En son modacı Schiaparelli’nin sergisini gezdiğim Victoria and Albert Müzesi, uygulamalı sanatlar, dekoratif sanatlar ve tasarım alanında dünyanın en büyük müzesi. Şimdi de Koç Holding iş birliğiyle ‘Constantinople to Istanbul: One City, Two Empires’ (Konstantinopolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk) sergisini ağırlıyor.
İki büyük imparatorluğa başkentlik yapan İstanbul’un 1600 yıllık görkemli geçmişini gözler önüne seren serginin açılışı için Koç Holding’in davetiyle Londra’daydık.
V&A’nın Güney Kensington’daki 38 ve 39 numaralı galerilerinde 200 kadar nadide eseri bir araya getiren sergiyi müzenin kıdemli küratörleri Tim Stanley ve Bella Radenović eşliğinde gezdik.
Hazırlığı iki yıl süren sergi için Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Ayasofya Tarihi Müzesi, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Türkiye Yazma Eserler Kurumu, İstanbul Harbiye Askeri Müzesi, Atina Benaki Müzesi, Venedik San Marco Hazinesi, British Museum ve British Library’nin de bulunduğu pek çok kurumun koleksiyonlarından eserler ödünç alındı. Tabii V&A’nın zengin koleksiyonundan Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait parçaları da sergide görmek mümkün.
Nitekim ayaküstü sohbetimizde ‘Bir Şehir, İki İmparatorluk’ sergisinin nasıl doğduğunu sorduğum Tim Stanley şunları söylüyor:
“Kanımca Bizans sanatı biraz haksızlığa uğramış durumda. Zira V&A’da bu sanata ait Orta Çağ ve Rönesans Avrupası bölümlerinde gösterilen değerli objeler var. Tek başına bir Bizans bölümü yok. Öte yandan Osmanlı sanatına ait görkemli bir koleksiyonumuz var ancak o da sadece Orta Doğu İslam sanatıyla ilgili bölümde yer alıyor. Constantinople/İstanbul üzerine odaklanarak bu iki kültürü bir araya getirme şansına sahip olduk. Bu şehir iki büyük kültürel geleneğin oluşmasına neden oldu.”
Sergi açılışına Koç ailesinin fertleri Ali Koç, Caroline Koç, İpek Kıraç, Çiğdem Simavi, Kerim R. Koç, Esra Koç ile birlikte katılan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, sergi kataloğundaki önsözünde, 16. yüzyılda yaşamış Fransız hümanist Pierre Gilles’in “Konstantinopolis kendisine bir nevi ölümsüzlük atfediyor” sözlerinden yola çıkarak İstanbul’un zamansız niteliğinin onu dünyadaki tüm şehirlere göre apayrı bir yere koyduğunu belirtiyor.
Koç’a göre Osmanlılar, kendi zengin kültürel geleneklerini Bizans geçmişiyle birleştirerek daima ticaret, sanat ve zanaatı odağına alan İstanbul’da “olağanüstü bir sentez” yarattılar.
Ömer Koç sözlerine şöyle devam ediyor: “Yüzyıllar boyunca burada üretilmiş ve bugün dünyanın dört bir yanındaki müze ve koleksiyonlarda korunup sergilenen sanat eserleri, İstanbul’un kültürel mirasının evrensel niteliğine ve kalıcı etkisine şahitlik ediyor. Bu eserler hep birlikte bir dayanıklılık, yenilenme ve kültürel canlılık hikâyesi anlatıyor. Bu hikâye, Konstantinopolis’ten günümüz Türkiye’sinin İstanbul’una uzanan bir yolculuktur. Bu nedenle Victoria and Albert Müzesi’nin düzenlediği ‘Konstantinopolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk’ sergisine destek vermekten büyük gurur ve onur duyuyoruz.”

BİZANS’IN DEVAMI MI?
Ömer Koç’un yukarıdaki alıntısında “olağanüstü bir sentez” sözcüklerinin üzerinde durmak istiyorum.
Çünkü tarihçiler öteden beri “Osmanlı, Bizans’ın devamı mı?” sorusunu tartışıyor. Müzenin Asya Bölümünde Orta Doğu koleksiyonunun küratörü olan İslam sanatı uzmanı Tim Stanley’ye bu tartışmayı sorduğumda şöyle cevap veriyor:
“Sergide paylaşmaya çalıştığımız gibi bazı alanlarda bir devamlılık söz konusu zira fiziki şartlar aynıydı. Örneğin Tarihî Yarımada’da bir su sıkıntısı vardı. Osmanlı Bizans’tan kalan su kanallarını yeniden canlandırmak, benzer su sistemlerini kurmak zorunda kaldı. Vergi sistemlerini Bizans’tan aldıklarını biliyoruz. Yani bazı alanlarda devamlılık olduğunu söyleyebilirim.”
Tarihçilerin tartışmalarını bir yana bırakırsak “olağanüstü bir sentez” sözcüklerinin Bizans ile Osmanlı ilişkisinin güzel bir tarifi olduğunu düşünüyorum.
Sergiye dönersem, İstanbul’da göremediğim ya da görme fırsatını bulamadığım pek çok eserle karşılaşmak şaşırtıcı ve güzeldi.
Sultanahmet’teki ‘Yılanlı Sütun’un üç yılan başından birinin İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde olduğunu bile bilmiyordum. Londra’da karşıma çıktı. Yine Hipodrom ile Ayasofya arasında yer alan Bizans Büyük Sarayı’nın renklerini günümüze kadar koruyan olağanüstü taban mozaiklerinden biriyle karşılaşmak heyecan vericiydi. Büyük Saray’ın özgün bezemelerinden günümüze ulaşan tek örnek olan, 6. yüzyıla ait çarpıcı mozaikler, 1935 yılında gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılmalarından bu yana ilk kez İstanbul dışında sergileniyor.
Bizans uzmanı küratör Bella Radenović, 1324 yılında Venedik’te ortaya çıkan, Bizans hükümdarlarına ait 10. yüzyıl yapımı bir tacın büyük olasılıkla Haçlı Seferleri sırasında kaçırıldığını anlatıyor. Tacın madalyonunda Meryem Ana kristal bir mağaranın içinde tasvir ediliyor. Değerli taç şimdi San Marco Bazilikası hazinesinde.
Bizans’ın ihtişamlı bir döneminden kalan, yuvarlak kubbeli altın bir buhurdanlık da aynı hazinede. Homeros’un ‘İlyada’ destanının Konstantinopolis’te 10. yüzyılda üretilen en eski el yazması kopyası da sergide.
Şimdi gelelim Victoria and Albert Müzesi’nin koleksiyonundaki nadide Bizans fildişi kutularına. Üzerlerinde Yunan ve Roma mitolojisinden hikâyeler ya da sarayın günlük yaşamından sahneler tasvir ediliyor.
Serginin kataloğunda fildişi kutucuklar, Bizanslı entelektüel elitlerin Yunan kültürünü nasıl odaklarına aldıklarının kanıtı olarak gösteriliyor. Tiflis’teki Gürcistan Ulusal Müzesi’nden gelen kıymetli taşlarla bezemeli altı madalyon Bizans’ın Gürcistan’ı da kapsayan etki alanına işaret ediyor kuşkusuz. Cenova’daki Sant’Agostino Müzesi’nden gelen, 13. yüzyıla ait İznik işi ipek dokuma, Bizans yaşamını ve geleneklerini tasvir ediyor. İşte bu nadide ipek dokumada Bizanslıların korkunç işkence yöntemlerini de görebiliyoruz.
İşkenceyi ipek gibi narin bir kumaşa dokumak da nasıl yaman bir çelişki. İstanbul’daki Bizans medeniyetinin benzersiz objelerini Londra’da görmek de öyle.
Nitekim Tim Stanley’ye “İstanbul’a bir Bizans müzesi gerekli mi?” diye sorduğumda İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin zengin bir Bizans koleksiyonu olduğunu, geçmişte de bir Bizans bölümünün bulunduğunu hatırlatıyor. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin böyle bir boşluğu doldurabileceğini söylüyor.

KOÇ’UN 100. YILI
Serginin Osmanlı’ya ayrılan bölümü ‘Yeniden Doğan Bir Başkent’ başlığını taşıyor.
Bu bölümde Topkapı Sarayı’ndan Dublin’deki Chester Beatty Müzesi’ne kadar pek çok kurumdan ödünç alınan muazzam koleksiyon parçaları var. Anladığım kadarıyla Dublin’deki müzede Osmanlı tasvirlerine yer veren çok sayıda minyatür var. Dublin’e kadar nasıl ulaştıkları kafamda ayrı bir soru.
Londra’daki National Gallery’den gelen ‘Fatih Sultan Mehmet Portresi’ serginin odağında. İtalyan ressam Gentile Bellini’nin eseri 1480 tarihli.
New York’taki Metropolitan Müzesi’nden gelen siyah beyaz portre, Muhteşem Süleyman’ın gerçeğe en yakın portresi olabilir. Eser, 1555-1559 yılları arasında Alman elçilik heyetiyle İstanbul’u ziyaret eden Danimarkalı sanatçı Melchior Lorck’a ait.
Yine Metropolitan’dan gelen, Venedik’te yapılmış bir başka portrede Kanuni Sultan Süleyman mücevherlerle donatılmış bir miğferle karşımızda.
Nadide kaftanlar, altın taht, kıymetli taşlarla bezenmiş mataralar, sırma işlemeli halılar Topkapı Sarayı’nın hazinesini ziyaretçilerin ayaklarına getiriyor bu sergiyle. Sergiyle ilgili haberlerde sıkça kullanılan 19. yüzyıla ait sarı ipek entari ise Sadberk Hanım Müzesi’nden.
V&A’da gece verilen kalabalık resepsiyonda karşılaştığımız Sadberk Hanım Müzesi Direktörü Hülya Bilgi, sergiye koleksiyonlarından dokuz parça ödünç verdiklerini anlatıyor.
Bilgi çok iyi tanıdığı küratör Tim Stanley’in ‘Bir Şehir, İki İmparatorluk’ projesine hazırlanırken Sadberk Hanım Müzesinde kendisini ziyaret ettiğini ve bazı eşyaları ödünç almak istediğini anlatıyor.
“Stanley projesini anlatırken Koç Topluluğu’nun 100. yıl kutlamaları kapsamında yurt dışında bir sergiye destek olabileceğini düşündüm ve Ömer Koç’a projeyi önerdim” diye anlatıyor.
Tabii önerisi hemen kabul görmüş ve V&A’nın bu muazzam sergisi Koç iş birliğiyle hayata geçmiş. Çin kökenli Huo Family Foundation, 9 Mayıs 2027’ye kadar devam edecek sergiye 200 bin sterlin destek sağladı.