Beş defile, beş farklı yön: Prada tek bir giysiye odaklandı, Fendi ihtişamı merkeze aldı, Marni arşivini yeniden düzenledi. Gucci bütün karakterlerini aynı mağazada buluşturdu; Bottega Veneta ise işçiliğin ağırlığını her zamanki sakin tavrıyla modernize etmeye çalıştı. Hepsinin ortak fikri şu: Milano’da bu sezon etkileyici bir defile yapmak kadar, defile bittikten sonra zihinde kalacak bir giysi bırakmak da önemliydi.
ETEK PRADA’NIN ODAĞINDA!
Miuccia Prada ve Raf Simons, koleksiyonu bütünüyle eteğe ayırarak haftanın en net tavrını ortaya koydu. A kesimlerden pililere, yalın modellerden kristallerle işlenmiş parçalara uzanan seçki, aynı giysinin ne kadar farklı tavır taşıyabileceğini gösterdi. Özellikle büyük cırt bantlarla tutturulan etekler, bazen basit bir uygulamanın nasıl fark yaratacağını gösterdi. Sözün özü: Prada, yeni bir siluet icat etmeye uğraşmadan tanıdık bir parçayı yeniden ilginç kıldı.
FENDI’NİN SİHİRLİ AYNASI
Maria Grazia Chiuri’nin Fendi defilesinde izleyiciler aynalarla çevrili bir alana yerleştirildi. Dantel, transparan elbiseler ve şortlar; siyah takımlar, denim, pelerinimsi dış giyim ve süslü Baguette çantalarla yan yana yürüdü... Defilenin güçlü yanı, Fendi’nin aksesuar ve süsleme ustalığını kıyafetlerle buluşturması. Aynalar, danteller ve ışıltılı Baguette’ler bu sezona damga vuracak parçalar.
MARNI’DE ARŞİVE DÖNME ZAMANI
Meryll Rogge’nin ikinci Marni koleksiyonu, modaevinin alışıldık stilini koruyor, hatta onu daha sert bir çizgiye taşıyor... Ham deriden çuval elbiseler, büyütülmüş tokalar, yer değiştirmiş düğmeler, açığa çıkan astarlar ve dikişler; Marni’nin süsleme dilini söküp yeniden birleştiriyor. Spor giyim ile terzilik arasındaki sürtünme erkek koleksiyonuna da yayıldı. Rogge’nin başarısı, arşivi kutsal bir miras gibi ele almaması. Parçaları çizgisinden çıkararak markanın eski merak duygusunu canlı tutuyor. Marni, eski görkemine kavuşma yolunda tam gaz ilerliyor.

GUCCI’NİN TEATRAL ŞOVU
Demna, ‘The Store Show’ için defile alanını bir Gucci mağazasına dönüştürdü. Binici ceketleri, keskin omuzlu takımlar, rugby üstleri, ekose etekler, horsebit ayrıntıları ve gece elbiseleri aynı çatı altında yürüdü. Tasarımcı bunu, Gucci’ye ilişkin kişisel vizyonunu bütünüyle sunduğu ilk koleksiyon olarak tanımladı. Referans noktası ise yine Tom Ford döneminin Gucci’si… Heyhat, Ford’un siluetlerine kıyasla hala çok zayıf…
Hakkını yemeyelim, mağaza fikri isabetli: Gucci’nin birbirine benzemeyen müşterilerini aynı hikâyenin karakterlerine dönüştürüyor. Buna karşılık koleksiyonun genişliği odağını da dağıtıyor; binicilikten gece hayatına uzanan geçişler güçlü bir dünya kurarken tek ve kalıcı bir siluet bırakmıyor. Pazarlama konusunda bir duayen olan Demna’nın bu kalabalıktan hangilerini markanın yeni imzasına dönüştüreceği hâlâ muamma.
BOTTEGA VENETA’DA MODERNLEŞME ADIMLARI
Louise Trotter, Bottega Veneta’da mevsimlerin değişimini giysilerin ağırlığı üzerinden anlattı. Defile dolgulu omuzlara sahip paltolarla başladı; pastel renkler, beyaz dantel, açık örgüler ve daha ferah yazlık yüzeylerle hafifledi. İnce intrecciato deri kuşaklar ve dokulu parçalar, evin malzeme bilgisini yine görünür kıldı.
Trotter’nin bu sezonki ilerlemesi, ustalığı her görünümde sonuna kadar sergileme ihtiyacından uzaklaşması. Bazı parçalar hâlâ fazla emek ve fikir taşıyor. Bottega’nın en güçlü geleceği, o ustalığın ne zaman susacağını da bildiği yerde görünüyor.