EkoFilm’i kurma fikri ilk olarak hangi kırılma noktasıyla, sinema ve medya sektöründeki hangi büyük eksikliği fark etmenizle ortaya çıktı?
EKİN GÜNDÜZ ÖZDEMİRCİ: Yaklaşık on yıldır film ve sürdürülebilirlik alanında akademik ve sektörel araştırmalar yürütüyorum. Bu süreçte yurt dışında bu alandaki uygulamaları yerinde gözlemleme ve çalışma fırsatı buldum. Türkiye'de ise birkaç bireysel girişim dışında bu konunun neredeyse hiç gündemde olmadığını fark ettim. Yaklaşık 2,5 yıl önce açılan bir British Council fon çağrısı, bu eksikliği gidermek için önemli bir fırsat yarattı. Nurten ile birlikte, İngiltere'deki ortaklarımızla film sektöründe sürdürülebilirlik konusunda farkındalık yaratmayı ve kapasite geliştirmeyi hedefleyen projeyi hayata geçirdik. EkoFilm Platformu da bu projenin doğal bir çıktısı olarak doğdu ve bugün çok daha geniş bir dönüşüm için çalışmaya devam ediyor.
NURTEN BAYRAKTAR: EkoFilm fikri biraz da kendimize sorduğumuz şu sorudan doğdu: İklim kriziyle ilgili ne yapılması gerektiğini biliyoruz, harekete geçmenin aciliyetini de biliyoruz; peki o zaman neden hala yapmıyoruz? Bu sorunun cevabının bilgi eksikliğinden ziyade birlikte hareket edebileceğimiz yapılar ve araçların eksikliğinde yattığını fark ettik. Özellikle Ekin’in sektöre dair gözlemleri bu eksikliğe odaklanmamızı sağladı. Film ve medya sektörünün hem kendi etkisini azaltabilecek hem de hikâyeleriyle toplumsal dönüşümü destekleyebilecek büyük bir potansiyeli var. EkoFilm'i de bu potansiyeli harekete geçirmek için kurduk.
Bugüne kadar binlerce kişiye ulaştınız. Platformu ilk kurduğunuz günlerde sektör profesyonellerinden nasıl tepkiler aldınız?
N.B: Pek çok sektör çalışanı aslında değişim ihtiyacının farkındaydı; sadece nereden başlayacağını ve bunu tek başına nasıl yapacağını bilmiyordu. Bu ilgi bize doğru bir ihtiyaca cevap verdiğimizi gösterdi. Bugün geldiğimiz noktada farkındalığın ve isteğin arttığını, bilginin giderek yaygınlaştığını görüyoruz.
Rumija filminin Türkiye’de bir ilki başararak Green Film Sertifikası alması da önemli bir adım. Bu süreçte EkoFilm olarak nasıl bir yol haritası izlediniz? Bir setin "yeşil set" olabilmesi için olmazsa olmaz kriterler nelerdi?
E.G.Ö: Öncelikle şunu vurgulamak isterim: Biz, uluslararası Green Film Sertifikası'nın yaklaşımıyla da uyumlu olarak, ‘yeşil set’ yerine ‘sürdürülebilir set’ kavramını daha doğru ve kapsayıcı buluyoruz.
Çünkü sürdürülebilirlik yalnızca çevresel önlemler almakla sınırlı değil; toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitlilik ve kapsayıcılık, sağlıklı çalışma koşulları ve toplumsal fayda gibi sosyal sürdürülebilirlik başlıklarını da içeriyor. Green Film Sertifikası da bu bütüncül yaklaşımı esas alan, yapımların çevresel ve sosyal sürdürülebilirlik performansını bağımsız olarak değerlendiren uluslararası bir sertifikasyon sistemi. Özellikle Avrupa ortak yapımlarında önemli bir güven ve sorumluluk göstergesi olarak kabul ediliyor.

Rumija ekibiyle ön hazırlık aşamasından itibaren birlikte çalışarak Green Film kriterlerine uygun bir sürdürülebilir yapım stratejisi geliştirdik. Enerji kullanımı, ulaşım ve konaklama, catering, atık yönetimi ve ekip içi iletişim gibi temel alanlarda somut uygulamalar hayata geçirdik. Bu sürecin sonunda Rumija, Türkiye'de ve Karadağ’da uluslararası Green Film Sertifikası alan ilk yapım oldu ve bunun sektörde önemli bir örnek oluşturduğuna inanıyoruz.
Setteki karbon ayak izini azaltmaya çalışırken hem ekibi hem de oyuncuları bu yeni düzene adapte etmek zor oldu mu?
E.G.Ö: Çevreye ve topluma fayda sağlayan ortak bir amaç etrafında buluşmak, ekip için güçlü bir motivasyon kaynağı oldu. Beklediğimizin aksine, yeni uygulamalara uyum konusunda önemli bir zorluk yaşamadık.
Özellikle Türkiye’de dizi sektörü çok hızlı ve yoğun bir tempoda çalışıyor. Haftada 140 dakika yetiştirmeye çalışan bir dizi setinde "Sürdürülebilir Yapım" kurallarını uygulamak ne kadar gerçekçi? Bu hız baskısı altında eko-bilinç nasıl korunabilir?
N.B: Sürdürülebilirlik bu hızın içinde tamamen ayrı bir sistem kurmak anlamına gelmiyor; tam tersine, mevcut üretim akışının içine entegre edilebilecek küçük ama etkili kararlarla başlıyor, zaman içerisinde büyüyor. Planlama aşamasında verimliliği artırmak, gereksiz tekrarları ve kaynak israfını azaltmak, set lojistiğini daha akıllı kurmak bile ciddi fark yaratabiliyor.
Diğer yapım şirketlerinden veya bağımsız sinemacılardan aldığınız geri dönüşler nasıl? Türkiye’de yeşil yapımcılığın bir trend olmaktan çıkıp yasal veya sektörel bir zorunluluk haline gelmesi için önümüzde ne kadar bir süre var?
E.G.Ö: Bunun gerçekleşmesi için en önemli unsur, sektörün karar alıcılarının güçlü bir irade göstermesi ve bu iradenin kamu politikaları ile desteklenmesi. Ancak bu koşullar henüz tam olarak oluşmadı diye beklemek yerine, bugünden iyi uygulama örneklerini çoğaltmak gerekiyor. EkoFilm Platformu olarak tam da bu nedenle kapasite geliştirme, araştırma ve farkındalık çalışmalarına odaklanıyoruz. Yapımlara rehberlik ederek sürdürülebilir uygulamaların yaygınlaşmasını sağlamayı, dönüşümün en etkili yollarından biri olarak görüyoruz. Aslında attığımız her adımla, Türkiye'de sürdürülebilir yapım alanında ulusal standartların oluşmasına katkı sağlayacak altyapıyı inşa ediyoruz.
N.B: Adil dönüşüm perspektifinden baktığımızda ise mesele sadece ‘sürdürülebilir üretim’ değil; üretim biçimlerinin herkes için daha sürdürülebilir, daha adil ve daha erişilebilir hale gelmesi. Yani bu dönüşümün yalnızca büyük yapımların sorumluluğu değil, aynı zamanda bağımsız üreticiyi de dışlamayan, tam tersine destekleyen bir çerçeveye ihtiyaç var. Bu nedenle bu süreci sadece teknik bir adaptasyon süreci olarak değil, sektörün kendi içinde daha adil bir üretim modeli arayışı olarak ele alıyoruz.
Önemli olan, kimseyi dışarıda bırakmadan, üretim kapasitesini koruyarak dönüşebilmek. Bu yüzden biz bu süreci bir dayatma değil, birlikte öğrenilen ve birlikte inşa edilen bir dönüşüm olarak görüyoruz.
Ufukta yeni sertifika yolculukları veya uluslararası iş birlikleri var mı?
E.G.Ö: Uluslararası iş birliklerimizi güçlendirmeye devam ediyoruz. Kasım ayında Türkiye'de gerçekleştirilecek COP31 kapsamında planladığımız uluslararası etkinliklerle, sürdürülebilir yapım konusunu küresel paydaşlarla birlikte yerel gündeme taşımayı hedefliyoruz. Uzun vadede amacımız ise sürdürülebilir yapımı yalnızca belirli projelerde uygulanan bir yaklaşım olmaktan çıkarıp, Türkiye film ve medya sektörünün doğal üretim kültürünün bir parçası haline getirmek.