Paris'te her temmuz ayında kurulan haute couture sahnesi, modanın yalnızca giyilebilir bir tasarım disiplini olmadığını, aynı zamanda bir kültür ve hayal gücü gösterisi olduğunu yeniden hatırlatıyor. Ancak bu sezonun en dikkat çekici yanı, gösterişli el işçiliğinden çok modaevlerinin anlattıkları hikâyelerdi. Defileler adeta geçmiş ile gelecek arasında kurulan duygusal köprüler gibiydi. Bir yanda Schiaparelli'nin sürreal evreni, diğer yanda Dior'un şiirsel sessizliği ve Chanel'in masalsı romantizmi... Üç büyük modaevi, couture'ü farklı yönlerden yorumlarken ortak bir noktada buluştu: Lüks artık yalnızca ihtişam değil, güçlü bir anlatı demek.
Schiaparelli: Sürrealizm derin denizlere indi
Haftanın açılışını yine Daniel Roseberry yaptı. Son yıllarda couture takviminin en çok beklenen ismi hâline gelen Amerikalı tasarımcı, Elsa Schiaparelli'nin sürrealist mirasını bu kez okyanusun derinliklerine taşıdı.
İlk bakışta koleksiyon, deniz canlılarından ilham alan organik siluetleriyle dikkat çekiyordu. Mercanları andıran işlemeler, denizanası formundaki hacimler, istiridye kabuğunu çağrıştıran korseler ve inci görünümlü detaylar, couture zanaatının sınırlarını zorlayan bir ustalıkla hazırlanmıştı. Ancak Roseberry'nin asıl başarısı, bu fantastik dili kostüme dönüştürmeden modern kadının üzerinde yaşatabilmesiydi.
İngiliz Vogue koleksiyonu "fantastik ama şaşırtıcı biçimde giyilebilir" olarak tanımlarken, eleştirilerin ortak noktası Schiaparelli'nin artık yalnızca kırmızı halı markası olmaktan çıkıp gerçek bir couture evi kimliği kazanmasıydı.

Roseberry, Elsa Schiaparelli'nin sanatla kurduğu ilişkiyi günümüz estetiğine taşıyor. Salvador Dalí ile çalışan kurucunun hayal dünyası bugün yapay zekâ çağının görsel zenginliğiyle yeniden yorumlanıyor. Sonuç ise Instagram'da viral olmanın ötesinde, moda tarihine referans veren güçlü bir koleksiyon.
Dior: Wintour’a çığlık attıran defile
Yanlış okumadınız: Anna Wintour, kariyerinde ilk kez bir defileyi izledikten sonra çığlık çığlığa alkışladı. Buzlar kraliçesini bile eriten tasarımlar, tabii ki Jonathan Anderson imzalı. Tasarımcının couture için geliştirdiği yeni dil, gösterişli teatral efektlerden bilinçli biçimde uzak duruyor.
Anderson'ın Dior'u, Maria Grazia Chiuri dönemindeki tarihsel feminenliği korurken onu daha yalın, daha mimari ve daha düşünsel bir noktaya taşıyor. İncecik pileler, neredeyse havada süzülen transparan katmanlar ve vücudu sarmak yerine onun etrafında dolaşan siluetler koleksiyonun omurgasını oluşturdu. Renk paleti de aynı yaklaşımı destekliyordu; kırık beyazlar, taş tonları, pudralar ve siyahın farklı yorumları... Dikkat çeken bir detay: Defilede hiçbir detay “ben buradayım” demiyor. Tam tersine, couture işçiliği sessiz bir özgüvenle kendini gösteriyor. Bu tavır, son yıllarda gösteriş yarışına dönüşen lüks modaya karşı güçlü bir duruş niteliğinde.
Uluslararası moda basını Anderson'ın koleksiyonunu "şiirsel", "hafif" ve "son derece rafine" olarak yorumladı. BOF, tasarımcının Dior arşivini birebir tekrar etmek yerine onun ruhunu günümüz estetiğiyle yeniden kurduğunu vurguluyor. Bu yaklaşım, Dior'un geleceğinde daha entelektüel ve daha zamansız bir dönemin habercisi gibi görünüyor.
Chanel: Masalın içinde yaşamak
Gelenek bozulmadı: Bu sezonun en çok alkış alan defilelerinden biri hiç kuşkusuz Chanel'di. Matthieu Blazy, modaevindeki ikinci couture koleksiyonunda Gabrielle Chanel'in kütüphanesinde bulunan eski bir masal kitabından yola çıkarak Grand Palais'i dev bir peri masalına dönüştürdü. Sarmaşıklar, dev çiçekler, göğe uzanan fasulye sırıkları ve çocukluk hayal dünyasını çağrıştıran dekor, koleksiyonun yalnızca fonu değil, anlatının bir parçasıydı. Ancak Blazy'nin başarısı dekorun çok ötesinde. Chanel'in klasik tüvit ceketleri, kamelya motifleri ve zarif işlemeleri bu kez romantik ama hafif bir dille yeniden yorumlandı. Pastel tonlar, kat kat transparan kumaşlar, nakışlarla bezenmiş pelerinler ve hareket ettikçe yaşayan elbiseler, couture'ün teknik gücünü gösterirken hiçbir zaman ağırlaşmıyordu. Sarah Mower'ın Vogue'daki değerlendirmesi, Blazy'nin en önemli farkını özetliyor: O, couture'ü ulaşılamaz bir fantezi olarak değil, farklı yaşlardan ve yaşam biçimlerinden kadınların gerçekten giymek isteyeceği kıyafetler olarak düşünüyor. Masal anlatıyor ama kahramanlarını gerçek hayattan seçiyor. Defilenin finalinde klasik gelin yerine siyah bir gece elbisesinin podyuma çıkması da güçlü bir simgeydi. Coco Chanel'in evlenmemiş ve bağımsız yaşamına gönderme yapan bu tercih, modaevinin geçmişini nostaljiye hapsetmeden bugüne taşıyan zarif bir jest olarak yorumlandı. Yine de koleksiyonun en dikkat çeken parçalarım şüphesiz ayakkabılardı. Chanel, bu tasarımlar sayesinde yine satış rekorları kıracak.
Iris van Herpen: Couture'ün geleceği
Paris Couture Haftası'nın en büyüleyici anlarından biri yine Iris van Herpen'e aitti. Takvimde yılda yalnızca bir kez yer alan Hollandalı tasarımcı, modayı bir giysi üretiminden çok bilim, doğa ve sanatın kesiştiği deneysel bir laboratuvar olarak görmeye devam ediyor. Bu nedenle Van Herpen'in defileleri yalnızca moda editörlerinin değil, mimarların, sanat tarihçilerinin ve teknoloji dünyasının da yakından takip ettiği gösterilere dönüşüyor. Bu sezon koleksiyonunda suyun hareketinden, hava akımlarından ve canlı organizmaların dönüşümünden ilham alan tasarımcı, üç boyutlu baskı teknolojisini geleneksel couture işçiliğiyle buluşturan heykelsi siluetler sundu. Organze katmanlar adeta havada süzülüyor, lazer kesimli formlar model yürüdükçe canlı bir organizma gibi titreşiyordu. Defile, modanın geleceğinin yalnızca dijital teknolojilerde değil, el işçiliğiyle teknolojinin kusursuz birlikteliğinde olduğunu gösteren güçlü bir manifesto niteliğindeydi. Vogue, koleksiyonu Van Herpen'in "sınırsız hayal gücünün yeni bir kanıtı" olarak değerlendirdi.
Defilenin ön sırasında ise Türkiye'den dikkat çeken bir isim vardı. Hande Erçel, Iris van Herpen'in davetlileri arasında yer aldı. Arşiv bir Iris van Herpen tasarımıyla defileyi izleyen oyuncu, uluslararası fotoğraf ajanslarının ve moda sayfalarının en çok görüntülenen konuklarından biri oldu. Getty Images'ın servis ettiği karelerde Erçel, Heart Evangelista ve diğer davetlilerle birlikte ön sırada yer aldı; görünümü kısa sürede sosyal medyada da geniş yankı uyandırdı.