Brian De Palma’nın Sissy Spacek’li 1976 klasiğinden sonra ‘Carrie’, sinema ve televizyon için yeniden uyarlandı. Daha önce Stephen King uyarlamalarına imza atan Mike Flanagan, şimdi yazarın 1974 tarihli ilk romanını sekiz bölümlük bir Prime Video dizisi olarak ekrana taşıyor.
Summer H. Howell’ın canlandırdığı Carrie, evde eğitim görmüş; telefondan, internetten ve yaşıtlarından uzak büyümüş bir genç kız. Babasının ölümünün ardından Ewen Lisesi’ne başladığında, hiç tanımadığı bir sosyal düzenin içine giriyor. Flanagan, Chris üzerinden de evde biriken öfkenin okula nasıl taşındığını gösteriyor.
‘Carrie’ uyarlamaları, kadınlık, beden ve güç üzerine değişen korkuların izini taşıyor. Flanagan’ın yorumu ise bu mirası, genç kadınlığın sosyal medya üzerinden izlendiği ve yargılandığı bir dünyaya taşıyor. Bir zamanlar koridorda kalabilecek bir aşağılanma artık kaydedilip paylaşılabiliyor; zorbalığın biçimi değişiyor.
Carrie’nin telekinetik gücü hâlâ hikâyenin merkezinde; ancak bu kez onu keşfetmeye ve kontrol etmeye çalışan daha meraklı bir genç kız var. Flanagan ve oyuncular, bu yorumun King’in hikâyesinden nerelerde ayrıldığını anlatıyor.
MIKE FLANAGAN — DİZİNİN YARATICISI
Trajedilerin birçok yazarı olduğuna inanıyorum
Yeni bir Carrie uyarlaması fikrini ilk duyduğunuzda “Neden?” diye düşündüğünüzü söylemiştiniz. Sizi, hikâyeyi bu kuşak için yeniden anlatmaya ikna eden neydi?
Bu projeyi düşünürken en büyük oğlum liseye başlamak üzereydi. Onun adım atacağı dünya üzerine çok düşünüyordum. Ben 1990’larda liseye gittim; bugünün lise dünyası ise tamamen farklı.
Sonra 1990’ların da Stephen King’in lise dünyasını anlattığı 1970’lerden ne kadar farklı olduğunu düşündüm. Kitabın üzerinden yarım yüzyıl geçti ama nezaket, acımasızlık, zorbalık ve şiddet hâlâ en az o zamanki kadar güncel. Sosyal medya, zorbalığın normalleşmesi, Amerika’da okullarda şiddetin sıradanlaşması... Bunlar benim gençliğimde düşünmek zorunda kalmadığım şeylerdi. Bu hikâyeyi bugün yeniden anlatmanın anlamlı olabileceğini fark ettim.
Bu projeyi “yeniden yaratım” olarak tanımlıyorsunuz. En zor değişiklik neydi?
Çok şeyi değiştirdiğimizi biliyorduk. Carrie’nin temel karakterini bile değiştiriyorduk. Eskiden fazlasıyla korkutulmuş, travma yaşamış ve ürkekti. Bu versiyonda ise daha açık, meraklı ve dünyaya karşı hevesli. Margaret da değişti. Daha önce kızından korkan ve ondan nefret eden bir karakterdi. Şimdiyse Carrie’yi çok güçlü, hatta vahşi denebilecek kadar yoğun bir sevgiyle seviyor.
Asıl soru şuydu: Ne kadarı fazla olur? Hangi değişiklik bizi insanların Carrie denildiğinde beklediği şeyden uzaklaştırır? Çünkü balo sahnesi gibi mutlaka olması gereken şeyler var. Zorluk, bu beklentilere saygı gösterirken farklı bir yorum getirmekti.
Bunu film yerine dizi olarak anlatmanızın nedeni karakterlere daha fazla zaman ayırmak mıydı?
Uzun formatı seviyorum. Mini dizi, görsel anlatıda kitap okumaya en çok yaklaşabildiğimiz format. Önceki uyarlamaların sahip olmadığı zamanı kullanıp karakterleri ve fikirleri daha derinlemesine incelemek büyük bir fırsattı.
Bir baba olarak bakmanız, Margaret’ı anlama biçiminizi değiştirdi mi?
Kesinlikle. Margaret’la tahmin ettiğimden fazla özdeşleştim. Çocuklarımı nasıl koruyacağımı bilememenin yarattığı duyguyu da anlıyorum. Birçok anne-baba çocuklarını seviyor ama onları korumaya çalışırken istemeden zarar verebiliyor. Bu dizi sayesinde çocuklarımla bazı konuları konuştuk; proje olmasa belki de bunları konuşmam gerektiğini fark etmeyecektim.
Bu Carrie’nin bir korku hikâyesinden çok trajedi olduğunu söylüyorsunuz. Trajedi nerede başlıyor?
Her gün verdiğimiz küçücük kararlarda. Nazik ya da acımasız olmayı seçebileceğimiz anlarda. Bu kararlar genellikle o kadar önemsiz görünür ki birikip büyük bir şeye dönüşebileceklerini düşünmeyiz. Trajedilerin birçok yazarı olduğuna inanıyorum. Trajedi, birine karşı nazik ya da acımasız davranmayı seçebileceğimiz anlarda başlıyor.

Carrie okulu, arkadaşlığı, sosyal medyayı, acımasızlığı ve güçlerini aynı anda keşfediyor. Bunların onu nasıl değiştirmesini istediniz?
Asıl soru Carrie’nin ne kadarının değişmesi, ne kadarının aynı kalması gerektiğiydi. Dünya hepimizi, dolayısıyla çocuklarımızı da değiştiriyor. Bunun bir kısmını kontrol edemeyiz. Benim için heyecan verici olan Carrie’nin kendisini nelerin değiştirmesine izin vereceğine karar vermesiydi. “Ben nazik kalacağım. Merakımı koruyacağım. Karşımdaki bütün kanıtlara rağmen insanların içinde iyilik olduğuna güvenmeye devam edeceğim” dediği anlar benim için çok önemliydi.
Genç izleyicilerin diziden çıkarmasını istediğiniz asıl mesaj ne?
Her gün karşılarına çıkan küçük anlara dikkat etmelerini isterim. Birbirlerine nasıl davranacaklar, nasıl bir insan olmayı seçecekler? Özellikle yaptıklarının yalnızca bir sosyal medya paylaşımı ya da yorum olduğunu düşündüklerinde, harekete geçmeden önce bir iki saniye durup düşünürlerse çok mutlu olurum.
SUMMER H. HOWELL VE SAMANTHA SLOYAN
Sadece telekineziden değil, içindeki güçten bahsediyorum
Bu karakterler daha önce de canlandırıldı. Sizi bu versiyonda en çok heyecanlandıran neydi?
SUMMER H. HOWELL: Bunun dizi olması heyecan vericiydi, çünkü Carrie’yle daha fazla zaman geçirebilecektik. Bu Carrie hikâyeye mutlu ve iyimser başlıyor. Babasını kaybetmiş ama yeni bir özgürlüğü var; okula gitmek ve insanlarla tanışmak için heyecanlı.
SAMANTHA SLOYAN: Ben de Mike’ın yorumunu görmek istiyordum. Daha önce onunla çalışmıştım. Margaret ve Carrie’nin bu kez birbirini seven bir anne-kız olarak yazılması bize kendi versiyonumuzu yaratmak için daha geniş alan açtı.
Summer, Carrie’nin kırılganlığını ve içindeki gücü keşfetmesini bir arada canlandırmak nasıldı?
H.: Onunla en başından beri güç duygusu üzerinden bağ kurdum. Sadece telekineziden değil, içindeki güçten bahsediyorum. Büyük bir öfke ve yoğun bir yas taşıyor, aynı zamanda bir yere ait olmaya çalışıyor.
Samantha, Margaret’ın sevgisinin kontrol ve tehdide dönüşen tarafını nasıl kurdunuz?
S.: Mike sevgiyi senaryoya güçlü biçimde yerleştirmişti. Benim için önemli olan Margaret’ın hâlâ tehlikeli biri olarak kalmasıydı. Carrie’nin her zaman güvenebileceği biri olmaması gerekiyordu. Asıl soru, sevginin kontrol etme ve koruma ihtiyacını nasıl dönüştürdüğüydü. Sevgi, Carrie’yi tehdit eden davranışlara nasıl dönüşüyor? Ben bunun peşinden gittim.
Carrie’nin yaşadığı acının önemli bir kısmı başka kadınlardan geliyor. Bu size bugün özellikle anlamlı geliyor mu?
S.: Bir kadının başka bir kadına böyle davranması bana çok daha büyük ve kişisel bir ihanet gibi geliyor.
H.: Ben de katılıyorum. Bu hikâyede herkesin payı var ama kadınların kadınlardan nefret etmesi gerçekten üzücü. Birbirimizi desteklememiz gerekiyor. İlerliyoruz ama hâlâ kat etmemiz gereken uzun bir yol var.
Bunca karanlık sahnenin arasında setteki atmosfer nasıldı?
S.: Ekranda çok karanlık görünse de setteki ilişkimiz aydınlık, yaratıcı ve eğlenceliydi.
H.: Çekimler arasında ortamı mümkün olduğunca hafif tuttuk. Kimse metot oyunculuğu yapmıyordu; bütün gün o karanlık ruh hâlinin içinde kalmak istemiyorduk. Birlikte olduğumuz sürede birbirimizin arkadaşlığından keyif almaya çalıştık.