YASEMİN SEVEN ERANGİN
90’lı yıllarda ‘Arnavut Kaldırımı’, ‘Kınalı Bebek’ ve ‘Şikâyetim Var’ gibi şarkılarla bir kuşağın hafızasına yerleşen Demet Sağıroğlu ile müzik serüveninde kendine özgü bir çizgi oluşturan Barbaros’un yolları bir süredir aynı sahnede kesişiyor.
İki sanatçı, eylül ayında Pink Martini All Stars konserinde buluşmalarının ardından şimdi de Türkiye turnesine hazırlanıyor. 17 Ekim’de CSO Ada Ankara, 23 Ekim’de Zorlu PSM ve 19 Kasım’da İzmir Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde gerçekleşecek konserlerde geçmişin sevilen şarkıları, farklı diller ve türler aynı sahnede buluşacak.
Demet Sağıroğlu ve Barbaros ile birlikte çıkacakları Türkiye turnesi ve müziğe dair…
Müzik yolculuklarınız birbirinden oldukça farklı. Şimdi aynı sahnede buluşuyorsunuz. Bu buluşmayı sizin için özel kılan ne?
DEMET SAĞIROĞLU: Ben farklı müzikal geçmişlerin aynı sahnede buluşmasını her zaman çok değerli buluyorum. Barbaros’un müziğe yaklaşımı, farklı türleri ve dilleri bir araya getirebilmesi çok kıymetli. Aynı sahnede iki ayrı hikâyenin birbirine değmesi, dinleyiciye de başka bir enerji veriyor.
BARBAROS: Demet’in müzikal geçmişi çok güçlü ve kendine ait bir dünyası var. Benim yolculuğum da opera, caz, pop, müzikal ve farklı diller üzerinden ilerledi. Bu nedenle sahnede birbirimizin alanına saygı duyarak ama kendi karakterimizi de koruyarak buluşuyoruz. Bence güzel tarafı da bu.
Asıl sınav: zaman
Demet Hanım, yıllar sonra hâlâ insanların hayatında karşılığı olan şarkılarınız var. Sizce bir şarkının gerçek başarısı çok dinlenmesi mi, yoksa yıllar geçtikçe başka hayatların bir parçasına dönüşmesi mi?
D.S.: Benim için ikincisi. Bir şarkının gerçek değerini yıllar sonra anlıyorsunuz. Birinin gelip “Bu şarkıyla âşık oldum” ya da “Bu şarkı benim gençliğim” demesi çok başka bir duygu. Çünkü o noktada şarkı artık sizin olmaktan çıkıyor, dinleyenin hayatına ait bir hatıraya dönüşüyor. Sanırım müzikte kalıcı olmak benim için tam olarak bu.
Bugünün müzik dünyasında ise görünür olmak çok hızlı, tüketilmek de bir o kadar kolay. Sizce kalıcı olmak artık daha mı zor?
D.S.: Kesinlikle daha zor. Eskiden bir albümü aylarca, hatta yıllarca dinlerdik. Şimdi çok güzel bir şarkı bile birkaç hafta sonra yeni içeriklerin altında kalabiliyor. Ama yine de asıl sınav zaman. Beş-on yıl sonra o şarkıyı hâlâ açıp dinliyorsak, o şarkı gerçekten kalmıştır.
B.: Görünür olmakla kalıcı olmak arasında büyük bir fark var. Görünür olmak çok hızlı olabiliyor. Ama kalıcı olmak başka bir şey. Bunun için sadece insanların sizi görmesi değil, sizin de yaptığınız işin arkasında durmanız gerekiyor.
Demet Hanım, 90’lı yıllarda hayatımıza giren şarkılarınızı bugün farklı kuşaklarla yeniden yorumluyorsunuz. Geçmişle bugünü yan yana getirirken şarkının ruhunu korumak mı, yenilemek mi daha zor?
D.S.: İkisi arasında bir denge kurmak gerekiyor. O şarkıları insanlar belli bir duygu ve hatırayla sevdi. Dolayısıyla onları tamamen değiştirmek istemiyorum. Ama bugün yeniden söylüyorsanız bugünün müzikal dünyasına da bir şey söylemesi gerekiyor. Ben geçmişime saygı duyuyorum ama geçmişte yaşamıyorum. Şarkılarımın da benimle birlikte yaşamasını istiyorum.
Son dönemde Melis Fis, Çağan Şengül ve Derya Bedavacı gibi isimlerle çalışıyorsunuz. Bu buluşmalar yalnızca şarkıların yeniden yorumlanması mı, yoksa sizin için başka bir anlamı da var mı?
D.S.: Ben farklı kuşaklarla bir araya gelmeyi çok seviyorum. Çünkü her kuşağın müziğe bakışı, dili ve heyecanı farklı. Melis Fis ve Çağan Şengül’le yaptığımız çalışmalar da benim için böyle bir karşılaşmaydı. Onların müzikal dünyalarını tanımak, kendi şarkılarıma başka bir gözle bakmamı sağladı. Ben geçmişimi korurken bugünün müziğinden de beslenmek istiyorum. Genç sanatçılarla çalışmak bana bunu hissettiriyor.
Bir şarkıdan fazlası
Barbaros, yeni şarkınız ‘Yok Mu?’ tam da bugünün duygularından beslenen bir soru soruyor. Şarkıyı ilk dinlediğinizde sizi yakalayan ne oldu?
B.: İlk dinlediğimde hem gülümsedim hem de içim biraz burkuldu. Çünkü şarkı derdini anlatıyor ama kendini fazla ciddiye almıyor. O ironik tarafını hemen sevdim ve “Bu şarkı tam bana göre” dedim. Bir de ‘Var Mı?’dan sonra ‘Yok Mu?’ esprisi elbette güzel geldi. Şarkının içindeki bu zıtlık bana çekici göründü.
‘Yok Mu?’daki soru sizin hayatınızda da karşılığı olan bir soru mu?
B.: Olmaz mı? Bazen insanlarda biraz açıklık, biraz cesaret, biraz vicdan yok mu diye sormaktan yoruluyor insan. Yine de tamamen sormaktan vazgeçebilen biri değilim. Çünkü bazen sorunun kendisi bile bir şey anlatıyor.
Barbaros, opera, caz, pop, müzikal ve farklı diller… Bu çeşitlilik sizi özgürleştiriyor mu, yoksa zaman zaman zorlaştırıyor mu?
B.: Müzik dünyası sizi tek bir cümleyle tarif etmek istiyor. Beni tek bir türe koymak çok kolay değil. Opera, caz, pop, müzikal… Hepsinden beslendim ama beni tipik bir caz şarkıcısı ya da operacı olarak tanımlamak doğru olmaz. Tek bir stil içerisinde sıkılacağımı düşündüğüm için farklı alanlarda dolaşmak beni daha mutlu kıldı.
Pink Martini All Stars konserinde aynı gecede sahne aldınız. Dünyanın farklı müzik kültürlerini bir araya getiren Pink Martini’nin sahnesinde yer almak sizin için nasıl bir deneyimdi?
D.S.: Çok özel bir geceydi. Pink Martini’nin müziğinde zaten farklı kültürlerin ve dillerin bir araya gelmesi var. Böyle bir projenin içinde yer almak, benim için de müziğin sınırlarının olmadığını bir kez daha hatırlatan bir deneyimdi.
B.: Benim için de çok keyifliydi. Pink Martini’nin yıllardır farklı müzik kültürlerini aynı potada buluşturmasını çok değerli buluyorum. Böyle bir sahnede yer almak, müziğin neden hiçbir zaman tek bir türe veya dile sığmadığını yeniden gösterdi.
O gecenin ardından şimdi birlikte Türkiye turnesine çıkıyorsunuz. Birlikte sahneye çıkma fikri nasıl şekillendi?
D.S.: Ben ve Barbaros Pasion Turca menajerliğindeyiz, fikri daha çok Sinan Ufuk Nergis şekillendirdi. Aynı sahnede iki farklı müzikal dünyanın birbirine değmesi fikrini seviyorum. Benim sevilen şarkılarımın yanı sıra farklı dönemlerden şarkıların da yer aldığı, geçmişle bugünün bir arada olduğu bir repertuvar olacak. Dinleyicinin hem bildiği şarkılarla karşılaşmasını hem de sürprizlerle buluşmasını istiyoruz.
B.: Benim tarafımda da farklı dillerden ve türlerden gelen repertuvar olacak. Pop, caz, klasik müzik, alaturka… Bunların hepsinden izler taşıyan bir gece olacak. İki ayrı müzikal dünyanın aynı sahnede buluşması bizim için de dinleyici için de keyifli olacak.
Bugün geriye dönüp baktığınızda, müzikle kurduğunuz ilişkinin bundan sonraki bölümünü nasıl tarif edersiniz?
D.S.: Müzik benim için yaşayan bir yolculuk. Bir şarkının bir ömürden daha uzun yaşayabileceğini gördüm. Geçmişimle gurur duyuyorum ama orada yaşamıyorum.
Hâlâ yeni hikâyeler keşfetmek, yeni insanlarla buluşmak ve söyleyecek sözlerimi şarkılara dönüştürmek istiyorum. Galiba beni hâlâ heyecanlandıran şey de bu: Yolun bitmemiş olması.
B.: Ben hayatımın bu dönemine “Daha Var” adını verirdim. Çünkü yaptıklarım var, yaşadıklarım var ama söyleyeceklerim ve yapmak istediklerim henüz bitmedi.