Bazı sergiler yalnızca eserleri bir araya getirir; bazıları ise bir düşünceyi görünür kılar. İstanbul’da sanat izleyicisiyle buluşmaya hazırlanan ‘Ateş ve Tin’, ikinci gruba giriyor. Çünkü bu sergi, üç farklı sanatçının üretimlerini yan yana koymanın ötesine geçerek, karşıtlıklar üzerinden örülen daha derin bir anlatı kuruyor.
Beyoğlu, Turnacıbaşı Caddesi’nde açılan ve 17 Nisan tarihine kadar sürecek sergi, Gökçe Okay, Stephane Delagrange ve Eleazar Nazım Delagrange’ı aynı çatı altında buluşturuyor. Ancak sergiyi asıl güçlü kılan, yalnızca bu üç ismin bir araya gelişi değil; farklı coğrafyalardan, farklı disiplinlerden ve farklı ritimlerden gelen üretimlerin ortak bir duygu ve düşünce ekseninde kesişmesi.
DOLULUK İLE BOŞLUK...
Serginin adı da bu yaklaşımı açık biçimde yansıtıyor. ‘Ateş’, daha yoğun, daha hareketli, daha içgüdüsel olanı çağrıştırırken; ‘tin’, içe dönük, düşünsel ve derinlikli bir alan açıyor. Sergi tam da bu iki uç arasında salınan bir gerilimden besleniyor. Şehir ile doğa, doluluk ile boşluk, iyilik ile kötülük, çözüm ile risk arasında gidip gelen bu hat, izleyiciyi yalnızca bakmaya değil, düşünmeye de çağırıyor.
Özellikle Eleazar Nazım Delagrange’ın kaleme aldığı yaklaşım, ‘Ateş ve Tin’i klasik bir sergi anlatısının dışına taşıyor. Metinde, İstanbul’un yoğunluğu ile Fransa’nın Côtes-d’Armor bölgesindeki ormanlık alanın dinginliği arasında kurulan karşıtlık dikkat çekiyor. Biri hızın, sesin ve taşkınlığın; diğeri ise sessizliğin, doğallığın ve iç ritmin alanı. Sergi ise bu iki dünya arasında bir sınır çizmek yerine, aralarındaki görünmez bağı araştırıyor.
Bu bağın önemli halkalarından biri Gökçe Okay. Resim, heykel, sahne tasarımı ve kostüm alanlarında çalışmış olması, Okay’ın işlerine yalnızca plastik bir güç değil, aynı zamanda dramatik bir kurgu duygusu da veriyor.
Stephane Delagrange ise daha çok doğayla kurduğu üretim ilişkisiyle öne çıkıyor. Sanatçının İstanbul’da geçirdiği yıllar, onun pratiğine başka bir katman ekliyor: Kent deneyimi ile doğal ritim arasındaki geçiş.
FARKLI DÜNYALAR ARASINDA TEMAS ALANI
Serginin düşünsel omurgasını derinleştiren isimlerden biri de Eleazar Nazım Delagrange. Fotoğraf, heykel, film ve yazı arasında dolaşan üretimi, sergiyi yalnızca görsel bir deneyim olmaktan çıkarıp kavramsal bir zemine taşıyor.
Bu nedenle ‘Ateş ve Tin’, sadece bir sergi olarak değil, farklı yönlere açılan dünyalar arasında kurulan bir temas alanı olarak da okunabilir. Bugünün hızla tüketilen sanat gündemi içinde, daha sessiz ama daha derinlikli bir söz söyleyen sergi, izleyicisine hazır anlamlar sunmuyor. Onu, karşıtlıkların içinden geçen o ince hatta bakmaya davet ediyor.
Sonuçta ‘Ateş ve Tin’, üç sanatçının ortak üretiminden doğan bir buluşma olmanın ötesinde, farklılıkların çatışmadan da bir arada var olabileceğini gösteren bir düşünce alanı açıyor.