Keskin diyalogları, beklenmedik ters köşeleri ve nefes aldırmayan akışıyla ‘Industry’nin dünyasına bir kez daha hoş geldiniz. Üçüncü sezon, Pierpoint’in satışı, Londra işlem katının kapanması ve karakterlerin farklı yönlere savrulmasıyla bitmişti. Bu hafta başlayan yeni sezonunda dizi, hikayesini yeni bir eksene taşıyor. Harper artık kendi fonunu yönetiyor; hızlı kararlar, kısa vadeli yatırımlar, yüksek risk-kazanç peşinde. Yasmin ise evlilik, statü ve güç arasında sıkışmış durumda. Start-up’ı Lumi çöktükten sonra siyasete giren ve orada da hüsrana uğrayan bağımlı kocası Sir Henry Muck’ı ayağa kaldırmanın yollarını arıyor. Harper fonda aradığını bulamıyor ve eski mentoru Eric’i emeklilikten geri çağırıyor. Tüm ilişkiler ağı, Tender adlı bir fintech şirketi etrafında yeniden kuruluyor. HBO Max’te yayında olan dizinin yaratıcıları Mickey Down ve Konrad Kay, ardından Harper Stern rolünde ortalığı yakıp kavuran Myha’la ile bu heyecanlı yeni sezonu konuştuk.
Sürükleyici, rahatsız edici ama keyif verici bir sezon
Yeni sezonda izleyicileri nasıl sürprizler bekliyor?
MICKEY DOWN: Sürpriz şu: Dizi, bildiğiniz Industry’nin DNA’sını ve karakterlerini koruyarak kendini yeniden icat ediyor. Hala Conrad ve benim yazdığımız bir dizi, aynı ilişkiler, ilk üç sezonun temposu ve enerjisi var. Ama Pierpoint ortamını geride bırakmış olmamız ve hikayeye daha belirgin bir finansal gerilim unsuru eklememiz nedeniyle bazı açılardan farklı bir dizi gibi hissettiriyor. İlk üç sezonun atmosferi korunuyor ama anlatı daha itici, daha sürükleyici.
Peki, bu sezonun hangi yönü sizi yaratıcıları olarak zorladı?
M.D.: Dördüncü sezon, Industry için bir tür yeniden icat süreciydi. Üçüncü sezonun sonunda herkesi satranç tahtasında gibi bilinçli olarak dağıtmış, merkezi yapıyı kırmıştık. Dizi neredeyse doğal bir sona gelmiş gibiydi. Bu yüzden yeni bir merkez, yeni koşullar ve farklı bir anlatı yapısı kurmak yaratıcı açıdan en büyük meydan okumaydı. Ancak bu zorluk aynı zamanda bir fırsata dönüştü.
KONRAD KAY: İlk sezon daha çok genç insanların finans dünyasına adım atışını anlatıyordu. Dördüncü sezonda ise Industry’nin içine, bilinçli olarak bir “Truva atı” gibi, komplo-gerilim tonunu yerleştirdik. Aslında yazmak istediğimiz tür buydu; finans dünyasını bu kez doğrudan bir gerilim ve güç oyunları alanı olarak ele aldık.
Dördüncü sezona baktığımızda, dizi sanki artık finanstan çok, güce uzun süre maruz kalmanın insanlara ne yaptığıyla mı ilgileniyor?
M.D.: Bu yorum çok isabetli. Industry başından beri güçle ilgiliydi. İlk sezonda gücü olmayan insanların ona ulaşma çabasını izliyorduk; dördüncü sezonda ise artık güce sahip olan karakterlerin bununla ne yaptığına bakıyoruz. Bu güç onları özgürleştiriyor mu, yozlaştırıyor mu, yoksa daha sofistike bir hapishaneye mi kapatıyor? Dizi hâlâ finansın içinde; merkezde Harper’ın yönettiği bir hedge fonu var. Ama artık finansın siyasetle, medyayla ve kapitalist sistemle kurduğu ilişkiyi, otoriterleşmeyi ve insanların bunu nasıl meşrulaştırdığını daha doğrudan inceliyoruz. İzleyici için sürükleyici, rahatsız edici ama keyifli bir sekiz saat olmasını umuyoruz.

Bir süre bankacılık yaptığınızı biliyoruz. Yazarken de finans konusunda uzmanlaştığınızı düşünüyor musunuz?
M.D.: Kesinlikle hayır. Açıkçası kariyerimize finans sektöründe başlamış olsak da, şu anda oradan ayrılmış olmamıza rağmen finansla daha çok ilgileniyorum. Ama beni ilgilendiren şey, yatırım bankacılığının teknik detayları hiç olmadı. Matematikçi değilim, Excel kullanmayı da pek bilmiyorum. Beni asıl cezbeden şey, finansal kurumların birbirlerine ve dünyaya sattıkları hikâyeler. Finans, kültürümüzün ve ekonomimizin kaçınılmaz bir parçası ve çoğu insan bunun derinlemesine her şeye ne kadar bağlı olduğunun farkında değil.
K.K.: Dürüst olayım, bu işi fiilen yaparken de pek bir şey bilmiyordum. Şimdi belki yüzde beş daha fazla biliyorumdur. Ama dediğimiz gibi, çağdaş bir dizi yazıyoruz ve yaşadığımız dünyadan besleniyoruz. Finans, günümüz dünyasının dili gibi. Bazı oyuncular bu dizi sayesinde finans hakkında bir şeyler öğrendiklerini söylüyor, bazılarıysa bunu tamamen yabancı bir dil gibi gördüklerini.
Sevgi ve nefret: Madalyonun iki yüzü
MYHA’LA / HARPER STERN
Spoiler vermeden o ayna sahnesiyle başlamak istiyorum. Harper’ın kendi gücüyle ve kimliğiyle yüzleştiği bir an gibiydi. Bu sahne bir oyuncu olarak size ne ifade ediyor?
Bu sahne benim için çok sarsıcıydı. Harper’ın gücü ilk kez bu kadar somut, bedensel ve görünür hale geliyor. Gücün ilkel, bedene ve cinselliğe bağlı bir enerji olduğunu hissettim. O anı kamerayla yaşamak, özellikle erkek gücüyle kıyaslanabilir bir gücü bedende taşımak, dönüştürücü oldu. Çekim boyunca ben de Harper gibi adeta şoktaydım; onun adına böyle bir eşiği geçmek çok özeldi.
Biri “Diziyi yeni keşfettim, birinci bölümden başladım” dediğinde ne hissediyorsunuz?
Bence diziyi baştan izleyip dördüncü sezona gelmek çok güçlü bir deneyim, çünkü Industry her sezon ciddi biçimde dönüşüyor. Dördüncü sezondan girip dizinin ne kadar iyi olduğunu fark edebilirsin ama karakterlerle gerçek bağı kuramazsın. Birinci sezondan başlarsan onları hem seversin hem de onlardan nefret edersin. Hep söylediğim şey şu: Sezon 1, bölüm 4’e kadar dayan. Dizi orada seni yakalıyor. Dördüncü sezon dizinin özünü taşıyor ama o noktaya gelmek biraz sabır istiyor.

Harper ve Yasmin arasındaki ilişki gerçek bir bağa dayanıyor ama sürekli bir gerilim ve rekabet de var. Bu sezon bu dengeyi oynamak hakkında ne düşünüyorsunuz?
Artık bu “düşman-dost/frenemy” dengesini bilinçli olarak oynamıyoruz; üç sezonluk geçmiş, bedenimize ve hafızamıza işlemiş durumda. Harper ve Yasmin’in ilişkisi hep uçurumun kenarında gibi. Bir an birbirlerine sarılabilirler, bir an sonra her şey yıkıcı bir noktaya varabilir. Sevgi ve nefret aynı madalyonun iki yüzü. Bir şeyi gerçekten önemsiyorsan hem sevebilir hem nefret edebilirsin; kayıtsızlık varsa ilişki de yoktur. Onların bağı tam olarak buradan besleniyor.
BAĞ KURMA ÇABASI
3.sezon sonunda Eric Tao, işini kaybetmiş ama 20 milyon dolarlık çıkış paketiyle emekliliğe yol almıştı. Ancak Harper’ın daimi mentörü olarak, emeklilikten geri dönüyor. Eric’i canlandıran Ken Leung’a göre: “Bu sezon Eric’in asıl meselesi, hayatı boyunca ihmal ettiği kızıyla bir bağ kurmaya çalışması. Kızının, tüm bunlara rağmen, onun en kötü yanlarına benzemeye başlaması da onu derinden sarsıyor. Harper’la kurduğu bağın kaynağı da kısmen bu. Aynı dili konuşuyorlar ve Harper, Eric’i kimsenin anlamadığı bir yerden anlıyor.”
KADRO YENİ İSİMLERLE GENİŞLEDİ
Başrollerde Myha’la ve Marisa Abela’ya, Ken Leung, Miriam Petche, Sagar Radia, Amy James-Kelly, Roger Barclay, Andrew Havill, Jack Farthing, Stephen Campbell Moore, Claire Forlan ve Edward Holcroft eşlik ediyor.
Game of Thrones’un Jon Snow’u, öldü diye arkasından mevlitler okutulacak kadar sevilen Kit Harington, bu sezon da Industry’ye devam ediyor ve inanın Lord Snow’u unutturacak kadar iyi bir performans sergiliyor. The Handmaid’s Tale’den Nick olarak tanıdığımız Max Minghella, Tender’ın başında, hikayenin merkezine yerleşiyor. Stranger Things’ten bileceğiniz Charlie Heaton, araştırmacı gazeteci olarak diziye katılırken; Ted Lasso’dan Toheeb Jimoh da yeni katılanlardan. Mad Men’de Don Draper’ın küçük kızı olarak tanıdığımız Kiernan Shipka büyümüş, bu entrikalı finans evreninin bir parçası olmuş, başarılı oyuncu Kal Penn de kadroya katılan yeni bir isim.