Bilenler bilir, ünlü top model Heidi Klum, ‘Project Runway’ adlı programında elenen yarışmacıları şu cümlelerle uğurlar: “Moda dünyasında bir gün zirvedensindir, diğer gün kapı dışarı edilirsin.” Kulağa sert gelse de, bu kelimeler endüstrinin vezir-rezil etme arasında gelip giden hassas terazisinin Z raporu gibi. Öyle ki bu sektör sadece güzel tasarımlar üretmez; kahramanlar yaratır. Sonra onları tahtından indirir, yeri gelir yıllar sonra yeniden taç takar. John Galliano’nun hikâyesi bu döngünün en çarpıcı örneklerinden biri. Öyle ki New York Metropolitan Sanat Müzesi Kostüm Enstitüsü’nün 2027 ilkbahar sergisini Galliano’ya ayıracağını açıklaması, modanın uzun süredir adım adım ördüğü iade-i itibar sürecinin zirvesi. Gelin Galliano’nun inişli çıkışlı yoluna birlikte göz atalım.
DAHİ ÇOCUĞUN İLK ADIMLARI
Galliano’nun başarı öyküsü, neredeyse bir masal gibi başladı. 1984’te Central Saint Martins’ten mezun olurken hazırladığı, Fransız Devrimi’nden ilham alan ‘Les Incroyables’ koleksiyonunun tamamı Browns tarafından satın alındı. Hemen akabinde Londra’nın yaratıcı ortamından Paris’in dev moda evlerine uzanan yolu, 1995’te Givenchy, 1996’da ise Christian Dior ile kesişti.
Dior’un kreatif direktörlüğüne getirildiği yıl, onun için bir milattı. Lady Diana için lacivert ipekten, dantel detaylı bir elbise tasarladı. Prensesin 1996 Met Gala’da giydiği bu elbise, Diana’nın özgürlük fermanı olarak görüldü. Eşzamanlı olarak moda evinin erişimi de tavan yaptı; 2000’lerde etkisi podyumların sınırlarını aştı. Tasarımcının ikonik işlerinden gazete baskılı elbise, Carrie Bradshaw’ın üzerinde ‘Sex and the City’nin en unutulmaz görünümlerinden biri oldu. Saddle çanta, J’Adore sloganı ve gösterişli Dior silueti popüler kültüre yayıldı; Galliano, modayı tasarlayan değil, çağın görsel hafızasını belirleyen isimlerden biriydi.
Bu dönemleri anarken, Lagerfeld ile yaşadığı çekişmeden bahsetmemek olmaz. Chanel’i çağın ruhuna uyarlayan Karl Lagerfeld ile arasındaki rekabet, dönemin iki büyük moda evinin olduğu kadar iki büyük gösteri ustasının da mücadelesiydi. Lagerfeld modernliğin hızını ve kültürel zekâyı temsil ederken Galliano, modayı sahnelenen bir düşe dönüştürüyordu. O, Dior’da yalnızca koleksiyon hazırlamadı; defile kavramını baştan yazdı. Tren garlarından opera salonlarına uzanan dekorlar, sinematik karakterler, uçlara taşınan makyajlar ve tarihsel kostümlerle her sezon başka bir dünyanın kapısını açtı.
Her şey iyi giderken, modacı 2011’de Paris’te tabiri caizse ‘ölüm fermanını’ kendi elleriyle hazırladı. Bir kafede sarf ettiği ırkçı ve antisemitist sözlerin görüntülenmesi bu parlak kariyerin kırılma noktası oldu. Dior tarafından görevden alındı, kendi adını taşıyan markadaki kontrolünü kaybetti, Fransız mahkemesinde suçlu bulundu. Sektörün kapıları kapanmadan önce bağımlılık tedavisi görüp, özür diledi ama nafile. Aynı yıl Kate Moss, Jamie Hince ile evlenirken gelinliğini Galliano’ya emanet ederek arkadaşına açıkça sahip çıktı. Yine de bu ikonik elbise bile kendi itibarına verdiği zarara pansuman yapamadı. Galliano daha sonra bu çalışmayı “yaratıcı rehabilitasyonum” diye tanımlayacak, Moss’un kendisini yeniden ‘kendisi’ olmaya zorladığını söyleyecekti. Ancak bu destek hemen bir geri dönüş sağlamadı.

YENİDEN DOĞUŞUN AYAK SESLERİ
Tasarımcının kefaret dönemi, yıllar sürdü. Onun için ikinci perde 2014’te Maison Margiela’nın kreatif direktörlüğüne getirilmesiyle açıldı. Galliano bu kez eski gösterişli teatral stilini geri plana çekerek Margiela’nın mirasına uygun yeni bir dil kurdu. Özellikle 2024 ‘Artisanal’ koleksiyonu, teatral yeteneğini teknik ustalıkla yeniden buluşturdu ve sosyal medyada küresel bir fenomene dönüştü. Bir zamanlar geri dönemeyeceği düşünülen tasarımcı zirvede olmasa da yine modanın merkezindeydi.
Mart 2026’da Zara ile iki yıllık bir ortaklık kuracağı ve markanın arşivini kendi ifadesiyle “yeniden yazacağı” açıklandı. Business of Fashion’ın duyurduğu işbirliği, sosyal medyada infial yarattı. Bazıları Haute couture’un en büyük dehalarından birinin hızlı modanın çarklarında ezileceğini iddia ederken, diğerleri Galliano’nun sürdürülebilirlik konusundaki yaklaşımına ihanet ettiğini öne sürdü. Ancak şu da bir gerçek; koleksiyon tüketiciyle buluştuğunda, bu videoların yerini mağaza önünde dev kuyruklar ya da içeride yaşanan mücadele görüntüleri alacak. Ve biz yine Galliano’nun sihrini konuşacağız.
Şimdi tasarımcının tasarımları kadar dramatik/teatral kariyerinde son perdeyi en iddialı kurum yani ‘Met’ açıyor. 9 Mayıs 2027’de ziyarete açılacak ‘John Galliano: Horizons’, yaşayan bir tasarımcıya ayrılan üçüncü proje olacak. Hatırlayalım: Ondan önce bu ayrıcalığa yalnızca Yves Saint Laurent ve Rei Kawakubo erişmişti. Etkinliğe dair bilgiler henüz kısıtlı. Ama Müze, serginin Galliano’nun çöküşünü yansıtmayacağını söylüyor. Sözün özü: Anna Wintour’un evsahipliğindeki Met Gala’nın ‘karanlık günleri pas geçerek’ Galliano’nun dehasını alkışlaması güçlü bir mesaj veriyor. Moda dünyası onu yalnızca geri kabul etmiyor, yeniden tarihinin merkezine yerleştiriyor.