Rap müzikle ilk temas ettiğiniz ana gidersek… Sizi bu kültüre çeken ve “Ben kendi hikayemi bu müzikle anlatmalıyım.” dedirten kırılma noktası neydi?
Rap benim için hiçbir zaman sadece müzik olmadı. Çocuk yaşta dinlediğim şarkılarda insanların yaşadıklarını filtresiz anlattığını gördüm. O zaman fark ettim ki benim de anlatacak bir hikâyem var. Yaşadığım zorluklar, sokakta gördüklerim, ailem, hayallerim… Hepsini en gerçek haliyle aktarabileceğim tek dil rap’ti. Mikrofon benim için kaçış değil, kendimi ifade etme şekli oldu.
‘REDD’ kelimesi hem sahne adınızın bir parçası hem de son projenizin başlığı. Bu kavram sizin için tam olarak neyi ifade ediyor?
REDD benim için bir renkten çok bir karakter. Kırmızı; tutkunun, öfkenin, risk almanın ve cesaretin rengi. Müzikte de tam olarak bunu temsil etmek istedim. Sert görünebilirim ama yaptığım her parçanın arkasında gerçek duygular var. İnsanların sadece enerjiyi değil, o enerjiyi oluşturan hikâyeyi de hissetmesini istiyorum.
Bir şarkı yazarken veya prodüksiyon sürecindeyken sizi en çok ne besler?
Hepsi. Bazen yaşadığım bir olay, bazen sokakta duyduğum tek bir cümle, bazen de sadece prodüksiyonun verdiği his… Kendimi belli bir kalıba sokmuyorum. Bir beat beni farklı bir karaktere bile dönüştürebiliyor. Müziğin en sevdiğim yanı da bu.
İlk üretmeye başladığınız dönemdeki JEFF REDD ile bugünkü JEFF REDD’i karşılaştırdığınızda en büyük değişim ne oldu?
Eskiden kendimi kanıtlamaya çalışıyordum. Şimdi ise kendi dünyamı kurmaya çalışıyorum. Teknik olarak geliştiğimi düşünüyorum ama asıl değişim bakış açımda oldu. Daha sabırlıyım, daha seçiciyim ve artık sadece hit yapmak değil, uzun yıllar dinlenecek işler bırakmak istiyorum.
Yeni EP’niz ‘REDD’, hem enerjisi yüksek parçalarını hem de duygusal melodileri bir arada sunuyor. Bu dengeyi nasıl kurdunuz?
Çünkü gerçek hayat da böyle. Bir gün dünyanın zirvesindesin, ertesi gün en diptesin. Ben de bunu müziğime yansıtmak istedim. İnsanların tek bir ruh hâline değil, hayatın farklı taraflarına da eşlik eden bir proje olsun istedim.
EP’de farklı ülkelerden ve kültürlerden sanatçılarla yapılan iş birlikleri dikkat çekiyor. Bu süreç sizi nasıl etkiledi?
Farklı ülkelerden insanlarla çalışınca şunu gördüm; müziğin gerçekten ortak bir dili var. Herkes farklı yetişiyor ama stüdyoya girdiğinde aynı heyecanı paylaşıyor. Bu projeler bana hem müzikal hem de kültürel anlamda çok şey kattı. Global düşünmeye başladığında vizyonun da büyüyor.
Türk rap sahnesine global ölçekte baktığınızda farkına varmanızı sağlayan neler oldu?
Türkiye’de çok yetenekli insanlar var. Bence eksik olan şey bazen vizyon oluyor. Dünyadaki dinleyici artık sadece şarkıyı değil, sanatçının kim olduğunu da satın alıyor. Görsel dünya, hikâye anlatımı, marka kimliği… Bunlar en az müzik kadar önemli.
Dünya müzik piyasasını yakından takip eden biri olarak Türk rap sahnesinin güçlü ve gelişime açık yönlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Güçlü tarafımız üretkenliğimiz. Çok hızlı üretebilen ve trendleri yakalayabilen bir sektörümüz var. Gelişmesi gereken taraf ise daha fazla uluslararası iş birliği yapmak ve kendi sesimizi koruyarak dünyaya açılmak. Kopyalamak yerine kendi kültürümüzü dünyaya taşımamız gerektiğini düşünüyorum.
Peki, sırada neler var?
Bu EP benim için bir son değil, yeni bir başlangıç. Önümüzdeki dönemde farklı ülkelerden yeni sanatçılarla çalışmalarım olacak. Müzikal olarak sınırlarımı daha da zorlayacağım. Amacım sadece Türkiye’de değil, dünyanın farklı noktalarında da dinlenen bir isim olmak. Her projede çıtayı biraz daha yukarı taşımaya devam edeceğim.
