Bazı sergiler dünyayı anlatmaya çalışırken Macar sanatçı ve küratör Tibor Iski, ‘Işığın Sessizliği’nde dünyayı açıklamak yerine izleyiciyi, çevresine daha yavaş ve dikkatli bakmaya davet ediyor. Macar Kültür Merkezi’nin ev sahipliğinde 10 Eylül tarihinde ziyaretçilerle buluşacak olan sergi, Güneş, Ay ve Dünya’nın birbirine bağlılığını yalnızca astronomik bir gerçeklik olarak değil, insanın varoluşu ve kültürüyle kurduğu ilişkinin temel deneyimlerinden biri olarak ele alıyor.
Sanatçının Türkiye’deki ilk kişisel sergisinde ‘ışık’ yalnızca çevremizi görünür kılan bir unsur değil; renklerin ortaya çıkmasını sağlayan, yaşamı mümkün kılan ve aynı zamanda insanın kırılganlığını hatırlatan bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. Serginin mekânsal kurgusu da bu düşünce etrafında şekilleniyor. Anıtsal ay manzaraları, gündüz ve alacakaranlık gökyüzü, insan eliyle yaratılmış kültürün izleri ve ‘Home’ (2023-2026) başlıklı ahşap portreler dört temel motif grubu oluşturuyor. Canlı doğanın metaforu olarak kullanılan ağaçlar, serginin farklı bölümlerini birbirine bağlarken renk alanları da bu görsel dünyanın içine dağılıyor. Gökkuşağını ve ışık spektrumunu çağrıştıran bu renkler, yalnızca kompozisyonu tamamlayan dekoratif unsurlar olarak değil, doğanın görünmeyen yapısına, ışığın ayrışmasına ve yaşamın çeşitliliğine gönderme yapan bağımsız düşünsel birimler olarak konumlanıyor.
30 YILIN İZLERİ AYNI ANLATIDA
Kocsis’in çalışmalarında farklı sanat disiplinleri de birbirinden bağımsız hareket etmiyor. Resimler, anıtsal karakalem çizimler, fotoğraflar, heykeller ve grafik teknikler, birbirlerini yalnızca görsel olarak tamamlamakla kalmıyor; her biri diğerinin anlam alanını genişletiyor. Sergi, sanatçının yaklaşık otuz yıla yayılan üretiminden seçilen eserleri bir araya getiriyor. Ancak bu geniş zaman aralığına rağmen ‘Işığın Sessizliği’ bir retrospektif olarak kurgulanmıyor. Farklı dönemlerde üretilmiş çalışmalar, aralarında yeni ilişkiler kurulmasına izin veren bir düzen içinde yan yana geliyor.
Bu yaklaşım, sergide bir araya getirilen serilerde de kendini gösteriyor. ‘Supernatural’ (2005–2009), ‘Luna’ (2012–2018), erken dönem ‘Ekoturizm’ (1999–2005), ‘Home’ ve ‘Cum dederit’ (2018–2024) serilerinden eserler aynı görsel bütün içinde buluşuyor. İnsan figürlerine yer vermeyen ‘Cum dederit’, kültür ve insanlığın metaforik bir portresini ortaya koyarken, ‘Ekoturizm’ küresel ısınma meselesini odağına alıyor. Birbirinden farklı dönemlere ve üretim biçimlerine ait bu çalışmalar, doğa, insan hafızası ve kozmik uzayın birbirinden kopuk değil, iç içe geçen alanlar olduğunu düşündüren bir anlatı oluşturuyor.
‘Işığın Sessizliği’ bu nedenle dünyaya dair kesin cevaplar vermekten çok, bakışın kendisini yavaşlatmayı öneriyor. Manzarada, ağaçlarda, gökyüzündeki hareketlerde ve hatta insanın kendi içinde ışığın izini sürmek; sanatın yalnızca bir görüntü üretmekten öte, varoluşu deneyimleme biçimine dönüşebileceğini hatırlatıyor.