Masaüstü bilgisayarlardan notebook’lara, akıllı telefonlardan yapay zekâlı cihazlara… Teknoloji yalnızca kullandığımız cihazları değil, onlardan beklentilerimizi de değiştirdi. Bu dönüşümün 25 yıllık tanığı olan Casper Türkiye CMO ve COO’su Feray Karaman’a göre şimdi yeni bir kırılmanın içindeyiz. Yapay zekânın bilgisayarlarla ve hayatla kurduğumuz ilişkiyi yeniden tanımladığı bu dönemde, hız kadar insanın neyi koruyacağı da önemli. Karaman’la teknolojinin geleceğini, değişen kullanıcı alışkanlıklarını, yapay zekânın sınırlarını ve insanın bu yeni dünyadaki yerini konuştuk.
Siz çeyrek asırdır aynı şirket içindesiniz. Geriye dönüp baktığınızda değişen sadece bilgisayarlar olmamıştır muhakkak ki; bu sürede Türkiye’deki teknoloji kullanıcısının beklentisi nasıl bir noktaya evrildi?
Teknoloji artık kullanıcılar için vazgeçilmez bir tema. 25 yıl önce Casper’a katıldığımda bilgisayarlar yalnızca masaüstü formundaydı. Kocaman kasalar ve tüplü monitörlerden notebook’lara, ardından akıllı telefon ve tabletlere geçtik. Masaüstünden notebook’a geçişle mobilite hayatımıza girdi; akıllı telefon ve tabletlerle bu daha da güçlendi. Bugün ise yapay zekâlı bilgisayarları konuşuyoruz. Önümüzdeki dönemde bilgisayar kavramının yapay zekâlı bilgisayarla eşdeğer hale geleceğini düşünüyorum.
Kullanıcı beklentileri de bu dönüşümle birlikte değişti. Başlangıçta temel işler için kullanılan bilgisayarlar zamanla araştırma, içerik üretimi ve oyun gibi farklı ihtiyaçlara cevap vermeye başladı. Dolayısıyla hem cihazların formu değişti hem de bilgisayarlar ekonomik olarak daha ulaşılabilir hale geldi.
Bilgisayarlar hızlandı ama insanlar aynı oranda rahatlamış görünmüyor. Sizce teknoloji gerçekten hayatı kolaylaştırıyor mu, yoksa sadece daha fazla işi daha kısa sürede yapmamızı mı sağlıyor?
“Bilgisayar olmasaydı neyle yapıyor olacaktık?” diye sormak lazım. Buradaki asıl katkısı, tekrarlayan işleri üzerimizden alarak yaratıcılığımıza alan açması ve muhakeme yeteneğimizi daha güçlü kullanmamızı sağlaması. Aslında bu, teknolojiyi nasıl kullandığımızla ilgili. Onu nasıl kullanacağımız ise bize bağlı.
Eskiden bilgisayar seçerken işlemciyi konuşuyorduk, bugün yapay zekâyı konuşuyoruz. Sizce beş yıl sonra insanlar yeni bir bilgisayar alırken neyi konuşacak?
Kullanıcıların son yıllarda beklentileri büyük ölçüde aynı yönde ilerliyor: Daha ince, daha dayanıklı, daha mobil cihazlar istiyorlar. Yapay zekâ artık olmazsa olmaz. Ancak bilgisayardan yalnızca teknik özellikler de beklenmiyor; tasarımının da kullanıcıya hitap etmesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde bu ilişkinin çok daha önemli hale geleceğini düşünüyorum.
Bilgisayarlar giderek daha hızlı düşünüyor. Sizce insanlar da aynı hızda düşünüyor mu yoksa teknolojinin hızı bizi daha sabırsız bireylere mi dönüştürüyor?
Eğer bütün işi yapay zekâya yaptırmaya çalışırsak evet, bu durum bizi daha sabırsız bireylere dönüştürebilir. Özellikle özgünlük gerektiren, sıfır hata beklenen ve mutlaka insanın üzerinden geçip kontrol etmesi gereken işlerde bu fark çok daha net ortaya çıkıyor.
Sosyal ilişkilerde, pazarlamada, satışta, kurumsal iletişimde ve ürün geliştirmede yapay zekâdan yararlanmak önemli ama bütün iş ona bırakılmamalı. Öte yandan tekrar eden işlerde yapay zekâdan faydalandığımda karar alma mekanizmam hızlanıyor. Bizi makinelerden ayıran şey ne? Özgünlüğümüz, yaratıcı düşünme becerimiz, muhakememiz, etik anlayışımız ve ahlaki değerlerimiz. Bunları her zaman işin içine katarak yapay zekâyla ilişkimizi kurduğumuzda kazanan biz oluruz. Ama yapay zekâyı kendimizin yerine koyarsak, o zaman kaybederiz.
Bu noktada şunu sormak isterim. Bugün teknoloji şirketlerinin en büyük sorumluluğu sizce daha güçlü cihazlar üretmek mi, yoksa insanların teknolojiyle daha sağlıklı bir ilişki kurmasına katkı sağlamak mı?
Hem teknoloji şirketlerinin hem de yapay zekâ teknolojilerini kurumlarına entegre eden liderlerin burada büyük bir sorumluluğu var. Yapay zekâyı etik değerlere uygun ve doğru şekilde kullanmamız, bunu yaparken de kendi özgünlüğümüzü kaybetmememiz gerekiyor. Benim gördüğüm kadarıyla yapay zekâyı yalnızca teknolojik bir mesele olarak değil; sosyolojik, ekonomik, bireysel ve şirket kültürü açısından da ele alan şirketlerin sayısı giderek artıyor. Bu adaptasyon sürecinde yavaş kalan ya da hiç adım atmayan şirketler, rekabet ve verimlilik açısından geri kalacak. Dolayısıyla hata yapıp o hataları düzelterek ilerleyeceğimiz bir dönemden geçiyoruz. Bundan korkmayacağız, korkmamalıyız da. Çünkü bu dalga artık geldi, biz de onun içindeyiz. Yapmamız gereken sörf yapmayı öğrenmek.
Casper, kullanıcıyı takip eden bir marka mı olmak istiyor, yoksa alışkanlıklarını değiştiren mi?
Ben bunun cevabını üç perspektiften paylaşabilirim. Birincisi, kullanıcıyı çok yakından dinliyoruz, sahada her gün kullanıcılarla temas ediyoruz. İkincisi, profesyonel pazar araştırmalarıyla farklı kullanıcı gruplarının teknoloji beklentilerini anlamaya çalışıyoruz. Üçüncüsü ise bütün bu içgörüleri ürün ve Ar-Ge süreçlerine yansıtıyoruz.
Burada genel kullanıcının yanı sıra yeni teknolojileri ilk deneyimlemek isteyen ‘early adopter’leri de önemsiyoruz. Sonuçta hem her segmente hitap etmek hem de Türkiye’de bazı teknolojileri tüketiciyle ilk buluşturan marka olmak istiyoruz.
Bugün size ‘2035 yılında insanların masasındaki bilgisayarı tasarlayın’ deseler, vazgeçmeye razı olacağınız ilk özellik ne olurdu?
Mutlaka bir ekran olacak ama belki bilgisayarın gövdesinde değil, farklı bir yüzeyde. Klavye de bugünkü formunda olmayabilir; dokunacağız ama çok daha farklı bir arayüzle. Gelecekte 3D ekranlarla, kulağımıza taktığımız cihazlarla komut verebildiğimiz, hatta düşüncelerimizi okuyabilen cihazları hayal etmek mümkün. Teknoloji üzerinde düşünen biri olarak tasarımın bu noktaya gidebileceğini düşünüyorum.
Bir teknoloji yöneticisi olarak sizi bugün en çok heyecanlandıran gelişme hangisi? Yapay zekâ, kuantum, robotik...
Yapay zeka sanırım. Yapay zekanın kapasitesi belli bir noktaya ulaştığında düşünsel, dokunsal becerili olan cihazlar üretilmeye başladığında bilgisayarla ilişkilerimiz farklılaşıyor olacak. Çünkü henüz yolun çok başındayız. Ben üç büyük kırılmaya tanıklık ettim: masaüstünden notebook’a, mobiliteye ve internet çağına geçiş. Şimdi ise bütün bu platformları etkileyebilecek yeni bir kırılmanın içindeyiz. Yapay zekâ, yalnızca cihazları değil, bütün sektörleri değiştirecek. Bence heyecan verici olan da tam olarak bu dönüşümün hâlâ devam ediyor olması.
İnsanların teknolojiye dair sizce en derin korkuları ne sizce?
Korku, toplumları yönetmek için çok güçlü bir koz. Bu nedenle yapay zekâyla ilgili söylemlerin korku yaratmasından hoşnut değilim. Ben teknolojiye korkulacak bir şey olarak bakmıyorum; tam tersine, onu daha iyi öğrenmek için bir teşvik olarak görüyorum. Bu yüzden korku yerine kullanımına ve öğrenmeye odaklanmalıyız. Çünkü korku bizi pasifleştiriyor. Bizim donma lüksümüz yok; sürekli gelişimin içinde ilerlemeliyiz.
KUSURUN GÜZELLİĞİNİ YAKALAYAMAZ
Son yıllarda yapay zekâ hep ‘ne yapabildiği’ ile konuşuluyor. Ben tersini sormak istiyorum: Sizce yapay zekânın hiçbir zaman yapamayacağı, insana özgü kalacak şey ne?
Bence yapay zekâ, bizim ürettiğimiz şeyleri yeniden üretirken aynı ölçüde özgünlüğü ve kusurun güzelliğini yakalayamayacak. Çünkü algoritmanın temelinde kusursuza odaklanmak var. Bir yağlı boya resminin ya da bir senfoninin kendine has ruhuna yaklaşabiliriz ama tamamen karşılığını verebileceğini düşünmüyorum. Yapay zekâ öğrendiği fikirleri analiz edebilir; ama asıl mesele, bunların üzerine yeni bir fikir koyup koyamayacağı. Özellikle sosyoloji, felsefe ve sanatsal üretim gibi alanlarda makinenin becerisi gelişecek, ancak insanı gerçekten tatmin edip edemeyeceği ayrı bir mesele. Çünkü mesele yalnızca üretmek değil; o üretimden aldığımız hazzı ve anlamı koruyabilmek.