‘Richard Hammond’s Workshop’un beşinci sezonuna geldik. Sizce programın bu kadar sevilmesinin nedeni ne?
Bence çok dürüst bir program. Aynı zamanda gerçek bir tutkunun ürünü. İnsanların bir şeye gerçekten tutkuyla bağlı olduğunu izlemek her zaman etkileyicidir. Tutku bulaşıcıdır. İnsanlar ne yaparsa yapsın, eğer bir şeyi seviyor ve onun etrafında toplanıyorsa biz de izleriz. Televizyon bunu çok iyi yapıyor. At yarışından seramik yapımına, pastacılıktan dansa ya da araba restorasyonuna kadar her şey izleyiciyle bağ kurabilir.
Programda arabalar da adeta başrolde, değil mi?
Evet, kesinlikle. Arabalar işin merkezinde. Hayatımızı sürdürebilmemizi sağlayan en önemli icatlardan biri. Bizi okula, işe, tatile, sevdiklerimize götürüyor. Bu yüzden yalnızca bir makine olmanın ötesinde bir anlam kazanmaları çok doğal. Duygusal bir bağ kuruyoruz. Programda bunu görmek istiyoruz. Sadece pahalı klasik arabalar değil; daha mütevazı araçlar da var ve sahipleri için en az onlar kadar değerli. Arabaları insanlaştırmayacağım, canlı değiller; ama hayatımızın içine dokunmuş durumdalar. Ama programda en önemli şey aslında müşteriler. Her aracın bir hikâyesi var. İnsanlar “Arabamı tamir eder misiniz?” demiyor; “Bu arabayı şu yüzden aldım” diyor. Ama her şey bütçeyle sınırlı. Biz de o bütçe içinde en iyisini yapmaya çalışıyoruz. İnsanlar bize güveniyor ve bu programın gerçek olmasını seviyor.
Burada bahsettiğiniz ‘gerçeklik’ten kasıt ne?
İnsanlar sunucuların samimi olduğunu görmek istiyor. Kameralar kapandığında da aynı şeyi yapıyor olmam önemli. Arabalarla çalışmak benim hayatımın bir parçası. Bu da izleyiciye güven veriyor.
Hikayeyi başa sararsak, tamirhaneyi kurma fikri nasıl ortaya çıktı?
Büyükbabam araba karoseri ustasıydı. Birmingham’daki Mulliners’ta ve sonra Jensen’da çalıştı. Yani bu iş bizim ailede var. Muhtemelen araba sevgimin kaynağı da bu. 30 yıl boyunca otomobil dünyasının içinde ama dışarıdan bir gözlemci olarak yer aldım. Bu kez içeriden bakmak istedim. Artık otomobil fuarlarında kendi standımızla yer alıyoruz. Eskiden gazeteci olarak dolaşırken şimdi “Ben de bunun bir parçasıyım” diyorum. Bu çok güzel bir his.

Klasik bir arabayı restore ederken hissettiğiniz duyguyu anlatabilir misiniz?
Arabalar gerçekten çok önemli. İnsanlık olarak yaptığımız en önemli şeylerden biri olabilirler. Çünkü hareket etmemizi sağlıyorlar. Yiyecek bulmak, arkadaşlarla buluşmak ya da savaşmak… Ne yaparsak yapalım hareket etmek zorundayız. Bu yüzden arabalar sadece bir araç değil, kim olduğumuzu da ifade ettiğimiz bir şey. Her araba aslında bir zaman kapsülü. Yapıldığı dönemin izlerini taşır; lüksü, gücü ya da sadeliği anlatır. Bu yüzden her arabanın söyleyecek bir hikâyesi vardır.
Restore edilmiş bir arabayı sahibine geri verirken duygusal bir an oluyor mu?
Kesinlikle. Debbie McGee’ye eşinin hatıralarını taşıyan arabasını teslim ettiğimiz an çok etkileyiciydi. Arabalar insanların hayatındaki anılarla dolu. Birçok müşteri, o araç sayesinde birine bağlanıyor. Arabada yalnız olsanız bile geçmişte o aracı paylaştığınız kişiyle bağ kuruyorsunuz. Arabalar anıları canlandıran bir alan. O yüzden program duygusallıkla dolu. Mesela bir müşterimiz BMW Isetta’sını getirmişti ve çok kısa bir teslim süresi vermişti. Ekibimiz gece gündüz çalıştı. Aracı teslim ettiğimizde adamın mutluluğu inanılmazdı. İlginçtir, en duygulananlar genelde en sert görünen insanlar oluyor.
Arabaları birer sanat eseri olarak görüyor musunuz?
Seri üretim ürünler ama evet, kesinlikle. Bu kadar önemli bir nesnenin duygu ve estetikle dolu olması çok doğal. Klasik arabalar yapıldıkları dönemi anlatıyorlar. 50’lerin Amerikan arabası o dönemin ruhunu taşır, Trabant başka bir hikâye anlatır. Arabalar tarih yüklüdür.
İzleyicinin programdan ne almasını istiyorsunuz?
Arabanın hayatımızdaki önemini hatırlamalarını. Arabalar bazen haksız yere eleştiriliyor. Oysa bizi hayata bağlayan bir araç. Bu program da arabaları ve onlara duyulan sevgiyi kutluyor. Her araba bir hikâye ve biz artık o hikâyenin bir parçasıyız. Hikâyeler asla bitmez. Her telefon yeni bir hikâye demek. Restorasyon sadece teknik değil, aynı zamanda duygusal bir süreç. Bu yüzden her zaman anlatacak bir şey olacak.