<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/porsche-ruhunun-elektrikli-sinavi-cayenne-electric-87244</guid>
            <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> PORSCHE RUHUNUN ELEKTRİKLİ SINAVI  Cayenne Electric</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Porsche Central and Eastern Europe PCEE ekibi, uluslararası medya mensuplarına yeni Cayenne Electric’in kapılarını Türkiye, Kapadokya’da açtı. Yer seçimi son derece yerindeydi; Unesco Dünya Mirası listesindeki bu eşsiz volkanik ve tarihi alan, sadece doğal ve antik güzelliğiyle değil, aynı zamanda zorlu coğrafyasıyla da Cayenne’in iddiasını sınamak için biçilmiş kaftandı.</p>
<p>Efsanelerde ‘tanrıların oyun alanı’ olarak anılan bu coğrafyanın, sabahın ilk ışıklarında sıcak hava balonundan izlendiğinde ortaya çıkan mistik havası, yeni Cayenne Electric’in de göstermek istediği çok yönlülükle adeta bir zıtlıklar uyumu oluşturuyordu. Kayaların oyularak yapıldığı beş yıldızlı mağara otelleri, taşı lüks bir süite dönüştürürken bu yaklaşım, Porsche’nin yeni Cayenne için planladıklarının da tam kalbine dokunuyor. Macera ile elektrikli lüksün tam kombinasyonu…</p>
<p>Sürüş, Ürgüp’ten yer altı şehirlerine doğru açık ve düz yollarda başlıyor; bu ilk etapta asfaltın sunduğu konfor, Cayenne Electric’in günlük kullanımdaki hızını, nezaketini ve kontrolünü sergilemek için ideal bir fon oluşturuyordu. Üç farklı versiyon, Cayenne Electric, Cayenne S Electric ve zirvedeki Turbo Electric, bu parkurda sırayla test edildi. Hepsi net kapasitesi 107,9 kWh olan aynı 113 kWh’lik bataryayı, 800V mimariyi ve 400 kW’a kadar çıkabilen şarj hızını paylaşsa da, karakterleri kısa sürede birbirinden ayrışıyordu. Temel Cayenne Electric, 408 beygir kalıcı gücü ve Launch Control ile 442 beygire yükselen anlık çıkışıyla, 4,8 saniyede 100 km/h hıza ulaşırken 230 km/h’lik maksimum hızıyla sınıfının en dengeli ve konfor odaklı üyesi olarak öne çıkıyor. S Electric ise bu denklemi kökünden değiştiriyor; 544 beygirlik sürekli güç, Overboost ile 666 HP’ye fırlıyor, 1080 Nm tork eşliğinde 3,8 saniyelik 0-100 km/h performansı ve 250 km/h son hızıyla, asfaltta adeta bir spor otomobil kimliğine bürünüyordu. Zirvede ise Turbo Electric var: 857 beygir kalıcı, 1156 beygir tepe gücü ve 1500 Nm torkla, 2,5 saniyede 100 km/h hıza ulaşarak 260 km/h’de elektronik sınırı zorluyor. Bu rakamlar, Cayenne’in sadece bir SUV olmadığını, süper otomobil liginin en hızlı isimleriyle boy ölçüşebileceğini kanıtlıyordu.</p>
<p>Ancak tüm bu ham güç verileri, Kapadokya’nın zorlu coğrafyasında anlam kazanıyordu. Uçhisar’dan Göreme’ye doğru ilerleyen parkur, asfaltın yerini toprak yollara ve kayalık geçitlere bıraktı. İşte bu noktada Porsche mühendislerinin Formula E yarışlarından devraldığı arka aks elektrik motorunun stator sargılarına enjekte edilen ince sentetik yağlı soğutma teknolojisi ve tüm versiyonlarda standart olan arka aks yönlendirmesi ile havalı süspansiyon, devasa boyutlarına rağmen Cayenne’i şaşırtıcı derecede çevik kılıyordu. Arazideki çukurları ve engebesi yumuşatırken, virajlarda yatmayı engelleyen ekstra Porsche Active Ride sistemi ise sürücüye arazi koşullarında bile güven veriyordu. Dahası, Turbo modelinde hıza ve sürüş durumuna göre otomatik açılan aktif Aeroblades, sadece hava sürtünmesini azaltmakla kalmıyor, yüksek hızlardaki dengeyi de artırarak bu iri SUV’un 260 km/h’de bile bir 911 kadar kararlı kalmasını sağlıyor. Enerji geri kazanım sistemi ise bu zorlu parkurda adeta hayat kurtarıcıydı. Formula E tekniğinden türetilen bu sistem, 600 kW’a kadar enerjiyi geri kazanarak dik inişlerde ve sert frenlemelerde bataryayı şarj ediyor, böylece menzil endişesini minimuma indiriyor. Nitekim temel modelin 577 km, S Electric’in 588 km ve Turbo’nun 565 km’lik menzilleri, bu tür karma kullanım senaryolarında fazlasıyla yeterli kalıyor. Üstelik 400 kW’lık hızlı şarj, mola sırasında bile bataryanın yüzde 10’dan yüzde 80’e sadece 16 dakikada dolmasını sağlıyor.</p>
<p><strong>OYUNUN KURALLARINI </strong><strong>YENİDEN YAZIYOR</strong></p>
<p>Günün başlangıcı ve en unutulmaz anı ise, şüphesiz, Kapadokya’nın simgesi haline gelmiş sıcak hava balonlarından birinin, tam da Cayenne Electric’in çektiği treylerin üzerine iniş yaptığı andı. Bu gösterişli ama bir o kadar da anlamlı sahnede, aracın 3,5 tona kadar çeki kapasitesi, en görsel ve dramatik biçimde sergilenmiş oldu. Aynı zamanda, bu an, Cayenne’in en zorlu doğa koşullarında bile üzerine düşeni fazlasıyla yapabileceğinin altını çiziyordu.</p>
<p>Türkiye, dünyanın en güzel ülkesi olmasının yanında, PCEE bölgesindeki 28 ülke arasında hem toplam satışlarda hem de elektrikli araç teslimatlarında bir numaralı pazar konumunda. 2025’te de Türkiye, BEV payı açısından dünya genelinde ilk üç arasındaydı. Dolayısıyla Cayenne Electric’in neler yapabileceği gösterilmek istendiğinde, bunu daha iyi anlatan başka bir yer olamazdı. Böylece, Cayenne Electric’in sadece teknik bir başarı olmadığı, aynı zamanda doğru pazarda doğru zamanda sunulan bir vizyon olduğu da teyit ediliyor.</p>
<p>Kabin içine baktığımızda ise ilk kez bir Porsche’de kullanılan kavisli ‘Flow Display’ OLED ekran, orta konsol boyunca uzanarak dijital asistan, klima, koltuk ayarları gibi fonksiyonları sezgisel erişime açık… Yolcu tarafındaki opsiyonel ayrı ekran ise seyahat halinde film izleme veya navigasyon müdahalesi imkanı tanıyor. Arka koltuklar artık elektrikli olarak ayarlanabilir ve 13 cm uzayan dingil mesafesi sayesinde mekansal ferahlık da içten yanmalılara göre açık ara daha iyi. Bu arada, Kapadokya manzarasında keyif için sıra dışı bir şekilde konulan kahve makinesi 781-1.588 litre arası değişen bagajdaki prize bağlı olarak, aracın günlük yaşamdaki pratikliğini vurgulayan küçük ama etkili bir detay.</p>
<p>Peki tüm bu mühendislik harikası, Porsche’nin ruhunu değiştirmiş miydi?.. Peri bacaları arasında gerçekleştirdiğimiz sürüş, Cayenne Electric’in sunduğu sürüş keyfi, konfor ve teknolojiyle, Batı dünyasının bugüne kadar ürettiği en iyi elektrikli SUV olmaya aday olduğunu açıkça gösteriyordu. Sekiz silindirin yerini alan e-motorlarının yarattığı duygusal boşluk ise, Porsche’nin özel olarak bestelediği yapay seslerle ve Turbo’daki V8 benzeri gürlemeyle kapatılmaya çalışılıyordu. Porsche tutkusunun tam karşılığı benzinli ve plug-in hibrit seçenekler, ihtiyatlı bir stratejiyle 2030’un ötesine kadar korunacak olsa da; Kapadokya’nın eşsiz fonunda test edilen ve tüm zorlu zeminlere göğüs geren bu yeni Cayenne Electric, üç farklı güç kademesinde de otomobil dünyasının en zorlu dönüşümlerinden birine imza atıyor… Hem geleneksel Porsche değerlerine sadık kalarak fizik kurallarını zorluyor, hem de elektrikli çağın getirdiği ağırlık, menzil ve duygu eksikliği gibi handikapları ustaca perdeliyor. Ve belki de en önemlisi, bu araç, Porsche’nin elektrikli geleceğe dair en ikna edici iddiası… Çünkü ister Soğanlı’ya doğru uzanan düz asfaltta, ister Çavuşin’in yanındaki engebeli arazi ve toprak yollarda, ister 442 beygirle ister 1156 beygirle kullanılsın, Cayenne Electric direksiyon başında geçen her kilometrede Porsche’nin hâlâ oyunun kurallarını yeniden yazabilecek güce sahip olduğunu hatırlatıyordu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/porsche-ruhunun-elektrikli-sinavi-cayenne-electric-87244</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/4/4/1280x720/porsche-ruhunun-elektrikli-sinavi-cayenne-electric-1789051510.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Porsche’nin mühendislik kanadı, sessiz sedasız, Taycan’dan farklı, Macan Electric’in sistemlerinin çok ötesinde ve oldukça da pahalı yeni bir altyapıyla Cayenne’i elektriklendirdi… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/popun-prima-ballerinasi-adela-87243</guid>
            <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Popun ‘prima ballerinası’ Adéla</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bratislava doğumlu 22 yaşındaki <strong>Adéla Jergová</strong>, günümüz pop ikliminin en şeffaf figürlerinden biri olabilir. Müzik endüstrisi, şöhretin tesadüfen başına geldiğini iddia eden, mahcup ve mütevazı yıldızlarla dolu. Adéla ise bu klişeyi elinin tersiyle itiyor. 3 yaşında başladığı bale eğitiminin disipliniyle, çocukluğundan beri bir pop yıldızı olmak için nasıl çalıştığını gizlemeye gerek duymuyor. Disney Channel izleyerek öğrendiği İngilizcesi ve komünist Çekoslovakya döneminde dedesinin gizlice ülkeye soktuğu <strong>Madonna</strong> posterleriyle büyüyen bir annenin kızı olması, onun hikayesini sadece kişisel bir hırstan çıkarıp, kuşaklar arası bir ‘Amerikan Rüyası’ anlatısına dönüştürüyor.</p>
<p>Onun yolu, dikkatlice kurgulanmış bir PR masalından ziyade, biraz dikenli bir patikadan geçiyor<strong>. Ariana Grande</strong>, <strong>Miley Cyrus</strong> veya <strong>Beyoncé</strong> gibi isimleri sadece dinlemekle kalmayıp, onların kültürde nasıl yer kapladığını adeta bir istihbarat ajanı edasıyla incelediğini söylüyor. ‘<em>KGB’</em> adlı şarkısında, Amerikan pop kültürünü casus gibi ezberleyen Doğu Avrupalı kız imajıyla kendi kendisiyle dalga geçebilecek kadar da zeki.</p>
<p><strong>SEVİLMEK ÜZERİNE KURULMUŞ BİR İŞ YAPMIYORUM</strong></p>
<p>Adéla’nın ana akımla ilk ciddi teması, 2023’te <strong>HYBE </strong>ve<strong> Geffen</strong>’ın ortak projesi ‘<em>The Debut: Dream Academy’</em> ile oldu. 120 binden fazla başvuru arasından sıyrılıp 20 kişilik dar kadroya girmesi ciddi bir adımdı. Ancak bugün <strong>KATSEYE</strong> grubuna dönüşecek bu projeden ilk elemede gönderildi. İşin rengi, Netflix’in Pop Star Academy: KATSEYE belgeselinde değişti. Kamera kurgusu onu sadece elenen bir yarışmacı değil, klasik bir televizyon kurnazlığıyla “kötü kız” olarak sundu. Birden videoları viralleşti, gönderilerinin altına binlerce yorum yapılan birine dönüştü.</p>
<p>Çoğu genç yetenek bu noktada kriz iletişimine başvurur veya sosyal medyada sessizliğe bürünürdü. Adéla ise internetin nefretini ve sevgisini ciddiye almamayı çoktan öğrenmişti. <em>“Sevilmek üzerine kurulmuş bir iş yapmıyorum” </em>diyerek durumu idare etti. Belgeselin ardından yas tutmak yerine Homewrecked’ı bağımsız olarak yayımladı. Saçlarını pembeye boyatması, manik bir dönemin dışa vurumuydu ama kısa sürede görsel imzasına dönüştü. İnsanlar sadece şarkılarını dinlemedi, pembe saçlı, Louboutin ayakkabılı ve sınırları zorlayan bu kızın küllerinden doğuşunu canlı yayında, bir dizi izler gibi takip etti.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aa2c1c6e386e-1789051334.jpg" alt="" width="500" height="779" /></p>
<p><strong>NICOLE KIDMAN TAKINTISI</strong></p>
<p>Asıl büyük kırılmayı yaratan ‘<em>Ain’t In LA’</em>; ironi dozu yüksek bir şarkı. Los Angeles'a taşınmış birinin, Hollywood'a gitmeden de hayatın değerli olabileceğini söylemesi başlı başına bir tezat. Klibin Bratislava’da, o meşhur Panelák apartmanlarının gölgesinde çekilmesi, Slovak halk kıyafetleriyle Amerikan pop koreografilerinin aynı karede buluşması bu tezadı ilginç bir kültürel çarpışmaya dönüştürdü. Şarkının viral olup ona ilk Billboard Hot 100 girişini getirmesi tesadüf değil. Adéla, kökleriyle yeni hayatı arasındaki gerilimi ticari bir başarıya dönüştü.</p>
<p>Sonra işin içine Hollywood girdi. Bir Altın Küre partisinde korsesi yüzünden nefes alamadığında <em>“Şu an kendimi <strong>Nicole Kidman</strong> gibi hissediyorum”</em> diye düşünmesiyle başlayan garip bir takıntı bu. ‘<em>Eyes Wide Shut’</em> izleyerek körüklenen bu hayranlık, doğrudan Nicole Kidman adlı şarkıya ilham verdi. Hannah Lux Davis'in yönettiği klipte Moulin Rouge! ve Babygirl referansları havada uçuşurken, işin en eğlenceli yanı Kidman'ın buna kayıtsız kalmamasıydı. Londra'daki bir galada hayranlarının sorusu üzerine Adéla'yı bildiğini söyleyen Kidman, ertesi gün TikTok hesabını açarken <em>Ain’t In LA </em>şarkısını kullandı. Pop kültürü, böyle organik ve tuhaf kesişimleri sever.</p>
<p>Yeni yayınladığı ilk albümü <em>Prima</em>, bale geçmişindeki "prima ballerina" unvanına zekice bir selam. 2000'lerin güçlü pop tınılarını taşıyan bu albümle Adéla, popun baş balerini olma niyetini açıkça ortaya koyuyor. Hedefleri konusunda çekingen davranmıyor. Kendi turnesine çıkıyor, arenalarda sahne almak istediğini yüksek sesle dile getiriyor. <em>"Ben özünde bir showgirl'üm"</em> derken, aslında tüm bu kamuya açık tüketim sürecinin farkında olduğunu da hem söylüyor hem de gösteriyor.</p>
<p>İnternette bir gün tapılan, ertesi gün yerilen bir figür olmanın işin doğasında yattığını bilecek kadar olgun. Şimdi asıl soru, bu yetenekli, hesaplı ve fazlasıyla dürüst kadının o devasa arenaları dolduran kalıcı bir figüre dönüşüp dönüşemeyeceği. Müzik endüstrisi, kendi hikayesini kendi yazanları hep dikkatle izler. Adéla ise sonucu beklemiyor, o çoktan büyük bir pop yıldızıymış gibi sahneye çıkıyor ve şimdilik bu illüzyon işe yarıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/popun-prima-ballerinasi-adela-87243</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/4/3/1280x720/popun-prima-ballerinasi-adela-1789051360.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnternet önce onu kötü kız ilan etti, sonra sevdi. İlk albümü ‘Prima’yı yayımladı, ‘Ain’t In LA’ ile Billboard Hot 100’e girdi ve hatta Nicole Kidman’ın radarına kadar ulaştı! Adela ile tanışın… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/emmy-yarisinda-son-perde-87242</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emmy yarışında son perde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><span style="font-size: 12pt;">78 Primetime Emmy Ödülleri, 14 Eylül Pazartesi günü Los Angeles’taki Peacock Theater’da sahiplerini bulacak. Töreni <em>‘Law &amp; Order: SVU’</em>nun yıldızı <strong>Mariska Hargitay</strong> sunacak<em>. 'The Pitt'</em> 25 adaylıkla listenin başında; onu 24 adaylıkla <em>'Hacks'</em>, 19 adaylıkla <em>'Widow’s Bay'</em> ve 18 adaylıkla <em>'Pluribus'</em> izliyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Creative Arts Emmy Ödülleri de yarışın seyrine dair ilk ipuçlarını verdi. <em>'Widow’s Bay'</em> sekiz, <em>'DTF St. Louis'</em> altı, <em>'Spider-Noir'</em> beş, <em>'Pluribus'</em> ise dört ödül kazandı. <em>'The Pitt'</em> üç dalda öne çıkarken <em>'Hacks'</em> final bölümüyle kurgu Emmy’sine uzandı. İşte gecenin öne çıkan adayları ve ödül tahminleri...</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">DRAMA / EN İYİ DİZİ</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">Nöbet bir kez daha 'The Pitt'in</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">İkinci sezonunda Dr. Robby’nin ağırlaşan ruhsal sorunlarını acil servisin temposuna yerleştiren <em>'The Pitt'</em>, 25 adaylık ve Creative Arts’taki oyuncu seçimi ödülüyle önde. <strong>Vince Gilligan</strong> imzalı <em>'Pluribus'</em> kategorinin en özgün işi olsa da tahminim <em>'The Pitt'</em>.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Adaylar:</strong> The Diplomat, The Gilded Age, A Knight of the Seven Kingdoms, Paradise, The Pitt, Pluribus, Slow Horses, Your Friends &amp; Neighbors</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">DRAMA / EN İYİ ERKEK OYUNCU</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">Noah Wyle’a rakip çıkmadı</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Noah Wyle</strong>, Dr. Robby’yi ikinci sezonda daha kırılgan, öfkeli ve kontrolünü kaybetmeye yakın bir noktaya taşıdı. <strong>Rufus Sewell</strong> ile <strong>Mark Ruffalo</strong> güçlü rakipler; yine de ödülün adresi büyük ihtimalle değişmeyecek.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Adaylar:</strong> Noah Wyle (The Pitt), Sterling K. Brown (Paradise), Gary Oldman (Slow Horses), Mark Ruffalo (Task), Rufus Sewell (The Diplomat)</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">DRAMA / EN İYİ KADIN OYUNCU</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">Rhea Seehorn’un Emmy zamanı</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>'Better Call Saul'</em> yıllarında Emmy kazanamayan <strong>Rhea Seehorn</strong>, <em>'Pluribus'</em>ta hikâyenin merkezinde. Carol’ın öfkesini, yalnızlığını ve kuşkusunu etkileyici biçimde yansıtıyor. <strong>Keri Russell</strong> ve <strong>Zendaya</strong> güçlü rakipler; tahminim Seehorn.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Adaylar:</strong> Rhea Seehorn (Pluribus), Keri Russell (The Diplomat), Zendaya (Euphoria), Carrie Coon (The Gilded Age), Chase Infiniti (The Testaments)</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">DRAMA / YARDIMCI ERKEK OYUNCU</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">Üç 'The Pitt'li, bir Pelphrey</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>'The Pitt</em>'in üç oyuncuyla yarışması oyları bölebilir. Bu durum, <em>'Task'</em>taki performansıyla öne çıkan <strong>Tom Pelphrey</strong>’ye yarayabilir. Tahminim Pelphrey; ancak kategoride birkaç farklı sonuç da sürpriz sayılmaz.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Adaylar:</strong> Patrick Ball (The Pitt), Billy Crudup (The Morning Show), Shawn Hatosy (The Pitt), Gerran Howell (The Pitt), Jack Lowden (Slow Horses), Tom Pelphrey (Task), Carlos-Manuel Vesga (Pluribus)</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">DRAMA / YARDIMCI KADIN OYUNCU</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">LaNasa unvanını korur mu?</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>'The Pitt'</em> bu dalda dört oyuncuyla ağırlığını koyuyor. Geçen yıl kazanan <strong>Katherine LaNasa</strong>, hemşire Dana Evans’ın mücadelesini ikinci sezonda da başarıyla sürdürdü. <strong>Karolina Wydra</strong> güçlü bir alternatif olsa da tahminim LaNasa.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Adaylar:</strong> Katherine LaNasa (The Pitt), Taylor Dearden (The Pitt), Fiona Dourif (The Pitt), Sepideh Moafi (The Pitt), Allison Janney (The Diplomat), Julianne Nicholson (Paradise), Karolina Wydra (Pluribus)</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">DRAMA / EN İYİ SENARYO</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">Gilligan’ın zihninde yeni dünya</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>'The Pitt'</em>in iki bölümle aday olması oyları bölebilir. <em>'Pluribus'</em>un ilk bölümü <em>'We Is Us'</em>, seyirciyi değişen dünyanın içine doğrudan bırakıyor. <strong>Vince Gilligan</strong>’ın bu bölümle kazanacağını düşünüyorum.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Adaylar:</strong> The Diplomat, 'Amagansett'; The Pitt, '1:00 P.M.'; The Pitt, '12:00 P.M.'; Pluribus, 'We Is Us'; Slow Horses, 'Scars'; Task, 'A Still Small Voice'</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">DRAMA / EN İYİ YÖNETMENLİK</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">Kıyametin mimarı önde</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>'Pluribus'</em>un Creative Arts’ta kurgu, yapım tasarımı ve ses dallarında kazanması teknik gücünü kanıtladı. <strong>Vince Gilligan</strong> favorim; <strong>Hanelle M. Culpepper</strong> ve <strong>Noah Wyle</strong> da güçlü rakipler.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Adaylar:</strong> The Gilded Age, 'My Mind Is Made Up'; Paradise, 'Exodus'; The Pitt, '12:00 P.M.'; Pluribus, 'We Is Us'; Slow Horses, 'Scars'; Task, 'Out Beyond Ideas of Wrongdoing and Rightdoing, There Is a River'</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">KOMEDİ / EN İYİ DİZİ</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">Kahkahanın arasına korku karıştı</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>'Hacks'i</em>n final sezonu ve 24 adaylık rekoru onu favori yapıyor. Ancak korku ile komediyi ustalıkla buluşturan <em>'Widow’s Bay'</em>in Creative Arts’tan sekiz ödülle dönmesi dengeleri değiştirdi. Büyük ödülde tahminim <em>'Widow’s Bay'</em>.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Adaylar:</strong> Abbott Elementary, The Bear, Hacks, Margo’s Got Money Troubles, Nobody Wants This, Only Murders in the Building, Shrinking, Widow’s Bay</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">KOMEDİ / EN İYİ ERKEK OYUNCU</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">Matthew Rhys güldürerek geliyor</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Matthew Rhys</strong>, <em>'Widow’s Bay'</em>de kasabanın tuhaf sorunları karşısında çaresiz kalan belediye başkanını sezonun en eğlenceli performanslarından birine dönüştürdü. Tahminim Rhys.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Adaylar:</strong> Matthew Rhys (Widow’s Bay), Steve Carell (Rooster), Yahya Abdul-Mateen II (Wonder Man), Jason Segel (Shrinking), Martin Short (Only Murders in the Building)</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">KOMEDİ / EN İYİ KADIN OYUNCU</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">Taht yine Jean Smart’ın</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Jean Smart</strong>, Deborah Vance’ı canlandırdığı her sezonda kazandı; final sezonunda bu serinin bozulması için belirgin bir neden yok. <strong>Lisa Kudrow</strong> ile <strong>Elle Fanning</strong> güçlü adaylar olsa da favori Smart.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Adaylar:</strong> Jean Smart (Hacks), Lisa Kudrow (The Comeback), Elle Fanning (Margo’s Got Money Troubles), Quinta Brunson (Abbott Elementary), Ayo Edebiri (The Bear)</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">KOMEDİ / YARDIMCI ERKEK OYUNCU</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">Gecenin en açık yarışı</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Bu dalda her şey olabilir. <strong>Harrison Ford</strong> komik olduğu kadar dokunaklı; <strong>Stephen Root</strong> ilk Emmy’sini alabilir. <strong>Nick Offerman</strong> sürpriz yapabilir, <strong>Paul W. Downs</strong> ise <em>'Hacks'</em>in final desteğinden yararlanabilir.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Adaylar:</strong> Stephen Root (Widow’s Bay), Harrison Ford (Shrinking), Paul W. Downs (Hacks), Nick Offerman (Margo’s Got Money Troubles), Michael Urie (Shrinking), Tyler James Williams (Abbott Elementary), Colman Domingo (The Four Seasons)</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">KOMEDİ / YARDIMCI KADIN OYUNCU</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">O’Flynn sürprize yakın</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Hannah Einbinder</strong> üst üste kazanabilir. <em>'Widow’s Bay'</em>den <strong>Kate O’Flynn</strong> sezonun en dikkat çeken isimlerinden; <strong>Dale Dickey</strong> ise ilk adaylığını ödüle dönüştürebilir. Tahminim O’Flynn.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Adaylar:</strong> Kate O’Flynn (Widow’s Bay), Dale Dickey (Widow’s Bay), Hannah Einbinder (Hacks), Janelle James (Abbott Elementary), Michelle Pfeiffer (Margo’s Got Money Troubles), Megan Stalter (Hacks), Jessica Williams (Shrinking)</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">KOMEDİ / EN İYİ SENARYO</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">Final mi, güçlü başlangıç mı?</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>'Hacks'</em>in finali ile <em>'Widow’s Bay'</em>in ilk bölümü karşı karşıya. <strong>Katie Dippold</strong>, kasabayı ve doğaüstü hikâyeyi daha ilk bölümde ustalıkla birleştiriyor. Tahminim <em>'Widow’s Bay'</em>.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Adaylar:</strong> Abbott Elementary, 'Team Building'; The Chair Company, 'Life Goes by Too F**king Fast, It Really Does'; The Comeback, 'Valerie Does It All'; Hacks, 'Hacks'; Jury Duty Presents: Company Retreat, 'Mergers and Acquisitions'; Widow’s Bay, 'Welcome to Widow’s Bay!'</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">KOMEDİ / EN İYİ YÖNETMENLİK</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">Hiro Murai’nin karanlık mizahı</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Hiro Murai</strong>, <em>'Widow’s Bay'</em>in komedi ile korku arasında gidip gelen tonunu görsel olarak bir arada tutuyor. Görüntü yönetimi ve yapım tasarımı ödülleri de adaylığını güçlendiriyor. Tahminim Murai.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Adaylar:</strong> Abbott Elementary, 'Ballgame'; The Bear, 'Bears'; The Chair Company, 'Life Goes by Too F**king Fast, It Really Does'; Hacks, 'Hacks'; The Ms. Pat Show, 'Give It Arrest'; Widow’s Bay, 'Welcome to Widow’s Bay!'</span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">EN İYİ MİNİ DİZİ</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">Altı Emmy dengeleri değiştirdi</span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>'Beef' </em>başlangıçta favoriydi; ancak <em>'DTF St. Louis'</em>in Creative Arts’ta altı Emmy kazanması yarışın yönünü değiştirdi. Bu nedenle mini dizi tahminim <em>'DTF St. Louis'</em>. Başrol kategorilerinde ise <strong>Oscar Isaac</strong> ile <strong>Carey Mulligan</strong>’ı önde görüyorum.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Adaylar:</strong> All Her Fault, Beef, DTF St. Louis, Love Story: John F. Kennedy Jr. &amp; Carolyn Bessette, The Beast in Me</span></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/emmy-yarisinda-son-perde-87242</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/4/2/1280x720/emmy-yarisinda-son-perde-1789051119.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 78. Primetime Emmy Ödülleri için geri sayım başladı. Creative Arts sonuçları bazı dengeleri değiştirirken &#039;The Pitt&#039;, &#039;Hacks&#039;, &#039;Widow’s Bay&#039; ve &#039;DTF St. Louis&#039; gecenin öne çıkan yapımları arasında. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/surekli-gorsel-bir-sova-yaslanmiyoruz-87241</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürekli görsel bir şova yaslanmıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><span style="color: #e03e2d;"><em><strong>ÇAĞATAY YILMAZ</strong></em></span></p>
<p>Elektronik müziğin sürekli değişen dünyasında GusGus’un en güçlü tarafı belki de hiçbir zaman değişime direnmemesi oldu. Kadrolar, teknolojiler, kulüp kültürü ve müziği dinleme biçimlerimiz dönüşürken İzlandalı kolektif, rave’den techno’ya, pop’tan electronica’ya uzanan kendi evrenini yeniden kurmaya devam etti. Üstelik bunu yalnızca stüdyoda değil, her gece parçalarını yeniden şekillendirdiği sahnede de sürdürüyor.</p>
<p>18 Eylül’de Zorlu PSM’de sahne almaya hazırlanan GusGus’un kurucu üyelerinden ve ana prodüktörlerinden <strong>Biggi Veira</strong> ile kulüp kültürünün telefon ekranları arasındaki halinden yapay zekanın sanatçı olup olamayacağına, genç kuşağın neden yeniden vinyl ve basılı fotoğraflara yöneldiğinden elektronik müzikte “canlı” olmanın gerçekte ne anlama geldiğine uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.</p>
<p><strong>Kulüp kültürü yıllar içinde ciddi biçimde değişti. Bir zamanlar anonimlik, kalabalığa karışmak ve özgürleşmekle ilişkilendirilen bir yerdi. Bugünse konserlerde ve kulüplerde herkesin telefonuyla bir şeyler kaydettiğini görüyoruz. Siz sahnedeyken bunu nasıl deneyimliyorsunuz? Sizce bir kulüpte özgür hissetmenin anlamı değişti mi?</strong></p>
<p>Açıkçası bunu kendi seyircimizde çok fazla yaşamıyorum. İzlanda’da çok genç bir kitleye çaldığımızda bile durum böyle. Mayıs sonunda Reykjavik’te yaklaşık 4 bin kişilik bir konser verdik, seyircinin büyük bölümü 30 yaşın altındaydı. Elbette insanlar zaman zaman video çekiyor, bir şeyler paylaşıyor ama bütün gece telefonlarıyla uğraşmıyorlar. Daha çok dans ediyor, eğleniyor ve müziğin parçası oluyorlar. Benim asıl endişem başka: İnsanların hayatlarında önceliği, Instagram’da gerçekte olmadıkları bir kişiyi yaratmaya vermeleri. Çünkü hayat bence kaydetmekten çok deneyimlemekle ilgili. Hayat, yaşadığın sürece keşfetmen için sana verilmiş bir mucize. Mesele onu kaydetmek değil, yaşamak ve keşfetmek. Kulüp kültürünün özü de biraz burada. İşinden, gündelik hayatından, Instagram hesabından bir süreliğine kopup o anda var olan dans pistinin parçası olabilmek… Müziğin içinde kaybolmak, etrafındaki insanların gözlerinin içine bakmak ve hepimizin o anda aynı şeyin içinde olduğumuzu hissetmek.</p>
<p><strong>Bazı müzisyenler telefonların seyirciyle aralarına bir mesafe koyduğunu, hatta bazen karşılarındaki insanlara ulaşamadıklarını söylüyor. Sizde bunun yaşanmaması biraz GusGus’un sahne yaklaşımıyla ilgili olabilir mi?</strong></p>
<p>Olabilir. Biz gösteriyi her zaman vokalist ve müzik etrafında kuruyoruz. Dev ekranlara, insanı sürekli görsel bir şova yaslanmıyoruz. Özellikle elektronik müzikte buna dikkat etmek gerekiyor. Eğer sahnede kimliği çok sınırlı bir DJ varsa ve arkasında sürekli çılgın görüntüler dönen devasa bir ekran bulunuyorsa, insanların ister istemez o görüntülere kapılması çok kolay. Görseller yüzünden insanları müziği dinlememeye hipnotize edebilirsiniz. Bizim yaklaşımımız dans pistini hareket ettirmek üzerine.</p>
<p><strong>GusGus başından beri bir kolektif olarak tanımlandı. İnsanlar geldi, gitti, geri döndü, kadro değişti, teknoloji değişti, zaman değişti. Bütün bunlara rağmen bir parçayı duyduğunuzda “Evet, bu GusGus” dedirten değişmeyen şey nedir?</strong></p>
<p>Yıllar boyunca sabit kalan şeylerden biri, benim grubun ana prodüktörlerinden biri olmam. Benim açımdan çok farklı yönlere gidebiliriz. Elektronik müziğin her alanını araştırabilir ve onu pop müziğimizin içine taşıyabiliriz. 70’lerden, 80’lerden, 90’lardan ya da bugünden gelebilir, çok önemli değil. Önemli olan içinde belli bir kalite olması. İnsanlar bana sık sık bir GusGus parçasını hemen tanıdıklarını söylüyorlar. Tam olarak neyi tanıdıklarını ben de bilmiyorum. Belki gerçekten içgüdüsel bir şey. Benim için zaten bütün müzik en sonunda tek bir teste çıkıyor: Tüylerim diken diken oluyorsa müzik iyidir. Olmuyorsa başka bir şey yap.</p>
<p><strong>Elektronik müzik tarihi boyunca yeni teknolojilere hep kuşkuyla yaklaşıldı. Bir dönem elektro gitarın bile ‘gerçek müzik’ olmadığı söyleniyordu. Şimdi aynı tartışmayı yapay zekâ üzerinden yaşıyoruz. Siz AI’ı bu zincirin yeni halkası olarak mı görüyorsunuz?</strong></p>
<p>Yapay zeka konusunda beni asıl endişelendiren şey sanat değil. Savaş, siyaset, gözetim ve gözetim kapitalizmi beni çok daha fazla düşündürüyor. Sanata geldiğimizde iki farklı kutuptan söz edebiliriz. Bir tarafta eğlence var: İnsanlar eğlenmek istiyor. Diğer tarafta ise kendisini, toplumu ya da varoluşu bir şekilde yansıtan, bir düşünce ortaya koyan sanat var. Dolayısıyla müzik yapan bir insan kendine şunu sorabilir: Ben bir eğlendirici miyim, bir sanatçı mıyım, yoksa biraz ikisi birden mi? Ben kendi adıma AI dünyasını keşfetmeye ihtiyaç duymuyorum. Müzik yaparken synthesizer’larımla eğleniyorum ve bunu böyle sürdürmek istiyorum. Başkaları AI’ın peşinden gidebilir, sorun değil.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aa2bc9249b86-1789050002.png" alt="" width="500" height="644" /></p>
<p><strong>Belki bununla bağlantılı olarak genç kuşaklarda fiziksel şeylere yeniden güçlü bir ilgi var. Vinyl, CD, kaset alıyorlar; fotoğraflarını bastırıyorlar. Dijital dünyanın içinde büyümüş bir neslin analog olana yönelmesini nasıl okuyorsunuz?</strong></p>
<p>Bence son derece temel, insani bir ihtiyaç bu. İnsanlar hayatı bilgisayarın dışında da deneyimlemek istiyor. Bugün teorik olarak bütün hayatınızı bir bilgisayarın içinde geçirebilirsiniz. Oyun oynayıp hayatınızın geri kalanında kendinizi İkinci Dünya Savaşı’nda bir keskin nişancı gibi yaşayabilirsiniz. Ama insanların büyük bölümü bunu istemiyor. İnsanlar bilgisayarın dışındaki gerçekliğe yeniden dokunmanın yollarını arıyor. Vinyl belki bunun bir örneği. Müziği elinizde tutuyorsunuz. Sonunda yine aynı yere dönüyoruz: Hayat, insanın keşfetme, hissetme ve anlamaya çalışma ihtiyacı duyduğu bir şey.</p>
<p><strong>O halde ‘live’ meselesine gelelim. Elektronik müzikte live kavramı çok farklı şeyler ifade edebiliyor. Bir GusGus konserinde ne kadarı önceden belirlenmiş, ne kadarı o anda gerçekleşiyor?</strong></p>
<p>Elektronik müzikte sahnede makineleri çalıştırıyorsunuz. O zaman şu soru ortaya çıkıyor: Canlı olan ne? Benim yaklaşımım biraz eski usul. Müziği seyircinin önünde yeniden kuruyorsunuz. Aranjmanı o anda yapıyor, parçaların öğelerini canlı olarak manipüle ediyor ve müziğin hangi yöne gideceğini kontrol ediyorsunuz. Her gece farklı davranma özgürlüğünüz var ve önemli olan da bu özgürlüğü gerçekten kullanmak. Bizim sette şarkıların bir timecode’u yok.</p>
<p><strong>Yani sizin için elektronik müzikte ‘live’ olmak, stüdyodaki parçayı sahnede yeniden çalmaktan çok onu yeniden düşünmek anlamına geliyor.</strong><br />Kesinlikle. Elektronik müzik yapan herkesin live set hazırlarken bunu düşünmesi gerektiğine inanıyorum. Albümde duyduğunuz şeyi açıp üzerine söylemek yeterli değil. Seyirci “<em>En sevdiğim şarkıyı dinledim ama aslında yeni hiçbir şey olmadı”</em> diye düşünebilir.</p>
<p><strong>18 Eylül’de İstanbul’da olacaksınız. Seyirci bu kez GusGus’tan nasıl bir gece beklemeli?</strong></p>
<p>Çok iyi bir parti olacak. Bu seti birkaç aydır çalıyoruz ve içinde bir sonraki albümde yer alacak yeni parçalar da var. Yeni şarkılar oldukça retro, 90’lar hissi taşıyan, yüksek tempolu parti parçaları. O yüzden hazırlıklı olun!</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/surekli-gorsel-bir-sova-yaslanmiyoruz-87241</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/4/1/1280x720/surekli-gorsel-bir-sova-yaslanmiyoruz-1789050028.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GusGus’tan Biggi Veira ile İstanbul konseri öncesi kulüp kültüründen yapay zekaya, analog dünyaya dönüşten gerçekten ‘live’ müziğin ne olduğuna uzanan bir sohbet gerçekleştirdik. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/iki-adanin-kadim-mirasi-87240</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İki adanın kadim mirası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çocukluğumdan beri yaz aylarını Marmara Adası’nda geçiriyorum. TURYİD Başkan Yardımcısı ve İTO 17 No.lu Restoran, Yiyecek ve İçecek Hizmetleri Meslek Komitesi Başkanı <strong>Ebru Koralı</strong>’nın daveti üzerine geçen hafta Marmara Adası ve Avşa’daydık.</p>
<p>Marmara, Avşa ve Ekinlik adaları; özellikle bağcılık, zeytincilik ve balıkçılık sektörlerinde faaliyet gösteren Rumlardan miras kalan zengin bir kültürel dokuya sahip. 1923 nüfus mübadelesinin ardından Marmara ve Avşa adalarına Girit, Karadeniz ve Bulgaristan’dan aileler yerleşmiş. Ekinlik Adası ise uzun süre boş kaldıktan sonra Kastamonu’nun İnebolu ve Abana ilçelerinden gönderilenlere kucak açmış.</p>
<p>İlk durağımız, Avşa’ya göre daha büyük, daha az nüfusa sahip ve turizm açısından daha bakir olan Marmara Adası. Buna karşın adanın sivil toplum örgütleri güçlü. Marmara Adası’nın yerel ve geleneksel ürünleriyle gastronomi mirasını korumak, görünür kılmak amacıyla 2024 yılında Marmara Adası Slow Food Topluluğu kurulmuş. Ebru Koralı’nın verdiği bilgiye göre topluluk kurulduktan sonra, aşağıda anlatacağım garos (Latince garum), adaçayı, Adakarası üzümü ve Adakarası şarabı, Slow Food’un Ark of Taste (nesli tükenmekte olan miras gıdaların uluslararası kataloğu) listesine girmiş.</p>
<p>Koralı, <em>“Bizim için gıda yalnızca sofraya gelen bir ürün değil; toprakla, denizle, üreticiyle, geleneksel bilgiyle, kültürle ve yerel yaşamla kurulan bir bağdır” </em>diyor.</p>
<p>Kadim bilgilere sahip yerel üreticilere kulak vermek, garos ile tuzlu balığın yapımını yerinde izlemek için Marmara Adası’nın Çınarlı Mahallesi’nde yer alan Çınarlı Kültür Sanat Yerleşkesi’nde (ÇKSY) bir araya geliyoruz. Mekân, İstanbul Kültür Sanat Vakfının (İKSV) AB destekli ‘Ortaklaşa: Kültür, Diyalog ve Destek Programı’ kapsamında Galimi Çınarlı Kırsal Kalkınma ve Turizm Derneği, Marmara Adalar Belediyesi ve Balıkesir Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle yürütülen Marmara Adaları Kültür Sanat Aksı (Marmara Aks) projesi çerçevesinde yeniden işlevlendirilmiş.</p>
<p>Galimi, Çınarlı’nın eski Rumca adı. Bir dönem adada Rumların yanı sıra yaşayan Yahudiler arasında Galimidi soyadını taşıyanlar günümüzde hâlâ mevcut. ÇKSY’deki buluşmaya dönersem; yerel üreticilerin kurdukları tezgâhları ziyaret ettikten sonra zeytin ve zeytinyağı, çiçek bamya, bal, tuzlu balık (sardalya ve kolyoz) üreticileriyle tanışıp ürünlerinin hikâyelerini dinliyoruz. Mekân, 1970’lerde Çınarlı’ya yerleşen <strong>Avni-Jale Özken</strong> çifti tarafından 2000’lerin başında müze ya da sergi alanı olarak tasarlanmış. AB’nin 100 bin Evro’luk hibe desteğiyle tekrar ayağa kaldırılmış.</p>
<p><strong>NEDİR BU GAROS?</strong></p>
<p>Antik çağlardan günümüze gelen ve bildiğim kadarıyla yalnızca Marmara Adası’ndaki evlerde yapılmaya devam edilen “garos”u ya da Latince adıyla “garum”u nicedir duyar, merak ederdim. Fermente edilmiş bu balık sosunun nasıl yapıldığını görmek ve tatmak benim için oldukça heyecan verici bir deneyim oldu doğrusu. Garosu, ada yerlisi ailesinin evinde yapıldığı şekliyle önümüzde hazırlayarak anlatan ve tattıran kişi, akademisyen ve sanat tarihçisi <strong>Dr. Emine Önel Kurt</strong>.</p>
<p>Emekliliğinin ardından çocukluğunu geçirdiği Marmara Adası’na yerleşen Kurt, yapımını bilen ailelerin bile zahmetli olduğu için evlerinde garosu pek sık hazırlamadıklarını söylüyor. Kurt; üç kolyoz balığı, adada garos otu diye bilinen çörtük otu, zeytinyağı ve limonun bulunduğu masanın önünde, elinde tuttuğu kavanozun içindeki garosu anlatıyor: <em>“Balığın yumurtasını (havyarını) ve tercihen karaciğerini alıyoruz. Az olduğu zaman beyaz organını, yani akciğerini de bunlara katıyoruz. Balığın iç organları suda yıkanarak sterilize edilmiş bir kavanoza alınıyor. Yüzde 2 oranında tuz ve bir dilim limon ekleniyor. Kavanozu her gün bir iki kez çalkalıyoruz. Doğrudan gün ışığına değil ama aydınlık bir yere koyuyoruz. 10 günün sonunda ise karanlık bir yere alıyoruz. Çalkalamanın yanı sıra bir incir dalıyla hafif hafif karıştırıyoruz. Bu isteğe bağlı. 10 günün sonunda üzerini yağla kaplayarak buzdolabına alıyorsunuz. Kullanmak istediğinizde bir iki kaşık alıp zeytinyağı ve limonla karıştırarak sos hâline getiriyorsunuz. Rayihası için çörtük ya da tarhana otu ekleyebilirsiniz.” </em></p>
<p>Marmara Adası’nın garosu böyle. Slow Food Hareketi’nden <strong>Doç. Dr. Elif Gözler Çamur</strong>, antik dönemlerin “garum”unu şöyle tarif ediyor:<em> “Antik dönemde balık, bağırsağı ve kanıyla birlikte kullanılıyor. Özellikle uskumru balığı tercih ediliyor. Balık tutulur tutulmaz, hemen deniz kenarında kanından en çok yararlanılacak şekilde parçalanıyor. Antik Roma’da ceterya diye bilinen balık tuzlama ve sos üretim merkezlerinde işleniyor. Garum, bizim garosumuza göre daha sıvı ve kehribar renginde. Antik çağlardan beri Marmara Adası’nda ve Marmara Adası’ndan Yunanistan’a göçen Rumların yaşadıkları bazı yerlerde yapılmaya devam ediliyor.”</em></p>
<p>Önel ve Çamur’a eşlik eden <strong>Gürdal Eray</strong> ise tuzlu sardalya ve özellikle tuzlu kolyoz ustası. Kolyoz salamurası pek bildiğim bir şey değil; tadı oldukça güzel.</p>
<p><strong>ANTİK ÇAĞLARDAN GÜNÜMÜZE MERMER OCAKLARI</strong></p>
<p>Marmara Adası’nın merkezinde yer alan ve 1912 yılında Rum Kız Okulu olarak inşa edilen güzel yapı, 2023 yılından bu yana Jale-Avni Özken Marmara Adalar Müzesi olarak hizmet veriyor. 1922 yılına kadar Pandelidia Rum Kız Okulu olarak eğitim veren yapı, Rum nüfusun göç etmesinden sonra 2014 yılına kadar Jandarma Karakolu, ardından Hükümet Konağı olarak kullanılmış. Yedi yıl atıl kaldıktan sonra 2020 yılında başlatılan restorasyonun ardından kapılarını ziyaretçilere açmış. Müze küçük ama çok güzel tasarlanmış.</p>
<p>Sergileme düzeni, koleksiyonların kurgusu, çeşitli görsel malzemeleri ve çizelgeleriyle Marmara Adası’nın hafızasına yer veren müzenin küratörü <strong>Eda Önder</strong>’i buradan kutlamak isterim.</p>
<p>Bir dönem Yeşilçam filmlerinin çekildiği; <strong>Oktay Rıfat</strong>, <strong>Fethi Naci</strong>, <strong>Tomris Uyar</strong>, <strong>Turgut Uyar</strong> ve <strong>Yaşar Kemal</strong> gibi isimlerin müdavimi olduğu adada bugün <strong>Oya Baydar</strong> yaşamaya devam ediyor. Müzeyi birlikte gezdiğimiz İzmir Demokrasi Üniversitesi Klasik Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi <strong>Dr. Feyzullah Şahin</strong>, antik çağlarda Miletoslular tarafından kurulan adanın günümüzden 2 bin 600 yıl önce kullanılan isimlerini sayıyor: Elafonesos (Geyik Adası), Prokonnesos, Proikonnes, Adelfonesos ve Protonnesos.</p>
<p>Şahin, MÖ 5. yüzyılda yaşayan tarihçi Herodotos’un adadan Prokonnesos diye söz ettiğini ancak etimolojisiyle ilgili bilgi vermediğini söylüyor. Adadaki ilk sikkenin MÖ 5. yüzyılda burada varlığını sürdüren kent devleti tarafından basıldığı biliniyor. Günümüzden yaklaşık 2 bin yıl önce, Roma döneminde adanın Saraylar Mahallesi’nde işletilmeye başlanan mermer ocakları hâlâ faal. Marmara Adası’na yakın batıklarda amforaların yanı sıra ortaya çıkarılan mermerler, antik çağlarda yoğun bir mermer ticareti olduğunun kanıtı. Antik Yunancada “marmaron”, yani mermer, adaya ve tüm Marmara Bölgesi’ne adını vermiş. Ada, 13. yüzyıldan itibaren Marmara olarak anılıyor.</p>
<p>Marmara Adası’nın mermerinin nerelerde kullanıldığını merak ediyorsanız birkaç örnek vereyim: Zeus Sunağı, Ayasofya, Yerebatan Sarayı, Hipodrom, Kariye, Süleymaniye Camii, Sultanahmet Camii, Yeni Cami ve Çırağan Sarayı.</p>
<p><strong>RUMLARIN MİRASINA BALKANLI GÖÇMENLER SAHİP ÇIKIYOR</strong></p>
<p>Şimdi gelelim bu yıl üçüncüsü düzenlenen Avşa’daki Adakarası Üzümü Bağbozumu Festivali’ne. Bizans döneminde ‘Afousia’ adıyla anılan Avşa’da turizm, yaz aylarında hayli canlı. Türkiye’de yalnızca adada yetişen yerli ve siyah Adakarası üzümü meşhur. Üzüm, 2023 yılında coğrafi işaret almış. Ardından üzümden üretilen Avşa Adakarası Şarabı da 2025 yılında mahreç işareti tescili almış. Bu tescil, Türkiye’de bir şaraba verilen ilk coğrafi işaret kayıtlarından biri. Avşa’da bizi muhteşem bir Balıkesir kahvaltısıyla ağırlayan Büyülübağ bağlarının sahibi <strong>Alp Törüner</strong>, Rumların nüfus mübadelesi sırasında adayı terk ederken arkalarında çok sayıda bağ ve bahçe bıraktıklarını anlatıyor.</p>
<p>Marmara Adası’na Karadenizliler geldiği için bağcılık bitiyor, bağlar sökülüyor. Ancak Avşa’nın şansı, Balkanlar’dan gelen göçmenler. Onların sayesinde bağcılık ve şarapçılık devam ediyor.</p>
<p>Törüner, <em>“Aslında o yıllarda adada sadece Adakarası üzümü yoktu. Bozcaada’da bugün de yetiştirilmeye devam edilen Çavuş ve Vasilaki gibi üzümler de vardı. Ancak Adakarası çok farklı bir karaktere ve mayaya sahip olduğu için zaman içinde öne çıkıyor, diğer türler ise yok oluyor”</em> diye anlatıyor.</p>
<p>Uzun süre adadan üzüm alan Tekel’in 2002-2003 yıllarında son kez alım yapmasının ardından Adakarası bağlarındaki üretim bocalamış. Ancak Büyülübağ ve Bortaçina gibi şarap üreticileri devreye girince yeniden toparlanmış.</p>
<p><em>“Tekel’in alım yaptığı yıllarda binlerce küfenin gemilere yüklenmesi bir ay kadar sürermiş. O dönemlerde adada bin tonluk üretim yapılıyormuş. Bizim üretime başladığımız 2005 yılında miktar 200 tona düşmüştü. Yani 800 tonluk kayıp vardı” </em>diyor Törüner. Büyük oranda Büyülübağ sayesinde yok olmaktan kurtulan Adakarası üzümünün üretimi şu anda 40 ton. Başka üzüm türleri de yetiştirdiği için tamamına ihtiyacı olmasa da Alp Törüner, bağcının ayakta kalması için 40 tonun hepsini satın alıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/iki-adanin-kadim-mirasi-87240</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/4/0/1280x720/iki-adanin-kadim-mirasi-1789049799.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Marmara Adası’nın antik çağlardan bugüne ulaşan garosu ve mermer ocakları ile Avşa’nın coğrafi işaretli Adakarası üzümü, bölgenin çok kültürlü geçmişini yaşatıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/yazmadan-duramiyorum-87239</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yazmadan duramıyorum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıllar, insanın biriktirdiklerini değiştiriyor ama bazı merakları değiştirmiyor. <strong>Ayşegül Aldinç</strong> de yazmaktan, üretmekten ve hayatın karşısına çıkardığı ayrıntıların peşine düşmekten vazgeçmiyor. Aldinç ile yeni kitabı ‘Velhasılıkelâm’dan yola çıkarak geçmişi, bugünü ve hâlâ heyecan veren yeni başlangıçları konuştuk.</p>
<p><strong>Sohbetimize ‘Velhasılıkelâm’ ile başlamak isterim. Yazdığınız notları bir kitapta bir araya getirme fikri nasıl ortaya çıktı? Bunun bir kitaba dönüşeceğini biliyor muydunuz?</strong></p>
<p>“Yazmaya başlama” kısmı fazlaca erken yaşta başladı. İlk kitap denemem 2000’de okurla buluşan ‘Ayşegül Kitapta’nın içeriği 1999’da yazmaya başladığım Sabah Gazetesi’ndeki ve Posta Gazetesi’ndeki haftalık köşe yazılarımın derlemesiyle oluşmuştu. Bir önceki kitabımda da izlediğimiz yolun devamıdır Velhasılıkelâm…</p>
<p><strong>Kitabınızın isminden daha anlatacak çok fazla şeyiniz olduğunu düşünüyorum...</strong></p>
<p>Tamamen öyle... Yazmalara doyamıyorum… O kadar çok uyaran var ki yazmaya yönelten.</p>
<p><strong>Kitaplarınızda çoğu zaman bir yandan geçmişe dönüyor, bir yandan bugünü gözlemliyor, bir yandan da oldukça kişisel şeyler anlatıyorsunuz. Yazmak sizin için nasıl bir tutku?</strong></p>
<p>Tam anlamıyla ‘tutku’; evet. Yazmanın terapötik bir yanı var. Akışta kalmanın en keyifli yolu.</p>
<p><strong>“Bi şeyi ararken başka bi şey bulmaya bayılıyorum” diyorsunuz. Peki, Ayşegül Aldinç bugün hayatta neyin peşinde?</strong></p>
<p>Hepimiz hayatta temel ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek, mutlu ve sağlıklı olmak, gerçek dostlarla donanmak, hayatın hoş sürprizleriyle gönenmek isteriz. İşimizde iyi olmak, iyi kalabilmek büyük ödül. Tüm bu saydıklarımın dışında özel büyük taleplerim yok. Bilinen, sevilen bir kişiyseniz kendi varlığınıza hizmet etmeye devam ediyorsunuz. Bir ‘peş’ durumu yok yani.</p>
<p><strong>Kitapta geçmişte hayatınıza dokunmuş pek çok isimle yeniden karşılaşıyoruz. Bu isimlere kitabınızda yer vermeniz sizin için neden bu kadar önemli?</strong></p>
<p>Hayatıma değer katan, yoldaşlık yaptığım sanat insanlarıyla paha biçilmez dostluklarım, gönül birlikteliklerim oldu. Kitabımda geçmişe göz kırparken bugünü sorgulayan, gelecekten umut ve isteklerimi ifade ettiğim bölümler var. Bunları yaparken mizah duygumun takibindeyim. Hikâye ve anekdotlarımın içinde bu değerli insanlara da yer vermem saygı ve sevgimin göstergesi. Kariyerimin şekillendiği yıllarla ilgili bu zamanın şahitliğini yapmış ya da o zamanı merak edenlere yönelik de Karnaval bünyesinde <strong>Barış Selimoğlu</strong>’yla kaydettiğimiz, 31 Ağustos’ta 8. bölümü yayınlanan poscast’imiz mevcut; adı ‘O Zaman.’</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6aa2bab437360-1789049524.jpg" alt="" width="500" height="723" /></p>
<p><strong> Geçmiş dostluklarınızı mı özlüyorsunuz?</strong></p>
<p>Özlemlerimi yakıcı bir boyuta taşımadım hiç. Naturam böyle. Geçmişin anılarını içimde sevgiyle saklayarak geleceğe bakarım. Hem ne demişler? Nereye bakarsan oraya gidersin.</p>
<p>Bu yüzden geçmişe saygı ve sevgilerimizi sunarak ileriye bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Ben böyle yapıyorum.</p>
<p><strong>Aslında sadece dostluklar değil, bahsettiğiniz üzere sanat dünyası da o günlerden bugüne büyük bir değişim yaşadı. Yeni nesil üretimlerde sizi en çok heyecanlandıran nedir?</strong></p>
<p>Üretim şekil değiştirse de devamı, seçeneklerin artışı... Heyecan verici. Dinlediğim ya da dinlemediğim üretimlere eleştirel bir bakış açısı sergilemem. Seçme olasılığın olduğuna göre neyi seversen onunla hemhâl olursun. Ortalık rengârenk. Ahengini bulmak keyfe keder.</p>
<p><strong>Müzisyenlik, oyunculuk, yazarlık... Hiçbir zaman tek bir alana ait olmak istemediniz mi, yoksa hayat sizi mi farklı alanlara taşıdı?</strong></p>
<p>Çok yönlülüğüm malûm. Hiç birinde mahcup olmadım ne mutlu ki. Ailemin beni yetiştirirken seçtiğim alanlarda destek oluşu ve özgür bırakması, buna en büyük etken. Özellikle anneciğimin desteği büyük. Babacığım başlarda müzik ve film dünyasına çok sıcak bakmamıştı. Buna karşın zamanla takdir edişi benim için ödül oldu.</p>
<p><strong>O dönemin Ayşegül Aldinç’inden bugünkü Ayşegül Aldinç’e ne kaldı?</strong></p>
<p>Öyle spesifik bir kırılma noktam yok. Yaşadığım iyi ve kötü ne varsa ders almaya çalışıyorum. Aynı taşa takılıp aynı duvara toslama ihtimalinden uzak kalma gayretlerim devam ediyor. Bu da disiplin istiyor. Hem mental hem fizikî anlamda.</p>
<p><strong>Peki, sanat dünyasında yıllardır var olmanın ve bu kadar sevilmenin size öğrettiği en önemli şey ne oldu?</strong></p>
<p>Sertleşmeden dik durmak. Kendi doğrularımın doğruluğunun sağlamasını yaptığımda ve bu duyguyla günümü nihayetlendirdiğimde hep huzur içerisinde oldum. Minnettarım.</p>
<p><strong>Son olarak, önümüzdeki günler için yazmaya devam edecek misiniz? Veya Ayşegül Aldinç’i yeni bir dizi- film, albüm ile görecek miyiz?</strong></p>
<p>Yeni bir şarkım var. Ona klip çekme hazırlığındayız, podcast’i söyledim zaten. Her sezon bana teklif edilen, çeşitli gerekçelerle kabul etmediğim dizilerin seyircisi olmak gün itibarıyla daha cazip geliyor (gülüyor).</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/yazmadan-duramiyorum-87239</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/3/9/1280x720/yazmadan-duramiyorum-1789049549.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ayşegül Aldinç’in hafızasında çok isim, çok hikâye ve bolca mizah var. ‘Velhasılıkelâm’, geçmişten bugüne taşıdığı tanıklıkların bir toplamı. Kendisi ise geriye fazla takılmadan, hâlâ yazmanın ve üretmenin peşinde... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
