33’üncü İstanbul Caz Festivali, 30 Haziran’da başlayacak ve şehrin her noktasında iki hafta boyunca caz müziğinin tınıları yükselecek. Harun İzer’in direktörlüğünde, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) düzenlediği festivalin, Marcus Miller’dan Robert Plant’e, Arooj Aftab’dan Thee Sacred Souls’a uzanan bir programı var. Festivalin en sevilen geleneklerinden ‘Caz Vapuru’ da 12 Temmuz’da Boğaz’a açılarak müzikseverlere İstanbul manzarası eşliğinde unutulmaz bir gün yaşatacak. Ayrıca, Yaşam Boyu Başarı Ödülü, Türk ezgilerini cazla harmanladığı özgün müziğiyle uluslararası alanda Türkiye’yi başarıyla temsil eden Senem Diyici’ye sunulacak. Ayrıntıları İzer’le konuştuk.
33 yıldır düzenlenen İstanbul Caz Festivali bugün geldiği noktada nasıl bir kimliğe sahip? Siz festivalin ruhunu nasıl tanımlarsınız?
Bir festivalin karakterini belirleyen etkenler çok çeşitli olabiliyor; gerçekleştiği ülke ve şehir, şehrin yapısı ve mekânları, müzik tarzı, seyircinin ilgisi, ekibin vizyonu ve tabii ki festivalin geçmişi. İstanbul Caz Festivali için de bütün bunlar etkenler arasında. İlk yıllarından bu yana festivalimizin kimliği değişmekle birlikte özünde koruduğu çok önemli noktalar var. Başta cazın yaratıcı, özgür, yenilikçi ruhu festivalin hep içinde; şimdi de bize yön vermeye, ışık tutmaya devam ediyor. Programımızda çok önemli isimlere yer verdiğimiz kadar, yeni keşiflere, ücretsiz etkinliklere ve caz sanatının gelişmesini destekleyen programlara da alan açıyoruz. Bu açıdan festivalin kimliğini renkli ve çok yönlü, bir geleneği yaşattığı kadar yeniliklere de açık bir şehir festivali olarak tanımlayabilirim. Tabii ki dönemin zorlukları, ekonomik şartlar da işin içinde. Bunlar festival kimliğini belirlemese de etki ediyor. Bu açıdan da şanslı bir festival olduğumuzu düşünüyorum; tam 29 yıldır festivalimizin sponsoru olan Garanti BBVA’nın ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleri başta olmak üzere çok sayıda destekçi ve sponsorumuzun varlığı bizi canlı tutuyor.
EVRENSEL BİR KÜLTÜR ALANI
Festivalde cazın yanı sıra soul, dünya müziği ve elektronik etkileri olan projeler de yer alıyor. Bu çeşitlilik festivalin vizyonunda nasıl bir rol oynuyor?
‘Caz Festivali’ ifadesi bizim en temel belirleyicilerimizden. Diğer taraftan günümüzde müziğin evrensel bir kültür alanı olduğunu ve bunu kategorilere ayırmanın giderek anlamını yitirdiğini de unutmamak lazım. Caz müziğinin bile kendi içindeki farklı tarzları çok değişik yerlere uzanıyor, kimi zaman bunu yapan müzisyenler bile “Bizi caz müzisyeni diye sınırlamayın” diyorlar. Günümüzde müzikte sınırlar giderek muğlaklaşıyor, müzisyenler aynı anda birkaç tarza girebilecek işleri rahatlıkla bir arada sunabiliyorlar. Mesela bu yılki programımızdan Arooj Aftab, bu açıdan en güzel örneklerden. Köklerini doğudan alan ama şu anda New York’ta yaşayan bu isim, ‘spiritual jazz’ diyebileceğimiz bir tarzın içinde ama öte yandan çok farklı müzik tür ve duygularına aynı anda hitap edebiliyor. Diğer taraftan festivalimizde diğer müzik türlerine de sıkça ve genişçe yer verebiliyoruz. Güncel müzikteki gelişmeleri, dünya kültürüne etki eden başarılı veya yeni projeleri, bir kültür başkenti olan İstanbul’un seyircisine sunmak da festivalimizin bir özelliği. Örneğin efsanevi rock müzisyeni Robert Plant, bu yıl Saving Grace projesi ile festivalde yer alacak. Bir başka Amerikalı grup, 1960’ların soul ve R&B tarzını günümüze o dönemin estetiğini de kaybetmeden başarıyla taşıyan Thee Sacred Souls, bu açıdan çok güzel bir örnek. İstanbul Caz Festivali olarak bu çeşitlilik bizim her zaman tercih ettiğimiz bir şey.
Özellikle Caz Vapuru etkinliği yıllardır festivalin en sevilen geleneklerinden biri. Bu etkinliği farklı kılan nedir?
Caz Vapuru, festivalin tematik etkinliklerinden biri; biraz İstanbul’a özgü, “Sadece İstanbul’da yaşanır” dediğimiz işlerden. Bu kapsamda ‘Parklarda Caz’ konserlerimizi veya ‘+1’li Gece Gezmesi’ni de sayabiliriz. Ama tabii ‘Caz Vapuru’nun yeri ayrı. Özellikle İstanbul Boğazı’nda ve şehrin doğal ulaşım araçlarından olan Şehir Hatları vapurlarından birinde gerçekleştirdiğimiz bu etkinliğimiz yıllardır devam etmekte. Bazı yıllarda ara verdiğimiz de oldu ama festival ve şehir sakinlerinin de İstanbul Caz Festivali deyince hep hatırladığı etkinliklerin başında geliyor. Dediğim gibi, bunun başta gelen sebebi de bunların gerçek anlamda İstanbul Caz Festivali’ne, İstanbul’a özgü işler olması sanırım.