‘Lumina: Renk ve Işık Sanatı’ sergisi, Paris’te restorasyon nedeniyle kapılarını 2030 yılına kadar kapatan Centre Pompidou ile Arkas Sanat’ın beş yıllık iş birliğinin ilk adımı…
Hatırlatmak gerekirse, iki sanat kurumu arasındaki iş birliği kapsamında Lucien Arkas Sanat
Merkezi, beş yıl boyunca Centre Pompidou’nun koleksiyonundan hazırlanan sergilere ev sahipliği yapacak. Beş tematik sezon etrafında kurgulanan program, her yıl iki sergi olmak üzere toplam 10 sergiyi İzmir’deki sanatseverlerle buluşturacak.
Umudum, ‘Lumina: Renk ve Işık Sanatı’ sergisiyle ilgili “Bu İzmir’in değil Türkiye’nin sergisi” diyen Lucien Arkas’ın sözlerine kulak veren sanatseverlerin, Türkiye’nin her köşesinden kalkıp İzmir’e gelmeleri ve bu muazzam sergiyi görmeleri, sanat şölenine tanık olmaları…
140 bin ila 150 bin sanat eserine sahip Pompidou Koleksiyonu’ndan gelen 83 eseri bir arada görmek gerçekten kaçırılmayacak bir fırsat.
Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası’nın işaret ettiği gibi, ilk sezonun teması olan Renk ve Işık sergilerinin öncüsü geçen nisan ayında Centre Pompidou’yla iş birliğini kutlayan ‘Sonia & Robert Delaunay:Modern Rengin İcadı’ sergisiydi.
Söz konusu sergi nedeniyle İzmir’e gelen Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon ile yaptığımız söyleşide “Neden İstanbul değil de İzmir” diye sormuştum. “Çünkü Lucien Arkas İzmir’de ve benim dostum” cevabını vermişti.
Gerçekten öyle bir dostluk ki, demeçlerinde sıklıkla “klasik sanatı” sevdiğinin altını çizen Lucien Arkas, Lumina’nın açılışı sırasında Le Bon, Müjde Unustası ve küratör Anna Hiddleston ile yaptığımız söyleşide “Modern ve çağdaş sanat sergileriyle önümde yeni bir dönem açılıyor. Lumina sergisinde yer alan sanatçıların tümünü tanımasam da sanat kitaplarından öğreniyorum ve hoşuma gidiyor” diyor.
Nitekim basın toplantısında da “Hep klasikçi olduğumuz söylenir, ancak bu kez bir değişiklik yaparak çağdaş sanatın en iyi seçkilerinden birini getirmeyi başardık. Bunu Centre Pompidou Başkanı Sayın Laurent Le Bon’a borçluyuz. Dünyanın en önemli modern ve çağdaş sanat koleksiyonlarından birine sahip olan Centre Pompidou’nun böylesine güçlü bir seçkisinin İzmir’de olması çok değerli. Sanat bir şehrin tapusu olamaz, sanat herkesin... Bu sergi de İzmir’in değil Türkiye’nin sergisi. Sergiyi gezecek olan insanların çağdaş sanatla buluşmasına vesile olabildiğimiz, onlarda bu merakı uyandırabildiğimiz için çok mutluyuz” diye konuşuyor.
FOVİZMDEN OP ART’A SANATSAL DÖNÜŞÜMLER
Pompidou ile Arkas Sanat iş birliğinin ilk sezon teması ‘ışık’ ve ‘renk’ iki kurumun tartışarak seçtikleri bir tema. Pompidou’nun ekipleri iki yıl boyunca İzmir’e gelerek müzeleri, sanat kurumlarını, sanatçı inisiyatiflerini, sanatçı atölyelerini, güzel sanatlar akademilerini gezmiş.
‘Sonia & Robert Delaunay’ sergisinin, ardından Lumina’nın da küratörü olan Anna Hiddleston (Noémie Fillon ile birlikte) “Görür görmez İzmir’in ışığını sevdim” derken Le Bon “İzmir ışıktır, renktir, denizle olan ilişkidir” diye ekliyor.
Lumina kataloğu için kaleme aldığı yazıda Le Bon sergiyi şöyle özetliyor:
“Lumina: Renk ve Işık Sanatı, Fovizm’den Op Art’a uzanan önemli sanatsal dönüşümlerin izini sürerek renk ve ışığın sanatsal üretim içinde özerk birer ifade gücü olarak yeniden tanımlandığı belirleyici anlara odaklanıyor.”
Jasmin Özçebi’nin tasarımını yaptığı sergide sizi karşılayan ilk iki eser Claudio Parmiggiani’nin ‘Saf Işık Resmi’ adındaki yerleştirmesiyle (1968) Gerhard Richter’in ‘1024 Renk’ eseri.
Parmiggiani’nin eseri metal bölmeler içine konmuş, aralarında baharatlar da olan rengarenk yumuşak pigment yığınları. Boyanın en saf hali. Yerleştirmenin karşısında ise Richter’in ticari boya kataloglarının standartlaştırılmış paletlerinden oluşturduğu işi.
Hiddleston’a göre iki sanatçı modern renk tarihinin iki kutbuna işaret ediyor.
14 Şubat 2027 kadar ziyaret edilebilecek sergiye Anna Hiddleston’un eşliğinde geziyoruz.
Parmiggiani ve Richter’in ardından, Akdeniz’in parlak ışığını, canlı renklerini Fransa’nın güneyindeki balıkçı köyü Collioure’da yakalamaya çalışan fovistlerin önünde duruyoruz.
Georges Braque, André Derain ve Maurice de Vlaminck’in başyapıtları karşımızda.
Kandinsky’nin ‘Karşılıklı Uyum’ eserini, Monet’den etkilenmiş Amerikalı ressam Joan Mitchell’ın sarı, mavi ve yeşil renklerinin hakim olduğu ‘Büyük Vadi XIV’ işini, Fernand Léger’in ‘Kentteki Disk’ eserini aynı çatı altında görmek büyük bir şans.
Le Bon, “Gezdiğimiz sergi bir sanat tarihi dersi niteliğinde ama hiç sıkıcı olmayan bir ders” diyor gülerek.
Sergide yer alan sanatçıların tümünün soyadı sırasıyla listesi şöyle:
Berenice Abbott, Etel Adnan, Yaacov Agam, Josef Albers, Geneviève Asse, John Baldessari, Georges Braque, Lucien Clergue, Carlotta Corpron, Carlos Cruz-Diez, André Derain, Eugène Deslaw, Viking Eggeling, Olafur Eliasson, Denise Ferrier, Natalia Goncharova, Raymond Hains, Raoul Hausmann, Shirley Jaffe, Patrick Jouin, Vassily Kandinsky, William Klein, Yves Klein, Ivan Koudriachov, František Kupka, Mikhail Larionov, Fernand Léger, Richard-Paul Lohse, Stanton Macdonald-Wright, Man Ray, Albert Marquet, Agnes Martin, Joan Mitchell, Jean Moral, François Morellet, Bruno Munari, Néjad Devrim, Kenneth Noland, Amédée Ozenfant, Claudio Parmiggiani, Antoine Pevsner, Judit Reigl, Gerhard Richter, Hans Richter, Bridget Riley, Luigi Russolo, Francisco Sobrino, Jesús Rafael Soto, Nicolas de Staël, Maurice Tabard, Keiichi Tahara, Raoul Ubac, Henry Valensi, Theo Van Doesburg, Victor Vasarely, Maurice de Vlaminck, Léon Zack.
SERGİDEKİ TEK TÜRK NEJAD DEVRİM
‘Lumina: Renk ve Işık Sanatı’ sergisi’nin en can alıcı eserlerinden biri Pompidou Koleksiyonu ile İzmir’e gelen Nejad Devrim’in 1951-1952 tarihli ‘Ebedi Gökseller’ eseri.
Sanatçının İstanbul’daki Bizans mozaikleriyle Paris’teki Chartres Katedrali’nin vitraylarından esinlenerek yaptığı eser mavinin çeşitli tonlarından oluşan soyut bir resim.
1947 ile 1968 yılları arasında Paris’te yaşayan Nejad Devrim’in yanı sıra İzmir’de Pompidou ve Arkas Sanat iş birliğiyle hayata geçecek 10 sergide de Pompidou Koleksiyonu’ndaki Türk sanatçıların yer alacağını öğrendik.
İlk sezonun ikinci sergisinin teması ise ‘Rengin İçinden (Through Color).’

Centre Pompidou Başkanı Le Bon’a göre, Arkas Sanat ile beş yıllık iş birliği iki sanat kurumu arasında kültürel alışverişin yanı sıra bilgi birikiminin ve becerilerin paylaşacağı bir dönem olacak.
Kapılarını 2030 kadar kapatan Centre Pompidou’nun, İzmir ile birlikte Malaga, Şanghay, Seul ve şimdi Brüksel ile iş birliği yapıyor. Brezilya’da, ünlü İguazu Şelalelerinin olduğu Parana eyaletinde sanat merkezi açmaya hazırlanıyor; zira eyaletin valisi turistlerin sırf şelaleleri görmeye gelmelerini dert ediniyormuş. Laurent Le Bon bu arada Suudi Arabistan ile iş birliklerinden de söz ediyor.
Suudi Arabistan, Centre Pompidou’nun restorasyon için gereksinim duyduğu 262 milyon Euro’nun 50 milyonunu verecek karşılığında Fransızlar ülkenin yeni müzeler açmasına destek olacak.
Le Bon’un, “İzmirli dostlarımızdan öğrendiğimiz gibi Brezilyalı dostlarımızdan da öğrenecek çok şeyimiz var. Bugün müzelerin fildişi kulelerinde oturma dönemi sona erdi. Sanat kurumları birbirlerine rakip olarak değil birleşerek güçlenecek” mesajının da altını çizeyim.