Bu hafta rotamızı Antalya merkez ve çok yakın çevresine çeviriyoruz. Phaselis’le Pamphylia eşiğine gelmiştik; şimdi artık antik Attaleia’ya, yani bugünkü Antalya’ya giriyoruz. Bu yazıda Antalya’yı büyük tatil kenti kimliğinin ötesinde, liman, sur, kapı, minare, mağara ve su coğrafyasıyla okuyacağız.
Attaleia, Pergamon Kralı II. Attalos tarafından İÖ 2. yüzyılda bir liman kenti olarak kurulmuş, adını kurucusundan almıştır. Kaleiçi sokaklarında, Hadrianus Kapısı’nda, Yivli Minare’de, Hıdırlık Kulesi’nde ve Karain Mağarası’nda kentin farklı zaman katmanları hâlâ görünürdür.
Bu rota tek güne sığar; ama erken başlamak gerekir. Sabah Karain Mağarası’na gidilir, öğleye doğru Kaleiçi’ne dönülür, öğleden sonra sur içi yürüyüşü yapılır, gün Aşağı Düden Şelalesi veya falezlerde tamamlanır. Antalya Müzesi normal koşullarda bu rotanın en önemli duraklarından biri olurdu; ancak şu anda kapalı olduğu için onu bu yazıda bir “eksik ama önemli durak” olarak anıyoruz.
ANADOLU’NUN İNSANLIK HAFIZASI
Güne Karain Mağarası’yla başlamak en doğrusu. Antalya’nın yaklaşık 30 kilometre kuzeybatısında, Yağca köyü yakınındaki Karain, Türkiye’nin iskân edilmiş en büyük mağarasıdır. Önündeki ovadan 150 metre, denizden yaklaşık 430-450 metre yükseklikte yer alır.
Karain’i özel yapan şey, Anadolu’da Paleolitik Çağ’ın bütün evrelerinin kesintisiz izlenebildiği tek mağara olmasıdır. Burası tek bir mağaradan çok, A’dan G’ye kadar adlandırılan gözlerden oluşan bir mağaralar ağı gibidir. Farklı dönemlerde ilk insanlar için barınma, konaklama ve yaşam alanı sağlamıştır.
Karain’de Homo erectus izlerinden Neandertal kalıntılarına, daha sonra Homo sapiens varlığına kadar çok uzun bir insanlık tarihi izlenir. Anadolu’da Neandertal insanına ait iskelet ve diş kalıntılarının bulunduğu tek mağara olması, Karain’i dünya ölçeğinde önemli kılar. Mağarada insan kalıntılarının yanında taş aletler, hayvan kemikleri, bitki izleri, polenler ve kömür kalıntıları da bulunmuştur.
ATTALEİA’NİN SURLARI ARASINDA
Karain’den sonra Antalya merkeze dönülür. Öğle yemeği Kaleiçi veya liman çevresinde planlanabilir. Ardından yürüyüşe Hadrianus Kapısı’yla başlamak iyi olur.
Kaleiçi, at nalı biçiminde, içten ve dıştan surlarla çevrili eski kent dokusudur. Surlar Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin ortak izlerini taşır. Bugün büyük bölümü yok olmuş olsa da, Kaleiçi’nin sokak yapısı, limana inen eğimleri, cumbalı evleri ve dar geçitleri eski Antalya’nın şehir karakterini hâlâ hissettirir.
Kaleiçi’ndeki kiremit çatılı geleneksel evler, Antalya’nın yaşam biçimini anlamak için önemlidir. Bu evler, kentin mimari tarihi kadar, Akdeniz iklimine uyarlanmış gündelik hayatı da anlatır. Koruma altına alınan Kaleiçi, bugün otel, pansiyon, restoran, dükkân ve konut işlevleriyle yaşamaya devam eder.
ROMA’ADN SELÇUKLU’YA…
Hadrianus Kapısı, İmparator Hadrianus’un İS 130’daki Antalya ziyaretinin anısına yaptırılmış üç kemerli mermer bir kapıdır. Korent başlıklı sütunları ve yanındaki kulelerle kentin Roma dünyasıyla bağını gösterir.
Kapıdan içeri girince Kaleiçi’nin katmanlı yapısı hemen hissedilir. Az ileride Kesik Minare yer alır. Bu yapı önce Roma tapınağı, ardından Bizans kilisesi, Selçuklu döneminde cami olarak kullanılmıştır. Tek bir yapıda inanç, iktidar ve şehir hafızasının nasıl değiştiğini görmek için çok iyi bir duraktır.
Hıdırlık Kulesi, Kaleiçi’nin denize bakan ucunda, falezlerin üzerinde yer alır. İS 2. yüzyıla tarihlenen yuvarlak planlı bu yapının anıtsal bir mezar olabileceği düşünülür. Buradan yat limanına ve Antalya Körfezi’ne bakmak, Attaleia’nın neden bir liman kenti olarak kurulduğunu anlamayı kolaylaştırır.
Antalya’nın simgelerinden Yivli Minare, Selçuklu döneminin kentteki en güçlü izidir. 13. yüzyıla tarihlenen bu yapı, Alaeddin Keykubad döneminin anıtsal mirasıdır. Tuğla gövdesini oluşturan sekiz yivli bölüm, minareye zarif ve kolay tanınan bir siluet verir. Antalya’nın ilk Türk yapılarından biri kabul edilmesi de onu özel kılar.
Yürüyüş yat limanında tamamlanabilir. Liman, Antalya’nın kuruluş nedenidir. Eski Attaleia’yı anlamak için Kaleiçi sokaklarından limana inmek gerekir. Kentin tarihi, denizle kurduğu ilişkiyle başlar.
SUYUN FALEZLERDEN DENİZE DÜŞÜŞÜ
Tek günlük programda iki Düden’i birden zorlamak yerine Aşağı Düden’e, yani Karpuzkaldıran Şelalesi’ne gitmek daha uygulanabilir olur. Lara yakınlarındaki bu şelale, şehir merkezine yaklaşık 8 kilometre uzaklıktadır. Düden Nehri’nin suyu burada yaklaşık 40 metre yüksekliğindeki falezlerden Akdeniz’e dökülür.
Aşağı Düden, Antalya’nın su ve falez coğrafyasını en çarpıcı biçimde gösterir. Günün sonunda burada durmak, Karain’in derin insanlık hafızasından Kaleiçi’nin kent tarihine, oradan da Akdeniz’e dökülen suya uzanan rotayı tamamlar.
BU ROTAYI ÖZEL YAPAN NE?
Bu rotayı özel yapan şey, Antalya’nın farklı zaman katmanlarını tek güne sığdırabilmesidir. Karain Mağarası’nda yüz binlerce yıl öncesine uzanan insanlık hafızasına bakarız. Kaleiçi’nde Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı izleri iç içedir. Aşağı Düden’de ise kültür katmanlarına doğal coğrafya eklenir.
Antalya Müzesi açık olduğunda bu hikâye arkeolojik eserlerle çok daha güçlü tamamlanır. Şimdilik müzenin kapalı olması, Antalya’nın kültür rotasında önemli bir eksikliktir.
LEZZETLER
- Antalya usulü piyaz
• Tahinli kabak tatlısı
• Turunç reçeli ve narenciye
• Serpme börek ve hibeş
• Balık ve deniz ürünleri
• Kaleiçi çevresinde Akdeniz mutfağı
ANTALYA MERKEZ VE KARAİN ROTASI
- Karain Mağarası: Paleolitik Çağ’dan insanlık hafızası
• Hadrianus Kapısı: Roma döneminin anıtsal girişi
• Kaleiçi: Antalya’nın sur içi eski kent dokusu
• Kesik Minare: Tapınaktan kiliseye, kiliseden camiye dönüşen yapı
• Hıdırlık Kulesi: Falezler üzerinde Roma dönemi anıtı
• Yivli Minare: Selçuklu Antalya’sının simgesi
• Yat Limanı: Attaleia’nın kuruluş nedeni
• Aşağı Düden: Falezlerden Akdeniz’e dökülen şelale
PRATİK BİLGİ
Rota
Sabah: Karain Mağarası
Öğle: Kaleiçi veya liman çevresinde yemek
Öğleden sonra: Hadrianus Kapısı, Kaleiçi, Kesik Minare, Hıdırlık Kulesi, Yivli Minare, Yat Limanı.
Akşamüstü: Aşağı Düden Şelalesi
Süre
Tek gün yeterlidir; ama erken başlamak gerekir. Antalya Müzesi yeniden açıldığında bu rota en az yarım gün uzatılmalıdır.
Ne zaman gitmeli?
İlkbahar ve sonbahar en rahat dönemlerdir. Yazın sabah erken ve akşamüstü saatleri tercih edilmelidir.
NEDEN ŞİMDİ GİTMELİ?
Antalya merkez her mevsim gezilebilir; ama Kaleiçi yürüyüşü ve Karain gezisi için ilkbahar ve sonbahar daha rahattır. Yaz aylarında sıcak nedeniyle Karain sabah erken, Kaleiçi ise öğleden sonra gölge saatlerde gezilmelidir.
Bu rota bize şunu hatırlatır: Antalya yalnız deniz, güneş ve tatil kenti değildir. Bir Paleolitik mağaradan Roma kapısına, Selçuklu minaresinden falezlerden denize dökülen şelaleye uzanan çok katmanlı bir kültür coğrafyasıdır.