Bu başarılı iş birliğinin başlangıç noktasına dönelim. Tarkan ile yollarınız nasıl kesişti?
Çok teşekkür ediyorum. Tarkan, uzun süredir çalışmak istediğim; herkes gibi benim de çok sevdiğim ve çok değer verdiğim bir sanatçı. Benim için yeri her zaman çok ayrı oldu. Sanatına, üretimine ve insanlarda yarattığı o birleştirici güce gerçekten büyük saygı duyuyorum. Yıllar sonra stilisti İbrahim’e “Tarkan için bir şeyler hazırlamak istiyorum” dediğimde, bunu büyük bir nezaketle karşılayıp konser sürecinin başlayacağını söylemesi her şeyi başlatan an oldu. Sonrası çok hızlı gelişti.
Ama o hızın içinde bile çok güçlü bir his vardı: Bu işin sadece bir kostüm tasarımı olmayacağı belliydi. Daha ilk konuşmalardan itibaren mesele “ne giyilecek” değil, “sahnede nasıl bir etki yaratılacak” üzerindeydi. O noktada anladım ki bu, hayranlık duyduğum bir sanatçıya bir şey üretmenin ötesinde, sahnedeki kimliğine katkı sunma sorumluluğu taşıyan bir süreç olacaktı.
Benim için en kıymetli tarafı şuydu: Uzun zamandır içimde olan bir niyet, doğru zamanda, doğru insanlarla buluştu. Bazen bazı iş birlikleri planla değil, kalpten gelen bir istekle başlıyor. Bu da tam olarak öyle oldu.
Toplamda kaç kostümü ne kadar zamanda tasarladınız? Hazırlık süreci nasıl oldu?
Toplamda beş look hazırladım. İbrahim’in yaratmak istediği kimliği öncelikle dinledim, ardından eskizlerime başladım. Her look aslında sahnenin farklı bir duygusal anına hizmet ediyordu. Bu yüzden tasarımları tek tek değil, bir bütünün parçaları gibi ele aldım. Silüetler birbirleriyle konuşmalıydı ama her biri kendi anında güçlü bir karakter taşımalıydı.
Eskiz aşamasından sonra en kritik kısım malzeme seçimiydi. Sahne ışığında nasıl tepki verecekleri, hareket hâlindeyken nasıl görünecekleri, terleme, tempo, dans… Hepsini düşünerek kumaşları ve yüzeyleri belirledim. Çünkü sahne kostümünde estetik kadar performans konforu da belirleyici. Sonrasında atölye süreci başladı. Provalar bizim için tasarımın ikinci aşaması gibi. Üzerinde gördüğünüz şey aslında prova sırasında yeniden şekillenir. Bazı omuzlar milim iner, bazı boylar kısalır, bazı detaylar sadeleşir ya da güçlenir. Sahne kostümü kâğıt üzerinde değil, beden üzerinde tamamlanır.
Hazırlık süreci yoğun ama çok akışkan geçti. Her prova, kostümleri biraz daha sahneye yaklaştırdı. En sonunda ortaya sadece şık görünen değil, sahnede yaşayan tasarımlar çıktı.
Tarkan sahnede yalnızca şarkı söyleyen bir sanatçı değil, güçlü bir ikon. Tasarım sürecine başlarken onun sahne kimliğini nasıl tanımladınız?
Tasarım sürecine başlarken Tarkan’ı sadece bir müzisyen olarak değil, sahnede bir enerji alanı yaratan figür olarak ele aldım. Çünkü o sahneye çıktığında yalnızca şarkılar değil; bir duruş, bir karizma, bir hâkimiyet hissi de yayılıyor. Onun sahne kimliğini üç kelimeyle özetleyebilirim: Güç, karizma ve kontrollü çekicilik.
Ne tamamen sert ne tamamen romantik. İkisi arasında çok bilinçli kurduğu bir denge var. Bu da onu zamansız yapıyor.

Ben tasarıma başlarken şu sorunun peşinden gittim: Bu kostüm, Tarkan’ın sahnedeki varlığını büyütecek mi, yoksa sadece süsleyecek mi? Çünkü onun gibi bir ikon için kostüm dekor olamaz; karakterin bir uzantısı olmak zorunda. Silüetler o yüzden net, tavrı olan ve uzaktan bile okunan formlar üzerinden gelişti. Parlaklık bile “gösteriş” için değil, sahnedeki hâkimiyeti görünür kılmak içindi.
Bu kostümleri tasarlarken ilk çıkış noktanız müzik miydi, beden miydi, yoksa hikâye mi?
Benim için çıkış noktası her zaman hikâye. Çünkü müzik de beden de o hikâyenin taşıyıcıları aslında. Önce sahnedeki ruh hâlini anlamaya çalışıyorum: Bu bölümde nasıl bir duygu var, nasıl bir güç, nasıl bir tavır?
Hikâye netleştikten sonra beden devreye giriyor. Silüet, duruş, oranlar… Tarkan’ın sahnedeki fiziksel varlığı çok güçlü olduğu için tasarımın onun beden diliyle uyum içinde olması gerekiyor. Kostüm, hareketi kısıtlayan değil, onu büyüten bir çerçeve olmalı. Müzik ise bütün bunların ritmini belirliyor. Şarkının temposu, sahnedeki enerjinin yükselip alçalması, geçiş anları… Kostümün nerede daha sert, nerede daha akışkan olacağını müzik söylüyor. Yani süreç benim için şöyle ilerliyor: Önce hikâye, sonra silüet, en sonunda ritim. Bu üçü birleştiğinde kostüm sadece görünen bir parça olmuyor; performansın yaşayan bir parçasına dönüşüyor.
Konser boyunca hareket, ışık ve kamera dili kostümün algısını doğrudan etkiliyor. Sahne ışıkları altında kumaşın davranışı çok kritik. Teknik anlamda sizi en çok zorlayan detay neydi?
Sahne için tasarım yaparken en zorlayıcı şeylerden biri, kumaşın gerçek hayattaki hâliyle sahnedeki hâli arasındaki fark. Atölyede mükemmel görünen bir yüzey, sahne ışığında fazla parlayabilir ya da tamamen sönük kalabilir.
Beni en çok zorlayan detay, ışıltıyı kontrol etmekti. Çünkü Tarkan’ın sahnesinde ışık çok güçlü ve dinamik. Kostümün parlaması gerekiyor ama “yansımaması” gerekiyor. Yani ışığı yutmayacak ama göz de almayacak bir denge kurmak zorundaydık. Bu yüzden bazı yüzeyleri birkaç kez değiştirdik, bazı materyalleri prova ışıkları altında yeniden test ettik. Bir diğer kritik konu da hareketle birlikte kumaşın verdiği tepkiydi. Kamera yakın plana girdiğinde sert duran bir form, dans anında akışkan görünmeli; ama akışkan bir parça da kontrolsüz dağılmamalı. Yani hem disiplinli hem canlı bir yapı kurmak gerekiyordu.
Sahne kostümünde tasarım sadece görünüş değil, fizik kurallarıyla da çalışmak demek. En çok zorlayan ama en keyifli taraf da bu dengeyi bulmak oldu.
Bu kostümlerde maskülenlik algısına nasıl yaklaştınız? Özellikle erkek sahne kostümünün Türkiye’deki yerini düşündüğümüzde bilinçli olarak dönüştürmek istediğiniz alanlar oldu mu?
Maskülenliği ben hiçbir zaman sertlik ya da katılık üzerinden okumuyorum. Benim için maskülenlik; duruş, netlik ve özgüven demek. Tarkan’ın sahne kimliğinde de bu var: Güçlü ama kaba değil, iddialı ama zorlamayan bir çekim alanı. Bu kostümlerde özellikle dönüştürmek istediğim şey, erkek sahne giyiminin “güvenli alanına” sıkışmış olmasıydı. Yıllardır erkek kostümünde ya fazla klasik ya da fazla gösterişli uçlar görüyoruz. Ben ikisinin arasında, daha sofistike ve daha cesur bir dil kurmak istedim.
Vücuda oturan ama rahatsız etmeyen kalıplar, ışığı taşıyan yüzeyler, detaylarda zarafet… Bunlar bilinçli tercihlerdi. Çünkü sahnede güçlü görünmenin tek yolu sert görünmek değil. Bazen kontrollü bir ışıltı, net bir omuz hattı ya da akışkan bir form çok daha büyük bir etki yaratabiliyor. Benim için burada yapılan şey maskülenliği yıkmak değil, onu genişletmekti. Erkek sahne kostümü de duygu taşıyabilir, parlayabilir, zarif olabilir ve yine de gücünden hiçbir şey kaybetmez.
Tarkan gibi yıllardır sahnede olan bir isimle çalışırken “fazla”ya kaçmamak nasıl bir denge gerektiriyor?
Tarkan gibi zaten güçlü bir sahne aurası olan bir isimle çalışırken tasarımcının en büyük sınavı şu: Kostümle bağırmamak. Çünkü sahnede zaten dev bir enerji var. Eğer kostüm de aynı anda “beni de görün” diye bağırırsa, etki bölünür. “Fazla”ya kaçmamak aslında geri durmayı bilmekle ilgili. Her detayı kullanabilirsin ama hepsini aynı anda kullanmamalısın. Bazen en güçlü etki, bir şeyi özellikle yapmamaktan gelir. Bir yüzeyi sade bırakmak, bir detayı geri çekmek, bir ışıltıyı sadece hareket anına saklamak…
Buradaki denge şu: Kostüm dikkat çekmeli ama dikkat dağıtmamalı. Güç katmalı ama güce rakip olmamalı.
Tarkan gibi bir ikon söz konusu olduğunda tasarımın rolü yıldız olmak değil, yıldızın etrafındaki ışığı doğru yönlendirmek. Bu bilinçle çalıştığında “fazla” zaten kendiliğinden eleniyor ve geriye sadece sahneye hizmet eden güçlü bir ifade kalıyor.

Kostümlerde dikkat çeken güçlü silüetler ve net hatlar var. Bunlar sahnede neyi temsil etsin istediniz?
Güçlü silüetler ve net hatlar benim için sadece estetik bir tercih değil, bir mesaj dili. Sahne çok büyük bir alan ve seyirciyle aranda ciddi bir mesafe var. O yüzden tasarımın uzaktan bile okunabilmesi gerekiyor. Net hatlar, o görsel etkiyi ilk saniyede kuruyor. Bu silüetlerin temsil ettiği şey ise kontrol ve hâkimiyet. Tarkan sahnede çok hareketli ama aynı zamanda sahneyi yöneten bir figür. O yüzden formlar akışkan olsa bile dağınık değil; keskin olsa bile sert değil. Yani hareketin içinde bir disiplin, enerjinin içinde bir denge var.
Aynı zamanda bu netlik, onun sahnedeki karizmasını çerçeveliyor. Silüet güçlü olduğunda sanatçının duruşu daha da belirginleşiyor. Omuz hattı, bel oranı, duruş açısı… Bunların hepsi bilinçli olarak o “ikonik” görüntüyü desteklemek için tasarlandı. Kısacası o güçlü hatlar şunu temsil ediyor:
Sahnede sadece performans yok, bir duruş var. Ve kostüm o duruşun altını çiziyor.
Tasarımlar prova aşamasında değişti mi? Sahne üzerinde gördükten sonra vazgeçtiğiniz ya da dönüştürdüğünüz detaylar oldu mu?
Evet, prova süreci tasarımın en dönüştürücü aşamasıydı. Sahne kostümü çizimde biter gibi görünür ama aslında gerçek tasarım, sanatçı onu hareket hâlinde taşıdığında başlar.
Sahnede ışıkla, müzikle ve hareketle birlikte görünce bazı detayların fazla kaldığını, bazılarının ise daha da güçlenmesi gerektiğini fark ettik. Örneğin bazı yüzeylerdeki parlaklığı geri çektim; çünkü uzaktan daha sert görünüyordu. Bazı omuz hatlarını milimetrik olarak daralttım ya da genişlettim; çünkü duruşu doğrudan etkiliyordu.
Hatta bir look’ta çok sevdiğim bir detayı tamamen çıkardık. Atölyede çok etkileyiciydi ama sahnede Tarkan’ın enerjisi zaten o alanı dolduruyordu. Orada tasarımın geri çekilmesi daha doğruydu. Bu süreç bana her zaman şunu hatırlatıyor: Sahne kostümünde egonun yeri yok. Eğer bir detay sahneye hizmet etmiyorsa, ne kadar güzel olursa olsun vazgeçmek gerekir. Ve çoğu zaman o vazgeçiş, tasarımı daha güçlü bir yere taşıyor.
Bu iş, Emre Erdemoğlu markasının kreatif yolculuğunda nasıl bir yerde duruyor?
Bu iş benim için sadece bir sahne projesi değil, markamın anlatım dilini büyüten bir eşik. Emre Erdemoğlu tasarımlarında her zaman karakter, hikâye ve duruş ön plandaydı. Tarkan’la yapılan bu çalışma, o yaklaşımın sahne gibi çok daha büyük ve görünür bir alana taşınması oldu. Sahne tasarımı, duyguyu metrelerce uzaktan anlatabilmeyi gerektiriyor. Bu da silüetleri daha netleştirmemi, ifadeyi daha cesurlaştırmamı sağladı. Yani bu süreç markamın estetik kodlarını değiştirmedi ama onları daha yüksek bir volüme taşıdı diyebilirim.
Aynı zamanda benim için şunu da pekiştirdi: Emre Erdemoğlu tasarımı sadece bir kıyafet değil, bir kimlik önerisi. Sahne de bunun en görünür, en güçlü anlatım alanlarından biri. Bu yüzden bu iş, markamın kreatif yolculuğunda bir “yan proje” değil; tasarım dilimin nerelere uzanabileceğini gösteren çok önemli bir durak.