Genç sanatçılar için İstanbul dışındaki kentlerde görünür olmak, profesyonel ağlara erişmek ve çağdaş sanat pratikleriyle temas kurmak her zaman kolay olmuyor; çünkü çağdaş sanatın kalbi çoğunlukla metropollere sıkışmış durumda. Ancak bugün, gündelik hayatın en samimi paylaşım ritüellerinden biri olan kahve, coğrafi sınırları eriten ve sanatı merkezden çevreye taşıyan güçlü bir köprüye dönüşüyor; son dönemde hayata geçirilen bazı projeler bu tabloyu değiştirmeye yönelik önemli adımlar atıyor. Nescafé Gold’un, İstanbul Modern ve Migros iş birliğiyle yürüttüğü “Bu Fincan Sanat Yolunda” projesi de bu vizyoner girişimlerden biri. Sanatı ve üretimi destekleyen bu “fincan”, bir sponsorluktan öte, Anadolu’daki genç yeteneklerin erişim sorununu çözen bir ekosisteme aracılık ediyor. İki yıl önce Nevşehir, Mardin, Trabzon ve Van’da başlayan program, bu yıl Adana, Diyarbakır, Artvin ve Kars’a uzanan 2’nci etap çalışmalarını tamamladı. Böylece iki yılda sekiz farklı şehirde birçok genç sanatçıya ulaşan proje, sanat coğrafyasının kahveyle genişleyebileceğini, eğitiminin ve üretim süreçlerinin büyük şehirlerin dışına taşınabileceğini somut bir şekilde göstermiş oldu.
Programın ardından gerçekleştirilen değerlendirme buluşmasında, akademisyenler, atölye yürütücüleri ve projeye katılan genç sanatçılar bir araya geldi. Toplantıda hem proje çıktıları hem de sanatın farklı şehirlerde nasıl üretildiği ve genç sanatçıların karşılaştığı fırsat ve zorluklar da ele alındı. Projenin en dikkat çekici yönü, genç sanatçılara yalnızca teknik eğitim sunmaması. Atölyeler ve çevrim içi seminerler aracılığıyla katılımcılar, çağdaş sanatın kuramsal altyapısından üretim süreçlerine kadar geniş bir içerikle buluşma fırsatı yakalamış. Sanat tarihi seminerlerinden panel programlarına kadar uzanan eğitimler, genç sanatçıların, ürettiklerini anlamlandırmalarını ve tartışabilmelerini de hedeflemiş.
Yaratıcı birikimin çağdaş sanatla buluşması
Nestlé Türkiye İçecekler İş Birimi Genel Müdürü Umut Tavaşoğlu'nun değerlendirmesi de projenin ulaştığı noktayı özetliyor. Tavaşoğlu, “İki yıl boyunca farklı şehirlerde gerçekleştirdiğimiz eğitimler ve atölyeler sayesinde yalnızca genç sanatçılarla buluşmadık; aynı zamanda her şehrin kendine özgü hikâyelerinin ve yaratıcı birikiminin çağdaş sanatla buluşmasına da tanıklık ettik” diyor. Bu sözler, projenin şehirlerin kültürel hafızasına da temas ettiğini de gösteriyor.
Tavaşoğlu'n “Bugün geldiğimiz noktada projenin, görünürlüğün ötesine geçen, öğrenmeyi, üretimi ve dayanışmayı destekleyen güçlü bir sosyal etki modeli hâline geldiğini görmekten büyük mutluluk duyuyoruz” sözleri ise kültür-sanat projelerinde giderek daha fazla önem kazanan sürdürülebilirlik meselesine işaret ediyor. Nitekim projenin 3’üncü yılında da devam edecek olması, elde edilen etkinin kalıcı hâle getirilmek istendiğini ortaya koyuyor.

Üretim ekosistemi oluşturmak
İstanbul Modern Eğitim ve Sosyal Projeler Direktörü Neslihan Varol da projenin temel hedefini sanat eğitimine erişim üzerinden tanımlıyor. Varol, “Sanat eğitimini yalnızca merkezde değil, farklı şehirlerde de erişilebilir kılmayı hedefliyor” derken, genç sanatçıların üretim süreçlerini desteklemenin yanı sıra çağdaş sanat tarihi ve kuramlarına ilişkin birikimlerini güçlendirmeyi amaçladıklarını vurguluyor.
Bugün sanat alanında en çok ihtiyaç duyulan konulardan biri, genç sanatçıların yaşadıkları şehirlerde üretim yapabilmelerini sağlayacak ekosistemlerin oluşturulması. Çünkü yetenek kadar erişim de belirleyici bir unsur. Bu nedenle Nevşehir'den Kars'a, Mardin'den Adana'ya uzanan bu tür programlar eğitim faaliyeti olmanın ötesinde, kültürel kalkınmanın parçası olarak da değerlendirilmeli. İki yıllık süreçte gerçekleştirilen atölyelerin temalarına bakıldığında da bu yaklaşımın tortusu görülüyor. İnsan etkisi, ses ve kültür, doğa ve sanat, kolektif hafıza, yeni form arayışları, nesneler ve gölgeler ya da yapay zekâ destekli araştırmalar gibi farklı başlıklar altında yürütülen çalışmalar, genç sanatçıların güncel sanatın farklı alanlarıyla temas kurmasına imkân sağlamış. Anlıyorum ki “Bu Fincan Sanat Yolunda”nın 3’üncü hazırlıklarının başlaması da bu temas kurma çabalarının uzun vadeli bir kültür-sanat yatırımı olarak görüldüğünü gösteriyor.