<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>Hafta |  Tüm haftayı kapsayan gazete</title>
        <description>Hafta rss servisi</description>
        <link>https://www.hafta.com.tr</link>
        <atom:link href="https://www.hafta.com.tr/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/karpatlarda-elektrik-firtinasi-audi-rs-e-tron-gt-performance-84250</guid>
            <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karpatlar’da elektrik fırtınası: Audi RS e-tron GT Performance</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2024’te 50. yaşını kutlayan 911 Turbo’larla büyük bir heyecan içinde geçtiğimiz Transfăgărășan yolu, Romanya’nın stratejik ve coğrafi merkezinde askerî amaçlarla inşa edilmiş. 1970-1974 yılları arasında 6 bin ton dinamit kullanılarak yapılan yol, hem tarih hem de mühendislik açısından bir dönüm noktası niteliğiyle 20 Eylül 1974’te açılmış. 2 bin 34 metre yükseklikteki Bâlea Gölü’ne ulaşan ve 2 bin 544 metreye kadar tırmanan 91 kilometre uzunluğundaki bu ünlü dağ geçidi, Güney Karpatlar boyunca uzanıyor ve Transilvanya ile Büyük Eflak (Muntenia) arasında bir kestirme sağlıyor. Rota boyunca 160 viraj, 833 küçük köprü, 27 viyadük ve en uzunu 884 metre olan beş tünel sıralanıyor. Yüzde 9’a varan eğimler ve sürekli değişen yüzey koşulları, sürüş deneyimini her an farklı ve çok eğlenceli kılıyor.</p>
<p>Nihai biçimi doğal coğrafyanın acımasız koşulları tarafından belirlendiği için; en uygun eğim, yükseklik değişimleri ve viraj yarıçapları hesaplanmış olsa da bu rotanın, en ileri teknolojiye sahip spor otomobiller için bile dinamik sürüş amacıyla tasarlandığı söylenemez. Ancak keskin virajları aşmaya başladıkça kullandığınız aracın tüm yeteneklerini anlamaya başlıyorsunuz. Stelvio, Furka, LA Crest, Schwarzwaldhochstraße, Fas’taki N9 veya North York Moors gibi dünyanın en keyifli sürüş rotalarından biri kabul edilen Transfăgărășan; farklı ülkelerden otomobil tutkunlarının süper otomobilleriyle defalarca çıkıp indiği, asfalt şeritlerini âdeta sildiği, vadilere doğru derinleşen manzaralarla çevik sürüş heyecanını bir arada yaşatan nefis bir zirve rotası.</p>
<p>Yarım asırlık bu efsanevi zirve yolunu bu kez klasiklerle değil, Audi’nin zirvesindeki süper elektrikli RS e-tron GT Performance ile geçtik. Transfăgărășan’ın zorlu koşullarında hem zirve performansını hem de verimliliğini inceleme bahanesiyle çıktığımız rotada sürüş keyfimizi de hiç zorlanmadan zirveye taşıdık.</p>
<p>320 kW’a kadar şarj kapasitesi ve 680 kW’a, yani 925 HP’ye varan güç çıkışıyla Audi’nin en hızlı modeli olan bu “azman”, dağın zorlu virajlarında anlık tork dağılımının da katkısıyla şaşırtıcı bir kontrol sunuyordu. İnişlerde 400 kW’lık rejenerasyon sistemiyle 4,5 m/s²’ye kadar geri kazanımlı frenleme yapabilmesi ve kendi takibimizde 5 kWh’ye kadar yükseldiğini gördüğümüz enerji geri kazanımı, bu tip dik dağ yollarında menzil stresini unutturuyor. 1.027 Nm’lik yüksek torka göre ayarlanan quattro dört tekerlekten çekiş sistemi, torku milisaniyeler içinde ön ve arka akslar arasında dağıtarak dar viraj çıkışlarında müthiş bir hassasiyet sağlıyor. Çift valf teknolojisine ve iki odacıklı amortisörlere sahip “akıllı” havalı süspansiyonun standart olarak sunulmasıyla, konfordan ödün vermeden geniş bir konfor-performans aralığında gövdenin yuvarlanma, savrulma ve dikey hareketleri ayrı ayrı kontrol ediliyor; bu zorlu koşullarda bile denge bozulmuyor.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a6b011b705c4-1785397531.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p>Karpat Dağları’nın vahşi doğasında kıvrılan bu asfalt çizgi, günümüzün teknoloji harikası RS e-tron GT Performance ile buluştuğunda geçmişten geleceğe uzanan bir köprü gibiydi. Elbette aracımız tamamen elektrikli olunca, rotamız üzerinde geçtiğimiz Vidraru Barajı da “Electric Escape” başlıklı sürüşümüzün kompozisyonunu tamamlıyordu. Güç ve enerji rezervuarı niteliğindeki baraj, 320 milyon metreküplük depolama kapasitesiyle yılda yaklaşık 400 GWh elektrik üretiyor; böylece 100 binden fazla hanenin yıllık enerji ihtiyacını karşılıyor.</p>
<p>Keskin virajları akıllı havalı süspansiyonuyla düz yola çeviren, dik tırmanışları yüksek torkuyla âdeta düzlükmüş gibi aşan RS e-tron GT Performance, Audi’nin ilk elektrikli RS’i ve bugüne kadarki en güçlü seri üretim modeli olarak bu yüksek tempolu sürüş için biçilmiş kaftandı. İki elektrik motoruyla 680 kW sistem gücü sunan araç, Launch Control devreye alındığında sırtınızı koltuğa yapıştırıp başınızı kafalığa çarptıracak kadar ani bir güçle, âdeta arkadan sihirli bir darbe almış gibi ileri fırlıyor. 0’dan 100 km/s hıza 2,5 saniyede, 0’dan 200 km/s hıza ise 7,9 saniyede ulaşıyor. Bu arada iki kademeli şanzımanın 80 km/s’deki vites geçişini bile fark etmiyorsunuz. Brüt 105 kWh, net 97 kWh kapasiteli ve 396 hücreli lityum iyon batarya 565 kilometre menzil sağlarken, 320 kW DC hızlı şarjla yüzde 10’dan yüzde 80’e dolum yalnızca 18 dakika sürüyor. Çift salıncaklı süspansiyon, elektromekanik direksiyon, öndeki 410 milimetrelik büyük fren diskleri ve süper elektrikli otomobillere özel Pirelli P Zero NF1 Elect lastikler —önde 265/35, arkada 305/30 ZR21 104Y— baş döndüren sürüş dinamiklerinin azami güvenle yaşanmasını sağlıyordu. 2,4 tonluk ağırlığına rağmen 100 km/s’den frenlemede 34 metrede duran bu Audi “canavarı”; çevik arka aks yönlendirmesi ve yüzde 49/51 ağırlık dağılımıyla sıra dışı bir çekiş ve denge sunuyordu.</p>
<p>Ancak asıl teknik vurgu, standart olarak sunulan yeni geliştirilmiş iki odacıklı ve iki valfli havalı süspansiyona yapılmalı. Sistem, konfordan ödün vermeden sunduğu güçlü yol tutuşuyla sürüş dinamiklerini ileri bir noktaya taşıyor. Virajlarda yalpalamayı önlemek için sunulan 7 bin Euro’luk tekerlek seçici aktif süspansiyon ise gövdenin yuvarlanma, savrulma ve dikey hareketlerini milisaniyeler içinde kontrol ederek direksiyon hassasiyetini en üst seviyeye çıkarıyor; sürücüye âdeta bir döner tabla üzerinde dönüyormuş hissi veriyor. Audi Drive Select sistemi; Efficiency, Comfort ve Dynamic profillerinin yanı sıra, direksiyondaki sağ kırmızı tuşla kontrol edilen RS1 ve RS2 üzerinden iki kişisel ayar sunuyor. Aracı aniden sertleştirip maksimum güç için soldaki Boost tuşuna bastığınızda ekstra itiş kazanarak “ışık hızına” çıkabiliyorsunuz. Zorlu virajlı geçitler ve pistler için özel olarak düzenlenen RS Performance modunu seçtiğinizde ise dikey tekerlek kuvvetleri kapsamlı biçimde optimize ediliyor; patinaj kontrolü, tork vektörleme, süspansiyon sertliği, yükseklik, aerodinamik ve soğutma stratejisi aynı anda ideal ayara getiriliyor. Termal yönetim bile dört ayrı soğutma devresini akıllıca birbirine bağlayarak RS modunda yüksek batarya çıkışını sürekli kılacak biçimde uyarlanmış.</p>
<p>Direksiyon yüksek hızlarda bile güçlü geri bildirim sunsa da kuvvetli çekiş ve yol tutuş nedeniyle, sürüşlerimiz boyunca onu bir pist yarışındaymış gibi iki elle sıkıca kavramamız gerekiyordu.</p>
<p>Dar kapı açıklıklarına rağmen alçak spor koltuklara oturmak oldukça rahat. Yan destekleriyle virajlarda sürücüyü mükemmel biçimde saran bu koltukların alçak yapısı araca girişi zorlaştırsa da Audi, kapılar açıldığında aracı yükseltip kapandığında yeniden alçaltarak kolaylık sağlıyor. Son olarak iç mekândaki gürültü 160 km/s’de 71 dB(A) seviyesine çıksa da yapay motor sesinin ve elektrikli sisteme özgü vızıltıların Formula E’yi hatırlattığını, sportiflik duygusunu artırdığını söyleyelim. Kısacası, keyfin çok ötesinde bir sürüş zevki!</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/karpatlarda-elektrik-firtinasi-audi-rs-e-tron-gt-performance-84250</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/5/0/1280x720/karpatlarda-elektrik-firtinasi-audi-rs-e-tron-gt-performance-1785397577.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Romanya’nın efsanevi dağ yolu Transfăgărășan’da, tarihin izinde ve geleceğin performansıyla; tırmanışları inişe, virajları düzlüğe çeviren bir heyecan sürüşü… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/cini-renkler-ve-sutunlar-84255</guid>
            <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çini, renkler ve sütunlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta rotamızı İç Ege’ye, Kütahya’dan Çavdarhisar’daki Aizanoi Antik Kenti’ne çeviriyoruz. Daha önce Gordion’dan Frig Vadisi’ne uzanan rotada kaya anıtlarını, vadileri ve Frig dünyasını izlemiştik. Bu kez Frig Vadisi’ne girmeden, Kütahya merkezde çini, konak ve Osmanlı şehir dokusunu; Aizanoi’da ise Roma Anadolu’sunun en etkileyici antik kentlerinden birini göreceğiz.</p>
<p><strong>ESKİ KENTİN KALBİNDE</strong></p>
<p>Gezinin ilk günü Kütahya merkeze ayrılmalı. Kütahya, İç Ege’nin geçiş coğrafyasında, Frig, Roma, Bizans, Germiyan ve Osmanlı katmanlarını taşıyan eski bir kenttir. Ancak bugünkü şehir kimliğini en güçlü biçimde çini, konak mimarisi ve geleneksel el sanatlarıyla hissettirir.</p>
<p>Güne Germiyan Sokağı’nda başlamak iyi olur. Restore edilmiş eski Kütahya evleri, cumbalı cepheler, ahşap ayrıntılar, taş döşeli sokaklar ve küçük atölyeler burada şehrin daha yavaş akan yüzünü gösterir. Germiyan Beyliği döneminden Osmanlı’ya uzanan bu kültürel zemin, Kütahya’nın saray dışındaki Anadolu estetiğini anlamak için güzel bir başlangıçtır.</p>
<p>Kütahya denince çini ayrı bir başlık ister. İznik çinisi Osmanlı saray sanatının görkemli yüzünü temsil ediyorsa, Kütahya çinisi daha uzun süre yaşayan, halkla ve gündelik hayatla bağı güçlü bir gelenektir. Atölyelerde tabak, pano, vazo ve küçük objeler üzerinde renklerin nasıl işlendiğini görmek, bu geleneğin bugüne nasıl taşındığını anlamamızı sağlar. Çini Müzesi ya da kentteki çini atölyeleri bu nedenle programa eklenmeli.</p>
<p>Kent merkezinde Ulu Cami çevresi, eski çarşı dokusu ve Kütahya Kalesi de görülebilir. Kale, şehri yukarıdan görmek ve Kütahya’nın ovayla dağ arasındaki konumunu kavramak için iyi bir noktadır. Çarşıda yürümek, yerel üretimi ve günlük hayatı görmek açısından önemlidir. Bazen bir kentin karakteri büyük anıtlardan çok, dükkân tabelalarında, fırın kokularında, esnaf sohbetlerinde ve dar sokaklarında ortaya çıkar.</p>
<p><strong>ROMA’NIN İZLERİ</strong></p>
<p>İkinci gün Çavdarhisar’daki Aizanoi’ye ayrılmalı. Kütahya’nın güneybatısında, yaklaşık 57 kilometre mesafede yer alan Aizanoi, Anadolu’nun görselliği en yüksek antik kentlerinden biridir. Bugün sakin bir kasabanın içinde karşılaşılan bu büyük kalıntılar, Roma döneminde burada ne kadar canlı bir kent yaşamı olduğunu hemen hissettirir.</p>
<p>Aizanoi’nin tarihi çok eskiye gider. Zeus Tapınağı’nın bulunduğu tepenin aslında bir höyük olduğu düşünülür. Kazılarda Tunç Çağı’na ait mekânların bulunması, buradaki yerleşimin Roma döneminden çok daha önce başladığını gösterir. Helenistik dönemde Aizanoi, Pergamon ve Bithynia krallıkları arasında el değiştiren dini bir yerleşim konumundaydı. İÖ 133 yılında</p>
<p>Erken Bizans döneminde piskoposluk merkezi olan Aizanoi, zamanla önemini kaybetmiş; 13. yüzyılda Çavdar Tatarlarının yerleşmesiyle bölge Çavdarhisar adıyla anılmaya başlamıştır.</p>
<p>Aizanoi’de ilk büyük durak Zeus Tapınağı’dır. İon düzenindeki bu anıtsal tapınağın sütunları bugün hâlâ etkileyici biçimde ayaktadır. Tapınak, büyük bir podyum üzerinde yükselir. Podyumun altında yer alan tonozlu mekân, Anadolu’da Roma mimarlığında sık karşılaşılmayan bir uygulamadır. Zeus’un Aizanoi yakınlarında Kybele tarafından doğurulduğuna inanıldığı için burada Zeus ile Phrygia’nın Ana Tanrıçası Matar/Kybele birlikte düşünülmüştür. Bu nedenle tapınağın altındaki tonozlu alan da Kybele kültüyle ilişkilendirilir.</p>
<p>Tapınağın duvarlarındaki Eski Grekçe yazıtlar, kentin inşaat ve finansman sorunlarını bile taş üzerinde bugüne taşır. İmparator Hadrianus’a yazılan mektuplar ve cevaplar, antik bir kentin Roma idaresiyle ilişkisini somutlaştırır. Aizanoi’de taşlar yalnız mimari parça değildir; bazen bir dilekçe, bazen bir cevap, bazen de kentin ekonomik hafızasıdır.</p>
<p>Zeus Tapınağı’ndan sonra stadion-tiyatro kompleksi görülmeli. Aynı aks üzerinde, ortak sahne binasına sahip stadion ve tiyatronun bir arada inşa edildiği bu düzenleme, bilinen örnekler içinde çok özel bir yere sahiptir. Tiyatro yaklaşık 20 bin, stadion ise 13 bin 500 kişilik kapasitesiyle Aizanoi’nin büyük kalabalıkları ağırlayan bir kent olduğunu gösterir. Stadion girişindeki ‘Şeref Köşesi’ ve sporcuların madalyalarına ait izler, buranın yarışmalar ve gösterilerle yaşayan bir alan olduğunu düşündürür.</p>
<p>Macellum, Aizanoi’nin bir başka önemli yapısıdır. Dairesel planlı bu et ve balık pazarı, Roma İmparatoru Diocletianus’un 301 yılında yayımladığı Tavan Fiyat Kararnamesi’nin burada yazılı olması nedeniyle “antik borsa” olarak anılır. Fiyat artışlarını kontrol etmeye çalışan bu kararname, Roma ekonomisinin kriz dönemine dair çok çarpıcı bir belgedir. Bu yüzden Aizanoi’de yalnız tapınak ve tiyatro değil, antik dünyanın ekonomi tarihi de okunur.</p>
<p>Hamam, palestra, Roma köprüleri ve Koca Çay çevresi de geziye eklenmeli. Özellikle hamam yapısında görülen mermer kaplamalar, su ısıtma kanalları ve Hygieia heykeli, Roma kentlerinde sağlık, temizlik ve sosyal yaşamın ne kadar önemli olduğunu gösterir.</p>
<p>Aizanoi’yi gezerken acele etmemek gerekir. Zeus Tapınağı’nın görkemi, stadion-tiyatro kompleksinin şaşırtıcı planı, macellumun ekonomiyle kurduğu bağ ve Çavdarhisar’ın bugünkü sakinliği bir araya geldiğinde, burası Anadolu’nun en etkileyici Roma kentlerinden biri olarak hafızada kalır.</p>
<p><strong>ROTAYI ÖZEL YAPAN NE?</strong></p>
<p>Bu rotayı anlamak için üç kavram yeterli olabilir: Çini, tapınak ve ekonomi.</p>
<p>Çini, çünkü Kütahya’da renk, desen ve el emeği yüzyıllardır yaşayan bir sanat geleneğine dönüşmüştür.</p>
<p>Tapınak, çünkü Aizanoi’deki Zeus Tapınağı, Anadolu’daki en etkileyici Roma yapılarından biridir. Kybele bağlantısı, yapıya yerel Anadolu inançlarının derinliğini katar.</p>
<p>Ekonomi, çünkü macellum ve Tavan Fiyat Kararnamesi, antik dünyada pazar, fiyat ve devlet müdahalesi konularını somut bir yapıyla anlatır.</p>
<p><strong>LEZZETLER</strong></p>
<ul>
<li>Kütahya’da cimcik aşı<br />• Sıkıcık çorbası<br />• Kütahya göveci<br />• Haşhaşlı hamur işleri<br />• Kızılcık tarhanası<br />• Höşmerim<br />• Çavdarhisar çevresinde köy kahvaltısı ve yerel ürünler</li>
</ul>
<p><strong>KÜTAHYA VE AİZANOİ</strong></p>
<ul>
<li><strong><em>Kütahya:</em></strong> Çini, Germiyan Sokağı, kale, çarşı ve el sanatları<br />• <strong><em>Aizanoi:</em></strong> Çavdarhisar’da yer alan antik kent<br />• <strong><em>Ana yapı</em></strong>: Zeus Tapınağı<br />• <strong><em>Özel yapı:</em></strong> Stadion-tiyatro kompleksi<br />• <strong><em>Ekonomi tarihi:</em></strong> Macellum ve Tavan Fiyat Kararnamesi<br />• <strong><em>Roma yaşamı:</em></strong> Hamam, palestra, köprüler ve kamusal alanlar<br />• <strong><em>Tema:</em></strong> Çini sanatından Roma Anadolu’suna iki günlük rota</li>
</ul>
<p><strong>PRATİK BİLGİ</strong></p>
<p><strong><em>Nasıl gidilir?</em></strong><br />Kütahya’ya İstanbul, Ankara, Eskişehir, Afyon ve İzmir yönlerinden araçla ulaşılabilir. Aizanoi, Kütahya merkezden Çavdarhisar yönünde yaklaşık 57 kilometredir.</p>
<p><strong><em>Rota</em></strong></p>
<ol>
<li><strong><em>gün: </em></strong>Kütahya merkez – Germiyan Sokağı – çini atölyeleri – Ulu Cami çevresi – Kütahya Kalesi</li>
<li><strong><em>gün:</em></strong> Aizanoi – Zeus Tapınağı – stadion-tiyatro kompleksi – macellum – hamam – Roma köprüleri</li>
</ol>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/cini-renkler-ve-sutunlar-84255</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/5/5/1280x720/cini-renkler-ve-sutunlar-1785398215.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İç Ege&#039;nin bu rotasında bir yanda çini atölyeleri, konaklar ve Osmanlı sokakları; diğer yanda Roma&#039;nın görkemli tapınakları, stadyumu ve antik pazarları var. Kütahya ile Aizanoi, binlerce yıllık geçmişi aynı yolculukta buluşturuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.hafta.com.tr/bogazin-kiyisinda-sualti-dunyasi-84248</guid>
            <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Boğaz’ın kıyısında sualtı dünyası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Nemo, Antalya’da güçlü bir marka algısı ve sadık bir müşteri kitlesi oluşturmayı başardı. Ancak İstanbul, gastronomi rekabeti ve deneyim odaklı tüketici beklentileri açısından çok daha farklı dinamiklere sahip. Bu konsepti İstanbul’a taşırken nasıl bir strateji izlediniz? </strong></p>
<p>Her destinasyonun kendine özgü bir ritmi, beklentileri ve gastronomi kültürü vardır. Bu nedenle Antalya'da başarıyla hayata geçirdiğimiz bir konsepti İstanbul’a taşırken hedefimiz hiçbir zaman aynı deneyimi birebir kopyalamak olmadı. Aksine, Nemo’nun özünü korurken onu İstanbul’un dinamiklerine göre yeniden yorumlamayı amaçladık. İstanbul’da önceliğimiz, Antalya’da başarıya ulaşan DNA’yı korurken şehrin enerjisini ve çok katmanlı yapısını deneyime entegre etmek oldu. İstanbul'da misafirler yalnızca iyi bir mutfak değil; restoranın hikayesini, atmosferini ve sunduğu bütünsel deneyimi de önemsiyor. Kısacası, Nemo’nun ruhunu korurken İstanbul’un karakterini de içine alan yeni bir deneyim yarattık.</p>
<p><strong>Dev akvaryum, restoranın en dikkat çekici unsurlarından biri. Bu fikir ilk nasıl ortaya çıktı? Konsepti oluştururken vermek istediğiniz temel duygu neydi?</strong></p>
<p>Marka olarak en başından beri amacımız, insanların yeme, sosyalleşme ve bir araya gelme alışkanlıklarını farklı bir boyuta taşıyan deneyimler yaratmak oldu. Nemo’nun merkezindeki ikonik akvaryum da bu vizyonun en güçlü yansımalarından biri. Misafirlerimizin kapıdan içeri adım attıkları ilk andan itibaren günlük hayatın temposundan uzaklaşmalarını, merak, hayranlık ve keşif duygusunu hissetmelerini istedik.</p>
<p>Sualtı dünyasının dinginliği, derinliği ve gizemi konseptin temelini oluşturdu. Bu nedenle akvaryumu yalnızca etkileyici bir mimari unsur olarak değil, tüm deneyimin kalbi olarak tasarladık. Amacımız, içeri giren herkesin zamanın yavaşladığını hissettiği, tüm duyularına hitap eden ve kısa da olsa dış dünyadan tamamen uzaklaşabildiği bir atmosfer yaratmaktı.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a6affae41bfb-1785397166.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p>
<p><strong>Bugün restoranlar artık yalnızca yemek yenilen mekanlar olmaktan çıktı. Siz Nemo’yu bir restoran değil, başlı başına bir deneyim alanı olarak konumlandırıyorsunuz. Sizce bir gastronomi deneyimini gerçekten unutulmaz kılan unsur nedir?</strong></p>
<p>Artık insanlar sadece iyi yemek aramıyor. Onlara ilham veren, duygusal bir bağ kurabildikleri ve ayrıldıktan sonra bile hafızalarında yer eden deneyimler yaşamak istiyorlar. Gastronominin en büyük dönüşümü de tam olarak burada gerçekleşti. Elbette güçlü bir mutfak her restoranın temelidir ancak günümüzde tek başına yeterli değil. Mimari, ışık, müzik, servis anlayışı ve atmosfer aynı hikayeyi anlatabildiğinde unutulmaz bir gastronomi deneyimi ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Nemo’nun su altından ilham alan fütüristtik karakteri sizce gastronomi dünyasına nasıl bir yenilik getiriyor? Bu konsepti tasarlarken dünyadaki hangi örneklerden ilham aldınız, yoksa tamamen özgün bir hikâye mi oluşturmak istediniz?</strong></p>
<p>Hiçbir zaman tek tip restoranlar yaratmayı hedeflemedik. Her markamızın kendine ait bir kimliği, hikayesi ve misafirlerinde uyandırmak istediği farklı bir duygu var. <em>Nemo</em> sualtı dünyasının büyüleyici atmosferini gastronomiyle buluştururken; <em>Ava</em>, Latin Amerika’nın enerjisini, <em>MykOrini</em> Ege’nin paylaşım kültürünü, <em>Piazzetta Italiana</em> ise gerçek İtalyan mutfağının ruhunu yansıtıyor. <em>Zasya</em> modern Pan-Asya mutfağına çağdaş bir bakış sunarken, <em>Shawfal</em> ve <em>İskender Döner</em> kendi mutfak miraslarını özgün kimlikleriyle temsil ediyor. <em>Candy Candy</em> ise gastronomiyi eğlenceyle buluşturan tamamen farklı bir yaşam tarzı deneyimi sunuyor. Nemo da bu yaklaşımın en güçlü örneklerinden biri. Mevcut bir konseptten ilham alıp yeniden yorumlamak yerine tamamen özgün bir hikaye oluşturmayı tercih ettik.</p>
<p><strong>Ailenizden gelen köklü mutfak mirası ve yıllara yayılan gastronomi deneyiminiz, Nemo’nun çağdaş mutfak anlayışını oluştururken nasıl bir rol oynadı peki?</strong></p>
<p>Ben mutfağın içinde doğdum diyebilirim. Babam, kardeşim, amcalarım ve kuzenlerim şefti. Çocukluğum mutfakların içinde geçti. Şef olmak yerine misafir deneyimi yaratmaya odaklanmayı seçtim. Bugün Nemo’ya baktığımda ailemden aldığım değerleri hala konseptin her noktasında görüyorum. Kaliteli ürüne duyulan saygı, lezzette denge arayışı ve gerçek misafirperverlik anlayışı yaptığımız her işin merkezinde yer alıyor. Modern gastronomi anlayışımızı da bu değerlerin üzerine inşa ediyoruz. Bence Nemo’nun karakterini oluşturan şey köklerine sadık kalırken sürekli gelişmeye devam edebilmesi.</p>
<p><strong>Menüde Avrasya ve Avrupa mutfağını deniz ürünleriyle buluşturuyorsunuz. İstanbul’un köklü balık restoranı kültürünün yanında Nemo misafirlerine nasıl farklı bir gastronomi deneyimi sunuyor?</strong></p>
<p>İstanbul çok güçlü bir deniz ürünleri kültürüne sahip ve biz bunu büyük bir ilham kaynağı olarak görüyoruz. Amacımız bu gelenekle rekabet etmek değil ona farklı bir bakış açısıyla katkı sunmak. Menümüzü oluştururken Avrupa ve Avrasya mutfağından ilham alan çağdaş bir yaklaşım benimsedik. Deniz ürünlerini yenilikçi pişirme teknikleri, beklenmedik lezzet eşleşmeleri ve rafine sunumlarla yeniden yorumluyoruz. Ancak Nemo’yu farklılaştıran yalnızca tabaklar değil. Tasarımdan servise, müzikten atmosfere kadar her unsur tek bir deneyimin parçası. Misafirlerimizin yalnızca lezzetli bir akşam yemeği değil, uzun süre hafızalarında kalacak bütünsel bir deneyimle ayrılmalarını hedefliyoruz.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a6affda97aee-1785397210.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p><strong>İstanbul’daki gastronomi tutkunlarını Nemo menüsünde en çok hangi imza lezzetin şaşırtacağını düşünüyorsunuz? Sizin mutlaka tadılmalı dediğiniz tabak hangisi?</strong></p>
<p>Menümüzün tamamı misafirlerimize keşif duygusu yaşatacak bir gastronomi deneyimi sunma hedefiyle hazırlandı. Ancak tek bir öneride bulunacak olsam, Nikkei Tuna Ceviche ile başlamalarını tavsiye ederim. Japon ve Peru mutfaklarından ilham alan bu tabak, taze, canlı ve dengeli lezzetleriyle Nemo’nun yenilikçi mutfak anlayışını güçlü bir şekilde yansıtıyor. Ana yemekte ise Glazed Short Ribs, uzun pişirme tekniği ve katmanlı lezzet profiliyle öne çıkmasını beklediğimiz imza tabaklardan biri. Bunun yanı sıra Rocky Prawns, Truffle Essence Roll, Gyoza ve Dim Sum da misafirlerimize farklı dokular ve lezzetler sunan, menümüzün öne çıkan seçenekleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Aslında bizim için tek bir tabağı öne çıkarmaktan ziyade, misafirlerimizin farklı lezzetleri bir arada deneyimleyerek Nemo’nun hikâyesini ve mutfak anlayışını bütüncül şekilde keşfetmeleri en önemli unsur. Bu deneyimin, restoranın karakterini en iyi şekilde yansıtacağına inanıyoruz.</p>
<p><strong>Sırada neler var?</strong></p>
<p>Bu yıl MykOrini'yi hem Tersane İstanbul'da hem de Dubrovnik'te misafirlerimizle buluşturduk. Candy Candy ise gastronomiyi eğlenceyle bir araya getiren en heyecan verici projelerimizden biri olarak öne çıkıyor. Önümüzdeki dönemde uluslararası büyümemize devam edeceğiz. Rixos Jeddah ve Rixos Dubai Islands projelerinde yeni MykOrini restoranlarımızı hayata geçirirken, Dubai Islands’ta tamamen yeni iki konseptimizi de misafirlerle buluşturmaya hazırlanıyoruz.</p>
<p>Hedefimiz bulunduğu destinasyonun ruhunu yansıtan, güçlü kimliklere sahip ve hem misafirlerine hem de iş ortaklarına uzun vadeli değer yaratan markalar geliştirmeye devam etmek.</p>
<p><img src="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/0/0/0/6a6b00295086f-1785397289.jpg" alt="" width="500" height="750" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.hafta.com.tr/bogazin-kiyisinda-sualti-dunyasi-84248</link>
                            <media:content url="https://www.hafta.com.tr/storage/uploads/2/4/8/1280x720/bogazin-kiyisinda-sualti-dunyasi-1785397238.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İç mimarisinden ışık tasarımına kadar uluslararası ekiplerin imzasını taşıyan Nemo İstanbul, dev akvaryumu ve deniz canlılarının eşlik ettiği atmosferiyle şehre farklı bir restoran deneyimi sunuyor. SWOT Hospitality CEO’su Mouhamad Hadla ile Nemo’nun Antalya’dan Tersane İstanbul’a uzanan yolculuğunu ve bu özgün konseptin arkasındaki vizyonu konuştuk. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ Hafta  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
