New York hızlı, İstanbul sabırlı… Çünkü bu şehir, yüzyıllardır aynı işi kusursuzlaştıran ustaların hafızasını taşıyor. Meri Kohen’in tasarım dünyası bu iki farklı ritmin arasında şekilleniyor.
Uzun yıllar dünyanın önde gelen moda markaları için çalışan Kohen, iyi tasarlanmış bir ürün yaratmak ona yetmemeye başladığında kendi hikâyesini anlatmaya, tasarladığı şeyle onu taşıyan kadın arasında daha kişisel bir bağ kurmaya karar veriyor. Meri Lou da bu arayıştan doğuyor.
Bugün Kohen için mücevher, görünümü tamamlayan bir aksesuardan çok daha fazlası. Tasarımlarının ortak mesajı, kadına kendi gücünü hatırlatmak.
Bu yaklaşım, onun lüks tanımını da şekillendiriyor. Kohen için geleceğin lüksü daha fazla tüketmekten değil; daha az ama daha iyi, uzun ömürlü ve anlamlı şeylere sahip olmaktan geçiyor. New York’un cesaretini İstanbul’un zanaat kültürüyle buluştururken fiyatın, nadirliğin ve logonun karşısına anlatıyı, ustalığı, etik üretimi ve şeffaflığı koyuyor.
Meri Kohen’le ‘buy less, buy better’ yaklaşımından geleceğin lüksüne, kadınların içsel gücünden bir mücevherin 50 yıl sonra taşımasını istediği anlama uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.
“Uzun yıllar küresel markalar için tasarım yaptım. Bu deneyim bana yalnızca tasarımı değil, küresel düşünmeyi, farklı tüketicileri anlamayı, trendleri okumayı ve bir markanın arkasındaki büyük resmi görmeyi öğretti. Ama zamanla sadece güzel bir ürün yaratmanın bana yetmediğini fark ettim. Anlatmak istediğim daha büyük bir hikâye vardı. Meri Lou da aslında bu düşünceden doğdu. Mücevheri sadece bir aksesuar olarak değil, bir sembol ve günlük hatırlatıcı olarak görmek istedim. Bir kadının taktığı parçaya baktığında kendi gücünü, enerjisini ve kim olmak istediğini hatırlamasını istiyorum. Her koleksiyon farklı bir şey söylüyor ama hepsi aynı yere çıkıyor: Kendi gücünün farkına var.”

Gerçek lüks, ürüne uzun bir ömür kazandırmak
“Mücevher tasarlarken benim için estetik hiçbir zaman tek başına yeterli değil. Bir parçanın güzel olması kadar, nasıl üretildiği, hangi malzemelerle yapıldığı ve yıllar sonra hâlâ değerini koruyabilmesi de önemli. Meri Lou’da zamansız ve uzun ömürlü parçalar yaratmaya odaklanıyoruz. Üretimimizi İstanbul Kapalıçarşı’daki ustalarımızla, küçük adetlerde ve büyük ölçüde sipariş üzerine gerçekleştiriyoruz. Ben sürdürülebilirliğe sadece kullanılan malzeme açısından bakmıyorum. Bir ürünün ne kadar uzun süre kullanılacağı da sürdürülebilirliğin önemli bir parçası. Trend olduğu için alınan ve kısa süre sonra unutulan bir mücevher yerine, anlamı olan, yıllarca taşınabilecek ve hatta bir sonraki nesle aktarılabilecek parçalar yaratmak istiyorum. Sonuçta benim için gerçek lüks, sadece değerli bir malzeme kullanmak değil; o malzemeye saygıyla yaklaşmak, iyi işçilikle uzun bir ömür kazandırmak ve gerçekten anlam taşıyan bir ürün yaratmak.”
Geçmişin değerini korurken geleceği yaratabilmek
“Bence Doğu ve Batı’nın birbirinden öğrenebileceği en önemli şey denge. New York bana hızı, cesareti, yeniliği ve sürekli ileriye bakmayı öğretiyor. İstanbul ise köklere, zanaata, emeğe ve bir şeyi gerçekten iyi yapmanın zaman istediğine dair çok güçlü bir kültür taşıyor.
Bugün Batı’nın Doğu’dan biraz daha sabırlı olmayı ve zanaata saygı duymayı, Doğu’nun ise Batı’dan yeniliğe açık ve daha cesur olmayı öğrenebileceğine inanıyorum. Meri Lou da aslında bu iki dünyanın buluştuğu yerde duruyor: New York’un çağdaş bakış açısıyla İstanbul’un yüzyıllara dayanan zanaat kültürünü bir araya getiriyor. Benim için geleceğin lüksü de tam olarak burada; geçmişin değerini korurken geleceği yaratabilmekte.”
Geleceğin lüksünü fiyat değil, anlam belirleyecek
“Lüks dünyasında değer artık sadece fiyatla, nadirlikle ya da bir logoyla değil; hikâye, kalite, etik ve şeffaflıkla ölçülecek. ‘Buy less, buy better’ benim için tam olarak bunu ifade ediyor. Daha az tüketmek ama aldığımız şeyin nasıl üretildiğini, kim tarafından yapıldığını, hangi değerleri taşıdığını bilmek ve onunla uzun yıllar bağ kurabilmek. Geleceğin tüketicisi sadece ‘Bu güzel mi?’ diye sormayacak; ‘Bunun arkasında nasıl bir hikâye var, nasıl üretildi ve benim değerlerimle örtüşüyor mu?’ diyecek. Ben gerçek lüksün geleceğini de burada görüyorum: zamansız tasarım, güçlü bir hikâye, ustalık, etik üretim ve şeffaflığın bir araya gelmesi.”
Nesilden nesile aktarılan farkındalık
“50 yıl sonra bir kadın Meri Lou parçasını eline aldığında, sadece ‘Ne kadar güzel bir mücevher’ demesini değil, ‘Bu parça onu takan kadına ne hissettirdi, ona neyi hatırlattı?’ diye düşünmesini isterim. Çünkü benim için mücevherin gerçek mirası sadece altın ve pırlantanın nesilden nesile aktarılması değil; taşıdığı anlamın da aktarılması. Belki o parçayı ilk takan kadın, her baktığında kendi gücünü hatırladı. 50 yıl sonra o parçayı takan başka bir kadının da aynı soruyu kendisine sormasını isterim: ‘Ben kim olmak istiyorum ve bugün enerjimi o kadına dönüşmek için nasıl kullanıyorum?’ Meri Lou’dan kalmasını istediğim asıl miras bu: Sadece nesilden nesile geçen bir mücevher değil, nesilden nesile geçen bir farkındalık.”
‘Hayatını değiştirmeye başladığın ilk yer, kendi iç dünyandır’
“Geçmişteki Meri’ye bugün bir mücevher tasarlasaydım, ona her şeyin önce kendi içinde başladığını hatırlatan bir parça tasarlardım. Çünkü hayatım boyunca şunu çok net deneyimledim: Enerji her şeydir. Düşünce biçimimizin, kendimize nasıl baktığımızın ve hayata hangi enerjiyle yaklaştığımızın seçimlerimizi ve dolayısıyla hayatımızın yönünü ne kadar güçlü şekilde etkilediğine inanıyorum. Bu nedenle şu anda geliştirdiğim ve bitmek üzere olan ‘Frequency Collection’, aslında Meri Lou’nun hikâyesinin de bir sonraki aşaması. Daha önce renklerin enerjisi üzerinden kadınlara ‘Ne istiyorsun?’ diye soruyorduk. Şimdi ise daha derin bir soru soruyoruz: ‘Frekansın yükselirken, planın ne?’ Benim için Frequency, insanın giderek daha net, daha güçlü ve daha bilinçli bir versiyonuna dönüşmesini temsil ediyor. Her parça da bu dönüşümün günlük bir hatırlatıcısı olarak tasarlandı. Dolayısıyla geçmişteki Meri’ye vereceğim mesaj çok basit olurdu: ‘Enerjini koru. Zihnini nasıl yönettiğine dikkat et. Çünkü hayatını değiştirmeye başladığın ilk yer, kendi iç dünyandır.’”
