Özgün işleriyle bilinen ve 2021 yılında aramızdan ayrılan seramik sanatçısı Melike Abasıyanık Kurtiç’in ‘Kayada Büyürüm Ben’ sergisine ev sahipliği yapıyor Galerist…
Galeri Nev iş birliğiyle, Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nin (KTSM) desteğiyle açılan sergi, bir anlamda geçen yıl Ankara Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde, Deniz Artun küratörlüğünde hayata geçen Kurtiç’in ‘Bir Denizkestanesinin Anıları’ sergisinin devamı.
Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nin ana sponsorluğunda geçen yıl Ankara’daki sergiyi kaçırdım; ancak sergi nedeniyle yayımlanan, mor kapaklı, kabartma bir denizkestanesinin yer aldığı ‘Bir Denizkestanesinin Anıları’ kitabı KTSM sayesinde elimin altında. Gerçek bir doğa tutkunu olan, Adapazarı 1933 doğumlu Melike Abasıyanık Kurtiç, kişisel anekdotlar serpiştirdiği kitabında çocukluğuna, sanata ilgi duymasına, kariyerine ve özellikle sanatına ışık tutuyor. Kuzeni, Türk edebiyatının önde gelen ismi Sait Faik Abasıyanık’ın doğumuyla ilgili tepkisine yer verdiği şu pasaj o kadar içten ki: “Sıcak bir ağustos günü Adapazarı’na amcasını görmeye gelmiş. Anam, karnı burnunda ikinci bebeğini beklemede. Ağustos sıcağının boğuntusu içinde Sait Faik ile babam, Adapazarı’nın ünlü Çark Mesiresi’ne giderler. İki saat sonra eve döndüklerinde ben yeryüzünün ilk soluğunu almışım bile. “Ulan,” derdi abim Sait, “Böylesine kolay ve çabuk gelinirmiş demek dünyaya…”
Çocukluğu Adapazarı’nın kabak ve patates tarlalarında güle oynaya geçen Melike Abasıyanık’ın gözü, ‘küçük yaştan beri kendisini dürten yaratıcı gücünü’ ortaya koyacak Güzel Sanatlar Akademisi’ndedir. Kumaş Desenleri Bölümü’ne girer. 1960’larda ise Eczacıbaşı Seramik Fabrikası’nda işe başlar; tabak desenleri yaparken günün birinde seramikle tanışır. Seramiği daha iyi öğrenmek için Danimarka’da 75 yıllık bir seramik atölyesinde çalışmaya başlar. Kısa bir süre sonra yakın arkadaşı Alev Ebüzziya ile Kopenhag Kraliyet Fabrikası’na başvurur, kabul edilir ve kadroya alınırlar. Porselen çalışmaları çok başarılıdır; ancak onun gönlünde yatan aslan seramiktir. “Beni esas çeken çamur ve onun ellerimde biçimlenmesiydi” der anılarında.
Talebi üzerine fabrikanın form araştırma bölümüne alınır ve tek parça seramik formlar ile sırlar üzerinde üç buçuk yıl çalışır.
GÖRDÜĞÜ KÜRELERİ KUCAKLAMAK İSTEĞİ
Kopenhag Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi’nde konuk sanatçı olarak çalışır; eşinin görevi nedeniyle kaldığı Batı Almanya’da seramik üretimine devam eder. “Seramik dışında başka bir işle uğraşırken çoğu kez düşüncem yapacağım seramik biçimlerle doludur. Bu biçimleri bazen kâğıt üzerine geçirme ihtiyacını duyar, olduğum yere çöker ve çözmeye başlarım” diyen sanatçı, giderek küresel biçimlere ilgi duymaya başlar.
Yeryüzü küresinden, yediği portakal, erik ve fındığa kadar küre biçimindeki her şeyden etkilenir. Bir cümlesinde şöyle der: “Gördüğüm hiçbir küre ve yuvarlak yok ki bende sevgi, kucaklama duygusu uyandırmasın.”
Küreyle yalnızca dış form üzerinden değil, iç hacim üzerinden de ilgilenir: “Kürenin içindeki hareketi seramikle belirginleştirmek, vurgulamak istiyorum. Kürenin organiğe dönüşmesi ve küre içindeki yaşama olayının dışa yansıması, iç hacimlerin kabına sığmaması, dış biçim zenginliğinin iç biçim zenginliğiyle özdeşmesi gibi, aslında organik sayılabilecek bir olaylar dizisini inceliyorum. Örneğin bir fındık kırıyorsunuz, içinden bambaşka bir şey, bir başka öz çıkıyor.”
Galerist’teki sergide Melike Abasıyanık Kurtiç’in, içinizde dokunma hissi uyandıran, birbirinden çarpıcı yuvarlak formları ve küreleri yer alıyor. Kimi yusyuvarlak, ortasında bir gözle; kimi yivli, kimi ortadan bölünmüş iri bir ceviz görünümünde. Yan yana dizilmiş, midyeleri andıran siyah formlar da var. Ancak ‘Kayada Büyüdüm Ben’ sergisinin ağırlıklı teması denizkestaneleri. Sanatçının, dikenlerine rağmen -en son iki yıl önce kurbanları olmuştum- denizin en sevimli yaratıklarından biri olan denizkestanesiyle tanışması, 1976 yılında Çeşme’de gerçekleşir.

ÇİZMESEYDİM GEBERECEKTİM
Tanışmayı sanatçı, ‘Bir Denizkestanesinin Anıları’nda ayrıntılı biçimde anlatır. “Çizmeseydim geberecektim. Yirmi yılı aşkın seramikle uğraşımdan sonra, 1976 yılında yaz tatilimi geçirdiğim Çeşme kıyılarında başlayan denizkestanesi serüvenimi böyle özetleyebilirim.” Melike Abasıyanık Kurtiç, yüzmeye çalıştığı bir gün deniz kıyısında, taşın köşesine gizlenmiş siyah bir nesneyle karşılaşır. Bunun bir denizkestanesi olduğunu keşfeder ve onu çizme tutkusuna karşı koyamaz. Kurşun kalemle eline geçen kâğıtlara çizmeye başlar. Denizkestanesini taşların üzerinde gözlemlerken, tüm dikenlerinin büyük bir uyum içinde, her an değişen devinimine tanıklık eder. “Bu olağanüstü devinimi varoluş savaşımızın en belirgin örneği olarak yaşamaya başladım” diyen sanatçı, gözüyle yakalayamadığı ayrıntıları tespit etmek için büyüteç kullanmaya başlar.
Yeni fark ettiği ayrıntıları bir nakkaş duyarlılığı ve titizliğiyle çizer. Denizkestanesinin dikenlerinin devinimi, kırılan kabuktan dökülmeleri, kabuğu üzerindeki büyükten küçüğe dizilen nokta kabarcıkları öylesine bir ustalıkla çizilmiştir ki, ilk bakışta fotoğraf sanılabilir. Kitapta yer alan fotoğraflardan birinde, mayolu Melike Abasıyanık Kurtiç, deniz kıyısında, bir elinde iki, diğerinde bir denizkestanesiyle görülür.
Denizkestanelerinin dikenlerinin batmasından kaygı duymadığına göre, devinimlerini iyi kestirebildiği anlaşılır.
Nitekim 1986 yılında Macar Radyosu ile yaptığı söyleşide şunları söyler: “Ben denizkestanelerine ayağımıza batan, canımızı yakan bir hayvan olarak bakmadım. Ben onların dikenlerini inceledim; bunların nasıl hareket ettiklerini ve hareketlerindeki uyumu, bu olayda var olan doğanın uyumunu gördüm. Ve küçük hayvancıklar deniz kıyılarında dikenlerini döktükten sonra, dikenlerinin yeri de ilginç bir biçim, bir rölyef gösteriyor ki, bu doğanın matematiksel düzenini ve güzelliğini kanıtladı bana.”
BERK’İN DİZELERİ, URAS’IN DİKENLERİ
Sanatçının denizkestanesi serüvenine, deniz kıyısında sanata dönüştürdüğü başka keşifler eşlik eder. Örneğin kıyıya vuran, kurumuş, güneşte rengi dönmüş uzun ince yosunlar kurutulur ve bir pleksiglas levha üzerinde sanat eserine dönüşür. Melike Abasıyanık’ın objektifinden, Portekiz’de okyanus kıyısında med-cezirin kumsalda bıraktığı izler sanatsal bir fotoğraf olarak karşımıza çıkar.
‘Kayada Büyüdüm Ben’ sergisinde Abasıyanık’ın seramik, desen, suluboya ve yerleştirmelerine eşlik eden sanatçıların üretimleri, onun düşünce biçimi, form anlayışı ve malzemeyle kurduğu ilişkiyle örtüşüyor. Bu sanatçılar ise şunlar: Deniz Aktaş, Ece Bal, Gökhun Baltacı, İlhan Berk, Zeynep Kayan, Thiago Roche Pitta, Anıl Saldıran, Johanna Siedel, Elif Uras, Burcu Yağcıoğlu, Masao Yamamoto. İlhan Berk’in kıvrak nü çizimleri ve dizeleri; Elif Uras’ın seramik kadın bedenlerine yerleştirdiği minik dikenler; Masao Yamamoto’nun siyan-beyaz fotoğrafları; Deniz Aktaş’ın doğadaki kuru çiçekleri, Abasıyanık’ın işleriyle uyum içinde...
Galerist ile Galeri Nev’in 2018’den bu yana sürdürdükleri ortak sergi geleneğini günümüze taşıyan ‘Kayada Büyüdüm Ben’ sergisi, 21 Şubat 2026 tarihine kadar izlenebilir.