New York’un Taksim’i kıvamındaki Times Meydanı’nda sıra dışı bir gün. Meydanın kaotik yapısına, moda dünyasının yıldızları eşlik etti… Bu isimlerin sebebi ziyareti ise, Demna’nın Gucci için hazırladığı ilk Cruise koleksiyonunu ‘yerinde’ görmek. Meydanın tamamına yayılan billboard’lar, sahte Gucci reklamlarına Anna Wintour, Mariah Carey, Kim Kardashian gibi ünlüler eşlik etti. Podyumda ise emektar top model Cindy Crawford’dan Paris Hilton’a ve Gisele Bündchen’in eski eşi Tom Brady’ye uzanan yıldız kadrosu vardı. Şovun amacı belliydi: Sosyal medyada yankı yaratmak. Bu konuda Demna yine başarılıydı. Ancak mesele kıyafetlere geldiğinde aynı başarıdan bahsetmek mümkün mü, orası tartışılır…
Öncelikle yaratılan kavram kargaşasıyla başlayalım. Cruise koleksiyonları, bol seyahat eden, mevsim kargaşası yaşayan, kışın ince, yazın kalınca giysilere ihtiyaç duyan ‘çilekeş’ elitler için icat edilmiş bir ‘resort’ konsepti. Hal böyleyken podyumda kürk manto, elbise, baştan aşağı deri parçalar görmek daha baştan abes bir durum yaratıyor. Ancak konu Demna olunca zaten kavrama hizmet etmek gibi bir durum söz konusu değil. Hatırlayalım: Tasarımcı işçiliğin, terziliğin ve yaratıcılığın zirvesi olarak bilinen Paris Couture Haftası’nda çöp poşetinden ürettiği ‘elbise’ sergilemiş, üzerine “Zaten couture’ü takan yok” tadında da açıklamalar yapmıştı. Benzer tavrı ‘cruise’ tasarımlarında da göstermiş. Yani “Ben ne dersem o olur” şeklindeki bir yaklaşımla karşı karşıyaydı izleyiciler…

BAŞARILI FORMÜLÜN TEKRARI
Koleksiyonun merkezinde Demna’nın ‘GucciCore’ adını verdiği yaklaşım vardı. Banker çizgili takımlar, düşük bel pantolonlar, deri ceketler, dev kabanlar, yoga matı taşıyan modeller, elde iPhone’lar… New York sokaklarının kaotik ruhunu lüks moda estetiğine çevirmeye çalışıyordu. Fakat akıllardaki soru: Bu fikir yeni mi? Zira Demna bunu yıllardır Balenciaga’da zaten yapıyordu. Gucci’ye geldiğinde ise markanın içine işleyen İtalyan seksapeli, sofistike maksimalizmi ve ince işçiliği yerine yine aynı distopik şehir kaosunu sahneye koydu.
Peki Gucci’nin ruhu, gerçekten bu mu? Tom Ford döneminin erotik ihtişamı, Alessandro Michele’in eksantrik romantizmi ya da Sabato De Sarno’nun sadeleşme arayışı birbirinden çok farklı olsa da hepsi Gucci’ye ait, onunla özdeş bir dünya kuruyordu. Demna’nın koleksiyonunda ise tasarımların ruhu Gucci’den başka her şeye benziyor: Az biraz Vetements, az biraz Balenciaga, fazlasıyla Demna.
Tasarımcının ‘ironi yaratma’ çabası da artık yorucu olmaya başladı. Sahte Gucci ürünleri, yapay zekâ estetiği, ‘Gucci Gym’ ya da ‘Gucci Pets’ gibi billboard şakaları ilk bakışta eğlenceli görünse de moda zaten aşırı tüketime, logomania’ya ve gösteriş ekonomisine boğulmuş durumda. Demna bunu eleştiriyor mu, yoksa köpürtüp yeniden satışa mı sunuyor, bu da bir muamma…
İyi tarafları da atlamayalım: Koleksiyonun en güçlü tarafı aksesuarlardı. Çantalar, sivri burun ayakkabılar ve deri parçalar ticari başarı sinyalini baştan verdi. Kan kaybında olan Kering Grubu’nun satış baskısı altında olduğu düşünülürse bunun tesadüf olmadığı açık. Lüks moda grubu Nisan ayında yaptığı açıklamada, İran savaşının Orta Doğulu müşterilerin harcamalarını olumsuz etkilemesi ve uluslararası seyahatleri kısıtlaması nedeniyle markanın satışlarının ilk çeyrekte bir önceki yıla göre yüzde 8 düştüğünü belirtti. Hal böyleyken Gucci’ye düşen görev yalnızca kültürel heyecan yaratmak değil; yeniden satışları patlatmak! Sözün özü: Demna’nın Gucci’si ilk bakışta çok gürültülü, çok viral ve çok “anlık”. Ve belki de ‘satış başarısı’ garantili. Ama markanın DNA’sında olan ihtişam, zarafet ve seksapele şimdilik ulaşılamıyor.