<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/karelerin-cazibesi-90950</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karelerin cazibesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KLASİKLERIN ASİ DÖNÜŞÜ</strong></p>
<p>Kareli desenlerin modayla ilişkisi uzun yıllara dayanıyor. İskoç tartanları, İngiliz centilmenlerinin tüvit ceketleri ve kusursuz kesimli takımlar, erkek stilinin vazgeçilmezleri arasında. Ancak bu sezon kareler geçmişe nostaljik bir yolculuk yapmaktan çok, o mirası bugünün sokaklarına taşıyor. Kesimler genişliyor, omuzlar rahatlıyor, klasik ceketler beklenmedik parçalarla buluşuyor. Özellikle kahverengi, antrasit, haki ve bordo tonlarındaki kareli blazer ceketler, sezonun öne çıkan parçalarından. İnce çizgili pencere desenleri daha rafine bir görünüm yaratırken büyük ekoseler kombine karakter katıyor. İşin sırrı ise bu ciddi havalı parçaları daha rahat giysilerle tamamlamakta. Kusursuz bir takım görünümü yerine jean ve triko gibi gündelik parçalarla kurulan denge, çok daha güncel bir etki yaratıyor.</p>
<p><strong><em>Sezon kombini:</em></strong><em> </em>Kahverengi kareli blazer, ekru kaşmir triko, koyu indigo jean, süet loafer ve deri kemer.</p>
<p><strong>TÜVİTİN MODERN YORUMU</strong></p>
<p>Tüvit artık yalnızca kır evlerinin, hafta sonu kaçamaklarının ya da klasik İngiliz stilinin kumaşı değil. Kendine özgü dokusu ve tok duruşuyla bu sezon şehir gardırobunda da kendine yer buluyor. Üstelik yeni nesil tüvit ceketler, geçmişin sert ve kalıplı silüetlerinden uzak. Daha geniş omuzlar, kısa kesimler ve rahat formlar, bu köklü kumaşa beklenmedik bir dinamizm kazandırıyor. Gri tüvitin siyahla yarattığı kontrast, özellikle minimalist giyinen erkekler için güçlü bir seçenek. Kahverengi ve toprak tonları ise süet, denim ve kalın trikolarla bir araya geldiğinde daha sıcak bir etki yaratıyor. Balıksırtı dokular, küçük kareler ve hafif renk geçişleri, gösterişe ihtiyaç duymadan fark yaratmanın en şık yollarından.</p>
<p><strong><em>Sezon kombini:</em></strong><em> </em>Gri tüvit ceket, siyah boğazlı kazak, geniş kesim yün pantolon, deri Chelsea bot ve çelik saat.</p>
<p><strong>EKOSENİN SOKAK HALİ</strong></p>
<p>90’ların grunge ruhunu hatırlatan ekose gömlekler yeniden öne çıkıyor. Ama bu kez mesele yalnızca bir gömleği jean üzerine geçirmek değil. Oversize kesimler, kalın dokular ve katmanlı kombinler sayesinde ekose gömlekler, sezonun en karakterli sokak stili parçalarına dönüşüyor. Özellikle gömlek-ceket formundaki modeller, serin sonbahar günlerinin kurtarıcısı. Beyaz bir tişörtün ya da ince bir trikonun üzerine giyildiğinde özenli ama doğal bir görünüm yaratıyor. Kırmızı-siyah ekose hâlâ kült statüsünü korurken orman yeşili, lacivert ve hardal tonları daha sofistike bir alternatif sunuyor. Biraz salaşlık, biraz tavır ve doğru aksesuarlarla ekose daha şehirli bir kimlik kazanıyor.</p>
<p><strong><em>Sezon kombini:</em></strong><em> </em>Yeşil-lacivert ekose overshirt, beyaz tişört, antrasit bol kesim jean, kalın tabanlı sneaker ve örgü bere.</p>
<p><strong>PALTONUN YILDIZ OLDUĞU AN</strong></p>
<p>Bazı parçalar vardır, üzerinize aldığınız anda bütün görünümü değiştirir. Bu sezon kareli paltolar tam olarak o etkiyi yaratıyor. Uzun kesimler, güçlü omuzlar ve büyük desenler, sonbaharın en sade kombinlerine bile iddialı bir karakter kazandırıyor. Klasik gri ve siyah kareler her zaman güvenli bir tercih. Ancak çikolata kahvesi, koyu yeşil ve bordo tonları, sezonun zengin renk paletini çok daha iyi yansıtıyor. Özellikle büyük ekoseli bir paltoyu düz renkli parçalarla tamamlamak, desenin etkisini artırıyor. Kaliteli bir triko, iyi kesimli bir pantolon ve deri botlarla tamamlanan bu palto, sade ama şık bir görünüm sunuyor.</p>
<p><strong><em>Sezon kombini:</em></strong><em> </em>Uzun kareli yün palto, siyah kaşmir kazak, koyu gri pileli pantolon, deri bağcıklı bot ve yün atkı.</p>
<p><strong>KURALLARI BOZAN KARELER</strong></p>
<p>Kareli desenleri tek bir parçayla sınırlamak zorunda değilsiniz. Bu sezon farklı desenleri bir araya getirmek, giyinmenin en eğlenceli yanlarından biri. İnce kareli bir blazer ceketin içine çizgili gömlek giymek ya da küçük ekoseli bir pantolonu dokulu bir ceketle tamamlamak, klasik erkek giyimine beklenmedik bir enerji katıyor. Elbette bu oyunun da bir dengesi var. Büyük ve küçük desenleri birlikte kullanmak, birbiriyle uyumlu renkler seçmek ve görünümü sade aksesuarlarla tamamlamak yeterli. Daha temkinli davranmak isteyenler içinse kareli bir atkı ya da şapka, trendi gardıroba taşımanın en kolay yolu. Bu sonbahar kareler yalnızca bir desen değil, stilin karakterini belirleyen güçlü bir detay. Kimi zaman tüvit bir cekette rafine, kimi zaman oversize bir gömlekte asi, kimi zaman da uzun bir paltoda son derece iddialı. Klasikler, bu sezon daha rahat ve özgür bir tavırla karşımıza çıkıyor.</p>
<p><strong><em>Sezon kombini:</em></strong><em> </em>Küçük kareli yün pantolon, lacivert blazer, açık mavi çizgili gömlek, bordo loafer ve deri omuz çantası.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/karelerin-cazibesi-90950</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/5/0/1280x720/karelerin-cazibesi-1793364654.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Biraz İngiliz aristokrasisi, biraz 90’ların asi ruhu, bolca şehirli tavır… Kareli desenler, bu sonbahar erkek giyiminin öne çıkan unsurları arasında. Tüvit ceketlerden oversize ekose gömleklere, gösterişli paltolardan modern takımlara uzanan bu eğilim, klasik erkek giyimine yeni bir yorum katıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/gelecegi-kuran-kusak-90948</guid>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geleceği kuran kuşak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhuriyet’in ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını yetiştirmek üzere yurtdışına gönderilen gençlerin öyküleri, İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’ndeki <em>‘Bir Neslin Yükselişi: Erken Cumhuriyet’te Yurtdışı Eğitim Seferberliği’</em> sergisinde bir araya geliyor. Küratörler <strong>İzzeddin Çalışlar</strong> ve <strong>Hülya Öz</strong>’le, 1924-1954 arasındaki eğitim seferberliğini, gençlerin başarılarının ardındaki sistemi ve ailelerin sakladığı belgelerle günümüze ulaşan bu mirası konuştuk.</p>
<p><strong>1924-1954 arasındaki yurtdışı eğitim seferberliğini sergiye dönüştürme fikri nasıl ortaya çıktı? Bu 30 yıllık döneme yeniden bakmanıza neden olan neydi?</strong></p>
<p><strong>İZZEDDİN ÇALIŞLAR: </strong>Hülya Öz yaklaşık üç yıl önce babası Hakkı Öz’ün de aralarında olduğu bir grup mühendisin ortak bursiyerlik geçmişi hakkındaki bulgularını heyecanla paylaşarak bu tema üzerinden bir sergi tasarlamanın mümkün olup olmayacağını sordu. Bu konu farklı mecralarda hep sınırlı biçimde ve popüler isimler üzerinden ele alındığından projenin aslında ne kadar geniş boyutlu ve katmanlı olduğunu aktarabilecek bir serginin daha anlamlı olacağını düşünüp araştırmayı derinleştirdik. Yüze yakın bursiyer ailesine ulaştıktan sonra gerek sergilenecek materyal gerekse sözlü tarih bakımından çok daha doyurucu bir içerik oluştu. Dönüp dolaşıp bu döneme bakmamızın sebebi ise Erken Cumhuriyet diye adlandırılan dönemde Türkiye’de yaratılan sıçramanın nedenlerine dair merak duymamız. Kimilerinin “çivi bile çakılmamış” dediği dönemin mıhlarını ortaya koymak... Neyin nasıl yapılıp ne sonuç verdiğini öğrenip başkalarına göstermek.</p>
<p><strong>İçeriği biliyoruz ama serginin temel odak noktası ne? Ziyaretçiler bu sergi alanında neleri görecekler? </strong></p>
<p><strong>İ.Ç.: </strong>Aslında temel odak noktası bir formülün analizi. Yeni kurulan bir devlet sisteminin liyakat, fırsat eşitliği ve disiplin denetimiyle en kısa sürede en verimli sonuca ulaşma projesi. Ziyaretçiler bu projenin aktörlerini, onların deneyim ve anılarını, cesaret ve çalışkanlıklarını görecek. Ellerindeki imkanları nasıl kullandıklarını, hangi duyguları beslediklerini ve yokluktan varlığa ulaşmalarını izleyecek, bir saatliğine başka bir zaman dilimine ışınlanıp hiç tanımadıkları suretlerle empati kuracaklar.</p>
<p><strong>Otuz yıllık bir dönemi ve çok sayıda insanın hikâyesini bir sergide anlatmak kolay değil. Serginin çerçevesini nasıl belirlediniz, neleri öne çıkarmayı tercih ettiniz? Bu kadar geniş bir tarihsel malzemeyi sergiye dönüştürürken nasıl bir kurgu oluşturdunuz?</strong></p>
<p><strong>HÜLYA ÖZ: </strong>Genç Türkiye Cumhuriyeti, modernleşme hamlesinde en kritik unsurlardan biri olan eğitimli insan gücüne odaklanmış. Biz de 1416 sayılı Kanun’u merkeze alarak genç Cumhuriyet’in ilk otuz yılında burs sistemine yön veren beş önemli millî eğitim bakanından söz ederek sergimize başlıyoruz. Bu seçme sistemini ve sürecin tamamını, duygusal boyutuyla birlikte gözler önüne serdiğimiz parçalardan oluşturduk.</p>
<p><strong>Bursiyerlerin çocuklarının ve ailelerinin yıllarca sakladığı mektuplar, fotoğraflar ve belgeler serginin temel kaynakları arasında. Sizi şaşırtan, bir bursiyerin hikâyesine bakışınızı değiştiren bir şey çıktı mı?</strong></p>
<p><strong>H.Ö.: </strong>Çok başarılı bir okul geçmişi olan bir bursiyer, yurtdışındaki günlerinin henüz başında kendini yalnız hissetmiş. Yaşadığı geçici moral bozukluğuna çare olarak şehir değişikliği için müfettişliğe bir ricada bulunuyor. Kendisine yazılan cevabı okudum ve şaşırdım. Mektupta ana hatlarıyla şu yazılıyordu: <em>“Geçen yıllarda başka talebeler de benzer bir psikolojik zorluk içine düşmüştü. Birinin adresi ve ismini veriyorum. Onunla buluşup bu sorunu nasıl aştığını konuşun. Size yardımcı olacaktır. O nasıl aştıysa sizin de bu zorluğu aşacağınıza şüphem yok.”</em> Bu mektuptan da anlıyoruz ki, devlet bu çocukların daima yanında olmuş. Bu eğitim planlamasında her ayrıntı öngörülerek pedagojik donanıma sahip kadrolar görev almış.</p>
<p><strong>Araştırma sırasında, ilk kez karşılaştığınız ya da neden daha fazla tanınmadığını sorguladığınız isimler oldu mu?</strong></p>
<p><strong>İ.Ç.: </strong>Birkaç yüz kişinin değil, binlerce bursiyerin yararlandığı bir sistem bu. Kimse tamamını tanıyamaz. Ancak her rastladığımız bireyin bir başarı öyküsü yazdığını görmek şaşırtıcı. Öyle bir uygulama başarısı var ki, olası aksamaları anında saptıyor ve bursu durduruyor. Mutlak kriter, süreğen başarı. Bir kuruşu bile boşa harcama imkânı olmayan devletin, hak edenlere olabildiğince çok olanak sağladığı görülüyor. İsim vermeyeceğim ama asıl şaşırtıcı olan isimsiz başarılılar değil, isimleri çok büyük olup da başarısız olduğundan geri çağrılanlar...</p>
<p><strong>Sergideki mektuplar ve kişisel anlatılar, bu gençlerin yurtdışındaki hayatlarına dair nasıl bir tablo ortaya koyuyor? Resmî kayıtlarda göremeyeceğimiz neleri öğreniyoruz?</strong></p>
<p><strong>H.Ö.: </strong>Bu gençler yalnızca akademik olarak gelişmekle kalmıyor, hiç tanımadıkları bir kültürü tanırken oradan edindikleri değerleri de içselleştiriyorlar. Önlerinde büyük bir dil engeli vardı. Kısıtlı sürede önce dil öğrenip ardından öğrenime başlamaları, atlattıkları tüm bu adaptasyon sürecinin başlı başına bir gayret göstergesi olduğunu ortaya koyuyor. Gençler gurbetteki hayatlarını sadece dersliklerle sınırlamayıp sporla ve doğayla iç içe bir yaşam sürüyor; dünyaya baktıkları pencereyi genişletiyorlar. Öte yandan millî bayramlarda bir araya gelerek vatan sevgisini gurbette de pekiştirdiklerini gözler önüne seriyorlar.</p>
<p><strong>Atatürk’ün “Kıvılcımlar olarak gönderiyorum; alevler olarak dönmelisiniz” sözü, bu gençlerden beklenen sorumluluğu çok açık anlatıyor. Bursiyerlerin mektuplarında ya da kişisel hikâyelerinde, bu beklentiyi nasıl karşıladıklarını gösteren örnekler var mı?</strong></p>
<p><strong>İ.Ç.: </strong>Sonradan bu ülkenin başbakanı olacak Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak anılarını yazmış olmasa, Atatürk’ün böyle bir sözü olduğunu bilmeyecektik. Bu da kendilerine dair beklentiyi nasıl karşıladıklarını gösteren en güzel ve efsaneyi başlatan örnek bence. Cahit Arf da şöyle diyor: <em>“Yurtdışına araştırma yapmaya gittiğimde kendime sonsuz bir güven besliyordum. Bu güveni bana veren de Kurtuluş Savaşı’nda kazandığımız zaferdi. Biz tek başımıza dünyayı yenmiştik. Öyleyse ben de uğraşırsam dünyanın en zor problemlerini çözebilirim diye düşünüyordum. Bu anlayışla Almanya’da zamanın ünlü matematikçisi Hasse’nin yanına gittim ve bana zorluğuna hiç bakmadan yeni çığırlar açabilecek problemler önermesini istedim.”</em></p>
<p><strong>Sergideki belgeler, bu fırsatın Anadolu’nun farklı kentlerinden gelen gençlere nasıl ulaştığını gösteriyor mu?</strong></p>
<p><strong>H.Ö.: </strong>Öğrenciler, gazete ilanlarından yurtdışına öğrenci gönderilmesi için bir sınav ve burs programı olduğunu öğreniyorlar. Bazen kendileri bilgi ediniyor, bazen de öğrenme tutkularını bilen yakınlarının veya öğretmenlerinin teşvikiyle sınavlara giriyorlar. Yurtdışında okuyacak olmak onlar için yeni bir dünya görüşü kazanmak, meslek edinirken yeni imkanlardan haberdar olmak demek ve çok cazip. Gelen belge ve anılardan çok özel hikâyeler okuduk. Lise diplomalarından hangi okuldan mezun olduklarını görüyoruz. Çağrının ülke çapında karşılık bulduğunu ve başarılı gençlerin Anadolu’nun çok farklı yerlerinden çıktığını görüyoruz. Ayrıcalıklı bir grup çocuğun değil; çalışkan, tutkulu, cesur ve atak gençlerin bu sınavla seçilip bir liyakat sistemiyle burs kazandıkları ortada. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/gelecegi-kuran-kusak-90948</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/4/8/1280x720/gelecegi-kuran-kusak-1793364500.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Genç Cumhuriyet’in kalkınma ve çağdaşlaşma hedefiyle yurtdışına gönderdiği bir kuşağın izini süren ‘Bir Neslin Yükselişi: Erken Cumhuriyet’te Yurtdışı Eğitim Seferberliği’, Cumhuriyet’in eğitim vizyonunu, liyakat anlayışını ve ülkenin geleceğini kurma idealini mektuplar, fotoğraflar ve kişisel belgelerle görünür kılıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/ayasofyadan-londraya-uzanan-ilmekler-90947</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ayasofya’dan Londra’ya uzanan ilmekler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>V&amp;A Müzesi’nin 7 Kasım’da başlayacak sergisinde yer alacak ‘Hagia Sophia’nın ilham kaynağı neydi?</strong></p>
<p>İstanbul, hem kişisel hikâyemizde hem de Dice Kayek’in yaratıcı dünyasında özel bir yere sahip. İstanbul Contrast koleksiyonunu hazırlarken bizi heyecanlandıran, şehrin mimarisini olduğu gibi aktarmak değil, kültürel birikimini yeni bir tasarım diline dönüştürmekti. Hagia Sophia’nın yıllar sonra bu sergide yer alması, bir tasarımın kendi döneminin ötesinde anlam taşıyabildiğini gösteriyor. İlham aldığımız şehrin tarihine farklı dönemlerden eserlerle bakılan bu sergi, yaratıcı yolculuğumuzun anlamlı bir karşılığı.</p>
<p><strong>2013’te Jameel Prize 3 ödülünü kazandınız. Victoria and Albert Müzesi ile ilişkinizin bugün de sürmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>İstanbul Contrast ile bu ödülü kazanmamız bir dönüm noktasıydı. Ardından Hagia Sophia, Caftan ve Dome tasarımlarımız müzenin daimi koleksiyonuna dâhil edildi. Kültürel mirası çağdaş tasarımla yorumlayan yaklaşımımızın uluslararası bir sanat kurumu tarafından takdir edilmesi değerliydi. Hagia Sophia’nın şimdi yalnızca bir giysi olarak değil, kültürel ve sanatsal referanslarıyla değerlendirilmesi de o hikâyenin devamı.</p>
<p><strong>Ayasofya’nın hangi özellikleri tasarımda belirleyici oldu?</strong></p>
<p>Anıtsal hacmi, geometrik çizgileri ve farklı kültürlerin izlerini bir arada taşıması önemli ilham kaynaklarıydı. Amacımız mimariyi doğrudan bir giysiye aktarmak değildi. Yapının görkemini güçlü omuzlar ve heykelsi bir siluetle yorumlamak istedik. Mozaiklerdeki Başmelek Cebrail tasvirinin kanatlarından esinlenen grafik nakışlar, tasarımın belirgin unsurlarından biri oldu. Çıkış noktamız, mimari referansları kumaş, hacim ve işçilikle çağdaş bir forma dönüştürmekti.</p>
<p><strong>Üç ay süren üretim süreci, zanaata yaklaşımınızı nasıl yansıttı?</strong></p>
<p>Bir tasarımın değeri, yalnızca siluetinde değil, onu mümkün kılan bilgi, emek ve ustalıkta da yatıyor. Hagia Sophia için Paris’in köklü nakış atölyelerinden Maison Hurel ile çalıştık. Kullanılan 1920’lerden kalma antika Murano üfleme cam boncukları, eserin tarihsel referanslarıyla özel bir bağ kuruyor. Kırık beyaz düşes saten kumaşın yapısı, nakışların geometrisi ve siluetin mimari karakteri bir bütün olarak düşünüldü. Zanaat bizim için sonradan eklenen bir ayrıntı değil, yaratıcı sürecin ayrılmaz parçası.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ae490e64b98d-1793364198.jpg" alt="" width="500" height="796" /></p>
<p><strong>Paris ve İstanbul, Dice Kayek’in tasarım dilini nasıl şekillendiriyor?</strong></p>
<p>Paris, Dice Kayek’in doğduğu ve tasarım anlayışımızın geliştiği şehir. Sanat, moda ve zanaat geleneğiyle kurduğumuz ilişki, markanın kimliğinde belirleyici oldu. İstanbul ise tarihi, mimarisi, kültürel çeşitliliği ve karşıtlıklarıyla tükenmeyen bir ilham kaynağı. İstanbul Contrast da geçmişle bugünün, Doğu ile Batı’nın bir arada var olduğu bu çok katmanlı kimlikten doğdu. İstanbul’un kültürel mirasını Paris’te geliştirdiğimiz tasarım ve zanaat anlayışıyla buluşturuyoruz.</p>
<p><strong>İstanbul Contrast’ın yaratıcı yolculuğunuzdaki yeri ne?</strong></p>
<p>Moda ile mimari arasında kurduğumuz ilişkinin en güçlü ifadelerinden biri. Ödül kazanması ve bugün Hagia Sophia’nın yeniden sergilenmesi, koleksiyonun farklı bağlamlarda değer görmeye devam ettiğini gösteriyor. Bizi mutlu eden, bir tasarımın ortaya çıktığı dönemle sınırlı kalmayıp yıllar sonra yeni anlamlar kazanabilmesi.</p>
<p><strong>Moda ile sanat arasındaki ilişkiyi nasıl tanımlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Birbirinden tamamen ayrı alanlar olduklarını düşünmüyoruz. İkisi de dönemin kültürel, estetik ve toplumsal dünyasından besleniyor. Bizim için önemli olan, tasarımın estetik bir nesne olmanın ötesinde bir düşünce ve anlatı taşıması. Mimari bir referans ya da geleneksel bir zanaat tekniği, moda aracılığıyla farklı bir ifade kazanabiliyor. Hagia Sophia’nın tarihsel eserlerle birlikte sunulması da modanın ifade alanının genişliğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Hızlanan üretim ve tüketim döngüsünde zamansızlık anlayışınızı nasıl koruyorsunuz?</strong></p>
<p>Bir tasarımın yalnızca sezonun ihtiyaçlarına cevap vermesini değil, yıllar sonra da değerini ve karakterini korumasını önemsiyoruz. Bu yaklaşım, malzeme seçimimizi ve el işçiliğine verdiğimiz önemi belirliyor. Bazı tasarımlar zaman ve büyük ustalık gerektiriyor. Süreci hızlandırmak uğruna tasarımın karakterinden ödün vermek istemiyoruz.</p>
<p><strong>Gelecekte sanat ve kültürle ilişkinizi nasıl sürdürmek istiyorsunuz?</strong></p>
<p>Sanat, mimari ve kültürel mirasla ilişkimizi belirli koleksiyon veya projelerle sınırlı görmüyoruz. Kültürel mirası çağdaş bir bakışla yorumlamaya, moda, sanat ve mimari arasındaki ilişkileri keşfetmeye devam etmek istiyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/ayasofyadan-londraya-uzanan-ilmekler-90947</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/4/7/1280x720/ayasofyadan-londraya-uzanan-ilmekler-1793364261.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dice Kayek’in Ayasofya’dan ilham alan tasarımı, Victoria and Albert Müzesi’nin Bizans ve Osmanlı dönemlerinden yaklaşık 200 eseri bir araya getiren ‘Konstantinopolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk’ sergisinde yer alıyor. Tarihî miras ile çağdaş moda arasında köprü kuran tasarımın öyküsünü Ayşe ve Ece Ege’den dinledik. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/prime-videodan-yeni-sezon-surprizleri-90943</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Prime Video’dan yeni sezon sürprizleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Prime Video Türkiye’nin yeni yapımlarını tanıttığı davette, romantik dramdan absürt komediye uzanan geniş bir seçkiyle karşılaştık. Yerli filmlerin, dizilerin ve yarışmaların konuşulduğu toplantının sürprizlerinden biri, ‘Eşref Rüya’nın başkarakterinin bilinmeyen geçmişini anlatacak ‘Eşref Tek’ oldu. TİMS&amp;B Productions ekibi ve ‘The Traitors Türkiye’nin sunucusu <strong>Giray Altınok</strong> da davetin konukları arasındaydı.</p>
<p>Prime Video Türkiye Ülke Müdürü <strong>Alptuğ Çopuroğlu</strong> ve İngiltere ve Kuzey Avrupa Orijinal Yapımlar Başkanı <strong>Tara Erer</strong>’le buluştuğumuz davette önce rakamlar konuşuldu. Çopuroğlu’na göre Türkiye, Prime Video’nun en hızlı büyüdüğü pazarlardan biri. Otuzdan fazla Türk dizisinin yaklaşık 4 bin bölümü, Latin Amerika’dan Orta Doğu’ya ve Avrupa’ya uzanan geniş bir coğrafyada izleniyor. Erer de Türkiye’nin öncelikli pazarlar arasında olduğunu, yerli yapımlara yönelik yatırımların her yıl arttığını anlattı. Türk dizilerinin dünyadaki başarısı ortada. Prime Video da bu ilgiden daha fazla pay almak istiyor.</p>
<p><strong>EŞREF’İN BİLİNMEYEN GEÇMİŞİ</strong></p>
<p>‘Eşref Rüya’ dizisinin Eşref Tek karakteri neden bu kadar sevildi? Yapımcı <strong>Timur Savcı</strong>’ya göre sırrı, kimseyi taklit etmemesinde. Savcı ve <strong>Burak Sağyaşar</strong>’ın anlattığı sekiz bölümlük ‘Eşref Tek’, hikâyenin devamını değil, öncesini konu alıyor. <strong>Çağatay Ulusoy</strong> yine başrolde. Eşref’in Kıbrıs’ta Kadir’le tanışmasını, ikilinin kardeş gibi olmasını ve İstanbul’un yeraltı dünyasında yükselmesini izleyeceğiz.</p>
<p>Proje önce film olarak düşünülmüş. Hikâye filme sığmayınca diziye dönüşmüş. Senaryosunu <strong>Ethem Özışık</strong> ve Lokman Maral’ın yazdığı, <strong>Uluç Bayraktar</strong>’ın yöneteceği yapımın aralık ayında yayımlanması planlanıyor. Ulusoy da davete bir video mesajıyla katıldı.</p>
<p><strong>GİRAY ALTINOK: “BEN BU KADAR HAİN İNSANI BİR ARADA HİÇ GÖRMEDİM”</strong></p>
<p>‘The Traitors Türkiye’nin ikinci sezon çekimleri tamamlanmış. İlk sezonda yarışmacılar oyunu öğrenmeye çalışıyordu. Yeni yarışmacılar ise programın dünyadaki diğer versiyonlarını izlemiş, stratejilerini hazırlamış.</p>
<p>Giray Altınok’un anlattığına göre herkes, hiç utanmadan oyunun gerektirdiği her şeyi sonuna kadar yapmış. Altınok da yarışmacıları kışkırtacak cümleler seçmiş. ‘The Traitors’ı izlerken işin en eğlenceli yanı, kimin yalan söylediğini bulmaya çalışmak. Bir yandan yarışmacıların birbirini nasıl kandırdığını izliyor, bir yandan da kendimizce ipuçları topluyoruz. Ekran başından yorum yapmak kolay elbette; ta ki bizim de yanlış kişiye güvendiğimiz ortaya çıkana kadar! İkinci sezon, 2027’nin ilk çeyreğinde geliyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ae48fbd485fc-1793363901.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p><strong> </strong><strong>AŞK, AYRILIK VE ESKİ DEFTERLER</strong></p>
<p><strong>Özcan Deniz</strong>’in yönettiği ve <strong>Öykü Karayel</strong>’le başrollerini paylaştığı ‘Son Yemek’, piyanist Sebahat ile Bekir’in 25 yıllık aşkını anlatıyor. Bekir’in kayboluşundan yıllar sonra yeniden karşılaşan ikili, geçmişle hesaplaşıyor. <strong>Nejat İşler</strong>, <strong>Tilbe Saran</strong> ve <strong>Ceyda Düvenci</strong> de kadroda. Film, 19 Kasım’da yayımlanacak.</p>
<p>‘İmroz’da Bahar’ da merak ettiğim yapımlardan. ‘Muhteşem Yüzyıl’ın Kanuni Sultan Süleyman’ı <strong>Halit Ergenç</strong> ile Hürrem Sultan’ı <strong>Meryem Uzerli</strong>, yıllar sonra yeniden bir arada. Bu kez sarayda değil, Gökçeada’da! <strong>Özcan Alper</strong>’in yönettiği film, adada karşılaşan iki insanın geçmişin yaralarıyla yüzleşmesini anlatıyor. Ocak 2027’de izleyeceğiz.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ae49009c92ee-1793363977.jpg" alt="" width="500" height="281" /></p>
<p><strong>HALUK BİLGİNER VE ALİ ATAY’DAN ABSÜRT KOMEDİ</strong></p>
<p><strong>Ali Atay</strong>, kendi mizah anlayışını sevenlerin ilgisini çekecek ‘Güneye Giderken’de <strong>Haluk Bilgine</strong>r’le birlikte rol alıyor. Atay’ın yazıp yönettiği film, ölmek üzere olan bir adamla gönülsüz bir taksi şoförünün yolculuğunu anlatıyor. İzlediğimiz bataklık sahnesindeki atışmaları, ikilinin uyumuna dair güzel bir ipucuydu.</p>
<p>‘Arıza Noktası’nda da ise dört askerlik arkadaşı, gittikleri düğünün damadını bir otomobilin bagajında ölü bulunca cinayet şüphelisi hâline geliyorlar!<strong> Çağlar Çorumlu, Ahmet Kürşat Öçalan, Esra Ruşan, Hazal Türesan, Safa Sarı</strong> ve <strong>Bora Akkaş</strong> kadroda. Biraz ‘Hangover’ın Trakya versiyonu gibi.</p>
<p><strong>İSTANBUL MUTFAĞININ ŞEFİ KİM OLACAK?</strong></p>
<p>Başarılı Japon dizisi ‘Grand Maison Tokyo’ şimdi İstanbul’a uyarlanıyor. Prestijli bir restoranda çalışan iki şefin ortaklığı aşka dönüşürken rekabet ve ihanet de işin içine giriyor. Yemek hikâyelerini seven biri olarak özellikle oyuncu kadrosunu merak ediyorum. Bakalım İstanbul mutfağının başına kim geçecek?</p>
<p>‘Çukur: Vartolu’, Salih’in Vartolu’ya dönüşümünü yapay zekâ destekli görüntülerle anlatacak. ‘Ata Demirer Gazinosu’ ise Taşkın Sabah’ın orkestrası eşliğinde yıl sonunda geliyor.</p>
<p>Yabancı yapımlar arasında ‘Blade Runner 2099’, ‘Reacher’, ‘Road House’un devam filmi ve Michael B. Jordan’ın rol aldığı ‘The Thomas Crown Affair’ var. NBA yayınları da sürüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/prime-videodan-yeni-sezon-surprizleri-90943</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/4/3/1280x720/prime-videodan-yeni-sezon-surprizleri-1793364006.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Eşref Tek’le geçmişe yolculuk, ‘The Traitors Türkiye’de yeni oyunlar, Halit Ergenç ile Meryem Uzerli’yi buluşturan bir film… Prime Video Türkiye’nin yeni sezon programı, romantik dramdan absürt komediye uzanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/suv-bedeninde-gt-ruhu-90942</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SUV bedeninde GT ruhu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Affalterbach’ın 59 yıllık tarihinde ilk kez tamamen kendi bünyesinde geliştirdiği dört kapılı GT’nin ardından sıra full-size SUV’a geldi. AMG.EA yüksek performans mimarisinin ikinci modeli Mercedes-AMG GT SUV, teknik açıdan yüksek bir coupé hissi veriyor. Ancak AMG bu kez işi yalnızca gövdeyi irileştirmekle bırakmamış… GT 53 SUV, GT 55 SUV ve GT 63 SUV olmak üzere üç farklı elektrikli versiyon sunuluyor. Giriş modeli GT 53 SUV, 400 kW (544 HP) güç ve 800 Nm tork üretiyor. GT 55 SUV’da değerler 600 kW (816 HP) ve 1.860 Nm’ye çıkarken, serinin zirvesindeki GT 63 SUV 860 kW (1.169 HP) güç ve 2.000 Nm tork üretiyor.</p>
<p>0-100 km/h verileri rollout’lu tabloda 3,8, 2,8 ve 2,5 saniye; rollout’suz 4,2, 3,1 ve 2,7 saniye… Maksimum hız GT 53’te 250 km/h, 55 ve 63’te Driver’s Package ile 270 km/h. Kağıt üzerindeki bu rakamlar, sadece kaput altı gösterişi değil; AMG, özellikle batarya ve termal yönetim tarafında tekrarlanabilir performans sözü veriyor.</p>
<p>Bu vaadin merkezinde 800V AMG Yüksek Performanslı Elektrikli Batarya var. Doğrudan soğutmalı silindirik hücreler, Formula 1 tabanlı yaklaşımın izlerini taşıyor. GT 53’te 106 kWh net batarya ve 600 kW’a kadar DC şarj bulunuyor; GT 55 ve GT 63’te ise 106 veya 128 kWh seçenekleri var. 128 kWh’lik batarya 710 kW’a kadar DC şarj hızına çıkıyor ve 10 dakikada 450 kilometreye kadar menzil ekleyebiliyor. 106 kWh’lik versiyonda bu değer 600 kW ve 10 dakikada 380 kilometre civarında. Yüzde 10-80 arası şarj süresi 11-12 dakika bandında; 400 kW’lık istasyonlarda bu süre 14-16 dakikaya uzuyor. Hücrelerin NCMA katot ve silikon içeren anot kimyası, 298 Wh/kg üzeri enerji yoğunluğu hedefliyor. Plastik modüller içindeki hücrelerin çevresinden elektrik iletmeyen yağın akıtılması, homojen soğutma ve sürekli yük altında güç kaybını sınırlama adına önemli…</p>
<p>Güç aktarma tarafında GT 55 ve GT 63’te üç eksenel akılı motor var. Arkada iki eksenel akılı motoru kompakt planet dişli kutularıyla tek gövdede birleştiren HP.EDU, önde ise tek eksenel akılı motor ve düz dişli kutusu görev yapıyor. Öndeki e-motor çoğunlukla destek/boost işlevinde; düşük yükte Ayırma Ünitesi devreye girerek sürüklenme kayıplarını azaltıyor. GT 53’te ise ön ve arka aksta iki senkron motor, arkada iki vitesli şanzımanla birleşiyor. Bu, giriş modelini sadece daha yavaş değil, karakter olarak daha ‘verimlilik odaklı’ yapsa da; 2,5 tonu aşan ağırlıklarla birlikte düşününce, GT 53 SUV’un ‘yeterince AMG’ olup olmadığı tartışılabilir.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6ae48e84d02e8-1793363588.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p>Şasi tarafında bu ilk SUV AMG, GT 63’te standart, GT 55’te opsiyonel olan yeni AMG ACTIVE RIDE CONTROL+ ile geliyor. Üç kademeli havalı süspansiyon, 8,2 litrelik basınç deposu ve hidrolik bağlantılı amortisörler sayesinde gövde salınımı ve yalpalama hareketleri aktif olarak kontrol ediyor. Aktif arka aks yönlendirme 6 dereceye kadar iz açısı değiştiriyor; 60 km/h altında arka tekerlekler ters yönde dönerek çeviklik, üzerinde ise aynı yönde dönerek stabilite sağlıyor. AMG Performance 4MATIC+ tam değişken tork dağıtımı da sunarken; AMG Race Engineer ise Response, Agility ve Traction kontrolüyle aracın tepkisini, viraj davranışını ve patinaj karakterini kişiselleştiriyor. Aerodinamikte Aerokinetics tavan spoyleri 150 km/h’ten itibaren devreye giriyor; ön paneldeki hava kanatları ise soğutma ihtiyacına göre açılıp kapanıyor. Hepsinin hem pist hem günlük kullanım için ciddi bir mühendislik paketi olduğunu belirtelim.</p>
<p><strong>İRİ GÖVDE, ATLETİK ÇİZGİLER</strong></p>
<p>Tasarımda AMG GT SUV, GT dört kapılıdan daha güçlü ve tutarlı duruyor. Dik burun, uzun aks mesafesi, geniş iz açıklığı, güçlü omuzlar ve arkaya doğru alçalan tavan çizgisiyle atletik bir silüet oluşmuş. 5.084 mm uzunluk, 2.001 mm genişlik, 3.040 mm dingil mesafesi ve 1.656 mm yükseklik, aracı olduğundan daha alçak gösteriyor. Ön ızgaradaki Panamericana göndermesi, yıldız desenli gündüz farları ve altı dairesel arka stop tanıdık AMG kodlarını taşıyor. Kabin içindeyse hiperscreen yok; 14,0 inç merkezi ekran sürücüye dönük, 10,2 inç gösterge paneliyle bütünleşiyor, ön yolcuya ayrı 14 inç ekran veriliyor. MB.OS tabanlı MBUX, ChatGPT, Bing ve Gemini destekli yapay zeka ajanları ve AMG Performance Menu, Set-Up, Track Pace uygulamaları taşıyor. Arka yaşam alanı ve 607/1.740 litre bagaj hacmi, 78 litrelik frunk ile birlikte fonksiyonel SUV tarafını da hatırlatıyor.</p>
<p>Gelelim can alıcı noktaya… AMGForce Sport+ modunda GT 55 ve GT 63, gerçek bir AMG V8’in sesini; GT 53 ise altı silindirli AMG karakterini taklit ediyormuş. Ses, referans araçlardan 16 mikrofonla yapılan 100’ün üzerinde ölçümle kaydedilmiş; simüle edilmiş vites geçişleri, kulakçıklarla manuel müdahale ve koltuk titreştiricileriyle destekleniyor. Hatta ses sadece kabin içine değil, egzoz bölgesinden dışarıya da veriliyor. Bu, elektrikli performansı duygusal olarak doldurmak için cesur fakat bir o kadar da tartışmalı bir çözüm. Çünkü aynı mühendislik disiplini, “neden gerçek bir V8 koymuyoruz?” sorusunu da beraberinde getiriyor. Yine de AMG’nin burada yaptığı şey bir hoparlör efekti değil, gerçek zamanlı ve sürüş koşullarına uyum sağlayan bir deneyim tasarımı.</p>
<p>GT 53 SUV için Almanya’da 113.000 Euro başlangıç fiyatı konuşuluyor; GT 55 ve GT 63 SUV ise 2027 ilkbaharında geliyor. Performans, teknoloji ve günlük kullanım açısından iddialı Mercedes-AMG GT SUV’un üretimi, Sindelfingen’de AMG.EA için yeniden düzenlenen 32 numaralı montaj holünde yapılacak. Elektrikli bir SuperSUV’da yapay V8 kulisi ve simüle vitesler, “dahice mi, gereksiz mi?” sorusunu havada bırakıyor. AMG’nin mühendislik gücüne şüphe yok; fakat bu kadar yapaylığın içinde gerçek bir GT hissinin ne kadar kaldığı soru işareti!..</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/suv-bedeninde-gt-ruhu-90942</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/9/4/2/1280x720/suv-bedeninde-gt-ruhu-1793363685.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AMG, 59 yıllık tarihinde ilk kez kendi geliştirdiği full-size SUV ile sahnede. 1.169 HP güç, yapay V8 sesi ve simüle vites geçişleriyle Mercedes-AMG GT SUV, performansın ötesinde otomobilin ruhunu da sorgulatıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
