Türkiye’de sporla tanışan gençlerin büyük çoğunluğu, saha kenarından gelen baskı, eleştiri ve beklentilerle karşı karşıya kalıyor. Bu görünmeyen yük, oyunun doğasındaki özgürlüğü gölgelerken birçok gencin spordan uzaklaşmasına neden oluyor. Oysa sporun özü, rekabetten önce cesaret etmekte, kazanmak kadar denemekte ve oyunun kendisinde saklı. adidas, Türkiye Voleybol Federasyonu iş birliğiyle hayata geçirdiği ‘Sen Oyna’ kampanyasıyla bu döngüyü kırmayı hedefliyor. Kampanya, gençleri sonuç odaklı bir bakıştan uzaklaştırarak oyunun keyfine, birlikteliğin gücüne ve yeniden deneme cesaretine odaklanmaya çağırıyor; sahada, sokakta ya da hayallerde başlayan oyunun herkes için erişilebilir olduğunu hatırlatıyor. adidas Türkiye Kıdemli Pazarlama Direktörü Onur Demircan projeyi anlatırken “Türkiye’de spor iletişimini yalnızca bir mesaj aktarımı olarak değil, bir bağ kurma biçimi olarak görüyoruz” diyor.
Türkiye Voleybol Federasyonu ile kurduğunuz bu iş birliği adidas açısından nasıl bir stratejik anlam taşıyor? Türkiye pazarındaki konumlanmanızda nasıl bir rol oynuyor?
adidas olarak sporun geleceğine uzun vadeli bir vizyonla bakıyor, her branşta bu heyecanın bir parçası olmayı önemsiyoruz. Geçten yıl Fenerbahçe Spor Kulübü ve Türkiye Futbol Federasyonu ile gerçekleştirdiğimiz iş birliklerinin ardından, Türkiye Voleybol Federasyonu ile hayata geçirdiğimiz bu yeni ortaklık Türkiye’deki mirasımızı daha da güçlendiren önemli bir adım. Voleybol, Türkiye’de yalnızca bir spor değil; hayatın doğal bir parçası ve güçlü bir kültür. Birlikte gururlandığımız ve aynı heyecanda buluştuğumuz bir alan. Başarılarıyla ilham veren çok güçlü bir milli takımımız var ve gençlerin bu oyuncuları rol model aldığını görüyoruz. Eda Erdem, Hande Baladın, İlkin Aydın ve Cansu Özbay gibi isimler de adidas partner sporcuları olarak iletişimimizin önemli bir parçası. adidas globalde sporu yalnızca performansla değil, aynı zamanda bir kültür alanı olarak konumluyor. Türkiye’de voleybolun yarattığı güçlü karşılık da bu yaklaşımla örtüşüyor. Bu iş birliğini yalnızca bir sponsorluk olarak değil; Türkiye’nin sahip olduğu spor kültürünü büyütme ve daha geniş kitlelere ulaştırma fırsatı olarak görüyoruz.
Bu iş birliğinin kapsamı oldukça geniş; A Milli Takımlar’dan altyapıya kadar uzanıyor. Bu kadar bütüncül bir yapı kurarken önceliğiniz ne oldu?
En başından itibaren bu iş birliğinin yalnızca A Milli Takımlar’la sınırlı kalmaması gerektiği konusunda hemfikirdik. Çünkü voleybolun gücü sadece en üst seviyede değil, hayatın her anında var olabilmesinden geliyor. Türkiye Voleybol Federasyonu ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği kapsamında A Milli Kadın ve Erkek Voleybol Takımlarından altyapı milli takımlara, plaj ve kar voleybolu ekiplerinden Fabrika Voleybol Okulları’na kadar uzanan kapsamlı bir yapı kurguladık. Bu yaklaşım, spora sadece bugünüyle değil, geleceğiyle birlikte yatırım yaptığımızın güçlü bir göstergesi. Bu yapıyı oluştururken en önemli önceliğimiz, oyunun başlangıç noktasına da dokunabilmekti. Çünkü bizce asıl hikâye orada başlıyor.
2031’e kadar uzanan bu ortaklığı bir sponsorluktan öte bir gelişim projesi olarak mı konumlandırıyorsunuz?
Kesinlikle öyle. Amacımız sadece bugünün başarılarının bir parçası olmak değil; geleceğin sporcularının yetişmesine katkı sağlamak. Türkiye’de voleybolun yakaladığı ivmeyi daha da ileri taşımak, yeni hikayelerin yazılmasına alan açmak ve voleybolu daha geniş kitlelere ulaştırmak bu iş birliğinin en önemli tarafını oluşturuyor. Bir diğer önemli nokta da özellikle kız çocuklarının spora erişimini artırmak ve onları sahaya çıkmaları için cesaretlendirmek. Kadın voleybolcularımızın yarattığı güçlü ilhamın daha fazla genç kıza ulaşmasını sağlamak ve onlara kendi hikayelerini yazabilecekleri alanlar yaratmak istiyoruz
‘Sen Oyna’ kampanya filmi oldukça güçlü. Bu filmin çıkış noktası neydi?
Çok basit ama güçlü bir içgörüden yola çıktık: Türkiye’de voleybol her yerde. Sadece sahada değil; sokakta, parkta, arka bahçede… Bazen tek başına, bazen bir takımla. ‘Sen Oyna’ ile bu ruhu hatırlatmak istedik. Çünkü bizce spor, önce oynamakla başlıyor. Bu bir oyun ve bu oyunda herkes için bir yer var. Bu yaklaşımla sadece profesyonel sporcuları değil, oyuna adım atmak isteyen herkesi kapsayan bir çağrı yapmak istedik. Kampanyanın temelinde “oyuna dahil olma” fikri var. Oyunu kuran da, oynayan da sensin. Sen yoksan, oyun da yok.
Kampanya için hazırlanan şarkı da dikkat çekici. Bu tercihi nasıl kurguladınız?
Müzik bu kampanyanın duygusunu taşıyan en güçlü unsurlardan biri. Farklı jenerasyonlara hitap eden, akılda kalıcı ve enerjisi yüksek bir şarkı ile seslenmek istedik. Önümüzde voleybol açısından çok heyecan verici bir yaz var. ‘Sen Oyna’yı bu süreçte her yerde duyacağımıza ve ortak coşkuyu büyüteceğine inanıyoruz.

adidas x TVF koleksiyonunu geliştirirken sporculardan nasıl geri bildirimler aldınız?
Sürecin en başından itibaren sporcularla yakın temas halindeydik. En önemli geri bildirim, sahada daha özgür hissetmek istedikleri yönündeydi. Biz de hareketi kısıtlamayan, hafif ve konforlu bir yapı üzerine odaklandık. Tasarım tarafında sade ama güçlü bir dil benimsedik ve milli kimliği ön plana çıkarmayı hedefledik.
Koleksiyonun geniş trainingwear yapısının arkasındaki ihtiyaç neydi?
Sporu sadece maç anıyla sınırlı görmüyoruz. Antrenman, seyahat ve günlük hayat bir bütün. Bu nedenle koleksiyonda sporcuların performans sürecini bütüncül şekilde destekleyen geniş bir yapı oluşturduk. Önümüzdeki dönemde bu iş birliğini saha dışına da taşıyarak lifestyle ürünlerle genişletmeyi hedefliyoruz.
Türkiye gibi dinamik bir pazarda spor iletişimini nasıl kurguluyorsunuz?
Türkiye’de spor iletişimini yalnızca bir mesaj aktarımı olarak değil, bir bağ kurma biçimi olarak görüyoruz. Voleybol bu anlamda güçlü bir kültür alanı. Biz de bu kültürün içindeki gerçek hikâyeleri anlamaya odaklanıyoruz. Spor iletişimini, gençlerle ortak bir hayali paylaşmanın aracı olarak görüyoruz.
Kadın sporuna yaklaşımınız bu iş birliğinde nasıl somutlaşıyor?
Kadın sporunun yükselişi adidas olarak en önemli odak alanlarımızdan biri. Türkiye, kadın voleybolunda güçlü bir hikâyeye sahip. Bu birliktelikle yalnızca bugünün sporcularını değil, geleceğin sporcularını da destekliyoruz. Özellikle kız çocuklarını sahaya çıkmaya teşvik etmek bu projenin en önemli motivasyonlarından biri. ‘Sen Oyna’ tam da bu noktada bir çağrıya dönüşüyor: Sahaya çık, dene, hata yap, yeniden başla… Çünkü bizim için en önemli şey kazanmak değil, oynamak.
Genç tüketicilerde öne çıkan trendler neler?
Gençler artık yalnızca ürün değil, bir kültür ve deneyim arıyor. Spor perakendesi ürün merkezli olmaktan çıkıp kimlik ve hikâye merkezli bir yapıya evriliyor. Türkiye’de genç kitlede sporun günlük stilin parçası haline gelmesi, sosyal medya üzerinden deneyimlenmesi ve markalardan hikâye beklenmesi öne çıkan trendler arasında. Biz de bu noktada sadece ürün değil, ilham veren bir deneyim sunmayı hedefliyoruz.