Türk pop müziğinde 20 yılı aşan kariyeri boyunca ‘Korkma Kalbim’, ‘Sahici’ ve ‘Yaralı’ gibi pek çok şarkıyı geniş kitlelerle buluşturan Bengü, yeni teklisi ‘Dur Nereye’ ile geçmişi ve bugünü arasında yeni bir köprü kuruyor. Dijital dünyanın dayattığı üretim hızına teslim olmadan yoluna devam eden sanatçı, yıllar önce yayımladığı şarkıların bugün 15-16 yaşındaki dinleyiciler tarafından keşfedilmesini ise kariyerinin en büyük ödüllerinden biri olarak görüyor. 11 Eylül’de Paribu Vadi Açıkhava’da eski hitleriyle yeni şarkılarını aynı repertuvarda buluşturmaya hazırlanan Bengü ile ‘Dur Nereye’yi, yeni çalışmalarını, pop müzikte sahiciliği ve değişen müzik dünyasını konuştuk.
‘Dur Nereye’yi müzikteki olgunluk dönemi imzalarınızdan biri olarak tanımlıyorsunuz. Bu yeni dönem sizin için ne ifade ediyor?
‘Dur Nereye’ benim müzikteki olgunluk dönemi imzalarımdan biri. Yıllardır pop müziğin kalbindeyim ama bu şarkı, enerjik pop sound’u ile yaşanmışlıkların getirdiği o vakur duruşu harika dengeliyor. Neden şimdi doğru zamandı derseniz; sonbahara göz kırptığımız, duyguların biraz daha derinleştiği bu dönem tam da şarkının ruhuna göreydi. Dinleyicimin benden beklediği o güçlü ve kalbe dokunan kadın hikâyelerini özlediğini hissettim, o yüzden hiç beklemek istemedim.
Şarkıda sizi kişisel olarak yakalayan duygunun “gururlu bir veda” olduğunu söylüyorsunuz. Bu duygu kayıt sürecine nasıl yansıdı?
Şarkı bana ilk geldiğinde, melodisindeki o tanıdık ama bir o kadar da taze pop tınısı beni hemen yakaladı. Ama asıl kalbimi çalan şey gururlu bir veda hissi oldu. Hayatta bazen birine “Dur, nereye gidiyorsun?” dersiniz ama bunu yalvararak değil, asaletle yaparsınız ya... İşte o duygu beni çok etkiledi. Stüdyoya girdiğimde de o “kendi ayakları üzerinde duran güçlü kadın” hissiyatını sesime yansıtmak istedim.
‘Dur Nereye’nin ardından nasıl bir müzikal yol haritası var? Teklilerle devam eden bir dönem mi göreceğiz?
Evet, kesinlikle arkası geliyor! Dijital çağda albüm yapmak yerine teklilerle ilerlemek dinleyiciyle bağı daha sıcak tutuyor ama benim içimde her zaman birbiriyle konuşan şarkılar üretme tutkusu var. ‘Dur Nereye’ aslında önümüzdeki süreçte paylaşacağım, dinleyicinin içini kıpır kıpır edecek ya da birlikte ağlayacağımız yepyeni sürprizlerin ilk güçlü adımı. Üretmeye, stüdyoya kapanmaya devam ediyorum.

11 Eylül’de Paribu Vadi Açıkhava’da sahneye çıkacaksınız. Bugünün çok filtreli dünyasında sizin için sahnede “sahici” kalmak ne anlama geliyor?
Benim için pop müzikte “sahici” olmak, sahnede neysem kuliste veya evimde evlatlarımın yanındayken de o olmak demek. Günümüzde her şey çok filtrelenmiş, çok yapay. Ama sahnede seyircinin gözünün içine baktığınızda o filtreler sökülüp atılıyor. Şarkıyı gerçekten hissederek söylemek, dinleyiciyle o an ortak bir acıda ya da neşede buluşabilmek sahiciliktir. 11 Eylül’de Paribu Vadi Açıkhava’da tam olarak bunu yapacağız; göz boyayan şovlar değil, kalpten kalbe giden bir pop gecesi olacak.
Yıllardır dinlenen şarkılarınızla yeni çalışmalarınız artık aynı repertuvarda buluşuyor. Paribu Vadi Açıkhava konserinin duygu akışını nasıl kuruyorsunuz?
Bu benim en tatlı telaşım! ‘Korkma Kalbim’, ‘Sahici’, ‘Yaralı’ gibi yılların klasikleri konserlerimin olmazsa olmazı; seyirci o şarkılarda çocukluğuna, gençliğine dönüyor. Yeni şarkım ‘Dur Nereye’yi ise bu köklü hitlerin arasına bir köprü gibi yerleştiriyorum. Repertuvarı hazırlarken duygu grafiğinin hiç düşmemesine dikkat ederim. Önce hep beraber nostaljiyle coşuyoruz, araya yeni enerjileri serpiştiriyoruz ve tempoyu hep zirvede tutuyoruz.
Eski şarkılarınız bugün 15-16 yaşındaki dinleyiciler tarafından da keşfediliyor. Bir şarkının kendi dönemini aşması sizin için ne ifade ediyor?
Bu duygunun tarifi yok, gerçekten büyük bir gurur ve mutluluk. Sosyal medyada 15-16 yaşındaki gençlerin yıllar önce söylediğim bir şarkıyla video çektiğini gördüğümde “Demek ki doğru işler yapmışım, zamansız şarkılara imza atmışım.” diyorum. Müzik nesiller arası bir köprü ve benim sesimin o köprüden geçip yepyeni kalplere ulaşması bir sanatçı için en büyük ödül.
Dijital platformlar müziğin üretim ve tüketim hızını ciddi biçimde değiştirdi. Siz bu hızın içinde kalıcı işler üretme meselesine nasıl yaklaşıyorsunuz?
Hız çağındayız ve her şey çok çabuk eskiyor, bu bir gerçek. Bu durum bizi daha üretken olmaya zorluyor ama madalyonun diğer yüzünde “özen” kaygısı var. Sırf hızlı tüketiliyor diye baştan savma işler yapamayız. Ben bu hıza ayak uydururken kaliteden ödün vermeme taraftarıyım. Varsın bir şarkım üç ay sonra dijitalde alt sıralara düşsün, yeter ki dinleyenin hafızasında ve kalbinde ömürlük bir yer edinsin. Müziği fabrikasyon hale getirmemek için direniyorum.
11 Eylül öncesinde dinleyicilerinize ne söylemek istersiniz?
Beni her zaman sevgiyle sarmalayan, şarkılarımı ezbere söyleyen tüm dinleyicilerime çok teşekkür ederim. Müzik benim hayat damarlarımdan biri ve onlarla buluştuğum anlar en saf olduğum anlar. 11 Eylül’de açık havada hep bir ağızdan şarkılar söylemek için sabırsızlanıyorum. Herkesi sevgiyle kucaklıyorum!