<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/ozgur-olmanin-bedeli-90555</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgür olmanın bedeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Zordur sokak köpeği olmak…</p>
<p>Akşam olduğunda karnını doyurmak için çöpleri eşelemesi gerekir. Yağmurda sığınacağı bir evi, hastalandığında onu veterinere götürecek bir sahibi yoktur. Sokakların bütün tehlikeleriyle kendi başına mücadele etmek zorundadır.</p>
<p>Ama boynunda bir tasma da yoktur. İstediği zaman güneşin altında uzanır, canı çektiğinde başka bir sokağa yürür. Yeni arkadaşlar edinir.</p>
<p>Sonra bir kaldırım köşesinde ev köpeğiyle karşılaşır. Ev köpeği ona küçümser gözlerle yukarıdan bakar.</p>
<p>Tüyleri parlaktır. Düzenli olarak veterinere gider, yemeği saatinde önüne konur. Yağmur yağdığında patileri kirlenmesin diye ayakkabı giydirilir, soğuk havalarda üşümesin diye üzerine hırka geçirilir. Akşam olduğunda onu sıcak bir ev bekler.</p>
<p>Ancak canı biraz uzaklaşmak istediğinde boynundaki tasma onu durdurur. Birkaç adım daha atmak ister ama ne kadar gideceğine sahibi karar verir.</p>
<p>Biri güvenli ve konforlu hayatının bedelini boynundaki tasmayla öder. Diğeri ise özgürlüğünün karşılığında hayatın bütün acımasızlığıyla yüzleşir.</p>
<p>Özgürlüğün bir bedeli vardır.</p>
<p>İnsan hayatında da durum pek farklı değildir.</p>
<p>Başarılı bir aile şirketinde çalışan aile üyesinin altında arabası, iyi bir geliri, güçlü bir çevresi ve önünde hazırlanmış bir yol vardır. Ancak bütün bu imkânlara rağmen önemli kararlarında hâlâ aile büyüğünün onayına ihtiyaç duyar. Satın alacağı evden çocuklarını nasıl yetiştireceğine kadar ailesinin beklentilerine göre yaşamak zorunda kalır. Şirkette çalışanlar ona patron gibi davransa da esas patron aile büyüğüdür.</p>
<p>Büyük bir kurumda çalışan profesyonelin maaşı her ay düzenli olarak hesabına yatar. Sağlık sigortası, güzel bir ofisi, unvanı ve yönettiği bir ekibi vardır. Ancak yöneticisinin beklentilerini karşılamak, kurumun kurallarına uymak zorundadır. Kimi zaman inanmadığı kararları uygular, katılmadığı düşünceleri sessizce kabullenir. Başkalarını yönetir ama son sözü kendisi söyleyemez.</p>
<p>Kendi işini kuran girişimci ise özgürlüğüne kavuştuğunu sanır. Hesap vereceği bir yöneticisi, onay almak zorunda olduğu bir patronu yoktur. Ancak bu defa da hayatın daha sert gerçekleriyle yüzleşir. İşini ayakta tutabilmek için müşterilerini memnun etmek zorundadır. Ay sonunda yeterince para kazanamadığında ise kapısında bekleyen ev sahibi, ödenmesi gereken kredi kartı borçları, çalışan maaşları ve vergiler vardır. Artık patronu yoktur ama hesap vermeye devam eder.</p>
<p>Peki insan nasıl gerçekten özgürleşir?</p>
<p>Gerçek özgürlük, kimseye hesap vermemekle değil, insanların hayatında değer yaratmakla başlar. Bu değeri yarattıkça başkalarına daha az bağımlı olur, kendi hayatı üzerinde daha fazla söz sahibiolur. Karşısına hangi zorluk çıkarsa çıksın yeniden bir yol bulabileceğine güvenir, daha cesur kararlar alır. Aile şirketinde çalışan kişi artık yalnızca ailenin bir üyesi değil, başarının vazgeçilmez bir parçası hâline gelir. Büyük bir kurumda çalışan profesyonel, yalnızca yöneticisinin beklentilerini karşılayan biri olmanın ötesinde kuruma yön veren, yokluğu hissedilecek bir lidere dönüşür.</p>
<p>Kendi işinin sahibi ise her müşteriye muhtaç olmak yerine, kimlerle çalışacağını seçebilecek güce ulaşır.</p>
<p>Yıllar boyunca verilen emek, göze alınan riskler, çözülen problemler, yaşanan hayal kırıklıkları ve bütün belirsizliklere rağmen sürece duyulan güven, insana yalnızca başarı değil, özgürlük de kazandırır. Zamanla kaybetme korkusunun yerini cesaret, dayanıklılık ve özgüven alır.</p>
<p>Ve sonunda insan, hangi yoldan, ne zaman ve nasıl ilerleyeceğine kendisi karar verir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/ozgur-olmanin-bedeli-90555</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/5/5/5/1280x720/ozgur-olmanin-bedeli-1792994988.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özgürlük, sorumluluklardan kaçmak değil, kendi kararlarını verebilecek güce ulaşmaktır. İster aile şirketinde ister büyük bir kurumda ya da kendi işinde çalışsın, insanın gerçek bağımsızlığı yarattığı değerle şekillenir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sahne-olaganustu-bir-dunya-90554</guid>
            <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sahne olağanüstü bir dünya</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>40 yılı aşan bir kariyerin ardından sahneye çıkmak sizde hâlâ ilk günlerinizdeki heyecanı mı uyandırıyor, yoksa sahneyle kurduğunuz ilişki zaman içinde değişti mi?</strong></p>
<p>Heyecan kesinlikle hâlâ var. Hatta bir gün sahneye çıktığımda artık o heyecanı hissetmediğimi fark edersem bundan endişe duyarım. Kariyerimin başlarında heyecan; hırs, hayaller ve kendimi kanıtlama arzusu ile iç içeydi. Bugün ise çok daha derin bir duygu var: minnettarlık. Farklı nesillerden insanların aynı şarkıları hep birlikte söylediğini görmek, müziğimle onların anılarının bir parçası olduğumu anlamamı sağlıyor.</p>
<p><strong>Bugün müzik kariyerinize sıfırdan başlayacak olsaydınız, yine aynı yolu seçer miydiniz?</strong></p>
<p>Hiç tereddüt etmeden yine müziği seçerdim. Birebir aynı yolu izler miydim bilmiyorum çünkü dünya ve müzik endüstrisi tamamen değişti. Ancak aynı hayalin peşinden giderdim. Müzik benim için hiçbir zaman yalnızca bir meslek olmadı. Müziği kendimi ifade ettiğim dil, kimliğim ve insanlarla iletişim kurma biçimim haline getirdim.</p>
<p><strong>Sahnede binlerce kişinin önünde çok güçlü bir Ragheb Alama görüyoruz. Peki, sahneden indiğinizde sizi en hızlı şekilde ‘Ragheb Alama’dan ‘Ragheb’e döndüren şey nedir?</strong></p>
<p>Ailem. Sahne olağanüstü bir dünya. Işıklar, müzik, binlerce insan, alkışlar ve muazzam bir enerji var. Ancak o dünyadan çıktığımda ve aileme, tüm bunlardan çok daha önce beni tanıyan insanlara döndüğümde yeniden yalnızca Ragheb oluyorum. Bence bu denge kariyerim boyunca çok önemli oldu. Şöhret, izin verirseniz çevrenizde yapay bir dünya yaratabilir. Aile, gerçek dostluklar ve hayatın içindeki sıradan anlar, ışıklar söndüğünde aslında kim olduğunuzu size hatırlatıyor.</p>
<p><strong>UNEP İyi Niyet Elçisi olarak çevre konusunda da çalışmalar yürütüyorsunuz. Müzik gibi milyonlara ulaşabilen bir alanın çevre bilinci yaratmadaki gücünü nasıl görüyorsunuz?</strong></p>
<p>Müziğin insanlara entelektüel olarak ulaşmadan önce duygusal olarak ulaşmak gibi olağanüstü bir gücü var. Sanatçıların sahip oldukları bu etkiyi akıllıca kullanma sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Çevre bilinci yalnızca konferanslarda ya da hükümetler tarafından konuşulan bir konu olmamalı. Kültürümüzün ve günlük davranışlarımızın bir parçası haline gelmeli. Sanatçılar olarak çevresel sorunları tek başımıza çözemeyiz ama insanların önemsemesini sağlayabiliriz. Milyonlarca insan önemsemeye başladığında ise değişim mümkün hale gelir.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6adeedb5a5d26-1792994741.jpg" alt="" width="500" height="667" /></p>
<p><strong>Peki, sizce bir şarkıyı zamansız yapan şey nedir?</strong></p>
<p><strong>Duygu ve samimiyet. </strong>Teknoloji değişiyor. Müzik düzenlemeleri değişiyor. Trendler gelip geçiyor. Ancak insan duyguları şaşırtıcı derecede aynı kalıyor. İnsanlar her zaman aşık olacak, birilerini özleyecek, hayal kuracak, kalp kırıklıkları yaşayacak ve mutluluğu arayacak. Zamansız bir şarkı, bu duygulardan birini sade ve gerçek bir şekilde yakalar. Melodinin size dokunması, sözlerin bir anlam taşıması ve sanatçının söylediğine gerçekten inanması gerekir. Bir trend yaratabilirsiniz. <strong>Ama bir anıyı yaratamazsınız.</strong></p>
<p><strong>Arap pop müziğinin son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini görüyoruz. Sizce bugün Arap pop müziği 10-20 yıl öncesine göre neyi kaybetti, neyi kazandı?</strong></p>
<p>Arap müziği açısından olağanüstü imkânlar ortaya çıktı. Prodüksiyon çok daha uluslararası bir hale geldi. Sanatçılar sınırlar ötesinde çok daha kolay iş birlikleri yapabiliyor. Dijital platformlar sayesinde Beyrut, Kahire, Riyad veya Dubai’de yayınlanan bir Arapça şarkı, neredeyse anında dünyanın herhangi bir yerindeki dinleyiciye ulaşabiliyor. Değişim ve gelişim elbette önemli ancak müzikal kimliğimizi asla kaybetmemeliyiz.</p>
<p><strong>Sizce bu hız, müziğin kalıcılığını etkiliyor mu?</strong></p>
<p>Evet, etkileyebileceğini düşünüyorum. Dikkat ekonomisinin içinde yaşıyoruz. Bir şarkı birkaç gün içinde olağanüstü bir başarı yakalayabiliyor ve ardından başka bir şarkı, sonra bir başkası geliyor. Dinleyici her gün inanılmaz miktarda içeriğe maruz kalıyor. Ancak bunun zamansız müziğin ortadan kalktığı anlamına geldiğine inanmıyorum.</p>
<p><strong>İlk kez Türkiye'de sahne alacaksınız. İstanbul'a dair neler hissediyorsunuz?</strong></p>
<p>İstanbul beni her zaman büyüledi çünkü bana dünyaların buluştuğu bir şehir gibi geliyor. Avrupa ve Asya, tarih ve modernite, Doğu ve Batı… Tüm bu kimlikler İstanbul’da bir arada var oluyor. Müzikal açıdan da Türk ve Arap kültürleri arasında doğal bir bağ olduğunu hissediyorum. Melodiyi ve duyguyu birbirine çok benzer şekillerde anlıyoruz. Bu nedenle benim için İstanbul’da ilk kez sahne almak, konser takvimime bir şehir daha eklemekten çok daha fazlası. Türk seyircisiyle bu buluşmayı uzun zamandır istiyordum ve bu gecenin yeni bir ilişkinin başlangıcı gibi hissettirmesini istiyorum.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sahne-olaganustu-bir-dunya-90554</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/5/5/4/1280x720/sahne-olaganustu-bir-dunya-1792994870.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arap müziğinin önde gelen isimlerinden Ragheb Alama, ilk kez Türkiye’de sahne almaya hazırlanıyor. İstanbul’u “dünyaların buluştuğu bir şehir” olarak tanımlayan sanatçı, 15 Kasım’daki konseriyle Türk dinleyicisiyle yeni bir bağ kurmayı ve bu buluşmayı yeni bir başlangıca dönüştürmeyi hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/londrada-turk-genclerini-bulusturan-konferans-turkish-youth-conference-2026-90590</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 13:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Londra’da Türk Gençlerini Buluşturan Konferans: Turkish Youth Conference 2026</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Biz Bize UK ile Turkish Youth Network’ün (TYN) ortaklaşa hayata geçirdiği etkinlik, King’s College London Türk Öğrenci Topluluğu’nun organizasyonuyla üniversitenin Strand Kampüsü’nde gerçekleştirildi. Öğrencilerden yeni mezunlara ve kariyerinin başındaki profesyonellere uzanan katılımcılar, sektör temsilcileriyle tanışmanın yanı sıra bilgi alışverişinde bulunma ve yeni bağlantılar kurma imkânı buldu.</p>
<p><strong>Büyükelçi Ertaş’tan gençlere çağrı</strong></p>
<p>Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Osman Koray Ertaş ve Londra Başkonsolosu Büyükelçi Dr. Hasan Ulusoy’un da yer aldığı program, gençlerin kariyer yolculuklarına ilişkin mesajlara sahne oldu. Etkinliğin sonunda konuşan Büyükelçi Ertaş, başarıya ulaşmada kararlılık, disiplin ve harekete geçmenin belirleyici rolüne değindi. Gençlere uygun fırsatların ortaya çıkmasını beklemek yerine kendi girişimlerini başlatmaları yönünde çağrıda bulundu.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6adf2f94d4165-1793011604.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p><strong>Farklı sektörlerden isimler gençlerle buluştu</strong></p>
<p>Konferans programında iş dünyası ve yaratıcı sektörlere odaklanan iki ayrı panel düzenlendi. Prof. Pınar Özcan’ın yönettiği İş Dünyası, Girişimcilik ve Teknoloji oturumunda Galya Frayman Molinas ile Ali Servet Eyüboğlu yer alırken Eda Yıldırımkaya’nın moderatörlüğündeki Sanat, Yaratıcılık ve Teknoloji panelinde Neslihan Yeldan, Seçkin Pirim ve Seda Gazioğlu konuştu.</p>
<p>Panel oturumlarının yanı sıra katılımcıların birbirleriyle doğrudan iletişim kurabilmesi amacıyla on ayrı masada networking buluşmaları gerçekleştirildi. Her masada gönüllü bir profesyonelin liderlik yaptığı görüşmelerde gençler, farklı alanlardan kişilerle tanışarak mesleki ağlarını genişletme fırsatı elde etti.</p>
<p>Turkish Youth Network’ün kurucularından Göksu Danacı, topluluğun hedefini şu sözlerle anlattı: “Amacımız, farklı üniversitelerden ve sektörlerden gençlerin tanışabildiği, birbirinden öğrenebildiği ve birbirini destekleyebildiği kalıcı bir topluluk oluşturmak. Bizden önce bu yollardan geçmiş, çok kıymetli deneyimler biriktirmiş güçlü bir diasporamız var. Biz de bu nesiller arasında köprüler kurmak istiyoruz.”</p>
<p>Biz Bize UK kurucularından İrem Ünlü Demir de etkinliğin gelecekteki hedeflerine ve konferans sonrasında kurulacak ilişkilerin önemine değinerek şunları söyledi: “Bu konferans, her yıl düzenlemeyi hedeflediğimiz serinin ilk adımı. Ama bence asıl iş salondan çıktıktan sonra başlıyor. Burada kurulan bağlar ve arkadaşlıklar o odada kalmamalı. Bu ağı büyütecek olan gençlerin kendileri ve ben onlara çok inanıyorum.”</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6adf3084a5951-1793011844.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/londrada-turk-genclerini-bulusturan-konferans-turkish-youth-conference-2026-90590</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/5/9/0/1280x720/londrada-turk-genclerini-bulusturan-konferans-turkish-youth-conference-2026-1793011982.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Birleşik Krallık’ta eğitim ve kariyer hayatını sürdüren 100 Türk genç, Turkish Youth Conference 2026 kapsamında Londra’da buluşarak iş, sanat ve teknoloji alanlarından isimlerle bir araya geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/deride-yepyeni-bir-donem-90546</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Deride yepyeni bir dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mikroorganizmalarla yetiştirilen bir biyomalzeme, otomotiv sektöründe yeni kullanım alanları açabilir, gelecekte uzay araştırmalarında bile rol oynayabilir mi? GOZEN CEO’su <strong>Ece Gözen</strong>’in geliştirdiği LUNAFORM, hayvansal deriye alternatif olmanın ötesinde, biyolojik üretimin sınırlarını araştıran bir teknolojinin ürünü. Gözen ile bu yeni malzemeyi konuştuk.</p>
<p><strong>Moda tasarımcılığından biyoteknoloji alanında çalışan bir girişimciye uzanan yolculuğunuz nasıl başladı?</strong></p>
<p>Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü’nden mezun oldum. Tasarım yolculuğum aslında üniversite yıllarımda başladı. Henüz diploma projemle Vogue Italia tarafından en vizyoner tasarımcı seçilmem, kariyerimin oldukça erken bir döneminde uluslararası alanda görünürlük kazanmamı sağladı. Ardından kendi adımı taşıyan moda markamı kurdum. 2022 yılında San Francisco merkezli GOZEN’i kurdum. Burada doğanın kendi üretim mekanizmalarını bir teknolojiye dönüştürerek, mikroorganizmalar tarafından yetiştirilen yeni nesil bir biyomalzeme olan LUNAFORM’u geliştirdim.</p>
<p><strong>Sizi malzemeleri yeniden düşünmeye götüren süreç nasıl gelişti?</strong></p>
<p>Bir noktada, moda sektörünün çevreye verdiği zararla bir tasarımcı olarak yüzleştim. Bu farkındalık beni akademik çalışmalara dönmeye yöneltti. Araştırmalarımda, çevresel yükün önemli bir bölümünün daha tasarım başlamadan, ham maddenin elde edilmesi ve işlenmesi sırasında oluştuğunu gördüm. O zamana kadar doğadan ilham alan bir yaratıcıydım; o günden sonra da doğanın nasıl ürettiğini anlamak istedim. Kendime, “Doğanın biçimlerinden ilham aldığımız gibi, üretme yöntemlerinden de öğrenebilir miyiz? Malzemeyi doğayla birlikte yetiştirebilir miyiz?” diye sormaya başladım. Podyumlardan laboratuvara uzanan yolculuğum böyle başladı. Bu süreçte kendi tüketim alışkanlıklarımı da sorguladım ve et yemeyi bıraktım. Yaptığım işle yaşama biçimim arasında tutarlı bir ilişki kurmak benim için önemliydi. Açmak istediğim alan, insanların doğayla uyum içinde üretmenin ve yaşamanın yeni yollarını birlikte hayal edebildiği ve hayata geçirebildiği bir gelecek.</p>
<p><strong>LUNAFORM nasıl üretiliyor? Nelere ihtiyaç duyuyorsunuz?</strong></p>
<p>LUNAFORM’un oluşumu, mikroorganizmaların kontrollü fermantasyon sürecinde sıvı içerisinde selüloz bazlı lifli yapılar oluşturması üzerine kurulu. Bu, doğanın kendi kendini örgütleme mantığını kullanmak anlamına geliyor. Daha da somutlaştırırsak, mikroorganizmalar su dolu bir ortamda besinleri metabolize ederken selüloz lifleri üretiyor ve bu lifler zamanla birleşerek bir biyolojik ağ oluşturuyor. Yedi gün içinde tek bir yapı hâlinde oluşan bu organik form hasat ediliyor, işlenip kurutularak son hâline getiriliyor. Bu süreç bize doğanın en verimli mühendislik çözümlerini sunuyor. NUERA’nın İstanbul’daki tesisinde Biocraft teknolojimizle yetiştirdiğimiz malzemeyi, DESA’nın Çorlu’daki işleme ve bitirme uzmanlığından yararlanarak geliştiriyoruz. Renk, yüzey, tuşe ve kalınlık gibi özellikleri kullanım ihtiyacına göre şekillendirebiliyoruz.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6adedff81ab72-1792991224.jpg" alt="" width="500" height="438" /></p>
<p><strong>Peki, maliyetli mi ve çevre dostu diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Maliyet açısından tek bir rakamdan söz etmek doğru olmaz. Maliyet; istenen özelliklere, bitirme işlemlerine ve sipariş hacmine göre değişiyor. NUERA’nın en önemli avantajlarından biri, bu gelişimi mevcut sanayi altyapısı ve deneyimiyle birlikte yürütebilmek. Ticari açıdan asıl mesele, markanın ihtiyaç duyduğu kaliteyi tutarlı biçimde üretip tekrar sipariş edilebilir hâle getirmek. Şu anda satış fiyatımız, iyi kalite tabaklanmış hayvan derisiyle aynı seviyede. Çevresel açıdan en önemli fark, malzemeyi hayvan yetiştirmek veya pamuk gibi bir lif bitkisini büyütmek yerine, kontrollü fermantasyonla doğrudan bir selüloz yüzeyi olarak yetiştirmemiz. Bu yaklaşım, kaynak kullanımını üretimin en başından yeniden düşünmemize imkân veriyor. Yetiştirdiğimiz ham yapı yüzde yüz biyobazlı; ancak çevresel değerlendirmede besin girdilerini, suyu, enerjiyi ve sonradan uygulanan bitirme işlemlerini birlikte ele almak gerekiyor. Bu anlamda LUNAFORM’u, deri ve tekstil sektörüne daha sürdürülebilir ve çevre dostu bir üretim modeli sunma vizyonuyla geliştirdik. Amacımız, doğa bazlı tasarımın olanaklarını genişletirken üretimin çevresel yükünü de ciddi şekilde azaltmak.</p>
<p><strong>DESA ile iş birliği nasıl gelişti?</strong></p>
<p>İlk olarak 2020 yılında Türkiye’de kurduğum Gozen Institute ile araştırmalarımı bir girişime dönüştürdüm. 2022’de ABD merkezli SOSV’nin desteğini almamız, çalışmalarımızı büyütmemizde ve uluslararası bir ekosisteme açılmamızda önemli bir dönüm noktası oldu. Girişim büyüdükçe şunu gördüm: Yeni bir malzeme geliştirmek ve yatırım almak, o malzemenin dünyada yaygın biçimde kullanılabilmesi için tek başına yeterli değil. Bu süreçte, yeni nesil malzemelerin onları dünyaya taşıyabilecek şirketlere ve iş modellerine de ihtiyaç duyduğunu öğrendim. Tam da bu noktada, DESA ve Burak Çelet ile yollarımızın kesişmesi çok önemli bir dönüm noktası oldu.</p>
<p><strong>DESA ile yollarınız kesiştikten sonra neler oldu, ne değişti?</strong></p>
<p>Burak Çelet, biyofabrikasyonun geleceğin malzeme pazarında yaratabileceği fırsatları gördü. Yaklaşık bir yıldır Burak Bey’le birlikte yurt dışındaki birçok markayı ziyaret ederek tasarım, malzeme geliştirme ve üretim ekipleriyle bir araya geldik. Bu görüşmeler sayesinde markaların yeni bir malzemeden beklentilerini ve ürüne dâhil etme sürecinde karşılaştıkları zorlukları doğrudan anladık. Bu öngörü, DESA’nın birikimini, kaynaklarını ve üretim gücünü yeni bir iş alanına taşıyan NUERA’nın kurulmasını sağladı. Tamamı DESA’ya ait olan NUERA, LUNAFORM’un üretimini, geliştirilmesini ve küresel ticarileştirilmesini yürütüyor. GOZEN’in uzman ekibi de danışmanlık vererek bu gelişime katkı sunuyor. DESA’nın katkısı burada tabakhane ve üretim altyapısıyla sınırlı değil. Markalar, LUNAFORM’un rengini, yüzeyini ve tuşesini geliştirmekten kendi tasarım dillerini taşıyan bitmiş ürünler ortaya çıkarmaya kadar uzanan süreci bizimle yürütebiliyor. Moda alanındaki çalışmalarımızın yanında otomotiv ve birçok farklı sektörle de ayrı projeler yürütüyoruz. Bunlar henüz geliştirme aşamasında; amacımız, malzemenin hangi uygulamalarda anlamlı bir değer yaratabileceğini somut çalışmalarla görmek.</p>
<p><strong>Bundan sonraki hedefleriniz neler?</strong></p>
<p>İlk adımımız, NUERA’da kurduğumuz yapıyla LUNAFORM’u tasarımcıların ve markaların güvenle kullanabildiği, her yeni koleksiyonda yeniden tercih edebildiği bir malzemeye dönüştürmek. Ama benim hayalim bunun çok ötesinde. Deri ve tekstil, bu yolculuğun başlangıç noktaları. Geliştirdiğimiz biyolojik üretim yaklaşımının farklı ihtiyaçlara nasıl uyarlanabileceğini; kozmetik uygulamalarından bazı plastiklerin yerini alabilecek yapılara, biyosensörlere kadar uzanan bir araştırma alanı olarak görüyorum. Bu merakın ufku dünyayla da sınırlı değil. Selüloz üreten mikrobiyal kültürlerin uzay koşullarındaki dayanıklılığı üzerine çalışmalar yapılıyor. Bir gün başka bir gezegende yaşam kurmayı düşünürken, ihtiyaç duyduğumuz malzemeleri orada yetiştirmek mümkün olabilir mi? Ben bu soruları, biyofabrikasyonun uzun vadeli ufkunun bir parçası olarak görüyorum.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/deride-yepyeni-bir-donem-90546</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/5/4/6/1280x720/deride-yepyeni-bir-donem-1792991263.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Moda tasarımcısı Ece Gözen, sektörün çevresel yükünü sorgularken rotasını podyumlardan laboratuvara çevirdi. Mikroorganizmalarla yetiştirdiği LUNAFORM adlı biyomalzemeyle hayvansal deriye alternatif geliştiren Gözen, şimdi DESA iş birliğiyle üretimin geleceğini şekillendiriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/cannesda-ekranin-gelecegi-90544</guid>
            <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cannes’da ekranın geleceği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><span style="font-size: 12pt;">Televizyon ve dijital içerik dünyasının önemli buluşmalarından MIPCOM 2026, 11–15 Ekim tarihlerinde Cannes’da gerçekleşti. 104 ülkeden 10 bini aşkın sektör profesyonelini ağırlayan fuarda Türk yıldızlar, yeni projeler, dikey diziler ve yapay zekâ öne çıktı.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Toplam 10 bin 100 katılımcının 3 bin 150’sini içerik satın alma profesyonellerinin oluşturduğu organizasyonda Türkiye, katılımcı sayısı bakımından ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın ardından beşinci sırada yer aldı. Yeni yapımlar ve satış anlaşmalarının yanı sıra değişen izleme alışkanlıkları da konuşuldu. Kırmızı halılarıyla tanınan şehir, bu kez ekranın geleceğine dair tartışmalara ev sahipliği yaptı.</span></p>
<h1><span style="font-size: 12pt;">KIRMIZI HALIDA YILDIZLAR GEÇİDİ</span></h1>
<p><span style="font-size: 12pt;">Palais des Festivals’de düzenlenen dünya prömiyerleri ve proje tanıtımları fuara hareket kattı. Fremantle’ın dağıtımını üstlendiği ‘Baywatch’ dizisinin tanıtımı ilgi görürken, Beta Film’in dönem draması ‘Queen Silvia’ da dikkat çeken yapımlar arasındaydı.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">İsveç Kraliçesi Silvia ile Kral Carl Gustaf’ın gerçek aşk hikâyesini anlatan dizinin başrol oyuncuları <strong>Alicia von Rittberg</strong> ve <strong>Edvin Endre</strong>, prömiyer için Cannes’daydı. Kral Carl Gustaf’ı canlandıran Endre, rolüne hazırlanırken sürekli göz önünde yaşamanın baskısını anladığını, amacının hükümdarı taklit etmek değil tacın arkasındaki insanı göstermek olduğunu söyledi.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Türk oyuncular da yoğun ilgi gördü. <strong>Pınar Deniz, Selahattin Paşalı ve Burak Özçivit</strong>, uluslararası basının ve sektör temsilcilerinin dikkatini çeken isimler arasındaydı. Le Majestic Oteli’nin bahçesindeki resmî açılış partisine katılan Türk yapımcılar ve sektör temsilcileri, partinin ardından Speak Easy’de bir araya geldi.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Fuarın en çok ilgi gören etkinliklerinden biri, tarihî Olympia Sineması’nda dünya lansmanı yapılan ‘The Greatest Duo’ adlı yeni yarışma formatıydı. Global Agency, ilişkileri ve müziği bir araya getiren formatını uluslararası alıcılar ve medya temsilcilerinden oluşan yaklaşık 100 özel davetlinin katıldığı bir etkinlikle tanıttı.</span></p>
<h1><span style="font-size: 12pt;">DİZİLER ARTIK CEPTE</span></h1>
<p><span style="font-size: 12pt;">Telefon ekranına uygun, bir ya da iki dakikalık bölümlerden oluşan dikey diziler bu yılın en çok konuşulan konularındandı. Hikâyeler kısalırken tempo hızlanıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">FOX Entertainment ile <strong>Kevin Hart</strong>’ın yapım şirketi Hartbeat arasında kurulan ortaklık da bunun dikkat çeken örneklerinden biriydi. İş birliği kapsamında Hartbeat’in Codeblack, Essence ve Revolt gibi markalarına ait içerikler, mobil izleyiciye yönelik kısa dizilere uyarlanacak. Metroda ya da kahve molasında birkaç dakikalık bir bölüm izlemek giderek yaygınlaşıyor. Yapımcılar da hem geleneksel televizyona hem mobil ekranlara hitap edecek yeni anlatım biçimleri arıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Dikey diziler üzerine düzenlenen panelde konuşan Inter Medya Genel Müdürü <strong>Hasret Özcan</strong>, Türkiye’de yeni bir anlatım biçimi olarak görülen mini dizilerin uluslararası pazarda çoktan alışılmış bir formata dönüştüğünü belirtti. Televizyon kanallarının da dikey içeriklere yer açmaya başladığını söyleyen Özcan’a göre artık her içerik türü farklı ekranlarda kendine yer bulabiliyor.</span></p>
<h1><span style="font-size: 12pt;">YAPAY ZEKÂ İŞ BAŞINDA</span></h1>
<p><span style="font-size: 12pt;">Fuarın bir diğer önemli gündemi yapay zekâydı. Bu kez geleceğe dair tahminler değil, bugünkü uygulamalar konuşuldu. UTOPAI Studios CEO’su Cecilia Shen ile CJ ENM Studios’tan Ken Oh’nun katıldığı panelde, yerel hikâyelerin yapay zekâ yardımıyla farklı dillere ve pazarlara daha hızlı uyarlanması ele alındı.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">En ilginç tanıtımlardan biri ise ‘CSI’ dizisinin yaratıcısı <strong>Anthony Zuiker</strong>’dan geldi. Zuiker, Cinemalistics AI adlı uygulamasıyla gerçek suç vakalarına ilişkin güncel haberleri saatler içinde yapay zekâ destekli kısa videolara ve dikey dizilere dönüştürmeyi hedefliyor. Saatler içinde üretilebilen içerikler heyecan uyandırsa da bu hızın hikâye anlatıcılığını nasıl etkileyeceği merak konusu. Çünkü izleyiciyi ekrana bağlayan hâlâ iyi bir hikâye.</span></p>
<h1><span style="font-size: 12pt;">ÇEKİMLER BAŞLAMADAN SATIŞ</span></h1>
<p><span style="font-size: 12pt;">Türk dizi sektörünün dikkat çeken haberlerinden biri, O3 Medya’nın yeni dönem dizisi <em>‘The Hatmaker’</em> (‘Şapkacı Kadınlar’) oldu. Pınar Deniz ve Selahattin Paşalı’nın başrollerini paylaşacağı yapım, henüz çekimleri başlamadan ilk uluslararası satışını gerçekleştirdi. <strong>Eccho Rights</strong>, dizinin Orta Doğu ve Kuzey Afrika yayın hakları için MBC Group ile anlaşmaya vardı. Yapım, grubun dijital platformu Shahid’de ve televizyon kanallarında izleyiciyle buluşacak.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Necati Şahin</strong>’in yazdığı, <strong>Ömür Atay</strong>’ın yöneteceği dizi, 1920’lerin başında İzmir’de geçiyor. Ailesinin dağılmasının ardından yeni bir hayat kurmaya çalışan Ayşe’nin şapka yapımcılığıyla kendi ayakları üzerinde durma mücadelesini ve geçmişiyle yüzleşmesini anlatıyor. Eccho Rights Türk Dramaları Direktörü <strong>Handan Özkubat</strong>, çekimler başlamadan yapılan anlaşmanın başrol oyuncularının uluslararası gücünü gösterdiğini belirtirken, O3 Medya Kurucusu Saner Ayar da projeye duyulan ilgiden memnuniyetini dile getirdi.</span></p>
<h1><span style="font-size: 12pt;">CHRISTIE BRINKLEY CANNES’DA İZ BIRAKTI</span></h1>
<p><span style="font-size: 12pt;">Cannes’ın sürpriz konuklarından biri de moda dünyasının unutulmaz isimlerinden <strong>Christie Brinkley</strong>’di. 72 yaşındaki Amerikalı süper model, MIPCOM kapsamında düzenlenen Şöhret Yolu el izi törenine katıldı. Kariyeri boyunca 500’den fazla dergi kapağında yer alan ve ‘Sports Illustrated Swimsuit’ kapağına üst üste üç kez çıkarak moda tarihine geçen Brinkley, bu kez hayatını anlatan yeni <em>belgeseli için Cannes’daydı.</em></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><em>2027 yılında FOX Nation’da yayımlanması planlanan üç bölümlük ‘Uptown Girl: The Christie Brinkley Story’</em>, ünlü modelin özel arşivinden görüntüler eşliğinde aile hayatını, kariyerinin dönüm noktalarını ve geçirdiği ağır helikopter kazasını konu alacak.</span></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/cannesda-ekranin-gelecegi-90544</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/5/4/4/1280x720/cannesda-ekranin-gelecegi-1792990982.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk yıldızların ilgi gördüğü MIPCOM 2026’da dikey diziler ve yapay zekâ öne çıktı. Cannes’daki buluşma, ekran dünyasının değişen alışkanlıklarına ışık tuttu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
