Bu yıl 15 Mayıs’ta kapılarını açan ve 21 Haziran tarihine kadar sürecek olan, Çelenk Bafra küratörlüğünde, ‘GÖKzemin’ temalı 7. Uluslararası Mardin Bienali ilk kez eski şehrin dışına çıkarak, Dara Antik Şehri’ne ve Kızıltepe’ye kadar uzanıyor. Deyrulzafaran Manastırı ilk kez kapısını kapsamlı bir sanat etkinliğine açıyor ve kadim duvarları sanatçı Vahap Avşar’ın Buhara’da eski ahşaplarla ürettiği iki kar leoparını bağrına basıyor.

ÇELENK BAFRA
Türkiye’den ve 20 farklı ülkeden 42 sanatçı ve sanatçı grubunu bir araya getiren bienalin hedefi yerel bağlam ile uluslararası sanat pratikleri arasında ilişki kurmak. Nitekim bienalde yer alan pek çok yabancı sanatçı, Mardin’in benzersiz dokusunu göz önüne alarak yerel sanatçı ve zanaatçılarla işler üretmiş.
Mardin’e ayak basar basmaz ilk ziyaret Mezopotamya Ovası’na bakan Marangozlar Kahvesi, ardından bienal açılışının yapıldığı Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi ve hemen karşısındaki Kervansaray…
Marangozlar Kahvesi’nin terasında kahvemizi yudumlarken Mehtap Baydu’nun bir direkte bayrak gibi dalgalanan eserini gözden kaçırmak mümkün değil. Arter’de ‘Seni Sevmek Çok Zor Sergisi’ devam eden Bingöllü sanatçının eseri, bölge kadınlarının çatışmaları durdurmak için tarafların arasına başörtülerini atma geleneğine atıfta bulunuyor.
Kahvenin içinde Lahorlu sanatçı Hamra Abbas’ın ‘Eller’ ile Mehmet Ali Boran’ın ‘Sihirli Ev’ videolarını ve Ordulu sanatçı Aydın Alper’in Dara’daki sarnıç için özel ürettiği heykelin çizimini görebilirsiniz.
Kervansaray’da bizleri Yunanlı sanatçı Esmeralda Kosmatopoulos’un İranlı sufi şair Attâr’ın Mantıku’t-Tayr’ın (Kuşların Dili) eserinden yola çıkarak mekâna özgü ürettiği yedi kuşun kanatları karşılıyor. Papağana ait olan ilki, renkleriyle baş döndürücü.
Ekin Kano’nun, Mardin ve çevresindeki Kınalı Keklik’i bakteriyel selülozla tasvir ettiği duvarla bütünleşen yerleştirmesi, Rozelin Akgün’ün yerel Midyat taşının öğütülmüş halinin lifli yüzeye uygulayarak yaptığı panolardan oluşan eseri Kervansaray’da yer alan eserler arasında.
Rocha’nın egzotik bitkileri
Sabancı Vakfı tarafından restore edilerek 2009 yılında açılan Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi, geçen yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmişti. Polonyalı-Roman sanatçı Malgorzata Mirga-Tas’ın büyük ölçekli kumaş baskılarının taş cephelerine asılı olduğu bu müzede, sizi ilk karşılayan Mardinli uçurtma sanatçısı Zahit Mungan’ın bu bölgede sıkça rastlanan devasa sarı bir akrep uçurtması.
Sarı rengin devamı olarak içeride yan yana dizilmiş güneşler Ahmet Doğu İpek’e ait. Sanatçının ‘Çok Uzaktan ve Hep’ isimli eseri, özel bir kağıda yağlı boya sürüp, yağın kağıda nüfuz etmesiyle ortaya çıkan bir nevi güneş takvimi. Pandemi sırasında 150 tane güneş yapmış Ahmet Doğu İpek.
Mardin doğumlu ancak Diyarbakır’da yaşayıp üreten, Loading Sanat Alanı’nın kurucularından Erkan Özgen’in Diyarbakır’da bir çöplükte, çöp toplayan kadınlarla çektiği 4 dakikalık video hayli çarpıcı. “Atıkları sadece kadınlar değil erkekler de topluyor. Ancak kadın emeğini daha görünür kılmak istedim. Ayrıca videoda duyulan dengbej şarkılarının taşıyıcıları da kadınlar” diyor.
Çöplükten, Mezopotamya florasında endemik bitkilerin peşine düşen Brezilyalı sanatçı Camila Rocha’nın ‘Israrın Bitkileri’ eserinde -tepeden uzanan- yarattığı egzotik atmosferine geçiyoruz. Folia Sergisi’nde Abdülmecid Efendi köşkünden sarkan dev eğreltiotu eseriyle dikkat çeken Camila Rocha, Mardin’de tatlı kıvrımlarla tavandan yere uzanan, renkli bitkilerini seyretmek için etrafa minderler serpiştirmiş.
Mardin Kızıltepeli genç sanatçı Hüseyin Aksoy’un müzede birbirinin devamı gibi duran üç işinin adı ‘Bir Uygarlık İnşası Üzerine.’ Hüseyin Aksoy sütunları, heykelleri, düz damlı evleri, labirentleriyle eski medeniyetlerin izlerini taşıyan işiyle ilgili “Tamamen ütopik kentler kurguladım. Bugün bir uygarlık tahayyül edilirse nasıl edilebilir? Pek de insanın içinde yaşamadığı bir uygarlık tahayyülü gibi düşünebiliriz bunu” diyor.
Cansu Çakar’ın bienale özgü ürettiği spiral şeklindeki işi ‘Yeni Nadirlikler’ harika çizimleri peş peşe sıralıyor. Fenike Moru diye de bilinen, deniz salyangozlarından elde edilen mor renginin peşinden denizleri fetheden Fenikelilerin hikâyesi…
Erinç Seymen, Jakup Ferri, Filistin’de ürettiği videolarıyla Khalil Rabah, Pakistanlı Hamra Abbas müzedeki diğer isimlerin bazıları.
Mardin’de ikinci günün ilk durağı sanata ilk kez kapılarını açan Süryani Ortodoks Deyrulzafaran Manastırı. Heybetli girişinin iki tarafındaki kadim taş duvarlara, Vahap Avşar’ın, Buhara Bienali için 200 yıllık ahşap malzemeyle yerel zanaatçılarla birlikte ürettiği iki ‘Kar Leoparı’ yerleştirilmiş. Avşar, Buhara Bienali sırasında sergilenen Kar Leoparlarının arı kolonileri barındırdığını söylüyor. Kendisi de arı yetiştiricisi olan Vahap Avşar aynı işlemi Mardin Bienaline de uygulamış. Yani duvarların üzerinde baş aşağı duran Kar Leoparları aynı zamanda bal üretilen kovanlar. Bal daha sonra manastıra bırakılacak.
Manastırın girişindeki avluda, Berlin ve Hong Kong arası yaşayan Çinli sanatçı İsaac Chong Wai’nin Almanya’da hayata geçirdiği, eski bir çocukluk ve gençlik cezaevinin demir çitlerinden inşa ettiği tekne bizi karşılıyor.
Manastırın revakları altında Canan Dağdelen’in Selçuklu kubbelerinden ilham alarak ürettiği aynalı kubbeleri manastırın mimarı detaylarını yansıtıyor.
Atinalı sanatçı Maro Michalakakos’un Mardinli zanaatçılarla birlikte ürettiği safran rengi kadifeyle çiçekli kumaşı birbirine geçiren örgüleri, çuvaldızların üzerinde duvardan duvara ve tavana uzanıyor. Michalakakos’un Sabancı Kent Müzesi’ndeki kırmızı kadifeyi tıraşlayarak yaptığı bir yüzü tutan el işi dikkat çekici.
Dara’nın sarnıcındaki sistem hatası
6.Yüzyılda Bizans İmparatorluğu'nun doğudaki son kalesi olan Dara Antik Şehri’nin zindan olarak da anılan su sarnıcına, hayli yıpranmış 40 basamakla indiğiniz anda, nefesinizi kesecek bir manzarayla karşılaşıyorsunuz: İki sütun arasına yerleştirilmiş demir bir çubuğa kuyruğuyla dolanan kocaman beyaz bir yılan kanatlı bir meleği yutuyor.
Sıkıştırılmış plastik filamentin 10 adet 3D Yazıda işlem görmesiyle ortaya çıkan eser kuşkusuz 7. Mardin Bienali’nin en büyük prodüksiyonu. Beş ayrı parça halinde sarnıca getirilmiş ve sekiz kişilik bir ekiple dokuz saat süren bir çalışmayla çubuktan sarkıtılmış. ‘Sistem Hatası: Güncelleyin’ adındaki eser sarnıca o kadar yakışıyor ki en başından beri burada sanırsınız. Döne Otyam ile birlikte bienalin direktörlüğünü üstlenen Hakan Irmak “Keşke eseri Turizm ve Kültür Bakanlığı ya da bir iş insanı satın alsa, hep burada kalsa” diyor.

DÖNE OTYAM İLE HAKAN IRMAK
Bu arada müziğiyle Aydın Alper’in işine eşlik eden akademisyen, sanatçı Selçuk Artut’un sarnıcın kuytularında kinetik iki işi var Küçük çocukların el yapımı ürünlerle peşinizde dolaştığı Dara Köyü’nün agorasında Saraybosnalı Sejla Kameric’ın Mardinli ustalarla ürettiği ‘Agape Bankı’ üstüne oturmanızı bekliyor. Sanatçı eserini Mardin’e hediye etmiş, bank şehri dolayacak.
Kızıltepe’de, bienal mekânı olan Ateş Beyler Hamamı ilçenin tek hamamı. Uzun yıllar kapalı kalmış ve 2007 yılında bölgenin ilk çağdaş sergilerinden birini ağırlamış. İstanbul 18. Uluslararası Bienali sırasında Depo’da gördüğümüz Gazze Bienali-İstanbul Pavyonu’nun bir bölümü burada. Gazze Bienali’nin küratörlüğünü yapan House of Taswir’den Shulamit Bruckstein de Mardin’de ve bize eserleri anlatıyor.
Depo’da gördüğümüz Gazzeli Yasmeen Al Daya’nın, bir çığlık anını anımsatan Hayat maskesi hamamın bir kovuğunda daha da etkileyici. Yine Gazzeli sanatçı Fares Ayach heykeli, Şilili Alfredo Jaar’ın Gazze Bienali İnisiyatifine bağışladığı eseri, Larissa Araz fotoğrafı, bienal içindeki bienalin diğer eserleri. Kızıltepeli sanatçı Mehmet Ali Boran, farklı coğrafyalardaki 80 kişiye “diaspora halini nesnelerle anlatın” sorusunu yöneltmiş ve aldığı cevaplarla seramik objeler üretmiş. Hamamın dış cephe ve duvarlarını bölgenin mitolojinden beslenerek resimlerle donatan Hilal Can’ın yerleştirmesiyle, Gözde İlkin’in ‘Kökler Hatırlar Manzara Bükülürken’ yerleştirmesi karşılıklı odalarda.
Bir Acayip Hane’nin (Senem Rabia-Fatma Alara Akgün) kağıttan yedi katlı yerleştirmesi hem güzel, hem sürprizli.