Olimpiyatlar öncesinde “her şeyin önceden belli olduğu” algısı sıkça konuşuldu. Siz buna katılıyor musunuz?
Olimpiyatlar hiçbir zaman önceden yazılmış bir senaryo değildir. Evet, sezon boyunca öne çıkan isimler, istatistikler ve formlar konuşulur ama Olimpiyatlar tek günle, hatta bazen tek bir atlayışla belirlenir. Dört yıl boyunca çalışırsınız ve her şey birkaç saniyeye bakar. Bu da onu sporun en öngörülemez, en kırılgan ama aynı zamanda en büyülü anı hâline getirir.
Yani favori olmak her zaman avantaj değil mi?
Kesinlikle değil. Favori olmak çoğu zaman ekstra bir baskı anlamına gelir. Olimpiyatlarda herkes sinirli, herkes gergin ve herkes kendinden beklenti içinde. Bu yüzden daha önce sezonda podyuma çıkmamış bir sporcunun bile Olimpiyat günü her şeyi tersine çevirmesi mümkündür. Orası sıfırdan başlanan bir yarış gibidir.
Olimpiyatları diğer büyük organizasyonlardan ayıran temel fark sizce nedir?
Zihinsel yük. Dünya Kupası, Dünya Şampiyonası ya da Dört Tepe Turnuvası çok büyük organizasyonlar ama Olimpiyatlar dört yılda bir geliyor. O gün kötüyseniz telafisi yok. Sporcu bunu bilir ve bu bilgi bazen teknikten daha ağır bir yük hâline gelir. Asıl mücadele çoğu zaman kafanın içinde yaşanır.
Bir sporcunun Olimpiyat günü ideal zihinsel durumu ne olmalı?
Mükemmel olmaya çalışmak en büyük hatadır. En iyi performanslar genellikle “fazla zorlamadan”, sade ve net bir planla gelir. Kendi işinizi yapmak, başkalarına bakmamak ve anın içinde kalmak gerekir. Ne geçmiş başarılar ne de gelecek beklentiler o gün size yardımcı olur.
Bazı efsane isimler var ki Olimpiyat altını hiç kazanamamış olmalarına rağmen sporun en büyükleri arasında sayılıyor. Başarıyı nasıl tanımlıyorsunuz?
Madalyalar elbette önemli ama her şey değil. Bazı sporcular sporu dönüştürür, tekniği değiştirir, bir kuşağı etkiler. Bu tür miraslar madalya sayısından bağımsızdır. Spor tarihine baktığınızda, iz bırakan isimlerin hepsinin kariyerinde bir Olimpiyat altını olmak zorunda değildir.
Siz kayakla atlama sporunun efsanelerindensiniz… Bir sporcunun “efsane” olmasını ne belirler?
Süreklilik, etki ve saygı. Rakiplerinin ona bakışı, genç sporcuların onu örnek alması, sporun genel gidişatına yaptığı katkı… Bunlar zamanla oluşur. Bir yarışla değil, yıllarla ölçülür.
Olimpiyatlar aynı zamanda bir veda sahnesi de olabiliyor. Bu durum sporcu üzerinde nasıl bir etki yaratıyor?
Son Olimpiyatına çıktığını bilen bir sporcu için bu çok yoğun bir deneyimdir. Bir yandan yılların emeğini temsil ediyorsunuz, diğer yandan kapanan bir defter var. Bu bazen ekstra motivasyon sağlar, bazen de duygusal bir yük getirir. Her sporcu bunu farklı taşır.
Sporculuktan yorumculuğa geçmek zihinsel olarak zor mu?
Başta evet. Sporcu olduğunuzda her şeyi kontrol etmeye çalışırsınız; bedeninizi, tekniğinizi, ritminizi… Yorumcu olduğunuzda ise izlersiniz, analiz edersiniz ama müdahale edemezsiniz. Bu büyük bir zihinsel değişim. Ama aynı zamanda spora daha geniş bir açıdan bakmayı da öğretir.
Yorumcu olarak Olimpiyatları izlemek, sporcu olarak yaşamaktan ne kadar farklı?
Sporcu olduğumda yarışlar bana çok uzun gelirdi; bekleme süreleri, stres, iç konuşmalar… Yorumcu olarak ise her şey çok hızlı akıyor. Çünkü her atlayışa, her detaya odaklanıyorsunuz. Zaman algısı tamamen değişiyor.
Olimpiyatların genç sporcular üzerindeki etkisini nasıl görüyorsunuz?
Çok güçlü. Küçük yaşta Olimpiyat izleyip “ben de orada olmak istiyorum” diyen pek çok sporcu var. Rol modeller bu yüzden çok önemli. Çocukların televizyonda kendilerine benzeyen, kendilerinden bir parça bulabilecekleri sporcuları görmesi büyük bir motivasyon yaratıyor.
Bugünün Olimpiyatları, geçmişle kıyaslandığında nasıl bir yerde duruyor?
Teknik olarak çok daha ileri bir noktadayız ama temel duygu aynı: Baskı, hayal, korku ve umut... Değişmeyen şey, Olimpiyatların hâlâ sporun en ‘çıplak’ yani en gerçek hâlini ortaya koyması. O gün her şey olabilir ve kimse buna tam olarak hazırlıklı değildir.
Son olarak, izleyiciler için sizce en doğru bakış açısı ne olmalı?
Sonuca değil, ana odaklanmak. Bir sporcunun oraya gelene kadar verdiği mücadeleyi görmek, tek bir atlayışa sıkışmış dört yılı düşünmek… Olimpiyatları özel yapan da tam olarak bu kırılganlık.
Milano Cortina 2026 Kış Olimpiyat Oyunları, 6 Şubat Cuma ikonik San Siro Stadyumu’nda yapılacak törenle resmi açılışını yapacak. Bu adrenalin 22 Şubat Pazar gerçekleşecek Kapanış Töreni’ne kadar devam edecek. Sporseverler müthiş karşılaşmaları, Türkiye’de Eurosport ve HBO Max ayrıcalığıyla 19 gün boyunca canlı olarak izleyebilecek.