Dice Kayek ile Beymen’i bir araya getiren bu iş birliği nasıl doğdu? Bu buluşmayı tam da şimdi gerçekleştirmek istemenizin özel bir nedeni var mı?
Beymen ile uzun yıllardır, karşılıklı güvene ve ortak bir lüks anlayışına dayalı çok değerli bir ilişkimiz var. Dice Kayek’in Türkiye’deki yolculuğunda Beymen’in her zaman özel bir yeri oldu. Geçen yıl İstinyePark’ta gerçekleştirdiğimiz pop-up mağazanın gördüğü ilgiden ve müşterilerimizle kurduğumuz yakın ilişkiden çok mutlu olduk. Bu nedenle yeniden bir araya gelmek bizim için oldukça doğal bir adımdı.
Paris Saint-Germain-des-Prés’deki amiral gemisi mağazamızda uluslararası müşterilerimizi ağırlarken farklı şehirlerde daha seçkin, kişisel ve sınırlı süreli deneyimler yaratmayı da çok seviyoruz. İstanbul ise bizim için yalnızca bir pazar değil; köklerimizin, hafızamızın ve yaratıcılığımızın önemli bir parçası. 2026 sona ermeden yılın üçüncü pop-up projesini Beymen ile gerçekleştiriyoruz.
İstinyePark’taki pop-up mağaza için hazırladığınız kapsül koleksiyonu Dice Kayek’in ana koleksiyonlarından ayıran temel fikir nedir?
Bu seçkiyi ana koleksiyonumuzdan tamamen ayrı düşünmedik; aksine Sonbahar/Kış 2026 koleksiyonunun dünyasını Beymen müşterisi için daha kişisel ve özel bir bakışla yeniden yorumladık.
Kapsül koleksiyonda Beymen’e ve İstanbul’a özgü hangi ayrıntılar, renkler ya da siluetler öne çıkıyor?
Bu kapsül için İstanbul’u doğrudan bir motif ya da tema olarak ele almadık; bizim için İstanbul zaten tasarım dilimizin içinde var olan bir duygu. Bu seçkide daha çok Beymen müşterisinin zarif, şehirli ve kararlı duruşu öne çıktı. Sonbahar/Kış paletimizin derin tonlarını ve heykelsi siluetlerimizi, günlük hayatta kolaylıkla kullanılabilecek daha kişisel parçalara dönüştürdük.
2026 Sonbahar/Kış koleksiyonunun çıkış noktası neydi? Koleksiyon hangi hikâyenin ya da duygunun izini sürüyor?
Koleksiyonlarımızı tasarlarken hiçbir zaman tek bir çıkış noktasından hareket etmiyoruz. Bizim için tasarım süreci daha çok ‘l’air du temps’, yani zamanın ruhuyla ilgili. Yaşadığımız dönemden, çevremizde gördüklerimizden, sanattan, mimariden, şehirlerin enerjisinden ve gündelik hayatın ayrıntılarından besleniyoruz. Tüm bu etkiler, Dice Kayek’in DNA’sı korunarak koleksiyona yansıyor; koleksiyonun hikâyesi ise tasarım süreci ilerledikçe kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Sonbahar/Kış 2026 koleksiyonunda farklı dokular, belirgin hacimler ve güçlü siluetlerle günümüz kadınının hem feminen hem de kararlı duruşunu yansıtan çağdaş bir gardırop oluşturduk.
Dice Kayek’in tasarım dilinde mimari formlar, heykelsi siluetler ve güçlü hacimler önemli bir yer tutuyor. Bu yaklaşım yeni koleksiyonda nasıl karşılık buluyor?
Mimari yaklaşımımız bu koleksiyonda da güçlü biçimde sürüyor. Net kesimler, belirgin omuz hatları ve heykelsi hacimler bu sezon da tasarımlarımızın temelini oluşturuyor. Bu sezonun farkı, söz konusu formların daha akışkan kumaşlar ve katmanlı dokularla yumuşatılarak günümüz kadınının hareket özgürlüğüne daha fazla alan açması. Mimari disiplin aynı kalıyor ancak ifade biçimi daha rahat ve giyilebilir bir hâle evriliyor.
Koleksiyonlarınızda İstanbul ile Paris arasında kurulan yaratıcı bir bağ hissediliyor. Bu iki şehir bugün tasarımlarınızı hangi yönlerden besliyor?
İstanbul ve Paris, yaratıcı kimliğimizin birbirinden ayrılamayan iki parçası. İstanbul bize renkleri, karşıtlıkları, zanaatı ve çok katmanlı bir kültürel hafızayı veriyor. Paris ise ölçüyü, disiplini, terzilik geleneğini ve modernliğe bakışımızı şekillendiriyor.
Aslında tasarımlarımızda bu iki şehri doğrudan temsil etmeye çalışmıyoruz. Onlar zaten düşünme biçimimizin içinde yaşıyor. İstanbul’un duygusu ile Paris’in kesinliği bir araya geldiğinde Dice Kayek’in dili oluşuyor. Bizi en çok ilgilendiren, geçmişi tekrarlamak değil; bu mirası bugünün kadını için çağdaş ve evrensel bir ifadeye dönüştürmek.
Modada sadeleşme ve zamansızlık eğilimi güçlenirken Dice Kayek’in dramatik ve güçlü siluetleri bu dönemin ruhuyla nasıl ilişki kuruyor?
Bizim için sadelik, mutlaka hacimsizlik ya da görünmezlik anlamına gelmiyor. Çok güçlü bir siluet de son derece yalın olabilir. Önemli olan çizginin netliği, oranların doğruluğu ve gereksiz hiçbir ayrıntıya yer verilmemesi.
Dice Kayek’in dramatik tarafı, geçici bir etki yaratmak için değil, giysiye güçlü ve kalıcı bir kimlik kazandırmak için var. Zamansızlık da tam burada başlıyor. Bir parça yalnızca belirli bir sezonu temsil etmek yerine yıllar sonra hâlâ arzulanıyor ve farklı biçimlerde giyilebiliyorsa bizim için zamansızdır. Kadınların gardıroplarında uzun süre saklamak isteyecekleri, karakter sahibi parçalar yaratmaya çalışıyoruz.
Günümüz kadınlarının giyim alışkanlıklarında sizce en belirgin değişim ne? Bu değişim tasarım sürecinizi etkiliyor mu?
Kadınlar artık güzel görünmek ile rahat hareket etmek arasında seçim yapmak istemiyor. Bir giysinin farklı zamanlara ve ortamlara uyum sağlamasını, aynı zamanda kendilerine ait hissettirmesini bekliyorlar. Kuralların giderek azaldığı, kişisel üslubun daha önemli hâle geldiği bir dönemdeyiz.
Bu değişim tasarım sürecimizi elbette etkiliyor. Güçlü bir siluet oluştururken hareket özgürlüğünü, kumaşın hissini ve parçanın gerçek hayatta nasıl kullanılacağını da düşünüyoruz.
Ayşe Ege ve Ece Ege olarak yaratıcı süreci nasıl paylaşıyorsunuz? Bir tasarım üzerinde görüş ayrılığı yaşadığınızda son kararı ne belirliyor?
Uzun yıllardır birlikte çalıştığımız için çoğu zaman birbirimizin ne düşündüğünü konuşmadan da anlayabiliyoruz. Sürekli fikir alışverişinde bulunuyoruz. Görüş ayrılığı yaşadığımızda son kararı hiyerarşi değil, koleksiyonun bütünlüğü belirliyor. İkimiz için de en önemli şey, Dice Kayek’in DNA’sına en sadık çözümde buluşmak.
Markanın arşivine dönüp baktığınızda bugün yeniden yorumlamak istediğiniz bir Dice Kayek tasarımı ya da dönemi var mı?
Arşiv bizim için tamamlanmış ve geride bırakılmış bir geçmiş değil; sürekli yeniden konuşabildiğimiz, yaşayan bir hafıza. İlk beyaz gömlek koleksiyonumuzdan ‘İstanbul Contrast’a, couture çalışmalarımızdan farklı dönemlerde tasarladığımız mimari ceketlere kadar bugün hâlâ bize ilham veren pek çok parça var. Bu parçalara dönüp bakmak, markamızın kimliğini kaybetmeden nasıl evrilebileceğini bize hatırlatıyor.
Bir pop-up mağaza, koleksiyonun yalnızca satışının değil, aynı zamanda hikâyesinin de kurulduğu geçici bir alan. İstinyePark’taki deneyimin ziyaretçide nasıl bir iz bırakmasını istiyorsunuz?
Pop-up mağazaların geçici olmasını seviyoruz; çünkü bu durum karşılaşmayı daha özel ve unutulmaz kılıyor. Ziyaretçinin yalnızca ürünleri gördüğü bir satış alanı değil, kısa bir süreliğine Dice Kayek dünyasına adım attığı samimi ve özenle kurgulanmış bir deneyim yaratmak istiyoruz.
Dice Kayek’in bundan sonraki döneminde yeni iş birlikleri, farklı tasarım alanları ya da uluslararası projeler gündemde mi?
Dice Kayek’in dünyasını hiçbir zaman yalnızca hazır giyimle sınırlı görmedik. Sanat, mimari, zanaat ve farklı kültürel alanlarla kurduğumuz diyalog, markanın her zaman önemli bir parçası oldu. Bu nedenle uluslararası iş birlikleri, özel projeler ve farklı disiplinlerle kurulabilecek yaratıcı ilişkiler gündemimizde olmaya devam ediyor.