Bundan 20 yıl önce genç ve idealist gazeteci adayı Andy, New York’un en prestijli moda dergilerinden Runway’e adım attığında kendini hiç bilmediği bir dünyanın içinde bulmuştu. Taş kalpli ve imkansıza yakın standartlarıyla tanınan efsane editör Miranda Priestly’nin asistanı olarak çalışmak, ona bu dünyanın kurallarını sert bir şekilde öğretti.
Bugün vizyona giren devam filminde Andy, kariyerinde ilerlemiş, dünyayı dolaşmış bir gazeteci olarak karşımıza çıkarken; Miranda değişen medya düzeninde varlığını sürdürmeye çalışan bir figüre dönüşüyor. Basılı yayıncılığın gerilemesi, dijitalleşmenin yükselişi ve güç dengelerinin yeniden kurulması, filmin ana çatışmasını oluşturuyor. Emily ise bu kez bambaşka bir konumda: Dior’da üst düzey bir pozisyonda, sistemin güçlü oyuncularından biri. Bir de üstüne milyarder bir figürle kurduğu ilişki ve Runway’i satın aldırma hedefi eklenince, bugünün Bezos çiftine benzerlikleri gözden kaçmıyor. Karakterlerin yollarının yeniden kesişmesi, geçmişte kurulan ilişkilerin bugünkü karşılığını sorgularken, odağı da gücün kimde toplandığına çeviriyor.
Filmin en büyük gücü, şüphesiz ana kadronun geri dönüşü. Meryl Streep, Anne Hathaway, Emily Blunt ve Stanley Tucci karakterlerine kaldıkları yerden güçlü bir şekilde hayat verirken; Kenneth Branagh, Simone Ashley, Justin Theroux ve Lucy Liu gibi yeni isimler kadroya katılıyor. Eski ve yeni kuşak arasındaki bu denge, filme hem nostaljik hem de güncel bir ton kazandırıyor.
Filmin neredeyse 2 ay önce başlayan basın turunu da en az hikayenin kendisi kadar konuştuk. Mexico City’den Tokyo’ya, Seul’den Şanghay’a uzanan prömiyerlerdeki stil seçimleri, karakterlerin devam eden bir uzantısı gibiydi. Moda bu anlatının parçası olmaya devam ederken renkli sahneler, eğlenceli diyaloglar ve bu karakterlerin bugünün dünyasında neye dönüştüğünü görmek üzere sinemaya gitme zamanı. Şeytan Marka Giyer 2’nin ekibi, bizleri beyaz perdede neyin beklediğini anlattı.
TOPUKLULARLA 16 SAAT GEÇİRMEK ÇOK ZORDU!
MERYL STREEP- MIRANDA PRIESTLY
“İlk film bu kadar başarılı olunca herkes hemen bir devam geleceğini düşündü ama açıkçası biz o kadar istekli değildik. Çünkü gerçekten soruyorduk: Üstüne ne koyabiliriz? Uzun süre herkes kendi yoluna gitti. Ta ki Aline Brosh McKenna bugünün dünyasında anlamlı olacak bir fikirle gelene kadar. Artık dergi dünyası bambaşka bir yerde; yayıncılık neredeyse çözülüyor ve herkes sistemi ayakta tutmaya çalışıyor. Bu da hikâyeye doğal bir gerilim katıyor.
Miranda’ya döndüğümüzde, onu hâlâ zirvede görüyoruz ama zemini kayıyor. Güçlü, kontrol sahibi ama aynı zamanda daha kırılgan. Yaş aldıkça insan filtresini biraz kaybediyor; o yüzden belki daha da sertleşmiş olabilir. Yine de işine olan tutkusu değişmedi. Onu oynamak zor değildi çünkü onu çok iyi tanıyorum ama o ayakkabılarla günde 16 saat geçirmek… İşte o gerçekten zordu.”
ESKİ ARKADAŞLARIMA KAVUŞMUŞ GİBİ OLDUM
ANNE HATHAWAY- ANDY SACHS
“Andy son 20 yılda kendine sadık kalmış biri. Hayatında bazı seçimler yaptı ve kendi yolunda ilerledi; bu da ona tatmin duygusu getirdi. Artık işinde daha özgüvenli, sistemin nasıl işlediğini bilen ve kendi alanında söz sahibi biri ama hâlâ birlikte çalışması keyifli, samimi bir karakter.
Bu ekiple yeniden bir araya gelmek benim için çok özel bir duyguydu; 20 yıl sonra daha olgun ve daha minnettar bir şekilde geri dönmek ve yeniden birlikte üretmek gerçekten çok anlamlıydı. Filmin yıllar boyunca izleyiciyle yaşamaya devam etmesini görmek de aynı şekilde; sanki eski bir arkadaşla yeniden karşılaşmak gibi. İnsanların onu sahiplenmesi ve kendi hayatlarına katması, bence hikâyenin hâlâ güncel kalmasının en önemli nedeni.”

BU FİLME ŞU AN İHTİYACIMIZ VAR
EMILY BLUNT- EMİLY CHARLTON
“Emily’yi oynamanın en keyifli yanı onun tamamen filtresiz olması. Biraz çılgın, her şeye sinirleniyor… Hatta havaya bile. Bu kadar kontrolsüz, zaman zaman kaba ama bir o kadar da kırılgan bir karakteri oynamak inanılmaz eğlenceli. Yirmi yıl sonra yeniden bir araya gelmek garipti ama aynı zamanda çok özeldi. Bu film hayatımı gerçekten değiştirdi. Stanley Tucci artık ailemden biri, çünkü kız kardeşimle evli. Meryl ile dördüncü filmim; sahnede adeta annem gibi. Anne ise sektörde tanıdığım ilk insanlardan biri. İlk film insanlar için bir tür mutluluk deposu gibi. İnsanlar ayrılık sonrası izliyor, uçakta izliyor, zor zamanlarda izliyor… Herkes için bir bağ kurma alanı. Şu anda da buna ihtiyacımız var: Tanıdığımız karakterlerle bir kaçış. ”

KURDUĞUMUZ DÜNYA HALA GÜNCEL
STANLEY TUCCI- NIGEL KIPLING
“Nigel’ı oynamayı her zaman çok sevdim; ilk film benim için gerçekten unutulmaz bir deneyimdi. Bence filmi özel kılan da tam olarak bu: Çok iyi kurulmuş bir hikâye olması. Aradan 20 yıl geçmesine rağmen karakterler çok gerçek, kurduğu dünya ise etkisini koruyor. Nigel’a geri döndüğümüzde onu yine bu dünyanın içinde buluyoruz. Her şey dijitalleşmiş olabilir ama o ayakta kalmayı başarıyor.
Bu role geri dönmenin en güzel yanı ise insanlarla yeniden bir araya gelmekti. Harika bir ekipti, yeni oyuncular da filme taze bir enerji kattı. Ve bence bu film özellikle sinemada izlenmeli; duygusal, komik ve birlikte deneyimlendiğinde çok daha keyifli.”

YAPIMIN GERÇEKLEŞMESİ MERYL STREEP’E BAĞLIYDI
DAVID FRANKEL- YÖNETMEN
“Aradan geçen 20 yılda dünya bambaşka bir yere gitti. İlk filmden kısa süre sonra iPhone çıktı ve her şeyin yönü değişmeye başladı; özellikle basılı medyanın ağırlığı giderek azaldı. Bu dönüşüm, bu karakterlere yeniden bakmak için güçlü bir neden yarattı.
Bizi cezbeden şey, bu değişimin karakterler üzerindeki etkisiydi. Miranda Priestly hâlâ zirvede ama kurduğu düzen eskisi kadar sağlam değil. Andy Sachs içinse mesele, yıllar sonra o dünyayla yeniden temas etmenin ne anlama geldiği. Hikâye biraz da kariyer uğruna verilen kararların ağırlığıyla ilgili.
Bu filmin gerçekleşmesi büyük ölçüde Meryl Streep’e bağlıydı. Onsuz düşünmedik. 2024’te onun, Anne Hathaway ve Emily Blunt ile birlikte sahneye çıkması, bu dünyaya duyulan ilginin hâlâ ne kadar canlı olduğunu gösterdi.
Bence bu hikayeyi ayakta tutan şey, duygularının herkes için tanıdık olması. Kariyerinin başındaki belirsizlik de, zirvede kalma baskısı da evrensel. O yüzden bu dünyaya geri dönmek bizim için de izleyici için de anlamlı.”
BU ROMANTİK OLMAYAN BİR AŞK HİKAYESİ
ALINE BROSH MCKENNA- SENARİST
“Bu film bu kez kitap uyarlaması değil. Lauren Weisberger’ın yarattığı karakterler merkezde olsalar da artık bambaşka bir dünyaları var; değişen dengeleri, yeni problemleri ve ilişkileri.
Miranda özünde aynı kalsa da zamanın ve kültürün etkisiyle evrilmiş biri. Andy ile Miranda arasındaki bağ ise her zaman hikayenin omurgasıydı. Standart bir patron-çalışan ilişkisi değil aralarındaki. İçinde bir gerilim var, sürtüşme var, öğrenme var. Andy Sachs için Miranda hem ürkütücü hem de yön tayin eden biri. Miranda Priestly ise Andy’de bir şey görüyor ama bunu asla açık etmiyor. Aralarındaki mesafe korunuyor, ama o mesafenin içinde tuhaf bir yakınlık var.
Yıllar sonra tablo değişiyor. Andy’nin ayakları yere daha sağlam basıyor, Miranda ise değişen düzenin içinde yerini korumaya çalışıyor. Roller hafifçe kayıyor. O yüzden bu hikaye sadece moda değil. Zamanla neye dönüştüğümüzle, birbirimizin hayatında nasıl iz bıraktığımızla ilgili. Romantik olmayan bir aşk hikayesi gibi de diyebiliriz, mesafeli ama etkisi uzun süren.”
MODA RUNWAY’DEN SORULUR
İlk film Paris Moda Haftası’na uzanmıştı; bu kez rota Milano, Prada’nın doğduğu, İtalyan modasının merkezi. Da Vinci’nin eşsiz eseri ‘The Last Supper’a ev sahipliği yapan Santa Maria delle Grazie’nin iç mekanı, Roma’dan gelen bir ekiple neredeyse birebir ölçekte stüdyoda inşa edilmiş… Defile ise Accademia di Brera’da gerçekleşiyor; Duomo yerine buranın seçilmesi hem daha kontrollü bir alan yaratmış hem de filmin sürprizlerini saklamasına imkan tanımış. Film ve sürprizler derken, Lady Gaga filmde kısa bir rolle yer alırken, Doechii ile birlikte yaptığı ‘Runway’ parçası soundtrack’in bir parçası. Moda notlarına gelirsek: Donatella Versace Milano’daki bir sahneyle hikayeye dahil olurken, Naomi Campbell de Meryl Streep’in canlandırdığı Miranda Priestly’nin yanında, Milano Moda Haftası sırasında çekilen Dolce & Gabbana 2026 İlkbahar-Yaz defilesinde karşımıza çıkıyor. Anna Wintour’un ise görüşleriyle kamera arkasında etkili olduğu konular olmuş. Ayrıca Vogue’nun bu hafta yayınlanan son sayısının kapağında Streep ve Wintour birlikte yer alırken ne giyiyor olabilirler? Tabii ki Prada!