Uskumruköy’ün ormanlık bölgesinde, Mimar Cengiz Kurt’un tasarladığı, bahçesine İtalyan peyzaj mimarı Ermanno Casasco’nun elinin değdiği bağımsız sanat alanı Hara İstanbul’u mayısın ilk haftası ziyaret ettim. 2022’de sanatçı Canan Bozbağ tarafından kurulan mekan, sergiler, performanslar, konserler, etkinlikler ve öğrenme programlarıyla tam anlamıyla bir kültür sanat vahası.
Halen Ezgi Hamzaçebi küratörlüğünde ‘Canavarların Vaatleri’ sergisinin sürdüğü Hara İstanbul’u ne kadar geç keşfetmişim.
Serkan Aka, sokak sanatçısı Canavar, Hilal Polat, İrem Aydın, Lara Ögel, Ömer Tevfik Erten, Seçil Epik, Şafak Şule Kemancı, Yaşam Şaşmazer, Zeynep Kılınç’ın eserlerini bir araya getiren ve Ömer Koç’un desteklediği sergiyi gezmeden önce Hara İstanbul’un direktörü Faika Ergüder ile sohbet ediyoruz.
Ailenin madencilik şirketinde çalışan Canan Bozbağ, sanatçı olmaya karar verdikten sonra Londra ve ABD’de heykeltraş eğitimi alıyor. İş yaşamını arkasında bırakıp yoluna sanatçı olarak devam ediyor.
Hayatını değiştiren sanat ve yaratıcılığın başka insanlara dokunması için Uskumruköy’de çocukluğundan beri ata bindiği aile arazisini 2022 yılında bir sanat alanına dönüştürüyor.
Brüt beton ve çelikten oluşan, önünde suyun daha ötesinde mevsimlere göre renk değiştiren bahçe ve ormanın olduğu mekan görür görmez bana Basel’deki ‘Beyeler Vakfı Müzesi’ni hatırlatıyor.
Heykellerin olduğu dış mekan gibi iç mekan da güzel tasarlanmış.
Kapılarını Güneş Terkol’un ‘Ses Manzaralı’ solo sergisiyle açan Hara İstanbul’da sırasıyla Sena Başöz, İnci Furni, Ekin Kano gibi isimlerin katıldığı kollektif ‘Bir Yer Var’ sergisi, takı tasarımına odaklanan zanaat, ritüel, dönüşüm ile ilgili ‘Tarihin Neresindeyiz’ sergisi düzenleniyor.
Arada Canan Bozbağ’ın “geleceğin yükselen sanatçısı” gözüyle baktığı Cansu Yıldıran’ın (nitekim sonra İstanbul Modern’de bir sergiye katıldı) ‘Vargit Çiçekleri’ başlıklı sergisi yer alıyor.
Bozbağ ile uzun süreli bir dostluğu olan tasarım kökenli, reklam dünyasından gelen Faika Ergüder işte bu sergi sırasında arkadaşına yardıma geliyor ve kalıyor.
“Birlikte Cansu Yıldıran’ın sergisini ayağa kaldırdık. Tek kişinin üç katı doldurduğu büyük bir sergiydi. Canan’ın tedavisi pek mümkün olmayan hastalığı ilerlediği için burada kalmaya karar verdim. Üç yıldan beri buradayım ve kendimi buraya adadım” diye anlatıyor Ergüder.

Yıldıran, Hara İstanbul’un “konuk sanatçı” programı çerçevesinde 3 ay mekanda çalışıyor, sanatçılara ayrılan ‘Hara Van’ da kalıyor.
BURADA DENEYİM ALANI SUNUYORUZ
Faika Ergüder’e şehrin merkezinden hayli uzak olan Hara İstanbul’a ziyaretçilerin nasıl geldiğini soruyorum. Uzaklık meselesinde yanılmışım, zira Hana ilk günden influencer akınına uğramış. Hatta ‘Canavarların Vaatleri’ sergisini gezerken birkaç tanesi yerden tavana uzanan camların önünde poz veriyorlardı.
“Akın akın gelen kalabalık nedeniyle burayı ücretli yapmak zorunda kaldık” (350 lira) diye anlatan Ergüder uzaklığa şöyle bir açıklama getiriyor:
“Örneğin Barselona’da Dali Müzesi de merkeze uzak ama insanlar gidiyor. Biz geçerken uğranacak bir yer değiliz. Hara bir destinasyon ve buraya biri geliyorsa benim ona bir deneyim sunmam gerek. Sergilerin etrafında paralel etkinlikler, konuşmalar, konserler, atölyeler, çocuk programlarıyla derinleşiyoruz.”
Örneğin; ‘Canavarların Vaatleri’ sergisinde Harvard Üniversitesi’nden Prof. Dr. Cemal Kafadar geniş bir kitleye garip yaratıklarla, cadılarla ilgili bir konuşma yapmış. Konserlerin içerikleri de sergilere paralel...
“Popüler kültüre hizmet etmiyoruz ama ekipteki akademisyen arkadaşlarımızın desteğiyle müthiş isimleri keşfediyoruz. Performans sanatçıları gibi mesela. Kolektif düşünce ve kolektif seçimlerle ilerliyoruz” diye konuşuyor Ergüder.
“Farkınız nedir tam olarak?” diye soruyorum.
“Bizim farkımız şu: Biz şehirde değiliz, dolayısıyla sadece sergi ve içeriğe yönelik bir şey yapmıyoruz. Bütün olarak bir deneyim sunuyoruz, bu bir. İkinci en önemli farkımız, sanatçılardan ve sanat ekosisteminin içindeki genç akıllardan ve bizim ekipten oluşan Sergi Kurulu ile ezber bozacak farklı küratörlerle sergiler düzenleyebiliyoruz. Kime bu fırsatı verebileceğimizi biz de deneyimliyoruz. Bu bir risk” diyor.
“Ancak en önemli farkımız, misyonumuz daha önce bir kurumda sergileme fırsatı bulamamış emerging (yeni parlayan) sanatçılara fırsat vermek, bir anlamda kaldıraç olmak” diye ekliyor.
Bir yanda yeni parlayan sanatçılar, diğer yanda vefat etmeden önce son konserini burada veren Ayla Erduran gibi dev isimler… Gerçekten ilginç bir yer Hara İstanbul.

CANAVAR: NE İYİ NE KÖTÜ
‘Canavarların Vaatleri’ sergisi Özyeğin Üniversitesi’nde akademik kariyerine devam eden Ezgi Hamzaçebi’nin doktora tezinden adını alıyor.
Tezini, Metis Yayınları’ndan geçen Ekim ayında kitap olarak yayımlayan Ezgi Hamzaçebi serginin de küratörü. Bu sergi, sergi metinleri yazan, sanatla iç içe olan Hamzaçebi’nin ilk küratörlük deneyimi.
Kendi sergisinin de konusu olan canavarlarla ilgili bakın ne diyor:
“Canavar, ne iyi ne kötü, ne içeride ne dışarıda, ne ben ne de ötekidir. Her zaman sınırda, ihlal edici ve dönüştürücüdür. En önemli özelliği ‘insan’ kategorisini doğrudan belirleyen, ‘insan’ın sınırlarını çizen bir işlevi olmasıdır. Canavar figürü, ‘normal’liğin her an çatlayabilecek kırılgan yapısını hatırlatır. Gerçekliğin sınırlarında ve zihinlerimizin yasak girintilerinde gizlenebilir ve her an geri dönüp yarattığımız adaletsiz sistemlere musallat olabilir.”
Heykel, yerleştirme, fotoğraf ve video gibi farklı disiplinlerde, çoğu sergiye özel üretilmiş eserler, bedenleri ve kimlikleri sabit kategoriler içinde tanımlamak yerine, eşikte ve askıda kalma hâlleri ile ele alıyor.
Mekana girer girmez ilk karşılaştığınız eser Hilal Polat’ın kumaş, ip, sünger gibi malzemelerle ürettiği, havada asılı, formları belirsiz insan ve hayvan figürlerden ürettiği ‘Elalem ve Sülalem.’
Kırmızı rengin hakim olduğu eğlenceli kompozisyonda havada uçan bir cadıyı, nazar boncuklu bir denizanasını ayırt etmek mümkün.
Mühendis kökenli Serkan Aka’nın ikiye ayırdığı eski Singer dikiş makinesi kapaklarından yaptığı ‘Havada’ ve yine mobilya buluntularından ‘Mırmır’... ‘Canavar’ takma adlı bir sokak sanatçısının duvar boyunca yer alan ‘Sevilmesi Zor Çiçekler’in, Şafak Şule Kemancı’nın kumaştan ürettiği ters asılmış boru çiçeklerini andıran ‘İsimsiz’ gibi işlerin kimine anlam yüklemek mümkün, kimine değil.
Yaşam Şaşmazer’in ‘Udagan’ adı eseri şamanik kökenlerle ilgili. Şamanlarda kadının değişen doğasına, bazılarının hayvanlara bazılarının bitkiye dönüşmesine atıfta bunulan eser köklere ve dallara sahip.
Lara Öğel’in ‘İsimsiz’ eseri ise iki kaide üzerine oturtulmuş tüllerin sarıp sarmaladığı iki beden.
İrem Aydın Seçil’in ‘Epik Canavar Saatler’i rivayete göre Tatavla’ya musallat olan canavar ile ilgili 12 dakikalık bir video.
Canavarların Vaatlerini görmek için yıl sonuna kadar vaktiniz var.