Biraz başa sararsak, müziğe olan ilginizi ilk ne zaman keşfettiniz?
Müziğe olan ilgim sanırım kendimi bildim bileli vardı. Annemin orgu, ninni yerine duyduğum Türk sanat müziği ve sürekli şarkı söylememi isteyen teyzelerim… Küçük yaşta gitarla tanışmam, enstrümanlarla oynamam ve kendi melodilerimi yaratmam, müziğin benim için bir ifade biçimi olduğunu fark etmeme yol açtı. Bu süreç, sadece şarkı söylemek ya da çalmak değildi. Bu duygu içimdeki hisleri dışa vurmak ve yaşadıklarımı, gözlemlediklerimi başkalarına hissettirmek için bir araç oldu. O yüzden müzik, benim için hem terapi hem keşif alanı oldu her zaman.
O günden bugüne müziğinizin bir değişim ve dönüşüm içerisine girdiğini düşünüyor musunuz? Yoksa her zaman aynı çizgide devam etmek sizin için bir konfor alanı oluşturur mu?
Müziğim hiç sabit kalmadı, kalıplara sıkışmadı. Küçüklükten beri Türk halk müziğinden arabeske, metalden elektronik müziğe kadar çok farklı tarzlar dinledim; bu çeşitlilik doğrudan üretimime yansıdı. Her şarkıda farklı bir yanımı göstermek, farklı bir his yaratmak istiyorum. Aynı çizgide kalmak bana konfor sağlamazdı; aksine, özgür olmak ve yeni dünyalar keşfetmek üretimimde motivasyonun temel kaynağı oldu. Bu yüzden şarkılarım zaman içinde hep bir evrim geçirdi, ama özünde hep samimi ve duygu odaklı.

Müzik kariyerinizde bir dönüm noktası olduğunu düşündüğünüz anlar var mı?
Kesinlikle birkaç kritik an oldu. ‘Olmazlara İnat’ bunlardan ilki; çıkışı sonrasında beklediğim ilgi yoktu ama zamanla milyonlara ulaştı ve bu bana, kalpten yapılan işlerin değerinin er ya da geç ortaya çıktığını gösterdi. Bir diğer dönüm noktası ise bağımsız olarak yayımladığım ‘Beni Bi Gör Artık’ oldu; ilk kez kendi tarzımı ve sesimi büyük bir kitleye gösterebilmiş olmak, üretmeye devam etme motivasyonumu çok güçlendirdi. Bu süreçler bana sabır ve inancı öğretti.
Peki, gelelim yeni şarkınıza. 'Beni Yalanlara Sar'ın hikayesi nedir?
‘Beni Yalanlara Sar’, aslında bir duygunun içinden sessizce çıkmaya çalışırken yazdığım bir şarkı. Bazen bir ilişkide gerçekten sevilmediğini fark etmek için çok geç kalıyorsun; ama o fark ediş anı hem çok acı hem de çok öğretici oluyor. Bu şarkı da tam o dönemin içinden doğdu.
Kendimle yüzleştiğim, “Ben nerede duruyorum?” diye sorduğum anlarda ortaya çıktı diyebilirim. İçindeki kırgınlıkla dışarıdaki dünyanın ağırlığı birleşince, kendiliğinden akan bir şarkı oldu.
Üretim sürecinizde nasıl bir dünyanın içine çekiliyorsunuz?
Yazarken çoğu zaman kendi yaşadıklarım ve çevremde gözlemlediğim insanların hislerinden yola çıkıyorum. Üretim süreci boyunca kafamda küçük bir evren kuruyorum; melodiler, sözler, ritimler bu evrende birbirini besliyor. Şarkı orada hayat buluyor, şekilleniyor ve tamamlandığında bana da dinleyiciye de dokunacak hale geliyor. Bu süreç benim için yaratıcı bir deneyim ve duygusal bir yolculuk çoğunlukla.
Sizce bu şarkı dinleyicilere ne hissettirecek?
Şarkının enerjisi aslında çok yüksek değil; daha çok insanı geçmişe götüren, güvenli bir his yaratan bir yanı var. Bir yandan kırgınlık diğer yandan da o duygunun tanıdıklığı sayesinde insana tuhaf bir şekilde ‘güvende’ hissettiren bir atmosferi var. Dinleyenin kendi hikâyesine dönüp küçük bir yolculuk yapmasına alan açan bir enerji diyebilirim.
Sanıyorum yoğun bir çalışma süreci içindesiniz. Dinleyicilerinizi yakın dönemde neler bekliyor?
Artık uzun aralar vermeyeceğim. Önümüzde peş peşe şarkılar ve ardından konserler var. Dinleyicilerimle artık özlem gidermeyi konuşacağız. Ayrıca üretimde farklı tarzları denemeyi seviyorum. Her şarkıda farklı bir yanımı göstereceğim, dinleyicileri sürprizlerle dolu bir dönem bekliyor.
