Sohbetimize biraz başa sararak başlamak isterim. Bir kumaşa, forma ya da renge baktığınızda “Benim dilim bu olmalı” dediğiniz ilk kırılma anı neydi? Moda dünyasıyla ilk gerçek tanışmanızı nasıl hatırlıyorsunuz?
Beş yaşlarından itibaren annemin moda evinin içerisinde büyüdüm. Hem annem hem ailemin diğer fertleri ile dostlarımız gibi güzel giyinmeye önem veren, bakımlı, özenli ve çok estetik kadınların arasında olmak, moda ile ilk gerçek temasımı oluşturdu. O günlerden hatırladığım en önemli şey, güzel kumaşların ve elde dikilen özel kıyafetlerin büyülü dünyası. Tek tek, büyük emeklerle hazırlanan kıyafetlerin içerisinde büyümek; kumaşın, işçiliğin ve tasarımın bir araya gelerek yarattığı o özel dünyaya çok küçük yaşta tanıklık etmek, benim tasarım dilimin temellerini oluşturan ilk deneyimlerdi.
Dünden bugüne tasarım anlayışınız değişti mi peki?
İlgi alanlarım ve tasarım anlayışım zaman zaman dönüşümlerden geçti diyebilirim. Beni heyecanlandıran şey, insanın hayatını sarmalayan kıyafetlerle kurduğu ilişki üzerinden şekilleniyor. Bu nedenle benim için ana başlık, her zaman geleceğe dair yeni bir ifade dili, yeni bir bakış açısı geliştirmek ve bunu bu coğrafyadan ilham alarak ama yepyeni ve geleceğe dönük bir perspektifle söylemek oldu.
Bu süreçte değişmeyen bazı yaklaşımlar var: Mimari ve modern formlara sahip olmak, Anadolu coğrafyasının ürettiği malzemeleri kullanmak benim için hiç değişmedi. Ancak ilham aldığım alanlar zaman içerisinde dönüştü. Bir dönem daha spesifik alanlardan beslenirken, bugün yaşamın her alanı benim için bir ilham kaynağı… Tasarım artık yalnızca belirli bir alana bakarak değil, hayatın tamamını gözlemleyerek şekilleniyor.
Akıllı kumaşlar, 3D yazıcılar ve dijital moda denince ilk akla gelen isimlerden birisiniz. Geleceğin modasında teknolojinin yeri sizce nerede duruyor; teknoloji modanın ruhunu soğutuyor olabilir mi? Yoksa tam aksine ona yeni bir boyut mu katıyor?
Yaşamımız artık çok daha fazla teknolojiyle iç içe ve özellikle giyilebilir teknolojiler yaşamın tüm alanlarında çok daha aktif bir rol almaya başlıyor. O yüzden, uzun yıllardır çalıştığımız giyilebilir teknolojiler, farklı önceliklere göre sağlık ya da akıllı veri takibi anlamında çalışabiliyorken, bir yandan da daha pratik ve daha güncel üretim sistemlerine hizmet ediyor.
Ama benim için özünde ve daha genel bir bakış açısıyla teknoloji, modanın ruhunu bugüne taşıyıp demokratikleştiriyor, bir yandan da ona yepyeni oyun alanları açıyor. Unutmamamız gereken en temel şey, her etkinin tam zıddını da büyüttüğü.

Dolayısıyla bir taraftan tamamen teknolojik üretim sistemleri ilerlerken, diğer tarafta da çok daha geleneksel, elde üretilmiş hatta elde dokunmuş kumaşlarla, geleneksel üretim sistemleri farklı bir bakış açısıyla yapılmaya devam ediyor. Bu yüzden her ikisi de aynı anda var ve farklı yönlere doğru büyüyorlar.
Hızlı tüketimin ve sürekli değişen trendlerin hâkim olduğu bir sektörde ‘Arzu Kaprol’ markasını ve başarısını sürdürülebilir kılmanın anahtarı nedir peki?
Modanın özünde popüler kültüre ürün yaratmak var. Ancak benim bakış açım, bu yaşamda var olduğumuz biricik bedenleri saran giysiler üretme prensibi üzerine kurulu. Cildimize neyin değdiği, bunun hangi kaynaktan geldiği, ömrünün ne olduğu ve zaman içinde onu kullanan insana ne hissettirdiği tasarım yaklaşımımın temelini oluşturuyor. Bu nedenle bugün ‘sürdürülebilirlik’ dediğimiz, aslında bu coğrafyanın çok iyi bildiği bazı prensipler, benim için her zaman tasarımın doğal bir parçası oldu. Başarılı bir tasarımın zamana direnebilmesi ve her zaman güncel bir dille konuşabilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu yüzden bu coğrafyanın ürettiği malzemeleri kullanmak, üretim biçimine ve malzemenin kaynağına önem vermek ve beden ile giysi arasında gerçek bir ilişki kurmak benim için sürdürülebilirliğin temel parçalarından biri.
Siz de gardırobunuzda zamansız parçalara yer veriyorsunuz öyleyse...
Gardırobumda zamansız parçalar çokça var. Annemden ve büyük anneannemden kalan kıyafetler, benim ilk defilelerimden, hatta ilk katıldığım yarışmalardan kalan kıyafetler… Bunların hâlâ aktüel olarak kullanılabiliyor olması benim için çok heyecan verici. Kiminin neredeyse bir anı parçası gibi saklanıyor olması, kiminin de gerçekten keyifli ve kendi zamanındaki büyüsüne inanarak giyilmesi, bana heyecan verici bir oyunun parçası gibi geliyor.
Peki, İlkbahar/Yaz koleksiyonundaki sofistike ve doğal çizginin ardından Sonbahar/Kış sezonunda nasıl bir dünyaya adım atıyoruz?
Yepyeni bir dünyaya adım atıyoruz. Koleksiyonun arkasındaki hikâye; gizli kalan ışığın tekrar dünyaya çıkması. Bu gizli kalan ‘ışık’, hem içimizde hem de görünür dünyada aydınlatmayı hayal ettiğimiz pek çok karanlık yanımızla yüzleşmemizi ve onları kabul edebilmeyi getiriyor. O yüzden yaşamı daha büyük bir yürekle kabul ettiğimiz ve kendimizle sarmalandığımız; yumuşak, şefkatli, sofistike ve çok feminen bir koleksiyondan bahsediyoruz.
Hangi renk ve aksesuarların öne çıkacağını düşünüyorsunuz?
Deriler, koleksiyonumuzda her zaman önemli bir yere sahip. Bu sezon derilerin el örgülerle birleşme halleri, yüksek zanaat ve işçilik yaklaşımları ve işlemeler dikkat çekici detaylar arasında. Renklerde ise bordo, koyu yeşil ve koyu lacivert var. Kışın karanlığına, kadifeler ve deriler, ışıltılarıyla eşlik ediyor.
Yıllardır kadın siluetine yön veren güçlü dokunuşlarınızdan sonra ilk kez bir erkek koleksiyonu hazırladınız. Erkek gardırobuna adım atma fikri nasıl doğdu?
Dünyada pek çok erkeği üniforma yaklaşımıyla giydirdikten sonra, erkek gardırobuna birkaç parça deri ceketle adım atma fikri bana heyecan verici geldi. Özellikle dostlarımın ve oğullarımın da yönlendirmesiyle, onların bu tasarım bakış açısında kıyafet giyme istekleriyle birlikte, minik bir kapsül erkek deri ceket grubu oluştu.
Tasarım sürecinizde bir farklılık yarattı mı?
Erkek kapsül koleksiyonu hazırlamak, alışık olduğum tasarım sürecinden farklılık yaratmadı. Sadece beden parametreleri ve beden yaklaşımı değişti. Bunu deneyimlemek benim için çok heyecan verici ve keyifli oldu.
Son olarak, kadın ve erkek koleksiyonlarından sonra, henüz dokunmadığınız ama “Bir gün mutlaka yapmalıyım” dediğiniz farklı bir disiplin var mı?
Bir tasarım ve inovasyon bakış açısıyla, her gün yapmayı sevdiğimiz bir meslek olduğunda, bugün aklıma gelmeyen pek çok yeni alan zaman içerisinde görünür oluyor. Bu yüzden şu anda özel sergi alanları ve farklı disiplinlerle işbirlikleri benim yeni heyecanlarımdan bazıları.
