Bilgi teknolojileri sektöründe faaliyet gösteren iş insanı ve koleksiyoner Emin Hitay ile 2019 yılında kurduğu vakfın Türkiye’de ve yurt dışında genç sanatçı adaylarını destekleyen programını konuşmak üzere bir araya geldik. Ancak buluşma koleksiyonun önemli parçalarının olduğu konutunda gerçekleşince doğal olarak sohbetten önce eserleri görmek istedim.
Necmi Sönmez, Esra Aliçavuşoğlu ve Hatice Utkan Özden ile birlikte ‘Emin Hitay Koleksiyonu 40. Yıl’ kitabının sunum yazılarından birini kaleme alan Melike Bayık, koleksiyonun 40 yılı aşkın yolculuğunun Türkiye’de çağdaş sanatın gelişimine paralel ilerleyen önemli bir tanıklık alanı sunduğunu belirtiyor.
Çok sayıda yabancı sanatçının eserlerini de içeren koleksiyon, farklı dönemlerde, farklı disiplinlerde ve farklı malzemelerle üretilmiş işleri kapsıyor. Zaten eve adım atar atmaz bu hemen anlaşılıyor.
Salonda Şükran Moral’ın son dönem suluboya eseri ‘Bülbül’ ile Gülsün Karamustafa’nın 1982 tarihli ‘Mavi Kuş’u karşılıklı duvarlarda yer alıyor. Nuri İyem’in 1986 tarihli ‘Portre’sindeki ünlü sürmeli gözler, Moral’ın eserini izliyor. Fikret Mualla ile Azade Köker’in eserleri diyalog hâlinde. Burhan Doğançay’ın 1991 tarihli ‘Beyaz Kapı’sı ile Sena Başöz’ün buluntu kirpi oklarıyla 2023 yılında ürettiği ‘Zırhıma Veda’ işi de öyle.
Hitay’ın evinde gördüğüm ve aklımda kalanlar arasında Ömer Uluç’un 1988 tarihli ‘Tanker’i, Ali Elmacı’nın ‘Sürprizlere Bayılırım’ı ve Elif Uras’ın mermerden ‘Oturan Kadın’ heykeli de var. Mübin Orhon, Mehmet Güleryüz, Sarkis, Selma Gürbüz ve Ayça Telgeren’in eserleri de belleğimde yer ediyor.
Salonun bir duvarını neredeyse boydan boya kaplayan, Brezilyalı Vik Muniz’in ‘Atalanta & Hippomenes’ adlı kromojenik baskı eserinden uzun süre gözlerimi alamıyorum.
Gözüme ilişen diğer yabancı sanatçıların eserleri arasında Costas Tsoclis’in üç boyut hissi veren tablosunu, Rob Wynne’ın cam damlalarını ve Rus sanatçı Leonid Lamm’ın çekiç ve oraktan ürettiği, demirden dolar işareti ‘Dollar (Dolar)’ını sayabilirim.
Emin Hitay ile sohbetimiz, 2019 yılında hayata geçirdiği vakfın genç sanatçılara desteği, 1986 yılında başladığı koleksiyonerliği, yeni basılan kitabı, Türkiye’nin uluslararası sanat dünyasındaki yeri gibi konularda daldan dala ilerliyor.

Sürdürülebilir kültür ve sanat platformu
Hitay Vakfı, 6. Mardin Bienali’nin ana sponsoruydu. Vakfı hangi amaçla kurdunuz?
Vakfı 2019 yılında kurduk. Ancak vakıf henüz ortada yokken 2013 yılında Mimar Sinan Üniversitesi öğrencileri arasında bir yarışma düzenleyip kazananları Art Basel’e gönderdik. Önce resim bölümünden üç kişiyle başladık. Sonra heykel, video ve fotoğraf sanatlarını da katarak öğrenci sayısını artırdık. Hitay Vakfının kuruluşundan sonra program doğal olarak genişledi. İlk yıllarında tek bir üniversiteyle iş birliği içinde hayata geçen yarışmaya bu yıl Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) da dâhil oldu. Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ile TDT’de gözlemci statüsünde olan Macaristan ve KKTC’deki üniversitelerden de öğrenciler katıldı. Yarışma uluslararası bir boyut kazandı. Öyle ki resim, heykel ve fotoğraf bölümlerinden başvuran 600 öğrencinin yüzde 15’ini uluslararası öğrenciler oluşturdu. Kazanan 10 öğrenciden sekizi Türk, ikisi Macar.
Bugüne kadar kaç güzel sanatlar öğrencisi bu programla yurt dışı deneyimi kazandı?
Hitay Vakfı Sanat Yarışması kapsamında bugüne kadar 40 güzel sanatlar öğrencisi, Art Basel, Venedik Bienali ve Berlin Bienali gibi uluslararası sanat ortamlarını deneyimleme şansına sahip oldu. Bunu sadece yurt dışındaki bir sanat etkinliğini ziyaret etmek olarak düşünmeyin. Gençlerin farklı disiplinleri gözlemlemelerine, kişisel üretimlerine yeni perspektifler kazandırmalarına katkıda bulunduğumuza inanıyorum. Genç sanatçı adaylarının gelişimine katkı sağlayan sürdürülebilir bir kültür ve eğitim platformu oluşturmayı amaçladığımızı söyleyebilirim.
Bu çocukları yurt dışına gönderiyoruz çünkü görüp öğrenmelerini önemsiyoruz. Görmeden, bir yerlerden esinlenmeden öğrenemezler, ufukları açılamaz. Gençlere parmağınızla dokunmak bile onları başka yerlere taşıyabiliyor.
Vakfın sanat yarışmasının yanı sıra yaptığı başka işler var mı?
Olmaz mı? Vakfımız burs veriyor; sadece sanat öğrencilerinden söz etmiyorum. Örneğin mezun olduğum Kabataş Lisesi’nin öğrencilerini de burslarla destekliyoruz. Vakfımıza gelen taleplerin çoğunu karşılamaya çalışıyoruz. Örneğin bir üniversitenin güzel sanatlar bölümü, ödeneği yetmediği için malzeme talebinde bulundu diyelim. Para vermiyoruz ama malzemeyi hemen temin edip bağışlıyoruz. Üyesi olduğum SAHA Derneğine zaman zaman vakıf olarak destek veriyoruz. Diyelim ki yurt dışından bir küratör davet ediliyor; onu ağırlıyoruz. Bazı sanatçıların yurt dışı sergilerini de destekliyoruz. Geçen yıl Seçkin Pirim’in Triennale Milano’da açtığı sergiyi desteklemiştik örneğin.

Yarışmanın ödülü İstanbul Bienali
Peki, Hitay Vakfını önümüzdeki yıllarda nasıl bir konumda görüyorsunuz?
Yarışmayı büyütüyoruz, tüm dünyaya açacağız. Önümüzdeki yıl Avrupa ve Asya’daki ülkelerin yanı sıra ABD, Kanada, Meksika, Brezilya ve Şili gibi pek çok ülkenin ilk üç güzel sanatlar fakültesinden öğrencilere çağrı yapacağız. Uluslararası bir jürimiz var; çevrim içi başvuruları inceliyor. Yarışmayı kazanan 10 kişinin ödülü bu kez İstanbul Bienali olacak. Gelenleri İstanbul’da bir hafta ağırlayacağız; İstanbul Modern, Arter ve Elgiz gibi müzeleri, galerileri gezdireceğiz. Onları buraya, evime davet edeceğim ki bir koleksiyoner evi görsünler. Türkiye’nin tanıtılmasına büyük katkı sağlayacağımızı düşünüyorum. Önümüzdeki sene için heyecanlıyım ben. Gerçekten güzel olacak.
Koleksiyoner evi demişken, ilk eserinizi 1986 yılında aldınız. O yıldan bu yana Türkiye’de koleksiyonerlik nasıl yol aldı?
1980’li, 1990’lı yıllarda iyi koleksiyonerler vardı elbette; Ali Koçman, Halil Bezmen gibi. Bence esas koleksiyonerlik 2000’li yıllarda başladı. İstanbul Bienali, Contemporary Istanbul gibi etkinlikler yolu açarken koleksiyon yapanlar yurt dışına açıldılar. Fuarları, galerileri gezmeye başladılar. Yabancı fuarlar, yabancı sanatçılar ufkumuzu açtı. Koleksiyonerlik birkaç gömlek yukarı çıktı. Şu anda Ömer Koç gibi dünya çapında koleksiyonerlerimiz var.
Doğrusu yurt dışına biraz geç açıldım. Art Basel Sanat Fuarı’na ilk kez 1998 ya da 1999 yılında gittim. O zaman sadece Art Basel vardı. Art Basel’in Miami, Hong Kong ve Paris edisyonları yoktu. Şimdi Basel’deki fuardan ziyade Art Basel Paris’e gidiyorum.
Koleksiyonunuza eserleri nasıl seçiyorsunuz? Yurt dışında müzayedelere katılıyor musunuz?
Müzayedelere katılmıyorum. Zira eserler çok yüksek fiyatlara satılıyor. Kendime koyduğum bir limit var; bunun üzerinde eser almıyorum. Daha önce birkaç kez yüksek fiyatlı eserler aldım ama artık almam, çünkü gerek yok. Galericilerle temastayım. Örneğin Brezilyalı sanatçı Vik Muniz’in eserini Milano’daki bir fuarda, Alman bir galericiden aldım. Genellikle sevdiğim eserleri alıyorum. Yılda ortalama 50 eser alıyorum.
Yeni koleksiyon yapmaya başlayanlara ne tavsiye ediyorsunuz?
Koleksiyonum 40 yaşını devirdi. Sadece 4-5 yıldan beri danışmanla çalışıyorum. Bağımsız küratör, sanat yazarı ve akademisyen Melike Bayık ile çalışıyorum. 35 yıl hiç danışmanım olmadı. Ama belli bir yerden sonra yetişemiyorsunuz. Galerilere, sergilere, sanatçılara; hepsine yetişmek mümkün değil. Birilerinin size destek olması gerek. Ancak benim tavsiyem, koleksiyona başlarken danışmanla çalışmamak. Zira o zaman sizin koleksiyonunuz değil, danışmanın koleksiyonu oluyor.
PENCERELERİN ORTAK HAFIZASI
Kahve Dünyası’nın güncel sanat projesi Yanköşe, 12. edisyonunda Tunca’nın Ayvalık ve çevresinden topladığı pencerelerle oluşturduğu ‘Yan Yana’yı ağırlıyor.
Kahve Dünyası’nın güncel sanat projesi Yanköşe’nin 12. edisyonunun sanatçısı, Ayvalık’ta yaşayan ve üreten Tunca…
Geçtiğimiz ağustos ayında hayatını kaybeden Kahve Dünyası’nın sahibi Birol Altınkılıç’ın kızı, Altınmarka Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Dilara Altınkılıç Kutmangil ile oğlu, Kahve Dünyası Genel Müdürü Kaan Altınkılıç’ın da katıldığı toplantıda Tunca ile tanıştık.
Tunca’nın ‘Yan Yana’ adlı yerleştirmesi, Kahve Dünyası’nın Kabataş’taki binasının yanında iki duvardan oluşan sergileme alanında yer alıyor. Eser, sanatçının Ayvalık ve çevresinden topladığı pencerelerden oluşuyor. Farklı evlerden ve dönemlerden gelen, boyutları ve renkleri birbirinden farklı pencereler, karşıdan bakıldığında büyük bir uyum içinde görünüyor. Sanatçı, pencereleri yan yana getirerek kentsel dönüşüme inat kolektif bir kent hafızası oluşturmayı başarıyor.
