Son aylarda sosyal medyada dolaşan görüntüler bir trendden fazlasını söylüyor. Instagram’da düşük bel jean’ler, choker kolyeler, crop top’lar ve loş aynalar geri dönerken, TikTok’ta “2016 was the last good year/2016 son ‘iyi’ yıldı” cümlesi neredeyse kolektif bir mantra hâline geldi. Aynı yıl, aynı referanslar, aynı yüzler… Sosyal medya, farkında olmadan ama ısrarla 2016’ya dönüyor. Bunun nedeni yalnızca modanın döngüsel hafızası değil; daha derinde, ortak bir ruh hâli yatıyor.
2016 bugün, her şeyin henüz bu kadar ağırlaşmadığı bir eşik olarak hatırlanıyor. Küresel krizlerin, pandemi sonrası yorgunluğun, sürekli çevrim içi olma baskısının ve yapay zekânın gündelik hayatı bu denli kuşatmadığı son dönem. Sosyal medya vardı ama henüz bir performans alanına dönüşmemişti. Beğeniler önemliydi ama kimliği belirlemiyordu; algoritmalar vardı ama hayatı yönetmiyordu. Bu yüzden 2016, bugünden bakıldığında gerçekten “daha iyi” olduğu için değil, daha hafif hissettirdiği için özleniyor.
RIHANNA’DAN KYLIE’YE
O yılın modası da tam olarak bu hissi yansıtıyordu. Rihanna, yalnızca müzikte değil, stil dünyasında da mutlak bir referans noktasıydı. Giydiği her şey -oversize sweatshirt’ler, transparan elbiseler, sporla geceyi karıştıran kombinler- bir trendden çok bir tavır yaratıyordu. Aynı dönemde ‘King Kylie’ olarak anılan Kylie Jenner, Instagram estetiğini tek başına şekillendiriyordu: Mat dudaklar, crop top’lar, biker şortlar ve aynadan çekilmiş fotoğraflar. Gigi Hadid ve Kendall Jenner, podyumdan çok sokakta var olarak süpermodel kavramını yeniden tanımlıyor; ulaşılmaz olmaktan çıkıp gündelik stil ikonlarına dönüşüyordu.
2016 modası kusursuzlukla değil, doğallıkla pazarlanıyordu. Choker’lar biraz asi, biraz romantikti. Düşük bel jean’ler tartışmalıydı ama iddiasızdı. Band tişörtleri, gerçekten dinlenen ya da hiç dinlenmeyen gruplarla bir kimlik oyunu oynuyordu. Adidas Superstars ve Stan Smiths, henüz “statement sneaker” olmadan önce herkesin ayağındaydı. Moda, ağır bir anlam yükü taşımıyordu; daha çok bir ruh hâliydi.
INSTA-TIKTOK FARKI
Bu ruh hâlinin merkezinde ise sosyal medyanın bugünden bakınca neredeyse masum görünen dili vardı. Snapchat’in altın çağını yaşadığı dönemdi bu. Paylaşımlar kalıcı olmak zorunda değildi; güzel olmak da. Filtreler eğlenceliydi, içerik üretmek bir strateji değil, bir oyun gibiydi. Bugün Snapchat eski gücünde değil ama temsil ettiği fikir -geçicilik, rahatlık, kusursuz olmama hâli- geri dönmüş durumda. Close Friends paylaşımları, kaybolan hikâyeler, bilinçli olarak düşük çözünürlüklü videolar bu özlemin bugünkü izdüşümü.
Instagram ve TikTok ise bu nostaljiyi farklı yerlerden okuyor. Instagram için 2016, görsel bir hafıza. O yılın kombinleri, pozları ve estetik dili bugünün bilinciyle yeniden üretiliyor. Daha rafine kumaşlar, daha temiz kadrajlar ama aynı rahatlık hissi. Instagram, 2016’ya bakarken “nasıl görünüyorduk?” diye soruyor ve cevabı stil üzerinden veriyor.
TikTok’ta ise 2016 çok daha duygusal bir alan. Orada mesele ne giydiğimiz değil, nasıl hissettiğimiz. Eski Snapchat filtreleri, Vine çağrışımları, Rihanna, Drake ve Justin Bieber şarkıları eşliğinde yapılan kolajlar… TikTok’ta 2016, algoritmalar hayatı ele geçirmeden önceki internetin sembolü. Daha az izlenme kaygısı, daha az kendini pazarlama baskısı, daha çok an.
Bu yüzden 2016 nostaljisi bugün bu kadar güçlü. Çünkü özlenen şey yalnızca choker’lar ya da düşük bel jean’ler değil. Özlenen şey, sosyal medyanın henüz bu kadar ölçülmediği, hayatın bu kadar optimize edilmediği bir dönem. Moda, her zamanki gibi, bu hissi ilk fark eden alanlardan biri oldu ve estetik üzerinden yeniden anlatmaya başladı.
Belki de bu yüzden 2016 gerçekten geri dönmüyor. Ama biz, bugünün ağırlığı altında, o yıla dönüp nefes almaya çalışıyoruz. Ve sosyal medya, bu kolektif özlemi görünür kılıyor.