Anadolu uygarlıkları serimizde bu hafta Kuzey Ege’ye, Bergama’dan Ayvalık ve Cunda’ya uzanan keyifli bir rotaya gidiyoruz. Geçen hafta Troya’da efsanenin arkasındaki kenti, Assos’ta felsefenin Ege manzarasıyla buluştuğu coğrafyayı görmüştük. Bu hafta Pergamon’un görkemli akropolünde krallık gücünü, Asklepion’da antik dünyanın şifa anlayışını, Kozak Yaylası’nda üretim kültürünü, Ayvalık ve Cunda’da ise Kuzey Ege’nin taş sokaklarını ve deniz kokusunu hissedeceğiz.
Bergama, bugünkü İzmir’in kuzeyinde, Bakırçay havzasında yer alır. Antik adı Pergamon’dur. Savunması kolay, bereketli ve stratejik konumuyla Hellenistik Çağ’da Attalos Hanedanı’nın başkenti olmuş, sanat, mimarlık, bilim ve sağlık alanlarında dönemin en önemli merkezlerinden birine dönüşmüştür.
Bugün Bergama’yı gezerken Tunç Çağı’ndan Hellenistik döneme, Roma’dan Bizans’a, Osmanlı’dan günümüze uzanan çok katmanlı bir şehir hafızasıyla karşılaşırız.
YAŞAYAN ŞEHİR: BERGAMA
Bergama gezisine Akropol’den başlamak gerekir. Kale Dağı’nın tepesindeki bu alan, kente yukarıdan bakan bir yönetim ve kültür merkezidir. Pergamonlular yapıları vadiden bakıldığında etkileyici görünecek biçimde yerleştirmişlerdir. Bu nedenle Bergama Akropolü, antik dünyanın en teatral kent düzenlerinden biridir.
Akropolde Athena Kutsal Alanı, kütüphane, tiyatro, Dionysos Tapınağı, Traianus Tapınağı, agora ve Zeus Sunağı’nın yeri görülebilir. Bergama Tiyatrosu, dik yamaca yerleşmiş haliyle çok etkileyicidir. Oturma sıralarından aşağı baktığınızda sahnenin ötesinde bütün vadi açılır. Burada mimarlık, manzarayla birlikte düşünülmüştür.
Bergama’nın en ünlü yapılarından biri Zeus Sunağı’dır. Bugün sunağın büyük bölümü Berlin’de Pergamon Müzesi’nde sergilenir. Bergama’daki yerinde ise bu anıtın konumunu ve bıraktığı boşluğu görürsünüz. Tanrılarla devlerin savaşını anlatan frizler, Pergamon krallarının zaferlerini yücelten güçlü bir siyasi dildir.
Akropoldeki kütüphane de Bergama’nın kültür gücünü gösterir. Antik dünyanın en ünlü kütüphanelerinden biri kabul edilen Bergama Kütüphanesi’nin çok zengin bir koleksiyona sahip olduğu bilinir. Parşömen geleneğinin Pergamon adıyla ilişkilendirilmesi, kentin bilgi dünyasındaki yerini daha da anlamlı kılar.
Öğleden sonra Asklepion’a geçilmeli. Burası antik dünyanın önemli sağlık merkezlerinden biridir. Şifa tanrısı Asklepios’a adanan bu kutsal alanda tedavi bedene, zihne ve ruha birlikte yönelirdi. Su, uyku, rüya, yürüyüş, tiyatro, dinlenme ve telkin tedavinin parçalarıydı. Girişteki ünlü söz bu anlayışı çok iyi anlatır: “Tanrıların adına, ölümün buraya girmesi yasaktır.” Hastaya daha kapıdan umut veren güçlü bir başlangıçtır bu.
Bergamalı Galenos’u da burada hatırlamak gerekir. MS 129’da Bergama’da doğan Galenos, Hipokrates’ten sonra antik dünyanın en önemli hekimlerinden biri kabul edilir. Onun çalışmaları yüzyıllar boyunca tıp düşüncesini etkilemiştir.
Aynı gün Kızıl Avlu da görülmeli. Roma İmparatoru Hadrianus döneminde Mısır tanrılarıyla, özellikle Serapis kültüyle ilişkili olarak yapılmış bu büyük tuğla yapı, daha sonra Hıristiyan bazilikasına dönüştürülmüştür. Bu da Bergama’nın inanç tarihindeki çok katmanlı yapısını gösterir.
Günün sonunda Bergama’nın merkezine zaman ayırmak gerekir. Eski sokaklar, çarşı, arasta havası ve yerel esnaf lokantaları, antik kentin yaşayan şehirle bağını kurar. Bergama köftesi, çığırtma, tulum peyniri, keşkek ya da yerel ev yemekleriyle bu tarih yolculuğu sofraya taşınır.
KOZAK YAYLASI’NDAN AYVALIK’A
İkinci gün rotayı Bergama’dan batıya, Kozak Yaylası üzerinden Ayvalık’a çevirmek güzel olur. Kozak Yaylası çam fıstığı, granit kayalıkları, ormanları ve köyleriyle Bergama’nın tarih yoğunluğundan sonra nefes aldıran bir geçiş coğrafyasıdır. Burada üretim kültürü öne çıkar. Çam fıstığı, köy kahvaltıları, zeytinlikler ve sakin yollar, Kuzey Ege’nin başka bir yüzünü gösterir.
Kozak’tan Ayvalık’a indiğinizde manzara değişir. Artık taş evlerin, dar sokakların, zeytinyağının, eski kiliselerin ve deniz kokusunun içindesiniz. Ayvalık, 19. yüzyılda gelişen mimari dokusu, Rum evleri, çarşısı, kiliseleri ve liman hayatıyla başlı başına gezilmesi gereken bir kenttir.
Ayvalık merkezde Taksiyarhis Anıt Müzesi, Saatli Cami, Çınarlı Cami, Macaron Mahallesi, eski sokaklar ve sahil hattı görülebilir. Burada acele etmeden yürümek gerekir. Ev cephelerine, taş işçiliğine, kapılara, sokakların denize açılışına dikkat ettiğinizde Ayvalık’ın yalnız bir tatil kenti olmadığını, Kuzey Ege’nin çok katmanlı kültürünü taşıdığını görürsünüz.
Akşamı Ayvalık’ta geçirmek iyi olur. Zeytinyağlı otlar, deniz ürünleri, papalina, lor tatlısı ve sakızlı lezzetler bu rotanın sofra tarafını güçlendirir. Ayvalık’ta bir gece kalmak, üçüncü gün Cunda’yı daha sakin gezmeyi sağlar.
TAŞ SOKAKLAR VE KİLİSELER
Üçüncü gün Cunda’ya, yani Alibey Adası’na ayrılmalı. Cunda, Ayvalık adaları içinde yerleşimi, mimarisi ve atmosferiyle en özel duraktır. Köprüyle ulaşılması kolaydır; ama adaya geçince ritim değişir.
Cunda’da Taksiyarhis Kilisesi, taş sokaklar, eski Rum evleri, sahil hattı ve Âşıklar Tepesi görülmeli. Burası büyük anıtlardan çok ayrıntılarla güzelleşir: Bir pencere süsü, taş bir kapı, avludan taşan begonviller, denize bakan bir kahve, eski bir kilise cephesi…
Cunda’da yürüyüş, mola ve sofra gezinin parçasıdır. Deniz ürünleri, zeytinyağlı mezeler, sakızlı kurabiye, kahve molaları ve ada akşamı bu üçüncü günü tamamlar.
Bergama’da kralların, hekimlerin ve mimarların dünyasını görürüz. Kozak’ta üretim kültürüne, Ayvalık’ta kent hafızasına, Cunda’da ise Kuzey Ege’nin yaşayan gündelik hayatına yaklaşırız.
ROTAYI ÖZEL YAPAN NE?
Bu rotayı anlamak için üç kavram önemli: Bilgi, şifa ve yaşam.
Bilgi, çünkü Bergama Kütüphanesi antik dünyanın önemli düşünce merkezlerinden biriydi. Şifa, çünkü Asklepion’da beden ve ruh birlikte düşünülüyordu. Yaşam, çünkü Ayvalık ve Cunda’da tarih hâlâ sokaklarda, sofralarda ve taş evlerde hissediliyor.
Bu rota bize şunu hatırlatır: Anadolu’da büyük tarih her zaman uzak ve soyut değildir. Bazen bir tiyatronun dik yamacında, bazen bir kutsal tünelin serinliğinde, bazen bir zeytin ağacının gölgesinde, bazen de Cunda’da denize bakan taş bir evin cephesinde karşımıza çıkar.
LEZZETLER
- Bergama köftesi
• Bergama tulum peyniri
• Bergama çığırtması
• Kozak çam fıstığı
• Ayvalık tostu
• Papalina balığı
• Cunda’da deniz ürünleri ve zeytinyağlı mezeler
• Lor tatlısı
• Sakızlı kurabiye ve sakızlı kahve
• Kuzey Ege otları ve zeytinyağları
BU ROTADA…
- Bergama Akropolü
• Bergama Tiyatrosu
• Zeus Sunağı’nın yeri
• Bergama Kütüphanesi
• Asklepion
• Kızıl Avlu
• Bergama çarşısı
• Kozak Yaylası
• Ayvalık merkezi
• Cunda / Alibey Adası
PRATİK BİLGİ
Nasıl gidilir?
İzmir’den Bergama’ya araçla gitmek en pratik seçenektir. İstanbul yönünden gelenler Soma hattı üzerinden de bu rotaya bağlanabilir.
Rota
- gün: Bergama Akropolü – Asklepion – Kızıl Avlu – Bergama merkezi
- gün: Kozak Yaylası – Ayvalık merkezi – Ayvalık’ta konaklama
- gün: Cunda – sahil ve ada sokakları
Süre
3 gün idealdir. İki güne sıkıştırılabilir ama Ayvalık ve Cunda’yı rahat gezmek için bir gece Ayvalık’ta kalmak iyi olur.
Ne zaman gitmeli?
İlkbahar ve sonbahar en rahat dönemlerdir. Yaz aylarında Ayvalık ve Cunda kalabalık olabilir; Bergama Akropolü için sabah saatleri tercih edilmelidir.