Bir süredir modern flörtün fiil çekimi değişti. Artık kimseyle tanışmıyor, kaydırıyoruz. Sonsuz seçenek havuzunda, baş parmağımızın ucunda saniyeler içinde aşk hayatına dair kararlar... Profil fotoğraflarına sıkıştırılmış, iyi ışık almış kimliklerimizin ardında, hepimizin ortaklaştığı o hazin duvar beliriyor: "Konuşmayı başlatmak kolay, sürdürmek imkansız."
Müzik zevkleri üzerine inşa edilmiş dijital flört dünyası Makromusic’in kurucu ortağı ve CEO’su Ataberk Özaydın, “Günümüzün en büyük problemlerinden birisi tanışmaların yüzeysel kalması ve sohbet sırasında derinleşememek” diyor. Bu tespit, çağın röntgeni niteliğinde. Bir yanda dikkat ekonomisinin bizi “daha kısa, daha hızlı, daha çok” tüketime zorlaması, diğer yanda yalnızlığın artık kişisel bir melankoli olmaktan çıkıp, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından “her 6 kişiden 1’ini etkileyen” küresel bir sağlık riski olarak tanımlanması var. Araştırmalar, yalnızlığı sigara içmek kadar tehlikeli bir halk sağlığı sorunu olarak kodluyor ve yalnızken insanların daha çok tükettiğini fark eden markaların pazarlama stratejileri arasında, aşkı arayanlar, ekran karşısında doğru emojiyi seçmeye çalışıyor. İşte tam bu zeminde, müzik zevkine göre eşleştiren uygulamalar sahneye çıkıyor. Çünkü müzik, flörtün en kırılgan anına ilk cümleye kestirme yol sunuyor: “Ne dinliyorsun?”
FOTOĞRAFA DEĞİL MÜZİK ZEVKİNE GÖRE EŞLEŞME
Bu fikir yeni değil. 2010’da başlayan Tastebuds gibi müzik tabanlı eşleşme platformları da vardı. Yani müzikten aşk üretme iddiası, defalarca denenmiş bir tarif. Yeni olan şey, tarifin içine eklenen iki çağdaş baharat: Dikkat yorgunluğu ve yapay zeka. ABD menşeili Vinylly, kendini “müzik uyumuna dayalı bir dating app” olarak konumluyor. Kendi anlatımlarına göre kullanıcıları, streaming geçmişi ve müziği nasıl dinledikleri gibi sinyaller üzerinden eşleştiriyor. Türkiye’de 10 milyona ulaşan kullanıcı kitlesiyle makromusic de müzik ve sosyal etkileşimi birleştiren bir keşif ekosistemi olarak konumlanıyor. Spotify ve Apple Music’in resmi entegrasyonları ve izinli veri akışıyla işliyor.
Müzik, özellikle ‘fotoğraf’ ve ‘nerede çalıştığı’ merkezli yargıya kıyasla çok daha insani bir yerden yaklaşıyor. 2025 tarihli bir Springer makalesi, “mobil online flört yorgunluğu” kavramını hız, verimlilik baskısı ve bağlanmama kültürüyle açıklıyor. Müzik eşleşmesi, bu hızlı tüketime karşı küçük bir sabotaj girişimi. Tanışmayı bir fotoğrafa değil, bir ritme, bir hikayeye bağlamaya çalışıyor. Ama aynı zamanda yeni bir soru da doğuyor: Müzik zevki gerçekten daha insani bir veri mi yoksa sadece daha tatlı bir pazarlama dili mi?
Özaydın’a göre, görünüş temelli eşleşmeler yüzeyselliği beslerken, müzik tabanlı tanışmalar sohbeti daha organik bir zemine taşıyor. Onun ‘başarılı eşleşme’ tanımı da pembe panjurlu ev hayallerinden ziyade, ‘karşılıklı mesajlaşmanın başladığı ve keyifle devam ettiği’ o nadir anlara odaklanıyor. Müzik, iki yabancının arasına konan bir üçüncü nesne işlevi görüyor. Yani tartışılabilir, paylaşılabilir ve üzerinden kimlik inşa edilebilir güvenli bir alan.
"BU GRUBU NEREDEN BİLİYORSUN?" ROMANTİZMİ
İşin en ilginç kısmı, ana akımdan uzaklaştıkça flörtün kalitesinin artma ihtimali. Özaydın, eşleşme kalitesini artıran unsurun, az popüler bir sanatçı üzerinden yakalanan ortaklık olduğunu belirtiyor: “Aylık dinleyicisi 50 bin ve altında olan sanatçıları düşünün… Bu kişiler bir araya geldiğinde genellikle ‘Aaa sen nereden biliyorsun bu sanatçıyı?’ şeklinde şaşırıyorlar ve o sanatçı üzerine sohbet etmeye başlıyorlar.” Bu algoritmanın size pek veremeyeceği o mini-romantizmi, şaşırma ve keşfetme duygusunu tetikliyor. Yine de Özaydın, bu romantizmi fazla parlatmıyor, “Müzik zevki iki insanı çok yakın da yapabilir birbirinden soğutabilir de” diyor. Yani müzik, aşkı garanti etmiyor, sadece başlangıç ihtimalini büyütüyor.
Peki bilim bu konuda ne diyor? Müzik zevki uyumu, gerçekten ilişki uyumu anlamına gelir mi? 2025 yılında PMC’de yayımlanan bir araştırma, müziğin özellikle ilişkinin erken evrelerinde yakınlık ve tutkuyu güçlendirdiğini, ancak uzun vadeli bağlılık üzerinde etkisinin sınırlı olduğunu ortaya koyuyor. Yani müzik, çekiciliği artıran ve uyumluluğu değerlendirmeye yarayan bir turnusol kağıdı işlevi görüyor. Teorik olarak bu uygulamalar, ilk temasın kimyasını iyileştiriyor olabilir. Ancak gerisi size kalıyor.
KONSER DATING VE İNSANİ SOHBETLER
Özaydın, yapay zekayı bir romantik sihirbaz olarak değil, bir veri analisti olarak konumlandırıyor. Dinleme alışkanlıklarının ruh halini yansıttığını ve bu verilerin algoritmaları güçlendirdiğini söylüyor. Bu yaklaşım, “daha doğru eşleşme” vaadi taşısa da ruh halimizin bile bir sinyale dönüştüğü bu düzlemde, flörtün giderek bir performans alanına kaydığı endişesini de beraberinde getiriyor.
Yine de bu uygulamaların umut vadeden kısmı, tanışmaya daha insani bir yerden yaklaşması ve dijitalden fiziksele geçiş vizyonu. Konser-dating fikri, flört uygulamalarının yıllardır ihmal ettiği en temel şeyi, bedeni ve mekanı hatırlatıyor. Özaydın, gelecekte fiziksel ortamlardaki tanışmaların artacağına inandıklarını ve ürünlerini buna göre geliştirdiklerini belirtiyor. Aynı konserde zıplamak, aynı nakaratta bağırmak... Yalnızlığı azaltan asıl şey, mükemmel bir algoritmadan ziyade, başkalarıyla aynı anda aynı mekanda bulunabilmek olabilir.
Sonuç olarak, Makromusic veya Vinylly gibi uygulamalar aşkı kurtaracak gibi durmuyor ancak flört ekonomisinin unuttuğu en basit şeyi geri çağırıyor: İnsanların birbirine bir şeyler önermesini… Bir şarkı gibi.