Sıcakların 40 derecenin üzerine çıktığı Paris’e sırf Grand Palais’deki ‘Matisse, 1941-1954’ sergisini görmeye gittim. Geçen nisan ayında, tadilat dolayısıyla beş yıllığına kapılarını kapatan Pompidou Sanat Merkezi’nin, İzmir’de Lucien Arkas Sanat Merkezi’ne gelmesi nedeniyle tanıştığım merkezin başkanı Laurent Le Bon, Paris’te Grand Palais’de açılan ‘Matisse’ sergisinden söz edince o an kararımı verdim. Bu sergi ne olursa olsun kaçmazdı. Tabii dört gün boyunca kasıp kavuran çöl sıcakları hesapta hiç yoktu ama olsun!
PONT NEUF’TE MAĞARA PROJESİ
Orly Havaalanı’nı donatan Matisse sergisi afişleri arasından yolumu bularak direkt merkeze bırakan 14 numaralı metroya yetiştim ve istasyondan çıkar çıkmaz sanatçı J.R.’ın başkentin en eski köprüsü Pont Neuf’teki işiyle karşılaştım. Sanat hayatına henüz 13 yaşında Paris sokaklarında grafitiyle başlayan ve 20 yıldır kamusal alanlarda, duvarlarda ve anıtsal binalarda işlerini sergileyen J.R. ile ilk karşılaşmam değil. Yıllar önce Dubai’de, dünyayı dolaşan ve her milletten 400 bin insanın fotoğraflarını ve mesajlarını bir araya getiren ‘Inside Out’ projesi nedeniyle tanıştım. Sonra yolu Davos'a düşünce bir kez daha karşılaştım. Esas adı bilinmeyen, kaynaklarda değişik adlarla anılan (Jean-René, Jérémie Rodach) 1983 doğumlu J.R.’ın en iddialı projesi ‘Pont Neuf Mağarası’…
Daima gözlüklü ve şapkalı olarak görüntülenen J.R. bu enstalasyonunu 40 yıl önce Pont Neuf'ü kumaşla giydiren ünlü ikili Christo ve eşi Jeanne-Claude’a ithaf etmiş. Enstalasyonun içine girdiğinizde bir mağarada dolaşıyormuş hissi vermeyi çok iyi başarmış sanatçı. J.R.’ın projesi tamamlandı, Pont Neuf eski hâline döndü ancak başka sokak sanatçısı Seth’in Fransız Ulusal Meclisi binasındaki yerleştirmesi ‘Marianne Hayal Kuruyor’ eylül sonuna kadar sergileniyor. Sıcak bastırmadan sabahın erken saatlerinde Grand Palais’ye doğru yürürken karşıma çıkan yerleştirmede, Fransız bayrağının renklerine bürünen kolonların arasından Fransızların ünlü sembol figürü Marianne’ın kız çocuğu versiyonu görünüyor. Esas adı Julien Malland olan Seth’in açıklamasına göre, ufka yani geleceğe gözlerini diken atkuyruklu minik Marianne, insanları korkmadan arkasından gelmeye davet ediyor. Seth, Concorde Meydanı'nın tam karşısında yer alan Bourbon Sarayı'ndaki Ulusal Meclis tarafından davet edilmiş. Şu sorunun cevabını merak ediyorum: Ankara'daki Meclis binası bir sanatçıya böyle bir şey önerir mi? Önerirse hangi isim olabilir?
80 YAŞINDA KENDİNİ KEŞFETMEK
Şimdi gelelim seyahatimin esas nedeni ‘Matisse’e. Sabah saat 09.30'da adımımı attığım Grand Palais'den akşam 17.00'de çıktım. Serginin ve 39 derecenin etkisi; zira müzeler oldukça serin.
Grand Palais ile birlikte dev Matisse sergisini düzenleyen Pompidou Sanat Merkezi'nin aynı çatı altında, soyut resmin öncüsü diye bilinen İsveçli sanatçı Hilma af Klint'in (1862-1944) sergisini de gezmek mümkün. Soyut resimlerinin ölümünden 20 yıl sonra gösterilmesini vasiyet eden Hilma af Klint; ezoterizm, popüler sanat ve bilimden esinlenmiş bir sanatçı. Eserleri ise yeni yeni değerlendiriliyor. ‘Matisse, 1941-1954’ sergisine dönersem; küratör Claudine Grammont, Fransa'dan ve Hammer Müzesi, MoMA, Washington'daki Ulusal Sanat Galerisi, Barnes Vakfı, Basel'deki Beyeler Vakfı gibi uluslararası kurumlardan sanatçının 1941-1954 arasındaki dönemini kapsayan 300 eseri bir araya getirmiş.
Grammont sergiyle ilgili, “Biz Matisse'i ressam olarak bilirdik. Ancak bu sergi, sanatçının anıtsal denebilecek dev eserler üretebildiğini, 80 yaşından sonra kendisini guaj cut-out işleriyle yeniden keşfettiğini ve yaşlandıkça sanatının gençleştiğini ortaya koyuyor” diyor.
1941 yılında kolon kanseri nedeniyle ağır bir ameliyat geçiren, hareketleri kısıtlanan ve doktorların iki-üç yıl ömür biçtiği Henri Matisse, hem 14 yıl daha yaşıyor hem de cut-out tekniğiyle sanatının zirvesine çıkıyor. Sanatçı cut-out tekniğini 1930'lu yıllarda bazı eserlerinin maketleri için uygulamış. Ancak bu tekniği, geçirdiği ağır ameliyatın ardından, yataktan çıkamadığı dönemlerde yeniden gündeme getirmiş. Guajla boyadığı kâğıtları makasla kesip şekil veren Matisse, böylelikle sınırsız yeni bir sanatsal ifade biçimi icat ediyor.
Kendisi bununla ilgili, “Kâğıt kesme bana renklerle resim yapma imkânı veriyor. Bu benim için bir basitleştirme. Önce bir taslak çizip bunu renklerle doldurmak yerine direkt renkle çiziyorum. Bu bir başlangıç değil, bir tamamlama” diyor. Picasso ile birlikte atölyesini ziyaret eden sanatçı Françoise Gilot'ya göre (1943-1953 arası ünlü ressamın sevgilisi ve iki çocuğunun annesi), Matisse’in makası kâğıdın üzerinde ‘uçuyordu.’
RENKLERLE RİTMİ YAKALAMAK
Ziyaretçiye Matisse'in Nice'teki son atölyesi Hotel Regina'nın kapılarını açan sergide, sanatçının yağlıboya resimlerini, desen ve kitap illüstrasyonlarını, makasla kestiği (cut-out) guaj işlerini, boyadığı tekstil malzemelerini ve Rosaire Şapeli için ürettiği vitrayları görmek mümkün. Küratörün sözünü ettiği, kimi kolaj olan ‘anıtsal cut-out'lar arasında ‘La Gerbe (Demet)’, ‘Acanthes (Akanthus)’, ‘Mémoire d'Océanie (Okyanusya Anıları)’, ‘Kralın Hüznü’ ve ‘Kreol Dansöz’ var ve gerçekten bir duvarı kaplayacak kadar büyükler. Acanthes eserinin yanında fotoğraf çektirdiğim için biliyorum; benim boyumdan neredeyse iki kat daha büyük. Capcanlı yeşilin, mavinin ve sarının hâkim olduğu ‘Kralın Hüznü’ ise Matisse hayattayken devlet müzesine giren ilk guaj cut-out eseri. Aynı zamanda sanatçının son otoportresinin yer aldığı eser ve büyük olasılıkla hüzünlü kral da kendisi. Serginin en can alıcı bölümlerinden biri, yıllardır tutkunu olup posterlerini çerçeveletip gözümün önünden ayırmadığım ‘Mavi Nu’ ile ‘Jazz’ serileri. Sergide, fonda caz müziğinin çaldığı daire şeklindeki özel bir odada gösterilen ‘Jazz’ serisi, Matisse'in iki yılını almış. Yayıncı arkadaşı Tériade'ın “Renklerle bir kitap üretmek” önerisi üzerine Matisse, 1943 ve 1944 yıllarında guajlı kâğıtları keserek sirk, mitoloji ve halk masalları gibi çocukluğundan gelen anıları, Tahiti'ye yaptığı yolculuktan yola çıkarak 20 adet cıvıl cıvıl sayfa hazırlıyor. Bunlara kendi el yazısıyla hayat ve sanat üzerine düşünceleri eşlik ediyor. Matisse, hazırladığı maket sayfaları yeniden üretmek ya da kopyalamak için şablon baskı tekniğini uygulamayı seçiyor ve nihayetinde Jazz kitabı 1947 yılında sınırlı sayıda basılıyor. Peki sanatçı bu seriye neden Jazz ismini vermiş?
Zira caz müziğindeki doğaçlama, ritim ve dinamizm duygusunun kendi cut-out tekniğindeki enerjiyle örtüştüğünü düşünmüş. O kadar doğru ki... Jazz serisindeki eserlere bakıp bazen bir ağaç dalı, bazen mercan şeklinde gördüğüm renkli cut-out'lar bana müzik notaları gibi geldi. Matisse'in 20 esere verdiği isimler de hayli ilginç: ‘At, Sürücü ve Palyaço’, ‘Beyaz Filli Kâbus’, ‘Pierrot’nun Cenazesi’, ‘Bıçak Atan Adam’, ‘Kılıç Yutan Adam’, ‘Kader’, ‘Kovboy’, ‘İkarus’ bunlardan bazıları. Bu arada ‘Renklerle Ritmi Yakalamak’, Şikago Sanat Enstitüsü'nde 1 Haziran'da sona eren ‘Jazz’ sergisinin başlığı. Paris sanat turuna haftaya devam edeceğim.