Buz üzerinde bile kaybetmediğiniz tek şey, kontrol… Soğuk, performansımızı dondurmadı, güvenimizi katılaştırdı… Bu cümlelerle ‘Audi Kış Sürüş’ deneyimi çok kısaca anlatılabilir. Fakat ben yine uzun uzun tarif etmeye çalışayım.
Avusturya Alpleri’nin beyaz örtüsü altında, sık ormanların arasından kıvrılarak yükselen buz kaplı dağ yolları, bir sürücü için en zorlu sınav alanlarından biri. Burada, her viraj, her ivmelenme ve her fren, aracın teknolojik derinliği ile sürücünün ustalığının bir dansıdır adeta. Özellikle de tümüyle cam gibi taze buz kaplı aşırı zorlu bir zeminde… Geçen haftaki kış sürüşü eğitim programında yanımda iki özel isim vardı: Audi S5 Avant quattro ve e-tron GT RS performance...
Biri, içten yanmalı bir kalbin hala nefes kesici bir senfoniyle atabildiğini gösteriyordu. Diğeri ise, sanal homurtularla bir elektrikli hız makinesinin nasıl bir eğlence sürüş zevki yaşatabileceğini… Fakat her ikisi de, ‘dört tekerleğe güç’ anlamına gelen o efsanevi ‘quattro’ ruhunu taşıyordu. Bu deneyim, soğuğun ve buzun hakim olduğu bu laboratuvarda, bu araçların sadece performanslarını değil, aynı zamanda soğuk ve zorlu koşullarda sergiledikleri güvenilirlik, akıllı tasarım ve tartışılmaz kaliteyi de tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.
S5’in kaputunun altındaki 3.0 litrelik V6 TFSI motor, turbo şarjı ve 48V MHEV plus sistemi ile buz üzerinde dahi yumuşak ve anında tepki veren bir güç sunuyordu. Burada önemli olan sadece ham güç değil, o gücü yere aktarma bilgeliğiydi. Standart olarak gelen quattro sport diferansiyeli ve tork vektörleme ile ayarlanabilir dört tekerlekten çekiş sistemi, aracın her bir virajda adeta buz pateni yapar gibi kaymak yerine, kontrollü ve öngörülebilir bir şekilde tutunmasını sağlıyordu. Önden %40, arkadan %60 temel tork dağılımına sahip sistem, gerektiğinde gücü gereken aksa yönlendirerek, sürücüye daima kontrol hissini veriyordu. Buz üzerinde yapılan slalom çalışmasında, aracın arkasının hafifçe açılmasına izin verip, sadece gaz pedalı ve direksiyon hassasiyeti ile o açıklığı toplayabilmek, bu sistemin ne kadar keskin bir iletişim kurduğunun resmiydi. S tronic şanzımanın vites değişimleri, bu koşullarda bile ani güç taleplerine kusursuz yanıt veriyor, aracın ağırlık dağılımı ile birleşen 48 voltluk sistem, verimliliği korurken performansı beslemeye devam ediyordu.
ELEKTRİĞİN SOĞUKLA SINAVI
Ancak Alpler’deki bu beyaz tiyatroda asıl dikkat çeken, egzostsuz fırtına, e-tron GT RS performance oldu. Bu araç, 1017 Nm’lik torkuyla elektrikli performansın ne demek olduğunu tüm anlamıyla yeniden öğretiyordu. Ön aksta 252 kW, arka aksta ise yeni geliştirilmiş 415 kW gücündeki elektrik motorları, toplamda 680 kW 925 HP gibi akıl almaz bir güce ulaşabiliyordu. Fakat buz üzerinde bu rakamlar değil, bu gücün nasıl yönetildiği önemliydi. Ve burada, elektrikli quattro sisteminin mucizesi devreye giriyor, mekanik bir kavramaya bağlı olmadan, sadece elektrik akımının yönlendirilmesiyle çalışıyor, torku ön ve arka aksa sadece 30 milisaniyede dağıtabiliyordu. Bu, bir insan göz kırpmasından üç kat daha hızlıydı. Özellikle arka aksa yerleştirilmiş iki ayrı elektrik motoru sayesinde gerçekleşen elektrikli tork vektörleme, viraj içinde her bir tekerleğe ihtiyaç duyduğu tam gücü göndererek, buz üzerinde dahi benzeri çok az görülen bir çekiş ve yönlendirme keskinliği sağlıyordu. Sanki araç, buzun üzerinde değil, raylar üzerinde makaslardan geçiyor gibi ilerliyordu.
Soğuk, elektrikli bir aracın en büyük sınavıdır. Ancak e-tron GT RS performance, bu sınavı geçmek için adeta bir Audi’nin mühendislik ustalığını sergiliyordu. Akıllı termal yönetim sistemi, dört ayrı soğutma devresi ile hem bataryayı hem de iç mekanı optimum sıcaklıkta tutarken, bir ısı pompası sayesinde çevreden ve motorlardan elde ettiği atık ısıyı değerlendiriyordu. Kalkış zamanlayıcısı “departure timer” ile wallbox’tan şarj olurken aynı anda ön iklimlendirme yapılması da, kısa mesafelerde menzili gözle görülür biçimde artırıyordu. Buz üstü parkuruna giderken, akıllı telefondaki myAudi uygulaması ile aracın içini ve bataryayı ısıtabilmek, sadece konfor değil, aynı zamanda o gün için kritik olan enerjiyi korumak anlamına geliyor. e-tron rota planlayıcısı ise, Alpler’in dik yokuşlarını, virajlarını ve dış sıcaklığı hesaba katarak, kullanıcılara en doğru menzil tahminini ve şarj durağı önerilerini sunuyor, planlama güvencesi veriyordu. Yüksek güçlü şarj HPC istasyonuna giderken, bataryayı aktif olarak ön koşullandırarak, buz gibi havada dahi 320 kW’a varan şarj gücünden en üst düzeyde faydalanmanız mümkün. Bu, soğukta bile hızlı ve istikrarlı şarj demek. Direksiyon ve koltuk ısıtmanın, tüm kabini ısıtmaya kıyasla ne kadar az enerji tükettiğini bizzat deneyimlerken; bu ‘proksimal ısıtma’, kısa parkur turları arasında menzil kaygısı olmadan sıcak kalmanın en akıllıca yolu idi.
45 YILLIK BİLGELİK
Her iki araçta da, buz üzerindeki inanılmaz hassasiyeti sağlayan bir diğer unsur, direksiyon hissiydi. Dinamik arka teker açılandırma dynamic all-wheel steering, özellikle e-tron GT’de, dar buz parkurlarında dahi manevra kabiliyeti sağlarken, yüksek hızda bile karlı zeminde şaşırtıcı bir kararlılık sunuyordu. Audi’nin elektromekanik direksiyon sistemleri, yolun her türlü engebesini ve tutunma kaybını, tam olarak gerektiği kadar direksiyona yansıtıyor, sürücüyü asla bilgilendirmeden bırakmıyor, ancak rahatsız da etmiyordu. Bu, güvenin temeliydi…
Avusturya Seefeld’in dondurucu beyazlığında bu kış sürüş eğitiminde, engelden kaçınma, panik fren ve seri drift oyunlarıyla tecrübemizi yükseltirken; bu iki Audi’nin sadece performans değil, aynı zamanda ileri teknoloji, zorlu koşullara adapte olabilme ve sürücüye güven verme konusundaki üstünlüklerini bire bir gördüğümüz ideal sahnenin içindeydik. S5 Avant quattro, içten yanmalı bir spor otomobilin, quattro’nun 45 yıllık bilgeliğiyle donatıldığında buz üzerinde bile nasıl bir bale ustasına dönüşebileceğini kanıtlarken; e-tron GT serisinin zirvesindeki RS performance ise elektrikli geleceğin, sıfır emisyonla sınır tanımayan bir güç ve tork ile maksimum kontrol ve sürüş keyfi vaat ettiğini hatırlatıyordu. Bu araçlar, zorlu kış koşullarının, teknoloji ve sağlam mühendislikle nasıl bir sürüş avantajına ve güvenliğe dönüştürülebileceğinin aktüel kanıtlarıydı.
Sadece bir buz üstü eğitimi değil, aynı zamanda dört halkalı markanın, her koşulda teknolojiyle öncülük etme iddiasını doğrulayan bir gösterisiydi. Karlı dağ yollarından buz vadisine, her iki aracın da gösterdiği kararlılık ve kalite, otoban ve yarış pistlerindeki performansları kadar etkileyici ve kesinlikle daha unutulmazdı.