Bazı hikâyeler planla değil, sezgiyle başlar. Bazılarıysa cesaretle… Neslihan Canpolat’ın hikâyesi, tam olarak böyle bir yolculuğun hikâyesi… 2013 yılında mutfak masasının başında; 300 lira, tek bir ayakkabı modeli ve güçlü bir fark edişle başlayan bu yolculuk, bugün kadın ve erkek ayakkabısı, çanta ve aksesuar kategorilerinde büyüyen; yeni deri koleksiyonuyla zamansızlık iddiasını yükselten çok katmanlı bir markaya dönüşmüş durumda.
“Yola Çık, İzini Bırak” bu hikâyede bir slogan değil; bir duruş. Ayakkabıyı yalnızca bir ürün olarak değil, kadının ve insanın kendine bakışını, gününü ve yürüyüşünü dönüştüren bir duygu olarak ele alan bu yaklaşım; erkek egemen bir sektörde yeni bir dil kurdu. Bu dil, “olmaz” denilenleri oldurdu; bedel ödedi, vazgeçti, yeniden denedi. Estetik kadar rahatlığı da şart koşan bu yaklaşım, kadınların günlük hayatında gerçekten yürüyebileceği, taşıyabileceği tasarımlar üzerinden yeni bir standart yarattı.
Bugün NC markası yeni bir eşiğin arifesinde. Yakın zamanda lanse edilecek deri koleksiyonu, bu yolculuğun olgunlaşan ama ruhunu kaybetmeyen yeni dönemini temsil ediyor. Arka planda ise iki güçlü süreklilik var: Hayat arkadaşı ve iş ortağı İsmail Bey ile kurulan denge ve ikinci kuşağın sürece dâhil olmasıyla markanın geleceğe taşınması. Mutfak masasından Merter’de depoya, oradan Nişantaşı’nda mağazaya… Bugün 6 mağaza, 60 kişilik ekip ve yılda 100 bin çift satış var.
Neslihan Canpolat ile yaptığımız bu söyleşi, bir markanın büyüme grafiğini değil, bir kadının cesaretle yola çıkıp, sezgisiyle iz bırakmasını anlatıyor…
BENİ AYAĞA KALDIRAN ŞEY CESARETTİ
Bu işin başladığı güne dönen Canpolat, şu sözlerle anlatıyor çıkış noktasını: “Bir ihtiyacı çok net görüyordum: Yurt dışına çıktığımızda gördüğümüz, günlük hayatın içinde rahatça giyebileceğimiz ayakkabılar Türkiye’de ya yoktu ya da erişilebilir değildi. Bu, benim de çevremdeki kadınların da ihtiyacıydı. Ama beni ayağa kaldıran şey cesaretti. Çünkü ihtiyacı görmek yetmiyor, ‘denemeliyim’ diyebilmek gerekiyor. Başarısız olmayı da göze alarak yola çıkmak… Bugün dönüp baktığımda çok net söyleyebilirim: Cesaret ağır bastı. O cesaret olmasaydı, ihtiyaç tek başına hiçbir yere götürmezdi.
Çok net hatırlıyorum. Evimde, mutfak masasında tek bir modelle başladım. Ne büyük bir plan vardı ne de reklam bütçesi. Paylaştığım gün siparişler gelmeye başladı; gün sonunda 80 sipariş olmuştu. Siparişleri mutfak masasında tek tek yazıyordum. O an şunu fark ettim: Benim ihtiyacım olan şey, aslında birçok kadının ihtiyacıymış. ‘Doğru bir yerden yakaladım’ dedim. Zaten inandığım bir işti ama o gün bu inanç somutlaştı. Ve gerçekten de o noktadan sonra bu işin arkası hiç kesilmedi.”
‘HİSSETTİREN’ AYAKKABI RAHATLIĞI DA ŞART KOŞANDIR
Bir model estetik olarak ne kadar güçlü olursa olsun, ayakta rahat değilse, onu taşımıyorsa, günün temposunda ayağını yoruyorsa o modelin kendisi için sustuğunu ifade eden Canpolat, “O noktada durdum. ‘Bu NC değil’ dedim. Emek verilmiş, maliyeti olan modelleri üretmeden bıraktığım oldu. Çünkü benim için ayakkabı sadece güzel görünmekle ilgili değil; ayağın içinde kaybolmadan, hayatın içinde var olabilmekle ilgili. Kadın gün boyu yürüyor, çalışıyor, koşturuyor; ayağında onu yarı yolda bırakan bir tasarım, ne kadar şık olursa olsun benim markama ait olamaz” diyor.

Bu yaklaşım bugün yalnızca NC kadını için değil, NC erkeği için de geçerli olduğunu vurguluyor ve devam ediyor: “NC erkeği sade şıklığı seviyor ama detayın gücünü de iyi biliyor. Rahatlıktan asla vazgeçmiyor; stilinin kendiliğinden güçlü görünmesini istiyor. Bir kadın tasarımcı olarak erkek modellerine yaklaşırken, ‘minimal ama karakteri olan bir tasarım’ çizgisini önemsiyorum. NC erkeği tam olarak böyle: Kendi çizgisini bilen, sadeliğin içindeki çekiciliği fark eden, modern ama zamansız bir stile sahip. Bu yüzden ‘hissettiren’ ayakkabı, estetikle birlikte rahatlığı da şart koşan ayakkabıdır. NC’nin dili tam olarak burada başlıyor.”
EVDEN ÜRETEBİLECEK KADINLARA İŞ İMKÂNI SUNMAYI HEDEFLİYORUZ
Neslihan Canpolat, gelecek döneme dair projeleri ise şöyle anlatıyor: “Önümüzdeki dönem, benim için bir ‘çoğalma’ değil; derinleşme dönemi. Yakın zamanda lanse edeceğimiz deri koleksiyonu, NC’nin bugüne kadar biriktirdiği deneyimin daha zamansız, daha kalıcı ve daha net bir çizgide ifadesi. Hızlı trendlerin peşinden koşmak yerine, uzun süre hayatın içinde kalacak. Bunun yanında, benim için en az ürün kadar önemli bir başka başlık var: Kadınlara alan açmak. Evden üretim yapabilecek kadınlara iş imkânı sunacak bir model üzerinde çalışıyoruz. Bu benim için yalnızca bir sosyal sorumluluk projesi değil; üretimin yerelleştiği, emeğin görünür olduğu ve kadınların kendi hayatlarına uyum sağlayarak güçlenebildiği bir sistem hayali. Bir diğer önemli adım ise markanın geleceğini sağlamlaştırmak. Bugün ikinci kuşak da işin içinde; oğlum işletme, kızım moda tasarımı ve pazarlama eğitimi aldı ve sürece dâhil oldular. NC’nin yalnızca bugün değil, yarın da yaşayan bir marka olmasını önemsiyorum. Uzun vadede ise hedefim, bu duruşu yurt dışına taşımak. Türkiye’de kurduğumuz kalite, fiyat dengesi ve tasarım dilinden ödün vermeden; özellikle Avrupa’da Türk tasarımını kadınlara ve erkeklere giydirmek istiyorum. Benim için başarı, yalnızca büyümek değil; bu yolculukta gerçekten iz bırakabilmek.”
GERÇEK GERİ BİLDİRİMLERLE BÜYÜDÜK
Neslihan Canpolat, geri bildirimlerin markanın büyümesindeki rolünü şu sözlerle açıklıyor: “Mağazada, sosyal medyada, mesajlarda… Kadınlar bana sadece ne istediklerini değil, nasıl hissetmek istediklerini söylüyor. ‘Gün boyu koşturuyorum ama şık hissetmek istiyorum’ cümlesi benim için bir tasarım brief’i gibi. Sneaker’la başladım; sonra ‘topuklu da yap’, ‘babette de yap’ dediler. Ardından erkek ayakkabısı, çanta ve aksesuarlar geldi. Markanın büyümesi, bu gerçek geri bildirimlerle oldu.”