Geçen hafta, birkaç gün önceki olaylara rağmen şehrin tüm sokaklarının Art Basel Paris nedeniyle sanatla nefes aldığı dönemde, Paris’in 9. bölgesinde Rue Saint Lazare üzerinde Hotel Langlois’nın 44 numaralı odasında, karikatürist/ressam Ramize Erer’in ‘Separation’ (Ayrılık) sergisinin açılışındaydım.
44 numaralı süit oda Ramize Erer ve küratör Nazlı Pektaş tarafından bir sergi alanına dönüştürülmüş. Belle Époque tarzında döşenmiş otel odasının duvarları ve ahşap beyaz kapılarının yanı sıra tüm antika mobilyaları Erer’in bir eserine kucak açmış.
Komodin, boşaltılmış dolabın içi, masanın üzeri, büfe ve hatta banyonun etajeri. Saydam güzellikteki, kırılgan kızların hüzünlü bakışları sizi izliyor.
İş insanı İnan Kıraç’a ait Langlois Oteli, tarihindeki en ilginç günlerinden birini daha yaşıyor.
Zira Art Deco ve Art Nouveau tarzında döşenmiş otel film çekimlerinin, televizyon dizilerinin, moda fotoğrafçılarının gözde mekânlarından biri.
Öyle ki, Amerikalı Jonathan Demme’in ‘A Truth About Charlie’ filminin çekiminden sonra ismi Hotel des Croises’den Fransız Sinematek’in kurucusu Henry Langlois’nın anısına Hotel Langlois’ya çevriliyor.
Ramize Erer’in sergi teklifine anında olumlu dönüş yapan Hotel Langlois’nın Genel Müdürü Tuğçe Zaccaro’nun verdiği bilgiye göre, Amerikan bağımsız sinemasının önemli temsilcilerinden Jim Jarmush, Paris’e geldiğinde daima kaldığı bu otelde film çekmeyi planlıyor.
Sergi açılışı için İstanbul’dan gelen Leyla Alaton, Destek Medya Grubu Başkanı ve CEO’su Yelda Cumalıoğlu, Ayşegül Dinçkök, Şahika Encümen, İnci Aksoy, Banu Zeytinoğlu, Mustafa Alabora, Selçuk Demirel, Adana Altın Koza’da en iyi belgesel film seçilen Aylin Kuryel’in ‘Stella ile 8 Mart’ filminin kahramanı Stella Ovadia, zanaat üzerine çalışmalarıyla bilinen sanatçı Bilal Yılmaz, Paris’te yaşayan görsel sanatçı Sarp Kerem Yavuz kahkahaların yükseldiği 44 numaralı odayı ziyarete gelenler arasındaydı.
İnsanların birbirine kaynaştığı, sürpriz buluşmalara sahne olan son derece başarılı sergi açılışından bir gün sonra Ramize Erer ile baş başa konuşma fırsatını bulduk.

Sevgili Ramize, biz seni Gırgır, Hıbır, Pazartesi dergisi, Radikal gazetesi, Bayan Yanı gibi yayın organlarında çıkan karikatürlerin nedeniyle çok sevdik. Kötü Kız gibi yarattığın karakterlerin müptelası olduk. Daha çok karikatürcü kimliğinle tanınıyorsun. Paris’teki serginde çok iyi bir ressamla karşılaştık, şaşırdık. Kendini nasıl tanımlıyorsun? Karikatürist mi ressam mı?
Evet, bana da aynı şey çok soruluyor. Yani şaşırıyor insanlar. Ama ben öncesinde de hep resim yapardım zaten. Karikatüre de resim nedeniyle başlamış oldum. Mimar Sinan resim mezunuyum. Üstelik çok iyi puanla girdim akademiye. Hocam Adnan Çoker beni yüreklendirir, işlerimden övgüyle söz ederdi. Çok yoğun karikatür çizdiğim dönemler resimden uzaklaştım. Ta ki 16 yıl önce Paris’e gelene kadar. İşte Paris içimdeki o ressam kızı tekrar canlandırdı. Bu şehirde her şey sana resmi hatırlatıyor. Bir sokağa giriyorsun bir ressamın adını taşıyor, elindeki adresle bir ev arıyorsun karşına Picasso’nun filan atölyesi çıkıyor. Bu hikâyeler beni çok coşturdu. Ve birden tekrar resim yaparken buldum kendimi.
Karikatürist mi, ressam mı sorusuna yanıtım; ikisi de... Ben ayırmıyorum. Temelde ikisi de çizgiden gelse de anlatım olarak farklı ifade şekilleri. Ben bunun ayrımını çok iyi yapabiliyorum çünkü sanat eğitimi aldım. İkisi de benim alanım.
Aslında karikatür çizmek beni çok güçlendirdi. Kendimde gördüğüm bir şeyi tamir etmek gibiydi. Bütün kadınları anlatırken aslında daha çok kendimden bahsettim. Ya da kendimden bahsederken diğer kadınlardan... Resim, insanı içe kapatan, yalnızlaştıran bir şey. Biraz da o yüzden resimden uzaklaştım. Ama şimdi onu dengede tutabiliyorum.
Kızım senden mizahçı olmaz
Peki karikatür nasıl girdi hayatına?
Gırgır dergisinde çalışan bir arkadaşıma özenerek lisede karikatür çizmeye başladım. Resim çok daha erken başladı. Çünkü evde babam resme pek düşkündü. Evin duvarlarında orijinal olmayan yağlı boya resimler 3-4 ayda bir değişirdi. Peyzaj resimlerinin arasında dolaşmayı çok severdim. Resimlerin kopyalarını yapardım. Minik yağlı boya tüplerim vardı. Kâğıt üzerine yapardım resimleri. Kapalı bir çocuktum. O yüzden resmi seviyordum ve resim kendimi ifade etme biçimimdi. Akademide bir hocam yıllar sonra desenlerimin kırılgan bir yanı olduğunu söylemişti. Şaşırmıştım. Doğrusu kırılgan bir çocuktum. Karikatüre böyle sarılmam da tamamen kendi kişiliğimle alakalıydı. 16 yaşlarımda, beni karikatüre özendiren arkadaşımla birlikte ilk çizimlerimle Oğuz Aral’a gittim. Aynı gün bana “Git, içeride kendine bir masa kap” dedi ve Gırgır’da çalışmaya başladım.
Oğuz Aral ile çalışmak nasıldı?
Her şeyi yüzünüze pat diye söyleyen biriydi. Bir gün bana “Kızım, senden mizahçı olmaz çünkü sen hüznü seviyorsun” dedi. Kocaman adam, ben 16 yaşında bir kız. Bir hafta böyle ağlayarak dolaştım ama kafamda espriler buluyordum. Bir hafta sonra 50 karikatürle karşısına çıktım. Tabii bu mesleğe Oğuz Aral gibi biriyle başlamak büyük bir şans. Başlar başlamaz bana bir de fırçasını hediye etti. Sert biriydi ama insanı bir şekilde tavlamasını bilirdi. Ben de henüz lisedeyken “karikatür yapacağım” diye tuhaf bir hırsa kapıldım. Akademide hayal ettiğimden başka bir dünya ile karşılaşınca resimle arama mesafe koydum. Resim Paris’e kadar karikatür nedeniyle arka planda kaldı. Gırgır, Hıbır derken Radikal Gazetesi’nde tam 13 yıl her gün çizdim. Çok yoğun bir çalışmaydı.
Paris’te ‘Separation’ yani ‘Ayrılık’ sergisi neden bir otelin odasında?
Otelde sergileme aslında benim bulduğum bir şey değil. Otellerde sergiler açılıyor, galeriler bile açılıyor. ‘Separation’ sergisi için yer bakınırken aslında kafamda çizdiğim kızların mahremiyetiyle ilgili bir mekân vardı. Tema da ayrılık olunca oda biçilmiş kaftan. Zira ayrılık olunca kendimizi odalara filan kapatırız. Otelin odalarını sergiye çok destek veren Genel Müdür Tuğçe Hanım ile gezince daha önce başka mekânlara uygun bulmadığım kızlar bu odada yerlerini buldular. En son sergim Ankara’da Galeri Nev’deydi. Sonra İstanbul düşünüyordum. Aslında Paris’te bir sergi açma fikri de küratör Nazlı Pektaş’tan geldi. ‘Separation’ Paris’teki ilk solo sergim.

Evet feministim
Neden ‘Separation/Ayrılık’ teması?
Aslında ayrılık hepimizin yaşadığı bir şey. Buradaki ayrılıktan kasıt sadece sevdiğimiz kişi değil.
Çocuklarından, memleketinden kopmak gibi ayrılıklar da yaşıyoruz. Şu anda binlerce insan yer değiştiriyor dünyada. Göçmen diye tanımlanan bir grup var ve bu durum her türlü duygudan arındırılarak sayılarla yansıtılıyor bize. Biz onları birey olarak düşünemiyoruz. Neticede sadece aşk ayrılığı değil, türlü türlü kopuşlar var. Ve duygu olarak birbirine çok benziyor. Aşkından ayrılmakla ülkenden, çocuğundan ayrılmak çok benzer duygular aslında. Karikatürist olarak binlerce işim var ayrılık üzerine, parçalanmış gelinlikler, kesilmiş fotolar filan. Portrelerde ayrılığın daha derindeki izlerini bulmaya çalışıyorum.
Genellikle senden “feminist karikatürist” diye söz ediliyor. Feminist misin?
Kadın-erkek eşitliğine inanıyorum. Bunu söyleyen herkes feministtir bence. Çünkü işin temeli bu. Özellikle Türkiye’de niye feministi öcü gibi bir şey hâline getiriyorlar? Ben de açıkça söylüyorum: Ben feministim.
Tanıdığım ilk pozitif ayrımcı insan Oğuz Aral’dı. Bize “Sizin erkeklerden farklı bakmanız gerekiyor” diyordu. Bu çok feminist bir bakış.
Sevil Dolmacı Gallery Paris’in uluslararası sanat sahnesine katıldı
Paris’teki gösteriler nedeniyle kapılarını iki gün önce kapatan Art Basel Paris kapsamında tüm şehre yayılan sanat etkinliklerine Türkiye’den Sevil Dolmacı Gallery de katıldı.
Art Basel Paris’in ön gösteriminden hemen önce, galerileri, müzayede evleri ve kültür kurumlarının olduğu Avenue Matignon üzerindeki Rue de Penthièvre 30 numarada açılan Sevil Dolmacı Gallery, uluslararası sanat ekosistemine doğrudan entegre olmuş durumda.
İstanbul’daki merkezi tarihî Villa İpranosyan’da bulunan Sevil Dolmacı Gallery’nin bir ayağı da yıllardan beri Dubai’de zaten.
Galerinin Paris’teki ilk sergisi Nevin Aladağ, Nilbar Güreş, Peter Halley, Barry X Ball, Bosco Sodi, Daniel Firman, Ross Bleckner ve Koen Van Den Broek’un eserlerini bir araya getirdi. Farklı kuşak, coğrafya ve sanatsal pratiklerden gelen sekiz sanatçının üretimleri açılış gecesi ilgiyle karşılandı.
Sevil Dolmacı Gallery, Rue de Penthièvre’deki ana mekânının yanı sıra Avenue George V’de konumlanan alternatif gösterim alanıyla da Paris’teki varlığını genişletecek. Yalnızca randevuyla ziyaret edilebilecek bu özel alan, galerinin uluslararası programından farklı eser ve seçkilere ev sahipliği yapacak.
