Hyundai Motor Grubunun çatısı altında doğan Genesis markası, aynı Honda’nın Acura’sı, Nissan’ın Infiniti’si ve elbette Toyota’nın Lexus’u gibi Güney Koreli otomotiv devinin de bir lüks marka yaratma çabasından öte, köklü bir stratejik dönüşümünü ve küresel arenada artan iddiasını temsil ediyor.
Hyundai, uzun yıllar boyunca güvenilir, teknolojik ve uygun fiyatlı otomobilleriyle tanınırken, yükselen kalite ve imajının da üstüne çıkarak; 2015’te bağımsız bir marka Genesis’i yollara çıkarmıştı. Grubun otomotiv hiyerarşisinin en tepesine çıkma ve geleneksel Amerikan, Avrupalı ve Japon rakipleriyle doğrudan mücadele edebilme kararlılığı ilanı edilmişti. Genesis, Hyundai’nin mühendislik bilgisini, üretim kapasitesini ve ileri Ar-Ge yatırımlarını alıp, bunları ‘Koreli Lüks’ olarak tanımlanan; tasarım, malzeme kalitesi, sürüş dinamiği ve müşteri deneyiminde en yüksek standartlarla harmanlayan bir felsefeyle taçlandırdı. Genesis, grubun imajını güçlendirmekle kalmadı, aynı zamanda küresel pazarda kazanılan saygınlığın ve rekabet gücünün en değerli taşıyıcısı haline geldi. 10. yaşını doldurduktan sonra ise, sadece bir lüks marka olarak değil, ‘lüks yüksek performans’ vizyonunu ilan eden bir yeni güç olarak karşımıza çıkıyor. Bu dönüm noktasında ilk üretim Magma modeli ve özellikle de G90 Wingback Concept, Genesis’in gelecek on yıla dair niyetlerinin en cesur ve anlamlı sinyalini veriyor.
Bu işaretlerin merkezinde, Magma adı verilen ve markanın yüksek performans kimliğini şekillendirecek olan program yer alıyor. G90 Wingback Concept ise, bu programın sınırlarının ne kadar geniş ve esnek olabileceğini gösteren iyi bir örnek. Genesis’in kıdemli baştasarımcısı Luc Donckerwolke’nin bizzat direksiyon başına geçirerek sahneye taşıdığı bu konsept, köklü rakiplerin onlarca yılda ulaştığı bir kimlik olgunluğuna, Genesis’in sadece on yılda nasıl ulaştığına şaşırtıyordu. Üretimdeki G90’ın platformu, dingil mesafesi ve temel boyutları değiştirilmeden, tamamen tasarım, duruş ve detaylarla gerçekleştirilen bu dönüşüm, Genesis’in mühendislik altyapısının ne kadar iyi geliştirilmiş bir fleksibiliteye sahip olduğunu da ortaya koyuyor. Donckerwolke’nin ifadesiyle konsept, Magma programı ile ‘One of One’ kişiye özel program arasında bir köprü işlevi görüyor. Bu, Magma’nın yalnızca standart, seri üretim performans modellerinden ibaret olmayacağını, aynı zamanda müşteriye özel bespoke lüksün ve kişiselleştirmenin en üst seviyesine kadar uzanabileceğini işaret ediyor.
ASİL VE ARİSTOKRAT
G90 Wingback Concept’ın tasarım dili, Genesis DNA’sının nasıl yoğunlaştırılıp performans odaklı bir estetiğe dönüştürülebileceğinin ders niteliğindeki bir örneği. İmza niteliğindeki Crest ızgara, parabolik çizgi ve çift çizgi farlar gibi unsurlar, daha da keskinleştirilmiş ve güçlendirilmiş. Sonuç, agresif bir duruşla asil ve aristokratik bir havanın çok iyi bir sentezi olmuş. Flare verilmiş çamurluk çıkıntıları, özel 22 inç jantlar ve geniş tabanlı lastiklerle desteklenen daha geniş bir iz, aracın yere sağlam basışını vurguluyor. Ön tamponda Magma amblemini taşıyan daha heykelsi formlar, büyük alt hava girişleri ve yanlardaki kanatçıklar, aerodinamiğe yapılan vurguyu görünür kılıyor. Ancak konseptin en çarpıcı ve en anlamlı dönüşümü, profilden ve arkadan bakıldığında ortaya çıkıyor. G90 sedan’ın uzun dingil mesafesi ve zarif çizgileri korunarak, tavan hattı özenle uzatılmış ve keskin bir şekilde eğim verilmiş bir hatchback/wagon hatta belki de ShootingBrake silueti yaratılmış. Bagaj kısmı, iki spoiler ile çerçevelenmiş dik bir arka camın yerleştirildiği bir kuyruk kapağına ve performans odaklı bir arka difüzör yapısına dönüşmüş. Bu dönüşüm, Genesis’in Magma’yı bir SUV veya sedan sınırlarına hapsetmeyeceğinin en net kanıtı…
Konseptin sergilendiği derin, gösterişsiz yeşil renk ise Magma felsefesinin özünü anlatıyor. Donckerwolke’nin açıkça ifade ettiği gibi, “Magma bir renkten çok daha fazlasıdır.” Markanın imza rengi Magma Turuncusu olsa da, Magma’nın özü renkte değil, yaklaşımda yatıyor. Bu, Kore inovasyonunun küresellikle buluştuğunda nelerin mümkün olabileceğini gösterme çabası… Sürücüye saygı, denge ve incelik üzerine kurulu ayrı bir Kore vizyonunu temsil ediyor. Donckerwolke, “Magma bağırmaz; davet eder. Çoğu saldırganlığın ve aşırılığın peşinden koşarken, biz dengeyi arıyoruz. Magma, sürücüye meydan okumak için değil, onu ödüllendirmek; korkutmak için değil, tamamlamak için tasarlandı” diyerek, Genesis’in performans felsefesini geleneksel, sert ve nöralgik ‘Alman’ yaklaşımdan ayırıyor. Bu, daha duygusal, daha davetkar ve sürüş zevkini salt hız ve keskinlikten ziyade zarafet ve kontrol ile harmanlayan bir anlayış.
İç mekanda bu felsefe, lüksün performansla nasıl iç içe geçebileceğinin incelikli bir sunumuyla devam ediyor. Şatafatlı, yastıklı Chamude kumaşla kaplanmış koltuklar ve kapı panellerinde, vurgulu yeşil Magma dikiş işleri ve detaylar dikkat çekiyor. Direksiyon, gösterge paneli ve konsolda tekrarlanan bu dokunuşlar, kabinin lüks havasını bozmadan, altında yatan performans DNA’sını hatırlatıyor. Sportif koltuklardaki işlemeli Magma logosu ise, tıpkı yerkürenin derinliklerinde kaynayan mağma gibi, lüksün altında saklı bekleyen gücün sembolik bir hatırlatıcısı.
Donckerwolke’nin “kadife eldivenin içindeki demir yumruk” olarak tanımladığı bu ikilik, Genesis’in temel vaadini oluşturuyor… Kontrol edilebilir, erişilebilir, ancak her koşulda fazlasıyla sunulan güç; zarafet ve agresyon arasındaki yüksek denge…
G90 Wingback Concept ile Magma programının gelecekteki sedan’lardan coupe’lara, cabrio’lara ve spor otomobillere kadar markanın tüm tipolojilerini kapsayacak bir spektruma yayılacağının sözü veriliyor. Genesis, bu hamleyle, kendine özgü bir lüks ve performans kültürünün yaratıcısı olarak, geleceğe olgun ve sürükleyici bir vizyonla giriyor. Hyundai grubunun amiral gemisi, artık lüksün sakin sularında değil, performansın ateşli sularında yol alacak!