Uzun yıllardır tenis kültürüyle iç içesiniz. Tenisten padele geçtiğinizde iki spor arasında nasıl bir ritim ve karakter farkı keşfettiniz?
Sara Sarar: Tenis stratejik yapısıyla güçlü ve disiplinli; padel ise daha hızlı ve tempolu. Dar ve kapalı kortta oyuncular arasındaki iletişim merkeze yerleşiyor. Tenisin köklü geleneğine karşılık padel, spora sosyal bir boyut ekliyor; kort bir buluşma alanına dönüşüyor.

Robin Yayla: Tenis benim için klasik ve ritüelleri olan bir spor; padel ise dinamik, sosyal ve modern. Kompakt kort, camlar ve oyuncuların yakınlığı farklı bir görsel enerji yaratıyor. İşlerimde hareket, mizah ve beklenmedik ilişkiler önemli olduğu için padel bana doğal bir oyun alanı sundu.

Padel, sportif bir disiplin olduğu kadar yeni nesil bir sosyalleşme biçimi. Bu durum illüstrasyonlarınıza nasıl yansıdı?
RY: Günlük hayattaki şeylere farklı bakmayı seviyorum. Padeli yalnızca raket, top ve kortla sınırlamadım; çevresindeki insanları, şehri ve enerjiyi de işe kattım. Rekabetten çok eğlenceli ve sosyal tarafını öne çıkardım.
Sarar ve Orange Padel Club’ın yolları nasıl kesişti?
SS: Padeli ve Orange Padel Club’ın çalışmalarını yakından izliyordum. Padelin Türkiye’de ilgi görmesi ve sporun ötesinde bir kültür yaratması, yeni bir şey üretme fikrini doğurdu. Burak’ın girişimci ruhu ve uzun yıllara dayanan arkadaşlığımız da sürecin sağlam ilerlemesini sağladı.
Burak Eroğlu: Sarar’ın gündelik modaya daha fazla dokunma vizyonuyla Orange Padel’in genç ve sosyal dünyasının birbirini tamamlayacağını düşündük. Markanın Robin Yayla ile önceki projeleri de bize ilham verdi.

İş birliğinin yaratıcı çerçevesi nasıl oluştu?
SS: Padelin sosyal hayat ve şehir yaşamıyla kurduğu bağ bize ilham verdi. Sarar’ın 82 yıllık terzilik ve tasarım mirasını padelin yeni nesil karakteriyle harmanladık. Daha önce farklı koleksiyonlarda çalıştığımız Robin’in kendine özgü illüstratif dili, sportif karakteri özgün ve eğlenceli bir görsel dünyaya taşıdı.
RY: İyi bir iş birliğinde herkesin dünyasının görünür olması önemli. Sarar’ın moda ve üretim deneyimi, Orange Padel’in spor kültürü ve benim görsel dünyam aynı yerde buluştu. Bu üç alanı birbirine bağlayan ortak noktaları aradım. Sonuçta kendi hikâyesi ve görsel dili olan bir koleksiyon ortaya çıktı.
BE: Tasarımlar giysilerle sınırlı kalmadı, Orange Padel’in duvarlarında da hayat buldu. Amacımız kendi tasarım dili, yaşam tarzı ve kültürü olan bir marka yaratmak.
Koleksiyon için kurduğunuz görsel evrenin çıkış noktası neydi?
RY: İşlerim genellikle basit bir gözlemle başlıyor: Bir objeye bakıp “Bu başka ne olabilir?” diye düşünüyorum. Padel raketi, top, kort çizgileri ve fileyi İzmir’e ait imgelerle yan yana getirdim. Birbirinden bağımsız iki şeyi buluşturduğunuzda üçüncü ve tamamen yeni bir dünya ortaya çıkıyor.
İzmir Saat Kulesi gibi kente özgü sembollere yer veriyorsunuz. İzmir ile padel arasında nasıl bir ilişki kurdunuz?
RY: Bir proje belirli bir şehirle ilişki kuruyorsa o şehrin tasarımın içinde gerçekten yaşamasını seviyorum. Bir simgeyi olduğu gibi çizmek yerine kendi dünyama dahil ediyorum. İzmir Saat Kulesi de güzel bir çıkış noktasıydı. Kentin açık hava yaşamı, rahatlığı ve sosyal enerjisiyle padelin karakteri arasında doğal bir bağ var; ikisi de insanları buluşturan, paylaşmaya açık bir kültüre sahip.
BE: İzmir’in sokaktan ve sosyal yaşamdan beslenen enerjisi, padelin burada hızla karşılık bulmasını sağladı. Urla’da yalnızca kortlardan oluşan bir tesis değil, yaşayan bir topluluk alanı yaratmak istedik. Saat Kulesi de şehirle bağımızı simgeliyor.
İzmirliler padeli sevdi mi? Diğer şehirlerle kıyasladığınızda nasıl bir fark görüyorsunuz?
BE: Kesinlikle sevdi. Bölge insanının yeni deneyimlere açıklığı ilgiyi büyüttü. Vizyonumuz yalnızca bir kulüp açmak değil, İzmir’i Türkiye’de padelin başkenti yapmaktı. Urla’daki model yeni yatırımlara öncülük etti; Westpark da kortları, sosyal alanları, akademisi ve organizasyonlarıyla bu vizyonun karşılığı oldu.
İllüstrasyonları giysi üzerinde görmek nasıl farklı bir yaratıcı süreç gerektirdi?
RY: Bu kez tuvaliniz hareket ediyor. Ekranda kompozisyonu tek açıdan kontrol edebilirsiniz; giyside ise insan yürüdüğünde, oturduğunda ya da kolunu hareket ettirdiğinde çizim de değişiyor. “Bu çizim güzel mi?” sorusundan çok, “Bu parçanın üzerinde nasıl yaşayacak?” diye düşünüyorsunuz. İllüstrasyon, sabit bir görüntüden çıkıp hareketle yaşayan bir şeye dönüşüyor.
Sarar’ın terzilik mirasıyla çağdaş ve modern çizgiler arasında nasıl denge kuruldu?
SS: Köklü mirasımızı ve üretim kalitemizi korurken bugünün yaşamına karşılık vermek temel noktaydı. Terzilik anlayışımızdan ödün vermeden konforlu, gündelik hayata uyum sağlayan bir yaklaşım benimsedik. Çizimlerin parçanın karakteriyle bütünleşmesine önem verdik; üretimde giysinin formuna ve kullanım alanına göre uyarlamalar yaptık.
RY: Bir yanda Sarar’ın terzilik geleneği, diğer yanda benim çağdaş, minimal ve eğlenceli dilim var. Bu kontrast beni heyecanlandırdı; farklılığımız özgünlüğümüz oldu. Ekranda çalışan bir fikir kumaşta aynı sonucu vermeyebiliyor. Ölçek, yerleşim, dikişler, kıvrımlar ve hareket devreye giriyor. Bu nedenle bazı çizimleri yeniden ölçeklendirdik, bazılarının yerini değiştirdik.
Performans giyimi ile gündelik stil arasındaki sınır giderek siliniyor. Spor giyimin şehir yaşamındaki karşılığı nedir?
SS: Sporun modayı yönlendiren etkisi yeni değil. Polo yakanın günlük gardıroba, basketbol ayakkabılarının sahadan sokağa taşınması bunun örnekleri. Yaşam ritmi değiştikçe kıyafetlerden hareket özgürlüğü, konfor ve çok yönlülük bekleniyor. Biz de padelin enerjisini kortun dışına taşıyan doğal bir geçiş kurduk.
BE: Oyuncular maçtan sonra aynı kıyafetlerle günlük hayatlarına devam ediyor. Ürünlerin sahada hareket özgürlüğü sunarken kort dışında da kullanılabilmesi gerekiyor. Koleksiyondan bir parçayı İzmir sokaklarında görmek, markanın bir yaşam tarzına dönüştüğünün göstergesi.
Padeli yaratıcı sektörler açısından cazip kılan özellikler neler?
SS: Padel hem bir spor hem de özgün bir yaşam kültürü. Kort mimarisinden oyuncuların stiline kadar pek çok görsel ve kültürel unsur, moda, sanat ve tasarım için zengin bir ilham alanı yaratıyor.
RY: Görsel kodları henüz kalıplaşmadı. Tenis gibi köklü sporlarda hazır bir estetik var; padel ise kendi kültürünü yeni oluşturuyor. Moda, sanat, müzik ve sosyal hayatla rahatça yan yana gelebilmesi onu çekici kılıyor.
BE: Padel, kendi kurallarını yazan bir ekosistem. Kortun renkleri, cam yüzeyler, raketlerin formu ve hızlı ritmi güçlü estetik unsurlar. Kapsayıcı yapısı sayesinde yaratıcı iş birlikleri gerçek bir toplulukla temas ediyor.