Akbank Caz Festivali’nin bu yılını da geride bırakırken, festivalin uzun soluklu yolculuğunu ve bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
HAKAN BİNBAŞGİL: 36 yıllık bu yolculuğa baktığımızda, festivalin belki de en güçlü tarafları, kendini hiçbir zaman tekrar etmemesi, çağdaş ve yenilikçi çizgisini koruması ve de tabii ki standartlarını hep yüksek tutması. Yıllar boyunca sürdürdüğü bu çizgi sayesinde Akbank Caz bugün yalnızca ülkemizde değil, yurt dışında da bilinen ve takip edilen önemli bir festival. Çok güçlü bir mirasımız var. Ama biz de festivalimizi yakından takip eden cazseverler gibi hâlâ ilk günkü heyecanımızı sürdürüyor, festivali daha da ileriye taşımaya çalışıyoruz. Bence festivalin asıl gücü de belki burada.
Genç müzisyenlere nasıl bir alan yarattığını düşünüyorsunuz?
H.B.: Bir gencin ilk kez bizim sahnemize çıktığı anı düşünün. Belki ilk defa profesyonel müzisyenlerle çalıyor, belki ilk kez yüzlerce kişinin karşısında sahne alıyor. O birkaç dakika, onun hayatında muhtemelen çok büyük bir dönüm noktası. Dünyadaki büyük caz sanatçılarının hemen hemen hepsi de bu şekilde bir başlangıç yapmış. Ne mutlu ki Akbank Caz da yıllardır bunu başarıyor, genç yeteneklerin önünü açıyor. JAmZZ de yıllar önce bu amaçla kurgulandı. Son üç yıldır da masterclass format dönüşümüyle çıtasını daha da yükseltti. JAmZZ bugün ülkemizdeki genç yeteneklerin uluslararası standartlarda müzisyen olması yolunda kapıları açmaya çalışıyor. Gençler ülkemizdeki en iyi ustalarla çalışıyor, öğreniyor, deniyor, kendi sesini buluyor. Sonra bir bakıyorsunuz, uluslararası sahnedeler. Hayalleri büyümüş, cesaretleri artmış, kendilerine daha çok güveniyorlar. Beni en çok heyecanlandıran da bu. Bir festivalin genç bir müzisyenin hayatında ‘öncesi’ ve ‘sonrası’ yaratabildiğini görmek. Siz bir kapı açıyorsunuz; gerisini onların yeteneği, emeği ve tutkusu getiriyor.
JAmZZ’in bir de Berklee’ye kadar uzanan uluslararası boyutu var. Bunu biraz açar mısınız?
H.B.: Çıtası ve hedefleri oldukça yüksek. JAmZZ atölyelerinde her sene öne çıkan iki genç müzisyeni Berklee at Umbria Jazz Clinics’e gönderiyoruz. Burada gençler dünyanın dört bir yanından gelen yaşıtlarıyla aynı ortamda çalışıyor, uluslararası caz sahnesinin önemli isimlerinden ders alıyor. Umbria Caz Festivali sırasında sahneye çıkma fırsatını yakalıyorlar. Bu başarılar elbette her şeyden önce gençlerimizin yeteneğinin, emeğinin ve cesaretinin sonucu. Bizim katkımızsa o yeteneğin doğru zamanda doğru insanlarla ve doğru fırsatlarla buluşmasını sağlamak. Bir gencin önünde yeni bir kapının açıldığını görmek, JAmZZ’in bizim için en büyük karşılığı.
Program son 3 yıldır masterclass formatına evrilmiş durumda. Bu değişiklik genç müzisyenlere ne kazandırdı?
H.B.: Müzisyenlere bir yarışmanın ötesinde gerçek bir müzik deneyimi sunmak oldu. Sahneye çıkıyorlar, usta müzisyenlerle aynı ortamı paylaşıyor, birlikte çalıyor, soru soruyor, deniyor, hata yapıyor ve yeniden deniyorlar. Müzik de aslında böyle öğreniliyor. Programdan çıktıklarında daha iyi birer müzisyen olmalarını elbette amaçlıyoruz. Ama aslında bizim amacımız bundan da büyük. Biz onların daha cesur, daha özgüvenli, daha meraklı ve kendi sesini bulmaya daha yakın sanatçılar olmalarını hedefliyoruz. En güzeli de programa girerken “Acaba yapabilir miyim?” diye düşünen bir gencin, çıktığında “Ben bunu yapabilirim” duygusunu taşıdığını görmek; JAmZZ’in asıl gücü de burada.
Peki, caza hayatını adamış müzisyenler olarak siz bu program hakkında neler söylemek istersiniz?
FERİT ODMAN: JAmZZ’ın en sevdiğim tarafı genç müzisyenleri yalnızca teknik açıdan değerlendirmemesi. Cazın temelinde iletişim ve birbirini dinlemek var. Birlikte çalarken ne kadar alan bırakıyorsun, diğer müzisyenin söylediği bir şeye nasıl cevap veriyorsun, formu ve zamanı nasıl taşıyorsun… Bunların hepsi enstrüman hâkimiyeti kadar önemli. Masterclass’larda da mümkün olduğunca gerçek sahne deneyiminden yola çıkmaya çalışılıyor. Çünkü konservatuvarda ya da çalışma odasında öğrenilenlerle sahnede dört müzisyenle birlikte müzik yapmak arasında ciddi bir fark var. Bazen genç bir müzisyene verebileceğiniz en önemli tavsiye daha fazla çalması değil, tam tersine biraz daha az çalıp daha fazla dinlemesi olabiliyor.
KAĞAN YILDIZ: Ben güç ve motivasyon kaynağı olduğunu düşünüyorum. Genç müzisyenler ile ustaları bir araya getirmesi de oldukça değerli. Müzisyenlere yeni istihdam alanlarının açılmasının çok değerli olacağını düşünüyorum. Programa katılan gençlere bildiklerimi ve bugüne kadar olan tecrübelerimi aktarmaya çalışıyorum. Umarım başarılı oluyorumdur.
Ülkemizde uzun soluklu bir caz festivalinin olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
K.Y.: Çok değerli ama festivalin uzun soluklu olmasından ziyade nasıl bir niteliğe sahip olduğu hususunun daha değerli olduğunu düşünüyorum. Örneğin festivalin bir hikâyesinin olması ya da festivali düzenleyen insanlarla müzik sohbetleri yapabilmemiz gibi.
F.O.: Akbank Caz Festivali’nin 36 yıldır devam ediyor olması başlı başına çok değerli. Caz gibi sürekli değişen, gelişen ve canlı performans üzerinden yaşayan bir müzik için böyle uzun soluklu bir festivalin varlığı çok önemli. Ben de yıllar içerisinde festival kapsamında farklı projelerle sahne aldım, reklamında oynadım, jingle’ını kaydettim, yani A’dan Z’ye festivalle iç içeydim. Bir festivalin sadece konser düzenlemekten öte, Türkiye’de bir caz kültürünün oluşmasına ve kuşaklar arasında bağ kurulmasına katkı sağlaması bence asıl önemli tarafı.
Cazın Türkiye’deki dinleyici kitlesini bugün geldiği noktada nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce caz artık daha geniş bir kitleye ulaşabiliyor mu?
K.Y.: Caz maalesef genel anlamda Türkiye’de olamadı. İstanbul ve bir nebze Ankara ile sınırlı kalıyor caz. Bugüne kadar olan sahne tecrübemle söyleyebilirim ki, gerçek ama azınlık bir caz dinleyicisi var ve bu kitle çok değerli.
F.O.: Bence kesinlikle ulaşıyor. Özellikle son yıllarda bunu konserlerde çok net hissediyorum. Daha genç bir dinleyici kitlesi var ve cazı keşfetme konusunda çok daha meraklılar. Dijital platformların da bunda büyük etkisi olduğunu düşünüyorum; bugün bir genç birkaç dakika içinde 1950’lerin bir Blue Note kaydından güncel bir New York caz grubunun Smalls’taki canlı yayınına kadar çok geniş bir dünyaya ulaşabiliyor. Ama benim için hâlâ en önemlisi canlı müzik. Cazın ne olduğunu gerçekten anlamanın en güzel yolu iyi müzisyenleri sahnede, birbirlerini dinlerken ve o anda müziği şekillendirirken görmek.