; Güney Limanı büyük gemiler için, Merkezi Liman ise kentin içindeki korunaklı liman gibi işlev görüyordu. Bu limanlar kereste, gül yağı ve zambak yağı gibi ürünlerin ticaretinde rol oynamıştır. </p>
<p>Girişte sukemerleri dikkat çeker. Tahtalı Dağı eteklerinden gelen suyu kente taşımak için inşa edilmiş bu sistem, hamamlara, çeşmelere ve kamu yapılarına su sağlıyordu. Ana cadde, limanları birbirine bağlayan taş döşeli bir omurga gibidir. Hamamlar, agoralar, tiyatro ve Hadrianus Kapısı bu güzergâh üzerinde karşınıza çıkar. </p>
<p>Phaselis’in bir başka ilginç yönü de entelektüel hayatıdır. Phaselisli Theodektes, antik dünyanın önemli hatip ve tragedya yazarlarından biri olarak bilinir. İsokrates çevresinde eğitim almış, Aristoteles’in atıf yaptığı entelektüeller arasında anılmıştır. Bir liman kentinin yalnız mal alışverişiyle değil, düşünce dolaşımıyla da beslendiğini hatırlatır. </p>
<p>Phaselis’i gezerken acele etmemek gerekir. Bir antik kentten çıkıp birkaç adım sonra denize girebilmek, buranın en özel tarafıdır. Tarih, orman ve deniz burada birbirine çok yakındır.</p>
<p><strong>BÖLGEYİ ÖZEL YAPAN NE?</strong></p>
<p>Lykia’yı anlamak için üç anahtar kelime yeterli olabilir: özgürlük, birlik ve mezar.</p>
<p>Özgürlük, çünkü Lykialılar yabancı egemenliklere karşı dirençleriyle tanındı. Xanthos’un Perslere ve daha sonra Brutus’a karşı yaşadığı trajediler bu hafızanın en dramatik anlatımlarıdır.</p>
<p>Birlik, çünkü Lykia kentleri çok daha sonra kendi aralarında siyasi bir yapı kurmayı başardı. Lykia Birliği, bu coğrafyanın ortak kimliğini ve kentler arası dayanışmasını temsil eder.</p>
<p>Mezar, çünkü Lykialılar ölülerini kayalara, lahitlere, anıtsal yapılara yerleştirdi. Bu mezarlar bugün bile Lykia coğrafyasını tanımlayan en güçlü görsel kimliktir.</p>
<p><strong>NEDEN ŞİMDİ GİTMELİ?</strong></p>
<p>Lykia rotası, Anadolu uygarlıklarını kronolojik ve kültürel bir bütün olarak okumak isteyenler için çok güçlü bir durak. Lykialılar Akdeniz kıyılarında özgür kentler, ortak meclis ve kendine özgü mezar mimarisiyle bambaşka bir Anadolu kimliği yarattı.</p>
<p>Bu rota bize şunu hatırlatır: Anadolu tarihi tek bir merkezden, tek bir halktan, tek bir anlatıdan oluşmaz. Her bölge kendi coğrafyasına göre çözüm üretmiştir. Lykia’da dağ, deniz ve kent bir araya gelir; ortaya özgürlüğüne düşkün, denizle barışık, kendine özgü bir kültür çıkar.</p>
<p>Lykia’yı gezerken denize bakarsınız ama aslında dağları, vadileri, limanları ve kent meclislerini birlikte okursunuz. Lykia’ya gitmek, ışığın ülkesinde Anadolu’nun Akdeniz’e bakan yüzünü anlamaktır.</p>
<p><strong>BU ROTADA…</strong></p>
<ul>
<li>Fethiye / Telmessos kaya mezarları<br />• Tlos<br />• Xanthos<br />• Letoon<br />• Patara ve Lykia Birliği Meclisi<br />• Kaş / Antiphellos<br />• Myra kaya mezarları<br />• Andriake ve Lykia Uygarlıkları Müzesi<br />• Phaselis<br />• Olympos veya Çıralı</li>
</ul>
<p><strong>PRATİK BİLGİ</strong></p>
<p><strong><em>Nasıl gidilir?</em></strong><br />Batı Lykia için Dalaman Havalimanı, doğu Lykia için Antalya Havalimanı en pratik seçeneklerdir. Rota araçla çok daha verimli gezilir.</p>
<p><strong><em>Rota</em></strong></p>
<ol>
<li>gün: Fethiye – Tlos – Xanthos – Letoon – Patara</li>
<li>gün: Patara – Kaş – Myra – Andriake – Demre</li>
<li>gün: Arykanda veya Limyra – Phaselis – Antalya</li>
</ol>
<p><strong>Ne zaman gitmeli?<br /></strong>İlkbahar ve sonbahar en keyifli dönemlerdir. Yaz aylarında sıcaklık ve kalabalık yorucu olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/fethiyeden-phaselise-isik-ulkesinin-izinde-80507</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/5/0/7/1280x720/fethiyeden-phaselise-isik-ulkesinin-izinde-1780642750.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dağların denize indiği bu coğrafyada tarih yalnızca kazılarda değil; kayalara oyulmuş mezarlarda, limanlarda ve hâlâ ayakta duran meclis yapılarında yaşamayı sürdürüyor. Lykia rotası, Akdeniz’in kıyısında kurulmuş özgür kentlerin hafızasını bugünün yolculuğuna dönüştürüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/gelecegin-ferrarisi-luce-80506</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GELECEĞİN FERRARI’Sİ: Luce</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her şeyden önce Ferrari Luce’nin, Maranello’nun 79 yıllık mirasını sürdüren mevcut süper otomobil portföyünün elektrikli bir varyasyonu olmadığını belirtelim. Cesur, radikal ve tartışmalı bir şekilde geleceğin Ferrari’sini tanımlayan bağımsız bir mühendislik ve tasarım ilerlemesi...</p>
<p>Roma’daki Vela di Calatrava’da, markanın 1947’deki ilk zaferinin sembolik yıldönümünde tanıtılan bu ilk elektrikli Ferrari, <em>“Gelenek, küllerin tapınması değildir; gelenek, ateşin korunmasıdır” </em>felsefesinin sanki somutlaşmış hali. Tıpkı döneminin köşeli formuyla geçmişin romantik çizgilerinden kopan F40 gibi; Luce de, bugün, korkmadan statükoya meydan okuyor. İçten yanmalı motorun ikonik sesini <em>“alıp götürmüyoruz”</em>; bunun yerine, <em>“dört elektrikli motorun her birine entegre edilmiş hassas ivmeölçerlerle yakalanan dinamik doku ve titreşimleri, bir elektro gitar gibi işleyerek doğrudan, içgüdüsel ve fiziksel bir bağ kurmanın otantik yolunu buluyoruz”</em> diyorlar. Bu seçenek, bazı açılardan tartışmasız ve yadsımadan daha iyi; diğer açılardan ise bilinçli bir tercihler bütünü.</p>
<p>Bu araç, Monte Carlo gece hayatında yaşayan, Savile Row terzilerini tercih eden, Richard Mille takan ve kripto pazarlarında servetlerini katlayan yeni nesil ultra-lüks tüketicisini hedefliyor. Ferrari, Luce için %80 yepyeni müşteri hedefi koyarak, gürültü ve dramdan ziyade sessiz performans, tutarlılık ve teknoloji ekosistemine güven duyan kitleye hitap ediyor. Diğer markaların geçmişi simüle eden sahte V8 sesleri yaklaşımının tam zıttı olarak, boş bir sayfadan başlayıp pürüzsüz, dokunmatik ve gerçek malzemelerle geleceğe oynayan bu strateji, 550.000 Euro’luk bir “vegan burger” denemesi değil… Dünyanın en iyi steakhouse’unun mutfağından çıkan, ustalığını koruyarak yeni nesil damak zevklerine sunduğu farklı bir menü seçeneği.</p>
<p><strong>Sir Jony Ive</strong> ve <strong>Marc Newson</strong>’ın LoveFrom stüdyosu ile <strong>Flavio Manzoni</strong>’nin ekibi arasındaki üçlü iş birliği, kasıtlı bir ‘dış bakış’ daveti olmuş. Luce, ortografik güzellik tuzağına düşmeyen, geleceğin gerçeklerinde yaşayacak, oranlarıyla Ferrari duruşunu yakalayan bir monovolume forma sahip. Cam gövdenin saf kabuk yapısı, üzerinde süzülen aerodinamik kanatlarla kesintisiz bir akış sağlarken, kapandığında geri çekilen şeffaf aydınlatma panelleri formun saflığını koruyor. Seri üretim bir Ferrari’de ilk kez kullanılan 23 inç ön ve 24 inç arka jantlar, bu radikal silüeti yola aktaran kritik detaylar…</p>
<p>Kabin içinde tek dev tablet konsol dünyasına açık bir reddiye de var; haptik geri bildirimli mekanik düğmeler, Samsung Display ile geliştirilmiş dijital ekranlar, geri dönüştürülmüş anotlanmış aluminyum ve Gorilla Glass’ın buluştuğu rasyonel bir kokpit bulunuyor. 21 hoparlörlü, 24 kanallı ve 3000 W amplifikasyonlu ses sistemi, Ferrari Audio Signature ile sürüş deneyiminin işitsel omurgasını oluşturmak üzere tasarlanmış. Teknik altyapı ise bu vizyonu destekleyen bir mühendislik harikası… Dört tekerlekten çekişli, 800V mimarili, 122 kWh bataryalı ve 1050 beygir gücündeki platform, 2.260 kg ağırlığa rağmen 0-100 km/h hızlanmasını 2.5 saniyede, 0-200 km/h’yi ise 6.8 saniyede tamamlıyor; maksimum hız 310 km/h’nin üzerine çıkıyor.</p>
<p><strong>YALIN VE DERİNLİKLİ</strong></p>
<p>Her tekerlekte bağımsız çekiş, rejenerasyon, direksiyon ve suspansiyon aktüatörleri; F80’den türetilen aktif suspansiyon ve tarihteki ilk elastik monte edilmiş alt şasi ile birleşerek, elektrikli araçların tipik ani tork hissiyatını patentli bir sistemle progresif bir sürüş deneyimine dönüştürüyor. Sağ kulakçık torku artırırken sol kulakçık rejenerasyonu yöneterek, sürücüye benzeri olmayan bir dinamik kontrol katmanı sunuyor.</p>
<p>e-Manettino ve beş konumlu klasik Manettino’nun entegrasyonu, Side Slip Control X ve saniyede 200 kez güncellenen VCU araç kontrol ünitesiyle birlikte çalışarak, elektrikli mimarinin getirdiği alçak ağırlık merkezi ve atalet avantajlarını doğal bir çeviklikle birleştiriyor. Aktif aerodinamik panjurlar ve hızla 10 mm alçalan ön aks, Maranello tarihinin en düşük sürtünme katsayısını elde ederken, 530 km’nin üzerindeki menzil ve 350 kW hızlı şarj kapasitesi günlük kullanılabilirliği garanti altına alıyor. Batarya paketi, aracın yapısal bir parçası olarak tasarlanarak bükülme rijitliğini %25, burulma rijitliğini ise %35 artırmış; bu da sınıfının en hafif gövde-batarya kombinasyonlarından birini ortaya çıkarmış. Yarı sanal çift salıncaklı ön suspansiyon, bağımsız arka teker açılandırma ve optimize edilmiş CCM frenler, sürüş heyecanını konforla uzlaştıracak.</p>
<p>Eleştirilere rağmen CEO <strong>Benedetto Vigna</strong>’nın <em>“Başkalarının söylediklerini değil, kendi söylediklerimi yapmaya alışkınım”</em> sözleriyle netleşen bu vizyon, siparişlerin açıldığı ilk günden itibaren özellikle yeni müşteri profilinden gelen yoğun talep tarafından doğrulandı.</p>
<p>Luce, Çinli markalarla kıyaslanamayacak kadar farklı; 60’tan fazla patenti, %70 karbondioksid azaltımı sağlayan geri dönüştürülmüş aluminyum kullanımı ve ‘Ferrari Forever’ kapsamında batarya dahil tüm bileşenlere verilen uzun vadeli destek taahhüdüyle sürdürülebilir bir değer sistemi de sunuyor.</p>
<p>Güç elektroniklerindeki kompakt invertörler ve DC/DC rezonans dönüştürücüler, %98’in üzerinde verimlilik sağlayarak enerji yönetimini mükemmelleştirirken, uzaktan kumandalı ön koşullandırma ve akıllı şarj yönetimi, batarya ömrünü ve kullanıcı deneyimini optimize ediyor.</p>
<p>Bu proje, ‘basitleştirme, rasyonalizasyon ve tutarlılık’ değerlerine sadık kalarak, belki de bugüne kadar yapılmış en yalın ve en derinlikli Ferrari’yi ortaya çıkardı. Asıl mesele, bu aracın bugünün tutkunlarını memnun etmek değil, yarının müşterileri için kapı aralamaktı. Ateş, yeni bir formda da olsa, yanmaya devam ediyor; çünkü Luce, bildiğimiz Ferrari değil, geleceğin Ferrari’si!..</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/gelecegin-ferrarisi-luce-80506</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/5/0/6/1280x720/gelecegin-ferrarisi-luce-1780642552.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçmişe hayranlık tuzağına düşmeden, Maranello’nun tarihini reddetmek yerine onu geleceğe taşıyan en radikal hamle… Ferrari Luce’yi mühendislik omurgası, ses felsefesi, tasarım stratejisi ve hedeflediği yeni nesil alıcı kitlesiyle mercek altına alalım. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sanat-gorunmeyeni-gorunur-kiliyor-80505</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanat, görünmeyeni görünür kılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Serginin isminden yola çıkarak; neden hafızayı durağan bir arşiv değil de içinde dolaşılabilen bir ‘coğrafya’ olarak tanımlamayı seçtiniz?</strong></p>
<p>Hafızayı yalnızca geçmişin depolandığı sabit bir alan olarak düşünmek eksik kalıyor. Hafıza canlı, katmanlı ve hareket halinde bir yapı. Zamanla dönüşüyor, yeniden yazılıyor, bazen siliniyor, bazen beklenmedik biçimlerde geri dönüyor. Bu nedenle onu bir arşivden çok, içinde yön bulduğumuz, kaybolduğumuz, yeniden keşfettiğimiz bir coğrafya olarak düşündük. Çünkü hafıza yalnızca zihinsel değil; mekânsal, duygusal ve bedensel bir deneyim aynı zamanda. Bu sergide izleyiciyi de tam olarak bu dolaşımın içine davet ediyoruz.</p>
<p><strong> </strong><strong>Hazırlık aşaması ne kadar sürdü?</strong></p>
<p>Bu serginin arkasında birkaç ay süren yoğun bir hazırlık, sanatçılarla kurduğumuz diyaloglar üzerinden gelişen çokça konuşma, düşünme ve ortak üretim süreci var. Bizim için mesele yalnızca aynı tema etrafında iş üreten sanatçıları bir araya getirmek değildi; hafıza meselesine farklı yönlerden yaklaşan, kendi görsel diliyle bu tartışmayı derinleştirebilen sesleri buluşturmak önemliydi. Kişisel hafıza, toplumsal bellek, kimlik, iz, mekân ve zaman gibi kavramlarla kurdukları ilişki belirleyici oldu. Her sanatçının pratiği kendi başına çok güçlü ama birlikte daha büyük bir diyaloğun parçası olabilmeleri asıl kriterdi.</p>
<p><strong>Loft Art’ın en dikkat çekici misyonlarından biri ‘fırsat eşitliği’ yaratmak. Bağımsız sanatçılar için bu tür tematik ve kurumsal destekli sergilerde yer almanın önemi nedir?</strong></p>
<p>Bağımsız sanatçılar çoğu zaman çok güçlü üretimler yapmalarına rağmen görünürlük, erişim ve sürdürülebilirlik konusunda ciddi eşitsizliklerle karşılaşıyor. Biz Loft Art’ta tam da burada pozisyon alıyoruz. Bu tür sergiler yalnızca sergileme alanı değil; sanatçılar için bağ kurma, düşünsel üretimlerini daha geniş bağlamlara taşıma ve koleksiyonerler, kurumlar, izleyicilerle temas etme alanı yaratıyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a2271fa0dc1d-1780642298.jpg" alt="" width="500" height="667" /></p>
<p><strong>Peki, hedefleriniz neler bu sergiyle birlikte? </strong></p>
<p>Bu sergiyle hedefimiz hafıza etrafında kalıcı bir düşünsel alan açmak. Bir yandan bağımsız sanatçılarla işbirliğimizi geliştirmek, yeni koleksiyonerlerle bağ kurmak ve Loft Art’ın sosyal etki modelini büyütmek istiyoruz. Diğer yandan izleyiciye yalnızca bakılan değil, içinde düşünülerek dolaşılan bir sergi deneyimi sunmayı hedefliyoruz.</p>
<p><strong>Loft Art’taki eser satışlarının TİKAV aracılığıyla kadın ve çocuk odaklı sosyal sorumluluk projelerine dönüşmesi, kurumu klasik bir galeriden ayıran çok kıymetli bir özellik. Bu modelin sanatın sürdürülebilirliğine katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Biz sanatı yalnızca ekonomik bir dolaşımın değil, toplumsal bir etki alanının da parçası olarak görüyoruz. Bu model sanat üretimiyle sosyal faydayı birbirine rakip değil, birbirini besleyen iki yapı olarak ele alıyor. Bir eserin yalnızca estetik ya da koleksiyon değeri üretmesi değil, aynı zamanda toplumsal dönüşüme katkı sağlaması çok güçlü bir önerme. Bu yaklaşım, sanatın sürdürülebilirliğini yalnızca piyasa üzerinden değil, etik ve toplumsal değer üretimi üzerinden de yeniden düşünmemizi sağlıyor.</p>
<p><strong>Sanatın iyileştirici gücünü projelerinize nasıl dahil ediyorsunuz diye sorsak?</strong></p>
<p>Öncelikle sergi kurgularımızda diyalog ve kolektiflik önemli. Sanatçılar arasında, izleyiciyle eser arasında ve hatta izleyicinin kendi geçmişiyle kurduğu ilişkiyi de bu alanın parçası olarak düşünüyoruz. Çünkü bazen iyileşme cevap bulmak değil, doğru soruyla karşılaşmaktır. Sanat tam da bunu yapabiliyor; görünmeyeni görünür kılabiliyor, bastırılanı çağırabiliyor, ortak kırılganlıklarda temas yaratabiliyor.</p>
<p><strong>Bir izleyici ‘Hafızanın Coğrafyası’ndan ayrıldığında, kendi içsel dünyasına veya geçmişine dair hangi sorularla baş başa kalsın istersiniz?</strong></p>
<p>Şu sorularla ayrılmasını isteriz: Benim hafızam bana ait sandığım kadar bana mı ait, yoksa yaşadığım mekânlar, aile hikâyeleri, toplumsal olaylar tarafından mı biçimleniyor? Unuttuğumu sandığım şeyler gerçekten kayboldu mu, yoksa başka biçimlerde yaşamaya devam mı ediyor? Ve belki en önemlisi: Geçmiş, geride kalan bir şey mi, yoksa bugünümüzü hâlâ kuran aktif bir güç mü?</p>
<p><u> </u></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sanat-gorunmeyeni-gorunur-kiliyor-80505</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/5/0/5/1280x720/sanat-gorunmeyeni-gorunur-kiliyor-1780642336.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belleği, durağan bir arşiv yerine içinde dolaşılan, kaybolunan ve yeniden keşfedilen bir mekân olarak ele alan bir sergi: Hafızanın Coğrafyası. 13 sanatçının ortak diyaloğundan doğan bu özel seçkiyi, Loft Art Sanat Direktörü Ayşe Jaber anlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/iyi-kahvenin-tanimi-degisiyor-80502</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İyi kahvenin tanımı değişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kahve artık yalnızca güne başlamak için içilen bir içecek değil; ritüelleri, mekânları ve deneyimiyle başlı başına bir yaşam kültürü. Türkiye’de değişen damak tadı, üçüncü dalga kahve akımı ve evde kahve hazırlama alışkanlıklarının yükselişiyle birlikte sektör de hızlı bir dönüşüm geçiriyor. Tchibo Türkiye Pazarlama Direktörü İlknur Aksoy Şen ile kahvenin değişen dilinden müşteri deneyimine, keşif duygusundan yeni nesil tüketici beklentilerine uzanan bir sohbet gerçekleştirdik. Şen, markanın gelecek vizyonuna dair de dikkat çekici ipuçları verdi.</p>
<p><strong>Türkiye’de kahve kültürü son yıllarda oldukça çeşitlendi. Siz bu dönüşümü nasıl okuyorsunuz?</strong></p>
<p>Uzun yıllar Türkiye kahve pazarında çözünebilir kahveler ağırlıklıydı. Türk kahvesi her zaman yaklaşık yüzde 30’luk payını korudu ama ikisi bir arada, üçü bir arada gibi kategorilerin payı daha büyüktü. Fakat bugün özellikle artan kahve zincirlerinin de etkisiyle Türkiye’nin damak tadı gerçek kahvenin ne olduğunu anlamaya başladı. Nitelikli kahve kategorilerine hızlı bir geçiş var. Filtre kahve, çekirdek kahve ve kapsül kahvede çift haneli büyümeler görüyoruz; çekirdek kahvede ise üç haneli artışlar söz konusu. Bu geçiş bizim için çok heyecan verici.</p>
<p>Diğer taraftan evlerde kahve makinesi kullanımı da hızla artıyor. Bence bu yolculuğun sonu çekirdek kahveye doğru gidecek. Türkiye artık nitelikli kahveyi tanıyor, biliyor, tercih ediyor ve istiyor diyebilirim.</p>
<p><strong>İyi kahvenin tanımı da değişiyor aslında; değil mi?</strong></p>
<p>Kesinlikle değişiyor. Türk kahvesi güçlü yerini koruyor ve bu çok değerli. Bizim de bir Türk kahvemiz var. Global bir marka olarak erişilebilir fiyatlı Türk kahvesi sunan tek markayız diyebilirim. Pazarda güçlü oyunculardan biriyiz. Ama artık tüketici yalnızca kahve içmek değil, iyi kahve deneyimi yaşamak istiyor.</p>
<p><strong>Peki, Türkiye’de üçüncü dalga kahve akımı ile büyük kahve zincirleri sizce nerede ayrışıyor, nerede kesişiyor?</strong></p>
<p>Açıkçası ikisinin de güçlü tarafları var. Büyük kahve zincirlerinin ölçek ekonomisi sayesinde kalite standardı, ürün sürekliliği ve operasyonel avantajları bulunuyor. Hizmet sektöründe olduğumuz için güçlü insan kaynağı da çok önemli. Bir mağazada eksik iş gücü olduğunda başka mağazadan destek verebilmek ya da satın alma gücü yaratabilmek önemli avantajlar sağlıyor. Ama bence en önemli konu güven. Tüketici aldığı ürünün tarihi, tadı, kalitesi ve saklanma koşullarından emin olmak istiyor. Büyük ölçekli yapıların burada güçlü bir tarafı var; müşteri bize güveniyor bu anlamda.</p>
<p>Küçük ölçekli kafelere baktığımızda ise oralarda da sohbet var, esneklik var, özgün bir doku var. Hepimiz bazen mahallemizdeki küçük kafeye gidip o kahve anını paylaşmak istiyoruz. Açıkçası biz bundan da çok memnunuz. Yeter ki Türkiye’de nitelikli kahve kültürü büyüsün, kahve konuşulsun.</p>
<p><strong><em>Deneyim </em></strong><strong><em>DNA’mızda…</em></strong></p>
<p><strong>Pazarlamada artık mesele yalnızca ürün satmak değil. “Deneyim” sihirli kelime. Siz bunu Tchibo’da nasıl tanımlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Biz bu noktada kendimizi diğer zincir mağazalardan biraz ayrıştırıyoruz. Çünkü kahvenin her alanında varız. Paketli kahveden kahve makinelerine, french press’ten mug’lara kadar tüketicinin tüm kahve yolculuğuna eşlik ediyoruz. İnsanlar bizim kafelerimizde kahveyi deneyimleyip daha sonra o kahveyi alıp evinde yapabiliyor.</p>
<p>Aslında uçtan uca bir deneyim sunuyoruz. Kahveyi yalnızca dışarıda değil, evde de en iyi şekilde deneyimlemeniz için varız diyebiliriz. Bu yüzden deneyim Tchibo’nun DNA’sında çok güçlü bir yere sahip.</p>
<p>Diğer taraftan çok farklı satış kanallarımız da var. Zincir marketlerde yer alıyoruz, e-ticaret tarafında güçlüyüz, kendi web sitemiz var. Cafe Service tarafında ise bir akaryakıt markasının bini aşkın noktasında tüketiciyle buluşuyoruz. Bu da markayı hayatın farklı anlarına taşıyor.</p>
<p><strong>Tchibo’nun aslında çok katmanlı bir dünyası var. Siz bu yapıyı anlatırken en çok neyi vurguluyorsunuz?</strong></p>
<p>Keşif duygusunu. Markamızın DNA’sında bu var. Ben gençliğimde Tchibo’ya girdiğimde kendimi yurt dışına çıkmış gibi hissediyordum çünkü sürekli yeni bir şey keşfediyordunuz. Bu eşsiz bir model gerçekten. Bugün de aynı hissi yaşatmaya çalışıyoruz. Gıda dışı kategoriler de bu yüzden bizim için hâlâ çok önemli. Çünkü bu tarafta bizi özgün bulan, farklı ürünler getirdiğimizi düşünen güçlü bir kitle var.</p>
<p><strong>Peki, sadakat programları ve mobil uygulamalar müşteri deneyimini nasıl dönüştürüyor? Siz neler yapıyorsunuz bu alanda?</strong></p>
<p>Bu alan her geçen gün daha önemli hale geliyor. Artık herkes markaların kendisini tanımasını istiyor. Daha önce hangi ürünü aldığını bilen, ona uygun öneriler sunan, hayatını kolaylaştıran markalar tüketicide daha güçlü bir karşılık buluyor.</p>
<p>“Daha önce aldığınız ürün indirime girdi” ya da “kullandığınız ürünün yeni serisi çıktı” gibi kişiselleştirilmiş deneyimler müşteriler tarafından çok seviliyor. Bu yüzden sadakat programları ve aplikasyonlar bizim için önemli bir yatırım alanı. Şu an geliştirme aşamasındayız ama önümüzdeki birkaç yıl en çok odaklanacağımız alanlardan biri olacak.</p>
<p><strong>Ürün geliştirmede yerel tatlar ve alışkanlıklar ne kadar etkili?</strong></p>
<p>Oldukça etkili. Türk kahvesi tamamen Türkiye’ye ait bir ürün ve bu alanda çok kapsamlı araştırmalar yaptık. Kör tadım testlerinde her 10 kişiden 9’u Tchibo’yu tercih ediyor. Türkiye’nin damak tadına uygun bir Türk kahvesine sahip olduğumuzu gururla söyleyebiliriz.</p>
<p>Yakın zamanda proteinli kahve lansmanı yaptık. Bu ürün ilk kez Türkiye’de lanse edildi ve yurt dışında da ilham yarattı. Kahve artık biraz daha fonksiyonel bir içeceğe dönüşüyor. “Proteinli kahve tüketiciye hitap eder” diye düşündük ve gerçekten de çok güçlü geri dönüşler aldık.</p>
<p><strong>Son dönemde sosyal sorumluluk projelerinde de aktifsiniz…</strong></p>
<p>21 yıldır Türkiye’deyiz ve burada iz bırakacak projeler üretmek istiyoruz. Bunlardan biri, TEGV ve Migros iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz eğitim projesi. Bu proje kapsamında önümüzdeki bir yıl boyunca 3 bin çocuğun nitelikli eğitimle buluşmasına destek olacağız.</p>
<p>BlindLook iş birliğiyle gerçekleştirdiğimiz dönüşüm de bizim için çok önemliydi. Ürün ve hizmetlerimizi ses odaklı teknolojilerle erişilebilir hale getirdik ve EyeBrand sertifikası aldık. Böylece mağazalarımız görme engelli bireyler için çok daha erişilebilir alanlara dönüştü.</p>
<p><strong>Yeni yatırım planlarınız var mı?</strong></p>
<p>Türkiye’de franchise modelini denemek istiyoruz. Bu sistemi deneyen ilk Tchibo ülkesi Türkiye olacak. Bu yıl üç pilot çalışma planlıyoruz. Hedeflediğimiz sonuçları alırsak devam etmek istiyoruz.</p>
<p><strong><em>Caffe Crema </em></strong><strong><em>tutkunuyum</em></strong></p>
<p><strong>Biraz da sizi konuşmak isterim. Kariyer yolculuğunuz iç denetimden pazarlamaya uzanan bir dönüşüm içeriyor. Bu geçiş nasıl oldu?</strong></p>
<p>Ben ekonomi mezunuyum ve iç denetim bana çok şey kattı. Bir şirketin insan kaynaklarından lojistiğe kadar tüm yapısını görme fırsatı yakaladım. Ama zamanla trendleri, müşteri davranışlarını ve markaların hikâye tarafını daha heyecan verici bulmaya başladım.</p>
<p>Tchibo’nun çok kanallı yapısı ve farklı ürün dünyası beni etkiledi. Aynı zamanda markanın değerleriyle kendim arasında güçlü bir bağ kurdum. Bir çalışan ile kurum kültürünün uyumlu olmasının ne kadar önemli olduğunu burada bir kez daha gördüm.</p>
<p><strong>Sizin favori kahveniz hangisi peki?</strong></p>
<p>Ben tam bir Caffe Crema tutkunuyum. Türkiye’de çok bilinmiyor. Americano’ya benziyor ama daha uzun demleme sayesinde üzerinde kremamsı bir köpük oluşuyor. Daha aromatik bir tadı var ve benim için bir numara. Günde 4 fincan kadar kahve içiyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/iyi-kahvenin-tanimi-degisiyor-80502</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/5/0/2/1280x720/iyi-kahvenin-tanimi-degisiyor-1780642074.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Türkiye artık nitelikli kahveyi anlıyor” diyen Tchibo Türkiye Pazarlama Direktörü İlknur Aksoy Şen, ülkemizde kahve kültürünün geçirdiği dönüşümü ve değişen tüketici alışkanlıklarını anlattı. Şen’e göre bugün mesele yalnızca iyi kahve sunmak değil; keşif, deneyim ve kişiselleştirilmiş bir dünya yaratabilmek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
