2005’te ‘Organize İşler’ vizyona girdiğinde, İstanbul’un tanıdık kurnazlıklarını sinemaya taşıyan bir dolandırıcılar topluluğuyla karşılaşmıştık. Yılmaz Erdoğan’ın Asım Noyan’ı insan zaaflarıyla iş görüyordu. 2019’daki ‘Sazan Sarmalı’ bu dünyaya geri döndü. Şimdi seri, film yerine 8 bölümlük Netflix dizisine dönüşüyor. ‘Organize İşler: Karun Hazinesi’ bugün yayında. Peki bu evren, sinema salonundan dijital platforma taşınınca neleri yanında getiriyor, neleri geride bırakıyor?
Yanıtın ilk işaretlerini galada gördük. Oyuncularla birlikte izlediğimiz ilk iki bölüm, serinin alametifarikası sayılabilecek bir açılış oyunuyla başlıyor. Tanıdık ters köşe yerini bulduğunda salondan alkış yükseliyor. Asım Noyan hâlâ oyunu çok iyi oynayabiliyor, orası kesin.
Gizemli bir harita, Asım ve ekibini Karun Hazinesi’nin peşine düşürüyor. Peşlerinde hazine avcıları ve elbette alacaklıları var. Asım’ın aile meselesi de büyüyor: Baba-kız ilişkisinin yanına bir de torun eklenmiş. Kızına verdiği sözü tutmakla eski alışkanlıklarına dönmek arasında kalışı, maceranın insani tarafını derinleştiriyor.
Ancak bu kez Organize İşler daha gösterişli, biraz da daha az tanıdık. Asım’ın ‘çöplüğünde’ Amerikan filmlerini hatırlatan bir parti var; klasik otomobiller, tarihi yapılar ve İstanbul manzaraları daha fazla yer kaplıyor. Uluslararası izleyiciye göz kırpan bu estetik kötü çalışmıyor. Ama ilk filmin gücü, daha gerçekçi oluşuydu. Yeni hikâye zaman zaman bu gerçeklik duygusundan uzaklaşıyor. Özellikle Uraz Kaygılaroğlu’nun dahil olduğu, tarihi eser kaçakçılığı yapan kuralsız topluluk, neredeyse fantastik bir dünyanın kapısını açıyor. Dizi formatının başka bir yan etkisi de ritimde görülüyor. Bazı uzun sahnelerde 8 bölümün şart olup olmadığını arada düşünüyorsunuz.

BANA DEĞİL YILMAZ ERDOĞAN’A SÖYLE
Beden dilinden konuşma tarzına kadar Sarı Saruhan, her göründüğünde dikkati üzerine çekiyor. Kıvanç Tatlıtuğ karakterin öfkesini yalnızca sesini yükselterek anlatmıyor. Kendini tutmaya çalışan birinin bedenindeki sıkışmayı ve ardından gelen kontrol kaybını komedinin malzemesine dönüştürüyor. Patlayacağını önceden sezdiğimiz halde tam ne zaman patlayacağını kestiremiyoruz. Operadaki sahne de bunun en iyi örneği. Saruhan’ın bastırmaya çalıştığı öfke, orkestranın yükselişiyle açığa çıkıyor. Kurgu, müzik ve oyunculuk aynı ritimde buluşunca uzun açıklamalara ihtiyaç kalmıyor. Dizinin ses dünyası da burada kendini hissettiriyor: Nil Karaibrahimgil’in ikonik jeneriği tanıdık kapıyı açarken yeni müzikler dizinin temposuna çok iyi eşlik ediyor.
Gösterim sonrası partide Tatlıtuğ’la ayaküstü konuştuğumuzda, karakterini derinleştirmek için çok düşündüğünü söyledi. Sarı Saruhan’ın geçmişini anlatan bir spin-off izlemek istediğimi söyledim: Bu adam nasıl Sarı Saruhan oldu? Tatlıtuğ’un yanıtı netti: “Bana değil Yılmaz Erdoğan’a söyle. O yazarsa seve seve oynarım, gerçekten isterim.”
‘Karun Hazinesi’ tanıdık karakterlerine yeni bir oyun alanı açıyor ama büyüttüğü dünyanın kimi köşelerinde eski samimiyetini aratıyor. Yine de Asım’ın kızına verdiği sözü tutup tutamayacağını, huyundan vazgeçip geçemeyeceğini merak ediyoruz. İzlenir mi? Evet. Serinin en iyi işi mi? Bu yanıt için erken. Ama Sarı Saruhan’ın geçmişine uzanacak bir hikâye için şimdiden yer ayırabilirim.
