Bazı motifler vardır ki yalnızca bir desen değil, dönemin ruhunu temsil eden bir imzaya dönüşür. ‘Gazete baskısı’ ya da moda dünyasının kullandığı adıyla ‘newspaper print’ de bunlardan biri. Peki bu desenin ‘sahibi’ kim? Gazete baskısı motifi denince akla ilk hangi marka gelmeli, Dior mu Chanel mi? Uzun yıllardır süregelen bu tartışma, geçen hafta farklı bir boyut kazandı.
Mesele şu dönemde moda dünyasının en önemli isimleri olarak öne çıkan Matthieu Blazy ve Jonathan Anderson’ın yaratıcılıklarının kesişmesiyle başladı. Önce Chanel’in başındaki isim Blazy, 28 Nisan’da Biarritz’de düzenlenen, marka için hazırladığı ilk Cruise defilesinde pek çok tasarımda meşhur gazete baskısına yer verdi. Ardından Dior’un kreatif direktörü Jonathan Anderson 13 Mayıs’ta Los Angeles’ta Los Angeles Sanat Müzesi’nde gerçekleşen Cruise koleksiyonunu Instagram hesabında gazete baskılı bir çantayla anonslayınca, çarşı pazar karıştı, bu hamle sosyal medyada bir ‘duello daveti’ olarak okundu.
Zira mesele şu: Bu desenin popüler kültürdeki en güçlü sahibi, Chanel değil Dior olarak kabul edilir. Nedeni ise John Galliano’nun İlkbahar/Yaz 2000 koleksiyonu için hazırladığı efsane elbise. Popüler kültürün mihenk taşlarından ‘Sex and the City’de Carrie Bradshaw karakterinin üzerinde gördüğümüz gazete baskılı elbise, herkesin hafızasına kazındı, kolay kolay da silinmedi. Hatta Carrie, bu elbiseyi dizinin devam filmlerinden ‘SATC2’da ikinci kez giymek durumunda kaldı. Chanel’in öncülüğünde bu baskının sahiplenilmesi, hemen ardından Anderson’ın tokat gibi hamlesi farklı bir kafa karışıklığı yarattı.

AKIMI BAŞLATAN SCHIAPARELLI
Ancak işin ilginç tarafı şu: Galliano’nun bu fikri de tamamen ‘orijinal’ değildi. Bakınız: Elsa Schiaparelli’nin 1930’larda kullandığı gazete baskılı kumaşları... Sürrealizmle yakın ilişkisiyle bilinen Schiaparelli, gazeteyi bir haber aracı olmaktan çıkarıp modanın yüzeyine taşıyan ilk isimlerden biri. Yani bugün ‘newspaper print’ olarak bilinen fenomenin kökleri aslında couture tarihinin çok daha eski dönemlerine uzanıyor.
Chanel tarafı da ‘gazeteciliğe’ kayıtsız değildi aslında… Ancak Karl Lagerfeld döneminde marka gazeteyi bire bir baskı unsuru olarak kullanmaktan çok, medya estetiğinin kendisini sahiplenen bir dile yöneldi. Gazete formatlı lookbook’lar, manşet estetiği taşıyan kampanyalar, Chanel logolarıyla birleşen editoryal baskılar ve medya dünyasına yapılan göndermeler yıllarca markanın görsel kodları arasında yer aldı. Lagerfeld’in moda ile medya arasındaki ilişkiye duyduğu ilgi, Chanel’in bu dili daha ‘editoryel’ bir noktadan kurmasına neden oldu. Zaman içinde Balenciaga, Bottega Venetta ve Stella Mccartney de bu desene yer verdi.
Sözün özü: Bu baskı rakip moda evlerinde yer bulsa da, görünen o ki kimsenin tekelinde değil. Ama bazı markalar var ki, daha öne çıkıyor. Bugün gelinen noktada moda dünyası iki farklı yaklaşımı ayırıyor: Gazete baskısını haute couture ve popüler kültür ikonu haline getiren marka Dior olarak görülürken, Chanel ise bu dili medya, editoryal dünya ve marka kimliğiyle yeniden yorumlayan taraf olarak öne çıkıyor. Aynı motif, iki farklı moda evinde bambaşka bir hikâyeye dönüşüyor.