Her yıl on binlerce çift evleniyor. Kimisi aşkın heyecanına, kimisi alışkanlığın konforuna, kimisi de birlikte kurulan hayatın fikrine inanıyor. Ama bir ilişkiyi ayakta tutan şeyin sonunda hep aynı yere çıktığını biliyoruz: Güven. Peki, sevdiğiniz insanın yaptığı en kötü şeyi öğrendiğinizde ne olur? Bilmek mi daha ağırdır, yoksa bilmeden devam etmek mi? Sevdiğimize nereye kadar empati gösterebiliriz?
‘The Drama’ tam da bu soruların etrafında dolaşan bir yapım. Tatlı bir romantik komedi gibi başlasa da, senaryosu da elinden çıkan yönetmen Kristoffer Borgli’nin önceki işlerinden tahmin edebileceğimiz üzere usul usul gerilim kurulmaya başlıyor. Zendaya ve Robert Pattinson, düğünlerine günler kalmış Emma ve Charlie olarak karşımıza çıkıyor. Yakın arkadaşlarla geçirilen, birkaç kadehten sonra iyice samimileşen bir akşamda sohbet bir itiraf oyununa dönüşüyor. Başta kahkaha ya da utançla geçip gidecekmiş gibi duran bu sohbet, “Hayatında yaptığın en kötü şey ne?” sorusuyla birlikte bambaşka bir yere evriliyor. Emma’nın verdiği yanıt ise yalnızca gecenin değil, ilişkinin de dengesini değiştiriyor. Filmin çıkış noktası da tam burada belirginleşiyor: En yakın olduğumuz insan hakkında gerçekten ne kadar şey bilmek isteriz?
Filmin bundan sonrasında evlilik fikri romantik bir hayal olarak değil, insanın en karanlık taraflarıyla yüzleştiği bir eşik olarak ele alınıyor. Rahatsız edici sorular, aşk, bağlılık ve dürüstlük yeniden tartışmaya açılıyor. Kara mizah ile dramanın iç içe geçtiği filmin yapımcıları arasında ‘Midsommar’ ve ‘Beau Is Afraid’ ile tanıdığımız Ari Aster’ın bulunması da filmin tonuna dair güçlü bir ipucu veriyor. Borgli’nin yaklaşımı da zaten bunu destekliyor: Aşkı akıl, ahlak ve kabulle karşı karşıya getiren bir hikaye anlatmak.