<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/sonbaharin-renk-paleti-88855</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sonbaharın renk paleti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sonbahar geldiğinde erkek gardırobunun renkleri genellikle tahmin edilebilir bir yöne gider. Siyahlar, griler, lacivertler ve birkaç kahverengi parça… Ancak 2026 sonbahar-kış sezonunda işler biraz değişiyor. Klasik sonbahar paleti hâlâ yerini koruyor ama bu kez daha sıcak, derin ve karakterli tonlarla yan yana geliyor. Çikolata kahvesinin zamansız havasına bordo eşlik ediyor; hardal sarısı, kırmızı ve yeşil ise erkek stiline beklenmedik bir enerji katıyor. İşte 2026 sonbaharında öne çıkan beş renk ve onları kullanmanın en stil sahibi yolları.</p>
<ol>
<li><strong> ÇİKOLATA ETKİSİ</strong></li>
</ol>
<p>Siyahın tahtını tamamen bırakması pek mümkün görünmüyor ama çikolata kahvesi artık ona ciddi bir alternatif. Özellikle süet ceketlerde, deri bomber modellerinde, geniş kesim pantolonlarda, trikolarda ve yün kabanlarda karşımıza çıkan bu sıcak ton, sezonun en güçlü renklerinden biri. Üstelik yalnızca klasik giyime değil, sportif ve gündelik parçalara da kolaylıkla uyum sağlıyor. Çikolata kahvesini bu kadar çekici yapan şey, farklı dokularla kurduğu ilişki. Süette daha yumuşak, deride daha güçlü, kaşmirde ise oldukça sofistike görünüyor. Ekru ve kremle birleştiğinde zahmetsiz bir lüks hissi yaratırken, açık maviyle kullanıldığında daha çağdaş bir karakter kazanıyor. Biraz daha cesur davranmak isteyenler için bordo ve hardal tonlarıyla uyumu da oldukça etkileyici.</p>
<p><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Çikolata kahvesi süet ceket, krem kaşmir triko, ekru geniş kesim pantolon ve koyu kahverengi deri loafer.</p>
<ol start="2">
<li><strong> BORDONUN CAZİBESİ</strong></li>
</ol>
<p>Bordo, erkek gardırobunun yabancısı değil. Ancak bu sezon yalnızca kravatlarda, atkılarda veya ayakkabılarda gördüğümüz bir tamamlayıcı olmaktan çıkıyor. Derin şarap tonları; trikolar, deri ceketler, kabanlar ve hatta takım elbiselerle çok daha görünür bir karakter kazanıyor. Özellikle bordo ile grinin birlikteliğinde zamansız bir zarafet var. Lacivertle daha klasik, kahverengiyle daha sıcak, siyahla ise daha dramatik bir görünüm ortaya çıkıyor. Üstelik bordo, fazla çaba harcamadan özenli görünmek isteyen erkekler için oldukça kullanışlı. Klasik siyah bir takımın içine giyeceğiniz bordo triko bile bütün havayı değiştirmeye yeterli. Güçlü ama ağırbaşlı karakteri sayesinde bordo, ofisten akşam davetlerine kadar kullanılabiliyor.</p>
<p><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Bordo ince triko, antrasit pileli yün pantolon, siyah deri bomber ceket ve siyah deri Chelsea bot.</p>
<ol start="3">
<li><strong> HARDAL DOKUNUŞU</strong></li>
</ol>
<p>Sarı, ilk bakışta sonbaharda erkek gardırobuna uyarlaması en kolay renk gibi görünmeyebilir. Ancak 2026 sezonunda karşımıza çıkan hardal ve safrana yaklaşan sıcak sarı tonları, yazın parlak sarılarından oldukça farklı bir karakter taşıyor. Daha topraklı, derin ve sofistike olan bu renk; özellikle trikolar, süet parçalar, montlar ve aksesuarlarda sezonun kahverengi ağırlıklı paletine beklenmedik bir enerji katıyor. Hardal sarısının asıl gücü de burada ortaya çıkıyor: Dikkat çekiyor ama bağırmıyor. Çikolata kahvesiyle kullanıldığında sıcak ve rafine, antrasitle birleştiğinde daha şehirli, lacivertle eşleştiğinde ise klasik erkek stiline modern bir dokunuş kazandırıyor. Baştan aşağı sarı düşünmek yerine tek bir güçlü parçayı görünümün merkezine almak yeterli. Özellikle hardal tonlarında kaliteli bir triko, sonbaharda yıllardır giydiğiniz kahverengi ceketi bile yeniden keşfetmenizi sağlayabilir.</p>
<p><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Hardal sarısı kaşmir triko, çikolata kahvesi süet ceket, antrasit geniş kesim pantolon ve koyu kahverengi deri loafer.</p>
<ol start="4">
<li><strong> KIRMIZI ALARMI</strong></li>
</ol>
<p>Kırmızı, uzun zamandır erkek modasında bu kadar özgür hissettirmiyordu. 2026 sonbaharında parlak kırmızılardan koyu ve sıcak tonlara uzanan geniş bir renk skalası dikkat çekiyor. Özellikle sportif dış giyim, kalın trikolar, montlar ve güçlü ceketler bu rengin enerjisini taşıyor. Kırmızı, en sade kombini bile sıradanlıktan kurtarabiliyor. Siyah pantolon ve beyaz tişörtün üzerine giyilen kırmızı bir ceket, başka hiçbir detaya ihtiyaç duymadan güçlü bir görünüm yaratabilir. Daha sakin bir yorum isteyenler ise kırmızıyı atkı, triko veya çorap gibi tek bir noktada kullanabilir. Kahverengiyle birleştiğinde sezonun daha sıcak tarafını, antrasitle kullanıldığında ise şehirli ve modern yüzünü ortaya çıkarıyor.</p>
<p><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Kırmızı yün triko, siyah rahat kesim pantolon, antrasit uzun kaban ve siyah deri bot.</p>
<ol start="5">
<li><strong> YEŞİLİN YENİ TONU</strong></li>
</ol>
<p>Haki, erkek gardırobunda uzun yıllardır askeri ve sportif giyimin vazgeçilmez renklerinden biri. Ancak 2026 sonbaharında yeşilin dünyası biraz daha genişliyor. Orman yeşili, zeytin ve yosun tonları; klasik dış giyimden modern terziliğe, trikodan pantolona kadar farklı parçalarda kendine yer buluyor.</p>
<p>Yeşili yalnızca kargo pantolon veya parka ile sınırlamamak gerekiyor. Orman yeşili bir yün kaban, krem triko ve kahverengi pantolonla oldukça rafine görünebilir. Zeytin tonlarındaki bir ceket ise kot pantolon ve süet ayakkabılarla daha rahat bir şehir stiline uyum sağlar. Özellikle yeşil ile tütün ve çikolata kahvesinin birlikteliği, sonbaharın doğal renklerini gardıroba taşımanın en zahmetsiz yollarından biri.</p>
<p><strong><em>Sezon kombini:</em></strong> Orman yeşili yün kaban, bej boğazlı triko, koyu kahverengi pileli pantolon ve taba süet Chelsea bot.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/sonbaharin-renk-paleti-88855</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/5/5/1280x720/sonbaharin-renk-paleti-1790922964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çikolata kahvesi, bordo, hardal sarısı, kırmızı ve yeşil: 2026 sonbaharında erkek gardırobuna karakter katan beş ton ve onları kullanmanın yolları. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/luksun-yeni-performans-yuzu-88846</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lüksün yeni performans yüzü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Almanya Dietzhölztal’daki Nationales Auto Museum The Loh Collection’ın katedral sessizliğini andıran atmosferinde, bir kez daha otomotiv tasarımının nabzı yükseldi. 2023’te tasarımcıları, öğrencileri, otomotiv medyasını ve fikir insanlarını aynı samimi çatı altında buluşturma hedefiyle doğan ‘Car Design Event’, fuarların mesafeli ihtişamından uzak, yalnızca davetlilere özel bir entelektüel laboratuvar olarak başlatılmıştı. 80’i aşkın tasarım odaklı uzman gazeteci ve 70’ten fazla sektör yöneticisi, 2027 GCOTY ödüllerini, Genesis X Gran Convertible Magma GT Concept’in ilk dış sunumunu, Kia PV7’nin fuar dışı ilk gösterimini izlediler. CDE’nin popüler test filosundaki Bovensiepen Zagato, Benz Patent-Motorwagen, elektrikli T1 Samba Bus, Geely E2, Hyundai IONIQ 6 N, Kia PV5, Mercedes-Benz 600 SEL, GLC 400, S 580e 4MATIC Lang, Omoda 9 PHEV, Opel Corsa GSi nesilleri ve orijinal Monza, Porsche 928, 911 Turbo S, Renault Twingo, VW Caravelle eHybrid, ID. California Cruise, ID. Polo ve Xpeng X9 sürüşlere çıkarıldı. Dış sergide ayrıca 7 koltuklu Kia PV5 ve Foodtruck duruyordu.</p>
<p>Design Walk’te <strong>Alexander Redmer</strong> 70 yaşındaki Porsche 550 Spyder’ı, <strong>Andy Mindt</strong> Volkswagen Mission Efficiency’yi, <strong>Nicola Danza</strong> Hyundai Concept Earth ve Venus’u, <strong>Markus Anderer</strong> ise Genesis X Gran Convertible Concept ve Box Buggy’yi anlattı. Bu ünlü kreatifler, tasarımın değişen rolü, teknolojinin sınırları ve yapay zekanın tasarım süreçlerine entegrasyonu üzerine samimi değerlendirmelerde bulundular. Hyundai Avrupa Tasarım Merkezi’nin genç tasarımcılara <em>“karakter göstermeli, biraz asi olmalı ve provokatif fikirler üretmeli”</em> tavsiyesi, <em>“İyi bir çizimden çok, iyi bir fikre sahip olmak çok daha önemlidir”</em> vurgusuyla birleşerek dijital araçların çoğaldığı çağda tasarımın özüne dair unutulmaz bir hatırlatma oldu. Zira teknolojinin bu denli hızlanmasının en büyük tehlikesi, bu dijital araçların normal kullanıcılarda nasıl yankı bulacağını test edecek bir nesillik tampon zamanın olmamasıydı.</p>
<p><strong>PROGRESİF KORELİ</strong></p>
<p>Bu son buluşmanın en çok konuşulan yıldızı, Le Mans’ın tarihi asfaltında beliren siluetiyle <em>Genesis Magma GT Concept</em> oldu. İlk kez Kasım 2025’te Le Castellet’te sahneye çıkan, ancak revize edilmiş dış tasarımı ve tamamen yeni kabin içiyle yeniden tanıtılan otomobil, iki kişilik lüks bir Grand Tourer olarak kurgulanmış. Alçak burun yapısı, geniş çamurlukları, dinamik orta motor oranları, heykelsi yüzeyleri ve aerodinamik detayları markanın ‘Athletic Elegance’ felsefesini her açıdan hissedilir kılmış; yumuşak hatlı tavan çizgisi ve kendine özgü boat-tail arka yapısı hayran bıraktıran bir duruş katmış. İçeride ise modern lüks GT deneyimini yeniden yorumlayan çift konsollu ve sürücü odaklı mimari karşımıza çıktı. Motor sporlarındaki zaman ölçümünden ilham alan analog gösterge paneli, hassasiyet ve sürüşe bağlılık duygusunu güçlendiren dokunsal kontroller ve açıkta bırakılmış mekanik vites geçiş kapısı… Bu, dijitalden çok insanı merkeze alan bir felsefe idi ve otomobili normal yol lüksü ile yarış pisti kabiliyeti arasında bir köprü haline getiriyordu.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6abf4a45127a2-1790921285.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p>Genesis’in tasarım ekibi, otomobilin gerçek güzelliğinin ve özgünlüğünün kaportanın ötesinde, detaylarda ve bitişlerde özellikle de jantlarda saklı olduğunu söylüyor. <em>“Nasıl ki ayakkabılar bir kombini ayakta tutar ya da yerle bir eder, jantların da aracın genel tasarımını tamamladığını söylemek abartı olmaz” </em>diyor. Athletic Elegance’ın üç temel karakteri olan cesur, progresif ve belirgin biçimde Koreli duruşu, jantlarda da yol gösterici olmuş. Her jant tasarımının arkasında üç kural var: Gövde tasarımını tamamlayıp onunla uyum içinde olmak, görsel olarak olduğundan daha büyük görünmek ve net bir tasarım mesajı iletmek… Bu yüzden Genesis’te jantlar gövde tasarımının sonuna doğru ayrı bir parça olarak değil, aracın geri kalanıyla birlikte, en baştan geliştiriliyormuş. Markanın imzası haline gelen ‘iki çizgi’ ve ‘G-Matrix’ deseni de burada devreye giriyor; konseptin çift katmanlı kollu yapısı, markanın gelecek vizyonunu fısıldayan örnekler arasında.</p>
<p>Magma GT Concept’in arayüzündeki kronograf esinli grafikleri, OLED ekranların derin siyahlarını ve ölçülü Magma turuncusunu bir araya getiriyor. Ortadan motorlu bu yakışıklı GT konsepti, markanın performans vizyonunun zirvesini ve gerçek motor sporları kabiliyetine olan bağlılığının sembolünü temsil ediyor. Ancak Magma, literal anlamda bir alt marka değil; lüks yüksek performansın ne olabileceğine dair felsefi ve cesur bir vizyon. <em>“Zorlayan değil, ödüllendiren”</em> bir sürüş anlayışı üzerine kurulu. Sürücüden yetenek kanıtlamasını bekleyen agresif performans makinelerinin aksine Magma, sürücünün kabiliyetlerini tamamlayıp geliştiriyor; adrenalin sunarken yetenekleri sorgulatmıyor. Magma’nın cesur turuncu çizgisi, Kore’nin volkanik coğrafyasına ve yüzeyin altındaki görünmez erimiş kayaya gönderme yaparak markanın dışa dönük enerjisini simgeliyor.</p>
<p><strong>CESUR BİR VİZYON</strong></p>
<p>Genesis’in onuncu yıl dönümünde marka, küresel lüks oyuncu kimliğini sağlamlaştırmak için kısa zamana neredeyse asırlık bir gelişimi sığdırmış. Genesis Magma Racing ile üretim Magma araçları arasındaki bağ ise stratejik bir simbiyoz: GMR-001 Hypercar programından çıkan teknolojiler, seri üretim Magma modellerine yön veriyor; yarış ortamı, yüksek hız, aerodinamik, soğutma ve ekstrem dayanıklılık gibi en zorlu test koşullarını sunarak her Genesis’i daha iyi hale getiriyor. WEC 2026 ve IMSA 2027 hedefleriyle Genesis Magma Racing, markanın teknolojik geleceğine yapılmış hesaplı bir yatırım.</p>
<p>Magma’nın DNA’sı küresel bir yüksek performans iddiası taşısa da, pist odaklı sert bir alt marka değil; Genesis’in yüksek performansa bakışını temsil ediyor. Kadife eldiven içinde demir yumruk gibi. Aynı Genesis rozetini taşıyan Magma, pist odaklı modellerin sürücüyü sınırlarına iten yapısının aksine konfor, hassasiyet ve kolaylığı öne çıkararak günlük kullanılabilir bir spor otomobil ruhu sunuyor.</p>
<p>Bu son CDE’deki ana mesajı netti; otomotiv tasarımı bir dönüm noktasında. Otomobiller artık teknoloji odaklı nesnelere dönüştü ve kullanıcı deneyimi ön plana çıktı. Yapay zeka entegrasyonunun bu çılgın hızlanması, nereye gittiğini bilmediğimiz bir geleceğe işaret ediyor. Bu belirsizlik içinde CDE, tasarımcılarla doğrudan diyalog kurulmasına olanak sağlayan samimi ortamıyla önemli bir görev üstleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/luksun-yeni-performans-yuzu-88846</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/4/6/1280x720/luksun-yeni-performans-yuzu-1790921307.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Genesis Magma GT Concept, yüksek performans fikrine farklı bir yerden bakıyor. Pist kabiliyetini konfor, hassasiyet ve günlük kullanılabilirlikle buluşturan otomobil, markanın cesur yeni vizyonunu ortaya koyuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/gorunenin-ardindaki-istanbul-88843</guid>
            <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Görünenin ardındaki İstanbul</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul’u yalnızca görülecek yerlerin toplamı olarak anlatmak, bu şehrin hikâyesini eksik bırakmak demek. Yaklaşık 40 yıllık rehberlik deneyimini yeni kitabı ‘<strong><em>İstanbul, The Layered City &amp; Its Hidden Gems</em></strong>’de bir araya getiren <strong>Şerif Yenen</strong>, İstanbul’u anıtlarından mahallelerine, müzelerinden sokak lezzetlerine, su yollarından saklı kalmış kültürel hazinelerine uzanan katmanlarıyla ele alıyor. Roma, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet’in izlerini, İstanbul’un Anadolu’nun daha geniş tarihsel ve kültürel coğrafyasındaki yeriyle birlikte okuyan yaklaşık 500 sayfalık kitap; klasik bir “nerede ne var?” rehberinin ötesine geçiyor. Yenen’in amacı, yalnızca görülecek yerleri sıralamak değil, şehri anlamak; başka bir deyişle insanları turist olmaktan çıkarıp gezgine dönüştürecek bir İstanbul deneyimi sunmak.</p>
<p>Şehre farklı bir gözle baktıran bu özel kitabı konuşmak için Şerif Yenen’le buluştuk ve onun gözünden İstanbul’u konuştuk.</p>
<p><strong>İstanbul’u yaklaşık 40 yıldır rehber olarak anlatıyorsunuz. 40 yılın ardından bu kitabı yazma ihtiyacını doğuran neydi?</strong></p>
<p>Aslında bu benim ilk İstanbul kitabım değil. 20-25 yıl önce de İstanbul’a dair bir kitap yazmıştım. O zamanki bakış açımla daha cep kitabı gibi düşünmüştüm. Nerede, ne yenir? Hangi müzelere gidilir? Ne yapılır?.. Daha küçük boyutluydu ve çok da beğenilmişti. Fakat aradan yıllar geçiyor. Biz de evriliyoruz tabii. Resme biraz daha büyük, daha geniş perspektiften bakan bir kitap olsun istedim. İstanbul’u görülecek yerlerin toplamı olarak anlatmanın bu şehre yetmediğini düşünüyorum. Bu kitapta konuya insanlık tarihinden girdim,  Göbekli Tepe’den, Hititlerden devam ettim.</p>
<p><strong>Peki, bu geniş bakış açısı içeriğe nasıl yansıdı? </strong></p>
<p>Kırk yıla yaklaşan rehberlik deneyimimde, ziyaretçilerin çoğu zaman kısa sürede şehri anlamaya çalıştığını gördüm. Bu nedenle kitapta hem zamanı sınırlı olanlar için temel durakları öne çıkardım, hem de daha derine inmek isteyenler için mahalleleri, müzeleri, yakın çevre gezilerini ve saklı kalmış kültürel noktaları ayrı ayrı ele aldım. Rehberlikte de hep böyle yapmaya çalışıyorum.</p>
<p>Kitapta İstanbul’un tarihine değindim öncelikle çünkü şehrin bugününü anlamak için önce tarihi bilmek gerekiyor. Sonrasında gezilecek, ilgi çeken mutlaka görülmesi gereken yerleri ayrı bir başlık olarak verdim. Kitabın kapağında da geçen ‘Its Hidden Gems’ kısmında da bir mağazanın altındaki sarnıç, bir restoranın altındaki Rum manastır ayazması, bir otelin lobisindeki kalıntılar gibi şehrin gizli kalmış, çoğu zaman önünden geçip içine girmediğimiz ya da fark etmediğimiz yerlerini anlatan bölüm var. Müzeleri ve sanatı da ayrı bir başlık altında ele aldım. İstanbul’da müze bitmez tabii. Ben kendi kanaatimce öne çıkan müzeleri koydum. Sonra biraz da deneyim koyayım dedim. İstanbul’a gelip de deneyimlemeden gitmeyin diyeceğim şeyleri sıraladım. İstanbul’a gelip yakın çevrede kısa süreliğine gidilebilecek yerleri de soruyor turistler. Günü birlik ya da bir, iki günlük gidilecek yerleri ayrı bir başlıkta topladım. Tabi bir de yeme-içme bölümü var. Son olarak da alışveriş bölümü ekledim.</p>
<p><strong>500 sayfa yakın bir kitaptan söz ediyoruz ki içeriğe de değindik; dolu dolu bir kitap. Böyle bir kitabı kurgulamak da kolay olmasa gerek.</strong></p>
<p>Aslında çok zor olmadı. İstanbul’u anlatırken bazı şeyler olmazsa olmaz. Onlar zaten kitapta olmalıydı, bazıları ise benim kişisel gözlemlerim, tercihlerim, kendi şahsi beğenilerim aslında. Zaten bu kitap böyle pat diye yazılmadı. Yılların birikmiş malzemelerinin de bir araya toplanmış hali.</p>
<p><strong>O zaman gezilecek görecek yerler için mesela Şerif Yenen’in en beğendiği yerler diyebilir miyiz peki? </strong></p>
<p>Hem beğendiğim hem de önemli bulduğum, atlanmaması gerektiğini düşündüğüm yerler diyebilirim.</p>
<p><strong>Kitabın başlığındaki ‘The Layered City / Katmanlı Şehir’ ifadesi aslında İstanbul’a bakışınızın da özeti gibi. </strong></p>
<p>Katıldığım bir yabancı televizyon kanalında biri bana “İstanbul’u bana özetle” dedi. Yanıtım direk “Katmanlardan ulaşan bir şehir” oldu. İstanbul tek bir şehir falan değil. Metro kazılarında gördük hepimiz; bir bakıyorsunuz ki en derininde Neolitik döneme ait izler var.</p>
<p>Sizin de gözünüze çarpmıştır. Eminönü’nde ‘dört dönem katmanlı yapı’ olarak bilinen bir bina var. En alttan yukarıya doğru sırasıyla Roma, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin izlerini taşıyor bina. Yani şehrin özeti de o aslında: Katmanlardan oluşan şehir… Bence İstanbul’u en güzel yapan, İstanbul’u diğer şehirlerden farklı yapan özelliklerin başında da bu gelir.</p>
<p><strong>Turist yerine gezgin, tur yerine deneyim demeyi tercih ediyorsunuz. Yeni kitabınız da aslında klasik bir gezi rehberinden çok, okuru şehrin içine sokmaya çalışıyor. Bir insanı turist olmaktan çıkarıp gezgin yapan şey sizce nedir?</strong></p>
<p>Çok güzel yakalamışsınız. En önemli fark şu: Turistin bir ‘checklist’i oluyor. “Topkapı’yı gördüm, Ayasofya”yı gördüm. İki de Instagram fotoğrafı aldım; tamamdır.” diyenler turist oluyor. “Gittim, gördüm, chek attım” yani. Ama gezgin büyük resme bakıyor. Büyük resmin içinde onu doğru yere yerleştiriyor. Olağandan çıkıyor, arka sokağa geçiyor. Halk nerede yaşıyor ona bakıyor. Mahalle kültürünü inceliyor. Biz turlarımızda aniden otobüsü durdururuz; tarlada pamuk toplayan işçilerin yanına gideriz, söyleşi yaparız, fotoğraf çekeriz. Yani bunlar insanları turist olmaktan çıkıp birer gezgin olmasını sağlayan detaylar.</p>
<p><strong>İstanbul’u anlatmanın ya da anlamanın bir anahtarı var mı? </strong></p>
<p>Türk ya da yabancı fark etmez, birisi gerçekten “Ben bu İstanbul’u hakkını vererek gezmek istiyorum” dediğinde benim naçizane çıkardığım formül bu kitap. Yani herkes farklı bir rota çizebilir, formül yazabilir. Ben bu formülü yazdım.</p>
<p><strong>O zaman, İstanbul’u tanıma rehberi diyebilir miyiz kitabınıza?</strong></p>
<p>Tanıma demeyelim, biraz daha ileriye götürelim, anlama diyelim. İstanbul’un insanlık, kültür tarihindeki öneminden yola çıkarak, katmanlarıyla birlikte ele alıp anlamaya çalışarak hazırlanan bir İstanbul deneyimlemesi bu kitap.</p>
<p><strong>Aslında değindik biraz ama </strong><strong>yine de sormak isterim. </strong><strong>Bakan gözle, gören göz ayrımı vardır ya… Bir şehrin ruhunu anlamak için hangi detaylara bakmamız gerekiyor?</strong></p>
<p>Ben bir yere gittiğimde oranın en meşhur yerini gezeyim gibi bir derdim olmuyor. Biraz daha arka sokaklara gitmek istiyorum. En lüks lokantada değil de üç sokak arkadaki salaş bir yerde yemek yemeği seviyorum mesela. Orada sokak lezzeti ne var, o bölgenin olmazsa olmaz lezzeti ne, ona bakıyorum. Ama daha da önemlisi o şehrin tarihinin büyük resimdeki yerine bakmaya çalışıyorum.</p>
<p><strong>Peki, 38 yıl rehberlik yapan biri olarak hâlâ İstanbul’da sizi şaşırtabilen bir şey var mı? </strong>İstanbul bitmek, tükenmek bilmiyor. Hala yeni yerler keşfediyorum. Hala bu katmanlardan oluşan şehrin alt katmanlarının izleri üst katmanlarının altında saklı duruyor. Biz bunları biraz kurcalayınca görebiliyoruz, ulaşabiliyoruz. Bu beni şaşırtmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Bir gün İstanbul’u hiç anlatmadan, sadece gezmek için yola çıksanız, kendinizi nerede bulursunuz?</strong></p>
<p>Ben böyle durumlarda daha az bildiğim bölgelere gidip keşifler yapmak istiyorum. Şu an mesela hala görmediğim Aydos Tepesi var. Bizans döneminden kalan bir kale yani. Keşfedilmeyi bekliyor benim açımdan.</p>
<p><strong>İstanbul’la ilgili yıllar içinde değişen çok şey gördünüz. Peki İstanbul’da hiç değişmeyen ne kaldı?</strong></p>
<p>Tabii ki tüm heybetiyle şehre hakimiyetini kurmuş olan yapıtlar var. 1500 yıldan beri İstanbul'un her şeyine tanıklık eden Ayasofya var mesela. Kız Kulesi, Galata Kulesi, Topkapı Sarayı, Süleymaniye Camii var ya da. Dünyanın kültürel birikimi en zengin şehirlerinden birindeyiz. Maalesef, üzülerek söylüyorum ve kimseyi de kırmak istemem ama kendi kültürümüze hak ettiği kadar merak duymuyoruz. Dünyanın kültür birikimi en yüksek ülkelerinden birinde yaşamakla birlikte o kültür birikimine en az ilgi duyan insanlarından da biriyiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/gorunenin-ardindaki-istanbul-88843</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/4/3/1280x720/gorunenin-ardindaki-istanbul-1790920966.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Roma’dan Bizans’a, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan izleriyle İstanbul, her dönemin kendi hikâyesini bıraktığı, katmanlı bir şehir. Rehber ve yazar Şerif Yenen, ‘İstanbul, The Layered City &amp; Its Hidden Gems’ kitabında bu katmanların peşine düşerek şehri ‘gezgin’ olarak anlamanın yollarını anlatıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/izmir-devlet-opera-ve-balesi-sezonun-ilk-perdesini-acti-88934</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> İzmir Devlet Opera ve Balesi, sezonun ilk perdesini açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p class="isSelectedEnd">İZDOB, 2026-2027 sanat sezonunu, Türk operasının önemli bestecilerinden Devlet Sanatçısı Okan Demiriş’in “IV. Murat” operasıyla açtı. 1 Ekim 2026’da sahnelenen eserin prömiyeri, kurumun 45. sanat sezonunun da başlangıcı oldu.</p>
<p class="isSelectedEnd">Sultan IV. Murat’ın 1623-1640 yılları arasındaki hükümdarlık dönemini konu alan opera, genç yaşta tahta çıkan padişahın saray içindeki güç mücadeleleri arasında otoritesini kurma sürecini ele alıyor. Üç perdeden oluşan eser, tarihsel olayları iktidar, otorite ve insan ilişkileri ekseninde işleyerek Osmanlı sarayının siyasi atmosferini sahneye taşıyor.</p>
<p class="isSelectedEnd">Librettosu A. Turan Oflazoğlu tarafından kaleme alınan operanın orkestra şefliğini Tolga Taviş, rejisörlüğünü ise Haldun Özörten üstleniyor. Eserin dekor tasarımı Özgür Usta, kostüm tasarımı N. Gazal Erten tarafından hazırlandı. Koro şefliğini Mahir Seyrek’in yürüttüğü yapımın ışık tasarımı Emre Yürekli’ye, video projeksiyonu Ahmet Şeren’e ait. Eserde Konzertmeister olarak Çağatay Şeçkin görev alıyor.</p>
<p class="isSelectedEnd">Oyuncu kadrosunda Sultan IV. Murat rolünü Doğukan Özkan ve Teyfik Rodos, Kösem Sultan rolünü Eylem Demirhan ve Derya Kırcalı Gürlük dönüşümlü olarak seslendiriyor. Sadrazam Topal Recep Paşa karakterini Murat Duyan ve Cihan Özmen, şair Nef’î’yi Tankut Eşber ve Mehmet Alp Özkazanç, Silahtar’ı ise Muzaffer Soydan ve Barış Veral canlandırıyor.</p>
<p class="isSelectedEnd">“IV. Murat” operası, prömiyer ve sezon açılışının ardından 3 ve 5 Ekim tarihlerinde Bornova Kültür ve Sanat Merkezi Necdet Aydın Sahnesi’nde izleyiciyle buluşacak.</p>
<p>Eserin biletleri Bornova Kültür ve Sanat Merkezi gişelerinden ve Biletinial üzerinden temin edilebiliyor. İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin 2026-2027 sanat sezonuna ilişkin program, temsil tarihleri ve eser bilgilerine ise kurumun resmî internet sitesi operabale.gov.tr ve sosyal medya hesapları üzerinden ulaşılabiliyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ac0bf8d63fb4-1791016845.jpg" alt="" width="500" height="702" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/izmir-devlet-opera-ve-balesi-sezonun-ilk-perdesini-acti-88934</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/3/4/1280x720/izmir-devlet-opera-ve-balesi-sezonun-ilk-perdesini-acti-1791016894.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Devlet Opera ve Balesi, Okan Demiriş’in “IV. Murat” operasını 1 Ekim’de sahneleyerek 45. sanat sezonuna başladı. Sultan IV. Murat’ın hükümdarlık dönemini konu alan eser, saraydaki iktidar mücadelelerini ve dönemin siyasi atmosferini ele alıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/milanoda-govde-gosterisi-88857</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Milano’da gövde gösterisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Beş defile, beş farklı yön: Prada tek bir giysiye odaklandı, Fendi ihtişamı merkeze aldı, Marni arşivini yeniden düzenledi. Gucci bütün karakterlerini aynı mağazada buluşturdu; Bottega Veneta ise işçiliğin ağırlığını her zamanki sakin tavrıyla modernize etmeye çalıştı. Hepsinin ortak fikri şu: Milano’da bu sezon etkileyici bir defile yapmak kadar, defile bittikten sonra zihinde kalacak bir giysi bırakmak da önemliydi.</p>
<p><strong>ETEK PRADA’NIN </strong><strong>ODAĞINDA!</strong></p>
<p>Miuccia Prada ve Raf Simons, koleksiyonu bütünüyle eteğe ayırarak haftanın en net tavrını ortaya koydu. A kesimlerden pililere, yalın modellerden kristallerle işlenmiş parçalara uzanan seçki, aynı giysinin ne kadar farklı tavır taşıyabileceğini gösterdi. Özellikle büyük cırt bantlarla tutturulan etekler, bazen basit bir uygulamanın nasıl fark yaratacağını gösterdi. Sözün özü: Prada, yeni bir siluet icat etmeye uğraşmadan tanıdık bir parçayı yeniden ilginç kıldı.</p>
<p><strong>FENDI’NİN </strong><strong>SİHİRLİ AYNASI</strong></p>
<p>Maria Grazia Chiuri’nin Fendi defilesinde izleyiciler aynalarla çevrili bir alana yerleştirildi. Dantel, transparan elbiseler ve şortlar; siyah takımlar, denim, pelerinimsi dış giyim ve süslü Baguette çantalarla yan yana yürüdü... Defilenin güçlü yanı, Fendi’nin aksesuar ve süsleme ustalığını kıyafetlerle buluşturması. Aynalar, danteller ve ışıltılı Baguette’ler bu sezona damga vuracak parçalar.</p>
<p><strong>MARNI’DE ARŞİVE </strong><strong>DÖNME ZAMANI</strong></p>
<p>Meryll Rogge’nin ikinci Marni koleksiyonu, modaevinin alışıldık stilini koruyor, hatta onu daha sert bir çizgiye taşıyor... Ham deriden çuval elbiseler, büyütülmüş tokalar, yer değiştirmiş düğmeler, açığa çıkan astarlar ve dikişler; Marni’nin süsleme dilini söküp yeniden birleştiriyor. Spor giyim ile terzilik arasındaki sürtünme erkek koleksiyonuna da yayıldı. Rogge’nin başarısı, arşivi kutsal bir miras gibi ele almaması. Parçaları çizgisinden çıkararak markanın eski merak duygusunu canlı tutuyor. Marni, eski görkemine kavuşma yolunda tam gaz ilerliyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6abf51b889fae-1790923192.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p><strong>GUCCI’NİN </strong><strong>TEATRAL ŞOVU</strong></p>
<p>Demna, ‘The Store Show’ için defile alanını bir Gucci mağazasına dönüştürdü. Binici ceketleri, keskin omuzlu takımlar, rugby üstleri, ekose etekler, horsebit ayrıntıları ve gece elbiseleri aynı çatı altında yürüdü. Tasarımcı bunu, Gucci’ye ilişkin kişisel vizyonunu bütünüyle sunduğu ilk koleksiyon olarak tanımladı. Referans noktası ise yine Tom Ford döneminin Gucci’si… Heyhat, Ford’un siluetlerine kıyasla hala çok zayıf…</p>
<p>Hakkını yemeyelim, mağaza fikri isabetli: Gucci’nin birbirine benzemeyen müşterilerini aynı hikâyenin karakterlerine dönüştürüyor. Buna karşılık koleksiyonun genişliği odağını da dağıtıyor; binicilikten gece hayatına uzanan geçişler güçlü bir dünya kurarken tek ve kalıcı bir siluet bırakmıyor. Pazarlama konusunda bir duayen olan Demna’nın bu kalabalıktan hangilerini markanın yeni imzasına dönüştüreceği hâlâ muamma.</p>
<p><strong>BOTTEGA VENETA’DA </strong><strong>MODERNLEŞME ADIMLARI</strong></p>
<p>Louise Trotter, Bottega Veneta’da mevsimlerin değişimini giysilerin ağırlığı üzerinden anlattı. Defile dolgulu omuzlara sahip paltolarla başladı; pastel renkler, beyaz dantel, açık örgüler ve daha ferah yazlık yüzeylerle hafifledi. İnce intrecciato deri kuşaklar ve dokulu parçalar, evin malzeme bilgisini yine görünür kıldı.</p>
<p>Trotter’nin bu sezonki ilerlemesi, ustalığı her görünümde sonuna kadar sergileme ihtiyacından uzaklaşması. Bazı parçalar hâlâ fazla emek ve fikir taşıyor. Bottega’nın en güçlü geleceği, o ustalığın ne zaman susacağını da bildiği yerde görünüyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/milanoda-govde-gosterisi-88857</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/5/7/1280x720/milanoda-govde-gosterisi-1790923216.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yıl, 22-28 Eylül tarihleri arasında düzenlenen Milano Moda Haftası’nın 2027 ilkbahar/yaz koleksiyonlarında ortak soru şuydu: Bir moda evi, bilinen tarzını korurken yeni bir şey söyleyebilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/hafizanin-sarmalinda-sarsici-bir-hikaye-88838</guid>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hafızanın sarmalında sarsıcı bir hikâye</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>‘Okul Tıraşı’yla Berlin’de önemli bir başarı elde etmiştiniz. Şimdi de ‘Cinlerin Düğünü’ Toronto Film Festivali’nde... Uluslararası izleyiciyle buluşmak sizin için nasıl bir anlam taşıyor?</strong></p>
<p><strong>FERİT KARAHAN:</strong> Toronto bizim için gerçekten çok iyi bir deneyimdi. <em>‘Cinlerin Düğünü’</em>, <em>‘Okul Tıraşı’</em>ndan hem biçim hem de anlatı olarak daha farklı ve daha zor bir film. Üç ayrı zaman diliminde ilerleyen, karakterler arasında sürekli bağlar kuran ve seyirciden daha aktif bir ilişki talep eden bir yapısı var. Bu nedenle filmin bütün katmanlarını ilk karşılaşmada hemen açan bir film olmadığının farkındaydım. Buna rağmen Toronto’daki karşılığının ve özellikle eleştirilerin genel olarak iyi olması beni çok memnun etti. Çünkü böyle filmlerde seyircinin filmi hemen sevmesinden çok, filmin dünyasına girmesi, üzerine düşünmesi ve film bittikten sonra da bazı soruları yanında taşıması benim için daha önemli.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6abf46631a037-1790920291.jpg" alt="" width="500" height="548" /></p>
<p><strong>Oyuncular olarak neler hissediyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>SARP BOZKURT: </strong>Sadece ülkemizdeki değil dünyadaki tüm oyuncuların gitmek istediği bir festivalde açılış yaptık. Gelen global ilgi de bize hayal gibi geliyor. Toronto’da zaman zaman olduğumuz yerin farkına varıp, insanların ilgisini görüp “Biz şu anda ne yaşıyoruz?” dedik. Tabii ki ifade edemeyeceğim kadar mutluyuz.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6abf46870dea4-1790920327.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p><strong>HELİN KANDEMİR: </strong>Ferit Hoca, <em>‘Cinlerin Düğünü’</em>nden önce de filmlerini heyecanla takip ettiğim, çalışmak adına büyük bir heyecan duyduğum bir yönetmendi. Senaryo elime ilk ulaştığında da bu ortaklık ihtimali için çok heyecanlıydım.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6abf46988d478-1790920344.jpg" alt="" width="500" height="701" /></p>
<p><strong>Senaryo da sizin kalemizden... Ülkemiz topraklarında birçok gerçekliği bir araya getirdiğinizi ve derinleştirdiğinizi görüyoruz. Neden böyle bir hikâye üzerinden ilerlemek istediniz?</strong></p>
<p><strong>F.K.:</strong> Filme başlamadan fikir olarak bende dönüp duran bir cümle vardı. “Kendi karanlığını reddeden insan, kaderini gerçekten değiştirebilir mi?” sorusu beni bu filmi yapmaya itti. Bana göre insanın en tehlikeli yanı karanlık dürtülere sahip olması değildir. Asıl tehlike, bunların varlığını inkâr etmektir. Kendimizde kabul edemediğimiz karanlıkların her parçasından düşmanlar yaratırız. Günün sonunda karşımızda hiç kimsenin ve herkesin olduğu bir düşmanlar ordusu yaratmış oluruz. Bir süre sonra o düşmanlar bizden daha büyük hâle gelir. Öyle bir hal alır ki, biz, yarattığımız bu suni düşman ordusunun kuklasına dönüşürüz. Bu sadece bireyler için değil, toplumlar için de geçerli. Bugünden bakıldığında her topluluğun yarattığı suni düşmanları görüyoruz.</p>
<p><strong>Sizi bu hikâyeye ve karakterinize çeken temel unsur ne oldu?</strong></p>
<p><strong>H.K.: </strong>Yönetmenimizle beraber keyifli bir hazırlık sürecimiz oldu. Bir oyun provası deneyimlemedik çünkü çekimlerde yaşanacak keşfin önünü hiç kapatmadık. Daha çok hikâyenin içine yönelik, karakterlerimizin dünyalarını ve bağlantılarını kavramak üzerine uzun uzun sohbet ettik. Hikâyenin ruhuna çok uygun bir coğrafyada çekim yaptığımız için, o dokuya temas etmek hepimize iyi geldi.</p>
<p><strong>S.B.:</strong> Hikâyede gördüğüm şey bize miras kalan duygulardı. Bu gerçekte inandığım bir şey. Filmin bu duyguyu, bu kadar sert bir şekilde anlatması çok hoşuma gitmişti. Yaşadığımız bazı şeyler veya biz yaşamasak da bazı hayatlar zannettiğimizden daha sert. Yasin karakteri ise uzun zamandır hayalini kurduğum bir roldü. Bu miras kalan duyguların en saf haliydi. Filmdeki en temiz şeydi, Yasin karakteri...</p>
<p><strong>Peki, karakterinizdeki o ham duyguyu yakalamak için kendi konfor alanınızdan ne kadar çıkmanız gerekti?</strong></p>
<p><strong>S.B.:</strong> Oldukça. Filmi çektiğimiz Erzincan ve o bölgenin atmosferi o ham duyguyu yakalamakta çok yardımcı oldu aslında. Orada biraz yalnız kaldık hepimiz. Bence bu film için bu duygu çok doğruydu. Yasin karakteri özelinde, her şeyi çocukluğundan beri kendi yapmaya alışmış bir Sarp olarak, sürekli yardıma ihtiyaç duyan bir Yasin’i canlandırmak için bütün bildiklerimi unutmak yardımcı olacaktı. Bu yüzden bütün konfor alanımı terk etmem gerekti ve bu bana çok iyi geldi.</p>
<p><strong>H.K.:</strong> Aile yarasının ve tanımsız ilişkilerin çok evrensel şeyler olduğunu düşünüyorum. <em>‘Cinlerin Düğünü’</em> bir olay üzerinde dönmüyor, bir sosyal yapıyı hedef almıyor. Bunun ulaşılabilirliğini arttırdığına inanıyorum.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6abf4848e0552-1790920776.png" alt="" width="500" height="182" /></p>
<p><strong>Yerel ve Anadolu kökenli bir hikâyenin evrensel sinema çevrelerinde bu derece hızlı karşılık bulmasını neye bağlıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>F.K.:</strong> Ben yerel olanla evrensel olan arasında büyük bir ayrım olduğunu düşünmüyorum. Sinemada belirli bir coğrafyaya, kültüre ve insana ne kadar yaklaşırsanız, oradan çok daha geniş bir dünyaya bakabileceğinize inanıyorum. Bazen büyük resmi görebilmek için kamerayı, onun içinde neredeyse görünmeyecek kadar küçük bir çatlağa yaklaştırmak gerekir. <em>‘Cinlerin Düğünü’</em>nde tarihsel olayların kendisinden çok, bu olayların insanların hayatlarında bıraktığı izler ilgimi çekiyor. Sanırım diğer insanlarda karşılık bulmasının sebebi, bu minör tarih anlayışının anlatıda hâkim olması.</p>
<p><strong>O bastırılmış karanlık ve nesiller boyu aktarılan travmalar, sinemanızda nasıl bir anlatı biçimine dönüşüyor?</strong></p>
<p><strong>F.K.:</strong> Filmde, anlatıyı klasik anlamda neden-sonuç ilişkileriyle ilerleyen bir yapıdan çok, hafızanın çalışma biçimine yaklaştırmaya çalıştım. Daha döngüsel ve sarmal bir yapı... Çünkü hafıza kronolojik değil; bazı anları büyütüyor, bazılarını siliyor, bazen de yıllar önce yaşanmış küçücük bir ayrıntıyı bugünün en önemli meselesi hâline getiriyor. Benim için filmin biçimini belirleyen şey de buydu: Seyirciye geçmiş hakkında bilgi vermekten çok, geçmişin hâlâ orada olduğunu hissettirmek. Böylelikle, başkalarına büyü gibi gelen şeyin bizim gerçekliğimiz olduğunu gösterebilecektim.</p>
<p><strong>Aslında geçmişin bugünü sürekli etkilediği bir yapı kuruyorsunuz. Sizce insanın ailesinden ve geçmişinden devraldığı şeylerle kendi hayatı arasında nasıl bir mücadele var?</strong></p>
<p><strong>F.K.:</strong> Geçmiş yalnızca hatırladığımız bir şey değil, bugünün içinde sürekli yeniden ürettiğimiz bir şey. Bunun politik bir tarafı da var. Toplumlar da bireyler gibi neyi hatırlayacaklarına, neyi unutacaklarına, hangi acıyı canlı tutup hangisini görmezden geleceklerine bugünün çıkarlarından yola çıkarak bakıyorlar. Geçmişi her şeyi açıklayan bir mazerete dönüştürmemek gerektiğine inanıyorum. Bir noktadan sonra insan kendisine yapılanla ne yapacağına karar vermek zorunda.</p>
<p><strong>S.B.:</strong> Eğer bu mirası kabullenirseniz ve taşıdıklarınızın farkına varırsanız bunlardan kurtulmak mümkün bence. Ama çoğumuz taşıdığımız şeyleri ya bilmiyor ya da kabul etmiyor. Bir noktada bunlarla yüzleşip, kabullenip, bunlardan kurtulmak gerektiğine inanıyorum.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6abf46b327f5e-1790920371.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><em>Cinlerin Düğünü, 6 Kasım’da vizyonda...</em></span></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/hafizanin-sarmalinda-sarsici-bir-hikaye-88838</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/8/3/8/1280x720/hafizanin-sarmalinda-sarsici-bir-hikaye-1790920411.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçmişin gölgelerini, kuşaktan kuşağa aktarılan sırları ve insanın kendi karanlığıyla yüzleşmesini merkezine alan ‘Cinlerin Düğünü’, Toronto prömiyerinin ardından Türkiye’de vizyona girmeye hazırlanıyor. Sinemaseverleri sarsıcı bir döngünün içine çeken filmi yönetmen Ferit Karahan, oyuncular Sarp Bozkurt ve Helin Kandemir’den dinledik. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/terk-edilmis-yapilarin-hafizasi-88901</guid>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 17:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Terk edilmiş yapıların hafızası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p class="isSelectedEnd">Yaşanmış, terk edilmiş ve dönüşüme uğramış mekanların hafızasını resimlerine taşıyan Akın Güreş, Loft Art’ın beşinci yılı kapsamında düzenlenen “Arşiv” grup sergisine iki eseriyle katılıyor. Sanatçının 2024 tarihli “Yakalanan Zaman” ve 2026 tarihli “Yükseliş ve Düşüş” adlı çalışmaları, zaman, mekan ve bellek arasındaki ilişkiye odaklanıyor.</p>
<p class="isSelectedEnd">Farklı tekniklerle üretilen iki eser, sanatçının restore edilmiş, yok olmuş ya da terk edilmiş yapıların izini sürdüğü üretim pratiğini yansıtıyor. Güreş, bu mekanlarda geride kalan nesneler, unutulmuş hatıralar ve zamanın bıraktığı izler üzerinden kentlerin ve yapıların taşıdığı yaşanmışlıkları ele alıyor.</p>
<p>Loft Art’ın beş yıllık sergi yolculuğuna yeniden bakma imkanı sunan “Arşiv”, 23 bağımsız sanatçının eserlerini bir araya getiriyor. Sergi, 2 Ekim-29 Kasım 2026 tarihleri arasında Beşiktaş Nispetiye’de bulunan Loft Art’ta sanatseverlerle buluşuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/terk-edilmis-yapilarin-hafizasi-88901</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/0/1/1280x720/terk-edilmis-yapilarin-hafizasi-1790950615.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanatçı Akın Güreş, zamanın ve belleğin izlerini taşıyan “Yakalanan Zaman” ve “Yükseliş ve Düşüş” adlı eserleriyle Loft Art’ın beşinci yılına özel düzenlenen “Arşiv” sergisinde yer alıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
