
Nesiller farklı ama eğlence aynı
25 yıl sonra ‘Şahane Pazar’ı sahneye taşıyan Süheyl ve Behzat Uygur kardeşler, herkesin kendi ekranına çekildiği bir zamanda ortak kahkahanın ve birlikte eğlenmenin bugün de mümkün olduğunu gösteriyorlar: “Bu ülkeye gereken şey, daha fazla sanat, daha fazla tiyatro.”
Ahmet Ümit, yeni kitabı ‘Roma’nın Beş Günü’nde Roma’nın kuruluş mitlerinden Afrodisias’ın tarihine uzanan bir cinayet soruşturması üzerinden insanlığın bitmeyen şiddetini ve bugün yaşanan toplumsal çürümeyi tartışıyor. Ümit, “Yaşanılan çağı kavramak, kendimizi anlamak için tarihi bilmek zorunluluktur” diyor.
Bir fotoğraf gösterdiği kadar, geride bıraktıklarıyla da konuşabilir… Ahmet Mümtaz Taylan da ilk sergisi ‘Noksan’da, insanın görünmediği ama izlerinin kaldığı görüntüler üzerinden bu boşluğa bakıyor. Çünkü Taylan’a göre “Bir görüntüyü tamamlayan ve ona ruhunu veren şey, çoğu zaman içinde barındırdığı noksanlığın ta kendisi.”
Karanlık tarafıma mercek tuttu
Oyuncu olarak tanıdığımız Hayal Köseoğlu, bu kez resimle, bambaşka bir yoldan kendini ifade ediyor. “İçimde sıkışıp kalan, kendime ait duyguların bir çıkış yerine ihtiyacı vardı” diyen sanatçı, resme verdiği aradan sonra, yeniden tuvalin başına geçmesini sağlayan motivasyonu ve ilk sergi heyecanını anlattı.
Ayşegül Aldinç’in hafızasında çok isim, çok hikâye ve bolca mizah var. ‘Velhasılıkelâm’, geçmişten bugüne taşıdığı tanıklıkların bir toplamı. Kendisi ise geriye fazla takılmadan, hâlâ yazmanın ve üretmenin peşinde...
Bir Gripin şarkısından beklemediğimiz kadar hareketli, adından aldığı enerjiyle davetkâr: ‘Haydi Kalk!’ Gripin, yeni teklisiyle dinleyicisini yerinden kaldırırken yaklaşan albümünün de ipuçlarını veriyor. Şarkının ortaya çıkışından yeni dönemin ruhuna uzanan hikâyeyi grubun kendisinden dinledik.
Bir kitap gibi, kendi hikâyeme dönüştüm
Yarım asrı aşan bir müzik yolculuğunun ardından Bülent Ortaçgil, geriye dönüp baktığında karşısında kendi hikâyesini buluyor. Şarkılarının yıllara direnen kalıcılığından müzikle yaşamaya karar verdiği günlere, değişen dünyadan aşmaya çalıştığı otosansürlere uzanan bu söyleşide, kendi deyimiyle “50 yılın hesabını” konuştuk.
Gitarın tellerinde taşınan bir aile mirası, yıllara direnen melodiler ve hâlâ ilk günkü heyecanını koruyan bir sahne… Gipsy Kings’in kurucu üyesi Tonino Baliardo, grubun köklü müzikal yolculuğunu, zamansız melodilerini ve İstanbul konseri öncesi, şehirle kurduğu özel bağı anlattı.
Yeni single’ı ‘Ben Daha Ölmedim’ ile dinleyicisinin karşısına çıkan Özgün, yıllar sonra yeniden yollarının kesiştiği şarkının hikâyesini anlatırken, değişen müzik dünyasını, hızla tüketilen şarkıları ve kendisini ayakta tutan o ilk günkü heyecanı da samimiyetle paylaşıyor...
Dünya edebiyatının en etkili anlatıcılarından Isabel Allende, yarım yüzyıla yaklaşan yazarlık yolculuğu boyunca sürgünün, kaybın, kadınların ve belleğin hikâyelerini kuşaklar boyunca taşıdı. Allende, yeni romanı ‘Rüzgâr Adımı Biliyor’da 1938 Nazi Avusturyası ile günümüz Amerika’sını göçmen çocukların yalnızlığında buluştururken “Kötülük gürültülüdür, iyilikse mütevazı” diyor.
Hayal kurmaktan hiç vazgeçmedim
Çocukluğunda siyah-beyaz Pembe Panter izlerken kurduğu hayal, bugün Türkiye'nin en büyük yerli animasyon evrenlerinden birine dönüştü. Grafi2000'in kurucusu Varol Yaşaroğlu; Kral Şakir'in başarısını, animasyon sektörünün dönüşümünü ve yapay zekânın yaratıcı dünyaya etkisini anlattı.
Asıl kalıcı olan şey konfor beklentisi
Erkek gardırobu sessiz ama köklü bir dönüşümden geçiyor. Konfor, performans kumaşları ve zamansız stil anlayışı, erkek modasının yeni rotasını çiziyor. Altınyıldız Classics CEO’su Enis Habif ile bu dönüşümün bugünü ve yarınını konuştuk.
Spago İstanbul 11’inci yaşını, modern mutfağın efsanesi Wolfgang Puck ve oğlu Byron Lazaroff-Puck’ın imzasını taşıyan menüyle kutladı. Köklerden geleceğe uzanan bu yaratıcı lezzet köprüsünü, Kapalıçarşı’nın aromalarını ve fine dining’in yeni lisanını baba-oğul anlattı.
15 yıl önce sanat etrafında bir paylaşım alanı kurma hayaliyle yola çıkan Tansa Mermerci, bugün SPOT Projects’in binlerce kişiyi buluşturan bir topluluğa dönüştüğünü söylüyor. Bu yolculuğun çıkış noktasını ise “Amacımız, güncel sanatı daha fazla insan için anlaşılır ve erişilebilir kılmaktı” diye özetliyor.
Şifa, yanı başımızdaki toprakta saklı
Modern hayatın gürültüsü içinde doğayla, bedenle ve kendi iç sesimizle aramıza giren mesafeyi sorgulayan Emine Boyner, yeni kitabı ‘Yer ile Bir Otacının El Kitabı’ ve ‘Kocakarı Masalları’ sergisiyle aynı çağrıyı iki farklı mecradan yineliyor. Bitkilerin, taşın, toprağın ve suyun yalnızca doğanın sessiz parçaları değil; insanı yavaşlatan, iyileştiren ve özüne yaklaştıran kadim bir hafızanın taşıyıcıları olduğunu hatırlatıyor.