Damat Tween, Pitti Uomo’nun ardından bu kez Floransa’daki Rinascente vitrinlerinde Göbeklitepe’den ilham alan ‘The First Code-From Göbeklitepe to Florence’ koleksiyonuyla yer aldı. Koleksiyon, Anadolu’nun 12 bin yıllık görsel hafızasını keten, jakar dokumalar ve rahat terzilikle günümüz erkek gardırobuna taşıyor. Büşra Orakçıoğlu Biberoğlu ile bu kültürel referansın tasarım diline nasıl çevrildiğini, İtalyan müşterinin yaklaşımını ve markanın uluslararası pazardaki yol haritasını konuştuk.
Damat Tween uzun süredir Pitti Uomo’da yer alıyor. Rinascente vitrinlerinde görünür olmak markanın İtalya’daki yolculuğunda nasıl bir aşamaya işaret ediyor?
Pitti Uomo, yıllardır ülkemizi uluslararası modada temsil ettiğimiz ve küresel alıcılarla buluştuğumuz önemli bir platform. Ancak modanın mabetlerinden biri sayılan La Rinascente’nin tüm vitrinlerini tek başımıza domine etmek, İtalya yolculuğumuzda yepyeni bir ligin habercisi. Bu adım, Damat Tween’i ‘katılımcı marka’dan ‘oyun kurucu ve ilham veren lüks marka’ seviyesine taşıyan tarihi bir dönüm noktası.
İtalyan moda endüstrisinin kendi tasarım mirasıyla güçlü bir bağı var. Bir Türk markasının Floransa’da, Rinascente gibi sembolik bir noktada bu ölçekte yer bulmasını hangi etkenlere bağlıyorsunuz?
Damat Tween’in Floransa’nın kalbi Duomo Meydanı’nda bu ölçekte yer alması; yıllardır taviz vermediğimiz yüksek dikim kalitemizin, İtalyan kumaş uzmanlığımızın ve global ölçekte evrensel bir hikaye anlatabilme becerimizin sonucu. Bu iş birliği, küresel lüks pazarda sunduğumuz değerin İtalya’da kabul gördüğünün en somut kanıtı.
‘The First Code-From Göbeklitepe to Florence’ koleksiyonu iki farklı kültürel coğrafya arasında bağ kuruyor. Göbeklitepe fikri nasıl ortaya çıktı; 12 bin yıllık bir mirası bugünün erkek gardırobuna aktarırken nereden başladınız?
Göbeklitepe, insanlığın ilk estetik ve sembolik kodlarını barındırıyor. Bu 12 bin yıllık mirası, Batı estetiğinin ve Rönesans’ın merkezi Floransa ile buluşturma fikri tamamen ‘ilk kodlar’ kavramından doğdu. Tasarım sürecine başlarken tarihi objeleri kopyalamak yerine, o dönemin sembolik dilini ve üretim dinamiklerini günümüz modern erkeğinin ihtiyaç duyduğu çabasız şıklıkla harmanladık.
Moda, kültürel miras ve yerel zanaatlardan sıkça besleniyor; ancak bu yaklaşımın folklorik bir anlatıya dönüşme riski de var. Siz nasıl bir tasarım dili geliştirdiniz?
Göbeklitepe’yi etnik desenler üzerinden değil; formlar, dokular ve renk paletleri üzerinden modernleştirdik. Taşların ham ama geometrik estetiğini minimalist kesimlere, akışkan siluetlere ve çağdaş terzilik detaylarına dönüştürdük. Bu ilk görsel hafızayı soyutlayarak günümüz şehirli erkeğinin gardırobuna adapte ettik; böylece etnik değil, çağdaş ve rafine bir siluet çıktı ortaya.

Koleksiyonda keten belirgin bir yer tutuyor. Bu malzeme seçimi yalnızca mevsimsel ve işlevsel nedenlere mi dayanıyor, yoksa koleksiyonun çıkış noktasıyla da ilişkili mi?
Keten bizim için anlatmak istediğimiz medeniyet hikayesinin tam merkezinde yer alan felsefi bir unsur. Topraktan doğan natürel bir lifin, usta ellerde işlenerek lüks ve sofistike bir tasarım nesnesine dönüşmesi; insanlığın Göbeklitepe’den bu yana sürdürdüğü medeniyet, yaratım ve üretim yolculuğunu simgeliyor. Ketenin ham, doğal ve nefes alan dokusu, Anadolu’nun toprağıyla kurduğumuz kadim bağı modern moda diliyle somutlaştıran en önemli aktör oldu.
Göbeklitepe’nin sembolleri ve dokuma izleri koleksiyonun hangi ayrıntılarına yansıyor? Tasarımlara yakından bakıldığında bu referanslar nerelerde görülebilir?
Göbeklitepe’nin T sütunlarındaki ikonik kabartmalar ve dönemin dokuma izleri, koleksiyonumuzda mikro jakar dokumalardan astar detaylarına, nakış ve düğme kabartmalarından keten gömleklerin natürel tonlarına uzanıyor. Markamızın imzası Kral Mührü ile 12 bin yıllık bu sembolik dili ortak bir görsel dünyada buluşturduk.
Bu sezon Pitti Uomo’da dikkatinizi çeken başlıca değişim neydi? Erkek modasının önümüzdeki birkaç yılda hangi yöne ilerleyeceğini düşünüyorsunuz?
Bu sezon Floransa’da bizi en çok etkileyen değişim; formal giyim ile casual giyim arasındaki sınırların tamamen ortadan kalkması ve ‘eforsuz lüks’ kavramının baskın hale gelmesiydi. Erkek modası önümüzdeki yıllarda çok daha fazla ‘işlevsel şıklık’ ve ‘doğal materyal’ odaklı bir yöne kayıyor. Ağır, sert tasarımlar yerini nefes alan, vücutla hareket eden, zamansız ve sürdürülebilir parçalara bırakıyor.
Rinascente’de koleksiyona gösterilen ilgiden söz ediliyor. İtalyan müşterilerin tercihleriyle Türkiye’deki Damat Tween müşterilerinin tercihleri arasında ne tür farklılıklar gözlemlediniz?
Rinascente’de ilk günden yakaladığımız satış başarısı ve aldığımız geri dönüşler muazzamdı, bizleri çok gururlandırdı. İtalyan müşterisi kumaşın dokusunu, dikiş kalitesini ve tasarımın özgünlüğünü çok hızlı analiz eder ve konfor odaklı parçalara yönelir. Türk müşterimiz ise şıklığı ve fit kalıpları daha ön planda tutar. Ancak ‘The First Code’ koleksiyonumuz her iki pazarın beklentisini ortak noktada buluşturmayı başardı.
Uluslararası pazarda ürün kadar markanın kurduğu anlatı da önem taşıyor. Sizin tanımladığınız ‘Türk lüksü’ hangi unsurlardan oluşuyor?
Bizim tanımladığımız ‘Türk Lüksü’; köklü bir zanaat mirasını, Anadolu’nun zengin kültürel derinliğini ve modern İtalyan kumaş kalitesini yenilikçi bir tasarım diliyle buluşturan rafine bir anlayış… Uluslararası tüketiciye sattığımız şey sadece bir kıyafet değil; arkasında binlerce yıllık medeniyet kodları barındıran rafine bir yaşam tarzı…
Rinascente projesini tek seferlik bir iş birliği olarak mı, yoksa markanın uluslararası büyüme planının bir parçası olarak mı görüyorsunuz?
Rinascente projesi Damat Tween’in global lüks pazarındaki yeni konumlanmasının güçlü bir başlangıcı. Floransa, Roma ve Torino’daki Rinascente vitrinlerimizle attığımız bu güçlü imzayı; önümüzdeki dönemde Paris, Londra ve New York gibi dünya modasının diğer merkezlerine taşımayı hedefliyoruz.