Bu hafta Akdeniz yolculuğumuza Hatay’la devam ediyoruz. Tarsus ve Adana’dan sonra Kilikya’nın doğusuna, Anadolu ile Suriye ve Doğu Akdeniz dünyasının buluştuğu coğrafyaya gidiyoruz. Rotamız Antakya’dan başlayıp Samandağ kıyılarına uzanıyor. Bu yolculukta Roma’nın görkemli Antiokheia’sını (Antakya), Hristiyanlığın ilk topluluklarını, mozaik sanatını ve antik mühendisliğin olağanüstü örneklerini keşfedeceğiz.
Hatay, tarih boyunca farklı dillerin, dinlerin ve kültürlerin birlikte yaşadığı bir bölge oldu. Akadlardan Hititlere, Selevkoslardan Romalılara, Bizans, Selçuklu, Memlûk ve Osmanlı dönemlerine uzanan zengin bir geçmişe sahip.
Ancak Hatay’ı anlatırken 6 Şubat 2023 depremlerini görmezden gelemeyiz. Antakya’nın tarihî dokusu büyük zarar gördü, çok sayıda insan yaşamını yitirdi. Kent hâlâ yeniden yapılanma sürecinde. Bu nedenle gezimiz, geçmişin ihtişamını hatırlarken bugün yaşanan zorlukları da dikkate alan bir yolculuk olacak.
ANTİK ANTİOKHEİA
Hatay’ın coğrafyasını anlamak için önce Asi Nehri’ne bakmak gerekir. Antik adı Orontes olan nehir, Lübnan’dan doğup Suriye üzerinden Hatay’a ulaşır ve Samandağ yakınlarında Akdeniz’e dökülür. Güneyden kuzeye doğru akışı nedeniyle halk arasında ters aktığı düşünülmüş, adının da buradan geldiği anlatılmıştır.
Antakya, İÖ 300 yılında Büyük İskender’in generallerinden I. Selevkos Nikator tarafından kurulmuştur. Selevkos Krallığı’nın başkenti olan kent, Roma döneminde imparatorluğun en önemli metropollerinden birine dönüşmüştür.
Antiokheia (Antakya), Roma, Konstantinopolis ve İskenderiye ile birlikte imparatorluğun dört büyük kentinden biri olarak anılırdı. Sütunlu caddeleri, tapınakları, hamamları, anıtsal çeşmeleri ve görkemli konutlarıyla Doğu Akdeniz’in zenginliğini yansıtırdı. Bu zenginlik özellikle mozaik sanatında karşımıza çıkar. Antakya’nın Roma villalarının zeminlerini süsleyen mozaikler, gündelik yaşamı, mitolojiyi, eğlenceyi ve dönemin estetik anlayışını bugüne taşır.
HRİSTİYANLIĞIN İLK İZLERİ
Antakya’nın en önemli duraklarından biri, Habib Neccar Dağı’nın eteklerindeki Aziz Petrus Kilisesi’dir. Saint Pierre adıyla da bilinen bu yapı, kayalara oyulmuş bir mağara-kilisedir.
Hristiyan geleneğine göre Aziz Petrus ve Aziz Barnabas burada ilk Hristiyan topluluklarına vaaz vermiştir. İsa’nın takipçileri için ‘Hristiyan’ adının ilk kez Antakya’da kullanıldığı kabul edilir. Bu nedenle Antakya, Kudüs’ten sonra Hristiyanlığın yayılmasında önemli bir merkez olmuştur.
Mağaranın içinde erken dönem mozaik ve duvar resmi kalıntıları bulunur. Kayalardan sızan su geçmişte kutsal kabul edilmiş, vaftiz törenlerinde kullanılmıştır. Haçlılar döneminde mağaranın önüne anıtsal bir cephe eklenmiştir. Kilise, 1963 yılında Papa VI. Paul tarafından hac yeri ilan edilmiştir.
Antakya’nın inanç mirasında Habib-i Neccar Camii de özel bir yere sahiptir. Depremlerde ağır hasar gören cami, restorasyonun ardından 2026 başında yeniden ibadete açılmıştır. Bu gelişme, kentin kültürel hafızasının yaşatılması açısından önemlidir.
KENTİN MOZAİK HAFIZASI
Hatay Arkeoloji Müzesi, dünyanın en önemli Roma mozaiği koleksiyonlarından birine sahiptir. Antakya, Harbiye ve Samandağ çevresindeki kazılarda bulunan mozaikler, Roma döneminin zengin konut kültürünü gözler önüne serer.
Koleksiyonun en ilginç eserlerinden biri Neşeli İskelet Mozaiği’dir. Bir yastığa yaslanan iskelet, yanında ekmek ve içki kabıyla tasvir edilmiştir. Eski Grekçe yazıyla birlikte bu sahne, hayatın geçiciliğini ve yaşama sevincini hatırlatır. Dionysos sahneleri, Okeanos ve Tethys, Narkissos, Apollon ve Daphne gibi mitolojik anlatılar da Antakya mozaiklerinin dikkat çekici konularındandır.
Hatay Arkeoloji Müzesi, deprem sonrası çalışmalar nedeniyle hâlen ziyarete kapalı. Bu nedenle dünyaca ünlü mozaik koleksiyonunu şimdilik yerinde göremiyoruz. Müzenin yeniden açılması, Antakya’nın kültürel yaşamı açısından büyük önem taşıyor.
Kentteki bir başka olağanüstü keşif, The Museum Hotel Antakya’nın inşaatı sırasında ortaya çıkarılan devasa Roma dönemi zemin mozaiğidir. Yaklaşık 1.050 metrekarelik, dalgalı görünümüyle dikkat çeken mozaik, bulunduğu yerde korunmuştur. Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi adıyla ziyarete açık olan bu alanda, Hatay Arkeoloji Müzesi’nden getirilen bazı eserler de sergileniyor. Böylece ziyaretçiler, Antakya’nın zengin arkeolojik mirasının bir bölümünü görme fırsatı bulabilirler.
AZİZ SİMEON’DAN ANTİK LİMANA
Antakya’dan Samandağ yönüne ilerlediğimizde erken Hristiyanlığın başka bir dünyasına giriyoruz. Aziz Simeon (St. Simon) Manastırı, yaklaşık 480 metre yükseklikte, bölgeye hâkim bir tepede yer alır. Aziz Simeon, sütun üzerinde yaşayarak çile çekmeyi seçen Hristiyan münzevilerinin temsilcilerindendir. Stilit adı verilen bu kişiler, kendilerini dünyadan uzaklaştırarak ibadet ve inzivaya adamışlardı. İS 6. yüzyıla tarihlenen manastırda kiliseler, vaftizhane, sarnıçlar ve Simeon’un üzerinde yaşadığına inanılan sütunun kalıntıları bulunur. Burası erken Hristiyanlığın farklı ibadet ve çilecilik anlayışını görmek için etkileyici bir duraktır.
ROMA MÜHENDİSLİĞİNİN GÜCÜ
Samandağ yakınlarındaki Seleukeia Pieria, antik Antiokheia’nın (Antakya) Akdeniz’e açılan limanıydı. Kent, Selevkos döneminden itibaren Doğu Akdeniz ticaretinde önemli bir rol oynamıştır.
Buradaki en çarpıcı yapı Titus Tüneli’dir. Romalı mühendisler, sel sularının taşıdığı kum ve çakılların limanı doldurmasını önlemek için kayaları oyarak büyük bir su kanalı oluşturmuştur.
Vespasianus döneminde başlayan ve sonraki imparatorlar zamanında tamamlanan sistemin açık ve kapalı bölümleriyle toplam uzunluğu yaklaşık 1.380 metredir. Bazı kesimlerde yüksekliği 7 metreyi bulan bu devasa yapı, yaklaşık iki bin yıl önce suyun yönünü değiştirmek için gösterilen mühendislik becerisini ortaya koyar.
Tünelin yakınındaki Beşikli Mağara ise kayaya oyulmuş görkemli bir Roma mezar kompleksidir. Adını, beşiğe benzeyen yan yana iki taş sandukadan alır. Sütunlu girişleri, mezar odaları ve kaya süslemeleriyle Seleukeia Pieria’nın zenginliğini hatırlatır.
Titus Tüneli ve Beşikli Mağara birlikte gezildiğinde Roma dünyasının iki farklı yüzü görülür: Yaşamı kolaylaştıran mühendislik ve ölümden sonra hatırlanma isteği.
BU ROTAYI ÖZEL YAPAN NE?
Hatay, Anadolu’nun en güçlü kültürel buluşma noktalarından biridir. Antakya’da Helenistik ve Roma kent kültürünü, Aziz Petrus Kilisesi’nde erken Hristiyanlığı, mozaiklerde gündelik yaşamı, Samandağ’da ise antik liman mühendisliğini izleriz. Bu yolculuğun bugün ayrı bir anlamı var. Depremlerde ağır yaralanan Hatay’ın kültürel mirasını korumak, yeniden ayağa kaldırmak ve gelecek kuşaklara aktarmak hepimizin sorumluluğudur.
LEZZETLER
Antakya tepsi kebabı ve kâğıt kebabı
Oruk, kaytaz böreği ve biberli ekmek
Humus, zahter salatası ve sürk
Künefe ve haytalı
Samandağ biberi ve narenciye
Defne sabunu ve yöresel ürünler
NEDEN ŞİMDİ GİTMELİ?
Hatay için ilkbahar ve sonbahar uygun dönemlerdir. Ancak bugün seyahat planında hava koşulları kadar deprem sonrası ulaşım, konaklama ve ziyaret alanlarının durumu da önemlidir.
Hatay’a gitmek, bu eşsiz kültürel coğrafyayı tanımak ve yerel ekonomiye katkıda bulunmak açısından anlamlıdır. Kentin toparlanma sürecine saygılı, bilinçli bir ziyaret anlayışı benimsenmelidir.
HATAY ROTASI
Antiokheia: Selevkos başkenti, Roma metropolü
Asi Nehri: Antik Orontes
Aziz Petrus Kilisesi: Erken Hristiyanlığın önemli merkezlerinden
Habib-i Neccar Camii: Yeniden ibadete açılan tarihî yapı
Aziz Simeon Manastırı: Sütun münzeviliğinin izleri
Seleukeia Pieria: Antakya’nın antik limanı
Titus Tüneli: Roma su mühendisliğinin anıtsal örneği
Beşikli Mağara: Kayaya oyulmuş Roma mezar kompleksi
Süre:
1 gece 2 gün idealdir. Antakya merkezi ve Samandağ çevresi ayrı günlere bırakılmalıdır.