Emirgan’daki Sakıp Sabancı Müzesi’ne yolunuz düştüğünde oldukça önemli bir değişiklikle karşılaşacaksınız. Genellikle geçici sergileri ağırlayan müzenin -1 katında, Sakıp Sabancı’nın 1970’li yıllardan itibaren oluşturmaya başladığı resim koleksiyonu kalıcı olarak sergileniyor.
Yani müzenin değerli koleksiyonu ve buna ilaveten ödünç alınan bazı eserler kalıcı olarak Galeri -1’de ziyarete açıldı. Müzenin süreli sergileri ise sadece Galeri -2 ve Galeri -3’te gezilebilecek.
Nitekim müze 25 Haziran’da bu galerilerde yer alacak, çağdaş sanatın önde gelen ismi Yoko Ono’nun ‘Insound and Instructure’ sergisinin hazırlığında.
İki yıl önce Londra’da Tate Modern’de ‘Zihnin Müziği’/‘Music of the Mind’ sergisini gezdiğim Yoko Ono’yu, bir suikaste kurban giden eşi John Lennon şöyle tarif etmişti: “Dünyanın en ünlü tanınmayan sanatçısı. Herkes onu tanıyor ama kimse ne yaptığını bilmiyor.”
Londra’daki sergisinde kendisine bir anlamda iade-i itibar yapılan Yoko Ono’nun ‘İnsound and Instructure’ sergisi, ‘Music of the Mind’ ile birlikte sanatçının sanat pratiğini en kapsamlı biçimde ele alan iki önemli sergiden biri. İstanbul’a gelecek olan Ono sergisi beni elbet heyecanlandırıyor.
Öte yandan zihnimde Sakıp Sabancı Müzesi Direktörü Ahu Antmen eşliğinde gezdiğim kalıcı sergide ilk kez tanıştığım ve yaşarken hiçbir sergiye katılmayan Vildan Gizer ile Yoko Ono arasında bir bağ kuruyorum.
II. Abdülhamid’in başmabeyincilerinden Matbaacı Osman’ın torunu olan Gezer’in eserleri ilk kez Sakıp Sabancı Müzesi’nde gün ışığına çıkıyor; yıllarca John Lennon’un eşi diye bilinen, Beatles grubunun dağılmasından sorumlu tutulan Yoko Ono ise son dönem sıklaşan sergileriyle nihayet bir sanatçı olarak kabul görüyor. Aralarında görünmez bir bağ olan iki sanatçı İstanbul’da Sakıp Sabancı Müzesi’nin çatısı altında bir araya gelecek; biri aşağıda, diğeri yukarıda değişik katlardan birbirlerini selamlayacak.
Kalıcı sergideki ilk kadın ressam Mihri Müşfik, Türkiye’de yeterince tanınmayan yeğeni Hale Asaf, ‘Nazım Hikmet’in annesi’ vurgusundan kendini sıyıramayan Celile Hikmet, Güzel Sanatlar Okulu’ndan diploma alan ilk Türk kadını Belkıs Mustafa, ressam ve illüstratör Sabiha Bozcalı da bu selamlaşmaya katılacak kuşkusuz.
KADIN RESSAMLARI GÖRÜNÜR KILIYOR
Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan, resimlerin yanı sıra dönemin görsel kültürünü anlamaya yardımcı fotoğraf, kartpostal ve arşiv belgelerini bir araya getiren kalıcı serginin en önemli yanı, Vildan Gizer başta olmak üzere yukarıda saydığım kadın ressamları görünür kılması.
Patu Mimarlık’ın tasarımını yaptığı sergi, 1920’lerin ünlü mizah dergisi ‘Akbaba’dan bir sergi açılışının karikatürleriyle başlıyor.
Sabancı Üniversitesi’nin yapay zekâ katkısıyla anime çizimlere dönüştürülen Ramiz Gökçe imzalı karikatürler dönemin havasını pek güzel veriyor. Yine üniversitenin tiyatro bölümünde okuyan öğrenciler tarafından seslendirilen çizimlerden, 1920’li yılların başlarında serginin yepyeni bir etkinlik olduğunu öğreniyorsunuz. Farklı sosyal katmanlardan oldukları anlaşılan kadın-erkek izleyicilerin tepkileri oldukça eğlenceli.
Sergiyi gezen fesli iki kişi, “Adına sergi demişler ama burada kavun karpuz yok” diye konuşuyor; bu diyalog Ramiz Gökçe’nin alaycı bakışını ortaya koyuyor. İlk serginin 1873 yılında Şeker Ahmet Paşa’nın eserleriyle düzenlendiğini hatırlatan Ahu Antmen, 1900’lü yıllarda İstanbul Salon Sergileri yapıldığını, 1916 yılından itibaren Galatasaray sergileri düzenlendiğini ve muhtemelen Ramiz Gökçe’nin oradaki ortamı gözlemlediğini söylüyor.
Sergideki 165 eserin tümü Sakıp Sabancı koleksiyonuna ait değil. Seyhun Binzet Kartpostal Koleksiyonu, İstanbul Üniversitesi Feyhaman Duran Kültür ve Sanat Evi Koleksiyonu, Nedret Kuran Koleksiyonu ile Aksoy ve Merey aile koleksiyonlarından uzun süreli ödünç eserler de sergide yer alıyor. Nitekim Ahu Antmen, “Sergi kalıcı olmasına rağmen çok dinamik; zira bazı eserler çeşitli koleksiyonerlerden, kurumlardan süreli olarak ödünç alındı. Süreli ödünçler almaya devam edeceğiz” diyor. “Bu katı, zaman zaman başka koleksiyonları da misafir edeceğimiz bir alan olarak tasarladık” diye devam ediyor.
OSMAN HAMDİ İLE VİLDAN GİZER YAN YANA
Kalıcı serginin özelliği şu: Farklı kuşaklardan sanatçıları aynı sergi içinde bir araya getirerek Türk resminin gelişim çizgisini gözler önüne seriyor. 19. yüzyıl Osmanlı resminin önde gelen isimleri arasında Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmed Paşa, Süleyman Seyyid, Halil Paşa, Hüseyin Zekai Paşa ve Hoca Ali Rıza yer alırken; 20. yüzyılın başında yeni bir sanat ortamının oluşmasına katkı sağlayan İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Avni Lifij, Nazmi Ziya Güran ve Mihri Müşfik sergide dikkat çeken isimler arasında.
Modern Türk resmini temsil eden Fikret Mualla, Hale Asaf, Nurullah Berk, Nuri İyem, Selim Turan ve Eren Eyüboğlu gibi sanatçıları da görebilirsiniz.
‘Nü Odası’ diye adlandırılan bölümde, henüz çıplak modellerle çalışılmadığı yıllarda yurt dışında eğitim olanağı bulan ressamların canlı modellerden yaptığı nü resimler yer alıyor.
Kadın ağırlıklı ilk nü resimler 1920’li yıllarda başlıyor.
Çıplak çizen ilk kadın ressam Celile Hikmet, eserlerini 1922 yılında Galatasaray Sergileri’nde gösterme fırsatı buluyor. Bu arada kadın sanatçılar akademi açıldığında okulda eğitim alma şansına sahip değiller. Ancak evde resim dersi alabiliyorlar.
Yukarıda adı geçen Vildan Gizer, evde Akademi’nin yağlı boya hocası Salvatore Valeri’den ders alıyor ve portre çalışmalarına odaklanıyor.
Osmanbey semtine adını veren Matbaacı Osman Bey’in torunu olan Vildan Gizer’in günümüze ancak 17 eseri ulaşabilmiş. Kalıcı sergideki iki portresi, Osman Hamdi gibi usta bir ressamın portreleriyle yan yana. Ahu Antmen, “Vildan Gizer’in ne kadar yetenekli olduğunu göstermek için Osman Hamdi’nin yanına yerleştirdik” diyor.
KOLEKSİYON MÜZE FİKRİYLE OLUŞMUŞ
Antmen’e göre, 1970’li yıllarda oluşmaya başlayan Sakıp Sabancı Koleksiyonu, Türk resim tarihi içinde çok özel bir yere sahip eserler barındırıyor.
“Uzun bir süreçte oluşan koleksiyon son derece rafine diyebilirim. Bizim modernleşme hikâyemizi resimler üzerinden anlatmamıza olanak tanıyan bir koleksiyon” diyen Antmen, “Bana kalırsa bu resimler bir müze çatısı altına girmeli gibi bir fikirle, bilinçli ve hayalle oluşturulmuş” diye ekliyor.