İzmir’in eski fotoğraflarına baktığınızda Büyük Efes Oteli’ne rastlamamak neredeyse imkânsız. 1964’te Ege Bölgesi’nin ilk beş yıldızlı oteli olarak kapılarını açan yapı, yıllar içinde şehrin sosyal hayatının da önemli duraklarından biri oldu. Zeki Müren’in de konakladığı Büyük Efes, yıllar boyunca İzmir’in önemli buluşmalarına ev sahipliği yaptı. Bugün otelin duvarlarında ve ortak alanlarında karşılaşılan fotoğraflar, bu uzun hikâyenin bugüne uzanan küçük parçaları gibi. Büyük Efes’in İzmir’le kurduğu bağ bugün de hissediliyor.
Bugün Accor çatısı altında Swissôtel Büyük Efes İzmir adıyla hizmet veren otel, geçmişten gelen bu hikâyeyi daha çağdaş bir anlayışla sürdürüyor. Şehrin merkezindeki konumuna rağmen geniş bahçeleri ve körfeze uzanan manzarasıyla İzmir’in içinde, ama günlük hayatın telaşından uzakta bir durak...
Bazen hafta sonunu değerlendirmek için uzaklara gitmeye gerek yok; İzmir’in kalbinde birkaç gün geçirmek de oldukça iyi bir mola. Ben de böyle bir molayı Swissôtel Büyük Efes İzmir’de verdim. Bu yazıda ise Hafta okurlarının da özellikle ilgisini çekecek iki detaydan söz edeceğim: yemek ve sanat…
İTALYAN KLASİKLERİ VE ATEŞİN MUTFAĞI
Otelin gastronomi tarafında iki restoran özellikle öne çıkıyor. Bunlardan biri, 9. kattaki terasında Kordon manzarasına açılan ‘Scappi’. Adını 16. yüzyılın ünlü İtalyan şefi Bartolomeo Scappi’den alan restoran, geleneksel İtalyan ve Akdeniz mutfağını güncel yorumlarla buluşturuyor. Scappi’nin menüsünde taze makarnalar, risotto ve pizza öne çıkıyor. Spaghetti alla Bolognese, deniz ürünlü fettuccine ve ossobuco ragùlu pappardelle gibi farklı makarna çeşitlerinin yanı sıra çeşitli pizzalar, et ve balık yemekleri menüde yer alıyor. Tiramisu ve panna cotta gibi İtalyan tatlıları ise sofrayı tamamlıyor. Michelin Guide’ın 2025 ve 2026 tavsiye listelerinde yer alan Scappi, Gault & Millau Türkiye Rehberi’nde de 2024, 2025 ve 2026 yıllarında seçkin restoranlar arasında gösterilmiş. Manzarası ve mutfağıyla keyifli bir akşam yemeği için de tercih edilebilecek restoran, yalnızca otel müşterilerini değil dışarıdan gelen misafirleri de ağırlıyor.

Diğer lezzet durağı ise otelin bahçesindeki ‘Comensa’. Manolya ağaçlarının arasındaki restoran, steakhouse anlayışını doğayla iç içe daha sakin bir atmosferde sunuyor. Arjantinli şefin hazırladığı menünün odağında ise ateş ve et var. Dana pirzola, T-bone ve bonfile gibi steak seçeneklerinin yanı sıra uzun sürede pişirilen dana kaburga, kuzu kafes ve asado gibi paylaşmalıklar menünün güçlü tarafını oluşturuyor. Empanada, ceviche ve chimichurri gibi Latin Amerika esintileri ise mutfağa farklı bir karakter katıyor. Salatalar ve sebze seçenekleri de menüde kendine yer buluyor.
ADETA YAŞAYAN BİR SANAT GALERİSİ
Swissôtel Büyük Efes İzmir’i benzerlerinden ayıran en belirgin özelliklerden biri ise sanatla kurduğu ilişki. Otelin girişinde Fernando Botero’nun 2,5 metre yüksekliğindeki ‘Atlı Adam’ heykeli karşılıyor misafirleri. Bahçede ise Rabarama’nın Carrara mermerinden ‘Giyotin’i ve Antony Gormley’nin ‘TIP’ adlı heykeliyle karşılaşmak mümkün. Lobide Şadi Çalık’ın ‘Artemis’ heykeli replikası ve Lorenzo Quinn’in birbirine kenetlenen ellerden oluşan bronz eseri de koleksiyonun dikkat çeken parçaları arasında.
800’ün üzerinde eserin yer aldığı koleksiyon, lobiden odalara, restoranlardan bahçeye kadar otelin farklı noktalarına yayılıyor. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Attila Galatalı, Devrim Erbil, Jale Yılmabaşar ve Erdoğan Ersen gibi Türk sanatçıların eserleri de bu geniş koleksiyonun parçaları arasında. Böylece sanat, otelde ayrı bir bölümde karşılaşılan eserlerden çıkıp konaklamanın doğal bir parçasına dönüşüyor.
Büyük Efes’in geçmişten taşıdığı kültürel hafızayla yan yana duran bu koleksiyon, otelin bugünkü kimliğini de belirleyen unsurlardan biri. İzmir’in değişen şehir hayatına yıllardır tanıklık eden yapının koridorlarında, bahçelerinde ve ortak alanlarında karşılaşılan eserler, oteli aynı zamanda keşfedilecek bir sanat mekânına dönüştürüyor.